Delesyon Mutasyonları Hangi Durumlara Neden Olabilir?

Delesyon mutasyonları, DNA (Deoksiriboz Nükleik Asit) dizisinden bir veya daha fazla nükleotidin kaybı anlamına gelir ve genetik materyalin yapısında önemli değişikliklere yol açabilir.

Haber Merkezi / Bu mutasyonlar, boyutlarına ve etkiledikleri gen bölgesine bağlı olarak çeşitli sağlık sorunlarına veya genetik bozukluklara neden olabilir. İşte, delesyon mutasyonlarının yol açabileceği durumlar ve etkileri:

Gen Fonksiyonunun Kaybı:

Delesyon, bir genin tamamını veya önemli bir kısmını ortadan kaldırabilir, bu da genin protein kodlama yeteneğini bozar. Bu durum, genin işlevini tamamen veya kısmen kaybetmesine (loss-of-function) yol açar.

Örnek Durumlar:

Kistik Fibrozis: CFTR genindeki delesyonlar (örneğin, ΔF508 mutasyonu), kistik fibrozise neden olur. Bu, akciğerlerde ve diğer organlarda mukus birikimine yol açar.

Tay-Sachs Hastalığı: HEXA genindeki delesyonlar, lizozomal depolama bozukluğuna sebep olur ve sinir sisteminde ciddi hasarlara yol açar.

Kromozomal Bozukluklar:

Daha büyük delesyonlar, kromozomun bir parçasını etkileyebilir ve birden fazla genin kaybına neden olabilir. Bu, genetik sendromlara yol açar.

Örnek Durumlar:

Cri-du-Chat Sendromu: 5. kromozomun kısa kolunda (5p) delesyon, karakteristik kedi miyavlaması benzeri ağlama, zihinsel gerilik ve yüz anomalilerine neden olur.

DiGeorge Sendromu (22q11.2 Delesyon Sendromu): 22. kromozomda delesyon, kalp kusurları, bağışıklık sistemi sorunları, öğrenme güçlükleri ve yüz anomalileriyle ilişkilidir.

Prader-Willi ve Angelman Sendromları: 15. kromozomun q11-13 bölgesindeki delesyonlar, bu sendromlara yol açabilir. Prader-Willi’de obezite ve zihinsel gerilik, Angelman’da ise epilepsi ve konuşma bozuklukları görülür.

Protein Yapısının Bozulması:

Delesyon, genin okuma çerçevesini kaydırabilir (frameshift mutation) ve hatalı veya işlevsiz bir protein üretimine neden olabilir. Bu, proteinin tamamen yanlış kodlanmasına yol açar.

Örnek Durumlar:

Duchenne Musküler Distrofi: DMD genindeki delesyonlar, distrofin proteininin üretimini engeller, bu da kas zayıflığına ve ilerleyici kas kaybına neden olur.

Spinal Müsküler Atrofi (SMA): SMN1 genindeki delesyonlar, motor nöron kaybına ve kas zayıflığına yol açar.

Kanser Riskinin Artması:

Tümör baskılayıcı genlerde (ör. TP53, BRCA1) delesyonlar, hücre büyümesini kontrol eden mekanizmaların bozulmasına neden olabilir, bu da kanser riskini artırır.

Örnek Durumlar:

BRCA1/BRCA2 Delesyonları: Meme ve yumurtalık kanseri riskini artırır.

Retinoblastom: RB1 genindeki delesyonlar, göz tümörlerine ve diğer kanserlere yol açabilir.

Doğum Kusurları ve Gelişimsel Bozukluklar:

Gelişimle ilgili genlerdeki delesyonlar, embriyonik gelişim sırasında anormalliklere neden olabilir.

Örnek Durumlar:

Wolf-Hirschhorn Sendromu: 4. kromozomun kısa kolundaki delesyon, zihinsel gerilik, büyüme geriliği ve yüz anomalilerine yol açar.

