Türkiye, 14 Mayıs Seçimlerine Yüzde Kaç Enflasyonla Girecek?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Peki, Türkiye 14 Mayıs seçimlerine yüzde kaç enflasyon ile girecek? Bakan Nebati döneminde enflasyon nasıl değişti?

Enflasyonda tek hane sözü veren Nureddin Nebati 2 Aralık 2021’de Hazine ve Maliye Bakanı olarak atandı. 3 Aralık 2021’de ise kasım ayı enflasyon verileri açıklandı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık yüzde 21,3 oldu.

Bu veri Bakan Nebati dönemi öncesini yansıtıyor. Nebati göreve başlamadan hemen önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’de yeni bir ekonomi modeline geçildiğini açıklamıştı.

Aralık 2021’de yıllık enflasyon yüzde 36,1’e yükseldi. Ancak Bakan Nebati enflasyonunun düşeceğini açıkladı. Nebati 14 Ocak 2022’de Bloomberg’e yaptığı açıklamada Haziran 2023’te gerçekleşecek seçimlere Türkiye’nin “tek haneli enflasyon ile gireceğini” söyledi.

Bu söylemini şubat ayında tekrarladı. 3 Mart 2022’de sosyal medya hesabından Nureddin Nebati “2023 Haziran seçimlerine de tek haneli bir enflasyon rakamı ile gireceğiz.” paylaşımı yaptı.

Nebati döneminde enflasyon rekor kırdı

Bakan Nebati döneminde AK Parti iktidarının en yüksek enflasyonu görüldü. Nebati’nin göreve gelmesiyle hızla yükselen enflasyon Şubat 2022’de yüzde 50’yi aştı. Temmuz 2022’de yüzde 80’e ulaşan yıllık enflasyon Ekim 2022’de yüzde 85’i geçti.

Bu tarihten sonra baz etkisiyle inişe geçen enflasyon Mart 2023’te yüzde 50,5 oldu. Seçimler 14 Mayıs’ta gerçekleşecek. Nisan ayı enflasyonu mayıs başında açıklanacak.

Ancak enflasyon aylık bazda hiç artmamış bile olsa yıllık bazda mayısta yüzde 40’ın üzerinde olacak. Nisan ve mayıs aylarında fiyatlar hiç artmasa ve aylık bazda yüzde 0 olsa bile Mayıs 2023’te yıllık enflasyon yüzde 36’dan yüksek olacak.

Öte yandan, TÜİK’in verilerini muhalefet partileri inandırıcı bulmuyor. Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre de enflasyon TÜİK’in açıkladığından çok daha yüksek.

Mart 2023’te TÜİK’e göre enflasyon yüzde 50,5 iken ENAG bunun yüzde 113 olduğunu bildirdi. ENAG’a göre yıllık TÜFE Eylül 2022’de yüzde 186’ya kadar çıkmıştı.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF), Ekim 2022’de yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na göre 2023 sonunda yıllık enflasyon yüzde 51 olacak.

Yıllık enflasyon düşse bile fiyatlar düşmüyor aksine artmaya devam ediyor. Fiyatların düşmesi için aylık enflasyon dediğimiz “bir önceki aya göre değişim oranı”nın sıfırın altında; yani eksi olması gerekir.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye Merkezli İki Şirkete ABD’den Yaptırım: Bu Bir Uyarı Atışı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Türkiye merkezli Dexias Türkiye ve Azu International’a, Rusya’ya Ukrayna işgalinin ardından uygulanan yaptırımların delindiği gerekçesiyle yaptırım getirildiğini açıkladı.

Açıklamada Dexias Türkiye’nin, Rusya’daki Radioavtomatika şirketi için aracılık yaptığı aktarıldı. Rusya’daki bu şirket hali hazırda ABD yaptırımlarına tabiydi.

Dexias’ın Batılı şirketlerle iletişime geçerek ABD menşeili elektronik ürünler almaya çalıştığı öne sürüldü. Dexias Türkiye’nin yanı sıra Rusya’daki kolu olan Dexias Rusya ve bu iki şirketin de yöneticisi olan Alim Khazişmeloviç Firov’a da yaptırım açıklandı.

Yaptırım uygulanacak Türkiye merkezli ikinci şirket ise Azu International. ABD Hazinesi’ne göre Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin hemen ardından, Mart 2022’de kurulan bu şirketin amacı yaptırımlara takılan elektronik ürünleri Rusya’ya göndermekti.

ABD bu şirketin Rusya’ya birden fazla bilgisayar çipi sevkiyatı yaptığını açıkladı. Reuters ajansı da Aralık ayında Rus gümrük kayıtlarını inceleyerek yaptığı haberde bu şirketi Rusya’ya en az 20 milyon dolarlık elektronik parça sattığını yazmıştı.

ABD’nin yaptırım listesine aldığı şirketlerin ABD’deki varlıkları donduruluyor, SWIFT sistemini kullanarak uluslararası para transferi yapmaları da yasaklanıyor.

Dışişleri Bakanlığı’ndan da yaptırımlarla ilgili henüz bir açıklama gelmedi.

NATO üyesi Türkiye, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara ilkesel olarak karşı çıkmakla birlikte yaptırımların, Türkiye’de delinmeyeceğini ve sevk edilen ürünlerin Rus ordusu tarafından kullanılamayacağını belirtmişti.

Türkiye, geçen ay Batı ülkelerinin yaptırım listesinde olan malların Rusya’ya iletilmesini durdurmak üzere adım atmıştı.

ABD Maliye Bakanlığı’nın Terörizm ve Mali İstihbarat Müsteşarı Brian Nelson konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:

“Kremlin kapsamlı, çok taraflı yaptırımların ve ihracat kontrollerinin etrafından dolanmanın yollarını ararken ABD müttefik ve ortaklarıyla birlikte Putin’i savaşta destekleyen yaptırımların delinmesine yönelik girişimleri, sekteye uğratmaya devam edecek.”

Brian Nelson geçtiğimiz Ocak ayında Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’ı kapsayan bir ziyaret gerçekleştirmiş ve yaptırımların uygulanması odaklı ziyaret kapsamında Türkiye’de iş dünyası ve banka yöneticilerine yönelik yaptığı konuşmada uyarıda bulunmuştu.

Paylaşın

Financial Times: Seçmen, Erdoğan’dan Yoruldu

Dünya basını, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala, seçimler ve muhtemel sonuçlarını ilişkin değerlendirmeler yapmaya devam ediyor.

Birleşik Krallık merkezli Financial Times gazetesinden Adam Samson, Konya’ya giderek seçim öncesi seçmen eğilimleri konusundaki gözlemlerini kaleme aldı. Samson, hükümetin ekonomiyi batırdığı yönündeki seçmen yorumunu başlığa taşıdığı makalesinde seçmenlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan yorulduğunu yazdı.

Erdoğan’ın kalesi olarak bilinen şehirde kendisine olan inancın azaldığını, fakat bunun doğrudan doğruya muhalefete desteğe dönüşmediğini vurgulayan Samson, her geçen gün daha fazla seçmenin değişim istediğini fısıldadığını belirtti.

Makalesinde Konya’da bir kafede çalışan bir aşçının anlatımlarına yer veren Samson, ekonomik krizin yanı sıra temel hak ve özgürlüklerde yaşanan gerilemenin ve gücü cumhurbaşkanının elinde toplayan hükümet sisteminin de seçmenleri Cumhurbaşkan Erdoğan’dan uzaklaştırdığı yorumunda bulundu.

Deveci’nin anlatımları üzerinden seçmenlerin yine de Millet İttifakı’na oy vermek için çok az sebebi olduğu değerlendirmesini paylaşan gazeteci, seçmenlerin muhalefete de güven duymadığını aktardı. Erdoğan ve AK Parti’nin iktidarda olduğu son 20 yıl içindeki en zorlu seçim sürecini yaşadığını da kaydeden Samson, anketlerin Erdoğan ile Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu başa baş gösterdiğini hatırlattı.

Konya’daki her dört seçmenden üçünün 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy verdiğini kaydeden gazeteci, bu sefer durumun farklı olduğu, çünkü ülkenin devasa bir ekonomik kriz ile karşı karşıya olduğu ve Sabancı Üniversitesi’nden Profesör Berk Esen’in ifadesiyle söz konusu şartların AK Parti tabanının erimesini beraberinde getirdiği değerlendirmesini paylaştı.

Haberinde bir eczacının görüşlerine de yer veren Samson, bu kişinin ekonominin her gün kötüye gittiği ve artık değişime ihtiyaç olduğu yönündeki yorumunu paylaştı.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

ABD: Washington’un İsteği Türkiye’nin Rusya’yla Ticaretinin Azalması

Rusya – Ukrayna savaşı sırasında hem Moskova hem de Kiev ile iyi ilişkilerini sürdürmeye çalışan Ankara prensip olarak yaptırımlara karşı çıksa da yaptırımların Türkiye’de delinemeyeceğini ve gönderilen hiçbir ürünün Rusya ordusu tarafından kullanılamayacağını bildirmişti.

Aralarında ABD Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun da bulunduğu çok sayıda üst düzey Amerikalı yetkili Ukrayna işgalinden bu yana Türkiye’ye giderek, iş dünyası ve bankalara, ABD’nin Rusya’ya yaptırımlarını uygulamaları yönünde uyarılarda bulunmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Yaptırımlar Koordinasyon Ofisi Başkanı James O’Brien, G7 ülkelerinin baskısı üzerine, Türkiye’nin yaptırım uygulanan Batı mallarının Rusya’ya geçişini durdurmayı kabul ettiğini söyledi. O’Brien, Washington’un Ankara’nın Moskova ile ticaret verilerini, düşüş beklentisiyle takip edeceğini vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi James O’Brien, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada Türk yetkililerin, yaptırım uygulanan malların Rusya’ya yeniden ihracatına yasak getirdiklerini çeşitli hükümet ve kurumlarla “çok açık” bir şekilde paylaştıklarını söyledi.

Ancak O’Brien, Washington’un bu değişimin etkisini henüz görmediğini söyledi.

“Bunu görmemiz biraz zaman alacak. Mart ve Nisan aylarındaki ticaret verilerini göreceğiz ve bu ticaretin dramatik bir şekilde düştüğünü görmeyi bekleyeceğiz” diyen Amerikalı yetkili, tek önemsediğinin bu rakamlar olduğunu kaydetti.

ABD ve müttefikleri, Ukrayna’yı işgalinin ardından Rusya’ya kapsamlı yaptırımlar uyguladı. Ancak Karadeniz komşusu Türkiye ve Hong Kong dahil diğer ticaret merkezlerinden Rusya’ya tedarik kanalları açık kaldı.

İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin geçen ay yaptığı açıklamaya göre, Türk hükümeti şirketlere yasaklı yabancı malların bir listesini gönderdi ve 1 Mart’tan itibaren bu malların Rusya’ya aktarılmaması talimatı verdi.

Bu politika, Washington ve diğer zengin G7 bloğu ülkelerinin, Rusya’nın savaş alanında yeniden değerlendirebileceği ürünlerin satışını kısıtlamaları için, üçüncü ülkeleri ikna çabalarını izledi.

NATO üyesi Türkiye, savaş sırasında hem Moskova hem de Kiev ile iyi ilişkilerini sürdürmeye çalıştı.

Ankara prensip olarak yaptırımlara karşı çıksa da yaptırımların Türkiye’de delinemeyeceğini ve gönderilen hiçbir ürünün Rusya ordusu tarafından kullanılamayacağını bildirmişti.

Aralarında ABD Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun da bulunduğu çok sayıda üst düzey Amerikalı yetkili Ukrayna işgalinden bu yana Türkiye’ye giderek, iş dünyası ve bankalara, ABD’nin Rusya’ya yaptırımlarını uygulamaları yönünde uyarılarda bulundu.

ABD Maliye Bakanlığı’nın Terörizm ve Mali İstihbarat Müsteşarı Brian Nelson Şubat ayı başlarında Türkiye’de temaslarda bulunmuştu.

Hükümet yetkilileri ve bankacılık sektörü temsilcileriyle biraraya gelen Nelson, yaptırım listesindeki Rus kurumlarla iş yapmaları halinde Türk şirketlerinin ve bankalarının yaptırım riskiyle karşı karşıya kalabilecekleri uyarısı yapmıştı.

Amerikalı yetkili Türk şirketleri ve bankalarının, Rus askeri endüstriyel kompleks tarafından kullanılabilecek çift kullanımlı teknoloji transferine ilişkin işlemlerden kaçınmak amacıyla daha fazla önlem almaları gerektiğini vurgulamıştı.

Kazakistan ve BAE’den de beklentiler aynı

ABD Dışişleri Bakanlığı Yaptırımlar Koordinasyon Ofisi Başkanı James O’Brien, Kazakistan’ın da yaptırımları ihlal edebilecek ticareti inceleme ve tespit etme politikası açıkladığını söyledi ve Washington’un bu konuda gelişmeler görmeyi beklediğinin altını çizdi.

O’Brien, Birleşik Arap Emirlikleri’nin de Rusya ile ticaretini gözden geçireceğini ancak harekete geçme taahhüdünde bulunmadığını söyledi. Washington daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’nde “yaptırımlara uyumun zayıf olduğunu” açıklamıştı.

“Rusya bu malları silah yapmak için kullanıyor. Bu mesele G7 için çok yüksek bir öncelik’’ diyen O’Brien, ürünlerin nihai olarak Rus ordusuna gidecek olması nedeniyle, BAE’deki işlemlerle bağlantılı olan herkesin yaptırımları ihlal ediyor olabileceğini de belirtti.

Amerikalı yetkili, “Yani bu ticareti desteklemeye devam ediyorlarsa, işlerinin geleceğiyle kumar oynuyorlar” ifadesini kullandı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

“Türkiye, Irak ile Tazminat İçin Pazarlık Yapmak İstiyor” İddiası

Türkiye, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile yaptığı petrol sevkiyatı anlaşmasından dolayı geçen ayın sonunda 1,4 milyar dolar tazminat cezasına çarptırılmıştı. Türkiye’nin, boru hattının faaliyete geçmesi için pazarlık yapmak istediği iddia edildi.

Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin verdiği tazminat kararı sonrası 25 Mart’ta Irak’tan Ceyhan Limanı’na petrol akışı durdurulmuştu.

IKBY’nin Yabancı Medya İlişkileri Sorumlusu Lawk Ghafuri, “Federal hükümet, Türkiye’nin petrol ihracatını yeniden başlatmasını sağlamak için gerekli adımları atmalı” demişti.

IKBY Başbakan Danışmanı Bevar Hınsi de Irak bütçe yasa tasarısına göre IKBY hükümetinin günlük 400 bin varil petrol göndermesi gerektiğini belirterek, “O nedenle eğer IKBY’den çıkan petrol sevk edilmezse Irak bütçe tasarısı da sorunlu hale gelir.” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye’yi tazminata mahkum eden kararı sonrası Irak’tan petrol akışı durduruldu. IKBY ile Bağdat yönetimi arasında yapılan görüşmelerin ardından taraflar anlaştı.

Ancak tazminata mahkum olan Türkiye, Bağdat yönetiminden gelen talebe karşın boru hattının faaliyete geçmesine izin vermedi.

ABDmerkezli medya kuruluşu Bloomberg’e konuşan iki kaynak, tazminat kararı sonrası Türkiye’nin Irak’la pazarlık yapmak istediğini söyledi.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynaklardan biri, Türkiye’nin ödeme mekanizması veya 1.4 milyar dolar miktarındaki tazminatın düşürülmesine mi çalışacağı konularında yorum yapmayı reddetti.

Reuters’a konuşan kaynaklar da Türkiye’nin günde 400 bin varil petrol ihraç eden boru hattının yeniden açılmadan önce “bu davanın çözülmesini istediğini” kaydetti.

Bağdat yönetimi ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında, bu hafta Türkiye’ye petrol ihracatının yeniden başlatılmasına yönelik anlaşma imzalandı. Ancak herhangi bir müzakere sürecinin hattın açılmasını geciktirebileceği belirtiyor.

Paylaşın

İsveç’ten Türkiye’nin İstediği İki Kişiden Birine Onay, Diğerine Ret

İsveç, 29 yaşındaki Ömer Altun’un iadesine şartlı onay verirken,  51 yaşındaki Mehmet Zakir Karayel’in iadesine ilişkin talebi reddetti. İsveç, geçen yıl en az iki Türk vatandaşını iade etmişti.

Türkiye’nin talep ettiği kişilerin geri iade edilmemesi Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğini onaylamamasının önündeki en büyük engel olarak gösteriliyor.

TBMM’nin geçen ay onayından sonra Finlandiya’nın NATO üyeliği salı günü resmiyet kazanmıştı.

İsveç hükümeti, Türkiye tarafından istenen iki kişiden birinin iadesine onay verirken, diğerinin ise gönderilmesine karşı çıktı.

Adalet Bakanlığı, Türkiye’de yolsuzluk suçlamasıyla 15 yıl hapis cezasına çarptırılan 29 yaşındaki Ömer Altun’un iadesine şartlı onay verdi. İsveç’in talebi üzerine Altun Türkiye’ye gönderildikten sonra yeniden yargılanacak.

AFP, Yüksek Mahkeme’nin Altun’un iadesini kabul etmesinin ardından hükümetin bu yönde bir karar aldığını duyurdu.

Bu arada İsveç, Türkiye tarafından istenen 51 yaşındaki Mehmet Zakir Karayel isimli terör zanlısının iadesine ilişkin talebi reddeden Yüksek Mahkeme’nin kararını ise onayladı.

Adalet Bakanlığı, istenen bu kişinin İsveç vatandaşı olduğu gerekçesiyle iade işleminin gerçekleşmeyeceğini bildirdi.

Türkiye’de darbe girişimiyle bağlantıları oldukları suçlaması yöneltilen Zaman gazetesinin İngilizce yayının genel yayın müdürü de içinde olmak üzere bir kaç kişinin iadesini ise kabul etmedi.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Normalleşmesi: Kazanan Kim?

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Aralık 2022 yılında Moskova’da bir araya geldi. Bu, Türkiye ve Suriye arasında çatışmaların başladığı 2011 yılından bu yana en üst düzey ilk görüşmeydi.

Son olarak Rusya’nın başkenti Moskova’da Türkiye, Rusya, İran ve Suriye’nin dışişleri bakan yardımcıları bir araya geldi. Taraflar, Suriye’nin siyasi geleceğiyle ilgili bir görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmeye Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar, Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayman Susan, İran Dışişleri Bakanı’nın Siyasi İşler Danışmanı Ali Asgar Hacı ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov katıldı.

Görüşmelerin kapsamıyla ilgili kamuoyuna ayrıntılı bir açıklama yapılmadı. Ancak haber ajansı Reuters’ın Rus ve Suriyeli kaynaklarına dayandırdığı haberinde, söz konusu görüşmeyi yakın gelecekte dışişleri bakanları düzeyinde bir görüşmenin izleyebileceğini, uzun vadede de devlet başkanları düzeyinde bir görüşmenin mümkün olduğu ihtimali vurgulandı. Rus basınına yansıyan bazı haberlere göre de görüşmede Türkiye ve Suriye dışişleri bakanları arasında ikili bir görüşme yapılmasına ilişkin bir tarih ve mekan belirlenmesinin ele alındığı kaydedildi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yılın başında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşebileceği mesajını vermişti. Ancak Şam’dan bu konuda açık bir yanıt gelmedi. Suriye lideri Esad, Türkiye ile görüşmelerde bulunulmasına topyekün karşı olmasa da Ankara ile masaya oturmak bazı şartlar öne sürdü. Bunun başında da Türk askerlerinin Esad karşıtlarının kontrolünde olan Suriye’nin kuzeyindeki bölgeden çekilmesi yer alıyor. Türkiye’nin aynı zamanda muhaliflerin son kalesi olarak tanımlanan ve kısmen El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir Şam’ın kontrolü altında bulunan İdlib vilayetinde askeri varlığı bulunuyor.

Türkiye ve Rusya’nın çıkarı ne?

Peki canlandırılmaya çalışan bu ilişkilerden kim ne fazla sağlıyor?

Erdoğan’ın Şam’la temas kurmak istemesinin altında büyük ölçüde yaklaşan seçimler yatıyor. Türkiye’deki Suriyeli mülteciler, seçim kampanyalarının önemli bir konusu. Muhalefet, başlattığı seçim kampanyasında Suriyeli mültecileri evlerine göndereceğini vadediyor.

Ankara’da mültecilerle ilgili devam eden tartışmayı değerlendiren Hessen Barış ve Çatışma Araştırmaları Vakfı’nın Suriye uzmanı Regine Schwab, Erdoğan’ın da bugünlerde mültecileri Suriye’ye göndermekle uğraştığını göstermek istediğine dikkat çekiyor. Erdoğan’ın ayrıca Suriye’de Kürtlerin nüfuzunu ve özerkliğini bastırmak için de çaba sarf ettiğini belirten Schwab, “Erdoğan görüşmelerde bu amacını da hayata geçirmek için çabalayabilir” diyor.

Uzmanlara göre, Moskova’da yapılan görüşmelerden uluslararası ortamda Ukrayna savaşı nedeniyle giderek yalnızlaşan Rusya hükümeti aslında önemli ölçüde fayda sağlıyor. Alman Yeşiller partisine yakınlığıyla bilinen Heinrich Böll Vakfı’nın Ortadoğu Bente Scheller, yaptığı değerlendirmede, Rusya’nın bu görüşmelerle Suriye’de oynadığı önemli role dikkat çekmeye çalıştığını vurguluyor. Scheller, “Moskova aslında kendi görüşme formatlarıyla kendi hakikatini kurmak istiyor” saptamasını yapıyor.

Rusya ayrıca geçmişteki tutumunun aksine Suriye rejiminin temsilcilerinin Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Cenevre’de yapılan görüşmelere katılmasına onay verdi. Scheller bu gelişme ile ilgili olarak da “Rusya bu tavrıyla, Suriye’de ne olduğuna nihai olarak kendilerinin karar verdiğini, uluslararası ortamda yeniden teyit etmiş oldu” diyor.

Görüşmenin asıl kazananı: Esad

İran’daki hükümet karşıtı protesto eylemleri nedeniyle baskı altında bulunan İran hükümeti ise gelecek dönemde Suriye’deki varlığını artırmak ve istikrarlı hâle getirmek isteyecek gibi görünüyor.

Tahran yönetimi, birkaç hafta önce de Suudi Arabistan ile yeniden diplomatik ilişkilere başlanması konusunda mutabakata varmıştı. Böylesine bir adım, Suriye ve Yemen’de şu ana kadar birbirleriyle savaşan grupları destekleyen iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi anlamına gelebilir. Schwab, “İlişkilerdeki olası bir rahatlama, İran’ı, Suriye’deki varlığını daha da artırmaya ve askeri araçlar vasıtasıyla ABD ve İsrail ile sürdürdüğü çatışmalara odaklanmaya itebilir” değerlendirmesini yapıyor.

Moskova’daki görüşmelerin gizli kazananını ise Beşar Esad. Suriye hem Moskova hem de Tahran’ın dış politika hesaplarında önemli bir rol oynuyor. Suriye sayesinde her iki ülke de Akdeniz’de önemli bir varlık sağlamış oluyor.

Birkaç gün önce, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Suriye’yi Mayıs ayında Riyad’da yapılacak Arap Ligi zirvesine davet etti. Bu davet, Esad açısından son derece önemli bir diplomatik başarı olma niteliğini taşıyor. Tüm bu gelişmelerin, 2011 yılında patlak veren “Arap Baharı’nın” beraberinde getirdiği liberal atmosferin bölgede giderek zayıflamasına paralel gerçekleştiğini de unutmamak gerekiyor. Ancak Esad’ın söz konusu başarıdan ekonomik açıdan fayda sağlayıp sağlayamayacağı belirsiz.

İsrail zor durumda

ABD’nin de şu anda Suriye’de IŞİD’le mücadele etme amacı taşıyan yüzlerce askeri bulunuyor. Hatta geçen hafta, Amerikan güçlerinin üst düzey bir IŞİD üyesini öldürdüğü bildirildi. Söz konusu kişinin, Avrupa’da terör eylemleri planladığı ve IŞİD’in mevcut yönetiminin oluşturulmasında önemli bir rol oynadığı belirtiliyor.

ABD hükümeti, Suriye’de Amerikan askerlerine düzenlenen saldırılardan İran destekli grupları sorumlu tutuyor: Örneğin 23 Mart’ta Haseke’deki bir üsse düzenlenen İHA saldırısından. Basına yansıyan haberlere göre, söz konusu saldırıda, bir Amerikalı hayatını kaybederken beş Amerikalı ise yaralandı.

İran aynı zamanda Suriye’de, kendisini bir tehdit olarak tanımlayan İsrail ile de çatışıyor. Örneğin geçen Salı günü İsrail Şam’ın yakınlarında çeşitli hedeflere hava saldırısı düzenledi. Ancak İsrail, Suriye’deki çatışmalarda giderek izole hâle geliyor.

Son yıllarda çeşitli Arap devletleriyle yakınlaşma içerisinde bulunan İsrail, 2020 yılında ABD arabuluculuğunda, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile Abraham Mutabakatı’nı imzalamıştı. Suudi Arabistan mutabakatı imzalamasa da anlaşmaya sıcak baktığı biliniyor. Ancak şimdi Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, İran ile bir yakınlaşma içerisinde.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

AİHM, Tutuklu HDP’lilerin Tahliye Edilmesi Çağrısını Yineledi

Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) 13 eski milletvekili için verdiği “ihlal” kararına Türkiye’nin itirazını reddeden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, tutuklu HDP’lilerin tahliye edilmesi çağrısını yineledi.

AİHM Büyük Daire’nin kararının kendilerini haklı çıkardığını söyleyen HDP’nin Hukuktan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren, “Mahkemeden, bir an önce kararın gereğini yerine getirmesini bekliyoruz. Bir an önce tahliye kararını vermesini bekliyoruz.” dedi ve ekledi:

“Bu karar bir kez daha Türkiye’nin, bizim HDP’ye dönük operasyonların siyasi saikle yapıldığını, hukuki tarafının olmadığını, tamamının siyasi motivasyonla yapıldığını, tutuklamaların bu motivasyonla yapıldığını, seçme seçilme hakkının, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini bir kez daha teyit eden bir mahkeme kararıdır. Dolayısıyla mahkemelerden bu kararını ifasını bekliyoruz.”

Büyük Daire, AİHM tarafından geçen yıl HDP’nin eski eş genel başkanlarından Figen Yüksekdağ ve İdris Baluken ile eski milletvekillerinden Besime Konca, Abdullah Zeydan, Nihat Akdoğan, Selma Irmak, Ferhat Encu, Gülser Yıldırım, Nursel Aydoğan, Çağlar Demirel, Ayhan Bilgen, Burcu Çelik ve Leyla Birlik hakkında verilen “ihlal” kararına, Türkiye’nin itirazını değerlendirdi.

Büyük Daire dün açıkladığı kararında, itirazı reddetti. Böylece, AİHM’in 13 eski milletvekili hakkında 8 Kasım 2022’de aldığı karar kesinleşmiş oldu.

Mahkeme, karar gerekçesinde AİHM Büyük Dairesi’nin HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verilen karara atıfta bulunarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci ve 18’inci maddelerinin ihlal edildiğine hüküm getirdi. Gerekçeli kararda, şu ifadelere yer verildi:

“Mahkeme, müdahil tarafların görüşlerinde olduğu gibi, başvuranların maruz kaldıkları tutuklamaların, çoğulculuğu bastırmak ve demokratik toplum kavramının özünde yer alan siyasi tartışma özgürlüğünü kısıtlamak gibi ‘gizli bir amacı’ izlediğinin her türlü makul şüphenin ötesinde tespit edildiği kanısına varmıştır.”

Başvuranlara ödenmesi gereken tazminatları da hatırlatan mahkeme, HDP’lilerin tutukluluk hallerinin devam etmesinin ihlali sürdüreceğine vurgu yaptı. HDP’lilerin tahliye edilmesi çağrısı yapan mahkeme, şu görüşleri dile getirdi :

“Bu koşullarda, halen özgürlüklerinden yoksun bırakılan başvuranlarla ilgili olarak, aynı olgusal bağlamla ilgili gerekçelerle tutukluluk halinin devam etmesi, haklarının ihlalinin uzamasına ve Sözleşme’nin 46. maddesinin 1. fıkrası bağlamında, davalı devlete düşen mahkeme kararına uyma yükümlülüğü görevini yerine getirmemesine neden olacaktır. Dolayısıyla mahkeme, hükümetin başvuranların özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarına son vermeye ve derhal serbest bırakılmalarını sağlamaya yönelik gerekli bütün tedbirleri alması gerektiği kanaatine varmaktadır.”

Türkiye’nin itirazı AİHM Büyük Dairesi tarafından reddedilince, Türkiye aleyhindeki karar da kesinleşmiş oldu. AİHM bugüne kadar Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş için 18’inci maddenin ihlali kararı vermişti.

HDP’den tahliye çağrısı

Kararı VOA Türkçe’den Arzu Çakır’a değerlendiren HDP’nin Hukuktan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren, AİHM Büyük Daire’nin kararının kendilerini haklı çıkardığını söyledi. HDP’lilerin derhal tahliye edilmesi gerektiğini savunan Eren, şunları kaydetti:

“Mahkemeden, bir an önce kararın gereğini yerine getirmesini bekliyoruz. Bir an önce tahliye kararını vermesini bekliyoruz. Bu karar bir kez daha Türkiye’nin, bizim HDP’ye dönük operasyonların siyasi saikle yapıldığını, hukuki tarafının olmadığını, tamamının siyasi motivasyonla yapıldığını, tutuklamaların bu motivasyonla yapıldığını, seçme seçilme hakkının, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini bir kez daha teyit eden bir mahkeme kararıdır. Dolayısıyla mahkemelerden bu kararını ifasını bekliyoruz.”

İdris Baluken cezaevinden çıktı

Bu arada, kararın çıkmasından saatler sonra Eski HDP Diyarbakır milletvekili İdris Baluken, infazını tamamlayarak cezaevinden çıktı. Grup Başkanvekili olduğu dönemde 4 Kasım 2016 tarihinde gözaltına alınarak tutuklanan Baluken, Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış ve 9 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

30 Ocak 2017’de görülen duruşmada hakkında verilen tahliye kararı sonra cezaevinden çıkan Baluken, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine yeniden tutuklanmıştı. Baluken, 6 yıl 5 ay 1 gün tutuklu kaldıktan sonra Sincan Cezaevi’nden çıkmış oldu.

Paylaşın

Mart Ayında En Az 23 Kadın Öldürüldü; Fail Yine Tanıdık

Türkiye’de mart ayında 16’sı evinde, 4’ü sokakta, 1’i otelde, 1’i iş yerinde, 1’i ormanlık alanda olmak üzere 23 kadın öldürüldü. Katledilen kadınların yüzde 70’i evlerinde öldürüldü.

Haber Merkezi / Öldürülen kadınların 12’si kesici aletlerle, 10’u ateşli silahlarla ve 1’i boğularak öldürüldü. Hayatını kaybeden kadınların yüzde 52’si kesici aletler ile öldürüldü.

23 kadının 9’u evli olduğu erkek, dördü birlikte olduğu erkek, ikisinin eski erkek arkadaşı, ikisinin babası, ikisinin oğlu, ikisinin tanıdığı şahıs, biri akrabası, biri eski eşi tarafından öldürüldü.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), Mart ayı erkek şiddeti verilerini kamuoyu ile paylaştı.

Platformun 13 yıldır Türkiye’de kadın katliamlarına karşı mücadele yürüttüğü belirtilen raporda, platformun 2010 yılından bu yana erkek şiddetini rapor altına aldığı belirtildi.

Mart ayında 23 kadının öldürüldüğü, 19 kadının da şüpheli şekilde öldüğü bilgisine yer verilen raporda, kadınların sekizinin boşanmak istemesi, ya da barışmayı, evlenmeyi ret ettikleri için ikisinin ekonomik gerekçe, birinin bakım altında olduğu bahanesiyle öldürüldüğü, on ikisinin ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemediği aktarıldı.

Rapora göre, 23 kadının 9’u evli olduğu erkek, dördü birlikte olduğu erkek, ikisinin eski erkek arkadaşı, ikisinin babası, ikisinin oğlu, ikisinin tanıdığı şahıs, biri akrabası, biri eski eşi tarafından öldürüldü.

Bu ay kadınların yüzde 39’u evli olduğu erkek tarafından katledildi.

Kadınlar nerede öldürüldü?

Kadınların 16’sının evinde, dördünün sokakta, birinin otelde, birinin iş yerinde, birinin ise ormanlık alanda öldürüldüğü kaydedilen rapora göre, bu ay kadınların yüzde 70’i evlerinde öldürüldü.

Yaklaşan 14 Mayıs seçimlerine dikkat çekilen raporda, şunlar kaydedildi:

“Seçimler yaklaştıkça bazı siyasi partiler, içlerindeki kadın düşmanlığını ortaya çıkarmaya başladı. Şu anki siyasi iktidar yanına benzer yobaz düşüncelerdeki siyasi partileri topladı. Bu partilerden HÜDA PAR’ın daha önce İstanbul Sözleşmesi karşıtı söylemlerde bulunduğunu ve LGBTİQ+ nefret mitinglerine çağrılar yaptığını biliyoruz. Yine aynı parti çocuk yaşta evliliklerin olabileceğini ifade etmişti. Bu ittifakın diğer bir üyesi Yeniden Refah Partisi’nin ittifaka katılım şartları ise direkt kadınların kazanılmış haklarına saldırı içeriyor. Bu parti de kadınları koruyan 6284’ün ve nafakanın kaldırılmasını, laik eğitim sisteminden vazgeçilmesini talep ediyor.

Ama biz kadınlar sizin zihniyetinizle savaşmaya devam edeceğiz. Mücadele ederek kazandığımız hiçbir şey sizin seçim pazarlığınız olamaz. Kendi hayatlarımız hakkında kendimiz karar alacağız, mücadele edeceğiz, direneceğiz, yaşayacağız ve sizler ise hep beraber gideceksiniz.”

Duruşmaya çağrı

Raporda, son olarak da kapatma davasının 5 Nisan’da görülecek duruşması hatırlatılarak, tüm kesimler Çağlayan Adliyesi’ne davet edildi.

Paylaşın

Gıda Enflasyonu AK Parti Döneminde Yüzde Bin 749

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) de gıda fiyatlarında yaşanan artışa ilişkin araştırma verilerini paylaştı. Buna göre AK Parti iktidarı döneminde gıda fiyatlarında yüzde bin 749 oranında fiyat artışı yaşandı.

Haber Merkezi / DİSK-AR açıklamasında TÜİK verilerine işaret edilerek, resmi enflasyonun farklı gelir gruplarına ilişkin gerçeği yansıtmadığı kaydedildi.

“Resmi ortalama enflasyon oranları düşük gelirlilerin, emekçilerin günlük yaşamda karşılaştığı ve hissettiği oranlar değildir” denilen açıklamada, “Bu nedenle DİSK-AR olarak TÜİK’in ham verilerinden yararlanarak emeklilerin, dar gelirlilerin, düşük gelirlilerin hissettiği gıda enflasyonunu yeniden hesaplıyoruz. Yaptığımız hesaplamaya göre gıda enflasyonu ortalama yüzde 67,9 olarak gerçekleşirken, emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 86,5 oldu. Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 73,8 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 87,5, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 100,2 olarak gerçekleşti” bilgileri paylaşıldı.

En yüksek gelir grubunun gıda enflasyonunun yüzde 50 olduğu ve buna karşılık en yoksul kesim için bu oranın yüzde 100’ü aştığı vurgulanarak, “Bu durum enflasyonun gelir gruplarına göre önemli ölçüde farklı hissedildiğini ortaya koyuyor” denildi.

DİSK-AR açıklamasında birçok farklı veriye yer verilirken, AK Parti iktidarı dönemine de dikkat çekildi. Gıda enflasyonun 20 yıllık süreçte yüzde bin 749 arttığı kaydedildi.

Araştırmanın tamamı için TIKLAYIN

TÜİK Açıkladı: Enflasyon yüzde 50,51

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Mart 2023 rakamlarını açıkladı.

Buna göre, enflasyon mart ayında bir önceki aya göre yüzde 2,29, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,52, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50,51 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 70,20 olarak gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 17,27 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 70,73 ile lokanta ve oteller oldu.

Ana harcama grupları itibarıyla mart ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde -1,92 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, mart ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 6,30 ile eğitim oldu.

Mart ayında, endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5’li Düzey), 24 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 8 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 111 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, 2023 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 2,19, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 12,27, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 52,11 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 63,72 olarak gerçekleşti.

ENAG Duyurdu: Enflasyon yüzde 112,51

Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), şubat ayı enflasyon araştırmalarının sonucunu açıkladı.

ENAG’ın verilere göre, tüketici fiyat endeksi (E-TÜFE) martta yüzde 5,08 arttı. Endeksteki yıllık artış ise yüzde 112,51 oldu. E-TÜFE’nin son 12 aylık artışı ise yüzde 112.51 olarak gerçekleşti.

Verilere göre, ana ürün grupları kapsamında en az aylık artış sağlık, en fazla yükseliş ise yüzde 11.62 ile giyim ve ayakkabı kaleminde gerçekleşti. İkinci sırada yüzde 6.94 artışla lokanta ve oteller, üçüncü sırada ise yüzde 6.54 artışla ev eşyası yer aldı.

Paylaşın