Her Beş Seçmenden Birinin Oyu Gasp Edildi

Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (TÜM-BEL SEN), 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ikinci yıl dönümünde muhalefet partilerinin kontrolündeki belediyelere yönelik siyasi baskının fotoğrafını çekti.

Açıklamada, İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Bursa ve Manisa gibi kritik kentlerde muhalefet partilerinin sandıktan birinci çıktığı hatırlatıldı. TÜM-BEL SEN, AKP-MHP iktidarının halkın demokratik iradesini tanımayan uygulamalara seçimlerin hemen ardından başladığını vurguladı.

Sendika, ilk olarak Van Büyükşehir Belediyesi’nde Abdullah Zeydan’ın mazbatasının gasp edilmeye çalışıldığını, bu girişim başarısız olunca Hakkâri Belediyesi ile kayyum sürecinin devreye sokulduğunu belirtti. Son iki yılda kayyum atanan belediyeler şöyle sıralandı:
Hakkari, Esenyurt, Batman, Mardin Büyükşehir, Halfeti, Dersim, Ovacık, Bahçesaray, Akdeniz, Siirt, Van Büyükşehir, Kağızman ve Şişli.

TÜM-BEL SEN açıklamasında, kayyum uygulamalarıyla seçme-seçilme hakkının fiilen işlevsiz kılındığı ve belediye kaynaklarının halkın istediği şekilde kullanılmasının önlendiği vurgulandı. Bununla sınırlı kalmayıp, “görevden uzaklaştırma”, “transfer” ve “yetki gaspları” ile son yerel seçimlerden bu yana onlarca belediyenin el değiştirdiği ifade edildi.

İstanbul, Van, Mardin, Adana ve Antalya gibi büyükşehirlerin de aralarında bulunduğu toplam 30 belediyede seçilmiş başkanlar veya eş başkanlar görevden alındı. Ayrıca 55 belediyede, belediye meclis aritmetiğinin değiştirilmesi gibi çeşitli yöntemlerle parti değişikliği yapıldı.

31 Mart 2026 itibarıyla, tutuklu yargılanan belediye başkanlarının sayısı 19 olarak kaydedildi. TÜM-BEL SEN’e göre, bazı belediye başkanları yüzde 50’nin üzerinde oy alarak seçilmiş olmasına rağmen görevden alındı; bu durum, sadece seçilmişlerin değil, onlara oy veren milyonların da demokratik haklarının ihlal edilmesi anlamına geliyor.

Demokratik İradenin Gaspı

Ülke genelinde 85 belediyede halkın oylarıyla belirlenen demokratik irade değiştirildi. Bu belediyelerdeki muhalefet temsilcilerinin, 2024’te toplam 8 milyon 845 bin 767 oy aldığı ve bunun Türkiye genelinde kullanılan oyların yüzde 20,5’ine karşılık geldiği belirtildi. Yani her beş seçmenden biri, oyunu kaybetmiş oldu.

CHP ve DEM Parti özelinde ise durum daha çarpıcı: CHP’nin 2024’te aldığı oyların yüzde 44,4’ü, DEM Parti’nin oylarının ise yüzde 27,7’si gasp edildi.

TÜM-BEL SEN açıklamasında, siyasi iktidarın yerel yönetimleri demokrasiden ve halktan kopartıp merkezin taşra birimlerine dönüştürme yönünde adımlar attığı vurgulandı. Kayyumlar ve görevden almalarla sınırlı kalmayıp, belediyelerin bütçeleri merkezi tek hesap sistemine dahil edilerek Anayasal özerklik hakları darbe aldı. Tasarruf tedbirleri gerekçesiyle merkezi ödeneklerden kesintiler yapılırken, ciddi yatırım projelerinin onayı artık merkezi hükümete bırakıldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2024 yerel seçimlerinden kısa süre sonra verdiği “belediyeleri silkeleyin” talimatı da hatırlatıldı. Hükümet, geçmiş dönemden birikmiş SGK borçlarının tahsilatı için birçok belediyenin bütçe gelirlerini kaynağından keserek yerel yönetimlerin finansal bağımsızlığını sınırlandırdı.

Paylaşın

Satürn’ün Dönüş Hızı Gizemi Çözüldü

Araştırmacılar, James Webb Uzay Teleskobu (JWST) sayesinde Satürn’ün kutup ışıkları ve üst atmosferini haritalayarak, gezegenin dönüş hızıyla ilgili yıllardır süren gizemi çözdü.

Haber Merkezi / Northumbria Üniversitesi’nden araştırmacılar, Satürn’ün dönüş hızının ölçüm yöntemine göre neden farklı göründüğünü anlamak için şimdiye kadar yapılmış en güçlü uzay teleskobunu kullandı.

Jeofizik Araştırmaları Dergisi: Uzay Fiziği’nde yayımlanan araştırma, Satürn’ün aurorasındaki ısı ve elektrik yüklü parçacıkların karmaşık modellerini ilk kez ortaya koyuyor. Çalışma, tüm sistemin, gezegenin kendi kuzey ışıklarıyla beslenen kendi kendini sürdüren bir döngü tarafından yönlendirildiğini gösteriyor.

Satürn, uzun yıllardır bilim insanlarını şaşırtıyor. 2004’te NASA’nın Cassini uzay aracıyla yapılan ölçümler, gezegenin dönüş hızının zaman içinde değiştiğini gösteriyordu. 2021’de Profesör Tom Stallard liderliğindeki bir çalışma, bu değişimin aslında Satürn’ün dönüşüyle ilgili olmadığını, üst atmosferdeki rüzgarlar ve elektrik akımları nedeniyle ortaya çıktığını ortaya koydu.

Yeni araştırmada ise JWST kullanılarak Satürn’ün kuzey aurora bölgesi bir Satürn günü boyunca gözlemlendi. Araştırmacılar, trihidrojen katyon adlı molekülden yayılan kızılötesi ışığı analiz ederek kutup bölgesinin sıcaklık ve parçacık yoğunluğunu yüksek çözünürlükle haritaladı. Önceki ölçümlere göre on kat daha hassas veriler elde edildi ve aurora bölgesindeki ısınma ve soğuma ilk kez detaylı olarak görüldü.

Sonuçlar, kutup ışıklarının sadece görsel bir gösteri olmadığını, atmosferi aktif olarak ısıttığını gösteriyor. Bu ısınma rüzgarları harekete geçiriyor, rüzgarlar kutup ışıklarını besleyen elektrik akımlarını oluşturuyor ve sistem kendi kendini sürdürüyor. Profesör Stallard, “Gördüğümüz şey gezegensel bir ısı pompası. JWST gözlemleri, bu döngüyü doğrulamamıza olanak sağladı,” dedi.

Araştırma ayrıca, atmosfer ve manyetosfer arasındaki etkileşimin gezegenin uzun süreli istikrarını açıklayabileceğini ve diğer gezegenlerin atmosferlerinde benzer süreçleri anlamak için ipuçları sunduğunu gösteriyor.

Çalışma, Northumbria Üniversitesi ile Boston Üniversitesi, Leicester Üniversitesi, Aberystwyth Üniversitesi, Reading Üniversitesi, Imperial College London, Lancaster Üniversitesi ve Johns Hopkins Üniversitesi’nden araştırmacıların işbirliğiyle yürütüldü ve STFC tarafından desteklendi.

Paylaşın

Yeni Araştırma: Ağız Hijyeni Beyni Koruyor

Alzheimer hastalığı genellikle hafıza kaybı ve kafa karışıklığı ile bilinir; beyinde yavaş ilerleyen hasara yol açarak düşünme, davranış ve günlük yaşamı etkiler. 

Haber Merkezi / Yeni araştırmalar, ağız sağlığının da bu süreçte önemli bir rol oynayabileceğini gösteriyor.

Uluslararası Moleküler Bilimler Dergisi’nde yayımlanan çalışmada, diş eti sağlığı, bağışıklık sistemi ve beyin fonksiyonu arasındaki bağlantı incelendi. Araştırma, Polonya Bilimler Akademisi, Wroclaw Tıp Üniversitesi ve Connecticut Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütüldü.

Çalışmada, diş etlerini etkileyen yaygın bir durum olan periodontal hastalık ele alındı. Genellikle diş eti iltihabı (gingivitis) olarak başlayan bu durum, kanama ve şişliğe neden olabilir. Birçok insan bunu hafif ve zararsız görse de, tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara ve diş kaybına yol açabiliyor.

Araştırmacılar, Alzheimer hastaları ve benzer yaş grubundaki sağlıklı bireylerden oluşan 68 kişiyi inceledi. Katılımcıların hafıza ve düşünme yetenekleri, diş eti sağlığı ve bağışıklık sistemi aktiviteleri ölçüldü. Bulgular, Alzheimer hastalarının diş eti sağlığının daha kötü olduğunu, daha fazla plak ve diş eti kanaması yaşadıklarını gösterdi. Aynı zamanda, hafıza ve bilişsel performansları da daha düşüktü.

Araştırma, diş eti iltihabı arttıkça hafıza performansının azaldığını ortaya koydu. Ayrıca Alzheimer hastalarının bağışıklık sisteminin dengeli çalışmadığı, dinlenme halindeyken zayıf ancak bakterilere maruz kaldığında aşırı tepki verdiği görüldü. Bu dengesizliğin, Alzheimer ile ilişkili beyin iltihabında rol oynayabileceği düşünülüyor.

Araştırmacılar, Alzheimer hastalarının genellikle ağız hijyenine daha az özen gösterdiğini, dişlerini daha seyrek fırçaladığını ve nadiren diş ipi kullandığını belirtiyor. Bu durum iltihaplanmayı artırarak, beyin sağlığını dolaylı yoldan etkileyebilir.

Çalışma, ağız ve beyin arasında güçlü bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Ancak diş eti hastalığının Alzheimer’a neden olduğunu kanıtlamıyor; sadece ikisi arasında bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmacılar, bağlantının mekanizmasını anlamak için daha büyük ve kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Sonuç olarak, düzenli diş fırçalama ve diş eti sağlığını koruma gibi basit alışkanlıklar, beyin sağlığını desteklemede önemli rol oynayabilir. Bu çalışma, ağız sağlığının hafıza ve düşünme yetenekleri de dahil olmak üzere genel sağlığı korumada pratik ve etkili bir yol olabileceğini gösteriyor.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan İktidara “Süreç” Uyarısı: Adım Atın, Destek Azalıyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 2026 Newroz’unun milyonlarca kişi tarafından sahiplenildiğini vurguladı. Ancak iktidarın somut adımlar atmaması toplumsal desteği azaltıyor, barış süreci kritik bir eşikte bulunuyor.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda 2026 Newroz’u ve barış sürecine dair değerlendirmelerde bulundu.

Hatimoğulları, konuşmasına 30 Mart tarihli önemli anmaları hatırlatarak başladı: “30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve yoldaşlarını; 30 Mart 1995’te Hatay Samandağ’da, DEP eski ilçe başkanı Mehmet Latifeci’yi babası Yahya Latifeci ile birlikte kaybetmiş olmayı saygıyla anıyorum.”

Hatimoğulları, 2026 Newroz’unun tarihsel önemine dikkat çekerek, “Bu Newroz, 27 Şubat Asrın Çağrısı’nın milyonlar tarafından sahiplenildiği tarihi ana tanıklığın Newroz’u oldu. Milyonlar demokratik, adil ve eşit bir düzenin kurucu gücü olduklarını gösterdiler” ifadelerini kullandı. Newroz alanlarında, çocuklardan kadınlara, farklı inanç ve etnik kimliklerden milyonlarca insanın barışa ve demokratik birliğe destek verdiğini vurguladı. Ayrıca, sayın Abdullah Öcalan’ın adının anıldığı her anın, özgürlük mesajı niteliğinde olduğunu belirtti.

Hatimoğulları, sözlerine şöyle devam etti: “Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir. Sürecin ikinci aşaması, niyet beyanlarının yerini bağlayıcı ve dönüştürücü adımların aldığı aşamadır. Demokratik çözüm ufkunu açan sayın Öcalan’ın çağrısı, toplumsal barışın ve eşit yurttaşlığın tesisine dönük stratejik bir yönelimdir. Ancak iktidarın ve devletin somut adımlar atmaması, toplumsal desteği azaltıyor.”

Hatimoğulları, iktidara yönelik çağrısında, barış sürecinin ikinci aşamasının öngörülebilir, net ve şeffaf bir takvimle kamuoyuna açıklanmasının önemine işaret ederek şunları kaydetti: “Yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmelidir. Hasta mahpuslar bir an önce serbest bırakılmalı, kayyumlar tarihe gömülmeli, seçilmişler görevlerini özgürce yerine getirebilmelidir. Siyasal alanın genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması sürecin vazgeçilmez parçasıdır.”

