Uluslararası Af Örgütü’nden ‘Gezi’ Açıklaması: Yıkıcı Bir Darbe

Gezi Davası’nın bugün görülen karar duruşmasında Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’nin ise 18 yıl hapse çaptırılmasına Uluslararası Af Örgütü’nden tepki geldi.

Kararın ardından bir açıklama yayımlayan Uluslararası Af Örgütü Avrupa Bölgesel Ofisi Direktörü Nils Muižnieks “Bugün, olağanüstü boyutlarda bir adaletsizliğe tanık olduk. Bu karar yalnızca Osman Kavala’ya, aynı davada yargılanan diğer kişilere ve ailelerine değil, Türkiye’de ve tüm dünyada adalete ve insan hakları aktivizmine inanan herkese yönelik yıkıcı bir darbedir” dedi.

Muižnieks şöyle konuştu:

“Mahkemenin kararı akla mantığa sığmıyor. Yargı yetkilileri, hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs gibi temelsiz suçlamaları destekleyecek herhangi bir kanıt sunmakta defalarca başarısız oldu. Bu haksız karar, Gezi Davası’nın yalnızca bağımsız sesleri susturma amacı taşıyan bir girişim olduğunu gösterdi.

Bu siyasi güdümlü maskaralık halihazırda Osman Kavala’nın sivil toplum aktivizmi nedeniyle dört buçuk yıldan uzun süredir devam eden keyfi tutukluluğuna sebep oldu. Bugün verilen aşırı sert mahkumiyet kararlarının temyiz sürecinde, Osman Kavala ve diğer kişilerin derhal serbest bırakılması için çağrı yapmaya devam ediyoruz.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Türkiye temsilcisi Emma Sinclair-Webb ise mahkeme kararının Avrupa Konseyi kararlarına açık bir aykırılık olduğunu söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de süreçte davanın “siyasi” olduğunu açıklamış ve Kavala’nın serbest bırakılmasını istemişti.

Avrupa Konseyi’nin siyasi organı Bakanlar Komitesi 30 Kasım-2 Aralık 2021 arasında yaptığı değerlendirmeler ve oylama sonucunda iş insanı Osman Kavala’yı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen serbest bırakmayan Türkiye aleyhine “ihlal prosedürü” başlatma kararı almıştı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Şubat ayında “ihlal prosedürü” ile ilgili ara kararı kabul etmişti. Avrupa Parlamentosu milletvekili ve eski Türkiye Raportörü Kati Piri, “Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden atılması zamanı geldi” şeklinde bir paylaşım yaptığını söyledi.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden Dikkat Çeken Türkiye Raporu

Uluslararası Af Örgütü’nün dünyada insan haklarının durumunu değerlendirdiği 2021-22 yıllık raporu yayımlandı. Dünya ile eş zamanlı yayınlanan Türkiye raporunda “Yargı sistemindeki derin kusurlar 2021’de de giderilmedi” tespiti yer aldı.

Küresel, bölgesel ve ülkelerdeki insan haklarının durumunu özetleyen raporlarını yıllık olarak hazırlayan Af Örgütü, Türkiye raporunda şu başlıklar ele alındı: Aşırı Devlet Müdahalesi, Muhalefete Yönelik Baskılar, İfade Özgürlüğü, İnsan Hakları Savunucuları, Kadınların ve Kız Çocukların Hakları, LGBTİ+ Hakları, Toplanma Özgürlüğü, Örgütlenme Özgürlüğü, İşkence ve Diğer Türde Kötü Muamele, Zorla Kaybetmeler, Mülteci ve Göçmenlerin Hakları.

Türkiye “gri liste”ye alındı

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü Ece Ünver, rapor hakkında yaptığı açıklamada, 2020 yılı sonunda çıkan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanunun sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını olumsuz etkilediği belirtti ve Ekim’de Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) Türkiye’yi daha yakından izlemek için “gri liste”ye aldığını hatırlattı.

Ünver, “Sivil toplum kuruluşları olarak bizler böyle bir atmosferde başladığımız yılı geride bırakırken Türkiye’den pek çok hak ihlali de bu yıl da raporlarımıza yansıdı.” dedi.

“En büyük kayıplardan biri İstanbul Sözleşmesi”

Ece Ünver, 2021 yılının en büyük kayıplarından biri olarak İstanbul Sözleşmesi’ni gösterdi:

“Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden çekilerek Türkiye, kadınları ve kız çocukları ayrım gözetmeksizin tüm şiddet biçimlerine karşı koruyan hayati önemdeki bir sözleşmeden yoksun bırakıldı.

“Muhalefete, örgütlenme özgürlüğüne ve ifade özgürlüğüne dönük açılan ve yıllara yayılan davalar ya sonuçlanmadı ya da insan hakları savunucuları haksız bir biçimde cezalara çarptırıldılar.

“Tüm bunlara karşın toplanma özgürlüğüne sahip çıkanlar yıl boyunca ülkenin çeşitli noktalarında barışçıl gösteriler gerçekleştirdi. Her ne kadar bu gösterilere dönük orantısız polis müdahaleleri ve gözaltılar yaşansa da başta toplumsal cinsiyet eşitliğini savunanlar olmak üzere, haklarını talep edenlerin bir araya gelişi umut vericiydi.”

“Yargı reformu paketleri yetersiz kaldı”

2021 Türkiye raporu önsözünde şu özete yer verildi:

“Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı yeni İnsan Hakları Eylem Planı ve iki Yargı Reformu Paketi, yargı sistemindeki derin kusurları gidermekte yetersiz kaldı.”

Muhalif siyasetçiler, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve diğer kişiler temelsiz soruşturmalar, yargılamalar ve mahkumiyet kararlarıyla karşı karşıya kalmaya devam etti. Hükümet yetkilileri LGBTİ+’ları homofobik söylemlerle hedef aldı.

Barışçıl toplanma özgürlüğü sert bir biçimde sınırlandırıldı. Yeni bir yasa, sivil toplum örgütlerinin örgütlenme özgürlüğünü aşırı derecede kısıtladı. İşkence ve diğer türde kötü muameleye ilişkin ciddi ve güvenilir iddialarda bulunuldu.

Türkiye 5 milyon 200 bin göçmen ve mülteciye barınma sağladı ancak binlerce sığınmacının ülkeye girişi engellendi. Mülteci karşıtı söylemin yükselişiyle mültecilere ve göçmenlere yönelik fiziksel saldırılar arttı.”

Raporda neler var?

Altı sayfalık Türkiye raporunda öne çıkanlar şöyle:

Yargı

AİHM Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak başta olmak üzere Türkiye hakkında pek çok hak ihlali kararı verdi. Aralık ayında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye’ye, Osman Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki AİHM kararına uymadığı için hakkında ihlal prosedürü başlatılacağını resmen bildirdi.

AİHM, Vedat Şorli/Türkiye Davası’nda verdiği emsal bir kararla Cumhurbaşkanı’na hakareti suç sayan Türk Ceza Kanunu Madde 299’un ifade özgürlüğü hakkıyla bağdaşmadığına hükmetti ve hükümeti ilgili mevzuatı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 10’a uygun hale getirmeye çağırdı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyeleri ile eski eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 108 kişi hakkındaki 29 ayrı suçu içeren iddianame yargılamaya dönüştü.

İnsan hakları savunucuları

Gezi Parkı Davası ve Osman Kavala’nın yıllardır süren tutukluluğu devam etti: Beraat, bozma, birleştirme ve AİHM kararları eksenindeki gündemde 2021 yılında da Osman Kavala ve Gezi Parkı protestoları nedeniyle yargılanan sanıklar hakkında yargılama süreci somut bir suçlamaya ya da delillere dayanmadı.

Toplanma özgürlüğü

Boğaziçi Üniversitesi protestoları sırasında yüzlerce öğrencinin gereksiz ve aşırı güç kullanılarak gözaltına alınması, tutuklamalar, ev hapisleri raporda yer bulurken, yıl sonu itibariyle iki öğrenci hâlâ tutukluydu.

2018’de Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 700. Haftasında yapılan orantısız polis müdahalesiyle yaşananlar sonrası Mart’ta başlayan davada 46 kişi yargılanıyor.

8 Mart Dünya Kadınları Günü’nde Feminist Gece Yürüyüşü’ne katılan 17 kadın “Cumhurbaşkanına hakaret” ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlamalarıyla gözaltına alındı, kadınlar hakkında sekiz yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianameyi kabul edildi.

Nisan’da Rize’nin İkizdere ilçesinde jandarma, köyde taş ocağı açılması kararını protesto eden köylülere biber gazıyla karşılık verdi. Taş ocağının çevreye hasar vereceğini ve içme suyunu kirleteceğini savunan köylülerden bazıları gözaltına alındı.

İstanbul Onur Yürüyüşü art arda altıncı kez yasaklandı. Polis, protestocuları dağıtmak için gereksiz ve aşırı güç kullandı, en az 47 kişiyi gözaltına aldı. Davanın ilk duruşması Kasım’da görüldü.

Örgütlenme özgürlüğü

Haziran’da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması ve partinin 451 yöneticisi ve üyesine beş yıllık siyaset yasağı getirilmesi istemiyle hazırladığı iddianameyi kabul etti. Sanıklar terörle mücadele yasaları kapsamında sürdürülen kovuşturmalar ve mahkumiyet kararlarına dayalı olarak devletin bütünlüğüne aykırı eylemlerin odak noktası olmakla suçlanıyor.

İşkence ve diğer türde kötü muamele

Bu başlıkta, Mehmet Sıddık Meşe davası ve Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin Ocak’taki Diyarbakır cezaevini ziyareti yer buldu. Yıl sonu itibariyle Komite’nin raporu henüz yayımlanmadı.

Kandıra Cezaevi’nde Garibe Gezer hücresinde ölü bulundu. Gezer’in intihar ettiği iddia edildi. Gezer, ölümünden önce infaz koruma memurları tarafından sistematik olarak işkenceye ve cinsel saldırıya maruz bırakıldığını bildirmişti. Savcılık, iddialara ilişkin dosyada takipsizlik kararı verdi.

Mülteci ve göçmenlerin hakları

Resmi verilere göre Kasım itibariyle Türkiye’de 5 milyon 200 bin civarında göçmen ve mülteci yaşıyordu. Bunlardan 3 milyon 700 bini geçici koruma statüsünde olan Suriyelilerdi.

Temmuz’da yetkililer İran sınırındaki duvarın uzatılacağını duyurdu. Aynı ay Van Valiliği Ocak’tan beri 34 bin 308 kişinin sınırdan ülkeye girişinin engellendiğini açıkladı. Basında Türkiye’nin ülkeye düzensiz bir şekilde girmeye çalışan Afganları İran’a geri itmeyi sürdürdüğüne ilişkin haberler yer aldı.

Eylül’de göç yetkilileri Ankara’yı Suriyeliler için geçici koruma kaydına kapattı ve koruma statüsü veya ikamet izni olmayan düzensiz göçmenlerin sınır dışı edileceğini duyurdu. Yıl içinde Suriyelilere yönelik şiddetli saldırılar yaşandı.

“Türkiye: 2021 yılında Türkiye’nin dört bir yanında hak ihlalleri ve dört bir yanında protestolar vardı” başlıklı raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden Ukrayna Çağrısı: Sivillerin Hayatı Korunmalı

Uluslararası Af Örgütü, Rusya’nın bu sabah Ukrayna’ya karşı başlattığı çok yönlü saldırılarının ardından uluslararası insan hakları hukuku ve insancıl hukuka eksiksiz saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.

Uluslararası Af Örgütü, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesinin ardından bir açıklama yayınlayarak, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile insan hakları ve insan hayatına yönelik tehditler hızla artıyor” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, Rusya’nın bu sabah Ukrayna’ya karşı başlattığı çok yönlü saldırılarının ardından uluslararası insan hakları hukuku ve insancıl hukuka eksiksiz saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.

“Sivillere erişime izin verilmeli”

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “En büyük korkumuz gerçek oldu. Haftalardır tırmanan gerilimin ardından Rusya’nın insan hayatı ve insan hakları açısından en korkunç sonuçlara yol açabilecek işgali başladı” dedi.

Callamard sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ukrayna’nın askeri üslerine bombalar ve füzeler yağıyor ve Rusya ordusunun gelişigüzel silahlar kullandığına ilişkin ilk haberler gelmeye başladı. Uluslararası Af Örgütü bir kez daha tüm tarafları uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukukuna sıkı sıkıya bağlı kalmaya çağırmaktadır. Sivillerin hayatı, evleri ve sivil altyapı korunmalıdır.

Gelişigüzel saldırılar yapılmamalı ve misket bombaları gibi yasaklı silahlar kullanılmamalıdır. Ayrıca, insani yardım örgütlerinin çatışmalardan etkilenen sivillere erişimine izin verilmesi ve erişimin kolaylaştırılması çağrımızı da yineliyoruz. Uluslararası Af Örgütü, tüm tarafların işleyebileceği uluslararası hukuk ihlallerini ortaya çıkarmak için durumu yakından izleyecek.”

2014-2015 dönemi

Uluslararası Af Örgütü daha önce Rusya ile Ukrayna arasındaki silahlı çatışmaların şiddetlenmesinin, sivillerin hayatı, geçimi ve sivil altyapıya yönelik tehditler ile olası bir akut gıda krizi ve kitlesel boyutta yerinden edilme dahil olmak üzere insan hakları açısından yaratabileceği yıkıcı riskler konusunda uyarıda bulunmuştu.

Örgüt, 2014-2015’te Ukrayna’nın doğusunda savaş suçları ve insanlığa karşı suçların işlendiği çatışmaların insan hakları bakımından sebep olduğu ağır kayıpları belgelemişti.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden ‘Osman Kavala’ Çağrısı: Serbest Bırakın

Osman Kavala’nın serbest bırakılması çağrısında bulunan Uluslararası Af Örgütü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Cezaevinde geçen dört yıldan uzun bir sürenin ardından yetkililerin artık doğru olanı yapıp Osman Kavala’yı serbest bırakmasını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi dün yapılan oylamada, Türkiye’nin AİHM kararına rağmen insan hakları savunucusu Osman Kavala’yı serbest bırakmaması nedeniyle Türkiye aleyhine Aralık ayında başlattığı ihlal prosedürünü oy çokluğuyla kabul etti.

Konu hakkında bir açıklama yayımlayan Uluslararası Af Örgütü, Kavala’nın serbest bırakılması çağrısında bulundu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi;

“Alınan bu önemli karar neticesinde Türkiye artık yalnızca önde gelen bir insan hakları savunucusunun keyfi tutukluluğuna son vermeyi reddettiği için değil, adalet sisteminin Kavala davasıyla simgeleşen ciddi işlevsizliği nedeniyle de topun ağzında. Cezaevinde geçen dört yıldan uzun bir sürenin ardından yetkililerin artık doğru olanı yapıp Osman Kavala’yı serbest bırakmasını umuyoruz.

Oylama, Türkiye’nin adalet sisteminin Osman Kavala’ya kanıt olmaksızın saçma sapan suçlamalar yüklemeye devam ederek her ne pahasına olursa olsun onu kilit altında tutmaya çalıştığını ve Türkiye’nin kurucu üyelerinden olduğu Avrupa Konseyi’nin bu duruma kayıtsız kalmayacağını açıkça göstermiş oldu. Avrupa Konseyi’nin bu mesajı nettir: Türkiye Osman Kavala’yı serbest bırakmalı ve Kavala’ya yönelik siyasi saiklere dayalı zulme son vermelidir.”

Avrupa Birliği’nden sert tepki

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’ye yönelik başlattığı ihlal süreciyle ilgili sert mesajlar içeren bir açıklama yayımladı.

Borrell’in sözcüsü Peter Stano’nun yayımladığı metinde, ihlal sürecinin, Bakanlar Komitesi’nin ender kullandığı araçlardan olduğuna ve Kavala davasıyla ilgili ciddi endişeleri yansıttığına vurgu yapıldı. Kavala’nın hakkında bir hüküm bulunmadan yıllardır cezaevinde tutulduğuna da işaret edildi.

“Kaygı verici bir emsal”

Türk makamlarının ilgili AİHM kararlarını uygulamayı reddetmesinin üzücü olduğu belirtilen açıklamada “Bu tutum kaygı verici bir emsal oluşturmakta ve AB’nin Türk yargısının uluslararası standartlar ile Avrupa standartlarına bağlılığı konusundaki endişelerini güçlendirmektedir. Bu tutum aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyesi ve AB üye adayı olarak üstlendiği yükümlülüklerle de tezat oluşturmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Erdoğan’dan açıklama

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ukrayna ziyareti öncesinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’ye karşı başlatılan ihlal süreciyle ilgili bir soruyu, “Bizim mahkemelerimizi tanımayanları biz tanımayız. Çok net söylüyorum. Bizim mahkemelerimizin bu konuda vermiş olduğu bir karar var. AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi ne demiş bizi çok ilgilendirmiyor. Biz kendi mahkemelerimize saygı duyulmasını bekliyoruz. Bu saygıyı duymayanlara da kusura bakmasınlar bizim saygımız olmayacaktır” diye yanıtlamıştı.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden Türkiye’ye ‘Erkek Şiddetine Karşı Sıfır Tolerans’ Çağrısı

Uluslararası Af Örgütü bugün “Türkiye Sözleri Eyleme Geçir” başlıklı bir rapor yayımlayarak Türkiye’de kadın haklarını mercek altına aldı. Raporda, şiddetin ve cezasızlığın önlenmesine yönelik Türkiye’de bağlayıcı ulusal, bölgesel ve uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına işaret ediliyor.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı sonrası mevcut yasal çerçeveleri, yasalardaki boşlukları ve yetkililerin uymakla yükümlü olduğu yasa, sözleşme ve standartları inceleyen örgüt, raporda vaatler ve uygulamalar arasındaki boşluklara işaret etti, acil gerçekleştirilmesi gereken tavsiyelerini paylaştı.

“Siyasi irade yok”

Raporda dikkat çekici şu tespite yer verildi:

“Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı amaçlayan bir siyasi irade yok. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Mart 2021’de paylaştığı, “Kadına yönelik şiddette sıfır tolerans anlayışıyla ihtiyacınız olan her an, yanınızdayız” tweetiyle başlayan rapor, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İnsan Hakları Eylem Planı tanıtım toplantısındaki, “Tek bir kadının dahi şiddet mağduru olmadığı güne kavuşana kadar kurumların, sivil toplum kuruluşlarının, medyanın ve toplumun tüm kesimlerinin işbirliğiyle bu mücadeleyi sürdüreceğiz” sözlerine değiniyor ve vaatlerden bu yana neler yapıldığını ve yapılmadığını ele alıyor.

Uluslararası Af Örgütü raporun amacının, Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin mevcut durumunu incelemek ve devletin, kadınların şiddete maruz kalmama hakkına saygı gösterme, bu hakkı koruma ve gereğini yerine getirme yükümlülüklerinin bir özetini sunmak olduğunu belirtiyor.

“Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmiyor”

Uluslararası Af Örgütü Kampanyalar Koordinatörü Göksu Özahıshalı, “Kadına yönelik şiddet büyük bir insan hakları ihlalidir. Bu rapor ile amacımız Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından Türkiye’deki mevzuat, Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler, BM organları, Avrupa Konseyi ve ilgili diğer uluslararası kuruluşların tavsiyeleri üzerinde yapılan incelemeler ve Türkiye’deki çeşitli kadın hakları örgütleriyle yapılan istişarelerle, Türkiye’nin kadın haklarını korumak konusunda devam eden yükümlülüklerinin genel bir değerlendirmesini yapmak, yetkililere üzerlerine düşen görevleri hatırlatmaktır.” dedi.

Cinsel şiddetle mücadele merkezleri, çocuk yaşta evlilikler, koruma kararları, cinsel sağlık ve üreme sağlığı gibi başlıkların da incelendiği raporun tavsiye listesinde örgüt şu çağrılarda bulundu: Kadınların korunma ve temel hizmetlere erişim hakkını güvence altına alın, kadınların adalete ve onarıma erişim hakkını güvence altına alın, kadınların ve kız çocukların zorla evlendirmeye maruz bırakılmadan yaşama hakkını koruyun, kadınların ve kız çocukların sağlık hakkını güvence altına alın, kadınların ve kadın hakları gruplarının barışçıl toplanma hakkını güvence altına alın.

Eylem Planları rafta mı kaldı?

Kadınlara yönelik şiddet ve eşitsizliklerin verilerine yer verilen raporda, şiddetin ve cezasızlığın önlenmesine yönelik Türkiye’de bağlayıcı ulusal, bölgesel ve uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına işaret ediliyor. Raporun dördüncü bölümünde bu yasal çerçeveler ışığında, vaatler ile gerçekte olanlar arasında süregelen boşluklar mercek altına alınıyor.

Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasına ilişkin, sonuncusu Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıktığı gün duyurulan dört ayrı ulusal eylem planı açıklandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4. Ulusal Eylem Planı’nda 2021-2025 yılları arasında yapılacakları ilan etti. Eylem planı ve atılan adımları inceleyen Af Örgütü, raporda dördüncü bölüme şu çarpıcı tespitle başlıyor:

“Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı amaçlayan bir siyasi iradenin olmaması, Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin sona erdirilmesinin önündeki en önemli engellerden biridir. Hükümet defalarca kadınları toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten korumak için sözlü vaatlerde bulundu, ancak sonrasında, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek gibi, bu vaatlerle ters düşen adımlar attı. Yine de Türkiye yetkilileri, kadınlara ve kız çocuklara yönelik sorumluluklar üstlendi ve bu sorumlulukları yerine getirmek için yasalar çıkardı. 4. bölüm, bu sorumluluklarla gerçekte olanlar arasındaki boşlukları incelemektedir.”

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Af Örgütü’nden Dikkat Çeken Rapor: Pandemi Döneminde Doğru Bilgilenme Engellendi

Uluslararası Af Örgütü, “hükümetlerin, pandemi nedeniyle medya ve sivil toplum üzerinde daha fazla baskı uyguladığı, buna dezenformasyon dalgasının da eklenmesiyle halkın virüs hakkında kesin bilgilere doğrudan erişiminin engellediği” ifadelerinin yer aldığı bir rapor yayınladı.

Amerika’nın Sesi’nden Arzu Çakır‘ın haberine göre örgüt, dünyanın dört bir yanında birçok hükümetin, eleştirileri susturmak için pandeminden faydalandığını ve devletler tarafından alınan olağanüstü önlemlerin, pandeminin sonunda ortadan kalkması gerektiğini belirtti.

Uluslararası Af Örgütü’nün bu sabah yayınladığı “Kovid 19 salgını sırasında ifade özgürlüğü tehdidi: Yalan ve yanlış bilgilendirme” adlı raporda, pandemi döneminde ifade özgürlüğünün önünde benzeri görülmemiş engeller oluşturulduğu belirtildi. Hükümetlerin, pandemi nedeniyle medya ve sivil toplum üzerinde daha fazla baskı uyguladığı, buna dezenformasyon dalgasının da eklenmesiyle halkın virüs hakkında kesin bilgilere doğrudan erişiminin engellediği belirlendi.

“Pandemi döneminde doğru bilgilenme engellendi”

Af Örgütü Politika ve Araştırma Direktörü Rajat Khosla, rapor dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Salgın boyunca hükümetler ifade özgürlüğüne eşi görülmemiş bir saldırı başlattı. İletişim kanalları hedef alındı, sosyal ağlar sansürlendi ve medya kuruluşları kapatıldı. Gazeteciler ve sağlık çalışanları susturuldu ve hapsedildi. Bunun sonucunda yaşanan bilgi eksikliği, pandeminin etkisini kötüleştiren bir faktör oldu” dedi.

Salgın boyunca gazetecilerin ve sağlık çalışanlarının susturulduğu ve hapsedildiği kaydedilen raporda, “Sonuç olarak, insanlar, kendilerini ve toplumu nasıl koruyacakları da dahil olmak üzere, Kovid 19 hakkında yeterli bilgilere erişemedi. Kovid 19 pandemisi nedeniyle tahminen 5 milyon insan hayatını kaybetti. Bilgi eksikliği muhtemelen bu rakama katkıda bulunan bir faktördü” ifadesine yer verildi.

Özellikle pandeminin başlangıç noktası Çin’e gönderme yapılan raporda, dünyanın dört bir yanında uygulanan baskılar yer aldı. Raporda, “Salgının doğası ve kapsamı hakkında yanlış ve zararlı bilgiler üretmek ve kasıtlı olarak yaymakla suçlanan” kişilere karşı, Şubat 2020 itibarıyla 5 bin 500’den fazla cezai soruşturma açıldığı bilgisine yer verildi.

Uluslararası Af Örgütü, Rusya’da Kovid 19’la ilgili yanlış bilgilerin yayılmasını ciddi şekilde cezalandıran bir yasanın pandemi sona erdikten sonra da yürürlükte kalacağı konusunda uyarıda bulundu. Af Örgütü Direktörü Rajat Khosla, “İfade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların yalnızca bir kerelik bir krizle başa çıkmak için, zamana bağlı olağanüstü önlemler olmadığı açıktır. Son yıllarda hükümetler, sivil topluma saldırılarını hızlandırmak için yeni bir bahane buldular” dedi. Raporda, devletler, bağımsız bilgilerin serbest bırakılmasını önlemek için “pandemiyi bahane olarak kullanmayı bırakmaya” davet edildi.

Dijital platformlara eleştiri

Örgüt, hükümetlerin yanı sıra, dezenformasyonla mücadele için yeterince çaba sarf etmeyen dijital platformları da eleştirdi. İnternet devi platformların pandemi dönemindeki rolüne ışık tutan raporda, “kullanıcıların dikkatini çeken içeriği arttırmak için tasarlanan bu platformlar, yanlış veya yanıltıcı bilgilerin yayılmasını önlemek için gerekli özeni göstermedi. Bu ortam, insanların tam olarak bilgilendirilmiş bir görüş oluşturmalarını ve sağlıkları hakkında bilinçli seçimler yapmalarını giderek daha da zorlaştırdı” ifadesi yer aldı. Dünyada aşı karşıtı eylemlerin çoğalmasında bu faktörün katkısı olduğu vurgulanan raporda, “yanlış bilgilendirmenin neden olduğu aşı konusundaki isteksizliği sınırlamak” için “doğru bilginin verilmesinin önemine” vurgu yapıldı.

“Pandemi baskı için bahane olmamalı”

Raporun öneriler bölümünde, pandemi döneminde getirilen ve ifade özgürlüğünü sınırlayan olağanüstü önlemlerin, pandemi sonrasında devam etmemesi gerektiği vurgulandı. Hükümetlerin, insanların sağlık hakkını korumak için acilen bu kısıtlamaları kaldırması ve serbest bilgi akışını sağlaması gerektiği dile getirildi ve “Devletleri ifade özgürlüğü üzerindeki tüm haksız kısıtlamaları kaldırmaya ve halkları pandemi hakkında tam olarak bilgilendirmeyi amaçlayan güvenilir ve erişilebilir bilgiler sağlamaya çağırıyoruz.

Yanlış bilgilendirmeye karşı sansürle değil, aksine özgür ve bağımsız medya ve güçlü bir sivil toplumla mücadele edilebilir. Aynı zamanda devletler, günümüzde internette yanlış ve dezenformasyonun yayılmasının temel nedenlerinden biri olan teknoloji devlerinin yıkıcı iş modelini değiştirmek için çalışmalıdır. İnsanların doğru bilgilenmesi için, kanıta dayalı bilgilere zamanında ve ücretsiz erişime sahip olmalarını sağlamalıdır. Dijital devler de, devekuşu siyaseti yapmayı bırakmalı ve yanlış bilginin yayılmasını engellemek için harekete geçmelidir. Bu şirketlerin iş modellerinin insan haklarını tehlikeye atmadığından emin olmaları gerekiyor” ifadelerine yer verildi.

Paylaşın