Williams Sendromu: 7. kromozomdaki delesyon, kardiyovasküler sorunlar, karakteristik yüz özellikleri ve sosyal kişilikle ilişkilidir.

Üreme ve Kısırlık Sorunları:

Üreme ile ilgili genlerdeki delesyonlar, gamet üretimini veya embriyo gelişimini etkileyebilir.

Örnek Durumlar:

Y Kromozomu Delesyonları: AZF bölgesindeki delesyonlar, erkeklerde sperm üretimini bozarak kısırlığa neden olabilir.

Nörolojik ve Nörogelişimsel Bozukluklar:

Beyin gelişimiyle ilgili genlerdeki delesyonlar, nörolojik işlevleri etkileyebilir.

Örnek Durumlar:

Rett Sendromu: MECP2 genindeki delesyonlar, özellikle kız çocuklarda zihinsel gerilik, motor beceri kaybı ve otizm benzeri belirtilere yol açar.

Otizm Spektrum Bozukluğu: Bazı kromozomal delesyonlar (ör. 16p11.2), otizm riskini artırabilir.

Paylaşın

Hamilelikte Hangi Vitamin Ve Takviyelerden Kaçınılmalı?

Hamilelikte vitamin ve takviyeler, anne ve bebek sağlığı için oldukça önemli olabilir, ancak bazı vitamin ve takviyeler in aşırı alımı veya yanlış kullanımı da bir o kadar zararlı olabilir.

Haber Merkezi / Hamilelik döneminde hangi vitamin ve takviyelerden kaçınılması gerektiği bireysel sağlık durumuna bağlıdır.

A Vitamini (Retinol ve Türevleri): Yüksek dozlarda A vitamini (retinol formu) fetüste doğum kusurlarına (teratojenik etkiler) neden olabilir, özellikle ilk trimesterde. Günlük üst sınır hamileler için 10,000 IU (3,000 mcg RAE) olarak belirlenmiştir.

Beta karoten (bitkisel kaynaklı A vitamini öncüsü) güvenli kabul edilir, çünkü vücut ihtiyaç duyduğu kadar beta karoteni A vitaminine çevirir. Havuç, tatlı patates gibi besinler tercih edilebilir.

E Vitamini (Yüksek Doz): Yüksek doz E vitamini (ör. 1,000 mg/gün üzeri) kanama riskini artırabilir ve hamilelikte komplikasyonlara yol açabilir.

E vitamini genellikle gıdalardan (badem, ayçiçeği çekirdeği, ıspanak) yeterli miktarda alınır. Prenatal vitaminlerdeki düşük dozlar genellikle güvenlidir.

D Vitamini (Aşırı Doz): Aşırı D vitamini (10,000 IU/gün üzeri) kalsiyum birikimine (hiperkalsemi) yol açabilir, bu da fetüste böbrek hasarı veya kalp sorunlarına neden olabilir.

Günlük 600-2,000 IU D vitamini genellikle güvenli kabul edilir. Doktor önerisiyle doz ayarlanmalıdır.

C Vitamini (Aşırı Doz): Çok yüksek dozlar (2,000 mg/gün üzeri) ishale, böbrek taşlarına veya fetüste bağımlılık riskine yol açabilir.

Gıdalardan (portakal, kivi, biber) alınan C vitamini genellikle yeterlidir. Prenatal vitaminlerdeki dozlar güvenlidir.

Bitkisel Takviyeler: Birçok bitkisel takviyenin hamilelikteki güvenliği araştırılmamıştır ve bazıları rahim kasılmalarını tetikleyebilir veya hormon dengesini bozabilir.

Bitkisel takviyeler yerine doktorun önerdiği prenatal vitaminler kullanılmalı.

Multivitaminler (Yüksek Doz): Hamilelik için özel olmayan multivitaminler, yüksek doz A, E veya diğer vitaminler içerebilir ve bu, fetüse zarar verebilir.

Hamilelik için formüle edilmiş prenatal vitaminler tercih edilmelidir.

Kafein İçeren Takviyeler: Aşırı kafein (200-300 mg/gün üzeri) düşük riskini artırabilir ve fetal gelişimi etkileyebilir.

Kafein alımı, kahve veya çay gibi gıdalardan sınırlı miktarda (1-2 fincan/gün) alınabilir.

Balık Yağı ve Omega-3 (Bazı Türler): Balık yağı takviyeleri, cıva veya diğer kirleticiler içerebilir. Ayrıca, A vitamini içeriği yüksek olan morina karaciğeri yağı fetüse zarar verebilir.

Doktor önerisiyle saflaştırılmış, düşük A vitamini içeren omega-3 takviyeleri kullanılabilir. Somon, sardalya gibi düşük cıvalı balıklar tercih edilmelidir.

Bazı Mineraller (Yüksek Doz):

İyot: Aşırı iyot (1,100 mcg/gün üzeri) tiroid fonksiyonlarını bozabilir.
Selenyum: Yüksek dozlar (400 mcg/gün üzeri) toksisiteye neden olabilir.
Çinko: Aşırı çinko (40 mg/gün üzeri) bakır emilimini engelleyebilir.

Prenatal vitaminlerdeki dengeli dozlar genellikle yeterlidir.

Kilo Verme veya Detoks Takviyeleri: Kilo verme veya detoks ürünleri genellikle kafein, bitkisel uyarıcılar veya bilinmeyen bileşenler içerir ve hamilelikte tehlikelidir.

Dengeli beslenme ve doktor önerisiyle hareket.

Not: Hamilelikte herhangi bir takviye kullanmadan önce mutlaka bir sağlık uzmanına danışılmalıdır.

Paylaşın

İyot Açısından Zengin 10 Sağlıklı Besin

İyot, tiroid hormonlarının üretimi için gerekli olan ve metabolizma, büyüme, beyin gelişimi gibi süreçlerde kritik rol oynayan bir mineraldir. İyot, vücut tarafından üretilemediği için besinler yoluyla alınır.

Haber Merkezi / Günlük iyot ihtiyacı yetişkinler için yaklaşık 150 mcg, hamile kadınlar için 220 mcg, emziren anneler için 290 mcg ve çocuklarda 90-120 mcg arasında değişir.

İşte iyot açısından zengin 10 sağlıklı besin:

Deniz Yosunu (Kelp, Nori, Wakame): Deniz yosunları, iyotun en zengin kaynaklarından biridir. Örneğin, 1 gram kombu yosunu yaklaşık 2984 mcg iyot içerebilir, bu da günlük ihtiyacın fazlasını karşılar. Ancak tüketim miktarına dikkat edilmelidir, çünkü fazla iyot da tiroid sorunlarına yol açabilir.

Morina Balığı: Yağsız bir balık olan morina, 85 gram porsiyonda yaklaşık 63-99 mcg iyot sağlar, bu da günlük ihtiyacın yüzde 42-66’sını karşılar. Omega-3 ve protein açısından da zengindir.

Ton Balığı: 85 gram ton balığı yaklaşık 17 mcg iyot içerir, günlük ihtiyacın yaklaşık yüzde 11’ini karşılar. Ayrıca protein, omega-3, potasyum ve B vitaminleri açısından da faydalıdır.

Karides: 85 gram karides yaklaşık 35 mcg iyot sağlar, bu da günlük ihtiyacın yüzde 23’ünü karşılar. Düşük kalorili, protein açısından zengin ve B12 vitamini, selenyum içerir.

İyotlu Tuz: 1/4 çay kaşığı iyotlu tuz yaklaşık 71 mcg iyot içerir, günlük ihtiyacın yüzde 47’sini karşılar. Ancak tuz tüketiminde aşırıya kaçmamak için dikkatli olunmalıdır.

Süt: 1 bardak (200 ml) süt, yaklaşık 56 mcg iyot sağlar, günlük ihtiyacın yüzde 37’sini karşılar. Kalsiyum ve D vitamini açısından da zengindir.

Yoğurt: 1 kase (150 gram) sade yoğurt, yaklaşık 154 mcg iyot içerir ve günlük ihtiyacın yüzde 50’sinden fazlasını karşılar. Probiyotikler ve kalsiyum açısından da faydalıdır.

Peynir (Özellikle Süzme Peynir): 1 fincan süzme peynir yaklaşık 65 mcg iyot, 30 gram çedar peyniri ise 12 mcg iyot içerir. Süt ürünlerinin iyot içeriği, hayvan yemine bağlı olarak değişebilir.

Yumurta: 1 büyük haşlanmış yumurta yaklaşık 25 mcg iyot içerir, günlük ihtiyacın yüzde 17’sini karşılar. Protein, çinko ve sağlıklı yağlar açısından da zengindir.

Kuru Erik: Vejetaryen veya veganlar için iyi bir seçenek olan 5 adet kuru erik, yaklaşık 13 mcg iyot sağlar, günlük ihtiyacın yüzde 9’unu karşılar. Ayrıca lif, K vitamini ve antioksidanlar açısından zengindir.

Paylaşın

Yaşlanmaktan Mı Korkuyorsunuz? Koşmaya Başlayın

Koşu sadece bir spor değil, sağlıklı bir yaşam tarzına doğru atılan en önemli adımlardan biridir: Vücudu güçlendirir, ruh sağlığını iyileştirir, sosyal bağlar kurar ve hayata pozitiflik katar.

Haber Merkezi / İşte koşmanın 10 temel faydası.

Vücudu güçlendirir: Kalp ve solunum sistemi iyileşir, dayanıklılık artar.

Ömrü uzatır: Düzenli koşu, kalp damar hastalığı riskini azaltır.

Kanseri önler: Fiziksel aktivite kanser geliştirme olasılığını azaltır.

Zihni keskinleştirir: Beyne giden kan akışının artması düşünme yeteneğini artırır.

Ruh sağlığını iyileştirir: Stres ve depresyonla mücadeleye yardımcı olur.

Uygun fiyatlı ve rahat bir spordur: Özel ekipmana ihtiyaç duyulmadan yapılabilir.

“Ben” zamanı yaratır: Kişisel zaman, iç huzuru bulmanıza yardımcı olur.

Doğada vakit geçirmenizi sağlar: Açık havada yapılan egzersizler ruh halinizi iyileştirir.

Bağımsızlık ve esneklik sunar: Ne zaman ve nasıl koşacağınızı siz seçersiniz.

Ruh halini iyileştirir: Koşu, vücutta mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlar.

Not: Sağlıklı ve aktif bir bireyseniz, doktora görünmeden koşuya başlamak genellikle güvenlidir. Ancak kronik bir rahatsızlığınız, yaş faktörü veya herhangi bir semptomunuz varsa, bir doktora danışmak en güvenli yaklaşımdır.

Paylaşın

B12 Vitamini Eksikliği Kilo Alımına Neden Olur Mu?

Başlıca hayvansal gıdalarda ve zenginleştirilmiş ürünlerde bulunan B12 vitamini, kırmızı kan hücresi üretimi, sinir sağlığı, DNA sentezi ve enerji metabolizması için gereklidir.

Haber Merkezi / B12 vitamininin eksikliği çeşitli semptomlara yol açabilir ve bu semptomlar kilo kontrolünü etkileyebilir.

B12 eksikliğinin kilo ile ilişkisi:

Enerji seviyeleri ve yorgunluk: B12 eksikliği yorgunluk, halsizlik ve düşük enerji seviyelerine neden olabilir. Bu durum, fiziksel aktiviteyi azaltabilir ve dolaylı olarak kilo alımına katkıda bulunabilir, çünkü daha az kalori yakılır.

Yorgunluk nedeniyle iştah artışı veya duygusal yeme gibi davranışlar da görülebilir, bu da kilo alımına yol açabilir.

Metabolizma üzerindeki etki: B12 vitamini, enerji üretiminde ve metabolik süreçlerde rol oynar. Eksiklik, metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir, ancak bu doğrudan kilo alımıyla sonuçlanacak kadar güçlü bir etki değildir.

Yavaşlayan metabolizma, kalori yakımını bir miktar azaltabilir, ancak bu genellikle kilo alımı için ana sebep değildir.

B12 eksikliği ve kilo kaybı: İlginç bir şekilde, B12 eksikliği bazı kişilerde iştah kaybına yol açabilir, bu da kilo kaybına neden olabilir. Yani, eksiklik her zaman kilo alımıyla değil, bazen tam tersiyle ilişkilendirilir.

Psikolojik ve hormonal etkiler: B12 eksikliği, depresyon, anksiyete veya stres gibi ruh hali değişikliklerine yol açabilir. Bu durumlar, bazı kişilerde aşırı yeme veya sağlıksız beslenme alışkanlıklarını tetikleyebilir, dolaylı olarak kilo alımına katkıda bulunabilir.

Kimler B12 eksikliği riski altında?

Vejetaryenler/veganlar (B12 en çok hayvansal ürünlerde bulunur).
Yaşlılar (B12 emilimi yaşla azalabilir).
Pernisiyöz anemi veya emilim bozukluğu olanlar (örneğin, Crohn hastalığı, çölyak hastalığı).
Mide ameliyatı geçirmiş kişiler veya bazı ilaçları (metformin, proton pompa inhibitörleri) uzun süre kullananlar.

B12 eksikliğinin belirtileri:

Yorgunluk, halsizlik
Sinir hasarı (karıncalanma, uyuşma)
Hafıza sorunları, konsantrasyon güçlüğü
Soluk cilt, nefes darlığı
Depresyon veya ruh hali değişiklikleri

B12 ve kilo kontrolü için öneriler:

Doktor kontrolü: Eğer B12 eksikliğinden şüpheleniyorsanız, kan testiyle seviyenizi kontrol ettirin. Eksiklik varsa, doktorunuz takviye (hap, enjeksiyon veya burun spreyi) önerebilir.

Dengeli beslenme: B12 açısından zengin gıdalar tüketin (et, balık, yumurta, süt ürünleri). Veganlar için B12 takviyesi veya güçlendirilmiş gıdalar (örneğin, bitkisel sütler) gereklidir.

Doz aşımı riski: B12 suda çözünen bir vitamindir ve genellikle fazla alındığında vücuttan atılır. Ancak, gereksiz yere yüksek doz takviye almaktan kaçının ve doktor önerisine uyun.

Kilo kontrolü: Kilo alımıyla ilgili endişeleriniz varsa, genel beslenme düzeninizi ve yaşam tarzınızı değerlendirin. B12 eksikliği kilo alımıyla ilişkiliyse, eksikliği düzeltmek enerji seviyelerinizi artırarak daha aktif olmanıza yardımcı olabilir.

Paylaşın

Her Gün Çinko Takviyesi Almak Doğru Mu?

Vücutta birçok önemli işlevi olan çinko, bağışıklık sistemi, yara iyileşmesi, DNA sentezi ve hücre bölünmesi gibi süreçler için oldukça önemli metalik bir mineraldir.

Haber Merkezi / Her gün çinko takviyesi almak, bireysel sağlık durumuna ve ihtiyaçlara bağlı olarak doğru veya yanlış olabilir. Ancak, çinko takviyesi kullanımı konusunda bazı önemli noktalar göz önünde bulundurmalı:

İhtiyaca göre kullanım:

Çinko eksikliği: Eğer çinko eksikliği varsa (örneğin, kan testiyle doğrulanmışsa), doktor önerisiyle günlük çinko takviyesi almak faydalı olabilir. Eksiklik belirtileri arasında bağışıklık zayıflığı, saç dökülmesi, cilt problemleri veya tat / koku kaybı yer alabilir.

Normal diyet: Dengeli bir beslenme ile çinko ihtiyacı (yetişkinler için günlük 8 – 11 mg, hamile / emziren kadınlar için biraz daha fazla) genellikle gıdalardan (et, deniz ürünleri, kabak çekirdeği, baklagiller, fındık) karşılanabilir. Bu durumda takviyeye gerek olmayabilir.

Fazla çinko alımının riskleri:

Toksik etki: Uzun süre yüksek dozda çinko almak (günlük 40 mg üzeri), bakır emilimini engelleyerek bakır eksikliğine, mide bulantısına, baş ağrısına veya bağışıklık sistemi sorunlarına yol açabilir.

İlaç etkileşimleri: Çinko, bazı antibiyotikler veya diğer ilaçlarla etkileşime girebilir, bu yüzden doktora danışmak önemlidir.

Kimler için gerekli olabilir?

Vejetaryenler/veganlar (bitkisel gıdalardaki çinko emilimi daha düşüktür).
Hamile veya emziren kadınlar.
Bağışıklık sistemi zayıf olanlar veya sık hastalananlar (örneğin, soğuk algınlığı döneminde kısa süreli yüksek doz çinko faydalı olabilir).
Yaşlılar, çünkü çinko emilimi yaşla azalabilir.

Paylaşın

Kilo Vermenin En Etkili Yöntemi Nedir?

Kilo vermenin en etkili yolu, alınan kalori miktarını azaltırken, fiziksel aktiviteyle yakılan kalori miktarını artırmaktır. Başka bir ifadeyle kilo vermenin en etkili yöntemi, kalori açığı oluşturmaktır.

Haber Merkezi / Her bireyin metabolizması farklıdır. Kronik bir rahatsızlığı veya özel bir diyet ihtiyacı olan varsa, bir diyetisyen veya doktorla çalışmak en iyisidir.

İşte kilo verme süreci optimize etmek için atılması gereken temel adımlar:

Kalori Açığı: Günlük harcadığınızdan daha az kalori alın. Bunu, besin değeri yüksek, düşük kalorili gıdalar (sebzeler, tam tahıllar, yağsız proteinler) tüketerek ve porsiyon kontrolü yaparak sağlayabilirsiniz.

Kalori ihtiyacınızı hesaplamak için çevrimiçi bir TDEE (Toplam Günlük Enerji Harcaması) hesaplayıcısı kullanabilirsiniz.

Dengeli Beslenme: Protein ağırlıklı beslenmek tokluk hissini artırır ve kas kütlesini korur. Karbonhidrat ve yağları tamamen kesmek yerine, kompleks karbonhidratlar (yulaf, kinoa) ve sağlıklı yağlar (avokado, zeytinyağı) tercih edin. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçının.

Düzenli Egzersiz: Haftada 3 – 5 kez kardiyo (yürüyüş, koşu, bisiklet) ve direnç antrenmanları (ağırlık kaldırma) kombinasyonu yapın. Kardiyo kalori yakımını artırırken, direnç egzersizleri metabolizmayı hızlandırır ve kas kütlesini korur.

Uyku ve Stres Yönetimi: Yetersiz uyku ve yüksek stres, kortizol seviyelerini artırarak kilo vermeyi zorlaştırabilir. Günde 7-8 saat uyuyun ve meditasyon veya yoga gibi stres azaltıcı aktiviteler yapın.

Su Tüketimi: Günde 2-3 litre su içmek metabolizmayı destekler ve iştahı kontrol altında tutar.

Sürdürülebilirlik: Hızlı kilo kaybı vaat eden diyetlerden (keto, intermittent fasting vb.) ziyade, uzun vadede uygulayabileceğiniz bir beslenme planı seçin. Haftada 0.5-1 kg kayıp, sağlıklı ve sürdürülebilir bir hızdır.

Paylaşın

Egzersiz Cildin Daha Genç Görünmesini Sağlayabilir Mi?

Düzenli egzersiz yapmak kilonun korumasına, genel ruh halinin ve öz saygının iyileşmesine, daha sağlıklı beslenmeye ve cilt için harikalar yaratmaya yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Ancak, egzersizin cilt üzerindeki etkileri, egzersiz türü, süresi ve bireyin genel yaşam tarzına (beslenme, uyku, su tüketimi) bağlı olarak değişebilir. Aşırı egzersiz veya uygun olmayan cilt bakımı, ters etki yaparak ciltte kuruluk veya tahrişe neden olabilir. Bu nedenle, egzersiz sonrası cildi nemlendirmek ve temizlemek önemlidir.

Sonuç olarak, haftada 3 – 5 kez 30 dakika orta yoğunlukta egzersiz (yürüyüş, yoga, koşu gibi) cildin daha genç ve sağlıklı görünmesine destek olabilir.

Egzersizin cilt üzerindeki olumlu etkileri ise şunlardır:

Kan dolaşımını artırır: Egzersiz, cilde daha fazla oksijen ve besin taşıyan kan akışını iyileştirir. Bu, cilt hücrelerinin yenilenmesini destekler ve cilde sağlıklı bir parlaklık kazandırır.

Stresi azaltır: Egzersiz, kortizol gibi stres hormonlarını düşürür. Yüksek kortizol seviyeleri ciltte yağ üretimini artırarak akne ve diğer cilt sorunlarına yol açabilir. Stresin azalması, cildin daha temiz ve sağlıklı görünmesine yardımcı olur.

Terleme ile detoks: Terleme, ciltteki gözenekleri temizlemeye yardımcı olabilir ve toksinlerin atılmasını destekler. Ancak, egzersiz sonrası cildi temizlemek önemlidir, çünkü ter birikimi gözenekleri tıkayabilir.

Kolajen üretimini destekler: Egzersiz, ciltteki kolajen üretimini teşvik edebilir, bu da cildin sıkı ve elastik kalmasını sağlar, kırışıklıkların görünümünü azaltır.

Hücre yenilenmesini hızlandırır: Düzenli fiziksel aktivite, vücudun genel hücre yenilenme sürecini hızlandırır, bu da cildin daha taze ve genç görünmesine katkıda bulunur.

Paylaşın

Hangi Ürünler Sivilcelerin Artmasına Neden Olur?

Başta gençler olmak üzere bir çok bireyi etkileyen sivilceler, aşırı sebum (yağ) üretimi, bakteriler, hormonal dalgalanmalar, tıkalı gözenekler ve iltihaplanma gibi çeşitli faktörlerden etkilenmektedir.

Haber Merkezi / Ancak, yeni araştırmalar beslenmenin cilt sağlığında önemli bir rol oynadığını vurgulamaktadır.

Daha temiz bir cilde sahip olmayı hedefliyorsanız, sorunu içten dışa ele almayı düşünün. İşte kaçınmanız gereken besinler:

Kahve ve kafeinli içecekler: Aşırı kahve tüketimi, stresten sorumlu hormon olan kortizol üretimini artırabilir. Bu da yağ bezlerini harekete geçirerek sivilcelere neden olabilir.

Yağlı süt ürünleri: Peynir, dondurma ve krema yağlı cildi tetikleyebilir ve sivilce oluşumunu kötüleştirebilir.

Şekerli ve unlu besinler: Şeker, çikolata, kek ve tatlılar kandaki insülin seviyesini artırabilir, bu da cildi olumsuz etkiler ve akneye neden olabilir.

Fast food ve hazır yemekler: Hamburger, patates kızartması ve sosisli sandviçler düşük kaliteli yağlar, mayonez ve ketçap içerir; bunların hepsi sivilceleri kötüleştirebilir.

Paylaşın

Öfkenizi Kontrol Altına Almak İçin 10 İpucu

Öfke yaygın ve hatta sağlıklı bir duygudur, ancak bununla olumlu bir şekilde başa çıkmak da önemlidir. Çünkü, kontrolsüz öfke hem sağlığınıza hem de ilişkilerinize zarar verebilir.

Haber Merkezi / Öfkenizi kontrol altına almaya hazır mısınız? İşte, öfkenizi yönetmek için 10 ipucu:

Konuşmadan önce düşünün: O anın heyecanıyla, sonradan pişman olacağınız bir şey söylemek kolaydır. Herhangi bir şey söylemeden önce düşüncelerinizi toparlamak için kendinize birkaç dakika ayırın.

Sakinleştikten sonra endişelerinizi dile getirin: Net bir şekilde düşünmeye başladığınız anda, hayal kırıklığınızı çatışmacı olmayan bir şekilde ifade edin. Endişelerinizi ve ihtiyaçlarınızı, başkalarını incitmeden veya kontrol etmeye çalışmadan, açık ve doğrudan bir şekilde dile getirin.

Biraz egzersiz yapın: Fiziksel aktivite, öfkelenmenize neden olabilecek stresi azaltmanıza yardımcı olabilir. Öfkenizin arttığını hissediyorsanız, tempolu bir yürüyüşe veya koşuya çıkın.

Mola verin: Günün stresli olma eğiliminde olduğu zamanlarda kendinize kısa molalar verin. Birkaç dakikalık sessiz zaman, sinirlenmeden veya öfkelenmeden önünüzdeki durumla başa çıkmak için daha hazırlıklı hissetmenize yardımcı olabilir.

Olası çözümleri belirleyin: Sizi sinirlendiren şeye odaklanmak yerine, asıl sorunu çözmeye çalışın. Ayrıca, bazı şeylerin kontrolünüz dışında olduğunu unutmayın. Neleri değiştirebileceğiniz ve değiştiremeyeceğiniz konusunda gerçekçi olmaya çalışın. Öfkenin hiçbir şeyi düzeltmeyeceğini, hatta daha da kötüleştirebileceğini kendinize hatırlatın.

‘Ben’ ifadelerine bağlı kalın: Eleştirmek veya suçlamak gerginliği artırabilir. Bunun yerine, sorunu tanımlamak için “ben” ifadeleri kullanın, saygılı ve açık olun. Örneğin, “Hiç ev işi yapmıyorsun” yerine, “Bulaşıkları yıkamaya yardım etmeden masadan kalktığın için üzgünüm” deyin.

Kin tutmayın: Öfke ve diğer olumsuz duyguların olumlu duyguları bastırmasına izin verirseniz, kendinizi kendi acınız veya haksızlık duygunuz tarafından yutulmuş halde bulabilirsiniz. Sizi öfkelendiren birini affetmek, hem durumdan ders çıkarmanıza hem de ilişkinizi güçlendirmenize yardımcı olabilir.

Gerginliği azaltmak için mizah kullanın: Sizi öfkelendiren şeyle ve muhtemelen işlerin nasıl gitmesi gerektiğine dair gerçekçi olmayan beklentilerinizle yüzleşmenize yardımcı olması için mizah kullanın. Ancak alaycılıktan kaçının; bu, duyguları incitebilir ve işleri daha da kötüleştirebilir.

Rahatlama becerilerini uygulayın: Derin nefes egzersizleri yapın, rahatlatıcı bir sahne hayal edin veya “Rahatla” gibi sakinleştirici bir kelime veya cümleyi tekrarlayın. Ayrıca müzik dinleyebilir, günlük yazabilir veya birkaç yoga pozu yapabilirsiniz; rahatlamayı teşvik etmek için ne gerekiyorsa.

Yardım istemenin zamanını bilin: Öfkeyi kontrol etmeyi öğrenmek zaman zaman zor olabilir. Öfkeniz kontrolden çıkmış gibi görünüyorsa, pişman olacağınız şeyler yapmanıza neden oluyorsa veya çevrenizdekileri incitiyorsa, öfke sorunları için yardım alın.

Paylaşın