Mao Zedong’un “Çelişki Üzerine” Eserinin Marksist Eleştirisi
Mao Zedong’un 1937 yılında yazdığı “Çelişki Üzerine”, Marksist diyalektik üzerine bir deneme olarak, Çin Komünist Partisi içindeki dogmatik eğilimlere karşı geliştirilmiş bir metindir.
Haber Merkezi / Diyalektik materyalizmin temel yasası olarak “zıtların birliği ve mücadelesi”ni ele alan eser, çelişkilerin evrenselliği, özgüllüğü, ana ve ikincil yönleri gibi kavramları işlemektedir.
Mao, bu çalışmayı Lenin’in diyalektiğe dair yorumlarından yola çıkarak kaleme almış, Çin Devrimi’nin pratik ihtiyaçlarını karşılamak üzere uyarlamıştır.
Ancak, eser Marksist gelenek içinde hem övgü hem de sert eleştirilere konu olmuştur. Özellikle Troçkist, Hegelyen – Marksist ve Sovyet revizyonizmi karşıtı akımlar, Mao’nun yaklaşımını diyalektiğin özüne ihanet olarak görmüştür.
Mao, eserinde diyalektiğin “çelişki yasası” üzerine odaklanmıştır:
Çelişkilerin Evrenselliği: Her şeyde (doğa, toplum, düşünce) çelişkiler vardır; bunlar gelişimin itici gücüdür. Mao, Lenin’den alıntı yaparak diyalektiği “nesnelerin özündeki çelişkiyi inceleme” olarak tanımlamıştır.
Çelişkilerin Özgüllüğü: Her çelişki benzersizdir; genel yasalar, somut duruma uyarlanmalıdır. Mao, dogmatizmi eleştirerek, “çelişkinin özgüllüğünde evrensellik yatar” demiştir.
Ana ve İkincil Çelişkiler: Bir süreçte birden fazla çelişki vardır; ana çelişki (örneğin kapitalizmde proletarya – burjuvazi) diğerlerini belirler, ancak duruma göre değişebilir. Mao, emperyalizm örneğiyle, ulusal çelişkilerin sınıf çelişkilerini geçici olarak gölgede bırakabileceğini savunmuştur.
Zıtların Birliği ve Mücadelesi: Çelişkiler hem bir arada var olur hem de mücadele etmektedir; bu, antagonistik (düşmanca, örneğin sınıf düşmanları arası) ve non – antagonistik (halk içi, tartışmayla çözülen) olarak ayrılmıştır.
Bu tezler, Mao’yu “Çin’e özgü Marksizm” (Maoizm) geliştiren bir teorisyen olarak konumlandırmıştır. Ancak, Marksist eleştirmenler, bu yaklaşımın diyalektiği basitleştirdiğini, pragmatizme kaydırdığını ve sınıf mücadelesini sulandırdığını iddia etmişlerdir.
Mao’nun eseri, Marksizmin diyalektik geleneği (Hegel-Marx-Lenin) içinde şu açılardan eleştirilir:
Teorik sapmalar,
Pratik uygulamalardaki tutarsızlıklar,
Sınıf mücadelesine etki.
Diyalektiğin Basitleştirilmesi ve Metafizik Sapma: Mao, diyalektiği “çelişki” kavramıyla aşırı genelleştirmiştir; bu, Hegel’in “tez – antitez – sentez”ini veya Marx’ın “üretim güçleri – ilişkileri” diyalektiğini sulandırmıştır. Hegelyen – Marksistler, Mao’nun çelişkileri “sıradan zıtlık” (örneğin atomdaki proton – elektron) olarak ele almasını eleştirmişlerdir: Bu, diyalektiğin “yapısal zorunluluk” özünü (Marx’ta sınıf sömürüsü) metafiziğe indirgemektir.
Örneğin, Mao’nun “her şeyde çelişki” vurgusu doğru olsa da, Marx’ta çelişki tarihsel – toplumsaldır; Mao ise bunu evrensel bir “mantık” yapmıştır. Bu durum pratikte dogmatizme kapı aralamaktadır (örneğin “iki çizgi mücadelesi” tezi).
Sınıf Mücadelesinin Erteleme ve Oportunizm: Eserin en tartışmalı yanı, ana çelişkinin “duruma göre” değişebileceğidir. Marx’ta temel çelişki ekonomiktir (Kapital: sermaye – emek); Mao ise emperyalizmi “ana” kılarak, burjuvaziyle ittifaka (Yeni Demokrasi) zemin hazırlamıştır.
Bu, 1949 Devrimi’nde Kuomintang ile yapılan ateşkesi haklı göstermiştir ama sınıf çelişkilerini keskinleştirmiştir. Troçkistler, bunu “sınıf mücadelesini yatıştırma” olarak görmüşlerdir: Mao, emperyalizme karşı “Ulusal Cephe”yi abartarak, proletarya hegemonyasını köylü ittifakına feda etmiştir.
Pratikte, bu Büyük Atılım (1958) ve Kültür Devrimi’nde (1966) bürokratik kaosa yol açmıştır; çelişkiler “halk içi” sayılırken, gerçek sınıf antagonizmi bastırılmıştır.
Antagonizm Kavramı ve Devrimci Şiddet: Mao’nun antagonistik / non-antagonistik ayrımı (1957’de Halk Arasındaki Çelişkilerin Doğru Ele Alınması Üzerine’de geliştirilir), sınıf düşmanlarını “eğitimle” dönüştürme illüzyonu yaratmaktadır.
Lenin’de antagonizm (devrimci şiddet) zorunludur; Mao ise bunu “tartışma”ya indirgeyerek, bürokrasiyi korumuştur. Enver Hoca gibi anti – revizyonistler, bunu “kapitalist restorasyona kapı açma” olarak eleştirmiştir: Çin’de burjuvazi “halk” sayılırken, sınıf mücadelesi sönümlenmiştir.
Türk Marksistlerin de eleştirileri benzer özellik taşımaktadır: Mao, çelişkileri “parti içi mücadele” için kullanmış, devrimci programı sulandırmıştır.
Teorik Katkı ve Revizyonizm: Slavoj Zizek gibi düşünürler, eseri “değerli ama regresif” bulmuşlardır: Mao, dogmatizmi eleştirirken kendi dogmasını yaratmıştır.
Sovyet eleştirmenler, Mao’yu “ekonomizmi reddeden voluntarist” olarak görmüşlerdir; bu, Kruşçev revizyonizmine karşıtken, yeni bir “Maoist revizyon” doğurmuştur.
Pratikte, eser Çin Devrimi’ni başarıya taşısa da 1978 sonrası Deng reformlarını (Deng Xiaoping) engelleyememiştir; çelişkiler sadece teoride kalmıştır.






























