Karın Migreni: Karmaşık Bir Durumu Anlamak

Karın migreni, özellikle çocukları etkileyen, ancak yetişkinlerde de görülebil bir migren türüdür. Karın migreni, tekrarlayan karın ağrısı ataklarıyla karakterizedir, sıklıkla bulantı ve kusma da eşlik eder.

Haber Merkezi / Diğer migren türleri kadar yaygın olarak bilinmese de, karın migrenini anlamak, etkili yönetim ve tedavi için çok önemlidir.

Karın migreni nedir?

Karın migreni, genellikle göbek çevresinde yerleşen şiddetli karın ağrısıyla kendini gösteren tekrarlayan bir rahatsızlıktır. Ağrı bir saatten birkaç güne kadar sürebilir ve sıklıkla mide bulantısı, kusma, iştahsızlık gibi belirtilerle birlikte görülür. Karın migrenleri, tipik migrenlerden farklı olarak genellikle baş ağrısı semptomlarını içermez ve bu da teşhisini zorlaştırır. Bu durum en sık çocuklarda, özellikle ailesinde migren öyküsü olanlarda görülür, ancak yetişkinleri de etkileyebilir.

Nedenleri:

Bulaşıcı/çevresel nedenler: Karın migreninin kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bazı enfeksiyon etkenleri ve çevresel faktörler rol oynayabilir. Viral gastroenterit gibi gastrointestinal enfeksiyonlar, duyarlı bireylerde karın migreni ataklarını tetikleyebilir. Ayrıca hava değişiklikleri veya güçlü kokulara maruz kalma gibi çevresel faktörler de semptomların başlamasına katkıda bulunabilir.

Genetik/otoimmün nedenler: Karın migreninin gelişiminde genetik yatkınlık önemli bir faktördür. Ailesinde migren öyküsü olan çocukların karın migreni geçirme olasılığı daha yüksektir. Bazı araştırmalar, otoimmün rahatsızlıkların da karın migreniyle bağlantılı olabileceğini öne sürüyor; ancak kesin bir bağlantı kurmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.

Yaşam tarzı ve beslenme faktörleri: Beslenme ve yaşam tarzı tercihleri ​​karın migreni ataklarının sıklığını ve şiddetini önemli ölçüde etkileyebilir. Çikolata, eski peynirler ve işlenmiş etler gibi bazı yiyeceklerin migreni tetiklediği biliniyor. Ayrıca düzensiz beslenme, susuz kalma ve uyku eksikliği de semptomları kötüleştirebilir. Stres ve kaygı da mide-bağırsak rahatsızlıklarına yol açabildiğinden karın migrenine sıklıkla katkıda bulunur.

Belirtileri:

Şiddetli karın ağrısı: Genellikle kramp veya kolik şeklinde tarif edilir, çoğunlukla göbek deliği çevresinde yer alır.
Bulantı ve kusma: Birçok kişide şiddetli bulantı görülür ve bu durum kusmaya yol açabilir.
İştahsızlık: Etkilenen kişiler, atak sırasında yemek yemek istemeyebilirler.
Solukluk: Bazı kişilerde atak sırasında solukluk görülebilir veya cilt renginde değişiklik olabilir.
Yorgunluk: Bir olaydan sonra, insanlar genellikle yorgun veya uyuşuk hissederler.

Tedavisi:

Karın migreni tedavisi genellikle ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişikliklerinin bir kombinasyonunu içerir. Yaygın tıbbi tedaviler şunlardır:

Ağrı kesici ilaçlar: İbuprofen veya parasetamol gibi reçetesiz satılan ağrı kesiciler karın ağrısını hafifletmeye yardımcı olabilir.
Antiemetikler: Ondansetron gibi bulantı ve kusmayı kontrol altına alan ilaçlar, bulantı atağı sırasında faydalı olabilir.
Önleyici ilaçlar: Sık sık karın migreni yaşanıyorsa, sağlık uzmanları beta-blokerler veya trisiklik antidepresanlar gibi önleyici ilaçlar reçete edebilir.

İlaçlara ek olarak, birkaç farmakolojik olmayan tedavi karın migrenini yönetmeye yardımcı olabilir:

Beslenme değişiklikleri: Alevlenmelere neden olan yiyecekleri belirlemek ve bunlardan kaçınmak, atakların sıklığını önemli ölçüde azaltabilir. Bir beslenme günlüğü tutmak, belirli tetikleyicileri belirlemenize yardımcı olabilir.
Yaşam tarzı değişiklikleri: Düzenli egzersiz, yeterli sıvı alımı ve düzenli bir uyku programı genel refahı iyileştirebilir ve migren sıklığını azaltabilir.
Alternatif tedaviler: Bazı insanlar akupunktur, biyofeedback veya gevşeme teknikleriyle rahatlama buluyor.

Karın migreni hakkında sıkça sorulan sorular:

Karın migreninin başlıca belirtileri nelerdir? Karın migreni, şiddetli karın ağrısı, bulantı, kusma, iştahsızlık ve yorgunlukla karakterizedir. Ağrı genellikle kramp tarzında olup göbek çevresinde lokalizedir.

Karın migreni nasıl teşhis edilir? Tanı, hastanın öyküsünün alınması ve fizik muayenenin de dahil olduğu kapsamlı bir klinik değerlendirmeyi gerektirir. Diğer durumları ekarte etmek için tanı testleri yapılabilir.

Karın migreni için hangi tedaviler mevcuttur? Tedavi seçenekleri arasında ağrı kesici ilaçlar, kusmayı önleyici ilaçlar ve koruyucu ilaçlar yer alır. Semptomların yönetilmesinde yaşam tarzı ve beslenme değişiklikleri de önemlidir.

Karın migreni yetişkinlerde de görülebilir mi? Evet, karın migreni çocuklarda daha sık görülse de yetişkinlerde, özellikle migren öyküsü olanlarda da görülebilir.

Karın migrenini önlemeye hangi yaşam tarzı değişiklikleri yardımcı olabilir? Dengeli beslenmek, bol su içmek, stresi yönetmek ve düzenli egzersiz yapmak karın migreni sıklığını azaltmaya yardımcı olabilir.

Karın migrenini tetikleyen özel yiyecekler var mı? Yaygın tetikleyici gıdalar arasında çikolata, eski peynirler, işlenmiş etler ve MSG içeren gıdalar bulunur. Bir beslenme günlüğü tutmak kişisel tetikleyicileri belirlemenize yardımcı olabilir.

Karın migreni için ne zaman doktora başvurmalıyım? Şiddetli karın ağrınız varsa ve bu ağrı geçmiyorsa, susuz kalma belirtileri gösteriyorsanız veya kusmuk ya da dışkınızda kan varsa derhal tıbbi yardım alın.

Karın migreni komplikasyonlara yol açabilir mi? Evet, tedavi edilmeyen karın migrenleri kronik karın ağrısına, beslenme eksikliklerine ve kaygı gibi psikolojik sorunlara yol açabilir.

Karın migreni kalıtsal mıdır? Evet, karın migreninin genetik bir bileşeni vardır ve ailesinde migren öyküsü olan kişilerde risk daha yüksektir.

Karın migreni olan kişilerin uzun vadeli görünümü nedir? Birçok çocukta karın migreni zamanla ortadan kalkar, ancak bazılarında bu ataklar yetişkinlikte de devam edebilir. Erken teşhis ve etkili tedavi yaşam kalitesini artırabilir.

Paylaşın

Çok Fazla Probiyotik Alındığında Ne Olur?

Probiyotikler, sadece sindirime yardımcı olmakla kalmayıp aynı zamanda bağışıklığı güçlendiren ve cilt sağlığını iyileştiren bağırsak sağlığı süper kahramanları olarak kabul edilir.

Haber Merkezi / Probiyotikler sağlığa birçok yönden fayda sağlayabilen canlı bakteriler ve mayalardır. İyi ve kötü bakterilerin bir karışımından oluşan geniş bağırsak mikrobiyotasında, probiyotik takviyeleri mevcut yararlı mikrop stokunu tamamlar. Ayrıca “kötü” bakterilerle savaşır ve enfeksiyonlara karşı bağışıklığı güçlendirir.

Peki çok fazla probiyotik alındığında ne olur?

Çok fazla probiyotik almak genellikle ciddi sağlık sorunlarına yol açmaz, ancak bazı yan etkiler görülebilir:

Sindirim sorunları: Aşırı probiyotik tüketimi ishal, şişkinlik, gaz veya karın kramplarına neden olabilir. Bağırsak florası ani değişikliklere tepki verebilir.

Bağışıklık sistemi tepkisi: Nadiren, bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde (örneğin, kemoterapi hastaları veya immün yetmezlik durumları) probiyotik bakteriler enfeksiyona yol açabilir.

Metabolik yük: Aşırı probiyotik, bağırsaklarda fermantasyon artışı yaratabilir, bu da kısa zincirli yağ asitlerinin fazla üretimine ve rahatsızlığa sebep olabilir.

Denge bozulması: Bağırsak mikrobiyotasındaki dengenin bozulması, faydalı bakterilerin aşırı çoğalmasına ve bazı yararlı türlerin baskılanmasına neden olabilir.

Paylaşın

Kiloyu Etkileyen Dokuz Hormon

Vücutta önemli etkilere sahip olan hormonlar, kan yoluyla organlara, kaslara ve diğer dokulara sinyaller taşıyarak farklı işlevleri koordine etmeye yardımcı olan kimyasal habercilerdir. 

Haber Merkezi / Hormon seviyelerinin, vücudun süreçlerinin dengeli bir şekilde işlemesine izin vermek için belirli bir aralıkta tutulması gerekir.

Sağlıklı besleniyor, egzersiz yapıyor ve hala inatçı kilolarla mı uğraşıyorsunuz ? Nedeni hormonal dengesizlik ve kilo alımı olabilir.

Kilo üzerinde etkili olan 9 ana hormon:

İnsülin: Pankreastan salgılanır, kan şekerini düzenler. Yüksek insülin seviyeleri yağ depolanmasını teşvik edebilir, özellikle karbonhidrat ağırlıklı diyetlerde.

Leptin: Yağ hücreleri tarafından üretilir, tokluk hissini beyne iletir. Leptin direnci obezitede sık görülür ve iştah kontrolünü zorlaştırır.

Grelin: Mide tarafından salgılanır, açlık hissini artırır. Yemek öncesi seviyeleri yükselir, yemek sonrası düşer.

Kortizol: Stres hormonu olarak bilinir, böbreküstü bezlerinden salgılanır. Kronik stresle artan kortizol, karın bölgesinde yağ birikimini teşvik edebilir.

Tiroid Hormonları (T3 ve T4): Tiroid bezinden salgılanır, metabolizma hızını düzenler. Hipotiroidizm (düşük tiroid hormonu) kilo alımına neden olabilir.

Adrenalin: Böbreküstü bezlerinden salgılanır, enerji harcamasını artırır ve yağ yakımını teşvik edebilir, ancak kısa süreli etkilidir.

Östrojen: Kadınlarda yumurtalıklardan salgılanır. Östrojen dengesizlikleri (yüksek veya düşük) yağ dağılımını ve kilo alımını etkileyebilir.

Testosteron: Erkeklerde testislerden, kadınlarda az miktarda yumurtalıklardan salgılanır. Düşük testosteron kas kütlesini azaltarak metabolizmayı yavaşlatabilir.

Glukagon: Pankreastan salgılanır, kan şekerini yükseltir ve yağ yakımını teşvik eder. İnsülinle ters çalışır.

Paylaşın

Abetalipoproteinemi: Nadir Görülen Bir Genetik Hastalık

Abetalipoproteinemi, kan dolaşımında yağları ve yağda çözünen vitaminleri taşıyan lipoproteinlerin oluşumu için gerekli bir protein olan apolipoprotein B’nin (ApoB) eksikliği ile karakterize otozomal resesif bir hastalıktır.

Haber Merkezi / Bu eksiklik bağırsaklarda ve karaciğerde lipid birikimine yol açarak diyet yağlarının ve temel besin öğelerinin emilimini bozar. Hastalığın tanısı genellikle çocukluk çağında konulsa da, belirtiler kişiden kişiye büyük farklılık gösterebilir.

Nedenleri:

Bulaşıcı/çevresel nedenler: Şu anda abetalipoproteineminin gelişimiyle doğrudan ilişkili bilinen bir enfeksiyöz etken veya çevresel faktör yoktur. Hastalığın esas olarak genetik olduğu ve oluşumunda çevresel faktörlerin önemli bir rol oynamadığı bilinmektedir.

Genetik/otoimmün nedenler: Abetalipoproteinemi, mikrozomal trigliserit transfer proteinini kodlayan MTTP genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. Bu protein bağırsaklarda ve karaciğerde lipoproteinlerin toplanması ve salgılanması için önemlidir. Bu durum otozomal resesif bir şekilde kalıtılır; yani bir bireyin hastalığı geliştirmesi için mutasyona uğramış genin iki kopyasını (her bir ebeveynden birer tane) miras alması gerekir.

Yaşam tarzı ve beslenme faktörleri: Yaşam tarzı ve beslenme faktörleri abetalipoproteinemiye neden olmaz ancak semptomları şiddetlendirebilir. Bu rahatsızlığa sahip kişiler, semptomlarını yönetmek ve komplikasyonları önlemek için sıkı bir diyete uymalıdır. Sağlığınızı korumak için yağ oranı düşük, temel besin maddeleri açısından zengin bir beslenme düzenine sahip olmak çok önemlidir.

Belirtileri:

Yağ emilimi bozukluğu: Bu durum ishal, steatore (yağlı dışkılama) ve kilo kaybına yol açar.
Beslenme eksiklikleri: Yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K) eksikliği çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir.
Büyüme geriliği: Çocuklarda büyüme ve gelişmede gecikme görülebilir.
Nörolojik belirtiler: Bunlara kas güçsüzlüğü, koordinasyon sorunları ve bilişsel güçlükler dahil olabilir.

Tedavisi:

Besin takviyeleri: Eksikliklerin önlenmesi amacıyla sıklıkla yüksek dozda yağda eriyen vitaminler (A, D, E, K) reçete edilir.
İlaçlar: Bazı durumlarda yağ emilimine yardımcı olan ilaçlar düşünülebilir.
Beslenme değişiklikleri: Düşük yağlı bir beslenme düzenine geçmek ve sindirimi daha kolay olan orta zincirli trigliseritleri (MCT) beslenmenize dahil etmek önemlidir.
Yaşam tarzı değişiklikleri: Hastalığın yönetimi için beslenme durumunun düzenli olarak izlenmesi ve diyet önerilerine uyulması çok önemlidir.

Abetalipoproteinemi hakkında sıkça sorulan sorular:

Abetalipoproteinemiye ne sebep olur? Abetalipoproteinemi, vücudun yağları ve yağda çözünen vitaminleri taşıma yeteneğini etkileyen MTTP genindeki mutasyonlardan kaynaklanır.

Abetalipoproteineminin belirtileri nelerdir? Yaygın semptomlar arasında yağ emiliminde bozukluk, beslenme yetersizlikleri, büyüme geriliği ve nörolojik sorunlar yer alır.

Abetalipoproteinemi nasıl teşhis edilir? Tanı klinik değerlendirme, kan testleri, genetik testler ve bazen karaciğer biyopsisi gibi yöntemleri içerir.

Abetalipoproteinemi için hangi tedaviler mevcuttur? Tedavi; besin takviyeleri, diyet değişiklikleri ve düzenli sağlık takibine odaklanır.

Abetalipoproteinemi tedavi edilebilir mi? Şu anda kesin bir tedavisi yoktur, ancak uygun tedaviyle semptomlar etkili bir şekilde yönetilebilir.

Abetalipoproteinemisi olan kişilere hangi diyet değişiklikleri önerilir? Orta zincirli trigliseritler ve yüksek dozda yağda eriyen vitaminler içeren düşük yağlı bir diyet önerilir.

Tedavi edilmeyen abetalipoproteineminin yol açabileceği komplikasyonlar nelerdir? Olası komplikasyonlar arasında ciddi beslenme yetersizlikleri, karaciğer hastalıkları ve çocuklarda büyüme sorunları yer almaktadır.

Abetalipoproteinemi kalıtsal mıdır? Evet, otozomal resesif bir hastalıktır, yani her iki ebeveynden de kalıtılır.

Belirtiler için ne zaman tıbbi yardım almalıyım? Şiddetli karın ağrısı, geçmeyen ishal veya vitamin eksikliği belirtileri varsa derhal tıbbi yardım alın.

Abetalipoproteinemisi olan kişilerin uzun vadeli görünümü nedir? Erken teşhis ve doğru tedaviyle pek çok kişi sağlıklı bir yaşam sürebilir, ancak uzun süreli tedavi gereklidir.

Paylaşın

Beynin “Mavi Noktası” Alzheimer’ın Erken Teşhisi İçin Anahtar Olabilir

Beynin locus coeruleus adı verilen küçük ama önemli bir bölümü, bazı kişilerin Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin neden daha yüksek olabileceğini anlamaya yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Cornell Üniversitesi’nde yapılan ve Neurobiology of Aging dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bir kişinin yaşamı boyunca beynindeki bu küçük bölgede meydana gelen değişikliklerin bilişsel sağlıkla bağlantılı olabileceğini ortaya koydu.

Beyin sapının derinliklerinde bulunan locus coeruleus, beynin “mavi noktası” olarak bilinir, locus coeruleus, kendisine mavi rengini veren nöromelanin adı verilen bir pigment içerir.

Araştırmada, 19 ila 86 yaşları arasındaki 134 katılımcının beyinlerindeki mavi rengin yoğunluğu ölçüldü.

Katılımcıların, yaşamları boyunca, nöromelanin seviyeleri ters U şeklinde bir eğri izledi. Bu, nöromelaninin orta yaşın sonlarında biriktiği ve zirveye ulaştığı, ancak 60 yaşından sonra keskin bir şekilde azaldığı anlamına gelir.

60 yaşından sonra daha fazla nöromelanin koruyan katılımcıların bilişsel testlerde daha iyi performans gösterdikleri görüldü.

Prof. Adam Anderson, araştırma sonuçlarının bir kişinin sağlıklı bir yaşlanma yolunda olup olmadığını veya bilişsel gerileme riski altında olup olmadığını tespit etmeye yardımcı olabileceğini söyledi.

Alzheimer hastalığı, genellikle yaşlılarda görülen, ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır. Beyin hücrelerinin ölümüyle sonuçlanan bu durum, hafıza kaybı, bilişsel işlevlerde azalma ve davranış değişiklikleriyle karakterizedir.

Alzheimer’ın kesin nedeni bilinmemekle birlikte, genetik faktörler (ör. APOE geni), beta-amiloid plakları ve tau protein yumaklarının birikimi, beyin iltihabı ve çevresel faktörler rol oynar.

Dünya genelinde yaklaşık 50 milyon kişi demansla yaşıyor; Alzheimer, demansın yüzde 60-70’ini oluşturuyor.

Paylaşın

Araştırma: Çok Fazla Tavuk Yemek Kanserden Ölüm Riskini Artırabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, haftada 300 gramdan fazla tavuk eti tüketmenin ölüm riskini artırdığını ortaya koydu. Bu miktar (300 gram) haftada yaklaşık üç porsiyon tavuğa denk geliyor.

Haber Merkezi / Araştırma, National Institute of Gastroenterology’deki bir ekip tarafından yürütüldü ve araştırmanın sonuçları Nutrients dergisinde yayınlandı.

Araştırmada yer alan bilim insanları, 20 yıl boyunca yaklaşık 5 bin İtalyan yetişkinin sağlık ve beslenme alışkanlıklarını takip ederek, beslenmelerinin uzun vadede sağlıklarını nasıl etkileyebileceğini inceledi.

Araştırma, haftada 300 gramdan fazla kümes hayvanı yiyen bireylerin (yaklaşık iki normal tavuk göğsü) sindirim sistemi kanseri geliştirme olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Araştırma, ayrıca bu bireylerin, haftada 100 gram veya daha az kümes hayvanı yiyen bireylere kıyasla, bu kanserlerden erken ölme risklerinin yüzde 27 daha yüksek olduğunu buldu.

Araştırmada yer alan bilim insanları, bulgularının kümes hayvanlarının kendisinin kansere neden olduğunu kanıtlamadığını açıkça belirtiyorlar. Bilim insanları, bağlantının arkasında başka nedenler de olabileceğini ifade ediyorlar.

Tavuk ve diğer kümes hayvanları kırmızı ete göre daha sağlıklı bir alternatif olarak önerilmektedir. Kırmızı et sıklıkla kalp hastalığı ve bazı kanserlerle ilişkilendirilmiştir, bu nedenle tavuk daha iyi beslenmek isteyenler için popüler bir tercih haline gelmiştir.

Sindirim sistemi, mide, bağırsaklar, karaciğer ve pankreas gibi yiyecekleri parçalamak ve besinleri emmek için hayati önem taşıyan organları içerir. Bu bölgelerdeki kanserlerin erken teşhisi genellikle zordur ve ölümcül olabilir. Bu nedenle, bu hastalıkların riskini neyin artırabileceğini anlamak önemlidir.

Paylaşın

Bilim İnsanları Kronik Böbrek Hastalığını Önlemenin Çözümünü Buldu

Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ve çoğunlukla CKD olarak adlandırılan kronik böbrek hastalığı, kalp hastalığı ve hatta erken ölüm gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Haber Merkezi / Bilim insanları, hastalık başladıktan sonra böbreklerin neden zamanla kötüleşmeye devam ettiğini tam olarak bilmiyorlardı. Ancak Boston Üniversitesi Chobanian & Avedisian Tıp Fakültesi’nden bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma bu durumu değiştirmeye yardımcı olabilir.

Araştırmada böbrekleri korumada önemli bir rol oynayan TMIGD1 adlı bir gen keşfedildi. Araştırmacılardan Dr. Vipul Chitalia, bu bulguyu özel kılan şeyin TMIGD1 geninin böbrek hasarını durdurmada ne kadar önemli göründüğü olduğunu açıkladı. Şimdiye kadar bu genin böbrek sağlığındaki rolü bilinmiyordu.

Araştırmada yer alan ekip, TMIGD1 geni düzgün çalışmadığında ne olacağını incelemek için hücreler ve diğer modeller kullanarak bir dizi deney yaptılar. Ekip, bu gen inaktif olduğunda böbreklerin zarar görme olasılığının çok daha yüksek olduğunu buldu.

Böbrek hastalığı olan kişilerde, toksinler böbrekler iyi filtreleyemediği için kandan düzgün bir şekilde temizlenmiyor. Bu toksinler, TMIGD1 genine saldırıyor gibi görünüyor ve böbrek fonksiyonunun daha da hızlı düşmesine neden oluyor.

Bu keşif kronik böbrek hastalığını tedavi etmenin yeni bir yoluna işaret ediyor. Bilim insanları, TMIGD1 genini korumanın veya güçlendirmenin yollarını bulabilirlerse, hastalar o aşamaya gelmeden önce hasarı yavaşlatmak veya hatta durdurmak mümkün olabilir.

Araştırmada yer alan Dr. Wenqing Yin, TMIGD1’in yalnızca yeni tedaviler geliştirmek için değil, aynı zamanda böbrek hasarını daha erken bulmak için bir araç olarak da kullanılabileceğini söyledi.

Kronik böbrek hastalığı, yavaş ilerleyen sessiz bir hastalıktır. Böbrekler, çok ciddi şekilde hasar görene kadar kendini hissettirmeyebilir.

Araştırma Journal of Neuroinflammation’da yayınlandı.

Paylaşın

B12 Vitamininin Aşırı Tüketiminin 5 Yan Etkisi

Kırmızı kan hücresi oluşumu ve DNA sentezi gibi vücut fonksiyonlarında önemli bir rol oynayan B12 vitamini, genel sağlık için hayati önem taşısa da, aşırı tüketimi zararlı yan etkilere neden olabilir.

Haber Merkezi / İşte çok fazla B12 vitamini tüketmenin bazı yan etkileri:

Sindirim rahatsızlığı: Aşırı B12, özellikle takviye formunda, bazı bireylerde mide bulantısı, şişkinlik veya ishal gibi sindirim sorunlarına neden olabilir. Takviyeleri yiyeceklerle birlikte almak bu etkileri azaltmaya yardımcı olabilir.

Ciltte sivilceler: Yüksek B12 vitamini alımının en sık bildirilen yan etkilerinden biri, özellikle sivilceye yatkın bireylerde aknedir. Aşırı B12 hormonal değişiklikleri tetikleyebilir veya cilt bakterilerini değiştirebilir, sivilcelere veya mevcut aknenin kötüleşmesine yol açabilir.

Baş dönmesi ve baş ağrıları: Bazı bireyler aşırı dozda B12 aldıktan sonra baş dönmesi veya baş ağrısı yaşadıklarını bildirmektedir. Kesin nedeni tam olarak anlaşılmamış olsa da, bu semptomlar kan akışındaki veya basınçtaki ani değişikliklerle bağlantılı olabilir.

Alerjik reaksiyonlar: Nadir durumlarda, bireyler B12 vitamini takviyelerine veya enjeksiyonlarına karşı alerjik reaksiyonlar yaşayabilir. Semptomlar arasında kaşıntı, şişlik, döküntü veya hatta nefes alma zorluğu yer alabilir. Bu tür reaksiyonlar nadir olsa da, acil tıbbi müdahale gerektirir.

Böbrek stresi: Böbrek rahatsızlığı olan kişiler aşırı doz B12 konusunda dikkatli olmalıdır. Bazı araştırmalar, böbrek fonksiyonları azalmış kişilerde aşırı B12’nin birikebileceğini ve potansiyel olarak sağlıklarını kötüleştirebileceğini göstermiştir.

Paylaşın

Böbreklere Yavaş Yavaş Zarar Veren 7 Yiyecek

Bazı yiyecekler zararsız veya hatta “normal” görünebilir, ancak zamanla böbreklere stres yükleyebilir ve yüksek tansiyon, böbrek taşı veya hatta böbrek yetmezliği gibi sorunlara yol açabilirler.

Haber Merkezi / İşte böbreklere yavaş yavaş zarar verebilecek 7 yiyecek ve daha iyi alternatifleri.

Tuz: Aşırı tuz tüketimi yüksek tansiyona önemli bir katkıda bulunur ve bu da zamanla böbreklere ciddi bir yük bindirir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen günlük tuz tüketiminden daha fazla tuz tüketilir. Kimyon (jeera), kişniş, zencefil, limon suyu, sarımsak ve hatta kaya tuzu gibi otlar ve baharatlar, tuz yerine yiyeceklere lezzet katabilir.

İşlenmiş ve paketlenmiş gıdalar: Hazır yenilebilen yiyeceklerin çoğu tuz, koruyucu maddeler ve sağlıksız yağlarla doludur. Bunlar sadece kan basıncını yükseltmekle kalmaz, aynı zamanda sık sık tüketilirse kronik böbrek hastalığına da yol açar.

Mevsim sebzeleri, baklagiller ve tam tahıllarla yapılan taze pişmiş yemekler ve atıştırmalıklar, böbreklerinize zarar vermeden lezzet sunar.

Hazır içecekler: Çoğu hazır içecek, böbrek taşı riskini artırabilen, kalsiyum metabolizmasını etkileyebilen ve böbreklere gereksiz yere yük bindirebilen eklenmiş şeker ve fosfatlarla doludur. Gazlı içeceklerdeki fosforik asit böbrekler için özellikle zararlıdır. Taze sıkılmış meyve suları, hidrasyon ve böbrek fonksiyonu için çok daha iyidir.

Kırmızı et: Protein olmazsa olmaz olsa da, aşırı tüketimi, özellikle koyun eti gibi kırmızı etlerden, üre ve kreatinin gibi atık ürünlerin üretimini artırır. Böbrekler bunları ortadan kaldırmak için fazla mesai yapmak zorunda kalır ve bu da uzun vadede böbrek sağlığını kötüleştirebilir.

Çok fazla şeker: Aşırı şeker tüketimi diyabetin önde gelen nedenlerinden biridir ve diyabette kronik böbrek hastalığının en önemli nedenidir. Meyveler veya şeker içeren ev yapımı tatlılar, şeker isteğini daha sağlıklı şekilde giderir.

Kızarmış atıştırmalıklar: Tekrar tekrar kullanılan, trans yağ oranı yüksek yağlar, iltihaplanmaya, obeziteye ve tansiyon sorunlarına yol açabilir; bunların hepsi böbrek sorunlarıyla bağlantılıdır. Kızarmış sokak yemekleri ve atıştırmalıklar özellikle sorunludur, daha az yağ içeren ev yapımı versiyonları tercih etmek sağlık riskini azaltabilir.

Aşırı süt tüketimi: Süt ürünleri kalsiyum ve proteinin iyi bir kaynağı olsa da, aşırı tüketim (özellikle tam yağlı versiyonları) kalsiyum seviyelerini artırabilir ve böbrek taşlarına katkıda bulunabilir. Az yağlı lor, tonlu süt veya bitki bazlı süt (badem veya yulaf sütü gibi), kalsiyum için ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler de harika seçimlerdir.

Paylaşın

Akustik Nörinom: Hayati Vücut Fonksiyonlarını Etkileyebilir

Akustik nörinom, iç kulak ile beyin arasında uzanan vestibüler sinirde yavaş büyüyen iyi huylu bir tümördür. Vestibüler sinirin farklı dalları denge ve işitmeden sorumludur.

Haber Merkezi / Ancak tümörün sinire olan baskısı arttığında işitme kaybı, kulak çınlaması ve denge kaybı olur.

Akustik nörinom genellikle sinirleri kaplayan ve destekleyen schwann hücrelerini etkiler. Nadir durumlarda tümör hızla büyüyüp genişler, beyne daha fazla baskı yapar ve hayati vücut fonksiyonlarını etkileyebilir. Tümör vücudun diğer bölgelerine yayılmaz.

Nedenleri:

Genetik yatkınlık: Nörofibromatozis tip 2 (NF2) ile ilişkilidir; bu genetik bozukluk, bilateral akustik nörinom riskini artırır.
Radyasyon maruziyeti: Nadiren, yüksek doz radyasyona maruziyet riski artırabilir.
Spontan gelişim: Çoğu vaka, bilinen bir neden olmadan ortaya çıkar (sporadik).

Belirtileri:

İşitme kaybı: Genellikle tek taraflı, yavaş ilerleyen işitme kaybı.
Kulak çınlaması (Tinnitus): Etkilenen kulakta sürekli uğultu veya çınlama.
Denge sorunları: Baş dönmesi (vertigo) veya dengesizlik.
Yüzde uyuşma/karıncalanma: Tümör büyüdükçe yüz sinirine baskı yapabilir.
Baş ağrısı: Nadiren, büyük tümörlerde kafa içi basınç artışı nedeniyle.

Teşhisi:

Odyolojik testler: İşitme kaybının derecesini değerlendirmek için audiometri.
Görüntüleme: Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) ile tümörün yeri ve boyutu belirlenir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) de kullanılabilir.
Nörolojik muayene: Denge, yüz siniri fonksiyonları ve diğer kranial sinirler değerlendirilir.

Tedavisi:

Gözlem: Küçük, semptomsuz tümörlerde düzenli MRI takibi ile izleme (özellikle yaşlı hastalarda).
Cerrahi: Tümörün çıkarılması için mikrocerrahi (örn. retrosigmoid veya translabirentin yaklaşım).
Radyocerrahi: Stereotaktik radyocerrahi (Gamma Knife veya CyberKnife) ile tümör büyümesinin kontrol altına alınması.

Not: Tedavi, tümörün boyutu, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve semptomların şiddetine göre bireyselleştirilir. Erken teşhis, tedavi başarısını artırır.

Paylaşın