İran’dan Ateşlenen Füze Türkiye Hava Sahasında İmha Edildi

İran’dan ateşlenen ve Türkiye hava sahasına giren bir balistik füze, Doğu Akdeniz’de konuşlu ATO  savunma unsurları tarafından Gaziantep semalarında etkisiz hale getirildi.

Füze parçaları boş arazilere düşerken olayda can kaybı yaşanmadı. Ankara, hava sahasına yönelik tehditlere karşı gerekli adımların kararlılıkla atılacağını vurguladı.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), İran’dan ateşlenen ve Türkiye’nin hava sahasına giren bir balistik füzenin, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO savunma unsurları tarafından imha edildiğini açıkladı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, füzenin parçalarının Gaziantep’teki boş arazilere düştüğü ve olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığı bildirildi.

Açıklamada Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkilerine ve bölgesel istikrara büyük önem verdiği vurgulanırken, “Ülkemizin topraklarına ve hava sahasına yönelen her türlü tehdide karşı gerekli tüm adımların kararlılıkla ve tereddütsüz atılacağı bir kez daha vurgulanmaktadır” denildi.

NATO da İran’dan ateşlenerek Türkiye yönüne gelen bir füzenin savunma sistemleri tarafından önlendiğini doğruladı. NATO Sözcüsü Allison Hart, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “NATO tüm müttefiklerini her türlü tehdide karşı savunmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.

Yetkililer, 4 Mart’ta da İran’dan ateşlenen bir füzenin Türkiye hava sahasına girdiğini ve NATO sistemleri tarafından etkisiz hale getirildiğini hatırlattı. NATO, ilk olayda füzenin Türkiye’ye kasıtlı olarak yönlendirilmiş olabileceğini değerlendirdiğini açıklamıştı.

İran Genelkurmay Başkanlığı ise bu iddiaları reddederek Türkiye’nin hedef alınmadığını savundu.

Öte yandan ABD merkezli The New York Times gazetesi, ABD’li askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde söz konusu füzenin İncirlik Hava Üssü’nü hedef almış olabileceğini yazdı.

NATO, ilk füzenin Türkiye hava sahasına girmesinin ardından balistik füze savunma sistemlerinde alarm ve hazırlık seviyelerini yükseltti.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Başkanı Burhanettin Duran, füzenin Gaziantep Şahinbey semalarında NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

Duran, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma olmadığını belirterek, gerekli savunma ve güvenlik önlemlerinin hızla devreye alındığını ifade etti.

Duran ayrıca İran ve çatışmanın taraflarına çağrıda bulunarak, “Bölgedeki gerilimin daha da tırmanmaması ve çatışmaların daha geniş bir alana yayılmaması büyük önem taşımaktadır. İran başta olmak üzere tüm tarafları, bölgesel güvenliği riske atan ve sivilleri tehlikeye sokabilecek eylemlerden uzak durmaya davet ediyoruz” dedi.

Paylaşın

Almanya’da Tarihi Seçim: Cem Özdemir Eyalet Başkanı Oldu

Almanya’nın önemli sanayi merkezlerinden biri olan ve ülkenin güneybatısında yer alan Baden‑Württemberg eyaletinde yapılan parlamento seçimlerini Cem Özdemir liderliğindeki Yeşiller kazandı.

Seçim sonuçlarına göre Yeşiller yaklaşık yüzde 30 oy alarak sandıktan birinci parti çıktı ve Özdemir eyalet başbakanlığı görevine gelmeye hak kazandı.

Uluslararası basında geniş yer bulan sonuçlar, Almanya siyasetinde tarihi bir dönüm noktası olarak yorumlandı. Özdemir, göçmen kökenli bir siyasetçi olarak Almanya’nın en güçlü eyaletlerinden birinin yönetimini üstlenen ilk isimlerden biri oldu.

Seçimlerde Özdemir’in en güçlü rakibi Manuel Hagel liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) oldu. CDU yaklaşık yüzde 29,7 oy alarak ikinci sırada yer aldı. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) ise oylarını önemli ölçüde artırarak üçüncü parti konumuna yükseldi.

Seçim sonucunun ardından eyalette daha önce de var olan Yeşiller-CDU koalisyonunun devam edebileceği belirtiliyor.

Baden-Württemberg, Mercedes-Benz, Porsche ve Bosch gibi küresel şirketlere ev sahipliği yapan Almanya’nın otomotiv ve yüksek teknoloji merkezi olarak biliniyor. Bu nedenle eyaletteki seçimler yalnızca bölgesel değil, ülke ekonomisi açısından da yakından takip edildi.

Analistler, Özdemir’in özellikle elektrikli araç dönüşümü, iklim politikaları ve sanayinin dönüşümü konularındaki mesajlarının seçmen üzerinde etkili olduğunu belirtiyor.

Cem Özdemir kimdir?

1965 yılında Almanya’nın Bad Urach kentinde Türk işçi bir ailenin çocuğu olarak doğan Özdemir, uzun yıllardır Alman siyasetinin en tanınmış isimlerinden biri.

1994 yılında Alman Federal Meclisi (Bundestag)’a girerek Almanya’da federal parlamentoya seçilen ilk Türk kökenli milletvekillerinden biri oldu. Daha sonra Avrupa Parlamentosu üyeliği, Yeşiller Partisi eş başkanlığı ve Almanya Federal Gıda ve Tarım Bakanlığı görevlerini üstlendi.

Siyasi kariyerinde göç, demokrasi, çevre politikaları ve Avrupa entegrasyonu konularında öne çıkan Özdemir, pragmatik ve merkezde konumlanan bir Yeşiller siyasetçisi olarak tanınıyor.

Özdemir’in Baden-Württemberg’in başına geçmesi, Almanya’da göçmen kökenli siyasetçilerin yükselişinin en güçlü sembollerinden biri olarak görülüyor. Analistler, bu sonucun hem Almanya’daki çok kültürlü toplum yapısının siyasete yansıması hem de Yeşiller Partisi’nin ülke siyasetindeki etkisinin artması açısından önemli olduğunu vurguluyor.

Paylaşın

İran’ın Yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney Kimdir?

İran’da dini liderlik makamına Ayetullah Mücteba Hamaney’in getirildi. Babası Ali Hamaney’den sonra göreve gelen Hamaney, İran’da ilk kez liderliğin aynı aile içinde devam etmesi nedeniyle uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

İran’da siyasal ve dini sistemin en güçlü makamı olan “Yüce Liderlik” koltuğuna, Ayetullah Mücteba Hamaney getirildi. Babası ve İran’ın ikinci dini lideri olan Ali Hamaney’in ölümünün ardından ülkenin en üst otoritesini belirleme yetkisine sahip Uzmanlar Meclisi, 56 yaşındaki din adamını İran’ın üçüncü dini lideri olarak seçti.

Uluslararası basına göre bu karar, 1979’daki İran İslam Devrimi’nden bu yana İran’da ilk kez liderliğin aynı aile içinde devam etmesi anlamına geliyor ve ülkenin siyasi yapısında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Devrim Sonrası Kuşağın Temsilcisi

Mücteba Hamaney, 8 Eylül 1969’da İran’ın Meşhed kentinde doğdu. İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucu kadrolarından biri olan Ali Hamaney’in ikinci oğludur. Çocukluğu, babasının devrim sonrası yükselen siyasi kariyerinin gölgesinde geçti.

Orta öğrenimini tamamladıktan sonra Kum’daki dini eğitim merkezlerinde İslam hukuku ve Şii teolojisi üzerine eğitim aldı. Daha sonra Kum havzasında ilahiyat çalışmaları yaptı ve din adamı olarak yetişti.

İran–Irak Savaşı’ndan Güç Ağlarına

Hamaney genç yaşta İran’ın güvenlik kurumlarıyla ilişki kurdu. 1987’de İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) saflarına katıldı ve İran-Irak Savaşı sırasında cephede görev yaptı.

2000’li yıllardan itibaren İran siyasetinde “perde arkasındaki güçlü figür” olarak anılmaya başladı. Uluslararası analizlerde, Hamaney’in özellikle Besic milis gücü ve güvenlik bürokrasisi üzerinde önemli etkisi olduğu belirtiliyor.

Bazı uzmanlar onu İran’daki siyasi ve güvenlik elitleri arasında bir “aracı güç merkezi” olarak tanımlıyor. Babasının ofisine erişimi kontrol eden ve birçok siyasi karar sürecinde etkili olan bir isim olarak uzun süre gölgede kalmayı tercih ettiği ifade ediliyor.

Yaptırımlar ve tartışmalar

Mücteba Hamaney’in yükselişi uzun süredir tartışma konusuydu. ABD yönetimi, 2019 yılında onu İran yönetiminin iç ve dış politikalarını yönlendirmedeki rolü nedeniyle yaptırım listesine almıştı.

Batılı analistler, onun İran’daki muhafazakâr ve güvenlik yanlısı kanadın güçlü destekçisi olduğunu ve özellikle Devrim Muhafızları ile yakın ilişkiler kurduğunu vurguluyor. Bu durumun İran’ın dış politikası ve nükleer programı konusunda daha sert bir çizgiye işaret edebileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

İran’da “hanedanlaşma” tartışması

Uluslararası basında en çok dikkat çeken konu ise liderliğin baba–oğul arasında devredilmiş olması. Analistler, İslam Devrimi’nin monarşiye karşı yapılmış olmasına rağmen bu gelişmenin İran’da “hanedan benzeri bir güç aktarımı” tartışmasını gündeme getirdiğini belirtiyor.

Yeni liderin göreve gelişi, aynı zamanda Orta Doğu’da artan gerilimlerin ve İran’ın Batı ile yaşadığı sert krizlerin ortasında gerçekleşti. Bu nedenle Mücteba Hamaney’in yönetiminin hem iç politikada hem de bölgesel dengelerde önemli etkiler yaratması bekleniyor.

Paylaşın

Silah Ticaretinde Rekor Artış

Küresel silah ticaret hacmi, bir önceki beş yıllık döneme kıyasla yüzde 9,2 artış gösterdi. Silah ithalatında ise yüzde 210’luk artışla Avrupa ülkeleri öne çıktı.

Avrupa’nın küresel silah ithalatındaki payı yüzde 33’e yükselerek, 1960’lardan bu yana ilk kez dünyada en fazla silah ithal eden bölge konumuna geldi.

İsveç merkezli Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), 2021-2025 dönemine ilişkin küresel silah ticareti verilerini yayımladı.

Rapora göre söz konusu dönemde küresel silah ticaret hacmi, bir önceki beş yıllık döneme kıyasla yüzde 9,2 artış gösterdi. Silah ithalatında ise yüzde 210’luk artışla Avrupa ülkeleri öne çıktı. Avrupa’nın küresel silah ithalatındaki payı yüzde 33’e yükselerek, 1960’lardan bu yana ilk kez dünyada en fazla silah ithal eden bölge konumuna geldi.

Dönemin en büyük silah ithalatçısı Ukrayna oldu. Ülkenin küresel silah ithalatındaki payı, 2016-2020 dönemindeki yüzde 0,1’den yüzde 9,7’ye yükseldi.

Ukrayna’yı sırasıyla Hindistan, Suudi Arabistan, Katar ve Pakistan izledi. İlk beş ülke, dünya genelindeki silah alımlarının yüzde 35’ini gerçekleştirdi.

Rapora göre ABD, dünyanın en büyük silah ihracatçısı olmayı sürdürdü. Amerikan savunma sanayisinin dış satışları önceki beş yıllık döneme göre yüzde 27 artarken, küresel silah ihracatındaki payı yüzde 42’ye yükseldi. ABD’nin en büyük müşterisi ise Suudi Arabistan oldu.

ABD’nin ardından en büyük ihracatçılar Fransa, Rusya, Almanya ve Çin olarak sıralandı. Bu beş ülke, küresel silah ihracatının yüzde 70’ini gerçekleştirdi.

Türkiye’nin silah ihracatı yüzde 122 arttı

SIPRI raporunda Türkiye, küresel silah ihracatında yüzde 1,8 payla 11’inci sırada yer aldı. Türkiye’nin silah ihracatı 2016-2020 dönemine kıyasla yüzde 122 artış gösterdi.

Türkiye’nin en fazla silah sattığı ülke yüzde 16 payla Pakistan oldu. Bunu yüzde 12 ile Birleşik Arap Emirlikleri ve yüzde 8,4 ile Ukrayna izledi.

Türkiye ayrıca Sahraaltı Afrika bölgesine en fazla silah ihraç eden üçüncü ülke konumuna yükseldi. Bu bölgede Türkiye’nin toplam silah ithalatındaki payı yüzde 11 olarak kaydedildi.

Türkiye, en fazla silah ithal eden ülkeler sıralamasında 24’üncü sırada yer aldı. Bu dönemde Türkiye’nin küresel silah ithalatındaki payı yüzde 1,5’ten yüzde 1,2’ye geriledi.

Türkiye’nin silah aldığı ülkeler arasında yüzde 31 payla Almanya ilk sırada yer alırken, yüzde 29 ile İspanya ve yüzde 19 ile İtalya onu takip etti.

Dünyanın en büyük silah ihracatçıları arasında dördüncü sırada bulunan Almanya, küresel ihracatın yüzde 5,7’sini gerçekleştirdi. Almanya’nın silah ihracatı önceki döneme göre yüzde 15 arttı. Alman silahlarının en büyük alıcıları yüzde 41 ile Avrupa ve yüzde 33 ile Ortadoğu ülkeleri oldu. İhracatın yüzde 24’ü askerî yardım kapsamında Ukrayna’ya gönderildi.

Öte yandan Rusya’nın silah ihracatı yüzde 64 azaldı. Rusya’nın küresel silah ihracatındaki payı yüzde 21’den yüzde 6,8’e düştü. Bu gerilemede Cezayir, Çin ve Mısır’a yapılan satışların azalmasının etkili olduğu belirtildi.

Dünyanın en büyük beşinci silah ihracatçısı olan Çin, küresel ihracatın yüzde 5,6’sını gerçekleştirdi. Çin’in silah ihracatı önceki döneme göre yüzde 11 artarken, satışların yüzde 61’i Pakistan’a yapıldı.

İsrail ise yüzde 4,4 payla dünyanın en büyük silah ihracatçıları arasında 7’nci sırada yer aldı. İsrail’in silah ihracatı önceki beş yıllık döneme göre yüzde 56 arttı. İsrail’in en büyük müşterileri yüzde 29 ile Hindistan, yüzde 21 ile Almanya ve yüzde 7,8 ile ABD oldu.

Aynı dönemde İsrail’in silah ithalatı yüzde 12 artış gösterdi. Dünyanın en büyük silah ithalatçıları listesinde 14’üncü sırada bulunan İsrail, silahlarının yüzde 68’ini ABD’den, yüzde 31’ini ise Almanya’dan temin etti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Altın Ve Borsa Kazandırdı, Dolar Kaybettirdi

Finans piyasalarında yatırımcıların yüzünü güldüren ve kayıpları minimize eden araçlar belli oldu. Son verilere göre, BIST 100 endeksi ve külçe altın, farklı dönemlerde yatırımcısına en yüksek reel getiriyi sağlayan araçlar olarak öne çıktı.

Haber Merkezi / Mart ayında BIST 100 endeksi, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 7,61, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 7,06 oranında yatırımcısına kazandırdı. Aynı dönemde külçe altın Yİ-ÜFE’ye göre yüzde 5,57, TÜFE’ye göre yüzde 5,03 oranında reel getiri sağlarken, mevduat faizi yatırımcıya sınırlı kazanç sunabildi. Amerikan Doları, Euro ve devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) ise yatırımcısına kaybettirdi.

Üç aylık değerlendirmede BIST 100 endeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 21,15, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 17,85 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiriyi sundu. Bu dönemde Amerikan Doları ise en çok değer kaybeden yatırım aracı oldu.

Altı aylık süreçte ise külçe altın yatırımcısına adeta güvenli liman oldu. Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 48,45, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 42,09 oranlarında kazandıran altın, Amerikan Doları karşısında yatırımcısına kaybettiren araçlar arasında yer aldı.

Yıllık değerlendirmede de tablo benzer şekilde şekillendi. Külçe altın, Yİ-ÜFE’ye göre yüzde 67,25, TÜFE’ye göre yüzde 62,20 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiriyi sağladı. BIST 100 endeksi ve Euro da yatırımcıya makul kazançlar sunarken, Amerikan Doları yıllık bazda yatırımcısına kaybettirdi.

Finans uzmanları, yatırımcılara portföylerini çeşitlendirerek riskleri minimize etmeleri ve enflasyon karşısında reel getiri sağlayan araçlara yönelmeleri gerektiğini vurguluyor. Özellikle altın ve BIST 100 endeksi, farklı endekslerle kıyaslandığında yatırımcısına hem kısa hem de uzun vadede avantaj sağlıyor.

Paylaşın

TÜSİAD’ın İki Eski Başkanına Hapis Şoku

TÜSİAD’ın eski Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ile Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezasına çarptırılırken hükmün açıklanması geri bırakıldı.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) eski Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ve Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras’ın yargılandığı davada karar çıktı.

İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanıklar Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras ile avukatları katıldı.

Duruşmada görüşü sorulan Cumhuriyet savcısı, bir önceki celsede verdiği mütalaasını tekrar etti.

Esasa ilişkin mütalaaya karşı savunma yapan Aras, konuşmasının ana temasının ekonomik kalkınma olduğu iddia etti. Konuşmalarının satır arasından suç üretilmeye çalışıldığını öne süren Aras, bu durumun hukuka olan güveni zedelediğini iddia etti.

Aras, konuşmasında gerçek dışı bilgiye yer vermediğini, bunun TÜSİAD’ın internet sitesine yüklenmesine dair özel talimatı olmadığını, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini kaydederek beraatini talep etti.

Sanık Orhan Turan da konuşmasında hukukun üstünlüğünün herkes için önemli olduğunu vurgulamaya çalıştığını anlattı. Suçlamaları kabul etmediğini ifade eden Turan, beraatine karar verilmesini istedi.

Sanıkların avukatları müvekkillerinin üzerine atılı suçlardan beraatine karar verilmesini talep etti.

Davayı karara bağlayan mahkeme, sanıkların üzerine atılı “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle ayrı ayrı beraatlerine karar verdi.

Aras ve Turan’ı, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan ise 1’er yıl 3’er ay 18’er gün hapisle cezalandıran mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kararlaştırdı. Mahkeme ayrıca sanıkların 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmasına da hükmetti.

Ne olmuştu?

TÜSİAD’ın 13 Şubat 2025’teki Genel Kurulu’nda, hükümetin ekonomi başta olmak üzere güncel politikalarını eleştiren konuşmalar yapılmıştı.

Konuşmalarda son dönemdeki gözaltı ve tutuklamalar, gazetecilere yönelik baskı, kayyım atamaları, teğmenlerin ihraç edilmesi, Kartalkaya’daki otel yangını, İliç’teki maden faciası gibi geniş yelpazede konulara değinilmişti.

İlk olarak kürsüye çıkan Orhan Turan şöyle demişti: “Tüm vatandaşlar kanun önünde eşittir. Devlet de hukukla bağlıdır. Her kademede yönetim keyfi değil, hukuk kurallarına göre yapılır. Burada sorun varsa her yerde sorun çıkar. Hukuka güven kalmazsa güvensizlik, istikrarsızlık ve belirsizlik her yere sirayet eder.”

Ardından söz alan Aras da “Ülke olarak moralimiz bozuk. Güven bunalımı yaşıyoruz. Bunun nedeni çöken sistem” demişti. Ayşe Barım ile Halk TV genel yayın yönetmeni Suat Toktaş’ın tutuklanmasını ve Ekrem İmamoğlu’na açılan davaları eleştirmişti.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da “Sivil toplum kuruluşlarının görüş açıklaması elbette demokratik bir hak olmakla birlikte, yargıyı ve siyaseti yönlendirme çabaları, demokrasinin ruhuna ve hukukun üstünlüğü ilkesine aykırıdır” sözleriyle konuşmalara tepki göstermişti.

Hemen arından da Aras ve Turan gözaltına alınmıştı. Polis nezaretinde ifadeye götürülen iki isim yurt dışına çıkış yasağı kararıyla serbest kalmıştı.

 

Paylaşın

İmamoğlu’na AB’den “Pawel Adamowicz” Ödülü

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Avrupa Birliği tarafından verilen Pawel Adamowicz Ödülü’ne layık görüldü.

Ödül, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu binasında düzenlenen törende takdim edildi.

Avrupa Bölgeler Komitesi tarafından verilen ödül, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve dayanışma değerlerini savunan yerel yöneticilere veriliyor. Jüri, İmamoğlu’nun özellikle yerel demokrasi, hukukun üstünlüğü ve belediyelerin bağımsızlığı konusundaki tutumunu gerekçe gösterdi.

Tutuklu olduğu için törene katılamayan İmamoğlu adına ödülü İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Nuri Aslan teslim aldı. Aslan törende yaptığı konuşmada, İmamoğlu’nun kaleme aldığı mesajı okudu.

Mesajında İmamoğlu, “Bugün çok istememe rağmen aranızda değilim. Ancak demokrasiye inanan dostların gösterdiği dayanışma en az bu ödül kadar kıymetli” ifadelerini kullandı.

Seçilmiş yerel yöneticilere yönelik baskıların yalnızca belediyeleri değil, doğrudan seçmenin iradesini hedef aldığını söyleyen İmamoğlu, mücadelesinin yalnızca kendisine ait olmadığını vurguladı.

“Demokrasi ve insan hakları hepimizin hak ettiği değerlerdir” diyen İmamoğlu, Türkiye’nin demokratik Avrupa ailesinin bir parçası olması gerektiğini de belirtti.

“Adalet istiyoruz”

Törende Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun video mesajı da gösterildi. Dilek İmamoğlu, eşinin yokluğuna alışmayacaklarını belirterek “Bizler ülkemiz için adalet istiyoruz” dedi.

Bu ödülün yalnızca bir takdir değil, aynı zamanda uluslararası dayanışmanın güçlü bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Ödülün anlamı

Pawel Adamowicz Ödülü, 2019 yılında suikast sonucu hayatını kaybeden Polonya’nın Gdansk kentinin belediye başkanı Paweł Adamowicz anısına veriliyor. Ödül, demokrasi, özgürlük ve insan haklarını savunan yerel yöneticileri onurlandırmayı amaçlıyor.

İmamoğlu, 2019’dan bu yana İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev yapıyordu. Mart 2025’te tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılmıştı. Avrupa’daki birçok siyasetçi ve kurum, ödülün aynı zamanda demokratik değerlere destek mesajı taşıdığını belirtiyor.

Ödül, bir önceki yıl Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko’ya verilmişti.

Paylaşın

Tekstil Sektörü Kan Kaybediyor!

Tekstil ve hazır giyimde kriz derinleşiyor. SGK verilerine göre son üç yılda sektörde istihdam yaklaşık yüzde otuz azalırken, 10 bine yakın fabrika ve atölye faaliyetini durdurdu.

Türkiye’nin ihracat ve istihdam deposu olarak bilinen tekstil ve hazır giyim sektörleri, tarihinin en zorlu dönemlerinden birini geçiriyor. Artan üretim maliyetleri, küresel rekabet baskısı ve finansmana erişim zorlukları, son üç yılın bilançosunu “sektörel bir çöküş” seviyesine taşıdı.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verileri, on binlerce çalışanın işsiz kaldığını ve binlerce işletmenin faaliyetlerine son verdiğini ortaya koydu.

Nefesin haberine göre, sektördeki en büyük yıkım istihdam cephesinde yaşandı. 2022 yılı sonunda 1 milyon 222 bin seviyesinde olan toplam sigortalı çalışan sayısı, 2025 yıl sonu itibarıyla 845 bin 904’e geriledi.

Son üç yılda sektördeki her 10 çalışandan 3’ü işini kaybetti.

Sadece hazır giyim kolunda çalışan sayısı 500 bin sınırına kadar çekilerek, son yılların en düşük seviyelerini gördü.

İstihdamdaki düşüşe paralel olarak işletme sayılarındaki azalma, üretim kapasitesinin de ciddi oranda daraldığını kanıtlıyor. 2022 sonunda toplam 64 bin 50 olan iş yeri sayısı, üç yıl içinde 54 bin 114’e düştü.

Kapanan Şirketler: Hazır giyimde son üç yılda 8 bin 93, tekstilde ise 1.843 iş yeri faaliyetini durdurdu.

Yıllık Kayıp: Sadece son bir yıl içinde iki sektörde kapanan şirket sayısı 5 bine yaklaştı. Uzmanlar, kapanan bu işletmelerin çoğunlukla yüksek kapasiteli üretici fabrikalar olduğuna dikkat çekiyor.

Sektördeki daralma dış ticaret verilerine de yansıdı. 2025’in ilk iki ayında 2,7 milyar dolar olan hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı, 2026’nın aynı döneminde 2,6 milyar dolara gerileyerek düşüş eğilimini sürdürdü. Türkiye’nin dünya hazır giyim ihracatındaki payının yüzde 6,2 seviyelerine kadar çekilmesi, küresel pazardaki rekabet gücünün zayıfladığını gösteriyor.

Paylaşın

Bir Ayda 23 Kadın Öldürüldü

Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine karşı mücadele eden Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, kadın cinayetlerinin boyutunu ortaya koyan verileri paylaşmaya devam ediyor.

Haber Merkezi / Kadın cinayetlerini durdurma mücadelesinin yaklaşık 16 yıldır sürdüğünü belirten platform temsilcileri, kadın cinayetlerine ilişkin verileri 2010 yılından bu yana düzenli olarak yayımladıklarını ifade ediyor.

Platform yetkilileri, kadın cinayetleri konusunda devlet kurumlarının sistematik ve düzenli veri paylaşımı yapmadığına dikkat çekerek, kadın cinayetlerinin ve şüpheli kadın ölümlerinin görünür kılınmasının yanı sıra bu suçları önleyecek somut politikaların hayata geçirilmesinin devletin sorumluluğu olduğunu vurguluyor. Açıklamada, ilgili tüm bakanlıkların ve kurumların etkin biçimde harekete geçirilmesi için mücadelenin sürdürüleceği belirtildi.

Bir Ayda 23 Kadın Cinayeti

Yayımlanan rapora göre söz konusu ayda 23 kadın cinayeti işlendi, 29 kadın ise şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Öldürülen kadınların ölüm nedenlerine bakıldığında 6 kadının kendi hayatına dair karar almak istemesi nedeniyle, 2 kadının ekonomik gerekçelerle, 1 kadının ise farklı bahanelerle öldürüldüğü belirlendi.

Ancak 14 kadının hangi gerekçeyle öldürüldüğünün tespit edilememesi dikkat çekti. Uzmanlara göre bu durum, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin yeterince aydınlatılamamasının ve görünmez kalmasının önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Cinayetlerin Çoğu Yakın İlişkiler İçinde

Rapor, kadınların çoğunlukla en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldüğünü de ortaya koydu. Şubat ayında hayatını kaybeden 23 kadından 10’u evli olduğu erkek, 4’ü birlikte olduğu erkek, 3’ü daha önce evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Bunun yanı sıra 1 kadın tanıdığı bir kişi, 1 kadın oğlu, 1 kadın kardeşi ve 1 kadın babası tarafından öldürüldü. 2 kadının ise öldüren kişiyle yakınlığı tespit edilemedi. Verilere göre bu ay öldürülen kadınların yaklaşık yüzde kırk üçü evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadın cinayetlerinin en sık gerçekleştiği yer de yine kadınların yaşam alanları oldu. Verilere göre öldürülen 23 kadından 15’i evinde, 4’ü sokakta, 2’si araç içinde, 1’i ise farklı kamusal alanlarda hayatını kaybetti. Bir kadının öldürüldüğü yer ise belirlenemedi.

Buna göre kadınların yaklaşık yüzde altmış beşi kendi evlerinde öldürüldü.

Cinayetlerde kullanılan yöntemlere bakıldığında ise ateşli silahların öne çıktığı görüldü. Rapora göre öldürülen kadınların 14’ü ateşli silahlarla, 6’sı kesici aletlerle, 2’si boğularak, 1’i ise darp edilerek hayatını kaybetti.

Bu veriler, kadın cinayetlerinin yaklaşık yüzde altmış birinde ateşli silahların kullanıldığını ortaya koyuyor.

Kadın hakları savunucuları, kadın cinayetlerinin önlenebilmesi için şiddet vakalarının etkin biçimde soruşturulması, faillerin caydırıcı cezalar alması ve önleyici koruma mekanizmalarının güçlü şekilde uygulanması gerektiğini vurguluyor. Uzmanlara göre, kadınların yaşam hakkını koruyacak politikaların hayata geçirilmesi, sorunun çözümünde kritik önem taşıyor.

Paylaşın

Merkez Bankası Bir Haftada 12 Milyar Dolar Harcadı

Bloomberg’e göre Merkez Bankası (TCMB), Türk Lirası’ndaki sert hareketleri sınırlamak için bir hafta içinde döviz rezervlerinden yaklaşık 12 milyar dolar satarak piyasaya müdahale etti.

Orta Doğu’daki savaş, küresel enerji ve döviz piyasalarını sarsarken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Türk Lirası’nı korumak için perde arkasında yürüttüğü devasa finansal operasyonun detayları ortaya çıktı.

Bloomberg’in, konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerini açıklamak istemeyen döviz piyasası işlemcilerine (trader) dayandırdığı özel haberine göre, Türkiye savaşın başladığı geçen cumartesi gününden bu yana kurdaki dalgalanmayı önlemek için döviz rezervlerinden yaklaşık 12 milyar dolarlık satış gerçekleştirdi.

Haberde aktarılan detaylara göre operasyon şu şekilde gelişti: Merkez Bankası pazartesi günü piyasalar açılmadan önce likidite koşullarını sıkılaştırdı. İşlemler başladığında ise kreditörler (bankalar) piyasadaki dalgalanmayı (volatiliteyi) caydırmak amacıyla yoğun bir şekilde dolar satışı gerçekleştirdi.

Hafta boyunca kademeli olarak azalan dolar satışlarının, perşembe günü itibarıyla tamamen durduğu gözlemlendi. Harcanan 12 milyar dolarlık tutar, TCMB’nin net döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 15’ine denk geliyor. Merkez Bankası’nın bankalarla olan swap limitleri hariç tutulduğunda net döviz rezervleri geçen cuma itibarıyla 78.4 milyar dolar seviyesindeydi. (Altın rezervleriyle birlikte kasada toplam 200 milyar dolar bulunuyor).

Bu yüklü müdahalenin bir sonucu olarak Türk Lirası, savaş ortamında gelişmekte olan piyasa (EM) para birimlerinin çoğu çakılırken sakin kalmayı başardı. Dolar karşısında sadece yüzde 0,1’lik bir düşüş yaşayan Lira, bu hafta gelişmekte olan piyasalar arasında en iyi performans gösteren para birimlerinden biri oldu.

Bloomberg’e göre Türk politika yapıcılar, işletmelere ve yatırımcılara öngörülebilirlik sağlamak amacıyla liranın “kademeli” bir şekilde değer kaybetmesini yönetiyor. Bloomberg’in haberinde görüşlerine yer verilen uluslararası yatırım bankalarının üst düzey analistleri, mevcut stratejinin ne kadar süreceği konusunda savaşın takvimine işaret ediyor:

JPMorgan Chase & Co.: Gelişmekte Olan Piyasalar Ülke Stratejisi Başkanı Nick Eisinger, “Şu an için bunun sürdürülebilir bir politika olduğunu düşünüyoruz. Bunu yapmaya devam edebilmek için makul miktarda cephaneleri var. Ancak İran’da olup bitenlerin ne kadar süreceğinin bu kadar önemli olmasının nedeni de açıkça bu.” Eisinger’e göre, eğer riskli ortam bir iki hafta daha sürerse ortalık yatışabilir; aksi takdirde küresel risk varlıkları için beklentiler “çok daha zor” hale gelecek.

Goldman Sachs: Kamakshya Trivedi liderliğindeki analistler, yayımladıkları notta TL’deki hareketlerin şimdilik kontrol altına alındığını belirterek, “Merkez Bankası şimdilik devam edebilecek kadar büyük rezervlere sahip, ancak şokların devam etmesi halinde bu duruş daha az sürdürülebilir hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

DoubleLine Group LP: Portföy Yöneticisi Bill Campbell ise Türkiye’nin jeopolitik şoklara karşı kırılganlığına dikkat çekerek Türk tahvillerinde “düşük ağırlık (underweight)” pozisyonunda olduklarını açıkladı ve şu uyarıyı yaptı: “Piyasa hissiyatı (duyarlılık) tersine dönerse, bu durum yatırımcılar için çok dar bir çıkış kapısı (küçük bir acil çıkış) anlamına gelebilir.”

Bloomberg makalesi, NATO üyesi olan Türkiye’nin İran’a olan coğrafi yakınlığına ve savaşın başından bu yana ham petrol fiyatlarındaki yüzde 16’lık sıçramaya (enerji ithalatı bağımlılığı) dikkat çekiyor.

Ayrıca haberde, bu hafta yapılan 12 milyar dolarlık müdahalenin, geçen Nisan ayında (2025) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hapse atılmasının ardından piyasaları sakinleştirmek için harcanan 50 milyar dolarlık rekor rezerv satışından ve faiz artırımlarından daha küçük çaplı olduğu hatırlatıldı. (Merkez Bankası, söz konusu döviz politikası hakkında Bloomberg’e yorum yapmaktan kaçındı).

Paylaşın