Avrupa’da Her Yıl 238 Bin Kişi Hava Kirliliği Nedeniyle Ölüyor

Avrupa Çevre Ajansı’nın raporuna göre, Avrupa Birliği’nin 27 üyesinin yanı sıra Türkiye, Norveç, İsviçre, İzlanda ve Liechtenstein’da her yıl  en az 238 bin kişi hava kirliliğine bağlı nedenler sebebiyle hayatını kaybediyor.

Raporda ayrıca, hava kirliliğinin Avrupa’da her yıl 18 yaş altı bin 200 çocuk ve gencin erken ölümüne yol açtığına dikkat çekildi.

Avrupa Çevre Ajansı, kamuoyuna bugün açıkladığı raporunda, havadaki zararlı maddelerin sadece yetişkinler için değil aynı zamanda çocuklar açısından da büyük bir çevre riski oluşturduğuna işaret ediliyor. Raporda, bunun çocuk ve gençlerin yaşam beklentisini dramatik bir şekilde düşürdüğü kaydedildi.

Ajansın raporunda, erken ölümlerin yanı sıra kötü hava kalitesinin çocuk ve gençlerin ilerleyen yaşlarında hastalıkları da beraberinde getirdiği vurgulandı. Çocukların anne karnından yetişkinliklerine kadar hava kirliliğine karşı savunması olduğu belirtilen raporda, “Son yıllarda kaydedilen ilerlemelere rağmen, özellikle Orta ve Doğu Avrupa ile İtalya’da hava kirliliği seviyesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği seviyenin üzerinde seyrettiği” not düşüldü.

Raporda yer alan veriler, Avrupa Birliği’nin 27 üyesinin yanı sıra Türkiye, Norveç, İsviçre, İzlanda ve Liechtenstein’ı kapsıyor. Ajansın geçen Kasım ayında açıkladığı rapora göre 2020 yılında söz konusu ülkelerde tüm yaş gruplarından en az 238 bin kişi hava kirliliğine bağlı nedenler sebebiyle hayatını kaybetti.

Bilanço aslında daha büyük olabilir

İngiltere ve Ukrayna gibi birçok Avrupa ülkesi ise rapora dahil edilmedi. Uzmanlar bu nedenle Avrupa çapındaki bilançonun aslında çok daha kötü olduğunu tahmin ediyor.

Hava kirliliğinden etkilenen çocuk ve gençlerin toplam nüfustaki oranının “nispeten düşük” olduğuna işaret edilen raporda, buna rağmen çocukluktaki kronik rahatsızlıkların ileriki zamanlarda büyük bir yüke dönüşeceği tespiti yapıldı.

Avrupa Çevre Ajansı, raporunda öncelikle okullar ve anaokulları, spor tesisleri ve toplu taşıma alanlarında hava kalitesinin iyiliştirilmesini önerdi. Hava kirliliğinin erken doğumlara ve düşüklere yol açabilecek bir etkiye sahip olduğuna işaret eden Ajans, kötü havanın doğumdan sonra astım ve diğer solunum yolu hastalıkları da dahil olmak üzere çeşitli sağlık sorunları riskini artırdığı uyarısında bulundu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2022 Yılında Türkiye Savunmaya 10,6 Milyar Dolar Harcadı

Uluslararası SIPRI raporuna göre, 2022 yılında Türkiye, savunmaya 10,6 milyar dolar harcadı. Bu meblağ, Türkiye’nin 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,2’sine tekabül ediyor.

Türkiye’nin 2022’de askeri harcamalarının nominal koşullarda yüzde 28 arttığına, ancak ülkedeki yüksek enflasyonun etkisiyle reel olarak yüzde 26’lık düşüş belirlendiğine dikkat çekildi.

Bu oranın da Türkiye’nin askeri harcamalarında kaydedilen en büyük yıllık düşüşe işaret ettiği belirtildi. Türkiye’nin savunma harcamalarının 2013 yılından 2022’ye kadar yüzde 15 oranında arttığı görülüyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), 2022 yılına ilişkin küresel askeri harcamalar raporunu açıkladı.

Rapora göre, 2022’de küresel askeri harcamalar bir önceki yıla kıyasla yüzde 3,7 artarak 2 trilyon 240 milyar dolara ulaştı. Bu meblağ, ülkelerin toplam gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 2,2’sini oluşturdu. SIPRI raporlarına göre 2015’ten beri her yıl artan küresel askeri harcamalar, 2022’de rekor tazelemiş oldu. Küresel askeri harcamaların 2013’ten 2022’ye kadar yüzde 19 arttığı kaydedildi.

Rapor, 2022’de dünya genelinde en fazla askeri harcama yapan ülkeleri de ortaya koydu. Türkiye, 10,6 milyar dolar ile listenin 23’üncü sırasında yer aldı. Bu meblağ, Türkiye’nin 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,2’sine tekabül ediyor. Türkiye’nin küresel savunma harcamalarındaki payı ise binde 5 oldu.

Rapora göre, 2022’de Türkiye’nin savunma harcamaları bir önceki yıla göre yüzde 26 azaldı. Böylece Türkiye’nin askeri harcamaları üç yıl üst üste düşmüş oldu.

Raporda, Türkiye’nin 2022’de askeri harcamalarının nominal koşullarda yüzde 28 arttığına, ancak ülkedeki yüksek enflasyonun etkisiyle reel olarak yüzde 26’lık düşüş belirlendiğine dikkat çekildi. Bu oranın da Türkiye’nin askeri harcamalarında kaydedilen en büyük yıllık düşüşe işaret ettiği belirtildi.

SIPRI raporunda, her zaman olduğu gibi ülkelerin son 10 yıllık harcama trendine de yer verildi. Türkiye’nin savunma harcamalarının 2013 yılından 2022’ye kadar yüzde 15 oranında arttığı görüldü.

Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, Türkiye’nin 2022’deki savunma harcamalarını, önceki yıllardaki SIPRI raporlarında ortaya koyulan verilerle karşılaştırarak yorumlarken dolar kurunda geçen yıl yaşanan artış ve enflasyona dikkat çekti.

Kozanoğlu, DW Türkçe’den Cengiz Özbek’e yaptığı değerlendirmede, “SIPRI’ye göre Türkiye’nin askeri harcamaları 2019’da 20,4 milyar dolarla zirve yaptıktan sonra 2020’de 17, 2021’de 15,5 ve 2022’de 10,6 milyar dolara geriledi. 2022’de ortalama dolar kuru yüzde 86 arttı. Bunun sonucu TL bazındaki yüzde 28’lik nominal artış, enflasyonun gerisinde kalıyor. Zira 2022 ortalama enflasyonu yüzde 72,32’di. Demek ki TL bazında da reel bir gerileme söz konusu” dedi.

Savunma harcamaları üzerine araştırmaları bulunan Prof. Dr. Gülay Günlük Şenesen de Türkiye’de son yıllarda kur artış oranlarının enflasyonun üzerinde seyrettiğini, dolayısıyla dolar cinsinden değerlerde düşüşün “çok daha keskin” olduğunu vurguladı.

SSDF faktörü

Şenesen ayrıca, Türkiye’nin SIPRI tarafından 10,6 milyar olarak hesaplanan askeri harcamalarının içinde muhtemelen sadece bütçeden değil, Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan (SSDF) yapılan harcamaların da yer aldığına dikkat çekti.

SSDF, 1985 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyonunun sağlanması ve Türkiye’de modern savunma sanayiinin kurulması için gerekli kaynağın, genel bütçe dışında devamlı ve istikrarlı bir şekilde temini amacıyla Merkez Bankası nezdinde emrinde kuruldu.

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığının faaliyet raporlarında yer alan bilgiye göre, AKP iktidarı döneminde yapılan kanun değişiklikleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatının istihbarat ve güvenliğe ilişkin tedarik taleplerinin de bu fondan karşılanması sağlanıyor. Savunma Sanayii İcra Komitesi kararları kapsamında harcanan SSDF, TSK ve diğer güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarının “hızlı bir şekilde” tedarikini sağlamak üzere oluşturulan “etkin ve esnek” sistemin temel mekanizmalarından biri olarak tanımlanıyor.

Bu fondan yapılan harcamalara ilişkin veriler ise “gizli” olduğu gerekçesiyle kamuoyuna açıklanmıyor.

En çok ABD harcadı

SIPRI’nin 2022 raporuna göre, en fazla askeri harcama yapan ülke ise yine açık ara Amerika Birleşik Devletleri (ABD) oldu. Küresel askeri harcamaların yüzde 39’u ABD tarafından yapıldı. ABD’nin 2022’de asker harcamaları yüzde 0,7 artarak 877 milyar dolara yükseldi. ABD’nin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 3,5’ine denk gelen bu tutarın içinde, Ukrayna’ya yapılan ve 19 milyar doları bulduğu tahmin edilen askeri yardım da yer aldı.

ABD’yi bu yıl da Çin izledi. Çin’in askeri harcamaları bir önceki yıla kıyasla yüzde 4,2 artarak 292 milyar dolar oldu. Bu meblağ, askeri harcamalarını 28 yıldır üst üste artıran Çin’in 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,6’sına tekabül ediyor.

Ukrayna’yı işgalinin ardından savunma harcamalarını artıran Rusya ise listede iki basamak yükselerek üçüncü sırada yer aldı. Rusya, savunma harcamalarını 2022’de 2021 yılına kıyasla yüzde 9,2 artırarak 86,4 milyar dolara çıkardı. Bu tutar, Rusya’nın 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 4,1’ine denk geliyor.

Savunma harcamalarını yüzde 6 artırarak 81,4 milyar dolara yükselten Hindistan dördüncü, yüzde 16’lık artışla 75 milyar dolar harcayan ve 2022’de listede üç basamak yıkarı çıkan Suudi Arabistan ise beşinci sırada yer aldı.

Küresel askeri harcamaların yüzde 63’ü, listenin ilk beş sırasındaki ülkeler tarafından yapıldı.

Almanya yine yedinci sırada

Savunma harcamalarını 2021’e kıyasla yüzde 2,3 artıran Almanya ise 55,8 milyar dolar ile yedinci sıradaki yerini korudu.

Bu meblağ, Almanya’nın 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1,4’üne tekabül ediyor. Almanya’nın son 10 yıldaki askeri harcamalarını üçte bir oranında artırdığı görüldü.

Ukrayna etkisi

Askeri harcamaların 2022’deki artışında Rusya’nın Ukrayna işgali önemli rol oynadı.

Avrupa’da askeri harcamalar 2022 yılında yüzde 13 arttı. Bu, Avrupa’da Soğuk Savaş döneminin ardından kaydedilen en büyük yıllık artış oldu. Bu sıra dışı artışta, savaşan taraflar Rusya ve Ukrayna’nın askeri harcamalarında ciddi oranda artışa gitmelerinin yanı sıra diğer birçok Avrupa ülkesinin de 2022’de işgalin ardından askeri bütçelerini artırması etkili oldu.

Ortadoğu ülkeleri askeri harcamalarını yüzde 3,2 artırırken Asya ve Okyanusya ülkelerinin harcamalarındaki artış yüzde 2,7 oldu.

Askeri harcamalarını oran olarak en çok artıran ülke Ukrayna oldu. Ukrayna’nın 2022’deki askeri harcamaları yüzde 640’lık artışla 44 milyar dolar oldu. Bu meblağ, Ukrayna’ya savaş nedeniyle yapılan ve 30 milyar dolar olarak hesaplanan uluslararası mali yardımı içermiyor. 44 milyar dolarlık askeri harcama, SIPRI listelerinde ilk kez ilk 15’e giren Ukrayna’nın 2022’deki gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 34’üne denk geliyor.

Askeri harcama yükü en fazla olan ülkeler sıralamasında ilk basamakta yer alan Ukrayna’yı Suudi Arabistan izledi. Suudi Arabistan’ın 2022’de askeri harcamalarının oranı, gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 7,4’üne tekabül etti.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: ABD’den Türkiye’ye Çağrı

İsveç Savunma Bakanı Jonson ile Muskö donanma üssünde ortaklaşa düzenlediği basın toplantısında konuşan ABD Savunma Bakanı Austin, İsveç’in NATO’ya Temmuz ayında yapılacak zirveden önce katılmasını istediklerini belirtti.

Austin, “Müttefiklerimiz Türkiye ile Macaristan’ı İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğini bir an önce onaylaması için teşvik ediyoruz” dedi.

İki yüzyıllık tarafsızlık ve askeri bağlantısızlık dönemini sona erdirme kararı alan İsveç ve komşusu Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından geçen yıl Mayıs ayında NATO’ya üyelik başvurusunda bulundular.

Finlandiya 4 Nisan’da NATO’nun 31. üyesi oldu ancak İsveç’in başvurusu hala sonuca bağlanmadı. İttifak’a üyelik için tüm üye devletlerin onayı gerekiyor. Ankara ve Budapeşte ise İsveç’in üyeliğine henüz onay vermedi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanı Lloyd Austin resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği İsveç’te Türkiye ve Macaristan’ı İsveç’in NATO üyeliğini hızlı bir şekilde onaylamaya çağırdı.

Austin Çarşamba günü Stockholm’ün güneyindeki Muskö’de bulunan İsveç donanma limanında İsveçli mevkidaşı Pål Jonson’la görüştü.

Burada yaptığı konuşmada, kısa süre önce Finlandiya’nın 31’inci üye olarak NATO’ya katıldığını kaydeden Austin, İsveç’i de kısa süre içinde 32’nci üye olarak İttifak’a dahil etmeyi umut ettiklerini vurguladı.

Austin, “İsveç’in NATO’ya hızlı bir şekilde katılımını desteklemeye devam edeceklerini ve üyeliğin yaz öncesinde tamamlanması için güçlü çaba göstereceklerini” belirterek “Bunun gerçekten de çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedi. Austin İsveçli mevkidaşına hitaben “Siz mükemmel bir partnersiniz. Çok kısa zaman içinde sizi müttefikimiz olarak adlandırabilmeyi heyecanla bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD’li Bakan, “Müttefiklerimiz Türkiye ve Macaristan’ı da İsveç’in üyeliğini bir an önce onaylamaları için teşvik ediyoruz” diye konuştu.

ABD Savunma Bakanı’nın ziyareti İsveç’in yaklaşık 30 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği en büyük askeri tatbikat olan Aurora 23’e denk geldi. 17 Nisan’da başlayan tatbikata yaklaşık 700 ABD deniz piyadesinin yanı sıra İngiltere, Finlandiya, Polonya, Norveç, Estonya, Letonya, Litvanya, Ukrayna, Danimarka, Avusturya, Almanya ve Fransa’dan yaklaşık 26 bin asker katılıyor. Tatbikat 11 Mayıs’a kadar sürecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Standard & Poor’s’tan “Türkiye En Riskli İki Ülkeden Biri” Uyarısı

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s, özellikle Mısır, Endonezya, Katar, Tunus ve Türkiye’nin küresel likidite değişikliklerine karşı potansiyel olarak kırılgan ekonomiler olduğunu belirtti.

Standard & Poor’s, analistlerinin raporunda “Türk bankalarının artan risk iştahsızlığına, küresel likidite azalmasına ve yüksek finansman şartlarına karşı kırılgan olduklarını değerlendiriyoruz” ifadeleri yer aldı.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P, Türkiye, Mısır, Endonezya, Katar ve Tunus’un bankacılık sistemlerinin global likidite değişikliklerine karşı kırılganlık potansiyeli olduğunu belirtti.

Büyük merkez bankaları parasal sıkılaşmaya devam ettikçe finansman koşullarının da sıkılaştığını, zayıf likidite ve artan maliyetlerin özellikle gelişmekte olan ekonomileri etkilediğini belirten S&P özellikle Mısır, Endonezya, Katar, Tunus ve Türkiye’nin küresel likidite değişikliklerine karşı potansiyel olarak kırılgan ekonomiler olduğunu belirtti.

Bloomberght’nin aktardığına göre, S&P analistlerinin raporunda “Türk bankalarının artan risk iştahsızlığına, küresel likidite azalmasına ve yüksek finansman şartlarına karşı kırılgan olduklarını değerlendiriyoruz” ifadeleri yer aldı.

Raporda Türk bankalarının son yıllarda konut fiyatlarındaki yükseliş, aşırı genişleyici para politikası gibi ekonomik dengesizliklerle karşı karşıya olduğu vurgulandı.

S&P, 2023’te Türk bankalarının kredi zararlarının 2022’deki yüzde 2,8 seviyesinden yüzde 3,2’ye yükseleceğini, 2022 sonunda yüzde 2,2 olan sorunlu kredi oranının yüzde 4-5 aralığında gerçekleşeceğini öngördü.

Paylaşın

The Economist: Erdoğan İçin ‘Zaman Daralıyor’

Londra merkezli uluslararası haftalık haber dergisi The Economist’in son sayısında yayımlanan Türkiye analizinde, 6 Şubat Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan depremlerinin ardından toparlanmanın yıllar alacağı vurgulanırken, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için ‘zamanın daraldığı’ belirtildi.

The Economist’in görüştüğü uzmanlar da toparlanmak için zamanın Erdoğan’ın vaat ettiği kadar kısa olmadığını belirtirken, ayrıca mevcut politikaların da toparlanma için engel teşkil ettiğini belirtiyor. The Economist, seçimler yaklaşırken Erdoğan’ın daha fazla baskı hissettiği kanaatinde.

Sol Haber’in aktardığı The Economist’te yer alan Türkiye analizi şöyle:

“Şubat başında Türkiye’yi vuran depremin yerle bir ettiği ilçelerden biri olan Nurdağı’nın kuzeyindeki çamlarla kaplı tepelerin arasından kıvrıla kıvrıla uzanan uzun bir yolda buldozerler, yeni toplu konutların yerlerini açmak için toprağı delip geçiyor. Evler tamamlandığında, yerinden edilmiş yaklaşık 450 aileyi barındıracak. Ama çok daha fazlasına ihtiyaç duyuluyor. Deprem, Nurdağı genelinde binden fazla binayı yerle bir etti. Kalanlarsa ayakta duramayacak kadar hasarlı. Yerelden bir yetkili, daha büyük binaların hiçbirinin güvenli olmadığını söylüyor. Yeniden ayağa kalkmadan önce, depremin öncesinde 40 bin kişiye ev sahipliği yapan ilçenin bir bütün olarak yıkılması gerekecek.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şubat ayında afet bölgesini gezerken “Sıfırdan inşa edeceğiz” vaadinde bulunarak, “Bize bir yıl zaman verin” dedi. İki ay sonrasında bölgeyi kaplayan 200 milyon tonluk molozun makul bir kısmı kaldırıldı; bölgede yapılacak bir gezintide görüleceği üzere bazı kasabaların varoşlarında inşaat çalışmaları başladı. Ancak yaklaşmakta olan zorluk, Erdoğan’ın öne sürdüğünden daha ürkütücü. 14 Mayıs’ta düzenlenmesi planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sağ çıkacağını varsayarsak, Erdoğan’ın sözünü tutması için bir yıldan çok daha fazlasına ve bol miktarda dış yardıma ihtiyacı olacak.

Kabaca Bulgaristan büyüklüğüne eş değer olarak 110 bin kilometrekarelik bir alanda 300 binden fazla bina yıkıldı, onarılamayacak şekilde hasar gördü veya yıkılması planlanıyor. 50 binden fazla insan yaşamını yitirdi ve 3 milyon kişi yerinden edildi. Türkiye’nin strateji ve bütçe dairesinin yakın tarihli bir raporu, yeniden yapılanma maliyetinin 104 milyar dolar veya GSYH’nin yüzde 11’ine karşılık geleceğini ortaya koyarken, felaketin bu yıl büyüme oranını en az yüzde bir puan azaltacağı tahmin ediliyor.

Hiç kimse Erdoğan’ın takvimini gerçekçi bulmuyor. Düşünce kuruluşu TEPAV’da araştırmacı olan Burcu Aydın Özüdoğru, yapılması gereken konut sayısının, geçen yıl tüm Türkiye’de verilen konut ruhsatı sayısından fazla olduğunu söylüyor. TMMOB Mimarlar Odası Hatay Şubesi Mustafa Özçelik, 400 bin nüfuslu Antakya gibi, artık sakinlerinin çoğunun gittiği ve bunun yerine yıkılan evlerin ve ağır makinelerin yaşadığı yerlerde, tek başına temizlik ve enkaz kaldırma çalışmalarının bir altı ay daha süreceğini tahmin ediyor. An itibariyle enkazın ancak yarısı temizlendi. Eski şehrin çoğu, enkazla tıkanmış sokaklar ve geçitlerle, yürüyerek bile geçilemez durumda. Analistler, yeniden inşa sürecinin beş yılı bulabileceğini söylüyor.

Yeniden inşa maliyetleri, deprem öncesinde bile GSYH’nin yüzde 3,5’ine ulaşacak gibi görünen bu yılki bütçe açığını en az birkaç yüzde puan artıracak. Özellikle büyük bir deprem riskinin endişe verici derecede yüksek olduğu İstanbul’da, gelecekteki felaketlerin etkisini azaltmak için daha fazla harcama yapılması gerekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, şehrin yaşlanan konut stokunun, özellikle de çökme riski en yüksek olan 90 bin binanın depreme dayanıklı hale getirilmesinin 19 milyar dolara mal olabileceğini tahmin ediyor.

Yeniden yapılanma için paranın büyük bir kısmının yurt dışından gelmesi gerekecek. AB ve diğer yabancı bağışçılar, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan alınan 1,6 milyar dolar ve Dünya Bankası’ndan alınan 1,8 milyar dolar krediye ek olarak yaklaşık 7,6 milyar dolar taahhütte bulundu. Lakin merkez bankasının bağımsızlığını ortadan kaldırarak, dört nala koşan enflasyon karşısında faiz oranlarını düşürerek ve döviz kurunu kontrol etmek için döviz rezervlerini yakarak yabancı yatırımcıları korkutan bir hükümet için ek finansman bulmak maliyetli ve zor olacaktır. Türkiye hala uluslararası piyasalardan borçlanabiliyor, ancak yüksek bir bedel karşılığında. Yabancı yatırımcılar dolar cinsinden Türk tahvillerinden yüzde 9’un üzerinde getiri elde edebilirler.

Erdoğan yerel borç verenlerden biraz para koparmayı deneyebilir. Geçtiğimiz yıl boyunca hükümet, Türk bankalarını gülünç derecede düşük oranlardan hazine tahvili almaya zorladı. Yeniden yapılanma faturasının karşılanmasına yardımcı olmak için bunu tekrar yapabilir. Ancak bu hamle bankaları aşırı derecede zor durumda bırakırken, hükümetin ihtiyaçlarının yalnızca bir kısmını karşılayabilir. “Dış finansmana ihtiyacımız var” diyen Koç Üniversitesi’nden Kamil Yılmaz, “Ancak mevcut politikalarla bu mümkün değil” ifadesini kullandı.

Seçmenlerin inşaat girişimini kendisine emanet edip etmemeye karar vermesinden önce Erdoğan’ın bir ayı var. Üzerinde baskı hissediyor olmalı. Mart ayı sonlarında Antakya dışında yeni bir hastanenin temel atma töreni olarak lanse edilen bir törene başkanlık etti. Daha sonrasındaysa hastanenin ihalesinin henüz yapılmadığı ortaya çıktı.”

Paylaşın

Genç Seçmenlerin Yüzde 45’i Kendini Solda Tanımlıyor

“Sağ-sol ekseninde Türkiye’de kendini nerede görüyorsunuz” sorusu yöneltilen, ilk defa oy kullanacak gençlerin yüzde 45’i kendini solda tanımlıyor. Türkiye’de de bu oran yaklaşık olarak yüzde 35 bandında.

İlk kez oy kullanacak seçmenin sayısı 6,5 milyon. Gençlerin oransal olarak en fazla olduğu iller sırasıyla Şırnak, Hakkari, Siirt ve Ağrı. Muğla, Ordu, Balıkesir, İzmir ve Bursa ise gençlerin oransal olarak en az olduğu kentler.

14 Mayıs yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde yaklaşık 6,5 milyon genç ilk kez oy kullanacak.

Seçimlerin kaderini etkileyebilecek sayıdan dolayı gençlerin tavırı, beklentileri, parti ve düşünce kuruluşlarının ilgisini çekiyor.

Bunun için toplantılar yapılıyor, araştırmalar gerçekleştiriliyor ve raporlar hazırlanıyor.

Türkiye Sosyal Ekonomik ve Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES) 18 Mart’ta gençlerin odağında olduğu bir toplantı gerçekleştirdi.

Atölye çalışması tarzında gerçekleştirilen buluşmada yapılacak seçimde ilk kez oy kullanacak gençlerin siyasi partilerden sosyal, ekonomik ve siyasal beklentileri saptanması amaçlandı.

Siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinden gençlerle araştırmacılar ve bilim insanlarının davetli olduğu toplantıda kamuoyu araştırma şirketi KONDA’nın ilk kez oy kullanacak genç seçmenlere yönelik araştırma sonuçları da ele alındı.

Toplantıda paylaşılan bilgi ve değerlendirmelere dair rapor geçen günlerde paylaşıldı.

İlk kez oy kullanacak genç seçmenler en çok Güneydoğu illerinde

Rapora göre ilk kez oy kullanacak seçmenin sayısı 6,5 milyon.

Gençlerin oransal olarak en fazla olduğu iller sırasıyla Şırnak, Hakkari, Siirt ve Ağrı. Muğla, Ordu, Balıkesir, İzmir ve Bursa ise gençlerin oransal olarak en az olduğu kentler.

İstanbul’da 1 milyon 166 bin, İzmir’de 285 bin ve Ankara’da 176 bin genç seçmen ilk kez oy kullanacak.

Rapordaki verilere göre ilk kez oy kullanacak seçmen kitlesi, en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ikamet ediyor.

Yüzde 18’i kendini sıklıkla yalnız hissediyor

Raporda gençlere dair farklı başlıklardaki araştırma sonuçlarına dair bilgilere de yer verildi.

Buna göre gençlere “Kendinizi ne sıklıkta yalnız hissediyorsunuz?” diye sorulduğunda, ilk kez oy kullanacak seçmenin yüzde 18’i “sıklıkla” cevabını veriyor. Türkiye’nin yarıya yakını ise bu soruyu “bazen”, ‘”ara sıra” ve “her zaman” cevaplıyor.

“Sıklıkla” ve “her zaman” diyenlerin oranı yüzde11 iken, bu oran ilk kez oy kullanacak seçmenlerde yüzde 18’e ulaşıyor. Yani ilk kez oy kullanacak her 5 seçmenden 1’i kendini “her zaman” ya da “sıklıkla” yalnız hissediyor.

Yarısından fazlası hayatından memnun değil

İlk kez oy kullanacak seçmenin hayat memnuniyeti Türkiye geneline göre daha düşük. Hayatından hiç memnun olmadığını belirten gençlerin oranı yüzde 28’e kadar çıkıyor.

Genç seçmen grubunun yarısından fazlası hayatından memnun değil. Devlet nizamı, hukuk düzeni, ekonomisi ve yaşam standardı açısından değerlendirildiğinde Türkiye’nin yüzde 49’u Avrupa ülkeleri gibi, yüzde 10’u ise ABD gibi olmasını istiyor.

Yüzde 57’si kendisini modern hayat tarzına yakın buluyor

Raporda hayat tarzı kümeleri 3 ana grupta modern, genel muhafazakâr ve dindar muhafazakâr olarak ele alınıyor.

Türkiye genelinde kendini modern hayat tarzına yakın bulanlar yüzde 33 oranındayken, ilk kez oy kullanacak seçmenlerde bu oran yüzde 57.

Kendisini inançsız olarak tanımlayanlar Türkiye ortalamasının üstünde

Genç seçmenin, Türkiye geneline göre daha az dindar olduğu görülüyor.

Örneğin Türkiye genelinde ateistlerin (yüzde 2) ve inançsızların (yüzde 3) toplam oranı yüzde 5 iken, ilk kez oy kullanacak seçmenlerde bu oran yüzde 11’e çıkıyor.

Yani her 10 gençten 1’i, kendini ateist ve inançsız olarak ifade ediyor.

Gençlerin yüzde 45’i kendini solda tanımladı

Genç seçmenlere “Sağ-sol ekseninde Türkiye’de kendini nerede görüyorsunuz” sorusu yöneltildiğinde, bu seçmen kümesinin Türkiye geneline göre daha yüksek oranda solda yer alıyor.

Bu seçmen kümesinde yüzde 45’lik bir kesim soldayken, Türkiye’de de bu oran yaklaşık olarak yüzde 35 bandında seyrediyor.

“İktidarın yaptıklarından mağdur olan gençlerin önemli kesimi kendisini solda tanımlıyor”

Gençler arasındaki kendisini solda tanımlayanların Türkiye ortalamasının üzerinde olmasını Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem’e değerlendiren TÜSES Başkanı Celal Korkut Yıldırım’a göre ilk defa oy kullanacak gençler arasında kendisini solda tanımlayanların oranının Türkiye ortalamasının üstünde olmasının birkaç nedeni var.

Gençler şu anki iktidarı milliyetçi, siyasal İslamcı olarak görüyor. İktidarın yaptıklarından, politikalarından mağdur olanlar var. Bu sebeple gençlerin bir kesimi kendisini solda tanımlamayı tercih ediyor.

Gençlerin her zaman değişime ve yeniliğe daha açık olduğunu belirten Yıldırım, “Teknolojiyi iyi kullandıklarından dünyayı da iyi takip ediyorlar. Daha adil ve sosyal haklara sahip ülkelerdeki yönetimlere baktıkları zaman bunların genellikle sol iktidarların olduğu ülkeler olduğunu görüyorlar” dedi.

Yıldırım şunları kaydetti: Gençler kendilerini iktidarın mevcut politikalardan dolayı ifade edemediğini düşünüyor ve sosyal yaşamda kısıtlanmış görüyor. Ümraniye’deki genç de kendini CHP’li belediyenin yönettiği Kadıköy’de daha iyi ifade edebiliyor. Bu da kendisini sola daha yakın hissetmesinde etkenlerden biri olabilir.”

“Kılıçdaroğlu’nun söylemi demek ki gençler arasında karşılık buluyor”

Siyasal iletişimci Doç. Dr. Burcu Zeybek de yeni oy kullanacak gençlerin gözünü açtığından beri Erdoğan’ı gördüğünü, başka bir yönetim görmediklerinden iyi veya kötü yönde kıyaslama yapabilme şanslarının da daha kısıtlı olduğuna dikkati çekti.

Gençlerin son yıllarda pandemi, online eğitim süreçleri, üniversite eğitiminin online ve hibrit eğitimleriyle niteliksizleşmesi gibi nedenlerle sosyal hayattan daha fazla uzak kaldıklarına işaret eden Zeybek, “Üniversiteden ve buradaki sosyal hayattan uzak kalan, istediği gibi kendini ifade edemeyen ve özgürlüğünün kısıtlandığını düşünenler bundan iktidarı sorumlu tutuyor. Diğer taraftan Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Ben eleştirilebilen bir cumhurbaşkanı olacağım’ diyor. Demek ki bu söylemi gençler arasında karşılık buluyor” değerlendirmesinde bulundu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, 14 Mayıs Seçimlerine Yüzde Kaç Enflasyonla Girecek?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Peki, Türkiye 14 Mayıs seçimlerine yüzde kaç enflasyon ile girecek? Bakan Nebati döneminde enflasyon nasıl değişti?

Enflasyonda tek hane sözü veren Nureddin Nebati 2 Aralık 2021’de Hazine ve Maliye Bakanı olarak atandı. 3 Aralık 2021’de ise kasım ayı enflasyon verileri açıklandı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık yüzde 21,3 oldu.

Bu veri Bakan Nebati dönemi öncesini yansıtıyor. Nebati göreve başlamadan hemen önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’de yeni bir ekonomi modeline geçildiğini açıklamıştı.

Aralık 2021’de yıllık enflasyon yüzde 36,1’e yükseldi. Ancak Bakan Nebati enflasyonunun düşeceğini açıkladı. Nebati 14 Ocak 2022’de Bloomberg’e yaptığı açıklamada Haziran 2023’te gerçekleşecek seçimlere Türkiye’nin “tek haneli enflasyon ile gireceğini” söyledi.

Bu söylemini şubat ayında tekrarladı. 3 Mart 2022’de sosyal medya hesabından Nureddin Nebati “2023 Haziran seçimlerine de tek haneli bir enflasyon rakamı ile gireceğiz.” paylaşımı yaptı.

Nebati döneminde enflasyon rekor kırdı

Bakan Nebati döneminde AK Parti iktidarının en yüksek enflasyonu görüldü. Nebati’nin göreve gelmesiyle hızla yükselen enflasyon Şubat 2022’de yüzde 50’yi aştı. Temmuz 2022’de yüzde 80’e ulaşan yıllık enflasyon Ekim 2022’de yüzde 85’i geçti.

Bu tarihten sonra baz etkisiyle inişe geçen enflasyon Mart 2023’te yüzde 50,5 oldu. Seçimler 14 Mayıs’ta gerçekleşecek. Nisan ayı enflasyonu mayıs başında açıklanacak.

Ancak enflasyon aylık bazda hiç artmamış bile olsa yıllık bazda mayısta yüzde 40’ın üzerinde olacak. Nisan ve mayıs aylarında fiyatlar hiç artmasa ve aylık bazda yüzde 0 olsa bile Mayıs 2023’te yıllık enflasyon yüzde 36’dan yüksek olacak.

Öte yandan, TÜİK’in verilerini muhalefet partileri inandırıcı bulmuyor. Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre de enflasyon TÜİK’in açıkladığından çok daha yüksek.

Mart 2023’te TÜİK’e göre enflasyon yüzde 50,5 iken ENAG bunun yüzde 113 olduğunu bildirdi. ENAG’a göre yıllık TÜFE Eylül 2022’de yüzde 186’ya kadar çıkmıştı.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF), Ekim 2022’de yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na göre 2023 sonunda yıllık enflasyon yüzde 51 olacak.

Yıllık enflasyon düşse bile fiyatlar düşmüyor aksine artmaya devam ediyor. Fiyatların düşmesi için aylık enflasyon dediğimiz “bir önceki aya göre değişim oranı”nın sıfırın altında; yani eksi olması gerekir.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye Merkezli İki Şirkete ABD’den Yaptırım: Bu Bir Uyarı Atışı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Türkiye merkezli Dexias Türkiye ve Azu International’a, Rusya’ya Ukrayna işgalinin ardından uygulanan yaptırımların delindiği gerekçesiyle yaptırım getirildiğini açıkladı.

Açıklamada Dexias Türkiye’nin, Rusya’daki Radioavtomatika şirketi için aracılık yaptığı aktarıldı. Rusya’daki bu şirket hali hazırda ABD yaptırımlarına tabiydi.

Dexias’ın Batılı şirketlerle iletişime geçerek ABD menşeili elektronik ürünler almaya çalıştığı öne sürüldü. Dexias Türkiye’nin yanı sıra Rusya’daki kolu olan Dexias Rusya ve bu iki şirketin de yöneticisi olan Alim Khazişmeloviç Firov’a da yaptırım açıklandı.

Yaptırım uygulanacak Türkiye merkezli ikinci şirket ise Azu International. ABD Hazinesi’ne göre Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin hemen ardından, Mart 2022’de kurulan bu şirketin amacı yaptırımlara takılan elektronik ürünleri Rusya’ya göndermekti.

ABD bu şirketin Rusya’ya birden fazla bilgisayar çipi sevkiyatı yaptığını açıkladı. Reuters ajansı da Aralık ayında Rus gümrük kayıtlarını inceleyerek yaptığı haberde bu şirketi Rusya’ya en az 20 milyon dolarlık elektronik parça sattığını yazmıştı.

ABD’nin yaptırım listesine aldığı şirketlerin ABD’deki varlıkları donduruluyor, SWIFT sistemini kullanarak uluslararası para transferi yapmaları da yasaklanıyor.

Dışişleri Bakanlığı’ndan da yaptırımlarla ilgili henüz bir açıklama gelmedi.

NATO üyesi Türkiye, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara ilkesel olarak karşı çıkmakla birlikte yaptırımların, Türkiye’de delinmeyeceğini ve sevk edilen ürünlerin Rus ordusu tarafından kullanılamayacağını belirtmişti.

Türkiye, geçen ay Batı ülkelerinin yaptırım listesinde olan malların Rusya’ya iletilmesini durdurmak üzere adım atmıştı.

ABD Maliye Bakanlığı’nın Terörizm ve Mali İstihbarat Müsteşarı Brian Nelson konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:

“Kremlin kapsamlı, çok taraflı yaptırımların ve ihracat kontrollerinin etrafından dolanmanın yollarını ararken ABD müttefik ve ortaklarıyla birlikte Putin’i savaşta destekleyen yaptırımların delinmesine yönelik girişimleri, sekteye uğratmaya devam edecek.”

Brian Nelson geçtiğimiz Ocak ayında Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’ı kapsayan bir ziyaret gerçekleştirmiş ve yaptırımların uygulanması odaklı ziyaret kapsamında Türkiye’de iş dünyası ve banka yöneticilerine yönelik yaptığı konuşmada uyarıda bulunmuştu.

Paylaşın

Financial Times: Seçmen, Erdoğan’dan Yoruldu

Dünya basını, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala, seçimler ve muhtemel sonuçlarını ilişkin değerlendirmeler yapmaya devam ediyor.

Birleşik Krallık merkezli Financial Times gazetesinden Adam Samson, Konya’ya giderek seçim öncesi seçmen eğilimleri konusundaki gözlemlerini kaleme aldı. Samson, hükümetin ekonomiyi batırdığı yönündeki seçmen yorumunu başlığa taşıdığı makalesinde seçmenlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan yorulduğunu yazdı.

Erdoğan’ın kalesi olarak bilinen şehirde kendisine olan inancın azaldığını, fakat bunun doğrudan doğruya muhalefete desteğe dönüşmediğini vurgulayan Samson, her geçen gün daha fazla seçmenin değişim istediğini fısıldadığını belirtti.

Makalesinde Konya’da bir kafede çalışan bir aşçının anlatımlarına yer veren Samson, ekonomik krizin yanı sıra temel hak ve özgürlüklerde yaşanan gerilemenin ve gücü cumhurbaşkanının elinde toplayan hükümet sisteminin de seçmenleri Cumhurbaşkan Erdoğan’dan uzaklaştırdığı yorumunda bulundu.

Deveci’nin anlatımları üzerinden seçmenlerin yine de Millet İttifakı’na oy vermek için çok az sebebi olduğu değerlendirmesini paylaşan gazeteci, seçmenlerin muhalefete de güven duymadığını aktardı. Erdoğan ve AK Parti’nin iktidarda olduğu son 20 yıl içindeki en zorlu seçim sürecini yaşadığını da kaydeden Samson, anketlerin Erdoğan ile Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu başa baş gösterdiğini hatırlattı.

Konya’daki her dört seçmenden üçünün 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy verdiğini kaydeden gazeteci, bu sefer durumun farklı olduğu, çünkü ülkenin devasa bir ekonomik kriz ile karşı karşıya olduğu ve Sabancı Üniversitesi’nden Profesör Berk Esen’in ifadesiyle söz konusu şartların AK Parti tabanının erimesini beraberinde getirdiği değerlendirmesini paylaştı.

Haberinde bir eczacının görüşlerine de yer veren Samson, bu kişinin ekonominin her gün kötüye gittiği ve artık değişime ihtiyaç olduğu yönündeki yorumunu paylaştı.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

ABD: Washington’un İsteği Türkiye’nin Rusya’yla Ticaretinin Azalması

Rusya – Ukrayna savaşı sırasında hem Moskova hem de Kiev ile iyi ilişkilerini sürdürmeye çalışan Ankara prensip olarak yaptırımlara karşı çıksa da yaptırımların Türkiye’de delinemeyeceğini ve gönderilen hiçbir ürünün Rusya ordusu tarafından kullanılamayacağını bildirmişti.

Aralarında ABD Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun da bulunduğu çok sayıda üst düzey Amerikalı yetkili Ukrayna işgalinden bu yana Türkiye’ye giderek, iş dünyası ve bankalara, ABD’nin Rusya’ya yaptırımlarını uygulamaları yönünde uyarılarda bulunmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Yaptırımlar Koordinasyon Ofisi Başkanı James O’Brien, G7 ülkelerinin baskısı üzerine, Türkiye’nin yaptırım uygulanan Batı mallarının Rusya’ya geçişini durdurmayı kabul ettiğini söyledi. O’Brien, Washington’un Ankara’nın Moskova ile ticaret verilerini, düşüş beklentisiyle takip edeceğini vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi James O’Brien, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada Türk yetkililerin, yaptırım uygulanan malların Rusya’ya yeniden ihracatına yasak getirdiklerini çeşitli hükümet ve kurumlarla “çok açık” bir şekilde paylaştıklarını söyledi.

Ancak O’Brien, Washington’un bu değişimin etkisini henüz görmediğini söyledi.

“Bunu görmemiz biraz zaman alacak. Mart ve Nisan aylarındaki ticaret verilerini göreceğiz ve bu ticaretin dramatik bir şekilde düştüğünü görmeyi bekleyeceğiz” diyen Amerikalı yetkili, tek önemsediğinin bu rakamlar olduğunu kaydetti.

ABD ve müttefikleri, Ukrayna’yı işgalinin ardından Rusya’ya kapsamlı yaptırımlar uyguladı. Ancak Karadeniz komşusu Türkiye ve Hong Kong dahil diğer ticaret merkezlerinden Rusya’ya tedarik kanalları açık kaldı.

İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin geçen ay yaptığı açıklamaya göre, Türk hükümeti şirketlere yasaklı yabancı malların bir listesini gönderdi ve 1 Mart’tan itibaren bu malların Rusya’ya aktarılmaması talimatı verdi.

Bu politika, Washington ve diğer zengin G7 bloğu ülkelerinin, Rusya’nın savaş alanında yeniden değerlendirebileceği ürünlerin satışını kısıtlamaları için, üçüncü ülkeleri ikna çabalarını izledi.

NATO üyesi Türkiye, savaş sırasında hem Moskova hem de Kiev ile iyi ilişkilerini sürdürmeye çalıştı.

Ankara prensip olarak yaptırımlara karşı çıksa da yaptırımların Türkiye’de delinemeyeceğini ve gönderilen hiçbir ürünün Rusya ordusu tarafından kullanılamayacağını bildirmişti.

Aralarında ABD Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun da bulunduğu çok sayıda üst düzey Amerikalı yetkili Ukrayna işgalinden bu yana Türkiye’ye giderek, iş dünyası ve bankalara, ABD’nin Rusya’ya yaptırımlarını uygulamaları yönünde uyarılarda bulundu.

ABD Maliye Bakanlığı’nın Terörizm ve Mali İstihbarat Müsteşarı Brian Nelson Şubat ayı başlarında Türkiye’de temaslarda bulunmuştu.

Hükümet yetkilileri ve bankacılık sektörü temsilcileriyle biraraya gelen Nelson, yaptırım listesindeki Rus kurumlarla iş yapmaları halinde Türk şirketlerinin ve bankalarının yaptırım riskiyle karşı karşıya kalabilecekleri uyarısı yapmıştı.

Amerikalı yetkili Türk şirketleri ve bankalarının, Rus askeri endüstriyel kompleks tarafından kullanılabilecek çift kullanımlı teknoloji transferine ilişkin işlemlerden kaçınmak amacıyla daha fazla önlem almaları gerektiğini vurgulamıştı.

Kazakistan ve BAE’den de beklentiler aynı

ABD Dışişleri Bakanlığı Yaptırımlar Koordinasyon Ofisi Başkanı James O’Brien, Kazakistan’ın da yaptırımları ihlal edebilecek ticareti inceleme ve tespit etme politikası açıkladığını söyledi ve Washington’un bu konuda gelişmeler görmeyi beklediğinin altını çizdi.

O’Brien, Birleşik Arap Emirlikleri’nin de Rusya ile ticaretini gözden geçireceğini ancak harekete geçme taahhüdünde bulunmadığını söyledi. Washington daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’nde “yaptırımlara uyumun zayıf olduğunu” açıklamıştı.

“Rusya bu malları silah yapmak için kullanıyor. Bu mesele G7 için çok yüksek bir öncelik’’ diyen O’Brien, ürünlerin nihai olarak Rus ordusuna gidecek olması nedeniyle, BAE’deki işlemlerle bağlantılı olan herkesin yaptırımları ihlal ediyor olabileceğini de belirtti.

Amerikalı yetkili, “Yani bu ticareti desteklemeye devam ediyorlarsa, işlerinin geleceğiyle kumar oynuyorlar” ifadesini kullandı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın