Birleşmiş Milletler: Kadın Ve Kızlara Negatif Ayrımcılık Yapılıyor

Birleşmiş Milletler (BM), kadınların sosyal hak ve güvencelerden erkekler kadar faydalanamadığını duyurdu. Ayrımcılık, bir kişiye ya da gruba, belli özelliklerinden dolayı önyargılı davranmaya denir. Bu davranış, pozitif ya da negatif yönde olabilir.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi yayımladığı son raporunda, sosyal korumaya erişimin temel bir insan hakkı olduğu ancak dünya genelinde, çok sayıda kadın ve kız çocuğunun, hala sosyal güvenlik ödemeleri ve emekli maaşları gibi temel haklara erişemediğini açıkladı.

Sosyal korumanının temel amacının, mali yardım, sağlık sigortası ve sosyal sigorta sunan politikalar ve programlar aracılığıyla savunmasız kişilere ulaştırılması olduğu fakat erkeklere göre daha savunmasız olan kadın ve kızların bu güvencelerden sınırlı bir şekilde yararlandıkları kaydedildi. Bu eşitsizliğin özellikle mülteci kadın ve kızları daha çok etkilediği belirtildi.

Raporda, cinsiyet ayrımcılığı yüzünden kızların erken yaşta evlendirilmeye ve erken hamileliğe zorlandığı, evde olan kadınların güvenlik, sigorta veya emeklilik planlarından hiçbir şekilde yararlanamadığı belirtildi.

Uluslararası Kayıt Dışı Göçmenler Platformu Direktörü Michele LeVoy, göçmen kadınlar için, özellikle de belgesiz olanlar için durumun daha da tehlikeli olduğunu söyledi.

LeVoy, belgesiz göçmen kadınların hizmetlere veya adalete erişiminin önündeki en önemli engellerden birinin, gözaltına alınabilecekleri ve sınır dışı edilebilecekleri korkusu olduğunu belirterek ’’Sosyal yardımlarla çalışabilecek durumda olan kadınlar bile kendilerini en düşük ücretli işlerde bulma eğiliminde. Kadınlar, üreme ve bakım sorumlulukları olduğu iddiasıyla birçok ülkede çalıştıkları işlerinde ayrılmaya, iş piyasasından çekilmeye zorlanıyorlar’’ dedi.

BM Nüfus Fonu Ofisi direktörlerinden Monica Ferro, toplumsal cinsiyet eşitliğinin kadınların katılımı ve liderliği için bir ön koşul olduğunu, eşitlik konusunda yaşanan tüm engellerin ortadan kaldırılması, kadınların geleceklerini seçme, kararlarını sahiplenme konusunda güçlü küresel bir ekonomiye ihtiyaç duyulduğunu ifade etti’’

BM İnsan Hakları Konseyi’nin hazırladığı son rapordaki görüş ve önerilerin bazıları şöyle: “COVID-19 salgını ve sosyal ve ekonomik sonuçları, kadın ve kızları erkeklere oranla çok daha fazla olumsuz olarak etkiledi. Salgın hastalık nedeniyle dünya genelinde 350 milyondan fazla iş kaybedildi.

Salgın hastalık öncesinde 2022 yılı için yapılan tahminler beklenenden 75 ile 95 milyon daha fazla insanın aşırı yoksulluk içinde yaşadığını gösterdi. Dünyadaki açlık arttı.

Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar insan gıda güvencesinden yoksun yaşıyor. Bu durumdan en fazla etkilenen kadınlar, çocuklar, göçmenler, yerli halklar, engelli kişiler, yaşlı kişiler, etnik azınlıklar, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler olan dünya nüfusun en marjinal kesimleridir.

Dünya genelinde işsizlerin sadece yüzde 22’si işsizlik yardımı alıyor. Dünyada engelli kişilerin sadece yüzde 28’i engelli yardımı alıyor. Çocukların yalnızca yüzde 35’i sosyal koruma kapsamında”

BM İnsan Hakları Konseyi raporunda ayrıca hükümetlere de şu tavsiyelerde bulundu: “Sosyal güvenlik hakkının temel unsurları yaşam boyunca tüm insanlar için özel bir dikkatle güvenlik ve destek anlamındadır. Bu tür destekler, ister nakdi ister ayni olsun, sağlanmak zorundadır.

Hastalık, sakatlık, annelik, iş kazası, işsizlik, yaşlılık, sağlık hizmeti, yetersiz aile desteği, özellikle kadınlar, kızlar ve çocuklara devletler sosyal destek sağlamak zorundadır. Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, sosyal yaşam hakkının temel unsurlarıdır. Yardımlar için uygun koşullar makul ve orantılı olmalı, cinsiyet ayrımcılığı yapılmamalı. Sosyal yardımlarda eşitlik olmalı, hiçbir kesime ya da bir sınıfa ayrımcılık yapılmamalı”

Paylaşın

Bakan Göktaş’tan “6284” Açıklaması: Değişmesi Söz Konusu Değil

“6284 sayılı kanunun değiştirilmesi, kaldırılması söz konusu mu?” sorusuna yanıt veren Bakan Göktaş “Söz konusu değil. Değişmesi gerekmiyor bu kanunun. Bu kanun olduğu gibi kalmalı. Ancak uygulamada varsa bir hata bunun da üstünden gitmemiz lazım. Bu kanundan kaynaklanan hatalar değil” dedi.

Yasada yer alan “Kadının beyanı esastır” ilkesinin bazı kesimlerce “Aile birliğini tehdit eden düzenleme” şeklinde yorumlandığının hatırlatılması ve bu konuda bir değişiklik planlanıp planlanmadığının sorulması üzerine de Bakan Özdemir Göktaş, “Meselede bir mağdur varsa onun yanındayız. Mağdur bir kadınsa onun yanındayız. Mağdur bir çocuksa onun yanındayız. Mağdur bir erkekse onun da yanındayız” ifadelerini kullandı.

Durumun farkında olmayan bazı kadınların 6284 sayılı kanunun uygulanmasını istemediğini, koruma altındaki bazı kadınların eşlerinin yanına dönmeyi talep ettiğini belirten Bakan Özdemir Göktaş, bu konuda çok hassas olmak gerektiğinin altını çizdi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ankara’da basın kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelerek gazetecilerin sorularını yanıtladı. DW Türkçe’den Kıvanç El‘in aktardığına göre; Çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda Bakanlığın atmayı planladığı adımları anlatan Özdemir Göktaş, süresiz nafaka tartışmasına ilişkin de konuştu.

Dijital mecralardaki çocuk istismarı ve şiddet olayları ile mücadele için Bakanlık’ta bir birimin 7 gün 24 saat çalıştığını söyleyen Göktaş, sürekli dijital mecraları taradıklarını belirterek “Sosyal medya dediğiniz alan o kadar geniş bir alan ki. Bunlarla ilgili yapacağımız çok şey var. Öncelikle davranışsal bağımlılığın önlenmesi kapsamında farkındalık oluşturma ve bilinçlendirme. Bu bağımlılık karşısında çocuk, birey ve aile ilişkileri güçlendirici faaliyetler yürütüyoruz” dedi.

Bakan Özdemir Göktaş, çocukların dijital mecrada fazla zaman geçirince öfke kontrolü sorunu yaşadıklarına da dikkat çekti.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede uygulamadaki sıkıntıları gidermek için de çalışma sürdürdüklerini kaydeden Bakan Göktaş, cezaların artırılması için tedbirler alınacağını söyledi. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin en hassas oldukları konuların başında geldiğini vurgulayan Özdemir Göktaş, “İsteriz ki bu rakamlar sıfırlansın. İhbarları alıyoruz, anında müdahale ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Seçim sürecinde AK Parti ile Cumhur İttifakı’nın bileşenlerinden Yeniden Refah Partisi (YRP) arasında imzalanan protokolde kadına yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan 6284 sayılı kanunda revize yapılması gündeme gelmişti. YRP, “aile bütünlüğünü bozucu hükümlerinin ayıklanması” şeklindeki talebini AK Parti’ye iletmiş, YRP’nin bu talebine AKP içinden de tepkiler gelmişti.

Gazetecilerin “6284 sayılı kanunun değiştirilmesi, kaldırılması söz konusu mu?” sorusu üzerine Bakan Göktaş “Söz konusu değil. Değişmesi gerekmiyor bu kanunun. Bu kanun olduğu gibi kalmalı. Ancak uygulamada varsa bir hata bunun da üstünden gitmemiz lazım. Bu kanundan kaynaklanan hatalar değil” yanıtını verdi.

Yasada yer alan “Kadının beyanı esastır” ilkesinin bazı kesimlerce “Aile birliğini tehdit eden düzenleme” şeklinde yorumlandığının hatırlatılması ve bu konuda bir değişiklik planlanıp planlanmadığının sorulması üzerine de Bakan Özdemir Göktaş, “Meselede bir mağdur varsa onun yanındayız. Mağdur bir kadınsa onun yanındayız. Mağdur bir çocuksa onun yanındayız. Mağdur bir erkekse onun da yanındayız” dedi.

Durumun farkında olmayan bazı kadınların 6284 sayılı kanunun uygulanmasını istemediğini, koruma altındaki bazı kadınların eşlerinin yanına dönmeyi talep ettiğini belirten Bakan Özdemir Göktaş, bu konuda çok hassas olmak gerektiğinin altını çizdi.

“Süresiz nafaka ödemek kabul edilebilir olamaz”

Boşanmaların ardından ödenen ve bir süredir kaldırılıp kaldırılmayacağı tartışılan “süresiz nafaka” ile ilgili de Bakan Göktaş, “Süresiz nafaka adil bir durum değil. Bazı insanlar 1990’lı yıllarda evlenmiş. Süresiz nafaka ödemek gibi uygulama kabul edilebilir olamaz” dedi.

Evlenecek gençlere maddi destek verilmesi amacıyla kurulması planlanan “Aile ve Gençlik Bankası” projesinin ne zaman hayata geçirileceğinin sorulması üzerine ise Bakan Özdemir Göktaş, bir takvimlendirme olmadığını, üzerinde çalıştıklarını kaydetti. Bu hükümetin seçim vaatleri arasında yer alıyordu.

Paylaşın

565 Bin Kız Çocuğu Eğitim Sisteminin Dışında

CHP Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, “Öğrenci Veli Derneği’nin (Veli-Der) 2022-2023 Değerlendirme Raporu’na göre 1998’de eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe yüzde 30,03 iken 2023’te, AKP iktidarının 22. yılında sadece yüzde 9,18. Yine aynı rapora göre TÜİK’in 2022 verileri, 15-19 yaş aralığında 565 bin kız çocuğumuzun eğitim sisteminin dışında kaldığına işaret ediyor” dedi ve ekledi:

“Kız çocuklarımız okuldan alınıp çalışmak zorunda bırakılırken, çocuk anne yapılırken ses çıkarmayanlar neden karma eğitimi hedef almaktadırlar? Eğitim sistemimizin öncelikli görevi tüm çocuklarımıza bir dünyanın iki yarısı ve tamamlayıcısı olduklarını kavratmak, iyi birer insan olmaları için yetiştirmek, bilimsel ve çağdaş eğitim almalarını sağlamaktır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in karma eğitimi hedef alan açıklamalarına tepki gösterdi. Yazılı açıklama yapan Gamze Akkuş İlgezdi, iktidarın eğitim sistemindeki sorunları çözmek yerine 100 yıl önce sonuca bağlanıp kapatılmış konuları gündeme getirdiğini belirtti.

ANKA’nın aktardığına göre İlgezdi şunları kaydetti:

“Kanunlarla belirlenmiş eğitim sistemini ileriye taşımak yerine yüzlerce yıl öncesinin mantığıyla ele almak boş bir çabadır. Bu mantığa göre Meclisimizdeki kadın ve erkek vekilleri de ayrı ayrı mı oturtalım? İş dünyamızdaki çalışma ortamlarını haremlik-selamlık diye mi ayıralım? AKP, 96 yıldır sorunsuzca uygulanan karma eğitimi tartışıp diğer alanlardaki başarısızlıklarını örtmeye çalışmasın, gerçek sorunlara odaklanıp çözüp üretsin.

Öğrenci Veli Derneği’nin (Veli-Der) 2022-2023 Değerlendirme Raporu’na göre 1998’de eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe yüzde 30,03 iken 2023’te, AKP iktidarının 22. yılında sadece yüzde 9,18. Yine aynı rapora göre TÜİK’in 2022 verileri, 15-19 yaş aralığında 565 bin kız çocuğumuzun eğitim sisteminin dışında kaldığına işaret ediyor.

Kız çocuklarımız okuldan alınıp çalışmak zorunda bırakılırken, çocuk anne yapılırken ses çıkarmayanlar neden karma eğitimi hedef almaktadırlar? Eğitim sistemimizin öncelikli görevi tüm çocuklarımıza bir dünyanın iki yarısı ve tamamlayıcısı olduklarını kavratmak, iyi birer insan olmaları için yetiştirmek, bilimsel ve çağdaş eğitim almalarını sağlamaktır.”

Paylaşın

Türkiye, En Çok Kadın Gazetecinin Tutuklu Bulunduğu 3 Ülkeden Biri

Dünyada en çok kadın gazetecinin tutuklu bulunduğu ilk 3 ülke İran, Türkiye ve Çin. İlk sıradaki İran’da 28, ikinci sırada bulunan Türkiye’de 19, Çin’de ise 15 kadın gazeteci tutuklu.

2023 yılının ilk üç ayında 145 kadın gazeteci saldırıya uğradı. 24 gazeteci fiziksel saldırıya, 23 gazeteci ise hukuken taciz edildi. Gazetecilere yönelik saldırılar, 2023 yılının ilk üç ayına, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,3 oranında arttı.

Gazetecilikte Kadın Koalisyonu’nun (CFWIJ), 2023 yılının ilk 3 ayında kadın gazetecilerin maruz bırakıldığı hak ihlallerine ilişkin raporuna göre dünyada 100 kadın gazeteci tutuklu.

Rapora göre, dünyada en çok kadın gazetecinin tutuklu bulunduğu ilk 3 ülke İran, Türkiye ve Çin. İlk sıradaki İran’da 28, ikinci sırada bulunan Türkiye’de 19, Çin’de ise 15 kadın gazeteci tutuklu. Raporda sıfır olması gerektiğine işaret edilen bu sayının geçen yılın aynı dönemine göre 4 kişi azalmasınınsa umut verici olduğuna vurgu yapıldı.

Raporu kapsayan süreçte 145 kadın gazeteci de saldırıya uğradı. Raporda, 24 gazetecinin fiziksel saldırıya, 23 gazetecinin ise hukuken taciz edildiği bilgisi paylaşıldı. Aynı rapora göre gazetecilere yönelik saldırılar, 2022’nin ilk üç ayına göre yüzde 4,3 oranında arttı.

Deprem bölgesinde zorluklar ve tacizler

Türkiye’de kadın gazetecilerin deprem bölgesinde karşılaştığı zorlukların yanı sıra halk tarafından da sık sık taciz ve saldırıya uğradığı belirtildi. CFWIJ, kadın gazetecilerin afet bölgelerinde çekim yapmasının engellendiği veya tehdit edildiği 6 olayı belgeledi.

Rapora göre gazeteci Arzu Efeoğlu, Gaziantep’te vatandaşların kendisine ve ekibine saldırmaya çalıştığını ve kimliklerini görmek istediğini bildirdi.

Fox TV muhabirleri Sevgi Şahin ve Ömür Dikme canlı yayın sırasında saldırıya uğrarken, Halk TV muhabiri Şirin Payzın ve ekibi Antakya’da çöken binayı görüntülerken taciz edildi.

Malatya’da ArtıGerçek muhabiri Yağmur Kaya, kendisini provokatörlük yapmak, iktidarı ve devleti karalamakla suçlayan bir grup tarafından neredeyse fiziki saldırıya uğradı.

Hatay’da Gülbahar Altaş da Diyarbakır Sümer Parkı’ndaki tartışmayı çekmek isterken çevredekiler tarafından hedef alındı, TELE1 muhabiri Hazal Güven ve kameraman Umutcan Yitik, Hatay’da silahlı kişilerce engellendi.

Türkiye’de 31 Mart 2023’te adliye önünde çekim yapan gazeteci Melek Fırat ve 3 gazeteciye, uyuşturucu operasyonu zanlılarının yakınlarının saldırdığı belirtildi.

Yine Türkiye ile ilgili bir başka bölümde, gazeteciler Hazal Ocak, Olcay Büyüktaş Akça ve diğer iki sanığın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın şikayeti üzerine “Sözlü, yazılı veya görüntülü mesaj yoluyla hakaret” suçundan yargılandığı kaydedildi.

Raporda, Mayıs 2022’de JinNews muhabiri Zelal Tunç, Muradiye Belediyesi’ne atanan kayyum Harun Yücel’e hakaret ettiği iddiasıyla 8 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldığı, kayıp fonlarla ilgili yaptığı bir ihbarda kendisine “hakaret” ettiği iddiasıyla Yücel tarafından Tunç’a dava açıldığı da yazıldı.

Raporda yer verilen diğer gazeteciler ve yaşadıkları olaylarla ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

Beş yıldır aleyhlerindeki suçlamalardan haberleri olmadan tutuklu bulunan Ceylan Şahinli ve Öznur Değer, Sibel Tekin, haksız yere terör örgütüne üye olmak suçlamasıyla tutuklanarak 43 gün tutuklu kaldı,

Ayşegül Doğan’ın “terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla düşürülmesine rağmen yurtdışına çıkış yasağı devam ediyor, Pınar Gayıp, yaptığı haberin ardından “Hakaret, iftira, halkın huzur ve sükununu bozma, terörle mücadele edenleri hedef gösterme” suçlarından soruşturma açıldı,

Al Monitor’dan Nazlan Ertan, ‘kamu görevlisine alenen hakaret etmekle’ suçlandı, Dicle Müftüoğlu, terörle ilgili suçlamalardan altı ay hapis cezasına çarptırıldı, Hale Gönültaş hakkında 12 yaşındaki kız çocuğunun ortadan kaybolması ve tecavüze uğramasıyla ilgili haber yaptığı için polisin suç duyurusunda bulunması üzerine soruşturma başlatıldı,

Sedef Kabaş’a Mart 2023’te bir kez daha “cumhurbaşkanı’na hakaret”ten dava açıldı. Kabaş bu kez ‘namusunu zedelemeyi amaçlayan’ tweetler atarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etmekle suçlandı, Yağmur Kaya “terörle mücadelede yer alan kişileri hedef göstermek” suçlamasıyla üçüncü kez yargılanıyor.

Kürt gazeteciler hedefte

Türk hükümetinin, kadın gazetecileri susturmak için hukuku silah olarak kullanan ülkelerin başında geldiği ifade edilen raporda, “Yetkililer sürekli olarak seyahat yasaklarına ve ‘kamu görevlilerine hakaret’ de dahil olmak üzere düzmece yasal suçlamalara başvurdu. En çok Kürt kadın gazeteciler, sansür ve zulmetmek için alaycı bir şekilde terör suçlamalarını kullanılarak hükümet tarafından hedef alınıyor” denildi.

Gazetecilikte Kadın Koalisyonu’nun raporunda, “Bu çeyrekte kadın gazetecilere yönelik hapis cezaları, fiziksel ve hukuki saldırılar, gazeteciliğin sürekli olarak nasıl kriminalize edildiğini gösteriyor. Endişe verici bir eğilim, gazetecileri felç eden ve otosansüre yol açan yasal tacizdir. Basın özgürlüğü saldırı altında olduğunda ilk hedef alınanlar kadınlar ve LGBTQI gazetecilerdir” değerlendirmesinde bulunuldu.

Raporda, “Kadın gazetecilere yönelik fiziksel ve yasal tacizin artmasından endişe duyuyoruz. Kadınların ve LGBTQI gazetecilerin, görevlerini şiddet veya korku olmadan yerine getirmelerini sağlayan güvenli ve destekleyici bir ortamda çalışabilmelerini sağlamak için daha fazlasının yapılması gerekiyor” ifadeleri kullanıldı.

(VOA Türkçe)

Paylaşın

Haziran’da 22 Kadın Öldürüldü, 27 Kadın Şüpheli Şekilde Hayatını Kaybetti

Haziran ayında 22 kadın öldürüldü, 27 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen 22 kadından 6’sı boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi, 2’si ekonomik, 1’i de çocuğunun velayetini alması bahanesi ile öldürüldü. 13’ünün ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

Haber Merkezi / Haziran ayında öldürülen 22 kadının 9’u evli olduğu erkek, 3’ü tanıdığı biri, 4’ü birlikte olduğu erkek, 1’i eskiden evli olduğu erkek, 2’si eskiden birlikte olduğu erkek, 1’i oğlu, 2’si akrabası tarafından öldürülmüştür. Haziran ayında kadınların yüzde 41’i evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), Haziran 2023 verilerini açıkladı. Açıklamadan öne çıkan bölümler şöyle:

Bu ay 22 kadın cinayeti işlenmiş, 27 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Öldürülen 22 kadından 6’sı boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile, 2’si ekonomik bahane ile, 1’i çocuğunun velayetini alması bahanesi ile öldürüldü.

13’ünün ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi. 13 kadının hangi bahaneyle öldürüldüğünün tespit edilememesi, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin görünmez kılınmasının bir sonucudur. Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe; adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam ediyor.

Haziran ayında öldürülen 22 kadının 9’u evli olduğu erkek, 3’ü tanıdığı biri, 4’ü birlikte olduğu erkek, 1’i eskiden evli olduğu erkek, 2’si eskiden birlikte olduğu erkek, 1’i oğlu, 2’si akrabası tarafından öldürülmüştür. Bu ay kadınların yüzde 41’i evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadınların 12’si evinde, 4’ü sokakta,  3’ü işyerinde, 1’i otelde öldürülmüştür. 2 kadının öldürüldüğü yer tespit edilememiştir. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 55’i evlerinde öldürüldü.

Bu ay öldürülen kadınların 12’si ateşli silahlarla, 6’sı kesici aletlerle, 1’i darp edilerek, 2’si boğularak, 1’i motosikletle çarpılarak öldürüldü. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 55’i ateşli silah ile öldürüldü.

Şüpheli kadın ölümleri

2023’ün ilk 6 ayında 128 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti.  Failler artık sadece cinayet işlemekle kalmıyor, aynı zamanda bu cinayetleri gizleyebileceklerine inanıyorlar. Şüpheli kadın ölümleri genellikle kadınların yüksek katlardan atılarak veya evlerinde şüpheli şekilde ölü bulunmasıyla gerçekleşmektedir. İronik bir şekilde, birçok kadın plazalarda bir erkek ile birlikteyken intihar kararı aldığı iddia ediliyor.

Şüpheli ölümlerde, fail kendini “şaka yapıyorduk, kendi atladı” gibi komik ifadelerle savunmaktadır. Bazı aylarda, şüpheli kadın ölümü sayısı kadın cinayeti sayısını geçmektedir. Şüpheli kadın ölümlerinin tesadüf olmadığını gözlemliyoruz. Şüpheli kadın ölümlerindeki artış İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı ile bağlantılıdır. Failler, bu gibi gelişmelerden cesaret alarak cinayetleri gizleyebileceğine inanmaktadır.

Şüpheli ölümlerle ilgili süreç etkin bir şekilde yürütülmemektedir, ancak artık kadınlar bu davaların peşini bırakmamaktadır. Kadınların şüpheli ölümleriyle ilgili soruşturmaların tamamlanıp adaletin sağlanması için mücadelemize devam edeceğiz. Hiçbir kadının ölümü şüpheli kalmayana kadar kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.

Bir süredir raporlarımızda da açıkladığımız gibi intihar veya doğal ölüm gibi sunulan şüpheli kadın ölümleri ve şüpheli bir şekilde ölü bulunan kadın sayısında pandemi süreciyle birlikte çok ciddi bir artış yaşanmaktadır. Şüpheli kadın ölümleri, maalesef kadın cinayetlerinden daha da zorlu olabilmektedir.

Kadınların öldürülüp öldürülmediği, gerçekten kaza ile mi öldükleri, kadınların toplumsal cinsiyet temelli öldürülüp öldürülmediği (kadın cinayeti olup olmadığı), intihar edip etmedikleri veya intihara sürüklenip sürüklenmediklerinin açığa çıkarılması gerekmektedir.

22 kadının yaşam mücadelesi hikayeleri

İzmir’de 40 yaşındaki Nermin Yılmaz evli olduğu Mustafa Yılmaz tarafından pompalı tüfekle öldürüldü.

Kars’ta 28 yaşındaki Ö.B. boşanma aşamasında olduğu Z.B. tarafından pompalı tüfekle öldürdü. Ö.B.’nin İstanbul’da Z.B. tarafından darp edildiği bu sebeple ailesinin yanında sığındığı öğrenildi. Z.B aynı zamanda Ö.B.’nin erkek kardeşini de öldürdü.

Antalya’da Melek Bağce boşanma aşamasında olduğu Mustafa Bağce tarafından boşanma davasının duruşması ardından Melek Bağce’nin çalıştığı aile sağlığı merkezinde kesici alet ile öldürüldü.

Manisa’da 34 yaşındaki Şükran Dalmış eskiden evli olduğu İsmet Dalmış tarafından ateşli silahla öldürüldü.

Gaziantep’te 25 yaşındaki Bilge Kaya 1 hafta önce boşandığı Mertcan Köse tarafından 4 aylık bebeklerinin velayetinin Bilge Kaya’ya verilmesi bahanesiyle arabayla önü kesilerek pompalı tüfek ile öldürüldü. Fail o sırada Bilge Kaya’nın yanında bulunan ve engel olmaya çalışan babasını da öldürdü.

İzmir’de yaşayan 21 yaşındaki Dudu Yılmaz evli olduğu Rıfat Yılmaz tarafından kaldığı pansiyonda kabloyla boğularak öldürüldü. Dudu Yılmaz’ın 3,5 aydır failden ayrı yaşadığı ve boşanmak istediği öğrenildi.

Ankara’da 24 yaşındaki avukat Belen Neslin Coşgun, birlikte olduğu Muhammed B. tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü.

İzmir’de Gülkamar Hanimova ile kızları Leyla Geldiyazova, Laçin Geldiyazova Gülkamar Hanimova’nın birlikte olduğu Saparmurat Hallyev tarafından kıskançlık bahanesiyle öldürüldü. Fail aynı zamanda Laçin Geldiyazova’nın birinin birlikte olduğu Ruslan Kerimov’u da öldürdü.

Antalya’da 38 yaşındaki 3 çocuk annesi Sinem Albeni evli olduğu Ufuk Albeni tarafından darp edilerek öldürüldü.

Eskişehir’de 39 yaşındaki Beyhan Gökçe 1 yıl önce boşandığı İdris Güneş ile tartışmasından sonra motorsikleti ile seyir halindeyken İdris Güneş tarafından motosiklerine çarpılarak öldürüldü.

İstanbul’da 25 yaşındaki Elena David eskiden birlikte olduğu B.A. tarafından çalıştığı iş hanında ateşli silahla vurularak öldürüldü. Fail daha sonra aynı silahla intihar girişiminde bulundu.

Aksaray’da 45 yaşındaki 1 çocuk annesi Şengül Keleş, 20 yaşındaki üvey oğlu Ömer Keleş tarafından boğularak öldürülüp sulama kanalına atıldı.

İzmit’te 34 yaşındaki Gözde Vural birlikte olduğu Hasan Ceylan tarafından ateşli silahla başından vurularak öldürüldü. Hasan Ceylan aynı silahla intihar etti.

Ankara’da Zeliha Yağmur oğlu Sefa Yağmur tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Zeliha Yağmur’un daha önce oğlu hakkında uzaklaştırma kararı aldığı ve failin tanınmamak için çarşaf giyinip, eve balkondan girdiği öğrenildi.

İstanbul’da yaşayan 2 çocuk annesi hemşire Sevinç Akdoğan, emeklilik ikramiyesini vermemesi bahanesiyle evli olduğu Rahim Akdoğan tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Adana’da yaşayan 27 yaşındaki Sultan Erdoğan, iş yerinde iş arkadaşı Rıdvan Sebuktekin tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü.

İzmir’de 1 çocuk annesi Fidan Bahçecioğlu eskiden birlikte olduğu Yücel K. tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü. Fidan Bahçecioğlu’nun kardeşi Kenan Bahçecioğlu da fail tarafından olay esnasında öldürüldü.

Karabük’te 19 yaşındaki Karbeyaz Çimen, eşinin babası Tarık Çimen tarafından ateşli silahla başından vurularak öldürüldü. Tarık Çİmen 22 Haziran’da ‘cinsel istismar’ suçlamasıyla tutuksuz yargılanmak üzere cezaevinden tahliye edilmişti.

Adana’da 30 yaşındaki Nuriye Arslan boşanma aşamasında olduğu Erhan Arslan tarafından ateşli silahla başından vurularak öldürüldü. Fail aynı silahla intihar etti.

Hakkari’de 20 yaşındaki Evin R. evli olduğu Heryad R. Y. tarafından kalaşnikof orta otomatik silahla vurularak öldürüldü. Evin R.’nin 16 yaşındaki kardeşi Peyman R. de ağır şekilde yaralandı.”

Paylaşın

Beş Ayda 101 Kadın Öldürüldü: İntihar Süsü Verilerek Cinayetler Gizleniyor

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Son yıllarda bizim verilerimize göre kadın cinayetleri belli bir seyirde devam ederken ve İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın geri çekilmesinin ardından artarken şüpheli kadın ölümleri ise kadın cinayetlerinden çok daha fazla artıyor durumda” dedi ve ekledi:

“Burada gördüğümüz şey kadın cinayetlerinin büyük bir kısmı şüpheli kadın ölümü verilerinde gizli olabilir. Yüksekten düşüp ölü bulunan kadınların yanlarında mutlaka bir erkek oluyor. Bu tip ölümlere intihar süsü vererek kaza süsü vererek cinayet olduğu gerçeğini gizlemeye çalışıyorlar. Her bir şüphenin üzerine gidilmesi gerekir. Hiçbir kimsenin aklında soru işareti kalmayacak şekilde gerçekler açığa çıksın.”

2021 yılının ilk beş ayında 79 kadın şüpheli şekilde ölü bulunurken bu sayı 2023’te 101’e yükseldi.

Cumhuriyet’ten Rengin Temoçin’in haberine göre, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim “intihar süsü verilerek cinayet gizleniyor” dedi. Ataselim sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Son yıllarda bizim verilerimize göre kadın cinayetleri belli bir seyirde devam ederken ve İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın geri çekilmesinin ardından artarken şüpheli kadın ölümleri ise kadın cinayetlerinden çok daha fazla artıyor durumda. Burada gördüğümüz şey kadın cinayetlerinin büyük bir kısmı şüpheli kadın ölümü verilerinde gizli olabilir.

Yüksekten düşüp ölü bulunan kadınların yanlarında mutlaka bir erkek oluyor. Bu tip ölümlere intihar süsü vererek kaza süsü vererek cinayet olduğu gerçeğini gizlemeye çalışıyorlar. Her bir şüphenin üzerine gidilmesi gerekir. Hiçbir kimsenin aklında soru işareti kalmayacak şekilde gerçekler açığa çıksın.”

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: 15 Yaş Altı Doğum 1 Yılda Yüzde 25 Arttı

15 yaşın altında doğum yapanların sayısının 2022’de bir önceki yıla göre yüzde 25 artarak 147’ye çıktığı kaydedildi. Gebe 19 yaş altı sayısının ise son 22 yılda 2 milyon 88 bin 925’e çıktığı aktarıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, Türkiye’de doğum yapan çocuklara ilişkin “Çocuk Gebelikleri Raporu” hazırladı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden 15 yaş altı doğumların paylaşıldığı raporda, “15 yaşından küçüklerin yaptığı doğum sayısı ise 22 yılda toplamda 21 bin 87 oldu. ‘Hokus-pokus’ formülünü devreye sokan TÜİK’in marifetiyle 17 yaş altındaki kız çocukları arasındaki doğum oranı son 22 yılda sözde yüzde 24,49 azalırken, yaş grubu belirsiz doğumlar 130 bini buldu. Ülkemizdeki Adölesan doğurganlık hızı (19 yaş altı doğum) hâlâ Avrupa’nın neredeyse iki katı” ifadeleri kullanıldı.

Cumhuriyet‘ten Sarp Sağkal‘ın haberine göre, raporda, 15 yaşın altında doğum yapan çocukların sayısının 2022’de bir önceki yıla göre yüzde 25 artarak 147’ye çıktığı kaydedildi. Gebe 19 yaş altı sayısının son 22 yılda 2 milyon 88 bin 925’e çıktığı aktarılan raporda şu tespitler yer aldı:

“TÜİK verilerinde bile 15 yaş altı doğumlar son bir yılda arttı. Açıklamayıp gizledikleri istatistikler ise çok daha vahim ve çarpıcı. Küçük yaşta doğum oranları, aile baskısıyla okutulmayan yahut okuldan alınan kız çocukları arasında artış gösteriyor. 2015-2021 arasında doğum yapan 15 yaşından küçük 1.546 çocuğun yüzde 50’si, yani 779’u yalnızca ilkokul mezunuydu. 422’sinin ise herhangi bir okul bitirmediği görülüyor. 5 çocuk ise okuma yazma dahi bilmiyordu. Yine aynı dönemde doğum yapan 15-19 yaş grubuna mensup 427 bin 709 çocuktan 2 bin 960’sının okuma yazması bulunmuyor.

Yargı erki, kız çocuklarını küçük yaşta evlilikten ve cinsel istismardan korumakla mükellef olmasına rağmen ‘toplumsal dinamik’ bahanesine sığınıyor. Adalet sistemi, çocuğa yönelik cinsel istismarla mücadele etmek yerine 18 yaşından küçük olduğu halde gebe kalan çocuklara evlilik izni verilmesini ‘mücbir’ yani zorlayıcı neden olarak görüyor. Bu durum, istismarı hukuken meşrulaştırmaktadır.

Toplum baskısı, sosyal-zihinsel yozlaşma ve erozyon, istismara uğrayan çocuğu korumak yerine evlilik izni yoluyla ‘ailenin namusunu kurtarmaya’ yönlendiriyor. Bu bakımdan 2012-2021 yılları arasında mahkemeler tarafından reşit olmadığı halde 129 bin 547 çocuk için ‘evlenebilir’ kararı verilmesi, aslında istismarın kanun aracılığıyla yasal hale getirilmesi anlamına gelmektedir.”

‘Kız çocukları cinayete kurban ediliyor’

Rapora göre, erken evlilikler sonucunda ya da cinsel istismarla meydana gelen adölesan gebelik ve doğumlar, henüz ruhsal gelişimini tamamlayamamış kız çocuklarının eğitimlerinin yarım kalmasına, sosyal konumlarının toplum içinde ‘görünmez’ statüsüne gerilemesine ve ekonomik bakımdan kendisine cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan erkeğe bağımlı kalmasına yol açıyor.

Raporda, “Türkiye’de genç ve çocuk nüfusun fazlalığı, sosyal, ekonomik, kültürel ve çevresel faktörlerin etkisiyle bu rapora konu olan sorun içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. İktidar her ne kadar ‘Namus cinayetlerini biz bitirdik’ dese de küçük yaşta zorla evlilikler ve çocuk gebelikleriyle birlikte şiddet her gün yeniden üretilmekte ve özellikle kız çocukları ‘canlı canlı’ cinayete kurban edilmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Paylaşın

Dünyada Cinsiyet Eşitsizliğini Gidermek 131 Yıl Alabilir

Dünya genelinde cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesine yönelik ilerlemenin mevcut hızda devam etmesi durumunda bu farkın ancak 2154’te, yani 131 yıl içinde kapanabileceği tespit edildi.

Bu süre, ekonomik eşitsizliği kapatmak için 169 yıl, siyasi yetkilendirme alanındaki eşitsizliği kapatmak için ise 162 yıl alabilir. Cinsiyet eşitliğinde en yüksek oran İzlanda’da en düşük Afganistan’da. Türkiye, yüzde 63,8 ile cinsiyet eşitliğinde 129’uncu sırada yer aldı.

Dünya çapında kadınlar iş gücüne erkeklere göre daha yüksek oranda katılım sağlamasına karşın bu yıl küresel iş gücünün yüzde 41,9’unu kadınlar oluşturdu.

İsviçre’nin Cenevre kentinde yer alan Dünya Ekonomik Forumu, Küresel Cinsiyet Farkı 2023 Raporu’nu yayınladı.

146 ülkede “ekonomik katılım ve fırsat”, “eğitimsel kazanımlar”, “sağlık ve hayatta kalma” ve “siyasi yetkilendirme” olmak üzere 4 temel alanda cinsiyet eşitsizliğinin değişiminin ölçüldüğü rapora göre, dünyada cinsiyet eşitsizliğini gidermek için sağlanan ilerlemenin hızı yaşanan çeşitli krizler nedeniyle büyük ölçüde yavaşladı.

Cinsiyet eşitsizliği, geçen yıla göre sadece yüzde 0,3 kapandı. Bu yavaş ilerlemede, eğitimsel kazanımlarda cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına ilişkin iyileşme ana faktör oldu.

WEF’in raporu yayımlamaya başladığı 2006’dan beri cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında sadece yüzde 4,1 iyileşme kaydedildi. Dünyada cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesine yönelik ilerlemenin mevcut hızda devam etmesi durumunda bu farkın ancak 2154’te, yani 131 yıl içinde kapanabileceği tespit edildi.

Bu süre, ekonomik eşitsizliği kapatmak için 169 yıl, siyasi yetkilendirme alanındaki eşitsizliği kapatmak için ise 162 yıl alabilir. Cinsiyet eşitliğinde en yüksek oran İzlanda’da en düşük Afganistan’da

Dünyada hiçbir ülkede cinsiyet eşitliği yüzde 100 sağlanamamış olsa da İzlanda yüzde 91,2 ile bu konuda ilk sırada yer aldı ve üst üste 14 yıldır en yüksek oranın görüldüğü ülke oldu.

Bu oran; Norveç’te yüzde 87,9, Finlandiya’da yüzde 86,3, Yeni Zelanda’da yüzde 85,6 ve İsveç’te yüzde 81,5 olarak belirlendi. Almanya’da ise cinsiyet eşitliği oranı yüzde 81,5, Nikaragua’da yüzde 81,1, Namibya’da yüzde 80,2, Litvanya’da yüzde 80 ve Belçika’da yüzde 79,6 oldu.

Belçika, ilk kez cinsiyet eşitliğinin en yüksek olduğu 10 ülke arasına girdi. Türkiye, yüzde 63,8 ile cinsiyet eşitliğinde 129’uncu sırada yer aldı. Afganistan yüzde 40 ile cinsiyet eşitliğinin en düşük ölçüldüğü ülke olurken, bunu yüzde 57 ile Çad, Cezayir, İran ve Pakistan izledi.

Bölgesel bazda Avrupa, yüzde 76,3 ile cinsiyet eşitliğinin en yüksek ölçüldüğü bölge olurken, Avrupa’yı, yüzde 75 ile Kuzey Amerika, yüzde 74,3 ile Latin Amerika ve Karayipler, yüzde 69 ile de Avrasya ve Orta Asya izledi. Sahra Altı Afrika’da bu oran yüzde 68,2, Güney Asya bölgesinde yüzde 63,4 ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yüzde 62,6 oldu.

İş gücünün yüzde 41,9’unu kadınlar oluşturuyor

Dünya çapında kadınlar iş gücüne erkeklere göre daha yüksek oranda katılım sağlamasına karşın bu yıl küresel iş gücünün yüzde 41,9’unu kadınlar oluşturdu.

Kadınların kıdemli liderlik pozisyonlarındaki oranı ise yüzde 32,2 ile erkeklere göre 10 puan daha düşük. Küresel işsizlik oranları açısından da kadınlarda işsizlik oranı yüzde 4,5 ile erkeklerdeki yüzde 4,3 işsizlik oranına göre daha yüksek ölçüldü.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan: Kadınlar Arasında İntihar Düşüncesi Salgını

Birleşik Krallık’ın kamu yayımcısı BBC, Taliban’ın 2021 yılında yönetimi ele geçirdiği Afganistan’da kadınların her geçen gün daha fazla baskıya karşılaştığını ve intihar düşüncelerinin yaygınlaştığını yazdı. 

BBC’nin görüştüğü ve kimliğini paylaşmayan bir üniversite öğrencisi, “Sınıfımdaki kadınların çoğunun intihar düşünceleri var. Hepimiz depresyon ve anksiyeteden mustaribiz. Hiç umudumuz yok” dedi.

Soyadını paylaşmayan psikolog Emel ise “Afganistan’da bir intihar düşüncesi salgını var” ifadelerini kullandı.

Uluslararası medyada ülkedeki açlığın ve ekonomik krizin gündemde tutulduğuna fakat akıl sağlığı sorunlarının tartışılmadığına dikkat çeken Emel, “Sanki insanlar yavaş yavaş zehirleniyor. Gün geçtikçe umutlarını kaybediyorlar” dedi.

Psikolog, Taliban aralıkta üniversite eğitimini yasaklama kararını açıkladığında, iki gün içinde 170 kişiden acil destek talebi aldığını söyledi. Günde en az 10 kişinin destek için kendisini aradığını belirten Emel, taleplerin çoğunun kadınlardan ve kız çocuklarından geldiğini belirtti.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Mayıs Ayında 40 Kadın Katledildi

Mayıs ayında 40 kadın öldürülürken, 22 kadın da şüpheli bir şekilde ölü bulundu. 40 kadının 12’si evli olduğu erkek, 8’i tanıdığı biri, 7’si birlikte olduğu erkek, 3’ü eskiden evli olduğu erkek, 3’ü eskiden birlikte olduğu erkek, 3’ü oğlu, 2’si kardeşi, 2’si akrabası tarafından öldürüldü.

Haber Merkezi / Kadınların 30’u evinde, 7’si sokakta, 1’i arabada, 1’i ıssız bir yerde öldürüldü. 1 kadının öldürüldüğü yer tespit edilemedi. Öldürülen kadınların 20’si ateşli silahlarla, 14’ü kesici aletlerle, 4’ü darp edilerek, 1’i boğularak, 1’i yakılarak öldürüldü.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KDCP) 2023 Mayıs Raporu’nu yayınladı. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Bu ay 40 kadın cinayeti işlenmiş, 22 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Öldürülen 40 kadından 7’si boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile, 1’i ekonomik bahane ile, 2’si boşanmaya sebep olduğu bahanesi ile, 1’i tokat attığı bahanesi ile, 1’i gürültü bahanesiyle öldürüldü. 28’inin ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

28 kadının hangi bahaneyle öldürüldüğünün tespit edilememesi, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin görünmez kılınmasının bir sonucudur. Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe; adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam ediyor.

Kadınlar kimler tarafından öldürüldü?

Mayıs ayında öldürülen 40 kadının 12’si evli olduğu erkek, 8’i tanıdığı biri, 7’si birlikte olduğu erkek, 3’ü eskiden evli olduğu erkek, 3’ü eskiden birlikte olduğu erkek, 3’ü oğlu, 2’si kardeşi, 2’si akrabası tarafından öldürülmüştür. Bu ay kadınların yüzde 30’u evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadınlar en çok evlerinde öldürüldü

Kadınların 30’u evinde, 7’si sokakta, 1’i  arabada, 1’i ıssız bir yerde öldürülmüştür. 1 kadının öldürüldüğü yer tespit edilememiştir. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 75’i evlerinde öldürüldü.

Kadınlar en çok ateşli silah  ile öldürüldü

Bu ay öldürülen kadınların 20’si ateşli silahlarla, 14’ü kesici aletlerle, 4’ü darp edilerek, 1’i boğularak, 1’i yakılarak öldürüldü. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 50’si ateşli silah ile öldürüldü.

Şüpheli kadın ölümleri derhal aydınlatılmalıdır

Bir süredir raporlarımızda da açıkladığımız gibi intihar veya doğal ölüm gibi sunulan şüpheli kadın ölümleri ve şüpheli bir şekilde ölü bulunan kadın sayısında pandemi süreciyle birlikte çok ciddi bir artış yaşanmaktadır. Şüpheli kadın ölümleri, maalesef kadın cinayetlerinden daha da zorlu olabilmektedir.

Kadınların öldürülüp öldürülmediği, gerçekten kaza ile mi öldükleri, kadınların toplumsal cinsiyet temelli öldürülüp öldürülmediği (kadın cinayeti olup olmadığı), intihar edip etmedikleri veya intihara sürüklenip sürüklenmediklerinin açığa çıkarılması gerekmektedir.”

Paylaşın