BYD, Dans Eden Ve Zıplayan Otomobilini Tanıttı

BYD, dans eden ve zıplayan YangWang U9 model otomobilini tanıttı. YangWang U9, 1100 beygir gücünde. 0’dan 100 kilometre hıza iki saniyede ulaşabiliyor ve 700 kilometre menzile çıkabiliyor.

Çinli otomobil firması BYD, Kısa süre önce elektrikli araç satış listesinde zirveye çıkarak Tesla’yı tahtından indirmişti.

Bu 4 motorlu ve elektrikli otomobil, “küresel olarak endüstrinin en gelişmiş gövde kontrol sistemi” diye lanse ediliyor.

YangWang U9 adı verilen otomobilin üç tekerlek üzerinde sürülebileceği ve hatta durduğu yerde zıplayabileceği belirtiliyor.

Aracın bu özelliklerinin ardında ise DiSus adı verilen süspansiyon sistemi var.

YangWang U9, 1100 beygir gücünde. 0’dan 100 kilometre hıza iki saniyede ulaşabiliyor ve 700 kilometre menzile çıkabiliyor.

Bunun yanı sıra akıllı hidrolik gövde kontrol sistemine sahip. Bu sistem de devrilme riskini en aza indiriyor.

Sistem, gövdenin savrulmasını engellemek, arazi sürüşü sırasında zorlu durumların üstesinden gelmek, aerodinamik sürtünmeyi azaltmak ve verimliliği artırmak üzere tasarlandı.

Twitter’da yayımlanan, BYD tanıtım etkinliğinden bir videoda Yangwang U9’un bahsi geçen yetenekleri sergilendi.

86 bin kullanıcının görüntülediği videoda Yangwang U9, sahnede yavaşça ilerlerken, dans ederken ve yanlara doğru sallanırken görülüyor.

Tweet’te “DiSus-X endüstrinin küresel olarak en gelişmiş gövde kontrol sistemi” ifadeleri yer alıyor.

BYD Başkanı Wang Chuanfu’ya göre, bu otomobiller yüksek hızla viraj alma, tam gaz hızlanma veya acil frenleme sırasında yolcuların kaymasını ve yer değiştirmesini de büyük ölçüde engelliyor.

Ayrıca sistemin kar, çamur ve su gibi çeşitli yol koşullarında aracı çizilmelere ve hasarlara karşı koruyabileceği söyleniyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Yeni Bir Kara Delik Keşfedildi: Görünmez Canavar

Dünya ile Ay arasını 14 dakikada kat edebilecek kadar hızlı, 20 milyon güneşin ağırlığına denk gelecek süper kütleye sahip yeni bir kara delik keşfedildi. NASA, kara deliği “görünmez bir canavar” şeklinde tanımladı.

Kara delikler çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, büyük kütleli gök cisimleri şeklinde tanımlanmakta.

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), galaksiler arası uzayda çok hızlı şekilde hareket eden “görünmez bir canavar” diye nitelediği yeni bir kara delik keşfedildiğini duyurdu.

NASA’dan yapılan açıklamada, Hubble Uzay Teleskobu tarafından kaza ile tespit edilen kara deliğin, galaksiler arasında büyük bir hızla başıboş şekilde dolaştığı belirtildi.

“Görünmez bir canavar” şeklinde tanımlanan kara deliğin Dünya ile Ay arasını 14 dakikada kat edebilecek kadar hızla ilerlediği, 20 milyon güneşin ağırlığına denk gelecek derecede de süper kütleli olduğu kaydedildi.

Kara deliğin, ardında, Samanyolu galaksisinin iki katı çapında, daha önce görülmemiş bir şekilde 200 bin ışık yılı uzunluğunda yeni doğmuş yıldızlardan oluşan bir iz bıraktığı ifade edildi.

Oluşumu için “Muhtemelen, üç büyük kara delik arasındaki nadir, tuhaf bir galaktik bilardo oyununun sonucu” ifadesi kullanılan hızlı kara deliğin, önündeki yıldızları yutmak yerine gaz kütlelerini kürüyerek dar bir koridor boyunca yeni yıldız oluşumlarını tetiklediği kaydedildi.

ABD Yale Üniversitesi’nden Pieter van Dokkum, bir şeyleri yutmaya zaman ayıramayacak kadar uzayda süratle ilerleyen ve ardında yıldız oluşumu bırakan kara delik için, “Gördüğümüz şey, sonrası. Bir geminin arkasındaki iz gibi, kara delikten kalan izi görüyoruz.” ifadesini kullandı.

Van Dokkum, Hubble teleskopu görüntüsünde, yakındaki cüce bir galakside yıldız kümelerini tararken kozmik ışın olduğunu düşündüğü küçük bir çizgi fark ettiğini, kozmik ışınları ortadan kaldırdıklarında ise daha önce gördükleri hiçbir şeye benzemeyen kara deliğin izini bulduklarını aktardı.

NASA’nın açıklamasında, gökbilimcilerin, galaksiler arası bu kaçak kara deliğin, belki 50 milyon yıl önce muhtemelen birbiri ile çarpışan galaksilerde bulunan üç büyük kütleli kara deliğin oluşturduğu kaotik ve kararsız konfigürasyon sonuncunda birinin bu oluşumdan dışarı fırlatılma şeklinde meydana gelmiş olabileceğine inandığı kaydedildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

James Webb, Buz Devinin Çarpıcı Görüntüsünü Yakaladı

Şimdiye kadar uzaya gönderilmiş en güçlü teleskop olan ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu (JWST), Uranüs ve gezegenin halkalarının çarpıcı görüntüsünü yakaladı.

Haber Merkezi / NASA tarafından paylaşılan görselde gezegenin halkaları ve parlak özellikleri net bir şekilde görülebiliyor. Uranüs, kimyasal yapısı nedeniyle buz devi olarak anılmaktadır.

Çoğunlukla hidrojen ve helyumdan oluşan Satürn’ün yoğun bir atmosferi vardır ve Jüpiter gibi bir gaz devidir.

Satürn, aralarında boşluklar olan 7 halkaya sahiptir. Gezegenin halkaları, büyük ve güçlü yerçekimi tarafından parçalanmış olan asteroid, kuyruklu yıldız ve aylardan oluşmaktadır.

Satürn’de 1 gün, 10.7 saat sürer ve 1 Satürn yılı, 29 Dünya yılına eşittir. Satürn dünya ile kıyaslandığında, günler daha kısa yıllar ise daha uzun sürmektedir.

Toplamda 82 adet uyduya sahip olan Satürn’ün, 53 uydusu onaylanmışken 29 uydusu onaylanmayı ve isimlendirilmeyi beklemektedir.

Satürn güneşten yaklaşık 1.4 milyar kilometre kadar uzaktadır ve gezegenin rengi kahverengidir.

Satürn teleskop olmadan da görülebildiği için antik zamanlardan beri bilinir. Gelişen teknoloji ile birlikte zaman içinde 4 robotik uzay aracı Satürn’ü ziyaret etmiştir. Bunlar; Pioneer 11, Cassini, Voyager 1 ve 2 uzay araçlarıdır.

Teleskobun kızılötesi gözleri evrenin derinliklerine bakıyor

25 Aralık 2021’de ESA’nın Ariane 5 adlı kargo roketiyle fırlatılan teleskobun kaydettiği görüntüler, yıldızların ve galaksilerin evriminin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak.

Gözlem aracının MIRI ve diğer kızılötesi kameraları, bir zaman makinesi görevi görüyor.

Güçlü teleskopları kullanarak çok uzaktaki gök cisimlerini inceleyen bilim insanları, ilgili gök cisminden gelen ışığın Dünya’ya ulaşma süresi uzadığı için “zamanda geriye bakma” imkanı yakalıyor.

James Webb Uzay Teleskobu ise 13,5 milyar yıl öncesini, yani evrenin yeni oluştuğu zamanı gözlemleyebilecek kadar güçlü bir cihaz.

Evrendeki en eski galaksiler, Büyük Patlama’ya o kadar yakın bir dönemde oluştu ki bunların ışığı Dünya yörüngesine ulaştığında son derece soluk oluyor.

Bu ışık evrende ilerlerken genişleyip dağılarak spektrumun kızılötesi ucuna doğru kayıyor. Gözlemlenebilmesi içinse son derece güçlü bir teleskop gerekiyor.

Hubble şimdiye dek geçmişe dair birçok gizemi aydınlatmayı başardı. Ancak gücü bu türden gözlemlere yetmiyordu. Ayrıca Hubble çoğunlukla ultraviyole ve görünür ışıkta gözlem yapmıştı.

Öte yandan James Webb Uzay Teleskobu, kızılötesinde rahatça gözlem yapabilmek için gereken tüm kriterleri karşılıyor.

Paylaşın

İki Büyük Asteroit Dünya’ya Doğru İlerliyor

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, yakın zamanda Dünya’nın çok yakınına geçecek asteroitlerin bir listesini yayınladı. Asteroitler, kuyruklu yıldızlar ve meteorlardan oluşan küçük gök cisimleridir.

Haber Merkezi / Güneş Sistemi içerisinde 3.865 kuyruklu yıldız ve 1.278.065 asteroittin olduğu bilinmektedir.

4 Nisan’da, yaklaşık 30 metre uzunluğunda bir asteroid, Dünya’nın 1 milyon 4 yüz bin kilometre yakınından geçti. Yaklaşık olarak bir otobüs büyüklüğündeki başka bir asteroit, 5 Nisan’da Dünya’nın 1 milyon 4 yüz bin kilometre yakınından geçti.

6 Nisan’da, yaklaşık 20 metre yüksekliğindeki ev büyüklüğünde bir asteroit Dünya’dan 5 milyon 700 kilometre yakınından geçecek. Bir yolcu uçağı büyüklüğündeki başka bir asteroid, saatte 67656 kilometre hızla Dünya’ya doğru ilerliyor ve 6 Nisan’da Dünya’nın 4.190.000 kilometre uzaklığından geçecek.

Asteroitler ne kadar endişe verici?

Asteroitler, güneş sisteminin oluşumunun ilk aşamalarından kalma kayalıklar olarak bilinir. Ayrıca güneş sisteminin oluşumundan arta kalanlar olarak kabul edilirler ve güneşin etrafında eliptik daireler çizerler.

Dünya’nın yakınında bir kilometreden daha geniş olan yaklaşık 850 olmak üzere, her boyuttan 30.000 civarında asteroit tespit edilmiştir. Bu asteroitler “Yakın Dünya Nesneleri” (NEO’lar) olarak adlandırılmaktadır. Şu an hiçbiri Dünya için tehdit oluşturmuyor.

Paylaşın

Bitkiler Zarar Gördüklerinde Veya Sulanmaya İhtiyaç Duyduklarında Çığlık Atıyor

Yeni yapılan bir araştırma, domates, tütün, buğday, mısır ve kaktüs gibi bitkilerin stres altındayken ultrasonik patlama sesleri çıkardığı ortaya koydu. Sesler, insan kulağının işitme aralığının dışında kalıyor. Dolayısıyla insanlar bu sesleri algılayamıyor.

Hakemli bilimsel dergi Cell’de yayımlanan araştırmaya göre, böcekler, diğer memeliler ve muhtemelen de diğer bitkilerin bu sesleri algılayabildiğine inanılıyor.

İsrailli bilim insanları, bitkilerin zarar gördüklerinde veya sulanmaya ihtiyaç duyduklarında çığlık attığını keşfetti.

Araştırmada domates, tütün, buğday, mısır ve kaktüs gibi bitkilerin stres altındayken ultrasonik patlama sesleri çıkardığı ortaya kondu.

Bulgulara göre balonlu naylon ambalajların patlama seslerini andıran bu sesler, insan kulağının işitme aralığının dışında kalıyor. Dolayısıyla insanlar bu sesleri algılayamıyor.

Ancak böcekler, diğer memeliler ve muhtemelen de diğer bitkilerin bu sesleri algılayabildiğine inanılıyor.

Araştırma ekibi bu seslerin, özellikle yakınlardaki yarasalar, kemirgenler, çeşitli böcekler gibi yüksek frekansları algılayabilen canlılar tarafından duyulabildiğini düşünüyor.

Tel Aviv Üniversitesi’nden botanik ve gıda güvenliği uzmanı Lilach Hadany, “Pastoral bir çiçek tarlası düşünün. Epey gürültülü bir yer olabilir, sadece biz bu sesleri duyamayız” diye konuştu.

Hadany, “Bulgularımız, etrafımızdaki dünyanın bitki sesleriyle dolu olduğunu gösteriyor” diye de ekledi.

Bitkilerin ses çıkardıkları fikri uzun süredir bilim insanlarının gündeminde. Titreşim dedektörleriyle yapılan bazı çalışmalar bitkilerden yayılan darbeler tespit etmişti. Ancak bunların gerçekten algılanabilecek ses dalgaları olup olmadığı bilinmiyordu.

Yeni araştırmada bu sorunun cevabını bulmak isteyen ekip, bitkileri arka planda gürültü olmayan, sessiz ve izole bir kutuya koydu.

20 ila 250 kilohertz frekanslarında sesleri kaydedebilen ultrasonik mikrofonlar da her bitkiden yaklaşık 10 santimetre uzaklığa yerleştirildi. Karlılaştırmak gerekirse yetişkin bir insan tarafından algılanan maksimum frekans 16 kilohertz civarında.

Bitkiler çeşitli gruplara ayrıldı. Bazıları 5 gün boyunca susuz bırakıldı. Bazılarının sapları kesildi. Bazılarına ise hiç dokunulmadı.

Sonuçlar bitkilerin 40 ila 80 kilohertz frekanslarında ses çıkardığını gösterdi. Stres altında olmayan bitkiler saatte en fazla bir kez ses çıkarırken, kesme ve susuz bırakma işlemlerine maruz bırakılanlar her saat onlarca kez ses çıkardı.

Araştırmacılar bu seslerin bitkiden bitkiye farklılık gösterdiğini de tespit etti. Örneğin susuz kalmış bir domates bitkisinin, bir kaktüse göre farklı bir patlama modeli oluşturduğu görüldü.

Hadany, “Bitkilerin ses çıkardığını bildiğimize göre sıradaki soru şu: ‘Kim dinliyor olabilir?'” ifadelerini kullandı: Bu sesler bilgi taşıyor. Bu sesleri duyabilen hayvanlar var, yani pek çok akustik etkileşimin meydana gelme olasılığı var.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Yıldırımların Binalardan Gökyüzüne Yükselen Çarpıcı Görüntüsü

Sadece kümülonimbüs bulutlarında görülen şimşek ve yıldırım, diğer bulutlarda sadece enerji akımı sayesinde görülebilir. Yıldırımların binalardan gökyüzüne yükselen çarpıcı görüntüleri kaydedildi.

Brezilya’nın São José dos Campos kentinde kaydedilen görüntülerin analizi hakemli bilimsel dergi Geophysical Research Letters’ta yayımlandı.

Brezilyalı araştırmacılar, binalardaki paratonerlerinin gökyüzündeki şimşeklerle buluşması için yukarı doğru fırattığı enerjileri görüntülemeyi başardı.

Hazırlanan videoda São José dos Campos kentindeki yüksek binalara kurulan paratonerlerin adeta kendi şimşeklerini oluşturduğu ve gökyüzüne doğru fırlattığı görülüyor.

Görüntülerde havadan inen şimşeklerle yukarı çıkan enerjinin buluştuğu, nadir görülen anlar da yer alıyor.

18. yüzyılda Benjamin Franklin tarafından icat edilen paratonerlerin basit bir yapısı var. Bu cihazlar, bir binanın en yüksek noktasının üzerine yerleştirilmiş bakır veya alüminyum çubuklardan oluşuyor. Ancak bu çubukların toprağa bağlanan kabloları olması gerek.

Böylelikle binaya düşen yıldırım çubuktan ve ardından tellerden geçiyor ve binanın kendisiyle birlikte içindekiler de aşırı yüksek elektrik akımlarından korunmuş oluyor.

Öte yandan paratonerin tek işlevi bu değil. Zira bu çubuk aslında yıldırımın düşmesini pasif biçimde beklemiyor. Yıldırımın kendisine değmesinden yaklaşık bir milisaniye önce yıldırımın negatif yüküyle tetikleniyor.

Bunun sonucunda bu yüke bağlanmak için yukarıya pozitif bir enerji gönderiyor.

Araştırmacılar işte bu anları kayda alabilmek için olay yerinden yaklaşık 150 metre uzaklığa güçlü kameralar konuşlandırdı. Bu kameralar saniyede 40 bin görüntü kaydedebiliyordu.

Araştırmacılar, fırtınalı bir gecede paratonerlerin yıldırımlarla nasıl etkileşime girdiğini bu şekilde görüntüledi.

Öte yandan bilim insanlarına göre yakınlarsaki şimşekleri karşılamak için elektrik yükleri üreten tek nesne paratonerler değil. İnsan vücudunun da bunu yapabildiği biliniyor.

Brezilya’daki Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Marcelo M.F. Saba, “Doğrudan yıldırım çarpmasa bile ondan yaralanabilirsiniz” diyor:

Açık bir alanda duran herhangi bir kişi benzer şekilde başından veya omuzlarından yukarı doğru bağlantı sağlayan bir elektrik akımı başlatabilir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Gebelikte Kovid 19 Çocuklarda Obezite Riskini Artırabilir

Yeni yapılan bir araştırma, hamilelik sırasında yeni tip koronavirüse (Kovid 19) yakalanan annelerin çocuklarında obezite gelişme olasılığının daha yüksek olabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırma hamilelik sırasında Kovid 19’a yakalanan annelerden dünyaya gelen 150 çocuk üzerinde yapıldı.

Araştırma, bu çocukların, anneleri doğum öncesi Kovid 19 olmayan 130 çocuğa göre daha düşük doğum ağırlığına sahip oldukları ve yaşamın ilk yılında daha fazla kilo aldıklarını ortaya koydu.

Bu durum, hamilelik sırasında Kovid 19’a yakalanan annelerden dünyaya gelen çocukların, obezite, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar geliştirme riskinin daha yüksek olabileceğini ortaya koydu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Massachusetts Hastanesi’nden Lindsay T Fourman, “Bulgularımız, anne karnında Kovid-19’a maruz kalan çocukların, erken yaşlarda obezite, diyabet ve kardiyovasküler hastalık risklerini artırabilecek bir büyümeye sahip olduğunu gösteriyor” dedi.

Fourman, ayrıca, Kovid 19’un hamile kadınlar ve çocukları üzerindeki etkilerini anlamak için hala çok sayıda araştırmaya ihtiyaç olduğunun söyledi.

Doktor Andrea G Edlow ise, bulgularımız, anne karnında anne Kovid 19 enfeksiyonuna maruz kalan çocukların uzun vadeli takibinin yanı sıra hamile bireyler arasında Kovid 19 önlemenin yaygın şekilde uygulanmasının önemini vurguladı.

Massachusetts Hastanesi araştırmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Araştırma sonuçlarını doğrulamak için daha uzun takip süresi olan daha büyük çalışmalara ihtiyaç var” ifadelerine yer verdi.

Araştırma ilk olarak Endokrin Derneği’nin Klinik Endokrinoloji ve Metabolizma Dergisi’nde yayınlandı.

Paylaşın

10 Bin Yılda Bir Görülebilecek Olay!

Şimdiye kadar gözlemlenmiş en parlak gama ışını patlaması tespit edildi. Gama ışını veya gama ışıması, atom altı parçacıkların etkileşiminden kaynaklanan, belirli bir titreşim sayısına sahip elektromanyetik ışınımdır.

Gama ışınları, ilk defa Paul Villard adlı Fransız kimyager-fizikçi tarafından fark edilmiştir. Gama ışınları, diğer elektromanyetik ışınlar arasında, en yüksek frekansa ve en düşük dalga boyuna sahiptirler.

Aralarında ABD’li ve Hollandalı bilim insanlarının yer aldığı ekip, teleskoplara yakalanan ışının şimdiye dek görülenlerden 70 kat daha parlak olduğunu belirledi.

Gama ışını patlamaları, önceden öngörülemeyen zamanlarda ve konumlarda meydana gelen, çoğunlukla yüksek enerjili fotonların fırlatılmasıyla oluşan patlama olayları.

Bu ışınlar genellikle yıldız patlamaları (süpernova) sırasında, ölmekte olan bir yıldızın yakıtı bittiğinde ve bir nötron yıldızına veya hatta bir kara deliğe dönüştüğünde salınıyor.

GRB 221009A adı verilen sıradışı örnek, ilk olarak 9 Ekim 2022’de gama ışını ve X ışını teleskopları tarafından tespit edilmişti.

Patlamaya neden olan olası süpernova, Dünya’dan yaklaşık 2 milyar ışık yılı uzaktaydı.

The Astrophysical Journal Letters ve Nature adlı hakemli bilimsel dergilerde yayımlanan iki yeni araştırmada bu gama ışını patlamasının parlaklığı ölçüldü.

Analizlere göre, GRB 221009A’nın bugüne kadar kataloglanan 12 bin gama ışını patlamasından en parlak olanı.

Louisiana Eyalet Üniversitesi’nden fizik ve astronomi yardımcı doçenti Eric Burns, “Bu ancak 10 bin yılda bir görülebilecek bir olay” ifadelerini kullandı:

Yani, bunun insan uygarlığının başlangıcından bu yana Dünya’yı vuran en parlak gama ışını patlaması olması makul bir ihtimal.

Burns, “Bu kesinlikle canavarca bir patlama. Son derece olağanüstü; ona uzaktan yakından benzeyen hiçbir şey görmedik” diye de ekledi.

Gökbilimciler gama ışını patlamalarını ikiye ayırıyor: Kısa ve uzun sürenler. İlk gruptaki patlamalar yaklaşık iki saniye veya daha kısa sürüyor. İkinci gruptakilerse birkaç dakika devam edebiliyor.

Araştırmacılar, GRB 221009A’yı uzun süren patlamalar grubuna aldı.

Astronomlar patlamanın geldiği noktada bir süpernovanın ortaya çıkmasını bekliyor. Ancak bölgeyi NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu ve Hubble Uzay Teleskobu ve diğer araçlarla aramalarına rağmen henüz bir süpernovaya rastlanamadı.

Hollanda’daki Radboud Üniversitesi’nden astrofizik profesörü Andrew Levan, “Oradaysa, çok sönüktür” diye konuştu:

Araştırmaya devam etmeyi planlıyoruz. Ancak yıldızın tamamı patlamamış, doğrudan kara deliği ortaya çıkarmış olabilir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Dikkat Çeken Keşif: Ay’daki “Cam Boncuklarda” Su Bulundu

Dünya’nın tek doğal uydusu ve Güneş Sistemi içindeki beşinci büyük doğal uydu olan Ay’da dağılmış küçük cam boncukların içinde su keşfedildiği açıklandı. Ay, Dünya’dan yaklaşık 384.403 km uzaklıkta.

Bilim insanları, cam boncukların Ay yüzeyindeki su döngüsünün en önemli rezervuarı olduğunu tahmin ediyor ve bu su kaynağının “geleceğin kaşifleri” tarafından çıkarılıp kullanılabileceği beklentisinde.

Çin Bilimler Akademisi liderliğindeki bir ekip tarafından yürütülen çalışmada, Aralık 2020’de Çin’in Chang’e-5 uzay aracı tarafından alınıp Dünya’ya geri getirilen 117 cam boncuk incelendi.

Bir atmosfer korumasından yoksun olan Ay’ın yüzeyine çarpan küçük meteorlar cam boncukların oluşumunda rol oynuyor.

Meteor darbesiyle açığa çıkan ısı yüzey malzemesini eritiyor ve bu malzeme soğuyarak bir saç teli genişliğinde yuvarlak cam boncuklar haline geliyor.

Bir trilyon ton su

Araştırmayla ilgili açıklama yapan İngiltere’deki Açık Üniversite’de gezegen bilimi profesörü Mahesh Anand, güneşli havalarda su moleküllerinin Ay yüzeyinde “zıpladığının” görülebildiğini, ancak bunun tam olarak nereden geldiğini bilmediklerini dile getirdi.

Nature Geoscience dergisinde yayınlanan araştırmaya göre cam boncuklar Ay toprağının yaklaşık yüzde üç ila beşini oluşturuyor olabilir.

Çalışmanın ortak yazarlarından olan Prof. Anand, hızlı bir hesaplama ile, Ay’ın tüm cam boncuklarının içinde yaklaşık bir trilyon ton su olabileceğini öne sürdü. Anand’a göre boncuklardaki suyu serbest bırakmak için sadece 100 santigrat derece civarında hafif bir ısıya ihtiyaç var.

Suyun bileşenlerinden oksijen, kayaların ve minerallerin içinde hapsolmuş olsa da Ay’ın neredeyse yarısını oluştuyor.

Anand, araştırmayı derinleştirdiklerinde, suyu oluşturmak için gerekli bir diğer bileşen olan hidrojenin Güneş’le bağlantısını da keşfettiklerini bildirdi.

Buna göre hidrojenin Güneş Sistemi boyunca yüklü parçacıkları süpüren güneş rüzgârından geldiği belirlendi.

Anand, bunun Güneş Sistemi’ndeki Merkür ya da asteroitler gibi atmosferi olmayan diğer cisimlerde de güneş rüzgarının suya eşit derecede katkıda bulunabileceği anlamına geldiğini vurguladı.

Cam boncuklar sürdürülebilir su kaynağı olabilir mi?

Araştırmacılar bu keşifle Ay’da sürdürülebilir bir su kaynağının bulunduğunu söylemek için çok daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Ancak Prof. Anand, bu malzemelerin ısıtılması ve işlenmesinin “yarının kaşiflerine” su, hatta oksijen sağlayarak “diğer dünyaları sürdürülebilir ve sorumlu bir şekilde” araştırmalarına yardımcı olabileceğinin altını çizdi.

AFP haber ajansına konuşan uzman, Avrupa Uzay Ajansı’nın 2025 yılında Ay’a fırlatmayı planlanladığı robotik sondaj aracı PROSPECT’in bu şekilde su toplayıp çıkarabilen ilk araç olabileceğini söyledi.

NASA’nın önümüzdeki yılın sonlarına doğru fırlatmayı planladığı VIPER görevi, su buzunu analiz etmek amacıyla Ay’ın Güney Kutbu’na gidecek.

NASA, önümüzdeki yıllarda Artemis görevi ile 1972’den bu yana ilk kez insanları Ay yüzeyine geri getirmeyi planlıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Mars’ın Çarpıcı Bulutları Görüntülendi

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Perseverance uzay aracı, Mars’ta gün doğumundan hemen önce sürüklenen bulutların bir dizi görüntüsünü çekti. Bilim adamları, Mars bulutlarının oluşum sürecini inceliyorlar.

18 Mart’ta yakalanan görüntüler Jet İtki Laboratuvarı tarafından yayımladı. Görüntüde gün doğmadan hemen önce Kızıl Gezegen’in tepesinde sürüklenen bulutlar yer alıyor.

NASA, hem Perseverance ekibinin hem de Mars’taki diğer uzay aracı Curiosity’yle ilgilenen uzmanların gezegendeki bulut oluşma sürecini incelediğini bildirdi. Ancak tam olarak hangi konunun çalışıldığı açıklanmadı.

Mars bulutlarının önemli bir kısmı su buzundan oluşuyor ve bunlara genellikle 60 kilometreden yukarıda rastlanmıyor.

NASA’nın geçen sene başlattığı yurttaş bilimi projesiyle Mars bulutlarının araştırılmasını istemişti. Yetkililer o dönem bu sayede Kızıl Gezegen’in atmosferinde 50-80 kilometre yüksekliğe bir ışık tutulabileceğini söylemişti.

Perseverance, beraberindeki minik helikopter Ingenuity’yle birlikte, 18 Şubat 2021’de Jezero Krateri’ne inmişti.

Jezero krateri özellikle önem verilen bir bölge. Zira yaklaşık 45 kilometre çapındaki bölgenin milyonlarca yıl önce bir nehir yatağı olduğu düşünülüyor.

NASA, Perseverance aracılığıyla bu bölgeyi araştırarak Mars’ın yüzeyinde su olduğu dönemlere dair daha fazla bilgi edinmeyi amaçlıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın