Kırım İle Rusya’yı Bağlayan Kerç Köprüsü’nde Patlama

Rusya ile Kırım arasında yer alan Kerç Köprüsü’nde patlama meydana geldi. Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak, patlamaya ilişkin “Kırım, köprü, başlangıç” yorumunda bulundu.

Rusya ile Kırım arasında yer alan Kerç Köprüsü’nde kamyondaki patlama sonucu hasar oluştuğu bildirildi.

Rusya Ulusal Terörle Mücadele Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Kerç Köprüsü’nde kamyondaki patlama nedeniyle yakınında yakıt taşıyan trenin vagonlarında yangın çıktığı belirtildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Kerç Köprüsü’ndeki acil durumla ilgili hükümet komisyonu kurulması talimatını verdiği duyuruldu.

Ukrayna Resmi Haber Ajansı da köprüde sabah saatlerinde patlama meydana geldiğini duyurdu.

Öte yandan Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak, Rusya ile Kırım arasındaki köprüde meydana gelen patlama ile ilgili “Kırım, köprü, başlangıç” yorumunda bulundu.

Podolyak, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, bunun sadece başlangıç olduğunu belirterek “Kırım, köprü, başlangıç. Yasadışı olan her şey yok edilmeli, çalınan her şey Ukrayna’ya iade edilmeli, Rusya işgal ettiği yerleri terk etmeli” ifadesini kullandı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Kerç Köprüsü’ndeki acil durumla ilgili hükumet komisyonu kurulması talimatını verdiği duyuruldu.

Köprü trafiğe kapatıldı

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde Kerç Köprüsü’ndeki yolun çökmesi, raylar üzerinde yakıt bulunan vagonlardan alevlerin yükselmesi yer alıyor. Kerç Köprüsü, çift taraflı araç trafiğine kapatıldı.

Financial Times Moskova Büro Şefi Max Seddon da sosyal medya hesabından paylaştığı görüntülerde, “Bu sabahın erken saatlerinde Rusya’nın Kerç boğazını Kırım’a bağlayan köprüsünde bir patlama meydana geldi. Köprü, Ukrayna’daki Rus tedarik yolları için önemli bir kanal ve Putin’in büyük bir prestij kaynağıdır. Bu çok zarar verici bir darbedir” dedi.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye ‘Rusya Yaptırımları’ Uyarısı

Avrupa Birliği (AB), Rusya’ya yönelik uygulanan ve uygulanmaya yeni başlanan yaptırım paketi kapsamında Türkiye’ye uyarıda bulundu. AB’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırım paketi, ithalat ve ihracat kısıtlamalarının yanı sıra yaptırımları hileli yollarla delen kişi ve kuruluşların caydırılmasını da içeriyor.

Avrupa Komisyonu’nun Finansal Hizmetler, Finansal İstikrar ve Sermaye Piyasaları Birliği’nden Sorumlu Üyesi Mairead McGuinness dün Ankara’da görüştüğü hükümet yetkilileri ve iş dünyası temsilcilerine yeni yaptırımlar hakkında bilgi verdi ve Brüksel’in uyarılarını gündeme getirdi.

AB büyükelçilerinin yeni yaptırım paketinde uzlaşmalarından sadece bir gün sonra Ankara’da temaslarda bulunan Komisyon üyesi McGuinness, Ticaret Bakanı Mehmet Muş, Maliye Bakanı Nureddin Nebati ve Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile bir araya geldi. Komisyon üyesi, akşam yemeğinde de iş dünyasının önde gelen dernekleri ve kurumlarıyla toplantı yaptı.

AB delegasyonundan yapılan açıklamada, “Komisyon üyesi McGuinness, yaptırım politikalarını ve daha ileri iş birliği fırsatlarını ele almak ve hükümet üyeleriyle görüşmek üzere Türkiye’yi ziyaret ediyor” ifadelerine yer verildi.

Avrupalı yetkili, Ankara’daki resmi temaslarının ardından Twitter üzerinden yaptığı kısa açıklamada, belirsizliğin hüküm sürdüğü bir dönemde AB’nin güçlü ortağı olan Türkiye’de bulunmaktan mutlu olduğunu belirtirken, “Rusya’ya karşı yaptırımlarımızın uygulanmasına ve yaptırımların hile yoluyla atlatılmasını tespit edip kökünü kazıma ihtiyacına güçlü bir şekilde odaklandığımızı iletme fırsatı doğdu” diye konuştu.

McGuinness’in Ankara temaslarını daha önemli kılan gelişme, ziyaretin, AB’nin Rusya’ya dönük sekizinci yaptırım paketini kabul etmesinin hemen ardından gerçekleşmesi oldu. Rusya’nın petrol satışına tavan fiyat getirmesi nedeniyle çok tartışılan AB’nin yeni yaptırım paketi, ithalat ve ihracat kısıtlamalarının yanı sıra yaptırımları hileli yollarla delen kişi ve kuruluşların caydırılmasını da içeriyor.

Yaptırım kapsamı genişledi

AB, Rusya’nın askeri, endüstriyel ve teknolojik ürünlere ulaşmasını güçleştirmek, savunma ve güvenlikle ilgili sektörlerini geliştirmesini önlemek amaçlı olarak yeni ihracat kısıtlaması getiriyor ve bu kapsamda kömür, kok kömürü, Rus silahlarında bulunan spesifik elektronik parçalar, havacılık sektöründe kullanılan teknik malzemeler ve bazı kimyasalların satışını yasaklıyor.

Rus ekonomisine yaklaşık 7 milyar euro civarında zarar vermesi beklenen ithalat kısıtlamaları kapsamına ise işlenmiş ve yarı işlenmiş Rus çelik ürünleri, makine ve elektrikli aletler, plastik ürünler, araçlar, tekstil, ayakkabı, deri, seramik, bazı kimyasal ürünler ile altın dışı mücevher giriyor.

Aynı paket, Rusya’ya ileri teknoloji, mühendislik ve yazılım gibi alanlarda hizmet sunan şirketleri de etkiliyor.

AB, böylece kişi, kurum ve kuruluşların yanı sıra Rusya ile iş yapan şirketleri içerecek şekilde yaptırım kapsamını genişletmiş oluyor.

Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı 24 Şubat’ta başlattığı saldırının ardından ABD, AB ve diğer Batılı ortakların aldığı yaptırım kararlarına uymayacağını, ilkesel olarak sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce alınan yaptırımlara itibar edeceğini açıklamıştı.

Yaptırımlara uyan Avrupalı ve diğer uluslararası şirketlerin faaliyetleri sonlandırmasıyla doğan boşluk, Rus şirketleri ile yoğun bir mesai başlatan Türk şirketleri tarafından dolduruldu.

Bu süreçte, Türkiye’de kurulan çok sayıda Rus şirketi, ithalat ve ihracat faaliyetleri için Türkiye’yi üs gibi kullanmaya başladı. Financial Times’ın haberine göre, son dönemde Türkiye’den Rusya’ya ihracat geçen seneye oranla yüzde 50’ye yakın bir oranda arttı.

Brüksel’de tedirginlik arttı, Macron da uyardı

AB’li diplomatlara göre, Türkiye’de faaliyetini artıran Rus şirketlerinin sayısı her gün artıyor.

Samsun’dan Novorosisk’e yapılan Ro-Ro ticareti ve artan karayolu TIR ticaretini yakından gözleyen Brüksel’e göre, Rus şirketleriyle yapılan bu ticaretin AB yaptırım paketlerini delme olasılığı yüksek.

AB’nin bu tedirginliği, Prag’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesi marjında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından da dile getirildi. Erdoğan-Macron görüşmesinin ardından Fransız Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan bilgilendirmede, Fransız Cumhurbaşkanı’nın Erdoğan’a “Rusya’ya uygulanan yaptırımların atlatılmasına ilişkin çabalara karşı mücadele etme” çağrısında bulunduğu kaydedildi.

Türkiye’nin ihracatının neredeyse yarısını AB’ye yaptığını anımsatan diplomatlar, Brüksel’in Türkiye ile ticaretin zarar görmesini istemediğini ve bu nedenle Ankara ile yakın çalışma içinde olmak istediğini kaydediyorlar.

Aynı diplomatlara göre, Brüksel’in tedirginliğini daha da artıran gelişme Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 Ağustos’ta Soçi’de ziyaret ettiği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile iki ülke arasındaki ticaret ve ekonomik iş birliğini derinleştirmeyi amaçlayan ama içeriği açıklanmayan bir mutabakat muhtırasının imzalandığını açıklaması oldu. Diplomatlar, anlaşma içeriğinin bazı yaptırım alanlarıyla örtüşmesi nedeniyle kamuoyuna açıklanmamış olabileceği şüphesinin Brüksel ve Washington’da dile getirildiğini kaydediyorlar.

Batı’dan gelen bu kaygılar üzerine Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Ankara’daki büyükelçilere bir sunum yaparak, endişelerin yersiz olduğu ve yaptırım uygulanmasının zarar verici sonuçlar doğuracağı mesajını verdiği biliniyor.

Ancak Rus vatandaşlarının Türkiye’de kullanımına açılan Mir kartının Batı’dan Türk bankalarına gelen baskı sonucunda kullanıma kapatılması bu sürecin en somut gelişmelerinden biri olmuştu.

Daha çok iş birliği mesajı

McGuinness’in Ankara temaslarında Türkiye ile ticari iş birliğini artırma ve potansiyeli geliştirme mesajı verirken, yaptırımların delinmemesi için de Brüksel ile yakın iş birliği içinde olunması çağrısında bulunduğu öğrenildi. AB Komiseri’nin benzer mesajları iş dünyası temsilcileri ile yaptığı yemekte de gündeme getirdiği belirtiliyor.

McGuinness’in Maliye Bakanı Nebati ve Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu ile temaslarında, ‘Türkiye Ekonomi Modeli’ kapsamında izlenen politikaları ele alıp, muhataplarından bundan sonraki sürece dönük bilgi aldığı kaydediliyor.

Brüksel’de yapılan değerlendirmeler, Türkiye’nin izlediği modelin ileriki dönemde Türk ekonomisine ve özellikle reel ekonomiye daha fazla kayıp verdireceğini, enflasyonun kısa vadede düşme eğilimine girmeyeceğini öngörüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Birliği, Rusya’ya Yönelik 8. Yaptırım Paketinde Anlaştı

Avrupa Birliği (AB) dönem Başkanı Çekya, üye ülke büyükelçilerinin Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlarda siyasi anlaşma sağladıkları duyuruldu. Yaptırımların Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’nın bazı bölgelerini ilhakına karşı “güçlü bir yanıt” olduğu kaydedildi.

Bianet’te yer alan habere göre, Rusya’nın komşusu Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş, devam ederken Avrupa Birliği (AB) Rusya’ya yönelik sekizinci yaptırım paketinde anlaşmaya vardı.

AB dönem Başkanı Çekya’nın resmi sosyal medya hesabından konuyla ilgili yapılan paylaşımda, üye ülke büyükelçilerinin Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlarda siyasi anlaşma sağladıkları duyuruldu.

Paylaşımda, yaptırımların Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’nın bazı bölgelerini ilhakına karşı “güçlü bir yanıt” olduğu kaydedildi.

Açıklamaya göre, sekizinci yaptırım paketi, yazılı olarak onaylandıktan sonra AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe girecek.

“Hızlı ve kararlı hareket ettik”

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de konuyla ilgili sosyal medya hesabından, “Bugün üye ülkelerin 8. yaptırım paketi üzerinde anlaşmasını memnuniyetle karşılıyorum” paylaşımında bulundu.

Hızlı ve kararlı bir şekilde hareket ettiklerini kaydeden von der Leyen, “Putin’in düzmece referandumunu ve Ukrayna’da herhangi bir ilhakı asla kabul etmeyeceğiz” ifadesini kullandı. Von der Leyen, “Kremlin’e bedel ödetmeye devam edeceklerini” söyledi.

AB Komisyonu, 28 Eylül’de Rusya’ya karşı ticaret yasakları ve Rusya petrolüne tavan fiyat uygulamasını da içeren yeni yaptırım paketini teklif etmişti. AB üyesi 27 ülke tarafından onaylanması gereken yeni yaptırım paketi kapsamında, bazı kişi ve kuruluşlar yaptırım listesine eklenecek, ayrıca ticaret ve petrol ithalatında da bazı kısıtlamalar getirilecekti.

Pakette, Rusya petrolünün üçüncü ülkelere satışına tavan fiyat getirilmesi yer alıyordu. Anlaşma sağlanan paketin bütün içeriği ise henüz paylaşılmadı.

Putin, ilhak yasa tasarılarını imzaladı

Kremlin Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Ukrayna’nın Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinin Rusya tarafından ilhak edilmesine ilişkin yasaları imzaladı.

Söz konusu bölgelerin Rusya’ya bağlanmasını öngören yasalara göre, bu bölgelerde yaşayanlar Rusya vatandaşı kabul edilecek. Putin, imzaladığı kararnamelerle, bölgelere geçici başkan ve vali de atadı.

Ne olmuştu?

Putin, Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesindeki Donestk ve Luhansk’ta Rusya yanlısı ayrılıkçıların bağımsızlık ilanını Şubat ayında tanımış, kısa bir süre sonra, 24 Şubat 2022’de Rusya güçleri Ukrayna’yı işgal etmişti.

Dört bölgede düzenlenen ve başta Avrupa Birliği (AB) ve ABD olmak üzere, Türkiye ve İsrail de dahil pek çok ülkenin sonuçlarını tanımayacağını açıkladığı referandumlarda, Donetsk’te kullanılan oyların yüzde 99.23’ü, Luhansk’taki oyların yüzde 98.42’si, Herson’daki oyların yüzde 87.05’i, Zaporojya’daki oyların yüzde 93.11’i Rusya’ya bağlanma yönünde olmuştu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Putin’in ilhak anlaşmalarını imzalamasının ardından NATO’ya başvuru yapacaklarını açıklamış, ABD Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulayacaklarını duyurmuştu.

Paylaşın

Papa Francesco, Putin’e ‘Yalvardı’: Ukrayna’da Savaşı Durdur

Ukrayna’daki savaşın gidişatından, nükleer saldırı tehdidinden endişe duyduğunu belirten Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francesco, “Rusya Devlet Başkanı’na bu şiddet ve ölüm sarmalını durdurması için yalvarıyorum’’ dedi.

Her haftaki Pazar duasını genellikle İncil’den alıntı ve öğretilere ayıran Papa, bugün ise yalnızca Ukrayna’ya değindi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, Vatikan’daki San Pietro Meydanı’nda yapılan dua öncesi Papa şunları söyledi:

“Ukrayna’daki savaşın gidişatı büyük endişe yaratacak kadar ciddi, yıkıcı ve tehdit edici bir hal almıştır… İnsanlığın bu korkunç ve akıl almaz yarası iyileşmek yerine, yayılma riskiyle daha fazla kanamaya devam ediyor.’’

İnsanlığın bir kez daha atom bombası tehdidiyle karşı karşıya olmasını ‘’absürt’’ diye niteleyen Papa, “Son günlerde uluslararası hukuk ilkelerine aykırı yeni eylemlerle ortaya çıkan vahim durumdan derin üzüntü duyuyorum. Nükleer tırmanma riski, dünya çapında kontrol edilemez ve yıkıcı sonuçlardan korkulacak kadar artıyor” dedi.

Papa, ‘’Savaşın asla bir çözüm olmadığını, sadece yıkım olduğunu anlamamız için daha ne kadar kan akması gerekiyor?’’ diye sorarak, ‘’Tanrı adına ve her yürekte yaşayan insanlık duygusu adına, derhal ateşkes çağrımı yineliyorum. Silahlar sussun’’ çağrısı yaptı.

Öncelikle Rusya lideri Vladimir Putin’e seslenen Papa şunları söyledi:

“Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’na, kendi halkının iyiliği için de bu şiddet ve ölüm sarmalını durdurması için yalvarıyorum.

“Öte yandan, Ukrayna halkının maruz kaldığı saldırılar sonucunda çektiği büyük acılardan dolayı üzüntü duyarak, Ukrayna Devlet Başkanı’na ciddi barış önerilerine açık olması çağrısında bulunuyorum.

“Uluslararası toplumun tüm baş aktörlerine ve ulusların siyasi liderlerine, savaşa son vermek için ellerinden gelen her şeyi yapmaları ve diyalog girişimlerini teşvik edip desteklemeleri çağrısında bulunuyorum.”

Papa konuşmasında savaşı ‘hata’, ‘dehşet’ ve ‘çılgınlık’ diye niteledi ve ‘’Lütfen genç nesillerin savaşın kirli havasını değil, barışın sağlıklı havasını solumasına izin verin’’ dedi.

‘Moskova ile diyalog kanallarını açık tutmak istiyor’

Papa Francesco daha önce de Ukrayna’daki de dahil olmak üzere dünyanın birçok yerinde süren savaş ve çatışmaların durması yönünde defalarca çağrı yapmıştı.

Ancak Ukrayna konusunda Rusya yönetimine yönelik sert ifadelerden kaçınması bazı kesimler tarafından eleştirilirken, Vatikan’a yakın kaynaklarca Moskova ile diyalog kanallarını açık tutma niyetinin göstergesi olarak yorumlanıyordu.

Papa, Ukrayna işgali başladıktan hemen sonra protokollerin dışına çıkarak Rusya’nın Vatikan Büyükelçiliği’ne gitmiş ve kaygılarını şahsen iletmişti.

İlerleyen haftalarda da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill ile görüşmek için girişimlerde bulunmuş, ancak Rusya tarafından bu görüşmelere onay gelmemişti.

Son olarak da geçen ay Papa Francesco ile Patrik Kirill’in Kazakistan’da bir araya gelmesi beklenirken Kirill bu geziye katılmaktan vazgeçmişti.

Papa Kazakistan gezisinde de, Ukrayna işgaline destek veren açıklamalar yapan Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill’e gönderme olarak yorumlanan bir konuşma yapmış ve ‘şunları söylemişti:

“Şiddeti asla haklı göstermemeliyiz! Kutsalların, kutsal olmayanlar tarafından sömürülmesine izin vermemeliyiz! Tanrı barıştır ve her zaman barışa götürür, asla savaşa götürmez.”

Paylaşın

Ukrayna’na Zaporijya’da Sivil Araç Konvoyuna Saldırı: 23 Ölü

Avrupa’nın en büyük nükleer santralinin bulunduğu Ukrayna’nın Zaporijya bölgesinde sivil araçların bulunduğu konvoya düzenlenen füze saldırısında en az 23 kişinin hayatını kaybettiği, 35 sivilin de yaralandığı duyuruldu.

The Guardian gazetesinin aktardığına göre, Rusya’nın kontrolü altında bulunan bölgeden ayrılmak isteyen yakınlarını almak için yola çıkan araç konvoyu füzelerin hedefi oldu.

Saldırıyla ilgili Telegram hesabından açıklama yapan Zaporijya Valisi Oleksandr Starukh, Rusya güçlerin Zaporijya’dan çıkan sivil konvoyu füzelerle vurduğunu söyledi. Olayda ölü ve yaralıların olduğunu kaydeden Starukh, acil yardım ekiplerinin bölgeye sevk edildiğini açıkladı.

Ukrayna İçişleri Bakanı Danışmanı Anton Geraşenko saldırıda 23 can kaybının yanı sıra 35 sivilin de yaralandığını duyurdu.

Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkan Yardımcısı Kiril Timoşenko ise konvoya S-300 füze sistemleriyle 16 füze atıldığını söyledi.

Rusya, Ukrayna’yı suçladı

Saldırıyla ilgili açıklama yapan Rusya ise Zaporijya’da sivillerin yer aldığı araç konvoyunun Ukraynalı güçlerce vurulduğunu belirtti.

Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre, Zaporijya’daki Rusya yanlısı yönetimden yapılan açıklamada, Ukrayna ordusunun Zaporijya’dan çıkan sivil konvoyu füzelerle hedef aldığı ifade edildi.

Açıklamada, konvoyun Rusya ordusu tarafından kontrol edilen bölgeye geçmeye hazırlandığı sırada saldırının hedefi olduğu ve saldırıda 23 sivilin hayatını kaybettiği, 34 sivilin ise yaralandığı kaydedildi.

Referandumda “Rusya’ya bağlanma” kararı çıkmıştı

Ukrayna’yı 24 Şubat 2022’de işgal eden Rusya, Zaporijya’nın Avrupa’nın en büyük nükleer santrali olan Zaporijya Nükleer Santrali de dahil olmak üzere bir bölümünü kontrolü altında bulunduruyor.

Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesindeki ayrılıkçı Luhansk ve Donetsk bölgeleri ile işgal sonrasında Rusya’nın kontrolüne geçen Zaporijya ve Herson’da 20 Eylül’de referandumlar yapılmış ve yapılan referandumlarda Rusya’ya bağlanma kararı çıktığı açıklanmıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, dün (29 Eylül) bir açıklama yaparak söz konusu dört bölgenin bugün Türkiye saatiyle 15:00’te yapılacak bir törenle Rusya’ya bağlanacağını, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de Kremlin’deki törende bir konuşma yapacağını açıklamıştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, konuyla ilgili açıklamasında, “Ukrayna, Rusya’nın topraklarımızın herhangi bir bölümünü ele geçirme girişimlerine hoşgörü gösteremez ve göstermeyecektir” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Herson ve Zaporijya bölgelerinin bağımsızlıklarını tanıyan kararnameleri 30 Eylül’de imzaladı.

Paylaşın

Rusya: Ukrayna’daki Referandumlardan ‘Evet’ Çıktı

Ukrayna’nın Rusya kontrolündeki bölgelerde yapılan referanduma ilişkin açıklama yapan Rusya Seçim Komisyonu, oy sayımına başlandığı ve ilk sonuçlara göre “evet” oylarının önde olduğunu açıkladı. 

Komisyonun açıklamasında şu ana kadar oyların yüzde 27’sinin sayıldığı ve yüzde 98 ‘evet’ çıktığı bildirildi. Rusya’nın işgal altındaki Herson bölgesine atadığı Vladimir Saldo, Rus basınına yaptığı açıklamada, oylamada ‘zafer kazanıldığını’ söyledi.

Seçim Komisyonu’nun açıklamasına tepki gösteren Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba ise oyların geçerli olmadığını ileri sürdü.

Bakan Kuleba, Fransız mevkidaşı Catherine Colonna ile birlikte Kiev’de düzenlediği basın toplantısında “Bu durum politikamızı, diplomasimizi ve askeri alandaki eylemlerimizi değiştirmeyecek” dedi.

Geçen hafta Kremlin, sözde Donetsk ve Luhansk cumhuriyetleri ile Herson ve Zaporijya bölgelerinde Rusya’ya katılmayı öngören referandumların düzenleneceği ve Moskova’nın da bu referandumlardan çıkacak sonucu kabul edeceğini açıklamıştı.

5 gün süren referandumlardan Rusya’ya katılım sonucunun çıkacağı bekleniyordu. Sandıktan çıkan ‘evet’ oyu, Rus parlamentosunun her iki kanadı tarafından onaylanacak ve ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in imzası ile resmileşecek.

Moskova hükümeti, bu bölgelerin ilhak edilmesinin ardından Rusya’nın bir parçası olacağını ve bu bölgelere yönelik herhangi bir saldırının Rus topraklarına yapılmış sayılacağını belirterek üstü kapalı ‘nükleer silah’ tehdidinde bulunuyor.

Avrupa Birliği (AB), “referandumun’ organizatörlerine yaptırım uygulanacağını duyurdu.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in Sözcüsü Peter Stano, basın toplantısında yaptığı açıklamada, AB’nin bu referandumu “yasa dışı” tanımladığını belirterek, referandumu organize edenlere yaptırım uygulanacağını bildirdi.

Stano, “Bu yasa dışı referandumların düzenlenmesinde görev alan ve destek veren herkes için bunun sonuçları olacak.” dedi.

İngiltere de dün yaptığı açıklamada, Rusya yanlısı ayrılıkçıların, Ukrayna’nın 4 bölgesinde sözde referandum düzenlemesi nedeniyle 92 yeni yaptırım kararı almıştı.

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, yaptırımların, Ukrayna’nın 4 bölgesinde yasa dışı oylamaya zorlayan üst düzey Rus yetkililerin yanı sıra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in favori PR ajansı olarak bilinen “IMA Consulting” adlı şirketi hedef aldığı belirtilmişti.

İngiltere, halihazırda tahmini küresel net değeri 130 milyar sterlinin üzerinde olan 120’den fazla oligark dahil 1200’den fazla kişi ve 120’den fazla kuruluşa yaptırım uyguladı.

Paylaşın

ABD’den Rusya’ya ‘Nükleer Silah’ Uyarısı

ABD ile Rusya arasında ‘nükleer silah’ gerilimi tırmanıyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya’nın Ukrayna’ya karşı herhangi bir şekilde nükleer silaha başvurması halinde  kararlı bir karşılık vereceğini bildirdi ve Moskova’yı “felakete varan sonuçlarla” karşı karşıya kalacağı konusunda uyardı.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan NBC televizyonunda yaptığı açıklamada “Eğer Rusya çizgiyi aşarsa, bunun Rusya için felakete varan sonuçları olur” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i seferberlik ilan ettiği televizyon konuşmasında üstü kapalı bir biçimde ‘nükleer tehditte’ bulunmasıyla ilgili değerlendirmede bulunan Sullivan, “ABD’nin bunun tam olarak ne anlama geldiğini özel olarak Moskova’ya ilettiğini” belirtti.

Sullivan ayrıca ABD’nin Rusya ile sık sık ve doğrudan iletişim içinde olduğunu, bunun son günlerde Ukrayna’daki durum ve Putin’in eylem ve tehditlerine yönelik tartışmaları da kapsadığını sözlerine ekledi.

Putin’in “Ukrayna halkını haritadan silme niyetinin hala sürdüğünü” belirten Sullivan “Bu nedenle o buna devam ettikçe biz de silahlar, cephanelik, istihbarat ve sunabildiğimiz her türlü desteğe devam etmek zorundayız” diye konuştu.

Ukrayna nükleer güce sahip ülkelerden seslerini yükseltmesini istemişti

Ukrayna’da işgal ettiği topraklarda referandum düzenleyerek Rusya’ya katılımını sağlamayı amaçlayan Moskova, bu topraklara yönelik saldırıları Rusya’ya saldırı olarak göreceğini açıklamış, böyle bir durumun da nükleer silah kullanımı da dahil Rusya’nın kendini savunma gerekçesi olacağını duyurmuştu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa seferberlik ilan eden Putin, “Rusya’ya karşı saldırgan söylemler kullananlara hatırlatmak isterim ki, bu ülkenin çeşitli silahları var, bazıları NATO ülkelerinin sahip olduğundan daha modern. Toprak bütünlüğümüz tehdit edilirse Rusya mevcut tüm yolları kullanacak, bu bir blöf değil” ifadelerini kullanmıştı.”

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dymitro Kuleba bu tehditleri “sorumsuzca ve kesinlikle kabul edilemez” ifadeleriyle tanımlamış ve “Ukrayna teslim olmayacak. Bütün nükleer güçlere seslerini yükseltmelerini ve Rusya’ya böyle bir söylemin dünyayı tehlikeye atacağını ve hoş görülmeyeceğini açıkça söylemeli” ekliden sosyal medya hesabından paylaşımda bulunmuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Birliği: Putin Nükleer Silah Konusunda Blöf Yapmıyor

Ülkesini savunmak için nükleer silahlara başvurabilecekleri tehdidinde bulunan Rusya Devlet Başkanı Putin, aynı açıklamasında blöf yapmadığını da söylemişti. AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Borrell bu cümleye atıfla “Eğer insanlar blöf yapmadıklarını söylüyorlarsa bunu ciddiye almalısınız” dedi.

Yedinci ayındaki işgali sonlandıracak ve Ukrayna’nın bağımsızlığı ve egemenliğini koruyacak bir diplomatik çözümün kesinlikle bulunması gerektiğini de söyleyen Borrell, böyle bir çözüm olmazsa “başka bir savaş daha çıkar” görüşünü savundu.

Avrupa Birliği (AB) Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, BBC’ye yaptığı açıklamada savaşın tehlikeli bir noktaya ulaştığını söyledi.

Lyse Doucet’e konuşan Borrell, “Rus ordusu köşeye sıkışmış durumda ve Putin’in nükleer silah tehdidi ile buna tepki vermesi çok kötü” dedi.

Rusya son hafta içinde Ukrayna toprağı 4 bölgeyi ilhak etmek için harekete geçti ve kısmi seferberlik ilan etti.

Josep Borrell, yedinci ayındaki işgali sonlandıracak ve Ukrayna’nın bağımsızlığı ve egemenliğini koruyacak bir diplomatik çözümün kesinlikle bulunması gerektiğini de söyledi.

Borrell, böyle bir çözüm olmazsa “başka bir savaş daha çıkar” görüşünü savundu.

Rusya lideri Vladimir Putin, ülkesini savunmak için nükleer silahlara da başvurabilecekleri tehdidinde bulunmuştu.

Putin “yıkım yaratacak farklı silahları” bulunduğunu hatırlattığı açıklamasında “blöf yapmadığını da” vurgulamıştı.

Borrell bu cümleye atıfla “Eğer insanlar blöf yapmadıklarını söylüyorlarsa bunu ciddiye almalısınız” dedi.

Aynı konuşmada Putin 300 bin civarındaki yedek personeli silah altına almayı planladığını duyurmuştu.

Bunlar askeri eğitimi olan kişiler ve Vladimir Putin Ukrayna’daki savaş için gerekli kabiliyetlere sahip olanların çağırılacağını vurguladı.

Bunlara bazıları 60 yaşının üzerinde olan ve emeklilikten geri çağırılan subaylar da dahil.

Eylül ayı başında gelen karşı taarruzda özellikle Harkov kenti doğusunda  Ukrayna ordusu önemli kazanımlar elde etti.

Ülkenin lideri Volodimir Zelenskiy geri alınan toprağın büyüklüğünün sekiz bin kilometrekare olduğunu açıkladı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres de, Güvenlik Konseyi’nin Ukrayna Savaşı konusunda yaptığı özel toplantıda, nükleer bir savaştan bahsetmenin “tamamen kabul edilemez” olduğunu söyledi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

‘Putin Kendi Generalleri Tarafından Öldürülebilir’ İddiası

Batı medyasında yer alan bir haberde, “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Ukrayna’da nükleer silahları kullanmaya başlarsa ya da Savunma Bakanı Sergey Şoygu ya da Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov’a fiilen nükleer silahları kullanın derse, pek muhtemeldir ki reddecekler ve Putin’e karşı harekete geçmek zorunda kalıp onu öldüreceklerdir” iddiasında bulunuldu.

Rusya’nın 24 Şubat’ta başlattığı Ukrayna harekâtı 212’nci gününe girdi. Rusya lideri Vladimir Putin, geçen çarşamba kısmi askeri seferberlik kararı aldı ve 300 bin yedek askerin orduya çağrılacağı açıklandı.

University College London’a bağlı Slav ve Doğru Avrupa Çalışmaları Bölümü’nden Profesör Peter Duncan, İngiliz Daily Express gazetesine verdiği demeçte, Putin’in gerçeklikle bağı koptuğunu öne sürdü. Duncan’a göre; Putin Rusya’da da yurtdışınd da insanların ne düşündüğünü anlayamıyor. Bu da onun hata yapmasına yol açıyor.

Prof. Duncan, müttefikleri ve güvenlik servislerinin Ukrayna’da olup bitenler konusunda Putin’i kasten yanlış yönlendirdiğini iddia ederek, “Eski sorun devam ediyor, insanlar korktuğu için gerçeği söylemiyor, böylece olup bitenleri bilmiyor” ifadelerini kullandı.

Nükleer saldırı talimatı verirse…

Putin’in vereceği herhangi bir nükleer saldırı emrine Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ya da Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov riayet etmek zorunda olabilir. Ancak Duncan, bunun Putin’in sonu demek olabileceğini düşünüyor. Gerekçesini ise şöyle açıkıyor:

Halen şöyle düşünüyorum: Eğer Putin nükleer silahları kullanmaya başlarsa ya da Şoygu veya Gerasimov’a fiilen nükleer silahları kullanın derse, pek muhtemeldir ki reddecekler ve Putin’e karşı harekete geçmek zorunda kalıp onu öldüreceklerdir, çünkü bir emre itaat etmememiş olacaklar. Putin’i öldürmek o kadar kolay değil, Federal Güvenlik Servisi’nden insanları işin içine katmak zorunda kalacaklardır.”

Prof. Duncan, Ukrayna’ya karşı nükleer silahların kullanılması halinde, Batı’dan Rusya güçlerine kapsamlı bir konvansiyonel saldırı başlayacağı öngörüsünü de paylaştı.

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşının Sertleşmesi Türkiye’nin Denge Politikasını Etkiler Mi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rus işgali altındaki Ukrayna bölgelerinde “referandum” kararı alınması sonrasında bugün kısmi seferberlik ilan etmesi, savaşın tahmin edilenden daha uzun ve şiddetli geçeceğine ilişkin işaretleri artırdı. Bu durumun, Türkiye’nin izlemeye çalıştığı denge politikasını da daha zorlaması bekleniyor.

Putin bu sabah televizyonlardan canlı yayınlanan konuşmasında kısmi seferberlik ilan ettiklerini ve Rusya’nın kontrolündeki bölgeleri savunacaklarını açıklayarak, “Ülkemizin toprak bütünlüğü tehdit edildiğinde Rusya’yı ve halkımızı korumak için elimizin altında olan tüm araçları kesinlikle kullanacağız. Bu bir blöf değildir” ifadelerini kullandı.

Putin’in bu kararı Ukrayna ordusunun son haftalarda yaptığı karşı taarruz ile ülkenin doğusundaki bazı bölgeleri ele geçirmeye ve Rus birlikleri karşısında zaferler kazanmaya başlamasının ardından geldi. Ukrayna, Harkiv bölgesinde son altı günde 8 bin kilometrekarelik alanı geri aldığını açıklamıştı.

Kısmi seferberlik savaşı şiddetlendirir mi?

Peki şimdiye kadar Ukrayna’ya resmen savaş ilan etmeyen ve işgali “özel askeri operasyon” diye tanımlayan Rusya’nın son aldığı kısmi seferberlik kararı ne anlama geliyor ve savaşı daha da uzatarak, şiddetlendirir mi?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, yeni kararı savaşta gelinen yeni bir aşama olarak niteleyerek, şunları söylüyor:

“Putin’in kısmi seferberlik ilan etmesi savaşın artık çok yakın bir zamanda bitmeyeceğinin bir tezahürü. Bir ülke neden kısmi seferberlik ilan eder? Daha önce neden etmedi mesela? Bunun iki sebebi var; ya şu anda askeri güç olarak yıprandığını hissedip ilan etti ya da bu savaşı stratejik olarak ikinci aşamaya geçirerek daha da büyük bir savaş haline getirmek istiyor.”

Rusya son kararı kapsamında 300 bin kadar yedeği askere almayı planlıyor.

Dış Politika Analisti Aydın Sezer’e göre de savaş artık cephede daha da “sertleşecek.” Sezer, 300 bin asker alımının bunu gösterdiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu kararın alınmasının arka planında daha önemli bir siyasi gelişme daha var. O da önümüzdeki günlerde yapılacak referandumlar. Bu referandumlardan sonra Rusya’ya katılma kararı çıkarsa ki buna kesin gözüyle bakılıyor, Rusya bu bölgeleri kelimenin tam anlamıyla ilhak etmiş olacak. Dolayısıyla savaş bu bölgelerde bundan sonra Ukrayna topraklarında değil, Rusya topraklarında cereyan eden bir savaş haline gelecek.”

Sezer, referandumdan sonra Batı’nın Ukrayna’ya vereceği silahlarla ayrılıkçı topraklara yönelik bir saldırı gerçekleştiğinde artık resmen Rusya’ya yönelik bir saldırı olarak algılanacağına işaret ederek, Putin’in bunun ön hazırlığını yaptığını belirtiyor.

Ukrayna’nın işgali yaklaşık 7 ayı geride bırakırken, Rusya’nın kontrolüne aldığı ayrılıkçı bölgelerde 23-27 Eylül tarihleri arasında Rusya’ya katılmak için “referandum” düzenlenmesi bekleniyor.

Barış için hâlâ şans var mı?

Türkiye bir süredir savaşan iki tarafı Antalya’da daha önce yaptığına benzer şekilde yeniden masaya oturtmaya çalışıyordu. Erdoğan BM Genel Kurul konuşmasında “Her iki tarafa da krizden onurlu çıkış imkanı verecek makul, adil ve uygulanabilir bir diplomatik çözümü beraberce bulmamız gerekiyor” demişti.

Peki barış görüşmeleri için hala bir şans var mı?

Moskova’da yaşayan Rusya uzmanı Ümit Nazmi Hazır’a göre savaşın uzaması ve sertleşmesi ihtimalinin yanı sıra bir başka olasılık Putin’in hem referandumları hem de kısmı seferberlik kararını masada elini yükseltmek için öne sürmüş olabileceği.

Hazır, Rus liderin ayrılıkçı bölgeleri de referandumla kendisine bağlayıp ileride bir anlaşma olması durumunda elini biraz daha yüksekten açmak isteyebileceğini belirterek, “Benim gözlemim bundan sonraki süreçte görüşmelerin yine olabileceği yönünde. Bence Putin masaya oturma sürecini başlatmadan önce böyle geniş çaplı hamlelerle tansiyonu yükselterek hazırlık yapıyor” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan en son ABD’de PBS kanalına verdiği demeçte de Putin’le son görüşmesine atıfta bulunarak “Kendilerinin de aslında bu işi artık bir an önce bitirmenin gayreti içerisinde olduğunu anladım. Bu gidişin sıkıntısı büyük” demişti.

Ancak gelinen aşamada Dr. Semin’e göre barış artık daha uzak bir ihtimal. Semin, Türkiye’nin şu anda Rusya ile çok sayıda alanda işbirliği yaptığını, sadece doğal gaz değil Suriye, Doğu Akdeniz ve S-400’ler gibi başlıkların da ilişkilerin farklı boyutları olduğunu anımsatıyor.

Diğer yandan son dönemde Batı ülkelerin Türkiye’ye karşı tutumlarını, ABD’nin Türkiye’yi sıkıştırmak için Yunanistan’a destek verdiğini ve Dedeağaç’ta üs kurduğunu hatırlatan Semin bütün bunlara bakıldığı zaman uluslararası ilişkiler sisteminde Türkiye’nin yapacağı hamlelerin “çok belli ve net” olduğunu belirtiyor. Semin, ancak bu konjonktürde Türkiye’nin arabuluculuk girişimlerini doğu nezdinde yürütmeye çalıştığına işaret ederek, Türkiye’nin “bunu Rusya’yla ve doğu bloğuyla yürütmeye çalıştığını görebiliyoruz” diyor.

Türkiye’nin denge politikası zora girer mi?

NATO üyesi Türkiye savaşın başladığı 24 Şubat’tan bu yana iki tarafla da ilişkilerini sürdürerek “denge politikası” takip etmeye çalıştı ve bu konumu sayesinde tahıl koridoru anlaşması gibi bazı kazanımlar da sağladı. Ancak özellikle Semerkant’taki Şangay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde Putin ile sergilenen yakın dostluğun ardından dengenin bozulmakta olduğu yorumları yapıldı.

Şimdi ise gündemde kısmi seferberlik kararıyla savaşın uzaması ve daha şiddetlenmesinin Ankara’nın denge politikasını daha da zorlayıp zorlayamayacağı gibi önemli bir soru işareti bulunuyor.

Aydın Sezer, Türkiye’yi artık daha zor günlerin beklediğini söyleyerek, “Bundan sonraki süreçte NATO’dan gelecek telkinler ve talepler konusunda Türkiye’nin ne yapacağı büyük bir soru işareti” diyor. Sezer’e göre, Erdoğan yine her iki tarafı da idare etmeye yönelik olarak günü kurtarma çabasıyla bu işi götürebileceği kadar götürmeye çalışacak ama eninde sonunda tercih yapması gereken bir durum ortaya çıkabilir.

Rusya’nın son adımlarının ardından ise Batı ülkelerinin bir yandan Ukrayna’ya askeri teçhizat desteğini artırırken aynı zamanda yeni yaptırımları uygulamaya koyabileceği belirtiliyor. Batı’da Putin’e karşı açıklamaların dozu da giderek yükseliyor.

Hazır’a göre Türkiye’nin politikalarını biraz da savaşın seyri belirleyecek. Savaşın şiddetlenmesi durumunda Ankara’nın da daha net bir pozisyon seçmek zorunda kalabileceğine işaret eden Hazır, kendisi tercih yapmak istemese bile bir NATO üyesi olduğu için Batı’nın bunun için zorlayabileceğini kaydediyor.

Tahıl koridorunun geleceği ne olur?

Savaşın şiddetlenmesi durumunda son haftalarda Rusya’dan yapılan açıklamalarla geleceği tehlikede görünen tahıl koridoru anlaşmasının uzayıp uzamayacağı da merak konusu.

Semin’e göre tahıl koridoru sürdürülmek isteniyor ancak Rusya’nın tahılların Afrika’ya gitmediğini söyleyerek tepki göstermesinde haklılık payı var. 120 günlük anlaşmanın ilk süresinin bitmesinin ardından koşullu olarak ve “şu ülkelere ve şu kıtaya gidecek” denilerek yeniden çözüm arayışlarına girilebileceğini belirten Semin, “Bunda Türkiye tarafsız ve dengeli bir ülke olarak rol alabilir diye düşünüyorum” yorumu yapıyor.

Sezer ise Kasım ayında dolacak olan ilk sürenin ardından Putin’in bu ablukayı kaldırmaya devam edip etmeyeceği konusunun şu anda büyük bir muamma olduğunu ifade ediyor.

Konunun bir başka boyutunu ise sanılanın aksine Ukrayna’dan çıkan tahılın neredeyse yüzde 20’den fazlasının zaten Türkiye’ye gelmesi olarak gösteren Sezer, bu süreçte kazanan asıl tarafın dünyanın en büyük makarna ve un ihracatçısı ülkelerden bir tanesi olan Türkiye olduğunu belirtiyor.

Paylaşın