Yoksulluk Sınırı Asgari Ücretin Dört Katı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı yanı açlık sınırı 27 bin 111 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 88 bin 310 liraya çıktı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) “Ağustos 2025 Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” raporunu açıkladı.

Rapora göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 27 bin 111 lira olurken, diğer temel harcamalarla birlikte haneye girmesi gereken toplam gelir miktarı 88 bin 310 liraya ulaştı.

Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti ise aynı dönemde 34 bin 981 liraya yükseldi. Net asgari ücretin 22 bin 104 lira olduğu dikkate alındığında, tek bir bireyin yaşamını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu tutarla mevcut gelir arasındaki fark 12 bin 877 liraya çıkmış durumda. Bu tablo, enflasyonun ücret artışlarını geride bıraktığını ve gelir erozyonunun sürdüğünü gösteriyor.

TÜRK-İŞ raporunda, “Bu farkı gidermeden yalnızca enflasyon oranında ücret artışı yapılması, yoksulluğun kalıcı hâle gelmesi anlamına gelir” denilerek, gelir düzeyinin insan onuruna yaraşır biçimde yeniden belirlenmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Ankara’daki dört kişilik bir ailenin gıda harcamalarındaki yıllık artış oranı yüzde 40,68 olarak ölçüldü. Yılın ilk sekiz ayında gıda fiyatlarındaki kümülatif artış yüzde 28,59’a ulaşırken, 12 aylık ortalama artış yüzde 41,46 oldu. En çok fiyat artışı görülen kalemler arasında çay, ıhlamur, salça ve pirinç öne çıktı. Ayçiçek yağı, tereyağı ve margarin fiyatlarında artış gözlemlenirken, zeytinyağında kısmi düşüş kaydedildi.

Raporda, dana eti fiyatlarında Et ve Süt Kurumu’nun düşük fiyatlı tedarik uygulamasına rağmen kayda değer bir düşüş yaşanmadığı belirtildi. Tavuk etinde yüzde 8’lik, yumurtada ve kuru baklagillerde ise sınırlı artışlar görüldü. Sebze fiyatları yükselirken meyvelerde kısmi düşüş yaşandı. Ortalama meyve-sebze fiyatı 82,59 TL olarak hesaplandı.

Ekmek fiyatındaki artış da dar gelirli vatandaşın mutfağını doğrudan etkiledi. Ankara’da 200 gram ekmek 12,5 TL’den 15 TL’ye yükselirken, bu yüzde 20’lik zam, temel beslenme giderlerinin daha da ağırlaşmasına yol açtı. Tahıl ürünleri grubunda ise en yüksek fiyat artışı pirinçte görüldü.

Paylaşın

Türkiye, Yoksullukta Avrupa Birincisi

Türkiye’de yaşayan her 100 kişiden 39,3’ü, maddi yetersizlik nedeniyle iki günde bir et, tavuk, balık veya eşdeğer vejetaryen bir öğün tüketemiyor. Bu oran, ülkeyi Avrupa Birliği ülkeleri arasında en kötü duruma sahip ülkelerden biri haline getiriyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) tarafından yayımlanan güncel verilere göre, Türkiye’de halkın önemli bir kesimi en temel gıda ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor.

2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de yaşayan her 100 kişiden 39,3’ü, maddi yetersizlik nedeniyle iki günde bir et, tavuk, balık veya eşdeğer vejetaryen bir öğün tüketemiyor. Bu oran, ülkeyi Avrupa Birliği ülkeleri arasında en kötü duruma sahip ülkelerden biri hâline getiriyor.

2023’te aynı oran yüzde 45,8 düzeyindeydi. Bu 6,5 puanlık düşüş, görünürde olumlu bir değişimi işaret etse de, hala Türkiye’de milyonlarca insanın temel beslenme hakkından mahrum kaldığını ortaya koyuyor.

Verilere göre tablo, yoksulluk riski altındaki bireyler için çok daha karanlık. Medyan gelirin yüzde 60’ından daha az gelirle yaşamaya çalışan bu grupta, yeterli öğün tüketemeyenlerin oranı 2024’te yüzde 54,0 olarak kaydedildi. Bu oran 2023’te yüzde 58,5 idi. Yani yoksulların yarısından fazlası protein bazlı sağlıklı bir öğüne ulaşamıyor.

Karar’dan Berfu Kargı’nın aktardığına göre; Eurostat aynı zamanda şiddetli maddi ve sosyal yoksunluk (SMD) içinde yaşayan kesimin verilerini de açıkladı. Bu grupta iki günde bir et ya da eşdeğeri bir öğün yiyemeyenlerin oranı 2024 itibarıyla yüzde 57,9 seviyesinde.

Bu veriler, Türkiye’nin artık yalnızca yoksulluk altındaki kesimlerde değil, toplam nüfus bazında da Avrupa’nın en yüksek oranına sahip ülkesi olduğunu ortaya koyuyor. 2024 itibarıyla Türkiye, yüzde 39,3’lük oranla Avrupa genelinde ilk sıraya yerleşti. Onu izleyen Romanya’da bu oran yaklaşık yüzde 33, Bulgaristan’da ise yüzde 20 civarında.

Buna karşılık, Almanya’da iki günde bir protein içeren bir öğün tüketemeyenlerin oranı sadece yüzde 8,2, Fransa’da ise yüzde 7,9. Avrupa Birliği ortalaması ise yüzde 8,3 seviyesinde. Yani Türkiye, AB ortalamasının yaklaşık beş katı kadar daha yüksek bir yoksunluk oranıyla dikkat çekiyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) küresel et fiyatlarındaki rekor artışı ortaya koyan verileri, Türkiye’deki kırmızı et piyasasına da yansıdı. Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nin kesimhane verilerine göre, Türkiye’de dana ve kuzu etinde yıllık fiyat artışları yüzde 30’u aştı. Dana bıçak yağsız etin kilogram fiyatı 452,57 TL’ye ulaştı. Bu rakam geçen yıla kıyasla yüzde 32,7 artış anlamına geliyor.

Bölgesel bazda en yüksek dana eti fiyatı 463,40 TL ile Karadeniz’de görülürken, en düşük fiyat 425,50 TL ile Ege Bölgesi’nde kaydedildi. Kuzu etinde de ortalama fiyat 476,06 TL oldu. Yıllık artış oranı yüzde 26,2’ye ulaşırken, Marmara ve Ege Bölgeleri 500 TL’yi aşan fiyatlarla öne çıktı.

Ankara Ticaret Borsası verileri ise dana butun 496,9 TL, karkas etin 460,33 TL ve dana kolun 416,1 TL’den işlem gördüğünü ortaya koydu. Türkiye’de kırmızı et fiyatlarındaki artış oranı, yıllık tüketici enflasyonunu aşarak dar gelirli tüketicinin alım gücünü zorlayan bir tablo oluşturdu.

Paylaşın

Memur Ve Memur Emeklisi Zam Oranı Belli Oldu

Memur ve memur emeklisine, 2026 yılının ilk 6 ayında yüzde 11, ikinci 6 ayında yüzde 7, 2027 yılının ilk 6 ayında yüzde 5, ikinci 6 ayında yüzde 4 zam yapılmasına karar verildi.

6 milyonu aşkın kamu emekçisi ve emeklisini ilgilendiren sekizinci dönem toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamayınca devreye giren Kamu Görevlileri Hakem Kurulu bugün dördüncü kez toplandı.

Toplantıya Sayıştay Başkanı Metin Yener başkanlık etti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı İsmail İlhan Hatipoğlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Burak Demiralp, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkan Yardımcısı İsa Atçeken, akademisyenler Prof. Dr. Fatih Uşan ve Prof. Dr. Erdinç Yazıcı, Memur-Sen Genel Sekreteri Mahmut Faruk Doğan, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkan Yardımcısı Türkeş Güney ve Memur-Sen uzmanı Raşit Eğin toplantıya katılan isimlerdi.

Toplantı yaklaşık 1 saat sürdü. Konfederasyon temsilcileri ile kamu işveren temsilcileri, toplu sözleşmeyi müzakere etti. Toplantıda, kamu işvereni temsilcileri sadece 2026 için yüzde 11+7’lik teklif değiştirmedi. Sadece 2027’nin ilk 6 ayı için verilen yüzde 4’lük teklifi bir puan artırdı. Bu sırada kurulun yarın toplanmak üzere toplantıyı bitirdiği haberi geldi. Teklifin ardından Kamu-Sen ve Memur-Sen, Hakem Kurulundan çekildiklerini açıkladı.

Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın “Uzlaşmazlıkla sonuçlanan toplu sözleşmede toplantı tutanağı ile kayıt altına aldığımız 58 kazanım Hakem Kurulunda oylandı. Verdiğimiz tepkiler ve Hakem Kurulundaki ısrarımızla bazı olumlu adımlar atıldı ama bunlar sorunu çözmez. Hakem Kurulundan çekildik” dedi.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci de “Toplu sözleşme görüşmelerinin tüm kurum ve kurullarıyla işletilmesi, kamu çalışanlarının haklarının ilerletilmesi, sorunlarının çözülmesi için bütün gayretimizi gösterdik. Ancak gelinen süreçte Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun tekliflerinin kamu görevlilerinin sorunlarını çözmeye, beklentilerini karşılamaya yeterli olmadığı, bütün iyi niyetimize rağmen kamu işveren tarafının bu konuda olumlu bir adım atmaması nedeniyle Kamu Görevlileri Hakem Kurulu toplantısından çekildik.” diye açıklama yaptı.

İki konfederasyonun çekilmesiyle masada memur tarafı kalmadı. Ancak daha sonra kurulun yeni teklifi teklifi kabul ettiği haberi geldi. Böylelikle memur maaşları ile memur emeklisi aylıklarına 2026’nın ilk 6 ayında yüzde 11, ikinci 6 ayında yüzde 7, 2027’nin ilk 6 ayında yüzde 5, ikinci 6 ayında yüzde 4 zam yapılmasına karar verdi. Memurun karara itiraz hakkı bulunmuyor.

Karar nasıl çıktı?

Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, 11 üyeden oluşuyordu. 11 kişiden 6’sı hükümet tarafından seçilirken, 5 üye sendikalar tarafından seçiliyordu. Kurul, başkanın çağrısı üzerine başkan dahil en az 8 üyenin katılımı ile toplanabiliyordu. Ancak sendikaların masadan kalkmasıyla bir sonraki toplantıda yeter çoğunluğu sağlanamayacaktı.

Bu nedenle de memurun mali ve sosyal haklara ilişkin düzenlemeleri doğrudan kanunla, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından yapılması gerekiyordu.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın X’te, sendikaların karar aşamasında masadan çekildiğini, bu nedenle toplantının yeter sayısı ile başlatıldığını, bu nedenle de kurulun karar verme hakkına sahip olduğunu ifade etti.

Paylaşın

Türkiye’nin Kaymağını Yüzde 1 Yiyor

Türkiye’deki hanehalklarının yüzde 1,1’i en üst seviyede, yüzde 11,0’ı üst seviyede, yüzde 16,4’ü üst altı seviyede, yüzde 19,7’si üst orta seviyede, yüzde 16,5’i alt orta seviyede, yüzde 18,6’sı alt seviyede, yüzde 16,7’si ise en alt seviyede yer aldı.

Haber Merkezi / İllere göre dağılıma bakıldığında İstanbul, Ankara ve İzmir, üst düzey sosyoekonomik grupların yoğun olduğu merkezler olarak öne çıkıyor. En üst ve üst seviye grubundaki hanelerin yüzde 28,6’sı İstanbul’da, yüzde 11,5’i Ankara’da, yüzde 6,7’si İzmir’de, yüzde 3,9’u Bursa’da ve yüzde 3,3’ü Antalya’da bulunuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Sosyoekonomik Seviye 2023 verilerini yayınladı. Buna göre; Sosyoekonomik seviye gruplarına göre; Türkiye’deki hanehalklarının yüzde 1,1’i en üst seviyede, yüzde 11,0’ı üst seviyede, yüzde 16,4’ü üst altı seviyede, yüzde 19,7’si üst orta seviyede, yüzde 16,5’i alt orta seviyede, yüzde 18,6’sı alt seviyede, yüzde 16,7’si ise en alt seviyede yer aldı.

İllere göre dağılıma bakıldığında İstanbul, Ankara ve İzmir, üst düzey sosyoekonomik grupların yoğun olduğu merkezler olarak öne çıkıyor. En üst ve üst seviye grubundaki hanelerin yüzde 28,6’sı İstanbul’da, yüzde 11,5’i Ankara’da, yüzde 6,7’si İzmir’de, yüzde 3,9’u Bursa’da ve yüzde 3,3’ü Antalya’da bulunuyor.

Ankara: En üst seviyede yüzde 2,5, üst seviyede yüzde 16,5, üst altı seviyede yüzde 20,0, üst orta seviyede yüzde 17,5, alt orta seviyede yüzde 17,4, alt seviyede yüzde 14,0, en alt seviyede yüzde 12,2.

İstanbul: En üst seviyede yüzde 2,4, üst seviyede yüzde 16,4, üst altı seviyede yüzde 19,0, üst orta seviyede yüzde 18,6, alt orta seviyede yüzde 17,2, alt seviyede yüzde 13,8, en alt seviyede yüzde 12,6.

İzmir: En üst seviyede yüzde 1,2, üst seviyede yüzde 12,4, üst altı seviyede yüzde 17,6, üst orta seviyede yüzde 18,8, alt orta seviyede yüzde 17,8, alt seviyede yüzde 17,1, en alt seviyede yüzde 15,0.

İlçeler bazında analizlerde en yüksek sosyoekonomik seviyeye sahip ilçe Ankara’nın Çankaya ilçesi oldu. En üst ve üst seviye grubundaki hanelerin yüzde 4,1’i Çankaya’da, yüzde 2,4’ü Kadıköy’de (İstanbul) ve yüzde 1,9’u Yenimahalle’de (Ankara) yer alıyor.

Ortalama SES skoruna göre en yüksek yedi ilçe şu şekilde sıralandı:

Çankaya (Ankara)
Kadıköy (İstanbul)
Beşiktaş (İstanbul)
Etimesgut (Ankara)
Nilüfer (Bursa)
Bakırköy (İstanbul)
Güzelbahçe (İzmir)

SES skoru en düşük olan ilçeler ise; Çamoluk (Giresun), Derebucak (Konya), Doğanşar (Sivas), Felahiye (Kayseri), Dikmen (Sinop), Pınarbaşı (Kastamonu) ve Bayramören (Çankırı) olarak belirlendi.

Paylaşın

Türkiye’deki İşsiz Sayısı AB’nin İşsiz Sayısını Geride Bıraktı

Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) verilerine göre; Türkiye’deki geniş tanımlı işsiz sayısı tek başına tüm Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin toplam işsiz sayısını geride bıraktı.

AB’de işsizlik ortalaması yüzde 5,9 olarak ölçülürken, Türkiye’de iş bulma umudunu yitirdiği için iş aramayanların ve atıl işgücünün sayısını kapsayan geniş tanımlı işsizlik 13,8 milyona ulaştı. AB’nin tamamında haziran ayındaki toplam işsiz sayısı ise 12,967 milyon olarak kaydedildi.

Ekonomik daralma, artan iflaslar ve konkordatolar, Türkiye’deki işsizlik oranını yükseltmeye devam ediyor. Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) verilerine göre, Türkiye yüzde 8,6’lık işsizlik oranıyla Avrupa’da en yüksek işsizliğe sahip üçüncü ülke konumuna geldi. Türkiye’nin önünde yalnızca yüzde 10,4 ile İspanya ve yüzde 9,9 ile Finlandiya yer alıyor.

Rapora göre, Türkiye’deki geniş tanımlı işsiz sayısı tek başına tüm Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin toplam işsiz sayısını geride bıraktı. AB’de işsizlik ortalaması yüzde 5,9 olarak ölçülürken, Türkiye’de iş bulma umudunu yitirdiği için iş aramayanların ve atıl işgücünün sayısını kapsayan geniş tanımlı işsizlik 13,8 milyona ulaştı. AB’nin tamamında haziran ayındaki toplam işsiz sayısı ise 12,967 milyon olarak kaydedildi.

Haziran 2024’te yüzde 29,2 olan geniş tanımlı işsizlik oranı, Haziran 2025’te yüzde 32,9’a yükselerek son bir yılda 3,7 puan arttı. Aynı dönemde geniş tanımlı işsiz sayısı 11,7 milyondan 13,8 milyona çıkarak bir yılda 1 milyon 643 bin kişi daha işsizler ordusuna katıldı.

Paylaşın

İşsizlik Oranı Yüzde 32,9’a Yükseldi

TÜİK’e göre; Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı haziran ayında bir önceki aya göre 1,8 puan artarak yüzde 32,9 oldu.

Haber Merkezi /15 – 24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,6 puan artarak yüzde 16,2 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 12,3, kadınlarda ise yüzde 23,7 olarak tahmin edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İşgücü İstatistikleri Haziran 2025 verilerini açıkladı.

Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı haziran ayında bir önceki aya göre 52 bin kişi artarak 3 milyon 47 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,2 puan artarak yüzde 8,6 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,1 iken kadınlarda yüzde 11,4 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerin sayısı haziran ayında bir önceki aya göre 18 bin kişi azalarak 32 milyon 452 bin kişi, istihdam oranı ise 0,1 puan azalarak yüzde 48,9 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 66,2 iken kadınlarda yüzde 31,9 olarak gerçekleşti.

İşgücü, haziran ayında bir önceki aya göre 33 bin kişi artarak 35 milyon 498 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise aynı seviyede kalarak yüzde 53,5 oldu. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,3 iken kadınlarda yüzde 36,0 oldu.

15 – 24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,6 puan artarak yüzde 16,2 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 12,3, kadınlarda ise yüzde 23,7 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi haziran ayında bir önceki aya göre 1,1 saat azalarak 41,5 saat oldu.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı haziran ayında bir önceki aya göre 1,8 puan artarak yüzde 32,9 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 23,0 iken işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 20,3 olarak tahmin edildi.

Paylaşın

Türkiye’de İşçilerin Yüzde 86’sı Sendikasız

Türkiye’de 16 milyon 864 bin 733 olan kayıtlı işçiden sadece 2 milyon 429 bin 527’si sendika üyesi. Başka bir ifadeyle Türkiye’de işçilerin yüzde 85,8’i sendika üyesi değil.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2025 yılı temmuz ayına ilişkin verileri, Türkiye’de kayıtlı işçi sayısında artış yaşanırken sendikalı işçi sayısındaki dikkat çekici düşüşü ortaya koydu.

Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğe göre, işçi sayısı artarken sendikalaşma oranı geriledi. 2025’in ocak ayından bu yana sendikalı işçi sayısı 2 milyon 524 bin 547’den 95 bin kişi azalarak 2 milyon 429 bin 527’ye geriledi. Ocak ayında yüzde 14,97 olarak kaydedilen sendikalı işçi oranı, temmuz ayında yüzde 14,02’ye düştü.

Ocak ayında 16 milyon 864 bin 733 olan kayıtlı işçi sayısı, temmuz ayında 461 bin 410 kişi artarak 17 milyon 326 bin 143’e yükseldi. Ocak ayında 2 milyon 524 bin 547 olan sendikalı işçi sayısı ise temmuz verilerine göre 2 milyon 429 bin 527’ye düştü. Bu düşüşle birlikte sendikalı işçi sayısında yaklaşık 95 bin kişilik bir azalma kaydedildi.

Aynı dönemde sendikalaşma oranı da geriledi. Ocak ayında yüzde 14,97 olan sendikalılık oranı, temmuz itibarıyla yüzde 14,02’ye düştü. En fazla üyeye sahip sendika 284 bin 541 işçiyle Türk Metal Sendikası oldu. Türk Metal’i, 263 bin 999 üyeyle Hizmet-İş Sendikası ve 224 bin 289 üyeyle Öz Sağlık-İş Sendikası takip etti.

Verilere göre 20 iş kolu arasında en fazla işçinin çalıştığı alan 4 milyon 526 bin 306 işçiyle “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” iş kolu oldu. Bu iş kolunu, 1 milyon 967 bin 588 işçiyle “metal” ve 1 milyon 857 bin 769 işçiyle “inşaat” sektörleri izledi.

Paylaşın

Her Dört Gençten Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda!

Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Karar’dan Berfu Kargı‘nın Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. NEET (Not in Education, Employment or Training) olarak tanımlanan bu grup, ülkedeki genç nüfusun dörtte birini oluşturuyor.

Eurostat’ın verilerine göre Türkiye’de NEET oranı, 2015’te yüzde 27,9 seviyesindeydi. 2020 yılında pandeminin etkisiyle bu oran yüzde 32’ye çıkarak son 10 yılın zirvesine ulaştı. 2021’den itibaren hafif bir gerileme eğilimi gözlense de 2024 itibarıyla oran hâlâ yüzde 25,9 seviyesinde seyrediyor. Bu oran, Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 11’in çok üzerinde ve Türkiye’yi bu göstergede Avrupa’da ilk sıraya yerleştiriyor.

NEET oranındaki cinsiyet dağılımı, Türkiye’de toplumsal eşitsizliklerin de bir göstergesi niteliğinde. Özellikle 25 – 29 yaş grubunda genç kadınların NEET oranı, erkeklere göre belirgin şekilde daha yüksek. Eurostat, kadınların NEET grubunda erkeklerden ortalama 2 ila 3 kat fazla temsil edildiğini ortaya koyuyor. Ailevi yükümlülükler, çocuk bakımı, geleneksel cinsiyet rolleri ve eğitime erişimdeki engeller bu tabloyu besleyen başlıca etkenler arasında yer alıyor.

NEET oranları bölgesel düzeyde de dikkat çekici farklar gösteriyor. Kent merkezlerinde yaşayan gençlerde oran görece düşük seyrederken, kırsal bölgelerde bu oran artıyor. Eğitim altyapısının zayıf olduğu, istihdam olanaklarının sınırlı kaldığı taşra ve kırsal alanlar, gençlerin sistem dışına itilmesine daha yatkın bir ortam sunuyor.

Gençlerin eğitim seviyesi, NEET grubuna dahil olma riskini doğrudan etkiliyor. Eurostat’a göre ilkokul veya ortaokul düzeyinde kalan gençlerin NEET oranı yüzde 30’lara kadar çıkarken, üniversite mezunlarında bu oran yüzde 7 – 8 seviyelerine kadar iniyor. Eğitimde kalma süresi uzadıkça hem iş gücüyle bağ kuvvetleniyor hem de yeniden eğitim fırsatları çoğalıyor.

Avrupa Birliği, 2030 yılına kadar NEET oranını yüzde 9’un altına çekmeyi hedefliyor. Hollanda, İsveç, Almanya ve İrlanda gibi ülkeler bu hedefi şimdiden tutturmuş durumda. Türkiye ise hâlihazırda bu eşiğin neredeyse üç katı seviyesinde. Uzmanlara göre bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

İşsizlik Fonu, Patronlara Destek Fonuna Dönüştü

Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile, İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerinden belirli amaçlarla yapılacak harcamalara ayrılan pay artırıldı. Halihazırda yüzde 30 olan oran yüzde 50’ye çıkarıldı.

Haber Merkezi / Ekonomist İnan Mutlu, fonun işsizler dışında birçok alana kaynak aktarımı için kullanıldığını belirterek, 2025 yılına dair yeni düzenlemenin bu durumu pekiştirdiğine dikkat çekti.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile, İşsizlik Sigortası Fonu gelirlerinden belirli amaçlarla yapılacak harcamalara ayrılan pay artırıldı.

Halihazırda yüzde 30 olan oranı yüzde 50’ye çıkarıldı. Karar, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesinin yedinci fıkrası doğrultusunda alındı. Söz konusu fıkraya göre fon gelirlerinin bir kısmı yalnızca işsizlik ödeneği değil; aynı zamanda kısa çalışma ödeneği, nakdi ücret desteği, işbaşı eğitim programları gibi çeşitli istihdam destekleri için kullanılabiliyor.

Kanunun “İşsizlik sigortasına ilişkin genel hükümler” başlıklı 48. Maddesi şöyle: “Fonun bir önceki yıl prim gelirlerinin % 30’u; işgücünün istihdam edilebilirliğini artırmak, çalışanların vasıflarını yükselterek işsizlik riskini azaltmak ve teknolojik gelişmeler nedeniyle işsiz kalması beklenenlerin başka alanlara yönlendirilmesini sağlamak, istihdamı artırıcı ve koruyucu tedbirler almak ve uygulamak, işe yerleştirme ve danışmanlık hizmetleri temin etmek, işgücü piyasası araştırma ve planlama çalışmaları yapmak ve Fondan ödenmek üzere vize edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışanlar ile bunlardan ilgili mevzuatına göre Kurum kadrolarına atanan ve Kurumda çalışmaya devam eden personelin mali ve sosyal haklarına ilişkin ödemeleri gerçekleştirmek amacıyla kullanılabilir. Bu oranı % 50’ye kadar çıkarmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.”

Ekonomist İnan Mutlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda düzenlemeye yönelik eleştirilerde bulundu. Mutlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“İşsizlik Sigortası Fonu da iyice arpalığa döndü. İşsizler dışında her şeye kullanılmaya devam ediyor. İlk 5 ayda işsizlik maaşına başvuranların sadece yüzde 48’i ödeme alabildi. İşsizlere ödeme şartları genişletileceğine bakın ne yapıyorlar…”

İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılan harcamalar ve işsizlik maaşı ödemelerine dair tartışmalar daha önce de kamuoyunun gündemine gelmişti. Yeni düzenleme ile birlikte, fonun hangi alanlara ve ne ölçüde aktarım yaptığı konusu yeniden değerlendirme konusu haline geldi.

Paylaşın

Milyonlarca Emekli İş Arıyor

Düşük emekli aylıkları sebebiyle milyonlarca emekli tekrar çalışıyor veya iş arıyor: 2002 yılında yüzde 36,6 olan çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı Aralık 2024’te yüzde 65,7’ye yükseldi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), “Türkiye’de Emeklilerin Durumu: Emekli Aylıkları, Emekli Sayıları ve Ayrılan Kaynaklar” başlıklı raporunu yayımladı.

Rapordan öne çıkan bölümler şöyle: “Emeklilerin nüfus içindeki payı artarken pastadaki payı düşüyor. Türkiye’de emekli aylıkları dibe doğru eşitleniyor!

Türkiye’de ortalama emekli aylığı 2003’te asgari ücretin yüzde 36 üzerinde iken günümüzde asgari ücretin yüzde 22 altına geriledi!

2002’de ortalama emekli aylığının kişi başına GSYH’ye oranı yüzde 46,4 iken 2025’te bu oran yüzde 29’a geriledi.

Emekli aylığı ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH’ye oranı AB-27 ülkelerinde ortalama yüzde 9,8 iken Türkiye’de yüzde 3,7’dir.

2009-2024 arasında Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan bütçe transferlerinin Bütçe ve GSYH’ye oranı ciddi biçimde düştü.

2025 yılının ilk yarısında ortalama emekli aylığı 17.252 TL ortalama işçi emekli aylığı ise 17.089 TL’dir! Buna karşın en düşük emekli aylığı 14.469 TL’dir.

Emekliler ve onların hak sahipleri, işçilerden sonra Türkiye’nin en büyük toplumsal grubu durumundadır: 2024 itibarıyla emekli ve hak sahipleri Türkiye nüfusunun yüzde 18,5’ini oluşturuyor.

15,9 milyon emekli ve hak sahibi kişi sayısı ile Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde emekli ve hak sahibi sayısının en fazla olduğu üçüncü ülkedir.

‘Türkiye’de emekli sayısı çok fazla, aktif/pasif oranı çok düşük’ iddiası doğru değildir.

Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) kapsamında çalışanlar aktif sigortalılara dahil edildiğinde aktif-pasif oranı 2024 yıl sonu itibarıyla 1,75’tir. Avrupa ülkelerinde ortalama aktif/pasif oranı ortalama 1,5’tir.

Düşük emekli aylıkları sebebiyle milyonlarca emekli tekrar çalışıyor veya iş arıyor: 2002 yılında yüzde 36,6 olan çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı Aralık 2024’te yüzde 65,7’ye yükseldi.”

Paylaşın