Toplantının ardından soruları yanıtlayan Hatimoğulları, İmralı’daki yeni konutla ilgili gelişmelere de değinerek, “Sayın Öcalan, Türkiye’deki bütün aydın, yazar, siyasetçi ve bilim insanlarıyla görüşmek istiyor. Bu görüşmelerin sağlanabilmesi için statünün netleştirilmesi önemli bir aşamadır” dedi.

Hatimoğulları, sözlerini “Süreçte toplumsal destek yüzde 90’ları gördü. Ancak iktidarın somut adımlar atmaması, güven ve desteğin makas farkını açıyor. Demokratik ve müreffeh bir gelecek için sorumluluk iktidardadır” diyerek tamamladı.

Paylaşın

Gezegenimiz Tehlikede: Küresel İklim Dengesizliği Artıyor

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) uyarıyor: Artan sera gazları, okyanus ve atmosfer ısınması ile buzulların erimesi, küresel iklim dengesizliğini kritik seviyeye taşıyor.

Haber Merkezi / Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) güçlü yeni bir araştırmasına göre, küresel iklim sistemi insan faaliyetleri nedeniyle ciddi şekilde zorlanıyor ve gezegenimiz tarihte görülmemiş bir dengesizlikle karşı karşıya.

WMO’nun 2025 Küresel İklim Durumu raporu, 2015-2025 yıllarının kayıtlara geçen en sıcak 11 yıl olduğunu ve 2025’in, 1850-1900 ortalamasının yaklaşık 1,43 °C üzerinde, kayıtlara geçen en sıcak ikinci veya üçüncü yıl olduğunu ortaya koyuyor. Atmosfer ve okyanus sürekli ısınıyor, buzullar hızla eriyor ve bu değişikliklerin etkileri yüzlerce, hatta binlerce yıl sürebilecek.

Rapor, atmosferdeki sera gazı yoğunluklarının, Dünya’nın enerji dengesini bozduğunu belirtiyor. Karbondioksit, metan ve azot oksit gibi gazların konsantrasyonu, son 800.000 yılda görülen en yüksek seviyeye ulaştı. Bu durum, Dünya sistemine giren ve çıkan enerji dengesini etkileyerek iklimi kırılgan hâle getiriyor.

WMO Genel Sekreteri Celeste Saulo, “İnsan faaliyetleri doğal dengeyi giderek bozuyor ve sonuçları yüzyıllarca hissedilecek. 2025 yılında aşırı sıcaklar, kuraklık, orman yangınları, tropikal siklonlar ve seller binlerce ölüme ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayba yol açtı” dedi.

Raporda, okyanusların küresel ısının %91’inden fazlasını depoladığı, buzulların erimesinin deniz seviyesini yükselttiği ve bu değişimlerin uzun yıllar devam edeceği vurgulandı. Okyanusların ısınması ve pH değişiklikleri, geri döndürülemez etkilere sahip ve yüzyıllar boyunca sürebilecek bir kriz yaratıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ise “Küresel iklim durumu acil bir durumda. Dünya gezegeni sınırlarının ötesine zorlanıyor. Tüm önemli iklim göstergeleri kırmızı alarm veriyor. Artık harekete geçme zamanı” dedi.

Raporda ayrıca iklim değişikliğinin tarımsal üretim, gıda güvenliği ve yerinden edilme üzerindeki zincirleme etkileri de ele alındı. Aşırı hava koşulları, bitki zararlıları ve hayvan hastalıklarının yayılması yoluyla sosyal istikrarı tehdit ediyor, savunmasız toplulukların uyum sağlama yeteneğini ciddi şekilde sınırlıyor.

Bilim insanları, iklim krizinin etkilerinin yalnızca çevresel değil, ekonomik ve sosyal boyutlarda da büyük olduğunu vurguluyor ve acil eylem çağrısı yapıyor.

Paylaşın

Küçük Hücreli Akciğer Kanseri: Tedaviye Dirençli Ölümcül Tehdit

Küçük hücreli akciğer kanseri, en hızlı yayılan ve en tehlikeli kanser türlerinden biri olarak biliniyor. Genellikle vücutta hızla yayılıyor ve kontrol altına alınması güç.

Haber Merkezi / Hastalar başlangıçta, özellikle kemoterapi ile, tedaviye iyi yanıt verse de bu etki çoğu zaman uzun sürmüyor. Kanser sıklıkla geri dönüyor ve daha agresif hâle geliyor.

Nature Communications dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, bu kanser türünü tedavi etmeyi zorlaştıran mekanizmayı ortaya koyuyor. Köln Üniversitesi’nden Profesör Silvia von Karstedt liderliğindeki uluslararası bir ekip, kanser hücrelerinin ölme biçimini inceledi.

Sağlıklı dokularda, hasarlı hücreler “programlanmış hücre ölümü” adı verilen kontrollü bir süreçle yok edilir. Bu süreçte kaspaz-8 adlı protein önemli rol oynar. Küçük hücreli akciğer kanserinde ise bu protein genellikle eksiktir. Protein olmadığında, hücreler normal şekilde ölmez; bunun yerine iltihaplanmaya yol açan farklı bir ölüm biçimi gösterir. Bu durum, çevredeki hücreleri ve bağışıklık sistemini etkileyen sinyaller üretir.

Araştırmacılar, kaspaz-8’den yoksun fareler üzerinde deneyler yaptı ve tümör oluşmadan önce bile dokuda yüksek düzeyde iltihap gözlemledi. İlginç olan, bu iltihabın bağışıklık sistemini güçlendirmek yerine kanser hücrelerinin büyümesini kolaylaştırmasıydı. Bağışıklık sistemi bu ortamda daha az etkili hâle gelerek, kanser hücrelerinin tespit edilmesini engelliyor ve onları hayatta tutuyordu.

Çalışma ayrıca kanser hücrelerinin kimlik değiştirerek sinir hücrelerine benzeyen özellikler kazandığını ortaya koydu. Bu değişim, hücreleri daha uyumlu ve hayatta kalmaya dirençli hâle getiriyor, yayılma olasılıklarını ve tedaviye karşı direncini artırıyor. Bu durum, küçük hücreli akciğer kanserinin tedavi sonrası sık sık geri dönmesinin nedenlerinden biri olarak görülüyor.

Araştırmacılar, gelecekteki tedavilerin bu süreci hedefleyebileceğini belirtiyor. Örneğin, terapiler iltihabı azaltmayı veya hücrelerin normal ölüm yolunu yeniden oluşturmayı amaçlayabilir. Bu sayede kanser hücreleri daha savunmasız hâle gelerek daha kolay ortadan kaldırılabilir.

Ancak bu yaklaşımların insanlar üzerinde uygulanabilmesi için daha fazla araştırma gerekiyor. Şu anki bulgular hayvan çalışmalarıyla sınırlı ve insan biyolojisi daha karmaşık. Güvenli ve etkili olup olmadıklarını test etmek için klinik denemeler şart.

Sonuç olarak, kaspaz-8 proteinindeki kaybın iltihaplanmayı tetiklediği ve kanser hücrelerinin davranışını değiştirerek onları daha agresif hâle getirdiği anlaşıldı. Bu keşif, küçük hücreli akciğer kanserinin tedavisini zorlaştıran nedenleri anlamamıza yardımcı olurken, yeni ve umut verici tedavi stratejileri için de kapı aralıyor.

Paylaşın

Bahçeli’den Kritik Uyarı: Türkiye İçte Ve Dışta Güçlü Olmalı

Grup toplantısında küresel krizler ve bölgesel gerilimlere dikkat çeken MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye ve toplumsal uzlaşının tesisi için amaca hizmet edecek yasalar hızla çıkarılmalı” çağrısı yaptı.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, uluslararası sistemin ağır yaralı olduğunu vurgulayarak, diplomasinin öne çıktığı bir uzlaşının artık zorunluluk halini aldığını ifade etti.

Bahçeli, konuşmasında küresel krizlere işaret ederek, “Uluslararası gelişmelere bakıldığında insanlığın huzuru için umut verici bir tablo görmek güçtür. Eli kanlı emperyalizm, hukuksuzluk ve ahlaksız örneklerini sergilemeye devam etmektedir. Küresel dengeler kırılgan, savaşlar yayılıyor, masum siviller hedef alınıyor” dedi.

ABD ve İsrail’in İran ve bağımsız hareket eden ülkelere yönelik tehditlerine dikkat çeken Bahçeli, Hürmüz Boğazı ve Babülmendep Boğazı’ndaki gelişmelerin enerji arz güvenliği açısından ciddi riskler taşıdığını söyledi. “Nükleer tesislere yönelik tehditler ve stratejik geçiş noktalarının kapanması dünya ekonomisi için telafisi güç sonuçlar doğurabilir” uyarısında bulundu.

Bahçeli, Türkiye’nin barış için samimi çabalarını sürdürdüğünü belirterek, “Bölgesel ve küresel aktörlerle yürütülen temaslar, Türkiye’nin yapıcı ve dengeleyici rolünü ortaya koymuştur. Türkiye, barış arayan tüm mazlum coğrafyaların kapısıdır” dedi.

Konuşmasında iç politikaya da değinen Bahçeli, CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk iddialarını eleştirerek, “Siyasi yozlaşma CHP’nin her kademesine sirayet etmiştir. Milli birlik ve beraberlik, ortak değerler ve geçmişimiz üzerine inşa edilmelidir” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” sürecine de dikkat çekerek, TBMM bünyesinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan toplumsal mutabakat raporunu hatırlattı. Bahçeli, “Amaca hizmet edecek yasaların hızla çıkarılması zorunludur. Bu süreçte tüm siyasi aktörlerin ve toplum kesimlerinin titizlikle hareket etmesi, provokatif eylem ve söylemlerden kaçınması şarttır” diye konuştu.

Ekonomik gelişmelere de değinen Bahçeli, küresel belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisinin sağlam temeller üzerine oturduğunu, savaş ve krizlerin enerji sektöründen genel ekonomik faaliyetlere kadar etkili olduğunu belirtti. “Alınan tedbirler ve doğru politikalar sayesinde olası maliyetler vatandaşlarımıza minimum düzeyde yansıtılacaktır” dedi.

Paylaşın

TÜİK’e Göre İşsizlik Oranı Yüzde 29,9

TÜİK verilerine göre, atıl işgücü oranı yüzde 29,9’a yükselirken, dar tanımlı işsizlik yüzde 8,5 oldu. İşsiz sayısı artış gösterirken, özellikle gençler ve kadınlarda işsizlik oranı yüksek seyrini korudu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Şubat ayına ilişkin işgücü istatistiklerini açıkladı. Verilere göre, geniş tanımlı işsizliği ifade eden atıl işgücü oranı yüzde 29,9’a yükselerek dikkat çekici bir seviyeye ulaştı.

Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre, 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı Şubat ayında bir önceki aya kıyasla 133 bin kişi artarak 2 milyon 981 bine çıktı. İşsizlik oranı ise 0,3 puanlık artışla yüzde 8,5 olarak kaydedildi. Bu oran erkeklerde yüzde 6,9, kadınlarda ise yüzde 11,6 olarak tahmin edildi.

İstihdam cephesinde ise artış dikkat çekti. Şubat ayında istihdam edilenlerin sayısı 153 bin kişi artarak 32 milyon 158 bine yükselirken, istihdam oranı 0,2 puanlık artışla yüzde 48,2 oldu. Erkeklerde istihdam oranı yüzde 65,6, kadınlarda ise yüzde 31,1 olarak hesaplandı.

İşgücüne katılım da artış gösterdi. Şubat ayında işgücü 286 bin kişi artarak 35 milyon 139 bine ulaşırken, işgücüne katılma oranı yüzde 52,6’ya yükseldi. Bu oran erkeklerde yüzde 70,5, kadınlarda ise yüzde 35,2 olarak gerçekleşti.

Genç nüfustaki işsizlikte ise yükseliş öne çıktı. 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,4 puan artarak yüzde 15,8’e çıktı. Genç erkeklerde işsizlik oranı yüzde 12,8, genç kadınlarda ise yüzde 21,8 olarak tahmin edildi.

Öte yandan, çalışanların haftalık ortalama fiili çalışma süresi 42,5 saat ile önceki aya göre değişim göstermedi. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,2 olurken, işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 20,6 olarak hesaplandı.

TÜİK verileri, işsizlik oranındaki sınırlı artışa rağmen geniş tanımlı işsizlikteki yükselişin sürdüğüne işaret ediyor. Özellikle gençler ve kadınlar arasında işsizlik oranlarının yüksek seyretmesi, işgücü piyasasındaki yapısal sorunların devam ettiğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

2026’da Dış Ticaret Açığı 17,4 Milyar Doları Aştı

2026 yılının Ocak-Şubat döneminde Türkiye’nin dış ticaret açığı 17,4 milyar doları aşarak yükselişini sürdürdü. İthalat ihracatı geride bırakırken, açığın artışı ekonomik dengeyi zorlamaya devam ediyor.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle açıklanan Şubat 2026 dış ticaret verileri, dış ticaret açığındaki artışın sürdüğünü ortaya koydu. Şubat ayında dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,9 artarak 9 milyar 31 milyon dolara yükseldi.

Genel ticaret sistemine göre, Şubat ayında ihracat bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,5 artışla 21 milyar 49 milyon dolara ulaşırken, ithalat yüzde 5,5 artarak 30 milyar 80 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu gelişmeyle birlikte ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 72,7’den yüzde 70,0’a geriledi.

Yılın ilk iki ayını kapsayan Ocak-Şubat döneminde ise ihracat yüzde 1,3 azalarak 41 milyar 361 milyon dolara gerilerken, ithalat yüzde 2,8 artışla 58 milyar 776 milyon dolara çıktı. Aynı dönemde dış ticaret açığı yüzde 13,8 artarak 17 milyar 415 milyon dolara yükseldi.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç tutulduğunda, Şubat ayında ihracat yüzde 4,4 artışla 19 milyar 935 milyon dolara, ithalat ise yüzde 12,8 artışla 22 milyar 928 milyon dolara ulaştı. Bu kapsamda dış ticaret açığı 2 milyar 993 milyon dolar olurken, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 86,9 olarak hesaplandı.

Sektörel dağılımda ihracatın büyük bölümünü imalat sanayi oluşturdu. Şubat ayında imalat sanayinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,8 olurken, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 4,0, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı ise yüzde 1,5 olarak gerçekleşti.

İthalatta ise ara malları öne çıktı. Şubat ayında ithalatın yüzde 72,2’sini ara malları oluştururken, sermaye mallarının payı yüzde 13,4, tüketim mallarının payı ise yüzde 13,8 oldu.

Ülke bazında incelendiğinde, Şubat ayında en fazla ihracat yapılan ülke 1 milyar 855 milyon dolarla Almanya oldu. Almanya’yı Birleşik Krallık, ABD, İtalya ve Fransa izledi. Bu beş ülkeye yapılan ihracat toplam ihracatın yüzde 30,3’ünü oluşturdu.

İthalatta ise ilk sırayı 4 milyar 125 milyon dolarla Çin aldı. Çin’i Rusya Federasyonu, Almanya, İsviçre ve ABD takip etti. Bu ülkelerden yapılan ithalat toplam ithalatın yüzde 39,5’ini oluşturdu.

Açıklanan veriler, ithalattaki artışın ihracata kıyasla daha hızlı seyrettiğini ve dış ticaret dengesindeki bozulmanın sürdüğünü ortaya koydu. Özellikle ara malı ithalatının yüksek payı, üretim yapısının dışa bağımlılığına işaret etmeye devam etti.

Paylaşın

Hizmet Enflasyonu Yüzde 33,58

Hizmet sektöründe yıllık enflasyon yüzde 33,58’e ulaştı. Özellikle gayrimenkul ile mesleki ve teknik hizmetlerdeki yüksek artışlar dikkat çekerken, aylık bazda da fiyat yükselişleri sürdü.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) Şubat 2026 verilerini açıkladı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Şubat ayına ilişkin Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre hizmet sektöründe yıllık enflasyon yüzde 33,58 olarak gerçekleşirken, fiyat artışlarının farklı alt sektörlerde güçlü seyrini sürdürdüğü görüldü.

H-ÜFE, Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 2,10 artarken, yılın başından bu yana artış oranı yüzde 10,01’e ulaştı. On iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 35,77 olarak kaydedildi. Veriler, hizmet sektöründe maliyet baskısının devam ettiğine işaret etti.

Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda en yüksek artışların gayrimenkul hizmetleri ile mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde gerçekleştiği görüldü. Bu alanlarda fiyatlar sırasıyla yüzde 38,64 ve yüzde 38,58 oranında arttı. Ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 32,04, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 33,51, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 32,62, idari ve destek hizmetlerde ise yüzde 31,48 artış kaydedildi.

Aylık bazda ise en dikkat çekici yükseliş mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 5,01 ile gerçekleşirken, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 4,20 artış gösterdi. Konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 2,23, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 1,18 ve idari destek hizmetlerinde yüzde 1,15 artış yaşandı. Gayrimenkul hizmetlerinde ise yüzde 1,34 oranında düşüş kaydedildi.

Açıklanan veriler, hizmet sektöründe fiyat artışlarının genel olarak sürdüğünü, özellikle bazı alt sektörlerde maliyet kaynaklı yükselişlerin belirginleştiğini ortaya koydu.

Paylaşın