Ahtapotların Çiftleştikten Sonra Kendilerini Neden Yok Ettiği Ortaya Çıktı

Deniz biyologları, ahtapotların çiftleşmeden sonra neden kendi kendilerini yok ettiğini ortaya çıkardı. Yeni araştırmanın bulgularına göre çiftleşme ve yavrulama, ahtapotlarda moleküler düzeyde değişime yol açıyor. Bu değişim de hayvanların ölümüyle sonuçlanıyor.

Ahtapotlar çok küçük yaşlardan itibaren yetim kalmaya mahkum. Zira dişi ahtapotlar yumurtalarını bıraktıktan sonra yemek yemeyi bırakıp kendi kendini yaralamaya, derilerini koparmaya ve dokunaçlarının uçlarını ısırmaya başlıyor.

Yavru ahtapot yumurtasından çıktığında annesi çoktan ölmüş oluyor. Dahası birkaç ay sonra babası da ölüyor.

Çoğu ahtapotun yaklaşık bir yıllık kısa ve çile dolu bir ömür sürmesi, bilim insanlarının uzun süredir dikkatini çekiyordu.

1944’ten beri uzmanlar, çiftleşmenin bu deniz canlılarında bir şekilde “kendi kendini yok etme düğmesine” bastığını varsayıyordu.

Sonraki araştırmalar, ahtapotta ölümü de içeren bu üreme davranışının, hormonları ve çeşitli bedensel süreçlerden sorumlu salgıları üreten iki optik bez tarafından kontrol edildiğini göstermişti.

Bu bezler, görme yetisiyle ilgisi olmamasına rağmen, hayvanın gözleri arasında yer aldıkları için “optik” diye nitelenmişti.

Her iki bez de cerrahi işlemle çıkarıldığında dişinin yavrusunu terk ettiği, tekrar yemeye başladığı ve ömrünün uzadığı görülmüştü.

Yaklaşık 80 yılın ardından belirsiz hipotez daha da şekillendi. Hakemli bilimsel dergi Current Biology’de yayımlanan araştırmada bu üreme davranışını yöneten optik bezlerin ürettiği spesifik kimyasal süreçler açıklandı.

Kaliforniya’ya özgü iki noktalı ahtapotlar üzerinde yapılan incelemeler, anne ahtapotlardaki optik bezlerin, kolesterol metabolizmasında ve üretilen steroid hormonlarında çarpıcı değişikliklere neden olduğunu ortaya koydu.

İnsanlar da dahil olmak üzere birçok hayvanda kolesterol metabolizmasındaki değişikliklerin, yaşam süresi üzerinde ciddi sonuçları olabilir.

Çalışmanın yazarlarına göre yeni bulgular, hayvanlar aleminde, yumuşak gövdeli kafadanbacaklılarda ve omurgalılarda bu steroidlerin işlevlerinin önemli ölçüde benzediğini gösteriyor.

Washington Üniversitesi’nde görev alan, çalışmanın başyazarı Z. Yan Wang, “Kolesterolün beslenme açısından ve vücuttaki farklı sinyal sistemleri içinde önemli olduğunu biliyoruz” dedi:

Hücre zarlarının esnekliğinden stres hormonlarının üretimine kadar her şeye dahil oluyor. Ancak bu yaşam döngüsü sürecinde de rol oynadığını görmek büyük bir sürprizdi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

‘Mars’ta Sanılandan Çok Daha Uzun Dönem Su Vardı

Çinli bilim insanları, Çin’in Mars’taki robot gezgininin yeni ve önemli bir bulgusunu paylaştı. Buna göre Mars’ta eski bir okyanusun yeri olduğuna inanılan geniş havzada keşfedilen hidratlı mineraller, gezegenin yüzeyinde sanılandan daha uzun süre boyunca su bulunmuş olduğunu gösteriyor.  

Bilim insanları, Science Advances dergisinde Çarşamba günü yayınlanan makalede, Zhurong robotu tarafından geri gönderilen verilerin analizini paylaştı ve 700 milyon yıl öncesine kadar örneklenmiş minerallerde bile su belirtileri tespit edildiği açıklandı.

Daha önce Mars’ın ‘Hesperian Epoch’ olarak bilinen ikinci jeolojik çağının sona erdiği yaklaşık 3 milyar yıl öncesine kadar sadece ıslak yüzeye sahip olduğuna inanılıyordu. İçinde bulunan evreye ise ‘Amazon dönemi’ deniyor ve bu devirde yüzey suyu yok.

Araştırmacılar, Zhurong’un örneklediği mineralleri içeren toprağın, yükselen yeraltı suyu veya o zamandan beri buharlaşan erimiş buz tarafından oluşturulabilecek sert bir kabuğa sahip olduğunu yazdı.

Suyun tamamı kutuplarda kilitli halde

Çin araştırma robotu, geçen yıl mayıs ayında gezegene inişinden bu yana uçsuz bucaksız Utopia Planitia ovasını keşfetmeye devam ediyor. Zhurong, arazi hakkında veri toplarken iniş alanından yaklaşık 2 kilometre mesafe yol kat etti.

Son yıllarda, Avrupa Uzay Ajansı tarafından işletilen bir yörünge sondasından elde edilen verilerde de gezegenin güney kutbundaki buzun altında su keşfedildi.

Mars’taki suyun neredeyse tamamı kutup buzullarında kilitli halde bulunuyor. Yeraltı suyunu bulmak, gezegenin yaşam potansiyelini belirlemenin yanı sıra herhangi bir insanlı keşif görevi için de kalıcı bir kaynak sağlamanın anahtarı.

Paylaşın

Samanyolu Galaksisi’ndeki Dev Kara Deliğin İlk Fotoğrafı Çekildi

Samanyolu Galaksisi’nin tam ortasında bulunan dev bir kara deliğin ilk defa fotoğrafı çekildi. Sagittarius A* adı verilen bu kara delik, Güneş’in neredeyse 4 milyon kat kütleye sahip.

Fotoğrafta kara deliğin içinde bulunduğu karanlık bir bölgeyi, onun etrafında da yerçekimi gücüyle hareketlenmiş yüksek ısılı gazların yaydığı halka şeklindeki ışığı görebiliyoruz. Fotoğrafta gördüğümüz bu halkanın çapı yaklaşık 60 milyon kilometre.

Şanslıyız ki bu kara delik dünyadan 26 bin ışık yılı ötede. Yani bize ulaşması ve tehlike yaratması mümkün değil. Fotoğraf, Event Horizon (Olay Ufku) Teleskobu (EHT) adlı uluslararası kuruluş tarafından çekildi.

EHT daha önce 2019’da, Messier 87 adlı bir başka galaksinin içindeki bir kara deliği fotoğraflamıştı. O kara delik Güneş’ten bin kat daha geniş ve Güneş’in 6,5 milyar katı kütleye sahip.

BBC’ye konuşan EHT projesinin Avrupa ortaklarından Profesör Heino Falcke, fotoğrafta gördüğümüzün süper-kütleli kara delik olduğu için çok özel olduğunu ifade ediyor.

Falckle, “Bu kara delik aslında çok yakınımızda, arka bahçemizde. Kara deliklerin nasıl oluştuğunu ve nasıl çalıştığını anlamak istiyorsanız bu fotoğraf çok faydalı olacak, tüm detayları gösteriyor” diyor.

Kara delik nedir?

  • Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), kara deliği uzayda belirli nicelikteki maddenin kendi içine doğru çöktüğü bir bölge olarak tanımlıyor
  • Bu bölgede yerçekimi o kadar güçlü ki ışık da dahil hiçbir şeyin kaçması mümkün değil
  • Kara delikler bazı büyük yıldızların patlaması ve ölmesiyle ortaya çıkabiliyor
  • Bazı kara delikler ise gerçekten devasa boyutlara, Güneş’in milyarlarca kat ağırlığına ulaşabiliyor
  • Galaksilerin merkezinde bulunan bu dev canavarların nasıl oluştuğu bilinmiyor
  • Ancak galaksilerin geleceği ve dönüşümü üzerinde büyük etkileri olacağı kesin

Dünya’dan 26 bin ışık yılı ötedeki Sagittarius A* (Sgr A*), gökyüzünde ufacık bir nokta olarak gözüküyor. Bu kadar küçük bir noktayı mercekte yakalamak ve fotoğraflamak ise olağanüstü görüntü çözünürlüğü gerektiriyor.

EHT, fotoğrafı çekmek için dünya boyutundaki bir teleskobu taklit eden ve sekiz tane radyo anteni ile kurulan bir sistem kullanıyor. Bu sistem, ‘very long baseline array interferometry (VLBI)’ olarak biliniyor.

EHT ekibi, bu sistem ile çok yüksek çözünürlüğe ulaşılabildiğini, Ay’ın üstünde bir simidin bile görülebileceğini söylüyor. Sistemin yakaladığı bilgiyi ve verileri gördüğümüz fotoğrafa dönüştürmek için ise atomik saatler, çığır açıcı algoritmalar ve süper bilgisayarlar kullanılıyor.

Daha önce Messier 87 fotoğrafını gördüyseniz aradaki farkı merak ediyor olabilirsiniz. İki fotoğraf birbirine çok benziyor ama aralarında çok önemli farklılıklar var.

Sgr A*, Messier 87’de fotoğraflanan kara deliğin neredeyse binde biri kadar.

EHT ekibi üyesi ve University College London’dan Dr. Ziri Younsi, Sgr A*’nın bu yüzden daha dinamik olduğunu, etrafındaki halkanın içinde görülen sıcak gazların hareket ettiğini anlatıyor. Bu gazlar, kara deliğin içinde saniyede 300 bin kilometre hızında hareket ediyor.

Fotoğrafta daha aydınlık görülen noktalarda bulunan maddenin ise bize doğru hareket ettiği söyleniyor.

Sagittarius A* kara deliğinin çevresindeki bu hareketlilik, içinde tam olarak ne olduğunu anlamayı zorlaştırıyor. Bu yüzden de fotoğrafın oluşturulması diğerine kıyasla daha uzun sürdü.

Her iki kara delik için gerekli veriler 2017 yılında elde edildi. Ancak M87’deki kara delik, büyüklüğü ve dünyaya olan uzaklığı yüzünden Sagittarius A*’ya göre çok durgun gözüküyor.

M87’deki kara delik, Dünya’dan 55 milyon ışık yılı uzaklıkta.

Bilim insanları, bu yeni fotoğraftan elde edilen ölçümlerle kara delikler için kullandığımız fizik kurallarını gözden geçiriyor. Şimdiye kadar tespit edilenlerin ise Einstein’ın yerçekimi teorisi ile uyumlu olduğu ortaya çıkıyor.

Sgr A* yakınındaki yıldızlar olağanüstü hızda hareket ediyor

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

NASA ‘Tersine Dönmüş’ Bir Kara Delik Keşfetti

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 236 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir kara deliğin kendiliğinden ters dönmüş olabileceğini tespit etti. Kozmik cismin manyetik alanının görünüşte tersine dönmesi ekibin uzak galakside “nadir ve gizemli bir patlama” tespit etmesine ön ayak oldu.

Maryland Üniversitesi, Baltimore County ve NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden araştırmacı bilim insanı Sibasish Laha, “Görünür ve ultraviyole ışıktaki hızlı değişiklikler buna benzer birkaç düzine galakside görülmüştü” ifadelerini kullandı: Fakat bu, diğer dalga boyları parlarken X-ışınlarının tamamen kaybolduğunu gördüğümüz ilk vaka.

Gökbilimciler Mart 2018’de, 1ES 1927 +654 adlı bir galaksinin yaklaşık 100 kat parlak bir hal aldığını fark etmiş ve daha fazla araştırmanın sonucunda patlamanın 2017’nin sonunda başladığı ortaya çıkmıştı. NASA’nın üç teleskoplu uzay gözlemevi Neil Gehrels Swift Gözlemevi, galaksinin emisyonunun 12 kat arttığını ama kesintisiz biçimde azalmakta olduğunu tespit etmişti. Bu da daha önce gözlemlenmemiş bir zirveye işaret ediyordu. Haziranda ise yüksek enerjili salım ortadan kalkmıştı.

Kanarya Adaları Astrofizik Enstitüsü’nden (IAC), araştırmanın ortak yazarı José Acosta-Pulido, “Bu galaksinin tuhaf patlama olayını araştırmak ve işin içindeki olası fiziksel süreçleri anlamaya çalışmak çok heyecan vericiydi” dedi.

Çoğu büyük galaksinin merkezinde Güneş’in kütlesinden milyonlarca ya da milyarlarca kat daha büyük bir kütleye sahip süper kütleli kara delikler yer alıyor. Madde bunların içine düştüğünde bir yığılma diski haline gelecek şekilde düzleşiyor. Malzeme ısınıyor ve bilim insanları tarafından tespit edilebilen görünür UV ve X-ışını ışımaları yayıyor.

Kara deliğin yakınında, korona adı verilen aşırı sıcak parçacıklardan oluşan bir bulut daha yüksek enerjili X-ışınları üretiyor, bu emisyonların parlaklığı kendisine doğru ne kadar malzeme aktığına bağlı oluyor.

Yine IAC’de çalışan, araştırmanın ortak yazarı Josefa Becerra González, “Önceki bir yorumda patlamanın kara deliğe çok yakın bir noktadan geçen ve parçalanarak gaz akışını bozan bir yıldız tarafından tetiklendiği öne sürülmüştü” ifadelerini kullandı: Biz böyle bir olayın bu patlamadan daha hızlı sönümleneceğini ortaya koyuyoruz.

Gökbilimciler koronanın kara deliğin manyetik alanı tarafından yaratıldığına ve sürdürüldüğüne inanıyor, dolayısıyla herhangi bir manyetik değişim X-ışını özelliklerini etkileyebilir.

Colorado Boulder Üniversitesi’nde astrofizik ve gezegen bilimleri bölümünde profesör ve araştırmanın ortak yazarı Mitchell Begelman,”Kuzey kutbunun güneye, güney kutbunun kuzeye döndüğü bir manyetik ters dönüş gözlemlere en iyi uyan açıklama” ifadelerini kullandı. Begelman “Alan başlangıçta yığılma diskinin dış kenarlarında zayıflıyor; görünür ve UV ışıkta daha fazla ısınma ve parlamaya yol açıyor” diye açıkladı.

Ters dönüş devam ettikçe, manyetik alan yeni bir yönelimle yavaş yavaş güçlenmeden önce, koronayı destekleyemeyecek kadar zayıf bir hale geliyor. 4 ay sonra X-ışınlarının yeniden ortaya çıkması da ters dönmenin tamamlandığına işaret ediyor.

Laha’nın liderliğindeki araştırmanın bulgularının açıklandığı bir makale, The Astrophysical Journal’da yayımlanmak üzere kabul edildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Güneş Patlaması Atlantik Okyanusu’nu Vurdu

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Güneş yüzeyinde 3 Mayıs’ta meydana gelen şiddetli patlamayı görüntüledi. Güneş’in sol alt bölgesindeki bir lekede meydana gelen patlama “X1.1” diye sınıflandırıldı ve Atlantik Okyanusu üzerinde radyo sinyallerini kesintiye uğrattı.

Kozmik olay aynı zamanda 2022’nin en şiddetli üçüncü Güneş patlaması oldu. Yıldızda 19 Nisan’da X2.2 ve 30 Mart’ta X1.3 seviyesinde iki patlama meydana gelmişti.

X sınıfı patlamalar, radyo frekanslarını bozabilen ve bazen astronotları normalden daha yüksek radyasyon seviyelerine maruz bırakabilen en şiddetli seviyede patlamaları ifade ediyor.

Yıldızın en dış katmanında oluşan Güneş lekeleri, çeşitli patlamaların meydana geldiği aktif bölgeler diye tanımlanıyor. Bunların sıcaklığı, çevrelerine kıyasla sıcaklığı daha düşük olduğundan karanlık lekeler olarak görülüyor.

Bu lekelerde meydana gelen patlamalar, uzaya radyoaktif parçacıkların savrulmasına neden oluyor. Güneş rüzgarı adı verilen bu parçacıklar, gezegenlere ve dolayısıyla Dünya’ya da yönelebiliyor.

Patlamayı resmi Twitter hesabından duyuran NASA, “Güneş patlamaları güçlü radyasyon patlamalarıdır” ifadelerini kullandı:

Bir patlamadan savrulan zararlı radyasyon, Dünya yüzeyindeki insanları fiziksel açıdan etkileyemez çünkü gezegenin tüm atmosferinden geçemez. Ancak yeterince yoğun olduğunda GPS ve iletişim sinyallerinin iletildiği katmanı bozabilir.

Paylaşın

Dişi Yunusların Cinsel İlişkiden Zevk Aldıkları Keşfedildi

Güncel bir araştırma, dişi yunusların büyük ve gelişmiş klitorisleri sayesinde çiftleşmekten zevk aldıklarını ortaya koydu. Yunusların, diğer türdeki yunuslarla dahi hem heteroseksüel hem de homoseksüel ilişkiye girdikleri ve mastürbasyon yaptıkları biliniyordu.

Şimdi ise dişi yunusların cinsel ilişkiden zevk aldıkları keşfedildi. Mount Holyoke Üniversitesi’nden Patricia Brennan kontrolünde yürütülen yeni bir çalışma, yunusların sahip olduğu klitorisin işlevsel olduğunu öne sürdü.

Dişi yunusların diğer memeli hayvanlar gibi klitorise sahip olduğu bilinen bir gerçekti ancak bilim insanları yunusların çiftleşmekten zevk alıp almadığından emin değildi.

Current Biology dergisinde yayımlanan araştırma, yunusların çiftleşme esnasında bundan keyif aldığını doğruladı. Araştırmada, “Yunusların klitorisi, iyi gelişmiş erektil alanlara sahip, dokunsal uyarıya oldukça duyarlı ve muhtemelen işlevsel.” sonucuna varıldı.

Brennan ve ekibi, doğal nedenlerle ölen şişe burunlu yunusların vajinasını inceleyerek klitoral gövdenin altındaki erektil dokunun bir ‘S’ şeklini oluşturduğunu tespit etti. Erektil dokuda çok sayıda sinir ucu bulunduğu ve bu kıvrımların tıpkı insanlarda olduğu gibi haz alınmasına neden olduğu belirlendi.

New Scientist dergisine konuşan Brennan, “Yunusların çok fazla kıvrım içeren oldukça karmaşık vajinaları var. Mevcut tezler bu kıvrımların çiftleşme sırasında tuzlu suyu dışarıda bırakmak için var olduğu üzerineydi. Ancak şimdiye kadar kimse bu kıvrımları incelememişti.” ifadelerini kullandı.

Yunusların vajinasını incelediği esnada klitorisi gördüğünde hayretler içinde kaldığını belirten Brennan, “Bunlar çok büyük ve iyi gelişmiş klitorislerdi” şeklinde konuştu.

Diğer hayvanlar çiftleşmekten haz alıyor mu?

Çiftleşmenin öncelikli işlevinin üremek olduğu göz önüne alındığında, bunu teşvik için dişi hayvanların çiftleşme esnasında haz duygusu alması beklenir. Öte yandan hâlihazırda çok az sayıda hayvanın çiftleşmekten zevk aldığı düşünülüyor.

Nesli tükenme tehlikesi altında olan Bonobo maymunları cinsel ilişkiden zevk alan hayvan türlerinden biri. Bonoboların hamileyken ya da emzirirken çiftleştiği biliniyor.

“Doğanın insan dışında en çok rastgele cinsel ilişkide bulunan hayvanı” olarak bilinen Bonoboların, cinsel davranışlarının yüzde 75’inin zevk için olduğu düşünülüyor.

Kısa burunlu meyve yarasalarının ise cinsel ilişkiyi uzatmak için oral seks yaptığı sanılıyor. ‘Bu davranışın evrimsel başka açıklamaları da olabilir’ ancak bilim insanları bunu eğlenmek için yapıp yapmadıkları konusunda kararsız.

Dişi Macaca maymunları da üreme avantajı olmaksızın orgazm olduğu gözlenen ve çiftleşmeden zevk aldığı düşünülen bir diğer hayvan türü.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

‘Galaktik Bale’nin Fotoğrafı Çekildi

Dünya’dan yaklaşık 60 milyon ışık yılı uzaklıktaki iki galaksi, “galaktik bale” yaparken görüntülendi. Salı yayımlanan fotoğrafta NGC1512 adlı çubuklu sarmal galaksi solda, NGC 1510 adlı merceksi galaksiyse sağda yer alıyor.

Saat (Horologium) Takımyıldızı’ndaki ikili, 400 milyon yıldır birleşme sürecinde. Bu durum ayrıca milyonlarca yıldızın oluşmasına sebep oldu.

Söz konusu fotoğrafta da iki galaksiyi birleştiren bir “yıldız köprüsü” görülebiliyor. Köprü, iki galaksinin arasındaki kütleçekimsel etkileşimin de bir kanıtı.

Uzmanlar, kütleçekimsel etkileşim iki galaksinin şekillerini bozduğunu da sözlerine ekledi.

İkili en nihayetinde birleşerek daha tek bir büyük galaksi halini alacak.

Bununla birlikte fotoğraf, Şili’deki Cerro Tololo Amerika Kıtası Gözlemevi’nde kurulu Víctor M. Blanco isimli 4 metrelik teleskobun üzerine monte edilen 570 megapiksellik Karanlık Enerji Kamerası’yla (The Dark Energy Camera) çekildi.

Kamera şimdiye kadar dünyanın dört bir yanından 400’ü aşkın bilim insanının, yüz milyonlarca galaksinin haritasını çıkarmasına, süpernovaların izini sürmesine ve evrendeki kozmik yapıları incelmesini sağladı.

Görselin ayrıca ultra yüksek çözünürlüklü 100 megapiksel hali de yayımlandı. Kullanıcılar yakınlaştırma özelliğiyle görseli istedikleri gibi inceleyebiliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Kovid 19’un Çocuklardaki Sağlık Sorunlarının Sebebi Belirlendi

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgının ortaya çıktığı ilk haftalarda çocuklarda virüse karşı oluşan bazı nadir ve ağır tepkiler bilim insanlarını ve ebeveynleri endişelendirmişti. Bilim insanları bu tepkilerin sebebini ortaya çıkardı.

Akciğer hastalığı, kan pıhtılaşması ve kalp iltihabı gibi ciddi sağlık sorunlarını tetikleyen bu tepkiler o dönemde  koronavirüsün çocuklar üzerindeki etkileri konusunda endişeleri arttırmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri ve çeşitli Avrupa ülkelerinde onlarca çocuğun ölümüne yol açan bu enfeksiyonun Kawasaki hastalığına benzer belirtiler gösterdiği açıklanmış ve PIMS (Pediatrik Multisistem Enflamatuar Sendromu) olarak adlandırılmıştı.

Çoklu enflamatuar sendromu oluşan Kovid 19 hastası çocuklarda genellikle ateş, karın ağrısı, kusma, deride döküntü ya da konjoktivit gibi belirtiler görülüyor. Akut solunum yetersizliği görülen çocuklarda ise akciğerler kandaki oksijen yetersizliğinden dolayı zarar görebiliyor.

Salgının başlamasından iki yıl sonra Avustralya’daki bilim insanları çocuklarda nadir görülen ancak ölümcül olabilen akut enflamatuar tepkinin sebebini ortaya çıkardı. Melbourne’deki Murdoch Çocuk Araştırma Enstitüsü’ndeki araştırmacılar tarafından yürütülen çalışmaya göre bu tepkinin altında yatan sebebin proteinler olduğu anlaşıldı.

Bu proteinlerin tespiti ileride teşhis ve tedaviye önayak olabilir

Çalışmada Kovid 19’a yakalandıktan sonra çoklu sistem enflamatuar sendromu ya da akut solunum yetersizliğinden etkilenen 33 çocuktan kan örnekleri alındı ve kan örnekleri sağlıklı 20 çocuktan alınan kan örnekleriyle karşılaştırıldı.

Kandaki proteinlerin incelendiği araştırma sonucunda bu sendromlardan etkilenen çocukların kanında sağlıklı çocuklarda görülmeyen spesifik bir proteine rastlandı. Araştırma Kovid 19’a yakalanan ve bu ciddi sendromların geliştiği çocuklarda spesifik bir kan phtılaşma ve bağışıklık proteini ortaya çıkaran ilk çalışma oldu.

Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmada çoklu sistem enflamatuar sendromuna özel 85 ve akut solunum yetersizliğine bağlı 52 protein tespit edildi. Bu proteinlerin tespitinin teşhis ve ağır Kovid 19 hastalığı geçiren çocuklarda hedefli tedavi için önayak olabileceği belirtiliyor.

Halen çocuklar, bağışlanan kandaki intravenöz imünglobulin ile tedavi ediliyor. Bu kalp ltihaplanması olasılığını dörtte birden 20’de bire düşürüyor. Kalplerinde değişim oluşan çocukların genellikle büyüdüklerinde bu sorunun kendiliğinden ortadan kalktığı görülüyor.

Salgın süresince Kovid 19 dolayısıyla çocukların yüzde 1,7’si hastanede yoğum bakım servisine yatırıldı. Çocukların büyük çoğunluğu ise hastalığı ya hafif belirtilerle ya da belirtisiz şekilde atlattı.

Araştırmanın yapıldığı Avustralya’da sendromların oluştuğu çocuk sayısının azlığı sebebiyle Fransa’daki Necker Üniversite Hastanesi’ndeki Kovid 19′ hastası olan ve sendromlar nedeniyle tedavi gören çocuklardan alınan kan örnekleri araştırma için gönderildi.

Paylaşın

Yalnızların İşsiz Kalma Olasılığı Daha Yüksek

Sık sık yalnız hissettiğini bildiren kişilerin işsizlik yaşama olasılığı daha yüksek. Birleşik Krallık’taki Exeter ve Leeds üniversitelerinden araştırmacılar, yetişkinlerdeki yalnızlığın işsiz kalma olasılığını üç yıl içinde yüzde 17,5 artırdığını ortaya koydu.

Uzmanlar, bulguların “çalışma çağındaki nüfusta yalnızlığın daha geniş toplumsal etkilerinin daha fazla tanınması” gerektiğini gösterdiğini söyledi.

Kanıtlar, yalnızlığın kişilerin akıl sağlığı ve esenliği üzerinde geniş kapsamlı etkilere sahip olabileceğini ve onları depresyona daha yatkın hale getirebileceğini ortaya koyuyor. Önceki çalışmalar da yalnızlık ve bilişsel gerileme arasında bağlantı kuruyor.

The BMC Public Health adlı bilimsel dergide yayımlanan son araştırma, Toplumu Anlamak – Boylamsal Ev Halkı (Understanding Society Household Longitudinal) çalışmasına katılan 16 yaşın üzerindeki 15 bin kişinin verilerine dayanıyor.

Akademisyenler, çalışmanın 2017 ila 2019’da yürütülen (yalnızlıkla ilgili soruların ilk kez dahil edildiği) 9. dalgası ve 2018 ila 2020’yi kapsayan 10. dalgasından alınan yanıtları analiz etti.

Yalnızlık, “Ne sıklıkta yalnız hissediyorsunuz?” sorusu üzerinden değerlendirildi ve katılımcılar “neredeyse hiç/asla”, “bazen” ve “sık sık” arasında seçim yaptı. Sadece “sık sık” yalnız hissettiğini bildirenler çalışmaya dahil edildi.

Katılımcılardan çalışıp çalışmadıklarını beyan etmeleri de istendi.

Sık sık yalnız hisseden kişilerin 2017 ve 2019 arasında işsiz olma olasılığı yüzde 16 daha fazlaydı. Bu gruptaki işsizlik olasılığı 2018 ila 2020’de yüzde 19,6’ya yükseldi.

Uzmanlar bunun, yalnızlığı “zaman içinde yaygınlığı artan bir halk sağlığı salgını” olarak tanımlayan önceki araştırmalarla tutarlı olduğunu söyledi.

Araştırmacılar, yalnızlık ve işsizlik arasındaki bağlantının, yalnız kişilerin iş arama motivasyonunun azalmasından ve işyeri performansının daha düşük olmasından kaynaklanabileceğini öne süren mevcut çalışmalara atıfta bulundu.

Araştırmanın yazarları, çalışma çağındaki kişilerde yalnızlığın önlenmesi veya azaltılmasının aşırı işsizliği azaltma potansiyeline sahip olduğunu savunarak, bu bağlantı hakkında daha fazla araştırma yapılması çağrısında bulundu.

Exeter Üniversitesi’nden araştırmacı Nia Morrish, şu yorumu yaptı:

Azalan yalnızlık işsizliği azaltabilir ve istihdam yalnızlığı hafifletebilir; bu da sağlık ve yaşam kalitesi dahil olmak üzere diğer faktörlerle olumlu yönde ilişki kurabilir.

Bu nedenle, işverenlerden ve hükümetten de ek destek alarak, sağlık ve esenliği geliştirmek için yalnızlığa özellikle dikkat gösterilmelidir.

Araştırmamız büyük ölçüde pandemi öncesinde yürütüldü ancak bu konunun daha da acil hale gelmiş olabileceğinden şüpheleniyoruz; daha fazla kişi evden çalışıyor ve muhtemelen Kovid’le ilgili endişeler nedeniyle tecrit yaşıyor.

Pandemi sırasında yalnızlıkla ilgili veri toplayan Birleşik Krallık Ulusal İstatistik Ofisi’ne göre, Ekim 2020 ile Şubat 2021 arasında Birleşik Krallık’taki yetişkinlerin yüzde 7,2’sinin “sık sık” veya “her zaman” yalnız hissettiği tahmin ediliyor.

Bu, verilerin Mayıs 2020’de toplanmasından bu yana 1,1 milyon kişilik bir artış anlamına geliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Omicron’un Alt Türü Olan ‘XE’ Varyantı Hakkında Ne Biliyoruz?

İngiltere’de ortaya çıkan Omicron’un alt bir türü olan ‘XE’ varyantının giderek baskın hale gelmesi bekleniyor. İki Omicron türünden oluşan yeni Kovid 19 varyantının, şu anda dünya genelinde görülen türden daha bulaşıcı olduğu tahmin ediliyor.

Bilim insanları ilk olarak İngiltere’de tespit edilen ancak, şimdi başka yerlerde de görüldüğü rapor edilen “XE” adı verilen varyantı son bir aydır yakın takibe aldı. Nisan ayı başında bu varyantla ilgili vaka sayısı bini geçmişti

XE: Omicron’un hibrit varyantı

İngiltere’de Sağlık Güvenliği Ajansı’na göre XE, Omicron’un alt varyantları BA.1 ve BA.2’nin bir kombinasyonu.

Omicron’un orijinal varyantı olarak bilinen BA.1, ilk çıktığında dünya genelinde sağlık yetkililerinin önemli tedbirler almasına yol açtı.

Kasım ayında ortaya çıkan BA.2 varyantı ise 60’dan fazla ülkede Kovid 19’un baskın varyantı olarak karşımıza çıktı.

Koronavirüsün ‘Gizli Omicron’ varyantı veya Omikron’un ekstra bulaşıcı bir versiyonu olarak bilinen bu varyant BA.1’den ve BA,2’den daha fazla bulaşıcı olmasına rağmen şimdiye kadar daha ciddi bir hastalığa veya soruna neden olduğu görülmedi.

İngiltere’deki Sağlık Güvenliği Ajansı’na göre, “XE”, BA.1 ve BA.2’nin kombinasyonu ve bu melez varyant içindeki genlerde BA.2’nin ağırlığı daha fazla.

XE varyantından endişe etmemiz gerekiyor mu?

Reading Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji bölümünde görevli Doçent Doktor Simon Clarke, 8 Nisan’da AP’ye yaptığı açıklamada XE için yorum yapmanın şu an için erken olduğu görüşünü dile getirirken, genetik rekombinasyon sonucu oluşan bu varyant ile ilgili daha çok çalışma yapılması gerektiğini aktardı.

Buna rağmen bazı bilim insanları, bu varyantın, halihazırda en bulaşıcı tür olan BA.2 alt varyantından yüzde 10 daha fazla bulaşıcı olduğu görüşünde.

İngiliz bilim insanı Simon Clarke, karşılaştırmalı kıyaslama yapıp, bu melez varyantının getirdiği tehdidi ölçmek için daha fazla sayıda kişinin enfekte olmasını bekleyip ona göre çalışmaların sonucunun beklenmesinden yana.

Dünya Sağlık Örgütü, bu melez varyantı yakından izlemesine rağmen XE’nin şu ana kadar endişe verici olduğuna dair bir açıklama yapmadı.

XE ilk olarak 19 Ocak’ta İngiltere’de tespit edilmişti. 5 Nisan itibarıyla bu ülkedeki XE vakaları bin 1257’e çıktı. İngiliz uzmanlar, aşıların bu varyanta karşı etkili olduğunu belirterek, halka güvence verdi.

İngiltere’deki Sağlık Güvenlik Ajansı’na göre, XE’nin yayılma hızı, BA.2’ye ye oranla yüzde 12,6 daha fazla.

XE varyantı İngiltere dışında ayrıca Japonya’da görüldü. Sağlık Bakanlığı’na göre, 26 Mart’ta ABD’den Narita Havaalanı’na inen bir kadında tespit edildi. Hindistan’da XE varyantının görüldüğü haberlerine rağmen bu ülkenin resmi yetkilileri bunu şu ana kadar teyit etmedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın