Dışişleri’nden ABD’ye “Ermeni Soykırımı” Tepkisi

ABD Başkanı Joe Biden’ın “Bugün, Meds Yeghern, Ermeni soykırımı, sırasında kaybedilen hayatları hatırlıyoruz ve asla unutmama sözümüzü yeniliyoruz” açıklamasının ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, sosyal medya hesabından tepki mesajı paylaştı.

Haber Merkezi / Bakan Çavuşoğlu mesajında, “Tarihi çarpıtmaya yeltenen siyasi şarlatanlar yine sahnede! Siyasi açıklamalarla tarih yeniden yazılamaz. Bu tutumlarında ısrar eden fırsatçılar, art niyet ve ikiyüzlülükleriyle hatırlanacaktır. Yüce Türk Milleti’ne tarih dersi vermek kimsenin haddi değildir” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı da yazılı bir açıklama yayınladı ve “1915 olayları konusunda gerçeklerle ve uluslararası hukukla bağdaşmayan talihsiz açıklamalar, tarihi siyasi saiklerle yeniden yazmaya yeltenen beyhude çabalardır” ifadelerini kullandı.

Açıklamada “Hiç kimse unutmamalıdır ki, 1915 olayları siyasetçilerin kendi gündemlerine ve iç siyasi mülahazalarına göre tanımlanamaz. Böyle bir yaklaşım, ancak tarihin tahrif edilmesine yol açar. Bu taraflı tutumlarını sürdürmekte ısrar edenler tarihte ucuz, siyasi fırsatçılar olarak anılacaktır” denildi.

“Hiç kimse Türkiye’ye kendi tarihiyle ilgili ders veremez”

Bu açıklamaların Türkiye tarafından “hükümsüz” olduğu belirtilirken “Bizim açımızdan hükümsüz olan bu açıklamaları reddediyor, bu yanlışta ısrar edenleri en şiddetli şekilde kınıyoruz. Hiç kimse ve hiçbir kuruluş, Türkiye’ye kendi tarihiyle ilgili ders veremez” mesajı verildi.

Açıklamada “Dar görüşlü siyasi hesaplara hizmet eden ve tarihten husumet çıkarmaya çalışan bu çevreleri, yaptıkları bu vahim hataları düzeltmeye, önerdiğimiz Ortak Tarih Komisyonu’nu desteklemeye ve ülkemizin öncülük ettiği bölgesel barış ve işbirliği çabalarına katkıda bulunmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Çavuşoğlu ve Dışişleri’nin tepki verdiği, 24 Nisan Ermeni Soykırımı’nı Anma Günü vesilesiyle Beyaz Saray tarafından yayınlanan açıklamada, “Bugün, Meds Yeghern’de, Ermeni Soykırımı sırasında yitirilen canları anıyor ve hiçbir zaman unutmama sözümüzü yeniliyoruz” ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, “Dünyanın çeşitli ulusları olarak bu acı dolu tarihi anmak için bir araya gelirken, aynı zamanda Ermeni halkının direnç ve azmini düşünüyoruz” denildi. Ermenilerin Amerikan ulusunu güçlendirdiğinin belirtildiği açıklamada, “(Ermeniler) kendi öykülerini ve atalarının öykülerini anlattılar, ki 108 yıl önce yaşanan o soykırım hatırlansın ve onun gibisi bir daha yaşanmasın diye” ifadesine yer verildi. Açıklamada Türkiye’nin adı anılmadı.

1915’te ne olmuştu?

Birinci Dünya Savaşı sürerken Anadolu’da yaşayan Ermeniler 1915-1916 yıllarında, dönemin Osmanlı yönetimi tarafından Doğu Anadolu’dan Suriye ve Mezopotamya’ya sürgüne zorlanmıştı. Açlık, susuzluk, hastalık ve katliamlar nedeniyle yüz binlerce Ermeni, sürgün yollarında hayatını kaybetmişti.

Ermenistan ve çok sayıda tarihçi, bu dönemde 1 milyonun üstünde Ermeninin sistematik olarak katledildiğini ve ağır koşullarda ölüme terk edildiğini savunarak bu süreci “soykırım” olarak nitelendiriyor. Türkiye ise tehcir kararının, savaşın zorlu şartları altında silahlı isyana karşı “son çare” olarak alındığını savunuyor; “acı olaylar” yaşandığını kabul etmekle birlikte soykırım nitelendirmesine karşı çıkıyor.

Ermeni kırımını dünyada 30’u aşkın ülke, parlamento düzleminde soykırım olarak tanıyor. Almanya’da da Federal Meclis 2016 yılında Ermeni kırımını soykırım olarak nitelendiren bir kararı kabul etmişti. Alman hükümeti ise soykırımın hukuki bir tanımı bulunduğuna ve bu konudaki kararın yetkili mahkemelerce verilebileceğine işaret ederek Ermeni kırımıyla ilgili bu tanımlamayı kullanmıyor.

Paylaşın

KKM Tarihi Zirvede, Rezervler Dipte

Türk Lirası karşısında yükselen dolar ve avronun yanı sıra bankalararası piyasa ile efektif döviz satışı arasındaki fark 1 lirayı aştı. Piyasadaki yabancı para hacmi 14 Nisan haftasında 2.2 milyar dolar düştü.

Aynı hafta kur korumalı mevduat ise 1.9 trilyon lira ile tarihi zirvesine ulaştı, net rezervler ise 25 haftanın dibini gördü. Buna karşın yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı da 14 Nisan haftasında 605 milyon dolar düştü.

Birbirine zıt işlemler gözlemlenmeye devam ederken uzmanlar “seçim belirsizliği nedeniyle yurtiçi talepte yükselişin devamının muhtemel olduğunu” vurguladı.

Ekonomi Gazetesi’nden Şebnem Turhan’ın haberine göre, Dolar ve Euro satışında bankalararası piyasa ile serbest piyasa ve bankaların satışlarında makas açılmaya devam ederken döviz piyasalarında ilginç gelişmeler yaşanıyor. Kur korumalı mevduat 1.9 trilyon liraya yükselirken, net uluslararası rezervler 12 milyar dolara indi. Fiziki döviz talebi ise artıyor.

Türkiye ekonomisinde son dönemin en önemli konusu döviz kurları. TL karşısında yükselen dolar ve Euro’nun yanı sıra bankalararası piyasa ile efektif döviz satışı arasındaki fark 1 lirayı aştı. Öte yandan efektif döviz yani piyasadaki yabancı para hacminde de 14 Nisan haftasında 2.2 milyar dolar düşüş var. Aynı hafta kur korumalı mevduat ise 1.9 trilyon lira ile tarihi zirvesinde, net rezervler ise 25 haftanın dibinde.

Buna karşın yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı da 14 Nisan haftasında 605 milyon dolarlık düşüş var. Döviz piyasalarında birbirine zıt işlemler olmaya devam ederken uzmanlar seçim belirsizliği nedeniyle yurtiçi talepte yükselişin devamının muhtemel olduğunu vurguladı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun 14 Nisan ile biten haftaya ilişkin verilerine göre bankalardaki kur korumalı mevduat hesabı hacmi 1 haftada 113.7 milyar lira artarak 1 trilyon 890 milyar 584 milyon liraya çıktı. Yani 98 milyar dolara ulaşıldı. 1 haftada 113.7 milyar liralık artış daha önce hiç gerçekleşmemişti.

Geçen yıl şubatta tüzel kişiler vergi avantajı sağlanarak KKM’ye dahil edildiğinde haftalık 85 milyar liranın üzerinde yükseliş 14 Nisan haftasına kadarki en yüksek artış idi. Geçen yıl sonuna göre KKM hesaplarında 475.3 milyar lira oldu. Güncel kur ile geçen yıl sonundan bu yana 24.5 milyar dolarlık artış var.

KKM’de faiz üst sınırının kaldırılması, bankalara TL’ye dönüşüm ve TL mevduat oranı hedefl eri konması KKM artışının bu kadar hızlı olmasının nedenlerini oluşturuyor. Bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre KKM hesaplarında dövizden dönüşlerde dolar cinsi yıllık faiz yüzde 30-35’leri buluyor.

KKM artmaya devam ederken yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 14 Nisan haftasında 605 milyon dolar geriledi. Bu gerilemede 945 milyon dolarlık dolar cinsi döviz mevduatlarındaki düşüşün etkisi büyük. Euro ve altın hesaplarında pariteden arındırılmadığında artış yaşandı. Önceki haftalarda ise hem KKM hem de döviz mevduatları yükseliş yaşadı.

12 milyar dolarlık rezerv

Merkez Bankası haftalık para ve banka verileri 14 Nisan haftasında IMF tanımlı net uluslararası döviz rezervlerinde gerileme olduğuna işaret ediyor. Merkez Bankası verilerine göre 7 Nisan haftasında 13.8 milyar dolar olan net uluslararası rezervler 14 Nisan haftasında 12 milyar dolara indi. 1.8 milyar dolarlık düşüş yaşandı. Geçen yıl sonundan bu yana düşüş ise 15.5 milyar dolara ulaştı. Son 4 haftada net uluslararası döviz rezervleri 8 milyar dolar azaldı.

Merkez Bankası toplam rezervleri ise 14 Nisan haftasında bir önceki haftaya göre 428 milyon dolar artarak 121 milyar 531 milyon dolara yükseldi. Verilere göre, 14 Nisan itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 920 milyon dolar artışla 69 milyar 411 milyon dolara çıktı.

Brüt döviz rezervleri, 7 Nisan’da 68 milyar 491 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu. Söz konusu dönemde altın rezervleri ise 493 milyon dolar azalarak 52 milyar 612 milyon dolardan 52 milyar 119 milyon dolara indi. Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 14 Nisan haftasında bir önceki haftaya kıyasla 428 milyon dolar artışla 121 milyar 103 milyon dolardan 121 milyar 531 milyon dolara yükseldi.

Haberin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Turizm Sektöründe “14 Mayıs” Durgunluğu

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kaldı. Seçimler, turizm sektöründe rezervasyonların düşük seyretmesine neden oluyor.

Turizm geliri Türkiye için kritik önem taşıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yüksek enflasyon ve faiz oranlarıyla mücadele etmek için geçen yıl 48,8 milyar dolar olan cari açığı azaltmaya odaklanıyor.

Antalya’daki oteller Kahramanmaraş depremlerinin ardından evlerinden olan çok sayıda depremzedeye kapılarını açmıştı.

Limak Oteller Grubu Genel Koordinatörü Hakan Saatçioğlu, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, depremzedelerin konukevlerine ve yurtlara taşınmasıyla yaz ayları yaklaşırken otel odalarının dolmayacağı kaygısının azaldığını söyledi.

Ancak 50 binden fazla kişinin ölümüne neden olan, 11 kenti etkileyen ve binlerce kişiyi evsiz bırakan 6 Şubat’taki iki büyük depremin ardından turizm sektöründeki toparlanma yavaş seyrediyor.

İstanbul’da iki ya da daha fazla gece konaklamalar depremden iki hafta önce 2019’a göre yüzde 7 azalmıştı. Seyahat verilerini toplayan ForwardKeys şirketine göre şimdiyse bu oranda yüzde 31 azalma olduğu belirtildi.

ForwardKeys yetkililerinden Olivier Ponti, yeni rezervasyonlardaki düşüşün seyahat şirketleri ve genel olarak ekonomi için daha az gelir anlamına geldiğini söyledi.

Ponti, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Aylar süren harika performansının ardından Türkiye Avrupa’da (COVID-19 pandemisinin ardından) toparlanmaya liderlik ederken, ülkeye uluslararası seyahatte açık bir düşüş var” dedi.

Depremden önce turizm sektöründe pandemi hafiflerken geçen yıl turist artışının desteğiyle güçlü bir yıl beklentisi vardı. Türkiye’ye gelen yabancıların sayısı 2022’de yıllık yüzde 80 artışla 44,56 milyona ulaşmıştı, ancak bu rakam 2019’daki 45,06 milyonluk rekorun hala altında.

Avrupa genelinde seyahat sektöründe artan rezervasyonlara rağmen Türkiye ivme kazanamadı.

Merkezi Almanya-İsviçre olan ve Türkiye seyahatlerinde uzmanlaşan Bentour Reisen’in Başkanı Kadir Uğur da Reuters’a yaptığı açıklamada, yılın rezervasyonlar açısından güçlü başladığını ancak depremden sonra duraksama olduğunu kaydetti. Uğur, İstanbul’da bir diğer büyük felaket beklentisinin de bu durumu etkilediğini ve insanları korkuttuğunu kaydetti.

Türkiye’de turizm gayrisafi milli hasılanın yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. 2022’de yaklaşık 1 milyon 700 bin kişi konaklama ve gıda hizmetlerinde çalışıyordu. Bu da toplam istihdamın yüzde 5’ine denk geliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarının en büyük siyasi zorluklarından biriyle karşı karşıya olduğu dönemde tarihi olarak görülen 14 Mayıs seçimlerinde aksaklıklar olması korkusu da turistleri Türkiye’den uzak tutuyor.

İstanbul’daki Armada Oteli’nin başkanı Kasım Zoto, otelin check-in tarihinden sonraki 48 saate kadar ücretsiz iptal teklif etmesi ve bunun kullanılabileceğini sanması nedeniyle seçimler öncesinde kaygılı olduğunu söyledi.

Zoto, bu tür iptallerin otelcilerin odalarını doldurma konusundaki endişelerine rağmen toparlanmayı daha da erteleyeceğini belirtti.

Marmaris Turizm Üst Kurulu Başkanı Ali Kırlı, Nisan ayında rezervasyonların toparlandığını ancak Mayıs’ın ilk iki haftası için rezervasyon sayısının düşük kaldığını aktardı.

Turizm yetkililerine göre özellikle Türkiye’ye yüksek sezon olan yaz aylarında seyahat talebinin artmasıyla birlikte rezervasyonların seçimin tamamlanmasının ardından deprem öncesi seviyesine dönmesi olası.

Depremin merkezi Kahramanmaraş’ın Türkiye’nin güneydoğusunda olması özellikle Rus turistlerin öncülük ettiği kıyı bölgelerindeki toparlanmanın etkilenmeyeceği umudunu da doğuruyor.

Antalya Valiliği’nin rakamlarına göre Mart ayında yabancıların popüler Akdeniz tatil beldesine gelişi yıllık bazda rekor kırarak yüzde 54 arttı. Turistler arasında başı Ruslar çekerken onları Almanlar ve İngilizler takip ediyor.

Türkiye Ruslar’ın Batı’nın geçen yıl başlayan tam kapsamlı Ukrayna işgali nedeniyle uyguladığı sert yaptırımlarının ardından hala seyahat edebildiği az sayıdaki ülkeden biri.

Türk hükümeti, bu olumlu Mart rakamlarına dayanarak bu yıl 56 milyar dolar turizm geliri elde etmeyi bekliyor. Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ankara’nın olumsuzluklara rağmen deprem öncesi hedefine ulaşmaya kararlı olduğunu söyledi.

Kırlı’ya göre umutlardan biri de Türk lirasındaki değer kaybı ve Avrupa piyasalarındaki enflasyonun başta İngiltere olmak üzere Türkiye’yi Avrupalılar için cazip kılması.

Paylaşın

Otomobil Fiyatlarına Yüzde 3 Zam Kapıda

Avrupa, Çin ve ABD gibi pazarlarda fiyatlar düşerken, Türkiye’de otomobil fiyatları artmaya devam ediyor. Otomobil fiyatlarında ortalama yüzde 3 fiyat artışı kapıda. Markalar döviz kurundaki yükselişi fiyatlara yansıtmak için mayıs ayının ilk haftasını bekliyor.

Gelecek hafta otomobil fiyatlarında ortalama yüzde 3 fiyat artışı beklenirken, asıl zamların seçim sonrasında olacağı öngörülüyor. İkinci elde ise fiyatlar artmaya başladı.

Ekonomim’den Aysel Yücel’in haberine göre; geçen yıl kurdaki hareketlilik nedeniyle neredeyse bir ayda üç kez zam gören otomobiller, bu yıl ise kurun baskılanması nedeniyle daha stabil bir seyir izliyordu. Ancak zam rallisinin yeniden başlayacağına dair sinyaller gelmeye başladı.

Küresel ekonomideki gelişmeler, Türkiye’deki seçim belirsizliği ve enflasyonla mücadele kapsamında hükümetin aldığı tedbirler, döviz kurunda yükselişe neden oldu. Son 1 ayda Euro kuru yüzde 4,05 artarak 21,53’e çıkarken, dolar kuru ise aynı dönemde yüzde 1,96 artarak 19,40’a yükseldi.

Marka temsilcileri, kur artışını mayıs ayında fiyatlara yansıtmaya başlayacaklarını açıkladı. Hemen hemen her marka kur artışı için mayıs başına tarih veriyor. Nissan, Renault, Dacia, Fiat, Peugeot, Opel ve Citroen bayiliğini yapan Gülan Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gülan da fiyat artışları için gelecek haftaya işaret etti.

Zam sonrası ÖTV dilimi değişen otomobillerde fiyat artışı daha yüksek oranlarda olacak. Skywell Türkiye CEO’su Mahmut Ulubaş ise “Henüz kur artışını fiyatlarımıza yansıtmadık. Bu ayki teslimatlarımız tamamlandıktan sonra yansıtmış olacağız” dedi.

Otomotiv analiz şirketi Cardata’nın verilerine göre sıfır otomobil fiyatları Mart 2022-Mart 2023 arasında ortalama yüzde 70 arttı. Zamlar sonrası vergi dilimi değişen bazı modellerde ise bu oran yüzde 100’ü aşıyor.

Küresel piyasalarda fiyatlar geriliyor

Türkiye’de otomobil fiyatları artmaya devam ederken, Avrupa, Çin ve ABD gibi pazarlarda fiyatlar düşüyor. Fiyatlardaki düşüşte talepteki azalmasının yanı sıra Çin’in rekabetçi fiyatlarla pazara sunduğu elektrikli araç atağı etkili. Uluslararası otomotiv uzmanları geçen yıl rekor karlılıklara imza atan markaların bu yıl indirim savaşına gireceğini buna paralel de kar marjlarının düşeceğini öngörüyor.

Paylaşın

Avrupa’da Her Yıl 238 Bin Kişi Hava Kirliliği Nedeniyle Ölüyor

Avrupa Çevre Ajansı’nın raporuna göre, Avrupa Birliği’nin 27 üyesinin yanı sıra Türkiye, Norveç, İsviçre, İzlanda ve Liechtenstein’da her yıl  en az 238 bin kişi hava kirliliğine bağlı nedenler sebebiyle hayatını kaybediyor.

Raporda ayrıca, hava kirliliğinin Avrupa’da her yıl 18 yaş altı bin 200 çocuk ve gencin erken ölümüne yol açtığına dikkat çekildi.

Avrupa Çevre Ajansı, kamuoyuna bugün açıkladığı raporunda, havadaki zararlı maddelerin sadece yetişkinler için değil aynı zamanda çocuklar açısından da büyük bir çevre riski oluşturduğuna işaret ediliyor. Raporda, bunun çocuk ve gençlerin yaşam beklentisini dramatik bir şekilde düşürdüğü kaydedildi.

Ajansın raporunda, erken ölümlerin yanı sıra kötü hava kalitesinin çocuk ve gençlerin ilerleyen yaşlarında hastalıkları da beraberinde getirdiği vurgulandı. Çocukların anne karnından yetişkinliklerine kadar hava kirliliğine karşı savunması olduğu belirtilen raporda, “Son yıllarda kaydedilen ilerlemelere rağmen, özellikle Orta ve Doğu Avrupa ile İtalya’da hava kirliliği seviyesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği seviyenin üzerinde seyrettiği” not düşüldü.

Raporda yer alan veriler, Avrupa Birliği’nin 27 üyesinin yanı sıra Türkiye, Norveç, İsviçre, İzlanda ve Liechtenstein’ı kapsıyor. Ajansın geçen Kasım ayında açıkladığı rapora göre 2020 yılında söz konusu ülkelerde tüm yaş gruplarından en az 238 bin kişi hava kirliliğine bağlı nedenler sebebiyle hayatını kaybetti.

Bilanço aslında daha büyük olabilir

İngiltere ve Ukrayna gibi birçok Avrupa ülkesi ise rapora dahil edilmedi. Uzmanlar bu nedenle Avrupa çapındaki bilançonun aslında çok daha kötü olduğunu tahmin ediyor.

Hava kirliliğinden etkilenen çocuk ve gençlerin toplam nüfustaki oranının “nispeten düşük” olduğuna işaret edilen raporda, buna rağmen çocukluktaki kronik rahatsızlıkların ileriki zamanlarda büyük bir yüke dönüşeceği tespiti yapıldı.

Avrupa Çevre Ajansı, raporunda öncelikle okullar ve anaokulları, spor tesisleri ve toplu taşıma alanlarında hava kalitesinin iyiliştirilmesini önerdi. Hava kirliliğinin erken doğumlara ve düşüklere yol açabilecek bir etkiye sahip olduğuna işaret eden Ajans, kötü havanın doğumdan sonra astım ve diğer solunum yolu hastalıkları da dahil olmak üzere çeşitli sağlık sorunları riskini artırdığı uyarısında bulundu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2022 Yılında Türkiye Savunmaya 10,6 Milyar Dolar Harcadı

Uluslararası SIPRI raporuna göre, 2022 yılında Türkiye, savunmaya 10,6 milyar dolar harcadı. Bu meblağ, Türkiye’nin 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,2’sine tekabül ediyor.

Türkiye’nin 2022’de askeri harcamalarının nominal koşullarda yüzde 28 arttığına, ancak ülkedeki yüksek enflasyonun etkisiyle reel olarak yüzde 26’lık düşüş belirlendiğine dikkat çekildi.

Bu oranın da Türkiye’nin askeri harcamalarında kaydedilen en büyük yıllık düşüşe işaret ettiği belirtildi. Türkiye’nin savunma harcamalarının 2013 yılından 2022’ye kadar yüzde 15 oranında arttığı görülüyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), 2022 yılına ilişkin küresel askeri harcamalar raporunu açıkladı.

Rapora göre, 2022’de küresel askeri harcamalar bir önceki yıla kıyasla yüzde 3,7 artarak 2 trilyon 240 milyar dolara ulaştı. Bu meblağ, ülkelerin toplam gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 2,2’sini oluşturdu. SIPRI raporlarına göre 2015’ten beri her yıl artan küresel askeri harcamalar, 2022’de rekor tazelemiş oldu. Küresel askeri harcamaların 2013’ten 2022’ye kadar yüzde 19 arttığı kaydedildi.

Rapor, 2022’de dünya genelinde en fazla askeri harcama yapan ülkeleri de ortaya koydu. Türkiye, 10,6 milyar dolar ile listenin 23’üncü sırasında yer aldı. Bu meblağ, Türkiye’nin 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,2’sine tekabül ediyor. Türkiye’nin küresel savunma harcamalarındaki payı ise binde 5 oldu.

Rapora göre, 2022’de Türkiye’nin savunma harcamaları bir önceki yıla göre yüzde 26 azaldı. Böylece Türkiye’nin askeri harcamaları üç yıl üst üste düşmüş oldu.

Raporda, Türkiye’nin 2022’de askeri harcamalarının nominal koşullarda yüzde 28 arttığına, ancak ülkedeki yüksek enflasyonun etkisiyle reel olarak yüzde 26’lık düşüş belirlendiğine dikkat çekildi. Bu oranın da Türkiye’nin askeri harcamalarında kaydedilen en büyük yıllık düşüşe işaret ettiği belirtildi.

SIPRI raporunda, her zaman olduğu gibi ülkelerin son 10 yıllık harcama trendine de yer verildi. Türkiye’nin savunma harcamalarının 2013 yılından 2022’ye kadar yüzde 15 oranında arttığı görüldü.

Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, Türkiye’nin 2022’deki savunma harcamalarını, önceki yıllardaki SIPRI raporlarında ortaya koyulan verilerle karşılaştırarak yorumlarken dolar kurunda geçen yıl yaşanan artış ve enflasyona dikkat çekti.

Kozanoğlu, DW Türkçe’den Cengiz Özbek’e yaptığı değerlendirmede, “SIPRI’ye göre Türkiye’nin askeri harcamaları 2019’da 20,4 milyar dolarla zirve yaptıktan sonra 2020’de 17, 2021’de 15,5 ve 2022’de 10,6 milyar dolara geriledi. 2022’de ortalama dolar kuru yüzde 86 arttı. Bunun sonucu TL bazındaki yüzde 28’lik nominal artış, enflasyonun gerisinde kalıyor. Zira 2022 ortalama enflasyonu yüzde 72,32’di. Demek ki TL bazında da reel bir gerileme söz konusu” dedi.

Savunma harcamaları üzerine araştırmaları bulunan Prof. Dr. Gülay Günlük Şenesen de Türkiye’de son yıllarda kur artış oranlarının enflasyonun üzerinde seyrettiğini, dolayısıyla dolar cinsinden değerlerde düşüşün “çok daha keskin” olduğunu vurguladı.

SSDF faktörü

Şenesen ayrıca, Türkiye’nin SIPRI tarafından 10,6 milyar olarak hesaplanan askeri harcamalarının içinde muhtemelen sadece bütçeden değil, Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan (SSDF) yapılan harcamaların da yer aldığına dikkat çekti.

SSDF, 1985 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyonunun sağlanması ve Türkiye’de modern savunma sanayiinin kurulması için gerekli kaynağın, genel bütçe dışında devamlı ve istikrarlı bir şekilde temini amacıyla Merkez Bankası nezdinde emrinde kuruldu.

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığının faaliyet raporlarında yer alan bilgiye göre, AKP iktidarı döneminde yapılan kanun değişiklikleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatının istihbarat ve güvenliğe ilişkin tedarik taleplerinin de bu fondan karşılanması sağlanıyor. Savunma Sanayii İcra Komitesi kararları kapsamında harcanan SSDF, TSK ve diğer güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarının “hızlı bir şekilde” tedarikini sağlamak üzere oluşturulan “etkin ve esnek” sistemin temel mekanizmalarından biri olarak tanımlanıyor.

Bu fondan yapılan harcamalara ilişkin veriler ise “gizli” olduğu gerekçesiyle kamuoyuna açıklanmıyor.

En çok ABD harcadı

SIPRI’nin 2022 raporuna göre, en fazla askeri harcama yapan ülke ise yine açık ara Amerika Birleşik Devletleri (ABD) oldu. Küresel askeri harcamaların yüzde 39’u ABD tarafından yapıldı. ABD’nin 2022’de asker harcamaları yüzde 0,7 artarak 877 milyar dolara yükseldi. ABD’nin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 3,5’ine denk gelen bu tutarın içinde, Ukrayna’ya yapılan ve 19 milyar doları bulduğu tahmin edilen askeri yardım da yer aldı.

ABD’yi bu yıl da Çin izledi. Çin’in askeri harcamaları bir önceki yıla kıyasla yüzde 4,2 artarak 292 milyar dolar oldu. Bu meblağ, askeri harcamalarını 28 yıldır üst üste artıran Çin’in 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,6’sına tekabül ediyor.

Ukrayna’yı işgalinin ardından savunma harcamalarını artıran Rusya ise listede iki basamak yükselerek üçüncü sırada yer aldı. Rusya, savunma harcamalarını 2022’de 2021 yılına kıyasla yüzde 9,2 artırarak 86,4 milyar dolara çıkardı. Bu tutar, Rusya’nın 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 4,1’ine denk geliyor.

Savunma harcamalarını yüzde 6 artırarak 81,4 milyar dolara yükselten Hindistan dördüncü, yüzde 16’lık artışla 75 milyar dolar harcayan ve 2022’de listede üç basamak yıkarı çıkan Suudi Arabistan ise beşinci sırada yer aldı.

Küresel askeri harcamaların yüzde 63’ü, listenin ilk beş sırasındaki ülkeler tarafından yapıldı.

Almanya yine yedinci sırada

Savunma harcamalarını 2021’e kıyasla yüzde 2,3 artıran Almanya ise 55,8 milyar dolar ile yedinci sıradaki yerini korudu.

Bu meblağ, Almanya’nın 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,4’üne tekabül ediyor. Almanya’nın son 10 yıldaki askeri harcamalarını üçte bir oranında artırdığı görüldü.

Ukrayna etkisi

Askeri harcamaların 2022’deki artışında Rusya’nın Ukrayna işgali önemli rol oynadı.

Avrupa’da askeri harcamalar 2022 yılında yüzde 13 arttı. Bu, Avrupa’da Soğuk Savaş döneminin ardından kaydedilen en büyük yıllık artış oldu. Bu sıra dışı artışta, savaşan taraflar Rusya ve Ukrayna’nın askeri harcamalarında ciddi oranda artışa gitmelerinin yanı sıra diğer birçok Avrupa ülkesinin de 2022’de işgalin ardından askeri bütçelerini artırması etkili oldu.

Ortadoğu ülkeleri askeri harcamalarını yüzde 3,2 artırırken Asya ve Okyanusya ülkelerinin harcamalarındaki artış yüzde 2,7 oldu.

Askeri harcamalarını oran olarak en çok artıran ülke Ukrayna oldu. Ukrayna’nın 2022’deki askeri harcamaları yüzde 640’lık artışla 44 milyar dolar oldu. Bu meblağ, Ukrayna’ya savaş nedeniyle yapılan ve 30 milyar dolar olarak hesaplanan uluslararası mali yardımı içermiyor. 44 milyar dolarlık askeri harcama, SIPRI listelerinde ilk kez ilk 15’e giren Ukrayna’nın 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 34’üne denk geliyor.

Askeri harcama yükü en fazla olan ülkeler sıralamasında ilk basamakta yer alan Ukrayna’yı Suudi Arabistan izledi. Suudi Arabistan’ın 2022’de askeri harcamalarının oranı, gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 7,4’üne tekabül etti.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: ABD’den Türkiye’ye Çağrı

İsveç Savunma Bakanı Jonson ile Muskö donanma üssünde ortaklaşa düzenlediği basın toplantısında konuşan ABD Savunma Bakanı Austin, İsveç’in NATO’ya Temmuz ayında yapılacak zirveden önce katılmasını istediklerini belirtti.

Austin, “Müttefiklerimiz Türkiye ile Macaristan’ı İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğini bir an önce onaylaması için teşvik ediyoruz” dedi.

İki yüzyıllık tarafsızlık ve askeri bağlantısızlık dönemini sona erdirme kararı alan İsveç ve komşusu Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından geçen yıl Mayıs ayında NATO’ya üyelik başvurusunda bulundular.

Finlandiya 4 Nisan’da NATO’nun 31. üyesi oldu ancak İsveç’in başvurusu hala sonuca bağlanmadı. İttifak’a üyelik için tüm üye devletlerin onayı gerekiyor. Ankara ve Budapeşte ise İsveç’in üyeliğine henüz onay vermedi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanı Lloyd Austin resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği İsveç’te Türkiye ve Macaristan’ı İsveç’in NATO üyeliğini hızlı bir şekilde onaylamaya çağırdı.

Austin Çarşamba günü Stockholm’ün güneyindeki Muskö’de bulunan İsveç donanma limanında İsveçli mevkidaşı Pål Jonson’la görüştü.

Burada yaptığı konuşmada, kısa süre önce Finlandiya’nın 31’inci üye olarak NATO’ya katıldığını kaydeden Austin, İsveç’i de kısa süre içinde 32’nci üye olarak İttifak’a dahil etmeyi umut ettiklerini vurguladı.

Austin, “İsveç’in NATO’ya hızlı bir şekilde katılımını desteklemeye devam edeceklerini ve üyeliğin yaz öncesinde tamamlanması için güçlü çaba göstereceklerini” belirterek “Bunun gerçekten de çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedi. Austin İsveçli mevkidaşına hitaben “Siz mükemmel bir partnersiniz. Çok kısa zaman içinde sizi müttefikimiz olarak adlandırabilmeyi heyecanla bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD’li Bakan, “Müttefiklerimiz Türkiye ve Macaristan’ı da İsveç’in üyeliğini bir an önce onaylamaları için teşvik ediyoruz” diye konuştu.

ABD Savunma Bakanı’nın ziyareti İsveç’in yaklaşık 30 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği en büyük askeri tatbikat olan Aurora 23’e denk geldi. 17 Nisan’da başlayan tatbikata yaklaşık 700 ABD deniz piyadesinin yanı sıra İngiltere, Finlandiya, Polonya, Norveç, Estonya, Letonya, Litvanya, Ukrayna, Danimarka, Avusturya, Almanya ve Fransa’dan yaklaşık 26 bin asker katılıyor. Tatbikat 11 Mayıs’a kadar sürecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Standard & Poor’s’tan “Türkiye En Riskli İki Ülkeden Biri” Uyarısı

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s, özellikle Mısır, Endonezya, Katar, Tunus ve Türkiye’nin küresel likidite değişikliklerine karşı potansiyel olarak kırılgan ekonomiler olduğunu belirtti.

Standard & Poor’s, analistlerinin raporunda “Türk bankalarının artan risk iştahsızlığına, küresel likidite azalmasına ve yüksek finansman şartlarına karşı kırılgan olduklarını değerlendiriyoruz” ifadeleri yer aldı.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P, Türkiye, Mısır, Endonezya, Katar ve Tunus’un bankacılık sistemlerinin global likidite değişikliklerine karşı kırılganlık potansiyeli olduğunu belirtti.

Büyük merkez bankaları parasal sıkılaşmaya devam ettikçe finansman koşullarının da sıkılaştığını, zayıf likidite ve artan maliyetlerin özellikle gelişmekte olan ekonomileri etkilediğini belirten S&P özellikle Mısır, Endonezya, Katar, Tunus ve Türkiye’nin küresel likidite değişikliklerine karşı potansiyel olarak kırılgan ekonomiler olduğunu belirtti.

Bloomberght’nin aktardığına göre, S&P analistlerinin raporunda “Türk bankalarının artan risk iştahsızlığına, küresel likidite azalmasına ve yüksek finansman şartlarına karşı kırılgan olduklarını değerlendiriyoruz” ifadeleri yer aldı.

Raporda Türk bankalarının son yıllarda konut fiyatlarındaki yükseliş, aşırı genişleyici para politikası gibi ekonomik dengesizliklerle karşı karşıya olduğu vurgulandı.

S&P, 2023’te Türk bankalarının kredi zararlarının 2022’deki yüzde 2,8 seviyesinden yüzde 3,2’ye yükseleceğini, 2022 sonunda yüzde 2,2 olan sorunlu kredi oranının yüzde 4-5 aralığında gerçekleşeceğini öngördü.

Paylaşın

The Economist: Erdoğan İçin ‘Zaman Daralıyor’

Londra merkezli uluslararası haftalık haber dergisi The Economist’in son sayısında yayımlanan Türkiye analizinde, 6 Şubat Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan depremlerinin ardından toparlanmanın yıllar alacağı vurgulanırken, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için ‘zamanın daraldığı’ belirtildi.

The Economist’in görüştüğü uzmanlar da toparlanmak için zamanın Erdoğan’ın vaat ettiği kadar kısa olmadığını belirtirken, ayrıca mevcut politikaların da toparlanma için engel teşkil ettiğini belirtiyor. The Economist, seçimler yaklaşırken Erdoğan’ın daha fazla baskı hissettiği kanaatinde.

Sol Haber’in aktardığı The Economist’te yer alan Türkiye analizi şöyle:

“Şubat başında Türkiye’yi vuran depremin yerle bir ettiği ilçelerden biri olan Nurdağı’nın kuzeyindeki çamlarla kaplı tepelerin arasından kıvrıla kıvrıla uzanan uzun bir yolda buldozerler, yeni toplu konutların yerlerini açmak için toprağı delip geçiyor. Evler tamamlandığında, yerinden edilmiş yaklaşık 450 aileyi barındıracak. Ama çok daha fazlasına ihtiyaç duyuluyor. Deprem, Nurdağı genelinde binden fazla binayı yerle bir etti. Kalanlarsa ayakta duramayacak kadar hasarlı. Yerelden bir yetkili, daha büyük binaların hiçbirinin güvenli olmadığını söylüyor. Yeniden ayağa kalkmadan önce, depremin öncesinde 40 bin kişiye ev sahipliği yapan ilçenin bir bütün olarak yıkılması gerekecek.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şubat ayında afet bölgesini gezerken “Sıfırdan inşa edeceğiz” vaadinde bulunarak, “Bize bir yıl zaman verin” dedi. İki ay sonrasında bölgeyi kaplayan 200 milyon tonluk molozun makul bir kısmı kaldırıldı; bölgede yapılacak bir gezintide görüleceği üzere bazı kasabaların varoşlarında inşaat çalışmaları başladı. Ancak yaklaşmakta olan zorluk, Erdoğan’ın öne sürdüğünden daha ürkütücü. 14 Mayıs’ta düzenlenmesi planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sağ çıkacağını varsayarsak, Erdoğan’ın sözünü tutması için bir yıldan çok daha fazlasına ve bol miktarda dış yardıma ihtiyacı olacak.

Kabaca Bulgaristan büyüklüğüne eş değer olarak 110 bin kilometrekarelik bir alanda 300 binden fazla bina yıkıldı, onarılamayacak şekilde hasar gördü veya yıkılması planlanıyor. 50 binden fazla insan yaşamını yitirdi ve 3 milyon kişi yerinden edildi. Türkiye’nin strateji ve bütçe dairesinin yakın tarihli bir raporu, yeniden yapılanma maliyetinin 104 milyar dolar veya GSYH’nin yüzde 11’ine karşılık geleceğini ortaya koyarken, felaketin bu yıl büyüme oranını en az yüzde bir puan azaltacağı tahmin ediliyor.

Hiç kimse Erdoğan’ın takvimini gerçekçi bulmuyor. Düşünce kuruluşu TEPAV’da araştırmacı olan Burcu Aydın Özüdoğru, yapılması gereken konut sayısının, geçen yıl tüm Türkiye’de verilen konut ruhsatı sayısından fazla olduğunu söylüyor. TMMOB Mimarlar Odası Hatay Şubesi Mustafa Özçelik, 400 bin nüfuslu Antakya gibi, artık sakinlerinin çoğunun gittiği ve bunun yerine yıkılan evlerin ve ağır makinelerin yaşadığı yerlerde, tek başına temizlik ve enkaz kaldırma çalışmalarının bir altı ay daha süreceğini tahmin ediyor. An itibariyle enkazın ancak yarısı temizlendi. Eski şehrin çoğu, enkazla tıkanmış sokaklar ve geçitlerle, yürüyerek bile geçilemez durumda. Analistler, yeniden inşa sürecinin beş yılı bulabileceğini söylüyor.

Yeniden inşa maliyetleri, deprem öncesinde bile GSYH’nin yüzde 3,5’ine ulaşacak gibi görünen bu yılki bütçe açığını en az birkaç yüzde puan artıracak. Özellikle büyük bir deprem riskinin endişe verici derecede yüksek olduğu İstanbul’da, gelecekteki felaketlerin etkisini azaltmak için daha fazla harcama yapılması gerekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, şehrin yaşlanan konut stokunun, özellikle de çökme riski en yüksek olan 90 bin binanın depreme dayanıklı hale getirilmesinin 19 milyar dolara mal olabileceğini tahmin ediyor.

Yeniden yapılanma için paranın büyük bir kısmının yurt dışından gelmesi gerekecek. AB ve diğer yabancı bağışçılar, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan alınan 1,6 milyar dolar ve Dünya Bankası’ndan alınan 1,8 milyar dolar krediye ek olarak yaklaşık 7,6 milyar dolar taahhütte bulundu. Lakin merkez bankasının bağımsızlığını ortadan kaldırarak, dört nala koşan enflasyon karşısında faiz oranlarını düşürerek ve döviz kurunu kontrol etmek için döviz rezervlerini yakarak yabancı yatırımcıları korkutan bir hükümet için ek finansman bulmak maliyetli ve zor olacaktır. Türkiye hala uluslararası piyasalardan borçlanabiliyor, ancak yüksek bir bedel karşılığında. Yabancı yatırımcılar dolar cinsinden Türk tahvillerinden yüzde 9’un üzerinde getiri elde edebilirler.

Erdoğan yerel borç verenlerden biraz para koparmayı deneyebilir. Geçtiğimiz yıl boyunca hükümet, Türk bankalarını gülünç derecede düşük oranlardan hazine tahvili almaya zorladı. Yeniden yapılanma faturasının karşılanmasına yardımcı olmak için bunu tekrar yapabilir. Ancak bu hamle bankaları aşırı derecede zor durumda bırakırken, hükümetin ihtiyaçlarının yalnızca bir kısmını karşılayabilir. “Dış finansmana ihtiyacımız var” diyen Koç Üniversitesi’nden Kamil Yılmaz, “Ancak mevcut politikalarla bu mümkün değil” ifadesini kullandı.

Seçmenlerin inşaat girişimini kendisine emanet edip etmemeye karar vermesinden önce Erdoğan’ın bir ayı var. Üzerinde baskı hissediyor olmalı. Mart ayı sonlarında Antakya dışında yeni bir hastanenin temel atma töreni olarak lanse edilen bir törene başkanlık etti. Daha sonrasındaysa hastanenin ihalesinin henüz yapılmadığı ortaya çıktı.”

Paylaşın

Genç Seçmenlerin Yüzde 45’i Kendini Solda Tanımlıyor

“Sağ-sol ekseninde Türkiye’de kendini nerede görüyorsunuz” sorusu yöneltilen, ilk defa oy kullanacak gençlerin yüzde 45’i kendini solda tanımlıyor. Türkiye’de de bu oran yaklaşık olarak yüzde 35 bandında.

İlk kez oy kullanacak seçmenin sayısı 6,5 milyon. Gençlerin oransal olarak en fazla olduğu iller sırasıyla Şırnak, Hakkari, Siirt ve Ağrı. Muğla, Ordu, Balıkesir, İzmir ve Bursa ise gençlerin oransal olarak en az olduğu kentler.

14 Mayıs yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde yaklaşık 6,5 milyon genç ilk kez oy kullanacak.

Seçimlerin kaderini etkileyebilecek sayıdan dolayı gençlerin tavırı, beklentileri, parti ve düşünce kuruluşlarının ilgisini çekiyor.

Bunun için toplantılar yapılıyor, araştırmalar gerçekleştiriliyor ve raporlar hazırlanıyor.

Türkiye Sosyal Ekonomik ve Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES) 18 Mart’ta gençlerin odağında olduğu bir toplantı gerçekleştirdi.

Atölye çalışması tarzında gerçekleştirilen buluşmada yapılacak seçimde ilk kez oy kullanacak gençlerin siyasi partilerden sosyal, ekonomik ve siyasal beklentileri saptanması amaçlandı.

Siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinden gençlerle araştırmacılar ve bilim insanlarının davetli olduğu toplantıda kamuoyu araştırma şirketi KONDA’nın ilk kez oy kullanacak genç seçmenlere yönelik araştırma sonuçları da ele alındı.

Toplantıda paylaşılan bilgi ve değerlendirmelere dair rapor geçen günlerde paylaşıldı.

İlk kez oy kullanacak genç seçmenler en çok Güneydoğu illerinde

Rapora göre ilk kez oy kullanacak seçmenin sayısı 6,5 milyon.

Gençlerin oransal olarak en fazla olduğu iller sırasıyla Şırnak, Hakkari, Siirt ve Ağrı. Muğla, Ordu, Balıkesir, İzmir ve Bursa ise gençlerin oransal olarak en az olduğu kentler.

İstanbul’da 1 milyon 166 bin, İzmir’de 285 bin ve Ankara’da 176 bin genç seçmen ilk kez oy kullanacak.

Rapordaki verilere göre ilk kez oy kullanacak seçmen kitlesi, en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ikamet ediyor.

Yüzde 18’i kendini sıklıkla yalnız hissediyor

Raporda gençlere dair farklı başlıklardaki araştırma sonuçlarına dair bilgilere de yer verildi.

Buna göre gençlere “Kendinizi ne sıklıkta yalnız hissediyorsunuz?” diye sorulduğunda, ilk kez oy kullanacak seçmenin yüzde 18’i “sıklıkla” cevabını veriyor. Türkiye’nin yarıya yakını ise bu soruyu “bazen”, ‘”ara sıra” ve “her zaman” cevaplıyor.

“Sıklıkla” ve “her zaman” diyenlerin oranı yüzde11 iken, bu oran ilk kez oy kullanacak seçmenlerde yüzde 18’e ulaşıyor. Yani ilk kez oy kullanacak her 5 seçmenden 1’i kendini “her zaman” ya da “sıklıkla” yalnız hissediyor.

Yarısından fazlası hayatından memnun değil

İlk kez oy kullanacak seçmenin hayat memnuniyeti Türkiye geneline göre daha düşük. Hayatından hiç memnun olmadığını belirten gençlerin oranı yüzde 28’e kadar çıkıyor.

Genç seçmen grubunun yarısından fazlası hayatından memnun değil. Devlet nizamı, hukuk düzeni, ekonomisi ve yaşam standardı açısından değerlendirildiğinde Türkiye’nin yüzde 49’u Avrupa ülkeleri gibi, yüzde 10’u ise ABD gibi olmasını istiyor.

Yüzde 57’si kendisini modern hayat tarzına yakın buluyor

Raporda hayat tarzı kümeleri 3 ana grupta modern, genel muhafazakâr ve dindar muhafazakâr olarak ele alınıyor.

Türkiye genelinde kendini modern hayat tarzına yakın bulanlar yüzde 33 oranındayken, ilk kez oy kullanacak seçmenlerde bu oran yüzde 57.

Kendisini inançsız olarak tanımlayanlar Türkiye ortalamasının üstünde

Genç seçmenin, Türkiye geneline göre daha az dindar olduğu görülüyor.

Örneğin Türkiye genelinde ateistlerin (yüzde 2) ve inançsızların (yüzde 3) toplam oranı yüzde 5 iken, ilk kez oy kullanacak seçmenlerde bu oran yüzde 11’e çıkıyor.

Yani her 10 gençten 1’i, kendini ateist ve inançsız olarak ifade ediyor.

Gençlerin yüzde 45’i kendini solda tanımladı

Genç seçmenlere “Sağ-sol ekseninde Türkiye’de kendini nerede görüyorsunuz” sorusu yöneltildiğinde, bu seçmen kümesinin Türkiye geneline göre daha yüksek oranda solda yer alıyor.

Bu seçmen kümesinde yüzde 45’lik bir kesim soldayken, Türkiye’de de bu oran yaklaşık olarak yüzde 35 bandında seyrediyor.

“İktidarın yaptıklarından mağdur olan gençlerin önemli kesimi kendisini solda tanımlıyor”

Gençler arasındaki kendisini solda tanımlayanların Türkiye ortalamasının üzerinde olmasını Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem’e değerlendiren TÜSES Başkanı Celal Korkut Yıldırım’a göre ilk defa oy kullanacak gençler arasında kendisini solda tanımlayanların oranının Türkiye ortalamasının üstünde olmasının birkaç nedeni var.

Gençler şu anki iktidarı milliyetçi, siyasal İslamcı olarak görüyor. İktidarın yaptıklarından, politikalarından mağdur olanlar var. Bu sebeple gençlerin bir kesimi kendisini solda tanımlamayı tercih ediyor.

Gençlerin her zaman değişime ve yeniliğe daha açık olduğunu belirten Yıldırım, “Teknolojiyi iyi kullandıklarından dünyayı da iyi takip ediyorlar. Daha adil ve sosyal haklara sahip ülkelerdeki yönetimlere baktıkları zaman bunların genellikle sol iktidarların olduğu ülkeler olduğunu görüyorlar” dedi.

Yıldırım şunları kaydetti: Gençler kendilerini iktidarın mevcut politikalardan dolayı ifade edemediğini düşünüyor ve sosyal yaşamda kısıtlanmış görüyor. Ümraniye’deki genç de kendini CHP’li belediyenin yönettiği Kadıköy’de daha iyi ifade edebiliyor. Bu da kendisini sola daha yakın hissetmesinde etkenlerden biri olabilir.”

“Kılıçdaroğlu’nun söylemi demek ki gençler arasında karşılık buluyor”

Siyasal iletişimci Doç. Dr. Burcu Zeybek de yeni oy kullanacak gençlerin gözünü açtığından beri Erdoğan’ı gördüğünü, başka bir yönetim görmediklerinden iyi veya kötü yönde kıyaslama yapabilme şanslarının da daha kısıtlı olduğuna dikkati çekti.

Gençlerin son yıllarda pandemi, online eğitim süreçleri, üniversite eğitiminin online ve hibrit eğitimleriyle niteliksizleşmesi gibi nedenlerle sosyal hayattan daha fazla uzak kaldıklarına işaret eden Zeybek, “Üniversiteden ve buradaki sosyal hayattan uzak kalan, istediği gibi kendini ifade edemeyen ve özgürlüğünün kısıtlandığını düşünenler bundan iktidarı sorumlu tutuyor. Diğer taraftan Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Ben eleştirilebilen bir cumhurbaşkanı olacağım’ diyor. Demek ki bu söylemi gençler arasında karşılık buluyor” değerlendirmesinde bulundu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın