Türkiye’de Her Gün En Az 5 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybediyor

2025 yılının ilk altı aylık döneminde, en az 961 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Bu, her gün en az 5 işçinin iş kazalarında hayatını kaybettiği anlamına geliyor.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) Haziran 2025 İş Cinayetleri Raporu’nu yayınladı. Buna göre; Haziran ayında en az 164 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Böylece 2025 yılının ilk altı ayında iş cinayeti sayısı (Ocak 180, Şubat 124, Mart 159, Nisan 156, Mayıs 178 ve Haziran 164) 961’e ulaştı.

Haziran ayında en çok iş cinayeti güvencesiz çalıştırmanın en yaygın olduğu işkolları olan inşaat, tarım, taşımacılık ve belediye/genel işlerde meydana geldi. İş cinayetlerine sektörel olarak bakıldığında ise sanayide 47 işçi, inşaatta 40 işçi, hizmette 39 işçi ve tarımda 38 işçi hayatını kaybetti.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 40 işçi; Tarım, Orman işkolunda 38 emekçi (12 işçi ve 26 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 17 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 15 işçi; Madencilik işkolunda 8 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 8 işçi; Metal işkolunda 7 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 7 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 6 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 5 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 5 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 1 işçi; Basın, Gazetecilik işkolunda 1 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 1 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 2 işçi.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Trafik, Servis Kazası nedeniyle 33 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 31 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 28 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 18 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 10 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 7 işçi; İntihar nedeniyle 6 işçi; Şiddet nedeniyle 5 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 5 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 4 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 17 işçi.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 1 çocuk işçi, 15-17 yaş arası 3 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş arası 35 işçi, 30-49 yaş arası 75 işçi, 50-64 yaş arası 33 işçi, 65 yaş ve üstü 15 işçi, yaşı bilinmeyen 2 işçi.

Haziran ayında Türkiye’nin 55 şehrinde ve yurtdışında üç ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti gerçekleştiği tespit edildi: 12 ölüm İstanbul’da; 7’şer ölüm Antalya, Manisa ve Sakarya’da; 6 ölüm Erzurum’da; 5’er ölüm Balıkesir, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Isparta, İzmir ve Sivas’ta; 4’er ölüm Ankara, Çanakkale, Kahramanmaraş, Kocaeli ve Kütahya’da; 3’er ölüm Adana, Bursa, Gümüşhane, Konya, Muğla, Şırnak ve Yozgat’ta; 2’şer ölüm Adıyaman, Aydın, Çorum, Denizli, Düzce, Kayseri, Mersin, Osmaniye, Samsun, Tekirdağ ve Trabzon’da; 1’er ölüm Aksaray, Amasya, Ardahan, Bartın, Bingöl, Burdur, Çankırı, Edirne, Eskişehir, Karaman, Kırıkkale, Kırklareli, Malatya, Mardin, Muş, Ordu, Siirt, Şanlıurfa, Tokat, Irak, İtalya ve Suudi Arabistan.

NOT: İSİG Meclisi, iş kazalarını iş cinayetleri olarak tanımlıyor.

Paylaşın

Satın Alma Gücü Sıralaması: Türkiye, 69 Ülke Arasında 64. Sırada

Türkiye satın alma gücü sıralamasında 69 ülke arasında 64. sırada yer alarak, yalnızca Arjantin, Mısır ve Venezuela gibi kriz yaşayan ülkelerin üzerinde konumlandı.

Almanya merkezli Deutsche Bank’ın “Dünyadaki Fiyatların Haritası 2025” raporu, Türkiye’nin küresel fiyatlar karşısındaki kırılgan pozisyonunu rakamlarla ortaya koydu. Satın alma gücündeki kayıplar, konut erişimindeki zorluklar ve elektronik ürünlerdeki yüksek fiyatlar Türkiye’yi listelerin son sıralarına itti.

Banka tarafından 69 finans merkezi şehirde yapılan karşılaştırmalı analiz, Türkiye ekonomisinin son yıllardaki dengesizliklerinin uluslararası yansımalarını göz önüne serdi. Yüksek enflasyon, gelir kayıpları ve kurdaki dalgalanmalar, vatandaşların temel ihtiyaçlara erişimini zorlaştırıyor.

Karar‘ın aktardığı rapora göre, Türkiye satın alma gücü sıralamasında 69 ülke arasında 64. sırada yer alarak, yalnızca Arjantin, Mısır ve Venezuela gibi kriz yaşayan ülkelerin üzerinde konumlandı. 2010 yılından bu yana 20’den fazla sıra gerileyen Türkiye, en büyük düşüş yaşayan ülkeler arasında.

Deutsche Bank uzmanlarına göre bu gerilemenin başlıca nedenleri arasında yüksek ve kronikleşmiş enflasyon, TL’nin sürekli değer kaybı ve ücret artışlarının bu kayıpları telafi edememesi bulunuyor.

Konut erişimi zorlaştı

Raporda yer alan konut piyasası verileri de Türkiye’de barınmanın giderek daha maliyetli hale geldiğini gösterdi. İstanbul’da konut fiyatları son 5 yılda dolara göre yüzde 103 artış gösterdi. Aynı dönemde Türkiye’de gelirler yalnızca yüzde 18 arttı. Bu durum konut alım gücünün sert şekilde gerilemesine neden oldu.

Uzmanlara göre, Türkiye’de orta gelir grubundaki bir ailenin, şehir merkezinde bir daire satın alabilmesi için gelirinin yüzde 70’inden fazlasını konut kredisi ödemelerine ayırması gerekiyor.

Raporda en çarpıcı uyarılardan biri ise iPhone fiyatlarıyla ilgili olarak Türkiye özelindeyapıldı. iPhone 16 Pro (128 GB) modelinin ülkelere göre fiyat sıralamasında Türkiye, en pahalı ülke olarak ilk sırada yer aldı. Bu farkın nedeni olarak yüksek vergiler, kur etkisi ve düşük gelir seviyesi birlikte gösterildi.

Deutsche Bank raporunda şu dikkat çekici ifade yer aldı: “Türkiye, Brezilya, Mısır, İsveç ve Hindistan; iPhone’unuzu kaybetmemeniz gereken en kötü yerler. Türkiye, ABD’ye kıyasla yüzde 100 daha pahalı.”

ABD’de iPhone 16 Pro’nun fiyatı yaklaşık 1.100 dolar seviyesindeyken, Türkiye’de aynı modelin fiyatı 2.200 dolara kadar çıkabiliyor. Bu durum, özellikle orta ve alt gelir grubundaki tüketiciler için teknolojiye erişimi lüks haline getiriyor.

Net maaşlar sıralamasında Türkiye, 69 şehir arasında 57. sırada yer aldı. İstanbul’daortalama net maaş 934 dolar olarak kayda geçerken, İsviçre’nin Cenevre kentinde bu rakam 7.984 dolara ulaştı. Bu gelir farkı, başta teknoloji olmak üzere birçok tüketim malında oransız bir yük oluşturuyor.

Aynı şekilde temel ihtiyaçlar dışındaki birçok harcamada da Türkiye, dünya ortalamasına göre daha pahalı durumda. Örneğin bir restoran yemeği, sinema bileti ya da marka bir kot pantolon gibi harcamalarda Türkiye, hem mutlak fiyat hem de alım gücüne oranla yüksek listelerde yer aldı.

Paylaşın

Açlık Sınırı 26 Bin Yoksulluk Sınırı 85 Bin Lirayı Aştı

Haziran ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırı bir önceki aya göre bin 23 lira artarak 26 bin 115 liraya, yoksulluk sınırı ise 3 bin 292 lira artarak 85 bin 66 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Veriler, Türkiye’de çalışanların yaşam maliyetleri ile mevcut gelir düzeyleri arasındaki makasın açılmaya devam ettiğine işaret ediyor.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), “Haziran 2025 Açlık ve Yoksulluk Sınırı” raporunu yayınladı.

Buna göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 26.115,18 TL’ye, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 85.065,75 TL’ye bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 33.586,82 TL ’ye yükseldi.

Verilere göre “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Haziran 2025 itibariyle şu şekilde gerçekleşmiştir: Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 4,08 oranında gerçekleşti. On iki aylık değişim oranı yüzde 37,60 oldu. Yıllık ortalama artış ise yüzde 44,58 olarak gerçekleşti. Yılın ilk altı ayındaki değişim oranı yüzde 23,87 olarak gerçekleşti.

Gıda ürünleri fiyatlardaki değişim, harcama gruplarına göre şu şekilde oldu: “Süt, yoğurt ve peynir ürünlerinin bulunduğu grupta; takip edilen markalar arasında rekabet nedeniyle fiyat değişikliği gözlemleniyor olmasına rağmen süt, yoğurt ve peynir ürünlerinin ortalama fiyatlarında önemli bir değişiklik görülmedi.

Et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller ürünlerinin bulunduğu grupta; dana kıyma ve kuşbaşı etin kilogram fiyatında bir miktar artış tespit edildi. Balık sezonunun sona ermesiyle birçok balıkçı satış yapmazken, satışı yapılan tezgâhlarda ise az miktarda kültür balığı bulunmaktadır. Kuzu eti fiyatlarında da önemli bir değişiklik görülmedi. Tavuk etinin kilogram fiyatı markaların fiyat ayarlamalarına rağmen ortalama da değişmedi. Yumurtanın fiyatı yumurta ihracatında yapılan muafiyet düzenlemesinin etkisiyle bu ay bir miktar daha geriledi.

Kuru baklagiller (kuru fasulye, nohut, yeşil ve kırmızı mercimek) grubunda nohut ve yeşil mercimeğin fiyatı arttı. Diğer ürünlerin fiyatı sabit kaldı.

Meyve-sebze fiyatlarında mevsim koşullarına bağlı olarak beklenen gerileme geçen ay da belirtildiği üzere gerçekleşmedi. Semt pazarlarında yeşil soğan, maydanoz gibi salata yeşilliklerinin fiyatı değişmezken, mutfakların olmazsa olmazı patates ve kuru soğan da bu ay bir miktar gerileme görüldü. Meyvenin ortalama kilogram fiyatı bu ay da yükseldi. Patlıcan, kabak, fasulye, biber, salatalık ve domates fiyatı düşen sebzeler olarak gözlemlendi.

Sebze ortalama (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri dâhil değil) kg fiyatı 54,46 TL, ortalama meyve kg fiyatı 138,65 TL oldu. Hesaplamada -bu ay- 19’u sebze ve 14’ü meyve olmak üzere toplam 33 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Meyve-sebze ortalama kg fiyatı ise 83,33 TL (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşillikleri bu hesaplamada ‘Ortalama Meyve-Sebze Fiyatı’ kapsamında değerlendirilmektedir) olarak tespit edilmiştir.

Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; ekmeğin fiyatı değişmedi. Bu harcama grubundaki diğer ürünlerden pirinç ve makarnanın fiyatında bir miktar artış olduğu gözlemlendi. Bulgur ve un fiyatında önemli bir değişiklik tespit edilmedi. İrmiğin fiyatı aynı kaldı.

Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; margarin fiyatında artış olduğu tespit edildi. Tereyağı fiyatında belirli markalarda artış olduğu gözlemlendi fakat ortalamada fiyat değişmedi. Ayçiçek yağı ve zeytinyağının fiyatı aynı kaldı. Siyah zeytin aynı kaldı fakat yeşil zeytinin fiyatı bir miktar artış gösterdi. Yağlı tohum ürünlerinin fiyatı da aynı kaldı.

Son grupta yer alan gıda maddelerinden baharat ürünleri (kimyon, nane, karabiber vb.), çay ve ıhlamur fiyatı bu ay da değişmedi. Diğer ürünlerden pekmez de marka bazlı fiyat artışı olduğu gözlemlendi. Bal ve salçanın fiyatı arttı. Şeker ve reçelin fiyatın aynı kaldı.”

Paylaşın

İşsiz Sayısı 12,6 Milyon!

Geniş tanımlı işsiz sayısı mayıs ayında 12 milyon 606 bin olarak kayıtlara geçti. Geniş tanımlı işsiz sayısı bir önceki yılın mayıs ayında 10 milyon 134 bin olarak kayıtlara geçmişti.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), İşsizliğin Görünümü Raporu (Mayıs 2025) yayımlandı.

Rapordan öne çıkan bölümler şöyle: DİSK-AR tarafından TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı ise Mayıs 2025’te 12 milyon 606 bin kişi olarak gerçekleşti.

Pandemi döneminde geniş tanımlı işsiz sayısının en yüksek olduğu ay Ocak 2021’di. Ocak 2021’de dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 12,3 ve işsiz sayısı 3,9 milyondu. Bu dönemde geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 29 ve geniş tanımlı işsiz sayısı ise 10,5 milyondu. Mayıs 2025’te geniş tanımlı işsiz sayısı pandeminin en yüksek olduğu dönemden 2 milyon 137 bin kişi yüksek hesaplandı.

Mayıs 2024 ve Mayıs 2025 arası bir yıllık dönemde dar tanımlı işsizlik azalmış olarak açıklansa da geniş tanımlı işsizlikte ciddi artış yaşandı. Mayıs 2024’te yüzde 25,4 olan geniş tanımlı işsizlik oranı son bir yılda 5,6 puan arttı. Mayıs 2024’te 10,1 milyon olan geniş tanımlı işsiz sayısı Mayıs 2025’te 12,6 milyon oldu. Böylece geniş tanımlı işsiz sayısında bir yıllık artış 2 milyon 472 bin oldu.

Geniş tanımlı işsiz sayısı Mayıs 2024’te 10 milyon 134 bin ve Mayıs 2025’te ise 12 milyon 606 bin olarak gerçekleşti. Geniş tanımlı işsiz sayısındaki artışın sebebi zamana bağlı eksik istihdam ve ümitsiz işsizler ile iş aramayıp çalışmaya hazır olanları, iş arayan ancak hemen çalışmaya başlayamayacak olanları kapsayan potansiyel işgücü sayısındaki artıştır.

Potansiyel işgücü sayısı son bir yılda 1 milyon 391 bin kişi artarak 3 milyon 869 binden 5 milyon 260 bine yükseldi. Başka bir ifadeyle Mayıs 2025 itibarıyla Türkiye’de 5,3 milyona yakın kişi, çalışmak istemesine rağmen iş bulamıyor.

İşsizlerin ezici çoğunluğu işsizlik ödeneği alamıyor

TÜİK’in resmi dar tanımlı işsizlerin ezici çoğunluğu işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor. İşsizlik ödeneğinden yararlanma koşullarının ağır olması ve işsizlik sigortası kaynaklarının amacı dışında kullanılması sebebiyle işsizlerin büyük çoğunluğu işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor.

Mayıs 2025’te TÜİK toplam dar tanımlı işsiz sayısını 2 milyon 972 bin kişi olarak açıkladı. İŞKUR’un Mayıs 2025 İşsizlik Sigortası Bültenleri verilerine göre ise bu ayda işsizlik ödeneği alabilenlerin sayısı 457 bin 244’tür. Böylece Mayıs 2025’te resmi işsizlerin sadece yüzde 15,4’ü işsizlik ödeneği alabildi.

Yaklaşık 2,6 milyon işsiz işsizlik ödeneğinden yoksun kaldı. Bu da işsizlerin yüzde 84,6’sının işsizlik ödeneği alamadığı anlamına geliyor.

Paylaşın

Patronlardan “Çocuk İşçiliğinin Önünü Açın” Çağrısı

MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, “Mevcut eğitim modeli her bireyi aynı kalıba sokuyor. 21’nci yüzyılın ihtiyaçlarına bu şekilde cevap veremeyiz” dedi ve ekledi:

“Her çocuk aynı akademik başarıyı gösteremez. Eğitim içeriği yeniden tasarlanmalı. Yani bir kere 12 yıllık kesintisiz eğitim sistemi çok yanlış bir uygulama. Ülkeye herhangi bir faydası yok.”

Türkiye’de MESEM’ler (Mesleki Eğitim Merkezi) aracılığıyla yüzbinlerce çocuk sanayi sektöründe çocuk işçi olarak çalıştırılıyor. Resmi verilere göre 1.3 milyon (15-17 yaş arasındaki istihdam ve MESEM’li çocukların sayısı), kayıt dışı çalışan çocuklarla beraber ise bu sayının 3.5 milyona yakın olduğu tahmin ediliyor.

Çocuklarının eğitimden koparılarak işçileştirilmesi MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği) için yeterli gelmedi.

MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir zorunlu eğitim süresinin kısaltılmasını önererek, İstihdamda artış için eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiğini ifade etti: “Gençlerimiz iş gücüne daha erken katılmalı. Eğitim zorunluluğu esnetilmeli, gençlerimiz pratik becerilerle piyasaya daha hızlı adapte olmalılar.”

Yeni Şafak gazetesinden Mehmet Ali Parto’ya konuşan Özdemir, “Mevcut eğitim modeli her bireyi aynı kalıba sokuyor. 21’nci yüzyılın ihtiyaçlarına bu şekilde cevap veremeyiz. Her çocuk aynı akademik başarıyı gösteremez. Eğitim içeriği yeniden tasarlanmalı. Yani bir kere 12 yıllık kesintisiz eğitim sistemi çok yanlış bir uygulama. Ülkeye herhangi bir faydası yok” dedi.

İngiltere ve Almanya gibi ülkelerdeki ikili mesleki eğitim sistemlerini örnek gösteren Özdemir, Türkiye’de de benzer modellerin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti.

Özdemir, “Üniversite zorunluluğu olmadan, çocuklarımız çağın mesleklerine yönlendirilmeli. Bu konuda bir model geliştirdik, bakanlıklarla paylaşmayı planlıyoruz” açıklamasında bulundu. Sanayide nitelikli personel bulmakta zorluk yaşandığını aktaran Özdemir, “Tornacı, teknisyen, kalifiye eleman bulunamıyor. Ara eleman krizi var. Bu da üretimi doğrudan etkiliyor” dedi.

Paylaşın

2025’te Her Gün 4 Bin 789 Kişi İşsiz Kaldı

2025 yılının ilk beş aylık döneminde en az 718 bin 49 kişi işsiz kaldı. Başka bir ifadeyle yılın her günü 4 bin 789 kişi işinden oldu. TÜİK’e göre işsizlik oranı yüzde 8,6.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, 2025’in ilk 5 ayında açıklanan işsizlik verilerine ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklamada bulundu. Bulut, açıklamasında şu ifadeleri kullandı;

“Türkiye ‘İşsizlik’ yüzyılı. Yılın ilk beş aylık döneminde en az 718 bin 49 kişi işinden oldu. Yılın her günü 4 bin 789 kişi işsiz kaldı. İşsiz kaldığı için İş-Kur’a başvuranların sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 78 bin kişi arttı. İşsiz kalanların sadece 352 bin 597’sine işsizlik ödeneği ödenmeye başlandı. 365 bin 452 kişi hem işsiz hem maaşsız kaldı.”

Geçtiğimiz ay Nisan ayına ilişkin iş gücü istatistiklerini yayımlayan TÜİK’e göre, yalnızca bir ayda 203 bin kişi daha işsiz kaldı. Toplam işsiz sayısı 3 milyon 63 bine yükselirken işsizlik oranı da 0,6 puanlık artışla yüzde 8,6’ya çıktı.

Paylaşın

Sanayi Sektöründe Çalışan Sayısı Yüzde 1,3 Azaldı

Ücretli çalışan sayısı, nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, sanayi sektöründe yüzde 1,3 azaldı, inşaat sektöründe yüzde 7,3 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 3,6 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ücretli Çalışan İstatistikleri Nisan 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre, sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,4 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 15 milyon 289 bin 223 kişi iken, 2025 yılı Nisan ayında 15 milyon 658 bin 462 kişi oldu.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; 2025 Nisan ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 1,3 azaldı, inşaat sektöründe yüzde 7,3 arttı ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 3,6 arttı.

Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 0,7 arttı. Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Nisan ayında ücretli çalışanlar aylık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,4 arttı, inşaat sektöründe yüzde 2,4 arttı ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,6 arttı.

Paylaşın

Açlık Sınırı 23 Bin 615 Yoksulluk Sınırı 81 Bin 686 Lira

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 23 bin 615 liraya, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama göre, yoksulluk sınırı ise 81 bin 686 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 37 bin 912 lira oldu. Buna göre tek başına yaşayan bir kişi için yoksulluk sınırı 37 bin 912 lira olarak tespit edildi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), Açlık ve Yoksulluk Sınırı Mayıs 2025 Dönem Raporu’nu açıkladı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ve BİSAM’ın hesaplamalarına göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı mayıs ayında 23 bin 615 lira oldu. Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır. Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 81 bin 686 lira oldu.

Yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 6.597 lira, bu değer yetişkin bir kadın için 6.254, 15-18 yaş bir genç için 6.610, 4-6 yaş arası bir çocuk için 4.155 lira oldu. Sağlıklı bir biçimde beslenmenin toplam aile bütçesine maliyeti ise 23 bin 615 lira olarak tespit edildi. Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı 81 bin 686 liraya ulaştı.

Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 37.912 lira oldu. Buna göre tek başına yaşayan bir kişi için yoksulluk sınırı 37.912 lira olarak tespit edildi.

Günlük harcamalarda Mayıs 2025 dönemi için en yüksek maliyet grubunu 211.71 liralık harcama gereksinimi ile meyve ve sebze oluşturdu. İkinci en yüksek maliyetli harcama grubu 210,71 lira ile süt ve süt ürünleri oldu. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 161.64 lira, ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 71.43 oldu. Katı yağ ve sıvı yağ ise 40.69 lira masraf yapılması gereken ürün grubudur. Yumurta için 15.22, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 19.29 lira harcama yapılması gerekmektedir.

Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda et, yumurta ve kurubaklagil yüzde 27.3 ile ilk sıradayken, süt ve süt ürünleri grubunun payı yüzde 26.77’dir. Meyve ve sebze grubunun payı ise yüzde 26.9 olarak tespit edildi. Ekmek, makarna vb.’nin toplam içindeki payı yüzde 11.38, diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 7.62 oldu.

Paylaşın

2025’te “Asgari Ücret” Enflasyon Karşısında 3 Bin 336 Lira Eridi

2025 yılının ilk beş ayında asgari ücret enflasyon karşısında 3 bin 336 lira eridi. Enflasyonun dört ayda emek gelirlerinde yarattığı toplam kayıp en az 198,2 milyar lira oldu.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSK-AR), Ücret Kayıpları İzleme Raporu’nu yayınladı.

Enflasyonun çalışanlar üzerindeki etkisini gözler önüne seren rapordan öne çıkan bölümler şöyle: “Ocak, Şubat, Mart Nisan, Mayıs 2025’te TÜİK tarafından ölçülen yüzde 15,09’luk beş aylık resmi enflasyonun emek gelirlerinde yarattığı toplam kayıp en az 198,2 milyar TL oldu. Bu kayıp sonraki aylarda katlanarak devam edecek.

Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs 2025’te beş aylık resmi enflasyonun işçi ücretlerinde yarattığı kayıp 113,4 milyar TL olarak hesaplanırken memur maaşlarındaki kayıp 38,3 milyar TL, emekli aylıklarındaki kayıp ise 46,5 milyar TL olarak tahmin edildi. Böylece emek gelirlerindeki beş aylık toplam kayıp en az 198,2 milyar TL olarak hesaplandı

Enflasyon emek gelirlerini tekil olarak da aşındırıyor. Örneğin 22.105 TL olan net asgari ücretin mayıs ayında yaşadığı beş aylık kayıp 3.336 TL oldu. Asgari ücretin bir buçuk katı brüt ücreti (neti 31.011 TL) olan bir işçinin enflasyon kaybı 4.680 TL olurken, asgari ücretin iki katı düzeyinde brüt ücreti (neti 38.486 TL) olan bir işçinin enflasyon kaybı 5.808 TL ve asgari ücretin 2,5 katı düzeyinde brüt ücreti (neti 47.229 TL civarı) olan bir işçinin enflasyon kaybı 7.127 TL oldu.”

Raporda ayrıca, enflasyon karşısında ücretlerin eridiğini ve alım gücünün ciddi biçimde azaldığını ortaya koyarken, gelirdeki bu gerilemenin sosyal adaleti ve yaşam standartlarını tehdit ettiğine dikkat çekildi.

Paylaşın

Türkiye, İşçiler İçin En Kötü 10 Ülke Arasında

Türkiye, işçiler için en kötü 10 ülke arasında yer aldı. Türkiye’nin yanı sıra Bangladeş, Belarus, Ekvador, Mısır, Esvatini, Myanmar, Nijerya, Filipinler ve Tunus da işçi haklarının en çok ihlal edildiği ülkeler arasında sıralandı.

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2025 yılına ilişkin Küresel Haklar Endeksi raporunu yayımladı. Rapora göre Türkiye, işçiler için en kötü 10 ülke arasında yer aldı. Türkiye’nin yanı sıra Bangladeş, Belarus, Ekvador, Mısır, Esvatini, Myanmar, Nijerya, Filipinler ve Tunus da işçi haklarının en çok ihlal edildiği ülkeler arasında sıralandı.

Konfederasyon Genel Sekreteri Luc Triangle, 151 ülkenin incelendiği raporun Mart 2025’e kadar olan süreci kapsadığını belirterek, “Ancak o tarihten sonra da olumsuz eğilimler derinleşmeye devam etti” dedi. Triangle, demokratik değerleri zayıflatan liderlerin ilk hedefinin işçi hakları olduğunu, çünkü sendikaların bu değerlerin en güçlü savunucusu ve en büyük toplumsal muhalefet olduğunu vurguladı.

Rapora göre ülkelerin yüzde 87’si grev hakkını, yüzde 80’i ise toplu pazarlık hakkını ihlal etti. Adalete erişim hakkının kısıtlandığı ülkelerin oranı yüzde 72 ile rekor seviyeye ulaştı. 2015’te işçi haklarında en iyi puanı alan ülke sayısı 18 iken, bu yıl sadece yedi ülke en üst düzeyde not alabildi.

Milyarderlerin etkisi arttı

Triangle, milyarder destekli siyasi aktörlerin, servetlerini artırırken demokratik yapıları zayıflattığını belirtti. “Dünyanın en zengin beş kişisi servetlerini iki katına çıkardı, buna karşılık dünya nüfusunun yüzde 60’ı daha da yoksullaştı” diyerek gelir adaletsizliğine dikkat çekti.

ITUC, aşırı sağcı politikalar ve milyarder destekli otoriter liderlere karşı küresel çapta bir demokrasi kampanyası yürüttüklerini de duyurdu. Triangle, “İşçilerin ihtiyaç duyduğu ücret, hak ve sosyal güvenceyi sağlamak bir kaynak değil, siyasi tercih meselesidir” dedi.

Paylaşın