Afrika’nın Taşla Yazılmış Tarihi: Khami Harabeleri

Khami Harabeleri, Güney Afrika’da Zimbabve’nin en önemli arkeolojik miras alanlarından biri olarak kabul edilen ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan nadir tarihî yerleşimlerden biridir.

Haber Merkezi / Büyük Zimbabwe Krallığı’nın ardından gelişen Torwa Devleti’ne başkentlik yaptığı bilinen bu antik kent, 15. ve 17. yüzyıllar arasında bölgenin siyasi ve ekonomik merkezlerinden biri olarak öne çıkmıştır.

Uluslararası arkeoloji literatüründe Khami, özellikle taş mimarisi ve teraslı yerleşim planı ile dikkat çekmektedir. British Museum ve UNESCO’nun yayımladığı raporlara göre, bölgede kullanılan duvar teknikleri, “kuru taş işçiliği”nin en gelişmiş örnekleri arasında gösterilmektedir. Harabelerde harç kullanılmadan inşa edilen kalın taş duvarlar, dönemin mühendislik bilgisini ve toplumsal örgütlenme düzeyini ortaya koymaktadır.

Khami’nin en dikkat çekici özelliklerinden biri, yerleşimin coğrafi yapıya uyumlu şekilde teraslar üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Bu mimari düzen, hem savunma hem de su yönetimi açısından ileri bir şehir planlamasına işaret etmektedir. Uluslararası araştırmalar, bu yapının yalnızca bir kraliyet merkezi değil, aynı zamanda dini ve ticari bir merkez olduğunu da ortaya koymaktadır.

Arkeologlara göre Khami, 15. yüzyılda Büyük Zimbabwe’nin çöküşünün ardından bölgesel güç dengesinin yeniden şekillenmesinde kritik bir rol oynamıştır. Torwa Devleti’nin bu bölgeyi başkent olarak seçmesi, Khami’yi siyasi bir merkez haline getirirken aynı zamanda Doğu Afrika kıyı ticaret ağlarıyla da bağlantılı bir ekonomik düğüm noktası oluşturmuştur.

UNESCO Dünya Mirası Komitesi, Khami Harabeleri’ni “Güney Afrika’daki taş mimarisi geleneğinin en önemli örneklerinden biri” olarak tanımlamakta ve alanın korunmasını küresel kültürel miras açısından öncelikli görmektedir. Buna karşın bölge, kaçak kazılar ve çevresel aşınma gibi tehditlerle karşı karşıya kalmaya devam etmektedir.

Zimbabve Kültür ve Turizm Bakanlığı ile uluslararası koruma kuruluşlarının ortak yürüttüğü projeler, Khami’nin hem bilimsel araştırmalar hem de sürdürülebilir turizm açısından korunmasını hedeflemektedir. Uzmanlar, bölgenin Afrika tarihini anlamada “kilit bir arkeolojik laboratuvar” niteliği taşıdığını vurgulamaktadır.

Sonuç olarak Khami Harabeleri, yalnızca geçmiş bir krallığın kalıntıları değil; Afrika’nın yerli medeniyetlerinin mühendislik, siyaset ve kültür alanındaki gelişmişliğini gözler önüne seren eşsiz bir tarihî miras olarak varlığını sürdürmektedir.

Paylaşın

10 Ülkede ‘Akut Açlık’ Çekenlerin Oranı Yüzde 123 Arttı

Somali, Haiti, Cibuti, Kenya, Nijer, Afganistan, Guatemala, Madagaskar, Burkina Faso ve Zimbabve’de yaklaşık 48 milyon kişinin akut açlık yaşadığı raporlara yansıdı. Bu ülkelerde akut açlık çekenlerin oranı 2016 yılında 21 milyondu.

Raporda, iklim değişikliğiyle artan felaketlerin “küresel eşitsizliğin vurucu bir göstergesi” olduğu ifade edildi. Öte yandan akut açlık yaşayan söz konusu 10 ülkenin, küresel karbon salımına etkisiyse yalnızca yüzde 0,13 oranında.

Raporda, BM’nin 49 milyar dolar insani yardım çağrısı yapıldığı hatırlatılarak, fosil yakıt şirketlerinin kârlarıyla bu miktarı 18 günde karşılayabileceğine dikkat çekildi.

Birleşik Krallık merkezli yardım kuruluşu Oxfam’ın raporunda, aşırı hava olaylarından etkilenen 10 ülkede son 6 yılda akut açlığın yüzde 123 arttığı belirtildi.

Raporda, Somali, Haiti, Cibuti, Kenya, Nijer, Afganistan, Guatemala, Madagaskar, Burkina Faso ve Zimbabve’de yaklaşık 48 milyon kişinin akut açlık yaşadığı ifade edildi. Söz konusu sayı 2016’da 21 milyondu.

Araştırmada, 48 milyon kişiden 18 milyonununsa açlıktan ölme sınırında olduğu belirtildi.

Çalışmada küresel açlığı yaratan unsurlar arasında, dünyadaki savaşlara ve ekonomik sorunlara ek olarak, iklim değişikliğinin yol açtığı aşırı hava olaylarının da yer aldığı ifade edildi.

Oxfam Amerika’dan Lia Lindsey, Fransız haber ajansı AFP’ye açıklamasında, “Aşırı hava olaylarının etkileri halihazırda hissedilmeye başlandı” diyerek, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki (BMGK) ülkelere harekete geçme çağrısı yaptı.

Çalışmada, Somali’nin tarihinin en kötü kuraklıklarından biriyle mücadele ettiği ve ülkede en az 1 milyon kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı belirtildi.

Pakistan’da da 9 Eylül’de yaşanan yoğun muson yağışları nedeniyle oluşan selde ülkenin üçte biri sular altında kalırken, 1500 kişi hayatını kaybetti.

Raporda, iklim değişikliğiyle artan felaketlerin “küresel eşitsizliğin vurucu bir göstergesi” olduğu ifade edildi.

Ayrıca G20’de yer alan sanayileşmiş ülkelerin, dünyadaki karbon salımının 4’te üçünden daha fazlasını gerçekleştirdiğine dikkat çekildi. Öte yandan akut açlık yaşayan söz konusu 10 ülkenin, küresel karbon salımına etkisiyse yalnızca yüzde 0,13 oranında.

Oxfam Uluslararası’nın direktörü Gabriela Bucher, “Zengin ve çevre kirliliği yaratan ülkelerin liderleri, vadettikleri karbon salımı kesintilerini yerine getirmeli” dedi.

Bucher, bu ülkelerin düşük gelirli ülkelerdeki ekonomik kayıpları karşılaması gerektiğini de söyleyerek, “Bu hayır değil etik sorumluluktur” ifadelerini kullandı.

Raporda, BM’nin 49 milyar dolar insani yardım çağrısı yaptığı hatırlatılarak, fosil yakıt şirketlerinin kârlarıyla bu miktarı 18 günde karşılayabileceğine dikkat çekildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın