Neptün’ün Halkalarının Şimdiye Kadarki En Net Fotoğrafı Çekildi

Dünya’dan çıplak gözle görünür olmayan tek gezegen olan Neptün’ün halkasının en net fotoğrafı çekildi. James Webb Uzay Teleskobu tarafından çekilen fotoğrafı Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından paylaşıldı.

Haber Merkezi / En son 1989’da NASA’nın gönderdiği Voyager 2 isimli uzay mekiğinde bu halkaların belirgin olduğu belirtildi. Yetkililer, halkaların ilk kez bu kadar net ve belirgin olduğunu açıkladı.

Hem Voyager 2 de hem de James Webb Uzay Teleskobu’nda görev yapan Dr. Heidi Hammel, “Neptün’ün fotoğraflarını gördüğümde ağlamaya başladım. Bu halkalara bakın dedim. Anneme, çocuklarıma, kedime bile gösterdim” dedi.

Görüntüler sadece net olmakla kalmıyor, aynı zamanda tozdan meydana gelen halkaları yakın kızılötesi spektrumda ilk kez görebilmeyi sağlıyor. Söz konusu dalga boylarında ‘mavi gezegen’ olarak bilinen Neptün, kızılötesi ve görünür kırmızı ışığı çok fazla emmesinden dolayı mavi görünmek yerine karanlık, hayaletimsi bir görünümde ortaya çıkıyor.

Fotoğraflarda ayrıca Neptün’ün şimdiye kadar tespit edilmiş 14 uydusu yer alıyor. Bu uydular arasında en popülerleri ise, Tritotn, Galatea, Naiad, Thalassa, Despina, Proteus ve Larissa yer alıyor.

Neptün bilim insanları için özellikle popüler bir araştırma hedefi olarak biliniyor. Çünkü Güneş’ten yaklaşık 2.8 milyar mil uzakta bulunan gezegen, yakın gezegenlerde bulunmayan çok düşük sıcaklıklar ve bir turu 164 yıl süren yörünge gibi özelliklere sahip. Ayrıca, Triton’un sıra dışı ters yörüngesi, uydunun Neptün’deki yerçekimine yenik düşen bir Kuiper Kuşağı nesnesi olabileceğini bile düşündürüyor.

James Webb teleskopunun gönderdiği yeni veriler teleskobun yapacağı keşiflerin yalnızca başlangıcı olarak görülüyor.

Araştırmacılar, gelecek yıl içinde hem Neptün hem de Triton hakkında daha fazla veri toplamayı umuyor. Dolayısıyla Neptün ve genel olarak uzay hakkındaki anlayışımızı geliştirebilecek çığır açan görüntüler için bir süre daha beklemek gerekebilir.

Neptün nasıl keşfedildi?

Neptün’ün keşfi, Uranüs’ün yörünge hareketlerinde anormal hareketler algılanmasıyla başlamıştır. Bu durum üzerine yapılan gözlemler sonucunda, çıplak gözle görülemeyen bir gök cisminin buna neden olabileceği düşünülmüştür.

Matematikçi Le Verrier, Uranüs’ün yörüngesini bozan gezegenin yerini ve büyüklüğünü kâğıt üzerinde belirlemeyi başarmıştır. 1846 yılındaysa Le Verrier’in verdiği koordinatlar ışığında; Berlin Rasathanesi’nde Gottfried Galle ve yardımcısı Heinrich Louis d’Arrest’ın yapmış olduğu gözlemler sonucunda Neptün keşfedilmiştir.

Böylece Neptün, keşfi öncesinde matematiksel olarak ilk kez tahmin edilen gezegen olarak literatüre geçmiş ve bu keşfi sayesinde, Isaac Newton’un kütleçekim teorisinin belli sınırlardaki başarısını doğrulamıştır

Paylaşın

‘Holografik Çağrı’ Denemeleri Başladı

Slovenyalı derin teknoloji şirketi MATSUKO Yıldız Savaşları (Star Wars) hologramları yapmaya odaklanan bir teknoloji geliştirdi, ancak benzer bir teknolojiyi daha gerçekçi hologramlar için kullanmaya başladı.

Holografik görüşme denemesi, Orange Innovation’ın Pazarlama ve Tasarım Bölümü Başkan Yardımcısı Karine Dussert-Sarthe tarafından “Metaverse’e doğru ilk ama anlamlı bir adım” olarak tanımlandı.

Bir zamanlar hayal bile edemediğimiz görüntülü görüşmeler artık gündelik hayatımızda iletişimin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Avrupalı cep telefonu operatörleri şimdi de iki boyutludan üç boyutluya geçerek geleceğin “holografik çağrıları” üzerine denemeler yapıyor.

Amaç yalnızca gerçek zamanlı görüntülü görüşme yapmanın ötesinde kişinin üç boyutlu sanal halini görmeyi sağlamak.

Slovenyalı derin teknoloji şirketi MATSUKO Yıldız Savaşları (Star Wars) hologramları yapmaya odaklanan bir teknoloji geliştirdi, ancak benzer bir teknolojiyi daha gerçekçi hologramlar için kullanmaya başladı.

Mobil operatörler Deutsche Telekom, Orange, Telefonica ve Vodafone da güçlerini üç boyutlu görüşmelere öncülük eden bu şirketle birleştirdi. Telekom şirketleri iletilebilir kalitede holografik görüşmeleri denemek amacıyla bir pilot programa dahil olduklarını açıkladı.

Holografik görüşmeler nasıl yapılıyor?

Teknoloji 5G kullanarak çalışıyor. Herkesi ve her şeyi, örneğin makineleri birbirine bağlamak için dizayn edilen mobil ağ internetin hızlı çalışmasını sağlıyor. Akıllı telefon kamerası hologram gönderecek kişinin iki boyutlu videosunu çekiyor. Video daha sonra bulutta işlenerek izleyenlere iletilebilecek üç boyutlu holograma dönüştürülüyor.

İlk kavram kanıtlama testi holografik çağrıya ve böylece izleyicilerin bir kişiyi hologram şeklinde görebilmesine olanak tanıdı.

Vodafone ticari yetkilisi Alex Froment-Curtil yayınladığı bir açıklamada “Bu kavram testi holografik iletişimi bilim-kurgudan çıkarıp gerçek hayattaki cep telefonlarına getirdi” diye açıkladı.

Metaverse’e ilk anlamlı adım

Telekom şirketleri henüz tam var olmamasına rağmen bazıları tarafından geleceğin çalışma, sosyalleşme ve ilişki kurma biçimi olacağına inandığı Metaverse gibi kapsamlı sanal dünyaya dikkatini çevirdi.

Holografik görüşme denemesi, Orange Innovation’ın Pazarlama ve Tasarım Bölümü Başkan Yardımcısı Karine Dussert-Sarthe tarafından “Metaverse’e doğru ilk ama anlamlı bir adım” olarak tanımlandı.

Bu teknolojinin ne zaman ya da nasıl kamuoyuna sunulacağı ya da belki de sunulmayacağına dair henüz bir bilgi bulunmasa da, teknolojiyi ilerletmek üzerine çalışmalar sürüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dünya Üzerinde Kaç Karınca Var Sorusu Yanıt Buldu: İnanılmaz

15 bin 700’den fazla türü olan ve doğada önemli rol oynayan karıncalar hem av hem de avcı. Karıncaların sayısını merak eden bilim insanları, Dünya üzerinde kaç karınca var sorusunun yanıtını araştırdı: 20 katrilyon.

Her bir insana karşılık 2,5 milyon karınca. Karıncaların toplam ağırlığının 12 megatona ulaştığı düşünülüyor.

Hong Kong Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, Dünya üzerindeki karıncaların sayısını hesapladı. Böceklerinin sayısının yaklaşık 20 katrilyona ulaştığı tahmin edildi.

PNAS adlı hakemli bilimsel dergide dün yayımlanan araştırmada, daha önce yapılan 489 çalışma incelendi. Bu çalışmalar, yapıldıkları yerdeki karınca sayısını belirlemişti.

Böylece her bir insana karşılık 2,5 milyon karınca bulunduğu tespit edildi.

Karıncaların toplam ağırlığının 12 megatona ulaştığı düşünülüyor. Bu, karıncaların bütün kuş ve memelilerin toplamından daha ağır olduğu anlamına geliyor.

Öte yandan incelenen çalışmalar bütün kıtalarda gerçekleştirilse de Orta Afrika ve Asya gibi bazı bölgelerde veriler yetersizdi.

Araştırma ekibi buradan hareketle karınca sayısının daha yüksek olduğunu düşünüyor.

Makalenin başyazarı Patrick Schultheiss, bulgular için “akılalmaz” yorumunu yaptı.

Dünyadaki böcek popülasyonu gittikçe düşüyor. 2019’da yapılan bir çalışma, böcek türlerinin yüzde 40’ından fazlasının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu göstermişti.

Ancak Hong Kong Üniversitesi’nden uzmanlar, karıncaların sayısının azalıp azalmadığından emin değil. Araştırmacılar, bu sorunun cevabını bulmak istediklerini belirtti.

15 bin 700’den fazla türü olan karıncalar, doğada önemli rol oynuyor. Bu hayvanlar, bitkilerin tohumlarının dağılmasında kritik bir role sahip. Karıncalar hem av hem de avcı olarak bulunuyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

James Webb’in Mars’tan Çektiği İlk Fotoğraflar Paylaşıldı

Son olarak 1.350 ışık yılı uzaklıktaki Orion Nebulası’nı görüntüleyen James Webb Uzay Teleskobu, şimdi de Mars’ı görüntüledi: Artık gezegenin bu tam görüntüleri tüm kızılötesi aralığında inanılmaz hassasiyetlerde elde etmek mümkün.

Haber Merkezi / Teleskobun sağladığı görüntüler, Mars’ın doğu yarımküresini iki farklı kızılötesi dalga boyunda gösteriyor. Daha kısa dalga boyu (sağ üstte, üstte) yansıyan güneş ışığının bir sonucu. daha uzun dalga boyu görüntüsü rs yüzeyinden ve atmosferinden yayılan ısının yanı sıra konsantrasyonları hakkında bilgi veriyor.

Mars gibi yakın gezegenleri görüntülemek, çok uzak ve soluk nesneleri algılamak için tasarlanmış bir James Webb için zor bir görev. Kızıl Gezegen’den yansıyan güneş ışığı, teleskobun alıcılarına aşırı yükleme yaptığı için Villanueva ve ekibi, kısa pozlamalar alarak ve yalnızca dedektörlerden gelen ışığın bir kısmını örnekleyerek uyum sağlamaya çalıştı.

Bununla birlikte Webb, gezegenin atmosferine dair yeni verilere ulaşıldığını kaydetti. Teleskobun NIRSpec cihazı tarafından ölçülen verilerde, gezegenin atmosferinde su, karbondioksit ve karbon monoksit izlerini gözler önüne serdi. Bu veriler ayrıca gezegenin tozu, bulutları, kayaları ve daha fazlası hakkında da ipuçları sağlayabilecek.

Maryland’deki NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden Geronimo Villanueva, yaptığı açıklamada, James Webb’in Mars üzerinden çalışırken uzak gezegenleri incelemekten daha zor bir iş yaptığını belirtti. Villanueva, “Artık gezegenin bu tam görüntülerini tüm kızılötesi aralığında inanılmaz hassasiyetlerde elde etmek mümkün” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Mars’tan yansıyan güneş ışığı, teleskobun alıcılarına aşırı yükleme yapıyor. Villanueva ve ekibi, görüntüleri kısa pozlamalarla ve yalnızca dedektörlerden gelen ışığın bir kısmını örnekleyerek almaya çalışıyor.

Ekip üyelerinden Sara Faggi, “Görüntüleri açtığımızda ve spektrumları aldığımızda, aslında verileri elde edebilmemiz ve bunların iyi veriler olması heyecan vericiydi” diye konuştu.

Çoğunlukla uzak evreni keşfetmek için tasarlanan James Webb Uzay Teleskobu, Mars’a dair çalışırken milyarlarca kilometre uzaklıktaki gezegenleri kaydetmekten daha zor bir işe imza atıyor. Temmuz 2022 tarihinden beri uzayı izleyen ve evrenden fotoğraflar sunan James Webb, bugüne dek Araba Tekeri Galaksisi, Phantom Galaksisi ve Tarantula Nebulası gibi uzak bölgeleri kaydetti.

James Webb Uzay Teleskobu, Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Kanada Uzay Ajansı (CSA) ve NASA tarafından gönderilmişti. Teleskop, en son 1350 ışık yılı uzaklıktaki Orion Nebulası’nı görüntülemişti. 10 milyar dolarlık maliyetiyle dünyanın en pahalı teleskobu olan James Webb, temmuz ayından bu yana Araba Tekeri Galaksisi, Phantom Galaksisi ve Tarantula Nebulası gibi uzak bölgeleri kaydetti.

Paylaşın

Kovid 19, Diyabete Neden Olabilir Mi?

Yakın zamanda yapılan araştırma, Kovid 19 ile Tip-2 diyabet arasındaki bağlantıya işaret etti. Araştırma, Kovid 19’dan kurtulduktan sonraki bir yıl içinde, diyabet geliştirme olasılığının yaklaşık yüzde 40 daha fazla olduğunu gösteriyor. 

Haber Merkezi / Araştırmada, Kovid 19 ile enfekte olan 180.000 kişi ile enfekte olmayanlar karşılaştırdı. Çalışmanın yazarları, daha önce Kovid 19 ile böbrek hastalığı, kalp yetmezliği ve felç arasındaki bağlantıya işaret etti.

Ancak henüz belirlenmemiş olan şey, Kovid ile diyabet arasındaki korelasyonun aslında Kovid 19’un diyabete neden olduğu anlamına gelip gelmediğidir.

Şunu düşünün: Bir sahil kasabasında yaşayanlar, dondurma satışları arttıkça köpekbalığı saldırılarının da arttığını fark ediyor. Bu, dondurma yemenin sizi köpekbalığına karşı karşı konulmaz kılan lezzetli dondurma kokulu terler salgılamanıza neden olduğu anlamına mı geliyor?

Yoksa sıcak günlerde insanların daha çok dondurma yemesi ve ayrıca köpekbalığı istilasına uğramış sularda yüzme olasılığının daha yüksek olduğu anlamına mı geliyor? Bu hipotezlerden biri diğerinden daha olası görünebilir, ancak daha fazla araştırma yapmadan kim kesin sonucu söyleyebilir?

Aynı şeyin Kovid 19 ve diyabet arasındaki ilişki için de geçerli olduğunu söyleyen uzmanlar, Kovid 19’un bazı insanlarda diyabete yol açabilecek değişiklikleri tetiklemesi olasılığını vurguluyor.

Uzmanlar, Diyabet ve Kovid arasında kesinlikle bir ilişki var, ancak Kovid 19 ile diyabet arasında nedensel bir ilişki olup olmadığını söyleyebilmek için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini söylüyor.

Diyabet belirtilerine dikkat edin

Kovid 19 geçirdiyseniz (veya diyabet için başka risk faktörlerine sahipseniz), aşağıdakiler gibi diyabet semptomlarına dikkat etmeniz gerekiyor;

  • Bulanık görme
  • Yorgunluk
  • Çok aç veya susuz hissetmek
  • Çok fazla idrara çıkma (genellikle geceleri)
  • Kesiklerin veya yaraların yavaş iyileşmesi
  • Ellerinizde veya ayaklarınızda  karıncalanma veya uyuşma
  • Açıklanamayan kilo kaybı

Bu diyabet belirtilerini tanımak, durumunuzu en iyi şekilde yönetmek için uygun bir teşhis ve tedavi planı almanıza yardımcı olacaktır.

Kovid 19’un diyabete neden olup olmadığını kesin olarak henüz bilmesek de, Kovid 19 enfeksiyonunun diyabet riskinin artmasıyla ilişkili olduğunu biliyoruz. Araştırmalar devam ediyor.

Unutmadan… Dondurma yediyseniz köpek balıklarından uzak durun!

Paylaşın

NASA, Mars’ta ‘Organik Madde’ Hazinesi Buldu

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Perseverance uzay aracı, Mars’ta organik madde hazinesi buldu. Eski çağlardan kalma bir deltayı inceleyen Perseverance, karbon bazlı moleküllerin yer aldığı iki kaya numunesi topladı.

ABD’deki prestijli Berkeley Üniversitesi’nden David L. Shuster, perşembe günü yaptığı açıklamada “Bunların, mevcut görevde topladığımız en önemli numuneler olduğunu net şekilde söyleyebilirim” dedi.

Numunelerin potansiyel yaşam izleri taşıyabileceğini belirten bilim insanları, bunların bir zamanlar Mars’ta hayat olup olmadığına dair bilgi sağlayabilmesi için incelemelerin artırılması gerektiğini söyledi.

Shuster’la görevde yer alan Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Kenneth A. Farley de organik karbon moleküllerinin, yaşam izi taşımayan bir dizi kimyasal reaksiyon sonucunda oluşmuş olabileceğini ifade etti.

NASA’dan Sunanda Sharma ise numunelere dair “Bunu, başka bir gezegende hayat olup olmadığını dair potansiyel işaretlerin arandığı bir hazine avı gibi düşünürsek, organik madde bir ipucu olurdu. Deltada yaptığımız incelemelerde gittikçe daha sağlam ipuçları elde ediyoruz” dedi.

Bilim insanları, kurumuş bir deltanın yer aldığı 45 kilometre genişliğindeki Jezero kraterinin, Mars’ta 3,5 milyar yıl önce yaşam olup olmadığının araştırılması için en verimli bölge olduğunu düşünüyor.

Farley, “Burası, görev boyunca gerçekleştirilen incelemelerde bilimsel açıdan en büyük öneme sahip bölge. Gölde birikmiş, eski çağlardan kalma tortul kayaçların incelenmesi için en iyi fırsatı sunuyor” dedi.

Öte yandan NASA’daki araştırmacılar, Perseverance’ın taşıdığı cihazların, taşların niteliği hakkında net bilgi sağlayabilecek kapasitede olmadığını söyledi. Dolayısıyla numuneler, Dünya’ya getirildiğinde laboratuvarlarda incelenecek.

Avrupa Uzay Ajansı ve NASA, Mars’tan Numune Getirme Görevi (Mars Sample Return Mission) adı verilen bir proje kapsamında Kızıl Gezegen’e bir araç gönderip, Perseverance’ın bulduğu numuneleri geri getirmeyi hedefliyor. Görevin 2028’de başlaması, numunelerinse 2033’te Dünya’ya ulaşması planlanıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

380 Milyon Yıllık Kalp Bulundu: İnsanın Evrimine Işık Tutuyor

Avustralyalı bilim insanları, dünyanın en eski kalbini buldu. Science adlı bilimsel dergide perşembe günü yayımlanan çalışmada, Batı Avustralya eyaletinde yer alan Kimberley bölgesinde bulunan 380 milyon yıllık balık fosiliyle ilgili bilgilere yer verildi.

Araştırmacılar, “Gogo kaya oluşumu” olarak adlandırılan yapının içindeki minerallerin, balığın karaciğer, mide, bağırsak ve kalp gibi iç organlarının büyük ölçüde korunmasını sağladığını söyledi.

Curtin Üniversitesi’nden araştırmayı yöneten Kate Trinajstic, Birleşik Krallık’ın (BK) kamu yayımcısı BBC’ye açıklamasında, “Bu evrimimizde çok önemli bir nokta. İlk dönemlerden beri evrimleşen vücut yapımızı ortaya koyuyor. Bunu ilk defa bu fosillerde görüyoruz” dedi.

Araştırmada Trinajstic’le çalışan Flinders Üniversitesi’nden John Long da keşfin büyük şaşkınlık yarattığını söyleyerek, “Bu kadar önceden yaşamış bir hayvanın yumuşak dokularına dair şimdiye dek bir bilgimiz yoktu” ifadelerini kullandı.

Nesli tükenmiş zırhlı balık (placodermi) sınıfına ait fosili inceleyen bilim insanları, buldukları kalbin tahmin edilenden daha gelişmiş bir yapıya sahip olduğunu gözlemledi.

Gogo balığının kalbinin, insanlarınkine benzer şekilde üst ve alt odacıklara sahip olduğu belirtildi. Araştırmacılar, bunun Gogo balığının kalbini daha etkili hale getirerek, onun hızlı bir avcıya dönüşmesinde önemli rol oynadığına dikkat çekti.

Araştırma ekibinde yer almayan ve zırhlı balık konusunda uzman isimlerden Zerina Johanson ise keşfin, insan bedeninin evrimine ışık tuttuğunu belirtti.

BK’nin başkenti Londra’daki ünlü Doğa Tarihi Müzesi’nden Johanson, fosile dair “Buradaki çoğu şey bugün bizim bedenimizde de mevcut; örneğin, çene ve dişler. Daha sonradan bizim kollarımız ve bacaklarımıza evrilecek ön ve arka yüzgeçler de görülebiliyor” dedi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Kanser Düşmanı Mor Domatesler Piyasaya Çıkmak Üzere Onay Aldı

Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı (USDA), 10 yılı aşkın bir sürenin ardından genetiği değiştirilmiş, besin değeri yüksek mor domateslerin yetiştirilmesini onayladı: Genetiği değiştirilmiş domatesleri yiyen farelerin ömrü yüzde 30 uzadı.

Doğal sebzelerden 10 kat fazla antisiyonin üretecek şekilde tasarlanan domatesler, bu onay sayesinde artık piyasaya çıkmaya hazır.

Bu domateslerin genetiğinin düzenlendiği ilk çalışma 2008’de hakemli bilimsel dergi Nature Biotechnology’de Birleşik Krallık’taki bilim insanları tarafından yayımlamıştı.

Makalede, bu domateslerde antosiyaninlerin yüksek miktarda üretildiği ifade edilmişti.

Antosiyaninler, yaban mersini ve kırmızı lahana gibi birçok gıdada doğal olarak var. Bu gıdalardaki mor renkten sorumlu olan madde, kalp hastalığı ve diyabet riskini azaltma gibi özelliklere sahip.

Doğada mor kabuklu bazı domates türleri mevcut. Ancak bunlar da düşük seviyelerde antosiyanin içeriyor. Bu nedenle araştırmacılar, söz konusu domateslerin genetiğiyle oynayarak bu maddenin üretimini artırıp artıramayacaklarını merak etmişti.

Çalışmada başka bir bitkiden (aslanağzı) iki gen alınmış ve bir mor domatese eklenmişti. Yeni genler, bitkinin antosiyanin üretme yeteneğini güçlendirmiş ve bütünüyle mor renkli, eşsiz bir domates ortaya çıkarmıştı.

Antosiyanin takviyeli domates, kansere yatkın olacak şekilde tasarlanmış laboratuvar fareleri üzerinde denenmişti. Mor domatesleri bolca tüketen farelerin, diğerlerinden yüzde 30 oranında daha uzun yaşadığı görülmüştü.

Öte yandan, gen düzenleme teknolojileri henüz pek çok açıdan tartışıldığı için bu yöntemlerle üretilen ürünlerin piyasaya çıkması için gereken testler çok uzun sürebiliyor.

Mor domatesler de 2008’den beri ABD’li gıda yetkililerinin onayını bekliyordu. USDA’nın Hayvan ve Bitki Sağlığı Denetim Servisi’nden onay alan domatesler, artık market raflarına hiç olmadığı kadar yakın.

Bu onay, genetiği değiştirilmiş bitkinin nerede ve nasıl yetiştirilebileceğine dair herhangi bir sınırlama kalmadığı anlamına geliyor. Yani diğer birçok ürün gibi ABD’nin herhangi bir yerinde yetiştirilmeleri önünde engel kalmadı.

Hayvan ve Bitki Sağlığı Denetleme Servisi aslında bu domatesleri yalnızca 13 aydır aktif olarak inceliyor. Birimden gelen izin ise, genetiği değiştirilmiş bir ürünün ABD’de topraklarında yetiştirilmek üzere aldığı ilk onay.

Mor domateslerin ticari kullanıma açılması için yıllardır uğraşayan Jonathan Jones, “Yaklaşık 15 yıl önce Birleşik Krallık’ta icat edilen, sağlığı iyileştiren, genetik açıdan geliştirilmiş mor domatesleri piyasaya sürmek için Norwich Plant Sciences adlı bir tesis kurduk” diye konuştu:

Onu kurduğumuzda, düzenleyicilerden onay almanın bu kadar uzun süreceğini hiç düşünmemiştik.

Domatesle ilgili deneylerde yer alan bilim insanı ve Jones’un ortağı Cathie Martin de, “Domateslerin Birleşik Krallık’ta değil Amerika’da satışa sunulması ilginç olacak” ifadelerini kullandı.

Gen düzenleme teknolojisi geliştikçe yeni ve daha sağlıklı olduğu belirtilen sebzeler de ortaya çıkmaya başladı. Bunlar arasında domatesler önde geliyor.

Birleşik Krallık’taki araştırma merkezi The John Innes Center’daki bilim insanları da mayıs ayında domateslerin genetiğiyle oynamış ve bunları D vitamini deposuna çevirmişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

3 Dakikada Şarj Olan 20 Yıl Ömre Sahip Batarya Geliştirildi

Bir girişim, dakikalar içinde tamamen şarj olabilen, mevcut elektrikli araç (EA) bataryalarının iki katından daha uzun süre dayanan ve elektrikli otomobiller için uygun bir katı hal pili geliştirdi.

Üç dakikada şarj olabilen ve ömrü boyunca 10 binden fazla şarj döngüsüne sahip bir saat pili prototipini başarıyla çalıştırdıktan sonra, Harvard Üniversitesi’nden çıkan girişim Adden Energy, yakın gelecekte ticarileştirmek amacıyla teknolojiyi daha da ilerletmek için 5,15 milyon dolar fon aldı.

Girişime göre temiz enerji depolama teknolojisinin hızlı gelişimi, iklim değişikliği “vebasıyla” mücadelede kritik öneme sahip.

Adden Energy CEO’su William Fitzhugh, bu cihazın yaygın kullanımını kolaylaştırmak için, evde garajı olmayan ve bu nedenle elektrikli araçlarını gece evde şarj etme imkanı bulunmayan Amerikalıların yüzde 37’sine hitap etmeyi umuyor.

Fitzhugh, “Dünyanın araç filosunun tamamen elektrikli araçlardan oluşması, iklim değişikliğiyle mücadelede atabileceğimiz en anlamlı adımlardan biri” dedi.

Bununla birlikte, elektrikli araç kullanımının geniş çapta benimsenmesi, çeşitli tüketici ihtiyaçlarını karşılayabilecek bataryalar gerektiriyor… EA’ların, esasen şu anda gaz pompasında harcadığınız zamana benzer sürelerde, içten yanmalı araçların yakıt dolumundan çok farklı olmayan zaman zarflarında şarj edilmesi gerek.

Tahminler, dünya araç filosunun elektrikli hale gelmesinin tek başına küresel sera gazı salımlarını yüzde 16 oranında azaltabileceğine işaret ederken, bu “yeni batarya örneği” bu hedefe ulaşmak için gerekli görülüyor.

Harvard’da malzeme bilimi doçenti ve Adden Energy’nin bilim danışmanı Xin Li, “Eğer temiz enerjili bir geleceğe doğru ilerleyeceksek şu an yoldaki araçların tam anlamıyla sadece ‘yüzde 1’ini’ oluşturan elektrikli araçlar lüks bir moda olarak kalamaz, EA bataryaları sadece 3 ila 5 yıl dayanırsa ABD’nin ikinci el otomobil pazarı olmayacak” dedi.

Teknolojinin herkes tarafından erişilebilir olması gerek… Batarya teknolojimizi geliştirmek için herhangi bir temel sınır görmüyoruz. Bu teknolojinin geliştirilmesi çığır açabilir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

‘E-sigara Yeni Bir Kanser Dalgasına Neden Olabilir’ Uyarısı

Sigara tiryakileri tarafından, sigarayı bırakmak için yoğun şekilde kullanılan e-sigara’nın 10 yıl içinde yeni bir kanser dalgasına neden olabileceği uyarısı geldi. Sigara içmenin DNA’da kanserle sonuçlanabilecek doğrudan bir mutasyonu tetiklediği düşünülüyor.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, Bilim insanlarına göre, e-sigara kullanımı 10 yıl içinde yeni bir kanser dalgasına neden olabilir.

Francis Crick Enstitüsü’nden (FCI) araştırmacılar, e-sigara içmenin sigara içmekten daha güvenli olduğunu fakat uzun vadeli sağlık risklerinin belirsizliğini koruduğunu söylüyor.

Britanya’da yaklaşık 3,6 milyon kişinin içtiği e-sigara, eski sigara içiciler tarafından sigarayı bırakmak için yaygın biçimde kullanılıyor.

FCI’da klinik araştırmacı ve Birleşik Krallık Kanser Araştırmaları’nda baş klinik uzmanı olan Profesör Charles Swanton, e-sigara içmenin insanların sağlığı için muhtemel tehdit oluşturduğunu söyledi ve ekledi;

“E-sigara içmenin sigarayı bırakmak için kesinlikle güvenli bir seçenek olduğunu söyleyebileceğimizi sanmıyorum. Daha güvenli olabilir ama bu güvenli demek değil.

E-sigara kullanımının 10 yıl sonra akciğer kanserine yol açmayacağından emin değiliz.”

FCI’daki araştırmacılar, sigaranın hastalığın önde gelen nedenlerinden biri olmasına rağmen, Birleşik Krallık’ta akciğer kanseri teşhisi konanlardan bazılarının (yaklaşık 8 hastadan biri) neden sigara içmeyenlerden oluştuğunu anlamak için çalışmalar yürüttü.

İnsanlar ve fareler üzerinde, akciğerlerdeki kanserli hücrelerin büyümesine neden olabilecek, havadaki isli kirlilik parçacıklarına maruz kalmayı ölçen çalışmalar kullandılar.

Kanıtları, sigara içmeyenlerde tümörlere neden olan sürecin, sigara içmekten kaynaklanandan farklı olduğuna işaret ediyor. Sigara içmenin DNA’da kanserle sonuçlanabilecek doğrudan bir mutasyonu tetiklediği düşünülüyor.

Araştırmanın bulguları, hava kirliliği gibi tahriş edicilerin iltihaplanmaya neden olduğunu, ardından kanserli mutasyonlara yol açabilen, uykudaki hücreleri “uyandıran” bir iyileşme süreci geldiğini gösteriyor ve araştırmacılar, e-sigara içmenin de aynı süreci tetikleyebileceğinden endişeleniyor.

Bilim insanları iltihap önleyici ilaçların kansere neden olabilecek süreci durdurmayı sağlayabileceğine inanırken, bunu hayata geçirmenin yıllar alabileceği uyarısını yapıyor.

Profesör Swanton şunları söyledi: Tespit ettiğimiz mekanizma, hiç sigara içmeyenlerde akciğer kanserini önlemenin ve tedavi etmenin daha iyi yollarını bulmamıza yardımcı olabilir. Hücrelerin hava kirliliğinden kaynaklı büyümesini durdurabilirsek, akciğer kanseri riskini azaltabiliriz.

FCI’dan başka bir araştırmacı olan Dr. William Hill şunları söyledi: Hava kirliliğinin neden olduğu iltihabı engellemenin veya azaltmanın yollarını bulmak, hiç sigara içmemiş kişilerde akciğer kanseri riskini azaltmaya yardımcı olacaktır.

Paylaşın