Kaş Çatma Çizgilerinden Nasıl Kurtulunur?

Yaşlandıkça kaşlarınızın arasında kaş çatma çizgileri ve alnınızda kırışıklıklar görmeye başlayabilirsiniz. Bu kıvrımlar ve çizgiler yaşlanmanın doğal bir yönüdür.

Haber Merkezi / Ayrıca stres ve güneşe maruz kalma gibi çevresel faktörler de kıvrımlar ve çizgilere katkıda bulunabilirler. Günümüzde, kaş çatma ve alın çizgilerinin görünümünü önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilecek çeşitli tedaviler mevcuttur.

Kaş çatma çizgileri nelerdir? 

Kaşlarınızı çattığınızda, iki yüz kası hareket eder ve kaşlarınız ile burnunuz arasında kaş çatma çizgileri (glabellar çizgiler olarak da bilinir) adı verilen dikey çizgiler oluşturur.

Kaş çatma çizgilerinin sebebi nedir?

Yaşlanma, stres ve tekrarlayan yüz ifadeleri gibi kaş çatma çizgilerinin bazı nedenlerinden bahsettik:

Tekrarlayan yüz ifadeleri: Sık sık kaş çatma, kaşların arasında zamanla derinleşebilen ve yüze kalıcı bir “öfkeli” ifade veren çizgilerin oluşmasına neden olur.

UV maruziyeti: UV radyasyonuna uzun süre maruz kalmak, cilde esneklik veren elastin ve kolajeninin parçalanmasına neden olabilir.

Erken yaşlanma: Cildin genç görünümünü ve sağlığını korumak öncelikle kolajen ve elastin gibi cilt proteinlerine bağlıdır. Yaşlandıkça cildiniz sıkılığını kaybeder ve daha az elastik ve esnek hale gelir.

Bunun nedeni cildinizin bu proteinleri daha yavaş yenilemesidir. Bu, kaş çatma çizgilerinin derinleşmesine ve görünür kalmasına neden olur.

Beslenme: Uzmanlara göre, çok fazla işlenmiş şeker tüketmek, cildin elastikiyetini kaybetmesine neden olur.

Sigara içmek: Sigara, kan damarlarının büzülmesine neden olarak cildin oksijene ve temel besinlere erişimini kısıtlar. Bu da, cildin elastin ve kolajen liflerini zayıflatır.

Kaş çatma çizgileri nasıl tedavi edilir? 

Kaş çatma alışkanlığını bırakın: Yüz kaslarınızı sakin tutmak, kaş çatma çizgilerinin daha da kötüleşmesini engellemenin en basit yollarından biridir.

İyi beslenin: Sağlıklı besinler, bol su ve omega-3 açısından zengin yiyecekler uzun vadeli cilt avantajlarına katkıda bulunabilir. Taze ürünler, meyveler ve mineraller açısından zengin bir beslenme cildinize bol miktarda antioksidan sağlar.

Güneş korunun: Zararlı radyasyondan korunmak için her gün güneş kremi kullanın. Şapka takın ve güneşte mümkün olduğunca az zaman geçirin.

Sigarayı bırakın: Sigara içmenin cilde giden kan akışını etkilediği ve cildin temel oksijen ve besinleri alma özelliğini etkilediği kanıtlanmıştır.

Tropikal tedaviler: Retinol içeren serumlar ve kremler kaş çatma çizgilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Diğer tedaviler arasında lazer cilt yenileme, mikrodermabrazyon ve kimyasal peelingler de bulunur.

Botoks:  Botoks ve Dysport, iki yüz kasına enjekte edildiğinde onları gevşeten ve hareketi azaltan, böylece kaş çatmayı önleyen kas gevşeticilerdir.

Cerrahi tedaviler: Kaş kaldırma veya yüz germe, kaş çatma çizgilerini gidermeye yardımcı olabilir.

Kaş arası çizgileri hakkında sıkça sorulan sorular:

Kaş arası çizgileri için kaç ünite botoks gerekir?

Kaş çatma çizgileri için gereken botoks ünitesi sayısı bireysel faktörlere bağlı olarak değişir. Ancak, ortalama aralık genellikle 10-25 ünite arasındadır.

Kaş çatma çizgileri hangi yaşlarda ortaya çıkar?

Kaş çatma çizgileri genellikle 30 ila 40 yaşları arasında ortaya çıkar, ancak görünümleri genetik, yaşam tarzı ve güneşe maruz kalma gibi faktörlere bağlı olarak değişebilir. Güneşten korunma ve düzenli cilt bakımı uygulamaları gelişimini geciktirmeye yardımcı olabilir.

Kaş arası çizgiler için botoks mu yoksa dolgu mu daha iyidir?

Botoks ve dolgu uygulamaları, kaş arası çizgileri için etkili tedavi yöntemleridir ancak farklı şekillerde işlev görürler:

Botoks: Çizgilere neden olan kasları gevşeterek, çizgi oluşumunu engeller.
Dolgular: Cildin altına hacim katarak çizgileri yumuşatır.

Paylaşın

Cildinizin Elastikiyetini Nasıl Artırabilirsiniz?

Basitçe söylemek gerekirse, cilt elastikiyeti cildinizin esneyip sonra eski haline dönme özelliğidir. Cilt elastikiyetinin kaybı elastoz olarak bilinir, yaşlanma ve diğer faktörler nedeniyle cilt dokusunun dejenerasyonu.

Haber Merkezi / Yaşlandıkça, hormonal değişiklikler nedeniyle cilde yapısını ve esneme özelliğini veren kolajen ve elastin azalmaya başlar, bu da cilt elastikiyetinin azalmasına neden olur.

Bu elastikiyet kaybı, doğal yağların üretiminin azalması ve güneşe maruz kalma, sigara içme, kirlilik, uyku eksikliği ve yetersiz beslenme (aşırı şeker tüketimi dahil) nedeniyle oluşan oksidatif stres nedeniyle de hızlanır.

Cilt esnedikçe ve elastikiyetini kaybettikçe, alttaki yağ, kas ve kemikten kaynaklanan yapı kaybıyla birleşince, cilt ince çizgilerden sarkmaya kadar yaşlanma belirtileri göstermeye başlar.

Peki çözümler nelerdir?

Güneş kremi: Ultraviyole (UV) ışınları cildiniz için kötü haberdir. Bu ışınlar, elastini parçalayarak kırışıklıklara, sarkmalara, ince çizgilere neden olurlar. Bu nedenle, her gün geniş spektrumlu güneş kremi kullanmaya özen gösterin.

Sigarayı bırakın: Sigara mı içiyorsunuz? Hemen bırakın. Serbest radikallere neden olan sigara, genel sağlığınız için kötüdür, özellikle de cildiniz için.

Cilt bakım rutini: İyi bir cilt bakımı rutini cildinizin genç ve elastik görünmesini sağlayabilir.

Yeterli uyku: Uyku, vücudunuzun ve cildinizin kendini onardığı zamandır. Kolajen ve elastin üretimi uyku sırasında hızlanır, yeterince uyumamak bu süreci bozar ve cildinizi kurutur, her gece 6-8 saat uyumayı hedefleyin.

Cilt elastikliği hakkında sıkça sorulan sorular:

Ağda cildin elastikiyetini kaybetmesine neden olur mu?

Hayır, ağda cildin elastikiyetini kaybetmesine neden olmaz. Ağda, geçici tahrişe neden olabileceği için öyle hissedilebilir, ancak ağda cildin elastinine zarar vermez.

Cildin elastikiyetinin iyi olduğu nasıl anlaşılır?

Cildinizin elastik olup olmadığını öğrenmek için Snap Test’ini deneyin. Gözünüzün altındaki cildi başparmağınız ve işaret parmağınızla sıkıştırın. Eğer hızla eski haline dönüyorsa, cildiniz hala elastikiyetini koruyor demektir.

Paylaşın

Fransız Manikürü Nasıl Yapılır? Adım Adım Kılavuz

Hem günlük hem de özel günler için zamansız bir stil olan Fransız manikürü, tırnak yatağında beyaz bir uç ve doğal görünümlü bir taban rengi ile karakterize edilir.

Haber Merkezi /  İşte Fransız manikürünün nasıl yapılacağına dair adım adım bir kılavuz:

1. adım: Gerekli tüm araçları toplayın:

Oje çıkarıcı
Tırnak makası
Tırnak törpüsü
Tırnak eti itici
Baz kat (cila)
Beyaz oje
Şeffaf pembe veya ten rengi oje
Temizlik için pamuklu pedler veya kulak çubukları

2. adım: Tırnaklarınızı hazırlayın: Fransız manikürü de dahil olmak üzere herhangi bir manikürün ilk adımı tırnak hazırlığıdır. Eski ojeyi çıkarın ve ellerinizi iyice yıkayın. Tırnaklarınızı istediğiniz uzunlukta kesin. Fransız manikürü kare veya yuvarlak uçla en iyi şekilde görünür, bu nedenle kenarları dikkatlice şekillendirmek için tırnak törpünüzü kullanın.

3. adım: Tırnak etlerini geriye itin: Tırnak etlerinizi yumuşatmak için ellerinizi yaklaşık beş dakika ılık sabunlu suda bekletin. Ardından, tırnak eti itici kullanarak nazikçe geriye doğru itin. Tahriş veya enfeksiyondan kaçınmak için tırnak etlerini çok fazla kesmemeye dikkat edin.

4. adım: Baz katını uygulayın: Fransız manikürünüzün daha uzun süre dayanması için taban kat önemlidir. Bu kat ayrıca cilanın tutunması için pürüzsüz bir yüzey sağlar. Tırnaklarınıza ince bir kat şeffaf taban kat uygulayın ve bir sonraki adıma geçmeden önce tamamen kurumasını bekleyin.

5. adım: Uçlara beyaz cila uygulayın: Tırnaklarınızın sadece uçlarını beyaz oje ile olabildiğince pürüzsüz ve eşit şekilde boyayın, birkaç dakika kurumasını bekleyin.

6. adım: Pembe veya nude ojeyi uygulayın: Tüm tırnağa şeffaf pembe veya ten rengi oje sürün ve tamamen kurumasını bekleyin. Daha fazla opaklık için gerekirse ikinci bir kat ekleyebilirsiniz.

7. adım: Üst baz kat ile kapatın: Fransız tırnaklarınızın mümkün olduğunca uzun süre mükemmel kalmasını sağlamak için, tüm tırnağa üst baz kat uygulayın.

8. adım: Kenarları temizleyin: Kazara cildinize veya tırnak etlerinize oje bulaştı ise, bir pamuk pedini veya kulak çubuğunu tırnak cilası çıkarıcıya batırın ve kenarlardaki lekeleri dikkatlice temizleyin.

9. adım: Tırnaklarınızın kurumasını bekleyin: Son olarak tırnaklarınızın tamamen kurumasını bekleyin. Lekelenmeyi önlemek için en az 30 dakika ellerinizi kullanmaktan kaçının.

Fransız manikürü hakkında sıkça sorulan sorular:

Kısa tırnaklara Fransız manikürü yapılabilir mi?

Evet, kesinlikle kısa tırnaklara Fransız manikürü yapabilirsiniz! Kısa tırnaklar Fransız manikürüyle gerçekten çok zarif görünebilir, bu yüzden denemekten korkmayın.

Akrilik Fransız tırnakların üzerine oje sürülebilir mi?

Evet, akrilik Fransız tırnaklarının üzerine oje sürebilirsiniz. Ancak, ojeyi akrilikten lekelememek için bir baz kat kullanmak önemlidir. Ojeyi kapatmak ve parlak bir görünüm kazandırmak için bir üst kat da kullanabilirsiniz.

Fransız manikürü yapmanın ipuçları nelerdir?

Mükemmel bir Fransız manikürü elde etmek için temiz, eşit beyaz bir uç oluşturmak için ince bir fırça kullanın. Lekelenmeyi önlemek için her zaman bir taban kat ve cilayı mühürlemek ve parlak bir görünüm kazandırmak için bir üst kat daha uygulayın.

Bir sonrakini uygulamadan önce her katın tamamen kurumasını bekleyin. Herhangi bir hata yaparsanız, tırnak cilası çıkarıcıya batırılmış bir pamuklu çubukla bunları kolayca temizleyebilirsiniz.

Paylaşın

HRW: İsrail’in Gazze’deki Eylemleri “Soykırım”

HRW, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin “soykırım” anlamına geldiğini duyurdu. İsrail ise soykırım iddialarını reddediyor, 7 Ekim 2023’teki Hamas baskınına yanıt olarak başlattığı saldırıda uluslararası hukuka saygı duyduğunu savunuyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 32 artarak 45 bin 129’a yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 94 artarak 107 bin 338’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) İsrail’in Gazze’de temiz suya erişimi kasıtlı olarak engelleyerek binlerce kişinin ölümüne yol açtığını, bunun yasal olarak soykırım ve imha anlamına geldiğini belirtti.

Perşembe günü yayınlanan 184 sayfalık raporda bazı İsrailli yetkililerin “Filistinlileri yok etmek istedikleri” yönünde geçmişte yaptıkları açıklamalara da yer verildi.

İsrail ise soykırım iddialarını reddediyor, 7 Ekim 2023’teki Hamas baskınına yanıt olarak başlattığı saldırıda uluslararası hukuka saygı duyduğunu savunuyor. Rapora tepki gösteren İsrail Dışişleri Bakanlığı, “HRW bir kez daha İsrail karşıtı propaganda için iftiraları yayıyor. Yalanlarla dolu bu rapor HRW’nin düşük standartları için bile şaşırtıcı” açıklamasını yaptı.

HRW, Uluslararası Af Örgütü’nden (Amnesty International) sonra İsrail’in eylemlerini “soykırım” olarak niteleyen ikinci büyük insan hakları örgütü oldu.

Bu ay başında yayınladığı 300 sayfalık raporunda Af Örgütü İsrail ordusunun kasıtlı olarak savaş suçu işlediğini kaydetmiş, İsrail’e silah sevk eden ülkelere “soykırıma ortak olma riskiyle karşı karşıyasınız” uyarısını yapmıştı.

Her iki rapor da Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suç” işlendiğine dair güçlü şüpheler bulunduğu gerekçesiyle tutuklama kararı çıkarmasını izliyor.

HRW Ortadoğu direktörü Lama Fakih rapora ilişkin basın toplantısında, “Bulduğumuz şey İsrail hükümetinin, Gazzelilere hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları suyu sağlamayı kasıtlı olarak reddettiği oldu” dedi.

Raporda İsrail’in Gazze’ye su temin etmeyi kestiği; elektrik ve yakıt girişini de engelleyerek Gazze içindeki su tesislerinin çalışmasını önlediği belirtildi. Bunun Gazzelileri, hayatta kalmak için gerekli alt sınır olan günlük 15 litrenin çok altında, sadece birkaç litre su ile idare etmeye zorladığı kaydedildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’dan “Asgari Ücret” Açıklaması: 29 Bin 583 Lira

2025 yılı asgari ücret beklentilerini açıklayan Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, “Asgari ücretli işçiler olarak önerimiz yüzde 45 enflasyon üzerine refah payı ile zam yapılmasını istiyoruz. Yüzde 20 refah payı ile 29 bin 583 TL olmasını istiyoruz” dedi.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) Başkanı Ergün Atalay, 2025 yılı asgari ücreti için beklentilerini açıkladı. Atalay, “Asgari ücretli işçiler olarak önerimiz yüzde 45 enflasyon üzerine refah payı ile zam yapılmasını istiyoruz. Yüzde 20 refah payı ile 29 bin 583 TL olmasını istiyoruz. Bunu verirlerse imza atarız. Yoksa atmayız” dedi.

Öte yandan İlki 10 Aralık, ikincisi 16 Aralık’ta toplanan Asgari Ücret Tespit Komisyonu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ev sahipliğinde 2025 yılında uygulanacak yeni asgari ücreti belirlemek amacıyla bugün üçüncü kez bir araya geldi.

TÜRK-İŞ’ten yapılan yazılı açıklamada, bugün gerçekleştirilen Asgari Ücret Tespit Komisyonu 3’üncü toplantısında 2025 yılı için geçerli olacak asgari ücret konusunda taraflarca herhangi bir rakamın dile getirilmediği belirtildi.

Açıklamada, “Bunun üzerine toplantının ardından TÜRK-İŞ’te bir araya gelen TÜRK-İŞ Asgari Ücret Tespit Komisyonu Üyeleri, işçi kesiminin talep ettiği rakamı belirleyerek TÜRK-İŞ Başkanlar Kuruluna sunmuştur. Kamuoyunun rakamların açıklanması konusundaki beklentileri dikkate alınarak bugün saat 16.00’da TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu salonunda yapılacak basın toplantısında işçi kesiminin talep ettiği rakam kamuoyuyla paylaşılacaktır” denildi.

Toplantı sonrası açıklama yapan TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar, görüşmede teklifin konuşmadığını söyleyerek dördüncü toplantıya işaret etti: Komisyon toplantısında rakam olarak yine hiçbir şey gündeme gelmedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun üçüncü toplantısına ilişkin açıklama yaptı.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarının uzlaşı ve istişare zemininde yürütüldüğünü belirten Işıkhan, “Bugün gerçekleştirdiğimiz 3’üncü toplantıda, işçi ve işveren temsilcilerimiz ile bakanlığımızda bir araya geldik. 2025 yılında geçerli olacak asgari ücreti belirleme sürecinde hem çalışanlarımızın refahını artırarak enflasyona ezdirmeyecek hem de işverenlerimizin rekabet gücünü koruyacağız” değerlendirmesinde bulundu.

“Sefalet ücreti istemiyoruz”

DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu Asgari Tespit Komisyonu toplantısının yapıldığı Çalışma Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretlerin hayat pahalılığı karşısında eridiğini ifade eden Çerkezoğlu, “Zengini daha zengin yapan bu düzen değişmeden enflasyon gerçek anlamda düşürülmeden bu masadan çıkacak herhangi bir rakamın işçinin, emekçinin geçim derdini çözemeyeceği çok açık” dedi.

Çerkezoğlu şöyle konuştu: “Herkes asgari yaşasın. Asgari ücretli olsun. İşte bu düzene itiraz etmek için bugün Çalışma Bakanlığı önündeyiz. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz. Aileleriyle birlikte milyonlarca işçi, emekçi, emekli bu ülkenin tüm değerlerini üretenler geçinemiyoruz. Asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretler, her gün hayat pahalılığı karşısında eriyip gidiyor. Her gün alım gücümüz daha fazla düşüyor.

Bugün ne masada konuşulanlar, ne masada ifade edilmeyen rakamlar ne de biz hakemiz söylemiyle sorumluluktan kaçmaya çalışan hiç bir gerçekliği olmayan iktidar tutumları bütün bunlar işçinin, emekçinin karnını doyurmuyor. Bir kez daha Çalışma Bakanlığının önünde altını kalın çizgilerle çizerek söylüyoruz. Geçinemiyoruz, geçinemiyoruz, geçinemiyoruz. Sefalet ücreti istemiyoruz! Sefalet ücreti istemiyoruz! Sefalet ücreti istemiyoruz! Geçinemiyoruz… Geçinemiyoruz… Geçinemiyoruz…”

Asgari ücret konusunda işveren tarafı, 2025 yılında enflasyon oranını azaltmak için asgari ücret rakamında en fazla yüzde 30 artış olması gerektiğini görüşünde. İşçilerse yüzde 50’lik bir artışı dahi yetersiz görüyor. Mevcut tabloda 2024 yılı için asgari ücret, bir işçi için aylık brüt 20 bin 2 lira 50 kuruş, vergiler ve kesintiler düşürüldüğünde ise 17 bin 2 lira 12 kuruş. İşveren maliyeti ise 23 bin 502 lira 94 kuruş.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre yıllık enflasyon Kasım itibariyle yüzde 47’nin üzerinde bulunuyor. Bu da asgari ücretin 11 ayda yüzde 47 eridiği anlamına geliyor. Sene sonu enflasyon beklentisi de son tahminlere göre yüzde 45 civarında. Yeni asgari ücret için konuşulan rakamlar ise 21-24 bin dolayında değişiyor. Bu rakamlar için en az yüzde 25 en fazla yüzde 41 zam yapılması gerekiyor.

Paylaşın

Putin’den “Suriye” Açıklaması: Rusya’nın Yenilgisi Anlamına Gelmiyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye’de yaşananların Rusya için bir yenilgi olmadığını söyledi. Putin, Rusya’nın Suriye’den Tahran’a 4 bin İranlı savaşçıyı geri gönderdiğini belirtti.

Vladimir Putin, Halep’te 350 militanın yakalandığını, 30 bin hükümet askerinin ve İran yanlısı birliklerin ise savaşmadan geri çekildiğini söyledi. Putin “Suriye’de Hmeymim üssünü kullanarak 4 bin İran yanlısı savaşçıyı Tahran’a götürdük. Halep’e 350 muhalif savaşçı girdi, 30 bin hükümet askeri ve İran yanlısı birliklerse savaşmadan geri çekildi” diye konuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’daki Gostiny Dvor Ticaret ve Sergi Merkezi’nde düzenlenen yıllık yıl sonu basın toplantısına katılarak değerlendirmelerde bulundu.

Rusya’ya sığınan eski Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la Moskova’ya geldiğinden beri görüşmediğini belirten Putin ayrıca Esad ile görüşebileceğini de söyledi. Sputnik’in aktardığına göre; Putin şöyle konuştu:

“Beşar Esad’la Moskova’ya gelişinden sonra Devlet Başkanı Esad’la görüşmedim. Ancak bunu yapmayı planlıyorum. Suriye’ye gelince, Rusya’nın asıl görevi orada bir terör yuvasının kurulmasını engellemekti. Bu hedefe ulaşıldı. Orada kara birliklerimiz yoktu, yalnızca askeri üslerimiz bulunuyor.

Bugün Suriye’deki durum kolay değil, Moskova hızla barışın tesis edilmesini ümit ediyor. Rusya oradaki askeri üslerini korumayı düşünüyor. Ancak bunun olup olmayacağını henüz bilmiyoruz. Bu, yeni hükümetle çıkarların örtüşüp örtüşmeyeceğine bağlı. Ortadoğu’daki ülkelerin büyük bölümünün oradaki üslerin korunmasından yana.”

“Rusya, 10 yıl önce Suriye’ye terörist bir yerleşimin orada oluşmaması için geldi, hedeflerine ulaştı” ifadelerini kullanan Putin, ayrıca Suriye’de yaşananların Rusya için bir yenilgi olmadığını söyledi. Putin, Rusya’nın Suriye’den Tahran’a 4 bin İranlı savaşçıyı geri gönderdiğini belirtti.

Rusya Devlet Başkanı, Halep’te 350 militanın yakalandığını, 30 bin hükümet askerinin ve İran yanlısı birliklerin ise savaşmadan geri çekildiğini söyledi. Putin “Suriye’de Hmeymim üssünü kullanarak 4 bin İran yanlısı savaşçıyı Tahran’a götürdük. Halep’e 350 muhalif savaşçı girdi, 30 bin hükümet askeri ve İran yanlısı birliklerse savaşmadan geri çekildi” diye konuştu.

Putin, Rusya’nın Suriye’deki üslerini bırakıp bırakmayacağının henüz bilinmediğini söylerken bunun yeni otoritelerle çıkarların örtüşmesine bağlı olduğunu söyledi. Putin, “Rusya, Suriye’de barış ve huzura güveniyor ve tüm taraflarla ilişkilerini sürdürüyor” dedi.

Paylaşın

DEM Parti: Ortadoğu’da Kürtler Denklem Dışı Bırakılamaz

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Bu yüzyılda ne Türkiye’de ne de Ortadoğu’da hiçbir denklem bu halk gerçekliğini görmeden, yani Kürtleri denklem dışı bırakmaya çalışarak sağlanamaz. Bu hakikati görmeye, DEM Parti olarak, tekrar iktidarından muhalefetine tüm Türkiye’yi davet ediyoruz ki en başta da iktidarı davet ediyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Artık Suriye’de yaşayanların iradesinin tecelli edeceği bir yöntem oluşmalı ve kendi geleceklerine Suriyeliler karar vermelidir. Madem Suriye, Suriyelilerindir -ki bu konuda hem fikiriz- o halde orada yaşayan insanlar nasıl yaşayacaklarına, hangi modelle yaşayacaklarına kendileri karar vermelidir. Bu yapılırken de orada yaşayan tüm halkların, farklı kimliklerin ve inançların iradesine saygı duymak gerekir. Yani Suriye halklarının çok bekledikleri anı gölgeleyecek hiçbir şey olmamalı.

Bu tespiti yapmak, ‘Suriye, Suriyelilerindir’ demek, bunu ifade etmek, bu konuda hemfikir olmak önemli ancak yetersizdir. Bunu pekiştirmenin, bunu göstermenin şimdi zamanı. Kürtler; Türkiye, Suriye, Irak ya da İran nerede yaşıyorlarsa yaşasınlar, yaşadıkları yer tarihsel bir gerçeklik içerisinde değerlendirilmelidir. Bugün bu dört ülkede yaşayan Kürtler, tarihsel bir parçalanmışlığın neticesinde bu şekilde yaşıyorlar. Ama önümüzdeki yüzyıl Kürtleri bu denklemin dışında tutmaya çalışan, yani kazanımları tehdit olarak gören herkesin kaybedeceği bir yüzyıl olacak. Bunu da buradan söylemek isterim.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Ayşegül Doğan’ın açıklamaları şöyle:

“Bugün 19 Aralık. Ne yazık ki Türkiye siyasetine baktığımızda bir acı ve katliam tarihidir. Maraş Katliamından başlayalım. Tıpkı diğer Kürt ve Alevi katliamları gibi bu da devletin gözetiminde gerçekleştirildi. Katliamın üzerinden tam 46 yıl geçti. Devlet içinde örgütlü yapılar eliyle 7 günde gerçekleşen, yüzlerce kişinin en vahşi yöntemlerle katledilişine neden olan, 1000’in üzerinde insanın yaralandığı, pek çok evin yakıldığı, iş yerlerinin yağmalandığı ve tahrip edildiği bir katliamdan bahsediyoruz. Üzerinden geçen 46 yılda sorumlular hala bulunamadı. O gün orada bulunan kolluk güçleri de herhangi bir müdahalede bulunmadı. Sene 1978.

19 Aralık 2000’de Türkiye genelinde 20 cezaevine eş zamanlı olarak ‘Hayata Dönüş’ adı altında hayatları söndüren bir operasyon gerçekleştirildi. Bir insanlık suçu daha işlendi. İnsanların katledildiği, hayatlarının söndürüldüğü bu operasyona ‘Hayata Dönüş’ adı verildi. Bu operasyonda 30 mahpus ve 2 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti ve 300’e yakın mahpus yaralandı. Yine sorumlular yargılanmadı, failler cezasızlık politikasıyla günümüze kadar korundu, hala daha korunuyor. Üzerinden 24 yıl geçti.

Bugün Taybet Ana’nın katledilişinin dokuzuncu yılı. Taybet Ana hepimizin kalbinde bir yara, belleğinde çok derin bir iz. Ne bu yara kolay iyileşir ne bu iz kolay ortadan kalkar. Cenazesi 7 gün sokak ortasında ailesinin, tüm Türkiye ve dünya kamuoyunun gözü önünde bekletilen Taybet Ana’dan bahsediyoruz. Üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen Taybet İnan’ın failleri de hala yargılanmadı. Sorumlular belli olmasına rağmen, bununla yüzleşmek bir yana dursun, yüzleşebileceklerine dair herhangi bir emare dahi vermiyorlar. Taybet Ana’nın kızı Azime, ‘Annemi katledenler halen aramızda, adalet bize hiç uğramadı’ diyor.

Tüm bu olayları hatırlatarak buradan biz de bir kez daha soralım: Adalet bu topraklara ne zaman uğrayacak? Hatırlattığım katliamların failleri cezalandırılmadığı gibi, azmettirenler de hala aramızda. Tıpkı Yargıtay’ın 45 kişinin öldüğü İstanbul Havaalanı katliamının davasında 46 kez ağırlaştırılmış müebbete, yani 2604 yıl hapis cezasına çarptırılan 6 sanığın cezalarını bozarak tahliye etmesi gibi bir adaletsizlikten ve hukuksuzluktan bahsediyoruz; tam anlamıyla ülkeyi ve hukuk sistemini kuşatmış bir cezasızlıktan bahsediyoruz. Bu kararı Yargıtay 3. Ceza Dairesi verdi. Can Atalay’ı, Anayasayı çiğneyerek hapiste tutan ve milletvekilliğini düşüren Yargıtay 3. Ceza Dairesinden bahsediyoruz.

“Türkiye, iç ve dış siyasetinde nasıl bir politika izleyecek?”

Sevgili Türkiye halkları, bu hatırlatmalar bugün için de önemli. Çünkü yine tarihin çok hızlandırılmış bir anından geçiyoruz. Yalnızca Suriye’ye bakarak bu hızı görmek mümkün. Bu hızlandırılmış anı gören, çözüm önerilerini sunan ve neler yapılmasını gerektiğini hatırlatmaktan usanmayan bir siyasi parti olarak, bugün yaptığımız çağrıların ve eylemlerin dikkatle izlenmesi ve dikkate alınması gerektiğini yinelemek isterim. Yeni bir Ortadoğu kuruluyor. Demokratik dönüşüme ve değişime direnenlerin bir bir aşıldığını görüyoruz. Ya hatalarıyla yüzleşiyorlar ya da yüzleşmek durumunda kalıyorlar veya halkların mücadelesi karşısında tarihin bambaşka yerinde yer alıyorlar. İşte Suriye’de böyle bir tablo yaşandı. Bu gelişmeler karşısında Türkiye, iç ve dış siyasetinde nasıl bir politika izleyecek? Bu en çok konuşulan ve merak edilen soruların başında geliyor.

Türkiye, tarihsel tecrübeler ışığında bir yaklaşım sergileyerek, bir politik tutarlılıkla mı cevap verecek komşu ülkede yaşananlara, yoksa bugüne kadar sürdürdüğü politikalarda ısrar mı edecek? İşte temel soru bu. DEM Parti olarak sıklıkla yaptığımız bir çağrıyı yineleyelim: Başta Türkiye olmak üzere, hiçbir ülke Suriye savaşı üzerinden güç tahkim etmemeli. Suriye’de tüm farklılıklar, kimlikler ve inançlar eşit ve özgür bir şekilde yaşamalı. Özgür birlikteliği esas alan bu model teminat altına alınmalı. Bunun için de çatışma değil çatışmasızlık sağlanmalı. Öncelikli hedef çatışmasızlığın sağlanması olmalı. Barışın, demokratik değişim ve dönüşümün önceliği ancak böyle sağlanabilir. Tüm kesimlerin iradesini yansıtan bir siyasi çözüm ortaya çıkmalı. Türkiye de bu konuda engelleyici değil destekleyici bir rol oynamalıdır.

Siyasi çözüm, Suriye’de yaşayan insanların siyasi iradelerine ve tercihlerine saygı duyularak gerçekleşebilir. Aksi takdirde Kürtleri iterek, masa başında tutmaya çalışarak bir siyasi çözüm bulmak ne yazık ki mümkün olmaz. Çünkü bu kaotik durumun aşılmasında en gerçekçi modeli, özgür birlikteliği esas alarak ortaya koyan bir güçten bahsediyoruz. Oradaki en örgütlü güçten bahsediyoruz. Bir halk gerçekliğinden bahsediyoruz.

Bu halk gerçekliğinin tanınmasından bahsediyoruz. Bu halk gerçekliğinin ortaya koyduğu iradenin kabulünden bahsediyoruz. DEM Parti olarak ülkeyi yönetenlere diyoruz ki Kürtlerle açık, demokratik, eşit diyalog kanallarını açın artık. Sizleri bunu açmaya davet ediyoruz. Bu çerçevede atılacak her adımı desteklemeye de biz hazırız. Bu konuda çeşitli önerileri olan bir siyasi parti olarak, geçmiş tecrübeler olan bir siyasi parti olarak yapıyoruz bu çağrıyı.

Kürtler, yani Kuzey ve Doğu Suriye, Rojava hakikati nasıl algılanıyor ve nasıl tartışılıyor burada? Deniyor ki DEM Parti Suriye deyince aklına bir tek Kürtlerin geldiği siyasi partidir. Hayır! Tam tersine Kürtlerin ortaya koyduğu modelin, Suriye’de nasıl bir siyasi çözüme kapı aralayabileceğini yıllar önce söylediğimiz gibi bugün de tekrar hatırlatıyoruz. Tüm farklılıkların, inançların ve kimliklerin bir arada eşit ve özgür bir şekilde nasıl yaşayabileceklerini ortaya koyan bir model olduğu için bu modele bu kadar çok dikkat çekiyoruz. Bunun Türkiye’yi de rahatlatabilecek, içine girmiş olduğu bu kaotik durumdan çıkmasını sağlayabilecek bir yöntem olduğunu bildiğimiz için böyle bir uyarıda bulunuyoruz.

Kuzey ve Doğu Suriye, Türkiye kamuoyuna anlatıldığı gibi, Türkiye’nin milli güvenliği, birliği ve bütünlüğü için ya da sınır güvenliği için herhangi bir şekilde tehdit unsuru değildir. Hiçbir tehdit içermiyor Rojava. Bu gayet iyi biliniyor. Diyalog sağlandı yıllar önce. İşte oraya geri dönmek gerekiyor. O ruha yeniden sahip çıkmak gerekiyor. Nasıl bir tehdit teşkil edebilir Suriye’de yaşayan Kürtler Türkiye halkları için? Orada halkların eşit ve özgür bir şekilde yaşayabilmeleri için bu kadar güçlü şekilde mücadele etmiş bir halk gerçekliği, örgütlü bir halk gerçekliği var. Bu da ancak ve ancak bir arada yaşamın teminatı olabilir.

“Tarihsel olarak bir aldatmacadır”

Ben size adı son günlerde sıkça duyulan Mazlum Abdi’nin son yaptığı çağrıyı alıntılamak istiyorum. ‘Suriye’nin genelinde kapsamlı bir ateşkese yönelik bağlılığımızı teyit etmek için Kobanî’de silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulmasına hazır olduğumuzu duyuruyoruz. Bu inisayitif Türkiye’nin güvenlik kaygılarını gidermek ve bölgedeki kalıcı istikrarı sağlamak için önemli’ diyor. Bunun için bir çağrıda bulunuyor. Bu çağrıya yanıt vermek yerine, bu çağrıyı yapanları Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden kişiler ve hareketler olarak göstermeye çalışmak, yalnızca Türkiye kamuoyunu aldatmak değildir. Aynı zamanda tarihsel olarak da bir aldatmacadır.

Gerçek değil çünkü söylenenler. Yıllardır oradan buraya çağrılar yapılıyor ve diyalog dışında herhangi bir talep yok. Peki, buna karşı ne yapılıyor? Türkiye halkları aldatılmaya çalışılıyor. ‘Oradaki güçler Türkiye için bir milli güvenlik sorunu’ deniyor. Şimdi bütçe tartışılıyor. Halkın bütçesi olması gereken bu bütçeyi yıllardır ‘milli güvenlik’, ‘milli savunma’, ‘milli tehdit unsurlarını ortadan kaldırmak’ için diye diye işte Türkiye bu kadar yoksullaştı. Bu yoksullaşma, tüm bu hukuksuzluklar, girişte hatırlattığım katliamlar ve cezasızlık işte bir arada özgür ve eşit yaşam tercihi yapılabilecekken, güvenlikçi ve geleneksel devlet politikalarını esas alan seçeneklerde ısrar edildiği için ortaya çıktı. O yüzden bir tarihsel kırılma anı bu.

Bir halk gerçekliğinden ve bu gerçekliğin kabulünden bahsediyoruz. Bu yüzyılda ne Türkiye’de ne de Ortadoğu’da hiçbir denklem bu halk gerçekliğini görmeden, yani Kürtleri denklem dışı bırakmaya çalışarak sağlanamaz. Bu hakikati görmeye, DEM Parti olarak, tekrar iktidarından muhalefetine tüm Türkiye’yi davet ediyoruz ki en başta da iktidarı davet ediyoruz. Artık Suriye’de yaşayanların iradesinin tecelli edeceği bir yöntem oluşmalı ve kendi geleceklerine Suriyeliler karar vermelidir. Madem Suriye, Suriyelilerindir -ki bu konuda hem fikiriz- o halde orada yaşayan insanlar nasıl yaşayacaklarına, hangi modelle yaşayacaklarına kendileri karar vermelidir. Bu yapılırken de orada yaşayan tüm halkların, farklı kimliklerin ve inançların iradesine saygı duymak gerekir.

Yani Suriye halklarının çok bekledikleri anı gölgeleyecek hiçbir şey olmamalı. Bu tespiti yapmak, ‘Suriye, Suriyelilerindir’ demek, bunu ifade etmek, bu konuda hemfikir olmak önemli ancak yetersizdir. Bunu pekiştirmenin, bunu göstermenin şimdi zamanı. Kürtler; Türkiye, Suriye, Irak ya da İran nerede yaşıyorlarsa yaşasınlar, yaşadıkları yer tarihsel bir gerçeklik içerisinde değerlendirilmelidir. Bugün bu dört ülkede yaşayan Kürtler, tarihsel bir parçalanmışlığın neticesinde bu şekilde yaşıyorlar. Ama önümüzdeki yüzyıl Kürtleri bu denklemin dışında tutmaya çalışan, yani kazanımları tehdit olarak gören herkesin kaybedeceği bir yüzyıl olacak. Bunu da buradan söylemek isterim.

Türkiye’de bir yandan bir diyalog mu oluyor, Kürt meselesinde bir çözüm seçeneği mi masada var tartışmaları sürüyor. Öte yandan siz Rojava hakikatini hem yok saymaya çalışacaksınız hem de oraya dönük acaba bir saldırı hazırlığı mı var sorularını sorduracaksınız insanlara. İkisi bir arada olmuyor. Bu durum, samimiyeti ve sahiciliği sorgulatıyor. Zaten kırılmış olan güven duygusunu ortadan kaldırıyor. Bu sadece DEM Parti’nin samimiyet sorgulaması değil. Kamuoyunun da sıkça tartıştığı konuların başında geliyor. Biliyorsunuz daha önce de başlatılmış pek çok eylem oldu, ‘özgürlük’ adı altında yürüyüşler oldu. Tecridin kaldırılması için, Kürt meselesinde demokratik ve barışçıl bir çözüm bulunması için. Yıllar geçti hala aynı noktada, aynı konuları konuşuyoruz. Sayısız imza kampanyası ve basın toplantısı düzenlendi, sayısız halk buluşması ve miting yapıldı ama bütün engellemelere rağmen bunlardan vazgeçilmedi.

Bugün gelinen noktada hala süren bir tecrit gerçekliği var. Üstelik Adalet Bakanı sorulan sorulara, ‘Müsait bir zamanda, bütçe bittikten sonra’ diye cevap veriyor. İmralı-DEM temasının nasıl olacağına ve ne zaman olacağına karar vereceğini söylüyor. Buradan Adalet Bakanına da çağrı yapıyoruz: Tecridi sürdürerek bir hukuksuzlukta ısrarın fotoğrafı var ayan beyan. Bir işkence yönteminde, bir insan hakları ihlalinde ısrar var. Bu ısrardan vazgeçin artık. ‘Müsait bir zaman’ demek bir keyfilik göstergesidir. İnsan haklarına, temel haklara böyle yaklaşmak mümkün değil. Bu hukuksuzluğu daha fazla sürdürmemelerini tavsiye ediyoruz.

Türkiye’den bugün hemen herkes, bölgesel ve uluslararası güçler, kilit bir ülke olarak bahsediyor. Bu kilit olma rolü vereceği kararla ilgili. Demokratik standartları tercih ederek bir kilit rolü mü oynayacak içerde ve dışarda? Yoksa uzaklaştığı demokratik standartlardan daha da uzaklaşarak farklı bir yaklaşım ve yönelim içine mi girecek? Bizim önerimiz ve tavsiyemiz, Türkiye’nin içeride ve dışarıda tutarlı bir politika izleyerek tecridi kaldırması ve Sayın Öcalan’a giden yolu açması, Kürt meselesinde demokratik ve barışçıl bir çözüme yönelmesi ve Türkiye’nin komşusu olan Kürtlere sahici, eşitlikçi ve adil bir şekilde diyalog kurarak yaklaşmasıdır. Bunları birbirinden ayırmak mümkün değil. Geçenlerde İstanbul’da ‘Barış ve Demokrasi Hepimiz İçin’ başlığıyla bir açıklama yapıldı. Aydınlar, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler ve hak savunucuları tüm Türkiye kamuoyuna bir çağrıda bulundular.

“Türkiye çok güç bir dönemden geçiyor”

Bu çağrıdan bazı bölümleri sizinle paylaşmak istiyorum. Yüzlerce insanın imzaladığı bir imza kampanyasından bahsediyoruz ve hala süren bir kampanya. Bugüne kadar yaptığımız tespitleri paylaşan, bunların daha ötesinde ihtiyaçlarımıza ilişkin birtakım önerilerde bulunan bir açıklama bu. Niye barış ve demokrasi hepimiz için ve yalnızca DEM Parti’nin meselesi olmamalı diyoruz burada yıllardır? Çünkü onların da açıklamalarında ifade ettikleri gibi Türkiye çok güç bir dönemden geçiyor. ‘Artan yoksulluk ve hukuksuzlukla birlikte halktan gördüğü destek zayıfladıkça sorunlarını şiddete başvurarak çözmeye çalışan bir iktidar var’ diyorlar.

‘Türkiye’yi bu şiddet ortamından çıkaracak bir barış hareketine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Barış sadece silahlı çatışmaların sona erdirilmesi değil. Aynı zamanda savaşa yol açan uyuşmazlıklara çözüm bularak çatışma nedeninin ortadan kaldırılması da demektir. Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü toplumsal ve siyasal bir barışın vazgeçilmez bir öğesidir. Barışın silahla sağlanamayacağına inanıyoruz’. Ben uzun bir açıklamadan bölümler paylaşıyorum sizlerle ve devam ediyorum.

‘Öte yandan Kürt sorununu sadece Türkiye’nin sınırları içindeki bir sorun olarak görmek yanıltıcı olur. Suriye’de yeniden başlatılan savaş ve çatışma ortamıyla Kürt sorunu konusunda Türkiye, bölgedeki bütün halkların yararına olacak barışçı bir siyaset izlemediği sürece, Türkiye’de Kürt sorunuyla ilgili gerçek bir barışın sağlanması da güçtür.’ İşte samimiyetiniz ve sahiciliğiniz sorgulanır, güven ve güvence meselesi yeniden tartışmaya açılır. Bu güveni tesis etmek için güvenceye ihtiyaç var. Tespitlerimizin karşılık bulduğu yer. O yüzden bu açıklama çok önemli.

Devam ediyorum. ‘Barış savaşın bitmesiyle gerçekleşmez. Barışın inşa edilmesi, üzerinde duracağı yapıların oluşturulması gerekir. Kalıcı ve dayanıklı bir hale gelmesi için, toplumsallaşabilmesi için bu yapılara ihtiyaç vardır. Bu bağlamda barışı her şeyden önce hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası hukuk standartları eksenine oturtmanın önem taşıdığı düşüncesindeyiz. Bu düşüncelerden hareketle aşağıda imzası olan bizler barış içinde yaşama hakkımızı kullanır, Kürt sorunu ile ilgili olarak silahların susması ve bir barış sürecinin başlaması için gereken adımların acilen atılması çağrısında bulunuruz’ diyorlar. 14 Aralık’ta yapıldı bu açıklama ve bu açıklamadan sonra Diyarbakır’da bir açıklama daha yapıldı.

Demokratik Kurumlar Platformunun yaptığı bir açıklama ve o günden bugüne kadar Diyarbakır’dan Ankara’ya kadar süren bir yürüyüş var. Bu yürüyüş, barış ve demokrasi hakkı için; bu hakkın, hepimizin hakkı olduğunu bir daha hatırlatmak için, İstanbul’da yapılan o açıklamaya destek olmak ve güç katmak için yapılmaktadır. İstanbul’dan Diyarbakır’a, Diyarbakır’dan İstanbul’a yankılanan bu ses yarın Ankara’da buluşacak. Ankara’daki buluşma esnasında biz de DEM Parti olarak orada olacağız, yürüyüşçüleri karşılayacağız. Bu konudaki ortak taleplerimizi ve sesimizi yükselterek tüm Türkiye halklarına ve bu ülkeyi yönetenlere ulaştırmaya çalışacağız. Barış ve barış içinde yaşama hakkı, hepimizin hakkıdır; bütün Türkiye halklarının hakkıdır.

“Türkiye’nin demokratikleşmesi için…”

Meclis’te bütçe süreci bitiyor. Bu bütçe de alın terinin ve emekçinin bütçesi değil. Emeğe değer veren bir bütçe değil. Kadınların değil, gençlerin değil. Çocukların geleceğini garantileyen bir bütçe değil. Halkın bütçesi olmadığı için de buna muhalefetimizi ve itirazımızı her yıl olduğu gibi en yüksek sesle yapıyoruz. Bir noktayı, bir virgülü değiştirme ihtimalinin ne kadar kıymetli olduğunu bilerek bu konuda muhalefetimizi sürdürüyoruz. Ancak asıl muhalefetin, toplumsal muhalefetin ortaklaşmasına ihtiyaç var. Bu itiraz ve talepler için yan yana gelerek demokratik yol ve yöntemlerle öncelikle Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir ses çıkarmasına ihtiyaç var. İşte herkesi bu sesi birlikte yükseltmeye davet ediyoruz. Bugün Suriye’de yaşananlar, bu kaotik durum çok kolay bir şekilde siyasi çözüm ve diyalogla, tutarlı ve istikrarlı bir politikayla, çatışmasızlıkla, konuşarak ve temas kurarak aşılabilir. Bunu mümkün kılmaya tüm Türkiye halklarını davet ediyoruz.

Önümüzdeki günlerde Parti Meclisimiz ve ardından da MYK’mız toplanacak. Bu kritik gelişmeleri tekrar birlikte değerlendireceğiz. Sizin de gözünüz kulağınız bizde ve bir yandan da Kobanî’de. Hep birlikte göreceğiz bunu. Bir tarihsel gerçeklik var. Bu tarihsel gerçekliği bu bağlam içinde değerlendirip, bir halk gerçeği olarak görüp böyle kabul etmek gerekir. Kobanî aynı zamanda insanlık değerleri için bir sembole dönüştü. O yüzden buradan Kobanî için mücadele eden; gözü, gönlü, kulağı, yüreği orada olan ve Kobanî’nin mücadelesinin insanlık için ne anlama geldiğini bilen herkesi DEM Parti adına selamlıyorum.”

Paylaşın

UEFA Konferans Ligi: Başakşehir Veda Etti

UEFA Konferans Ligi 6. ve son hafta maçında Cercle Brugge ile Başakşehir, Jan Breydel Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Istvn Vad’ın yönettiği karşılama 1 – 1 eşitlikle sona erdi.

Haber Merkezi / Bu sonucuna ardından Başakşehir, UEFA Konferans Ligi’ne veda etti. En az 24. sırada yer alması gereken Başakşehir, 6 maç sonunda 26. sırada yer aldı.

Başakşehir’in golünü 74. dakikada Krzysztof Piatek, Cercle Brugge’un golünü ise 82. dakikada Paris Brunner kaydetti.

Başakşehir Teknik Direktörü Çağdaş Atan, karşılaşma sonrası yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:

“İnanılmaz üzücü bir son oldu bizim için. Son dakika inanılmaz bir şans geldi. Kaleci mükemmel çıkardı. Turu sonuna kadar hak etmiştik. Seneye tekrardan Avrupa’ya gitmek için iyi performans göstermemiz gerekiyor. Oyuncularıma teşekkür ediyorum.”

Başakşehir, sırasıyla Rapid Wien’e 2-1 ve Celje’e 5-1 mağlup olurken, gruptaki tek galibiyeti ise 3-1 ile Heidenheim karşısında aldı. Başakşehir, Kopenhag ile 2-2, Petrocub ve Cercle Brugge ile oynadığı maçlardan ise 1-1 beraberlikle ayrıldı.

74. dakikada Deniz Türüç’ün pasında ceza sahası içi sağ tarafında topla buluşan Crespo’nun içeri çevirdiği topa altıpas gerisinde Piatek vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti. 1-0

82. dakikada ceza sahası dışı sağ tarafında Magnee’nin kullandığı serbest vuruşta altıpasın sol tarafında Brunner’in kafa vuruşunda top filelerle buluştu. 1-1

Stat: Jan Breydel

Cercle Brugge: Delanghe, Somers, Utkus (Diakite dk. 61), Ravych, Miangue, Francis (Van der Bruggen dk. 81), De Wilde (Agyekum dk 70), Magnee, Minda (Efekele dk. 62), Brunner, Felipe Augusto (Olaigbe dk. 62)

Başakşehir: Muhammed Şengezer, Duarte, Ba, Opoku, Lucas Lima (Emre Kaplan dk. 90+3), Onur Ergün (Hamza Güreler dk. 90+3), Deniz Türüç (Figueiredo dk. 81), Kemen, Crespo (Pelkas dk. 88), Davidson, Piatek

Goller: Brunner (dk. 82) (Cercle Brugge), Piatek (dk. 74) (Başakşehir)

Paylaşın

Tecavüz Davasında Ceza Yağdı: 51 Sanığa Hapis

Fransa’da karısı Gisele Pelicot’u uyuşturup, baygın haldeyken farklı erkeklerin tecavüzüne maruz bırak Dominique Pelicot’a 20 yıl hapis cezası verildi. “Ağırlaştırılmış tecavüzden” suçlu bulunan diğer 50 sanık ise üç ile 15 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı.

Dominique Pelicot, tüm suçlamaları itiraf etmiş ve Gisele Pelicot’a cinsel saldırıda bulunabilmek için yiyecek ve içeceğine uyuşturucu karıştırdığını itiraf etmişti.

Mahkemenin hapis cezasına çarptırdığı sanıklar arasında Hüsamettin Doğan adlı 43 yaşındaki bir Türkiye vatandaşı da bulunuyor. Doğan’ın Fransa’ya yıllar önce Türkiye’den geldiği biliniyor.

Tüm dünyanın yakından takip ettiği Gisele Pelicot tecavüz davasında sona gelindi. Fransa’nın Avignon kentinde görülen mahkemede yargıçlar Gisele Pelicot’nun eski eşi Dominique Pelicot’yu suçlu buldu.

Dominique Pelicot, ağırlaştırılmış tecavüz ve sanıklardan Jean Pierre Marechal’ın eşi Cilia’ya ağırlaştırılmış tecavüz girişimi ve kızı Caroline ile gelinleri Aurore ve Celine’in müstehcen fotoğraflarını çekmekten suçlu olduğuna karar verildi. Pelicot’ya 20 yıl hapis cezası verildi.

12 yıl ceza alan Jean Pierre Marechal de tecavüz girişimi, eşine ağırlaştırılmış tecavüz ve uyuşturucu vermekten suçlu bulundu.

Davanın 30 yaşındaki en genç sanığı Charly Arbo ağırlaştırılmış tecavüzden suçlu bulundu ve 13 yıl ceza aldı. Davada eşi Dominique Pelicot da dahil 51 erkek, 10 yıl boyunca Gisele Pelicot’ya tecavüz etmekle suçlanıyordu.

Dominique Pelicot, eşi Gisele Pelicot’yu uyutarak bu erkeklerin tecavüzünü teşvik ve organize ettiğini kabul etmişti. Eylül başından beri devam eden dava tecavüz kültürü ve kadın hakları tartışmalarını alevlendirdi.

Gisele Pelicot, mahkeme sürecinde gizli kalma hakkını kullanmayı reddetti. Duruşmanın açık yapılmasını isteyen Pelicot, “Tecavüze uğrayan tüm kadınların ‘Madam Pelicot bunu yaptı, ben de yapabilirim’ demesini isterim. Artık utanmalarını istemiyorum” diye konuştu.

Kararların açıklanmasından sonra mahkeme binası önünde konuşan Gisele Pelicot “çocuklarını, torunlarını, tüm diğer aileleri ve “sıklıkla gölgede kalan” hikayelerin kurbanlarını düşündüğünü” söyledi ve “Aynı mücadeleyi veriyoruz” dedi.

Pelicot, kendisine destek veren herkese minnettar olduğunu vurguladı ve duruşmanın kapılarını açmaktan “toplum neler olduğunu görsün diye mahkemenin kapılarını açmasından asla pişmanlık duymadığını” belirtti.

Gisele Pelicot’ya tecavüz etmekle suçlanan genç ve yaşlı erkekler arasında itfaiyeci, tır şoförü, asker, güvenlik görevlisi, gazeteci ve bir DJ de vardı. Fransız toplumundan hemen her kesimi temsil ettikleri için Monsieur-Tout-Le-Monde (Bay Herkes) lakabıyla anılıyorlar.

Mahkemenin hapis cezasına çarptırdığı sanıklar arasında Hüsamettin Doğan adlı 43 yaşındaki bir Türkiye vatandaşı da bulunuyor. Doğan’ın Fransa’ya yıllar önce Türkiye’den geldiği biliniyor.

“Mahkemeye ve kararına saygı duyuyorum”

Mahkeme çıkışında uzun süre avukatlarıyla görüşen Gisele Pelicot, kendisini bekleyen yüzlerce kamera karşısına geçerek kararı değerlendirdi.

“Bugün sizinle derin duygularla konuşuyorum. Bu duruşma çok zor bir sınavdı ve şu anda sanırım her şeyden önce üç çocuğum David, Caroline ve Florian’ı düşünüyorum” sözleriyle konuşmasına başlayan Gisele Pelicot, “Aynı zamanda torunlarımı ve gelinlerimi düşünüyorum. Bu mücadeleyi onlar için de verdim” dedi.

Torununun eli omuzunda konuşmasını sürdüren Gisele Pelicot, tarihi davanın sonunda soğukkanlı bir tavırla konuşmasını sürdürdü:

“Bu trajediden etkilenen diğer aileleri de düşünüyorum. Son olarak hikayeleri çoğunlukla gölgede kalan tanınmayan kurbanları düşünüyorum. Aynı mücadeleyi paylaştığımızı bilmenizi isterim. Bana destek veren mağdur destek derneklerine, davayı takip eden gazetecilere ve tabi avukatlarıma teşekkür ediyorum.

2 Eylül’de, bu duruşmanın kapılarını herkese açarak toplumun burada yaşanan tartışmaları anlayabilmesini istedim. Bu kararımdan hiçbir zaman da pişman olmadım. Artık herkesin, kadın ve erkeğin uyum içinde, saygı ve karşılıklı anlayışla yaşayabileceği bir geleceği kolektif olarak kurabileceğimize güveniyorum.”

Pelicot, “verilen cezaların azlığı” konusunda yöneltilen sorulara, “Mahkemeye ve kararına saygı duyuyorum” yanıtını verdi. Pelicot mahkeme çıkışında kalabalık tarafından alkışlarla ve “Bravo Gisele”, “Mersi Gisele” sloganlarıyla uğurlandı.

Paylaşın

Zelenski İtiraf Etti: Ukrayna’nın İşgal Altındaki Toprakları Geri Alacak Gücü Yok

Fransız gazetesi Le Parisien’e açıklamalarda bulunan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ülkesinin şu anda Rusya’nın 2014’ten bu yana işgal ettiği toprakların tamamını geri alabilecek askeri güce sahip olmadığını söyledi.

Ukrayna’nın anayasasının topraklarını kaybetmesini yasakladığını vurgulayan Zelenski, “[Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir] Putin’i müzakere masasına oturmaya zorlamak için yalnızca uluslararası toplumun diplomatik baskısına güvenebiliriz” dedi.

Zelenski, eğer Batı, Ukrayna ilk talep ettiğinde ihtiyacı olan tüm savunma sistemlerini vermiş olsaydı, Ukrayna’nın şu anda Rusya ile içinde bulunduğu durumda olmayacağını belirtti. Rusya şu anda Ukrayna’nın yaklaşık yüzde 18’ini işgal altında tutuyor. Zelenski, Çarşamba günü Brüksel’e giderek NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ve diğer Avrupalı liderlerle biraraya geldi ve Ukrayna’nın Rus güçlerine karşı savunmasını güçlendirmeye çalıştığını söyledi.

Zelenski’yi karşılayan Rutte, barış görüşmelerinin ne zaman başlayacağı ve Avrupalı barış gücü askerlerinin görev alıp almayacağı konusunda kamuoyu önünde konuşmak istemediğini çünkü bunun Putin’in ekmeğine yağ süreceğini ifade etti. Rutte, Ukrayna’nın ortaklarının, hava savunma ve diğer silah sistemleri de dahil olmak üzere, Kiev’in Rusya’ya karşı ihtiyaç duyduğu her şeyi sağlamak için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.

Volodimir Zelenski, Salı günü yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın başta hava savunma sistemleri olmak üzere acil askeri yardıma ihtiyacı olduğunu vurgulamıştı. “Rusya’nın mümkün olduğunca uzaktan savaş yürütme kabiliyetini yok etmek için mümkün olan her şeyi yapmalıyız” diyen Zelenski, bunun için daha fazla insansız hava aracına, daha modern toplara ve uzun menzilli füzelere ihtiyaç duyduklarını dile getirmişti.

Çarşamba günkü görüşmeler ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın göreve başlamasından bir ay öncesine denk geliyor. Yeni yönetimin Ukrayna’ya yönelik desteğinin ne düzeyde devam edeceği henüz bilinmiyor.

Brüksel’de Zelenski ile görüşmesi beklenenler arasında Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Polonya Başbakanı Donald Tusk, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı António Costa ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de bulunuyordu. Görüşmeler öncesinde Rusya gece boyunca Ukrayna’da yeni bir hava saldırısı daha düzenledi.

Ukrayna’nın Çerkasi Valisi Ihor Taburets, Çarşamba günü Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, Ukrayna hava savunmasının 13 insansız hava aracını düşürdüğünü, bölgedeki altyapıya herhangi bir zarar gelmediğini bildirdi. Khmelnitski Valisi Serhii Tiurin ise Ukrayna güçlerinin iki insansız hava aracını düşürdüğünü açıkladı.

Rusya Savunma Bakanlığı ise Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Belgorod bölgesi üzerinde Ukrayna’ya ait iki insansız hava aracının yanı sıra Bryansk ve Kursk üzerinde de birer insansız hava aracının imha edildiğini duyurdu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın