Dünya Bankası, Türkiye’nin 2023 Yılı Büyüme Tahminini Yükseltti

Dünya Bankası (The World Bank), Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,2, gelecek yıl yüzde 4,3 ve 2025’te yüzde 4,1 büyümesinin beklendiğini bildirdi. Ocak ayı tahminlerinde Dünya Bankası bu yıl yüzde 2,7; 2024’te ise yüzde 4 büyüme öngörmüştü.

Türkiye’nin Şubat ayının başında 2 büyük depremle sarsıldığı hatırlatılan Dünya Bankası, depremlerin doğrudan kaybının 2021 gayri safi milli hasılasının yüzde 4’üne denk geldiğinin tahmin edildiğini belirtti. Ancak yeniden yapılanma ve toparlanma çalışmalarının tam maliyetinin bunun iki katı olabileceği kaydedildi.

Dünya Bankası, Merkez Bankası tarafından daha fazla faiz indirimiyle yönetilmeye çalışılan yüksek enflasyon ve Mayıs ayındaki seçimlerin makroekonomik politikaların geleceğini belirsiz hale getirdiğini ifade etti. Dünya Bankası, bu politikaların seçimden sonra değişebileceği ihtimaline dikkat çekti.

Dünya Bankası Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu’nun Haziran sayısında Türk ekonomisinin bu yılki büyüme tahminlerini Ocak ayındaki tahminlere göre arttırdı. Türkiye’de ekonomik büyümenin dirençli olduğu belirtildi. Raporda Türk ekonomisinde bu yıl yüzde 3,2; 2024’te yüzde 4,3 ve 2025’te yüzde 4,1 büyüme tahmini yapıldı.

Ocak ayı tahminlerinde Dünya Bankası bu yıl yüzde 2,7; 2024’te ise yüzde 4 büyüme öngörmüştü.

Türkiye’nin Şubat ayının başında 2 büyük depremle sarsıldığı hatırlatılan raporda, depremlerin doğrudan kaybının 2021 gayri safi milli hasılasının yüzde 4’üne denk geldiğinin tahmin edildiği belirtildi. Ancak yeniden yapılanma ve toparlanma çalışmalarının tam maliyetinin bunun iki katı olabileceği kaydedildi.

Raporda Merkez Bankası tarafından daha fazla faiz indirimiyle yönetilmeye çalışılan yüksek enflasyon ve Mayıs ayındaki seçimlerin makroekonomik politikaların geleceğini belirsiz hale getirdiği ifade edildi. Raporda bu politikaların seçimden sonra değişebileceği ihtimaline dikkat çekildi.

Türk Lirası’nın değer kaybı, yüksek cari açık ve düşük net döviz rezervlerinin Türk ekonomisinin karşı karşıya olduğu diğer zorluklar arasında olduğu belirtilen raporda, yine de ülkenin Avrupa – Orta Asya bölgesinin ekonomik büyümesinde ve 2023’ün ilk yarısındaki dayanıklılığında önemli rol oynadığı kaydedildi.

Enflasyonun Avrupa – Orta Asya bölgesinde özellikle de Türkiye’de yüksek seyrettiğine dikkat çekildi.

Depremlerin yol açtığı tahribata rağmen 2023’ün başlarında, her iki yıl için öngörülen büyümenin önceden tahmin edilenden biraz daha yüksek olduğu belirtilen raporda, bunun kısmen 2022’nin sonlarındaki güçlü büyümenin olumlu ivmesi ve hane halklarına ek devlet desteği sayesinde olduğunun sanıldığı belirtildi. Raporda imar çalışmalarının artmasının da yatırımı desteklemesinin beklendiği kaydedildi.

Raporda ayrıca aşırı hava olaylarının Türkiye’nin de dahil olduğu Orta Asya ülkelerinde ekonomik faaliyetlere sekte vurabileceği belirtildi. İklim değişikliğine uyum sağlayacak politikaların benimsenmemesi durumunda Orta Asya’da kuraklık ve sel gibi felaketlerin ekonomik maliyetinin bölgenin geçen yılki gayrı safi hasılasının yüzde 1,3’üne mal olabileceği belirtildi.

Paylaşın

Dikkat Çeken Yorum: Şimşek’in En Önemli Sınavı Erdoğan’la İlişkisi Olacak

BlueBay Asset Management’ın üst düzey stratejisti Timothy Ash, 0 ay sonra 2024 yılında Türkiye’de yerel seçimlerin yapılacağına dikkat çekerek, “Mehmet Şimşek’in en önemli sınavı Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişkisi olacak. Yerel seçimler olası bir çatışma noktası” dedi.

Timothy Ash’e göre, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yaptığı açıklamalarda İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde belediye seçimlerini yeniden kazanma hedefi koyan Erdoğan’ın 2024 yerel seçim sürecinde “ekonomide genel kabul görmüş politikalara inancını kaybetmesi” riski bulunuyor.

Gelişmekte olan piyasalar uzmanı Timothy Ash ayrıca, Mehmet Şimşek’in yetkin ve güvenilir bir ekip oluşturmasına izin verilmesi, desteklenmesi ve genel kabul görmüş ekonomi politikalarına dönebilmesi halinde, ülke ekonomisini uçurumun kenarından alabileceği görüşünde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminde uygulanan ‘faiz sebep-enflasyon sonuç’ temelli para politikası ve tırmanan enflasyon, 6 Şubat depremlerinin etkisi ve seçim öncesi siyasi belirsizlik ortamıyla birleşince, ekonomiyi yeni dönemde bir numaralı öncelik haline getirdi.

Seçimlerden önce hükümetle uzun bir müzakere mesaisi geçiren ve yeni kabinede ekonominin emanet edildiği Mehmet Şimşek, Hazine ve Maliye bakanlığı görevini Nureddin Nebati’den devralırken, fiyat istikrarının temel hedef olacağını ve enflasyonun tek hanelere düşürülmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.

Mehmet Şimşek ekonomide bu hedeflere ulaşma sürecinde, yabancı yatırımcının önceki dönemde eksikliğinden yakındığı şeffaflık, tutarlılık, öngörülebilirlik ve uluslararası normlara uygunluk gibi ilkelerin altını çizdi, “Türkiye’nin rasyonel zemine dönme dışında seçeneği kalmamıştır” dedi.

“Yetkin bir ekip oluşturulur ve çalışmasına izin verilirse ekonomi uçurumun kenarından dönebilir’’

İngiltere tahsilli, merkezi Londra’da bulunan yatırım bankası Merrill Lynch’in eski stratejistlerinden olan Mehmet Şimşek uluslararası finans dünyasında “piyasaların dostu” saygın bir isim olarak biliniyor.

Ekonominin başına Mehmet Şimşek gibi bir ismin getirilmesi, Türkiye ekonomisini kurtarabilir ve genel kabul gören ekonomi politikalarından uzaklaşıldığı için kaçan yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye geri getirebilir mi?

Londra’dan VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’ün sorularını yanıtlayan gelişmekte olan piyasalar uzmanı Timothy Ash, Mehmet Şimşek’in yetkin ve güvenilir bir ekip oluşturmasına izin verilmesi, desteklenmesi ve genel kabul görmüş ekonomi politikalarına dönebilmesi halinde, ülke ekonomisini uçurumun kenarından alabileceği görüşünde.

“Mehmet Şimşek’in en büyük sınavı Erdoğan’la ilişkisi”

10 ay sonra 2024 yılında Türkiye’de yerel seçimlerin yapılacağına dikkat çeken BlueBay Asset Management’ın üst düzey stratejisti Timothy Ash, “Mehmet Şimşek’in en önemli sınavı Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişkisi olacak. Yerel seçimler olası bir çatışma noktası” diyor.

Timothy Ash’e göre, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yaptığı açıklamalarda İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde belediye seçimlerini yeniden kazanma hedefi koyan Erdoğan’ın 2024 yerel seçim sürecinde “ekonomide genel kabul görmüş politikalara inancını kaybetmesi” riski bulunuyor.

Türkiye Merkez Bankası’nın eski başekonomisti Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Hakan Kara, yerel seçime kadar daha rasyonel ancak ekonomiyi de aşırı soğutmayan politikaların uygulanabileceğini belirtiyor.

Prof. Kara, “Mevcut dış denge ve rezerv durumu ekonomide aklın yoluna dönmeyi gerektiriyor. Bununla birlikte muhtemelen yerel seçime kadar daha rasyonel ancak ekonomiyi de aşırı soğutmayan politikalar uygulanacaktır. Asıl köklü değişiklikler yerel seçimden sonra gerçekleşebilir” diyor.

Merkez Bankası başkanlığı için adı geçen Hafize Gaye Erkan nasıl yorumlanıyor?

Uyguladığı faiz politikası sebebiyle bağımsızlığı tartışma konusu olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası başkanlığı için ABD’de finans sektöründe üst düzey yöneticilik yapan Hafize Gaye Erkan’ın ismi geçiyor.

Hafize Gaye Erkan, geçen yıl yüzde 85’e tırmanan enflasyona rağmen 2021’den bu yana faiz oranlarının düşürülmesi politikasını uygulayan Şahap Kavcıoğlu’nun yerine düşünülen adaylardan biri.

ABD’de First Republic Bank’in eski CEO’su ve yatırım bankası Goldman Sachs’ta üst düzey yöneticilik yapmış olan Hafize Gaye Erkan, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden mezun ve Princeton Üniversitesi’nden Finans Mühendisliği alanında doktorası bulunuyor.

Hafize Gaye Erkan, ABD’de geçtiğimiz aylarda batan ve el konulan orta ölçekli bankalardan First Republic Bank’te 2021’e kadar üst düzey yöneticiydi.

Reuters’ın haberine göre bugün Mehmet Şimşek’le biraraya gelen 41 yaşındaki Hafize Gaye Erkan, Merkez Bankası başkanı olması halinde, bu göreve gelen en genç ve ilk kadın başkan olacak.

Konuyla ilgili hükümet cephesinden henüz bir açıklama ise gelmedi.

“Merkez Bankası’nın bağımsızlığı kritik”

Seçimden önce son 21 yılda ilk kez net rezervi negatif bölgeye geçen Merkez Bankası’nın yeni dönemde bağımsız bir para politikası izleyip izlemeyeceği merak konusu.

Timothy Ash, Merkez Bankası’nın başına geçecek isimden çok bankanın kararlarında ne ölçüde bağımsız olacağının önemli olduğunun altını çiziyor ve ekonomideki tablonun büyük ölçüde buna bağlı olduğunu vurguluyor.

Politika faiz oranını yükselten son Merkez Bankası başkanı olarak tarihteki yerini alan Naci Ağbal, beş aydan daha kısa bir süre bu görevde kaldıktan sonra 2021’de görevden alınmıştı.

Hafize Gaye Erkan’ın tipik AK Parti çekirdek kadrolarından gelmediğinin altını çizen Timothy Ash, bu durumu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çevresindeki danışmanların değiştiği veya kendisine “makul ve Ortodoks ekonomi politikalarının benimsenmesi doğrultusunda daha iyi tavsiye verildiğinin” bir işareti olarak yorumladı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bir sonraki toplantısı 22 Haziran’da. Hafize Gaye Erkan’ın Merkez Bankası başkanlığı için adının geçmesi bankanın faiz oranını arttıracağına yönelik beklentiyi artırdı.

Gelişmekte olan piyasalar analisti Timothy Ash, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni dönemde Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası’na ekonomide gereken adımların atılmasına imkan verildiğini piyasalara göstermek zorunda olduğunu belirtiyor.

“Artık alternatif politikalara yer yok”

ABD’de bulunan yatırım bankası Goldman Sachs, Türkiye’de döviz kuruna ilişkin bir önceki tahminini revize ederek 3 Haziran’daki raporunda, önümüzdeki 12 ay içinde kademeli bir artışla ABD Doları’nın 28 TL’den işlem görebileceği öngörüsünde bulundu.

Yatırım bankası, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazandığı seçimlerden önceki tahmininde önümüzdeki bir yıl içinde kademeli bir artışla ABD Doları’nın 22 TL’den işlem göreceğini tahmin etmişti.

Goldman Sachs son raporunda, ekonomi yönetiminde Mehmet Şimşek tercihinin “para politikasının daha Ortodoks bir yöne doğru kayması olasılığını arttırdığı” görüşünü dile getirdi.

Raporda, son on yıl içinde yüzde 90 değer kaybeden Türk Lirası’nda önümüzdeki dönemde olası değer kaybı için, “Asıl mesele Lira’nın ciddi oranda değer kaybedip kaybetmeyeceği değil, bunun ne zaman olacağı” ifadeleri kullanıldı.

Önümüzdeki dönemde dövizde yaşanabilecek gelişmeleri değerlendiren Timothy Ash, bundan sonraki süreçte genel kabul gören ve uluslararası normlar çerçevesinde yürütülen ekonomi politikaları dışında “alternatif politikalara yer olmadığını” vurguladı.

Mali danışmanlık şirketi Taneo’nun Siyasi Risk Danışmanlığından sorumlu Eş-Başkanı Wolfango Piccoli de Reuters’a yaptığı değerlendirmede, “Erdoğan’ın ekonomi cephesinde daha pragmatik bir bakış açısını ne kadar süre tolere edebileceği belirsiz” diyor.

Yabancı yatırımcı geri gelir mi?

Yatırımcıların Erdoğan’ın geleneksel ekonomi politikalarından uzaklaşan yaklaşımından endişe duyduğu 2015 yılında da Mehmet Şimşek’in piyasalara güven vermek amacıyla göreve getirildiğini hatırlatan uzmanlar, Şimşek tercihinin yalnızca vitrinde kalmaması için gerçek politika değişikliklerinin şart olduğuna dikkat çekiyor.

Özellikle yatırımcı güveninin yeniden kazanılması için bir atamadan daha fazlasının gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, bu bağlamda Merkez Bankası’nın bağımsızlığının en önemli faktör olduğunun altını çiziyor.

Türkiye’de son yıllarda ekonomide kurumsal bir erozyon yaşandığını da vurgulayan Timothy Ash, uluslararası piyasaların ve yabancı yatırımcının Mehmet Şimşek’e ilk aşamada aksi bir tutum görülmediği sürece olumlu bakmaya meyilli olacağını; ancak ihtiyatı da elden bırakmayacağını söylüyor.

2021’de görevden alınan eski Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal ve 2020’de görevden affını isteyen eski Maliye Bakanı Lütfi Elvan dönemlerinin “yabancı yatırımcının hala hafızasında” olduğunu anımsatan Prof. Hakan Kara da yabancı yatırımcının bu dönemde temkinli olacağı görüşünde.

Prof. Kara, “Öncelikle icraatı izleyeceklerini, yeni ekonomi yönetimine belirli bir alan tanındığından emin olduktan sonra aşamalı olarak gireceklerini tahmin ediyorum” diyor.

Reuters’a konuşan East Capital varlık yöneticisi Emre Akçakmak da benzer bir görüşü dile getiriyor.

Ekonomide önemli pozisyonlarda görev alan kişilerin sık sık değişmesinden yatırımcıların memnun olmadığını hatırlatan Akçakmak, “Uzun vadeli stratejik yatırımcıların geri gelmesi çok kolay olmayacak. Yıllar olmasa da aylar alacak” diyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’nin Kredi Risk Primi 500’ün Altına Geriledi

2015-2018 yıllarında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 2009-2015 yıllarında ise Maliye Bakanlığı yapan Mehmet Şimşek’in “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve gelmesinin ardından piyasa ve beklentilerde iyimser hava oluştu.

Haber Merkezi / Türkiye’nin 5 yıllık CDS’sinin (Credit Default Swap) 15 Mayıs’tan beri ilk kez 500 seviyesinin altına indiği kaydedilirken, günlük düşüşün 50 baz puanı geçtiği ifade edildi. CDS, cuma günü en son işlemlerde 552 baz puanda bulunuyordu.

Risk primi, geçen yıl 885 puana kadar çıkarak 2003’ten beri en yüksek seviyesini görmüştü. Türkiye’nin kredi risk primi, seçim belirsizliğinin ortadan kalkmasıyla düşüş eğilimine yönelmişti.

Mehmet Şimşek, “Hükümetimizin temel hedefi toplumsal refahı yükseltmektir. Önümüzdeki dönemde bu hedefe ulaşmada şeffaflık, tutarlılık, öngörülebilirlik ve uluslararası normlara uygunluk temel ilkelerimiz olacaktır” demişti.

Bakan Mehmet Şimşek ayrıca, “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır” ifadesini kullanmıştı.

Bir ülkenin dış borçlanmasındaki en önemli göstergelerden biri olan CDS primi ne demek ve yükselmesi, düşmesi ne anlama geliyor?

Türkçe’de kredi risk primi veya kredi temerrüt takası olarak kullanılan CDS (Credit Default Swap) aslında bir çeşit sigortalama işlemi olarak tanımlanabilir.

Herhangi bir ülke hazinesine ya da şirketine borç verirken o borcun geri ödenmemesi ihtimaline karşı aldığınız sigorta poliçesine CDS deniyor ve genellikle over-the-counter (OTC) yani herhangi bir borsa düzenlemesine tabi olmayan tezgah üstü piyasalarda işlem görüyor.

CDS primi nasıl hesaplanıyor?

Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS’leri genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş oluyor. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, makroekonomik koşullarını inceleyerek bir risk oranı belirliyor.

Bu oran belirlenirken uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar önemli bir rol oynasa da bunun dışında da bir çok faktör göz önünde bulunduruluyor.

Ekonomisi sağlam ve geri ödeme sorunu yaşamayacağı düşünülen ülkelerin risk primi düşük olurken geri ödemekte sorun yaşayacağı düşünülen ülkelerin risk primi yüksek bir orandan belirleniyor.

Türkiye’nin CDS oranı neden yükseliyor?

Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre ülke CDS priminin yükselmesine iç ve dış nedenler olmak üzere iki etken grubu yol açıyor. Koronavirüs salgını ya da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve yükselen enerji fiyatları bu dış nedenlere örnek olarak verilebilir.

İç nedenler ise enflasyonun yükselmesi, dış borçların artması, kurların yükselmesi, sosyal çalkantılar ve afetler olarak sıralanabilir.

Dış nedenler konusunda yapılabilecek şeylerin sınırlı olmasına rağmen iç nedenleri yönetmenin mümkün olduğunu vurgulayan Eğilmez bu sayede dış nedenlerin de etkisinin azaltılabileceğini belirtiyor.

Türkiye’nin CDS primlerinin 2008 yılındaki küresel mali kriz sırasında yükseldikten sonra gerilediği görülüyor. Ülkenin makroekonomik dengelerinin bozulmaya başladığı 2018 yılından itibaren ise dalgalı bir seyirle de olsa yükseliş trendini sürdürdüğü görülüyor.

CDS priminin artmasının sonuçları ne olur?

Kamunun ve özel sektörün dış borçlanma maliyetleri CDS primine paralel olarak artar.

Burada kendini besleyen bir döngü oluşur. Borçlanma maliyetinin artması döviz girişini azalttığı için dış borcu ödemeyi zorlaştırır. Bu da riski daha da çok yükseltir.

Artan maliyetler, daha fazla kaynağın borç ödemesine ayrılması ve daha az harcanabilir gelir (yani refah kaybı) anlamına gelir.

Döviz girişinin azalması içerideki likidite krizini daha da derinleştirirken enflasyonist baskıları artırır.

Ulaşılabilecek en uç nokta, CDS ile sigortalanan temerrüt riskinin gerçekleşmesi durumudur. Dış borcun çevrilemez hale gelmesi ya da “iflas” durumu, başta enerji olmak üzere ithal ettiğimiz pek çok ürünü alamayacak hale gelmemiz, ithal ara malına dayalı üretim yapımızın durması anlamına gelir.

Paylaşın

NATO Üyeliği: İsveç’ten “Türkiye ve Macaristan’dan Onay Bekliyoruz” Açıklaması

Norveç’in başkenti Oslo’da yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısında konuşan İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström, NATO üyeliği için gerekli tüm kriterleri yerine getirdiklerini söyledi.

Haber Merkezi / Türkiye ve Macaristan’a, üyeliklerini onaylama çağrısı yapan Billström, İsveç’in NATO üyeliği yolculuğunu bir “maratona” benzetti, bu koşuda sona yaklaşıldığını söyledi.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise, toplantı öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada “Bu hafta başında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüm. İsveç’in katılımı konusunda ilerleme kaydedilmesinin önemini her zaman vurguluyorum. İsveç’in olası katılımını nasıl sağlayabileceğimizi ele alma konusunda yakın gelecekte Ankara’ya da gideceğim” dedi.

“Finlandiya zaten üye oldu, İsveç’in de üye olacağından eminim. Bunun mümkün olduğunca erken gerçekleşmesi için çalışıyoruz” diye konuşan Stoltenberg, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Benim mesajım İsveç’in üyeliğinin İsveç için iyi olduğu, İskandinav ülkeleri için iyi olduğu, Baltık ülkeleri için iyi olduğu ve aynı zamanda NATO için de iyi olduğudur. Bu NATO’yu daha güçlü kılacak ve aynı zamanda Türkiye ve tüm müttefikler için de iyi olacaktır. Yakın gelecekte Ankara’ya gideceğim ancak tarih henüz belli değil.”

İsveç’te, yeni terörle mücadele yasaları yürürlüğe girdi

Bir yıldan bu yana NATO’ya üye olmayı bekleyen Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden İsveç’te yeni terörle mücadele yasaları yürürlüğe girdi.

İlgili yasalar uyarınca bundan böyle ülkede terör örgütlerine üye olmak, üye olanlara maddi destek sağlamak ya da bu örgütleri herhangi bir biçimde desteklemek, uzun hapis cezaları ile yargılanmanın yolunu açacak şekilde ağır suç sayılacak.

Konu ile ilgili olarak Financial Times gazetesinde bir makalesi yayınlanan İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, “Yürürlüğe giren yasalar, teröre destek verenleri kovuşturmak için İsveç’e yeni ve etkili araçlar sağlayacak” ifadelerini kullandı.

Kristersson yazısında, söz konusu yasaların devreye girmesiyle, ülkesinin terörle mücadele yasalarında bir boşluğun da kapatıldığını dile getirdi.

Stockholm terörle mücadele yasalarını sertleştirerek, bugüne dek NATO üyeliğine destek vermeyen Ankara’nın onayını almayı umuyor.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından, daha önce geleneksel olarak tarafsız bir dış politika izleyen İsveç ve Finlandiya, geçen yıl Mayıs ayında NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu.

Finlandiya geçen Nisan ayında 31’inci üye olarak NATO’ya dahil olurken İsveç hala Türkiye ve Macaristan’ın onayını alamadığı için İttifak’a katılabilmiş değil.

Ankara, İsveç’in üyeliğine onay vermemesine gerekçe olarak, bu ülkenin terör örgütlerine, özellikle de PKK’ya karşı yeterli sertliği göstermediğini savunuyor.

Başbakan Kristersson makalesinde bu konuya da değinerek, yürürlüğe giren yeni terörle mücadele yasalarıyla, İsveç’in Türkiye ile yaptığı anlaşma şartlarını yerine getirdiğini belirtti.

“İsveç, ulusal güvenliğine yönelik tüm tehditlere karşı Türkiye’ye tam destek vermekte ve PKK dahil olmak üzere, bu ülkeye yönelik saldırılar gerçekleştiren tüm terör örgütlerini kınamaktadır” ifadelerini kullanan İsveç Başbakanı, Temmuz ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak olan NATO zirvesine haftalar kala, artık ülkesinin NATO’ya üyelik başvurusunun ciddi bir biçimde değerlendirilmesinin zamanının geldiğini vurguladı.

Kristersson, İsveç’in NATO dışında kalmasının, nihayetinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dışında kimseye yaramayacağını dile getirdi.

Paylaşın

İsveç’ten Erdoğan’a “NATO Üyeliği” Çağrısı: Zamanı Geldi

Financial Times için bir yazı kaleme alan İsveç Başbakanı Kristersson, yazısında, “Temmuz ayında Vilnius’ta düzenlenecek NATO Zirvesi’ne işaret eden Kristersson, “Vilnius’taki NATO Zirvesi’ne beş haftadan biraz fazla bir süre kala, İsveç’in NATO üyeliği başvurusunu ciddi olarak değerlendirmenin zamanı geldi” ifadelerini kullandı.

Kristersson, yazısının devamında, “Örgütün geçen yılki toplantısından bu yana, 29 müttefik İsveç’in başvurusunu onayladı. Türkiye ve Macaristan kaldı” cümlelerine yer verdi.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, Birleşik Krallık merkezli Financial Times gazetesi için bir yazı kaleme aldı. NATO’ya üyelik başvurusunda Türkiye’nin yönelttiği ‘terörü destekleme’ suçlamalarına değinen Kristersson, “NATO üyelik başvurusu sürecinin bir parçası olarak terörle mücadelede adım attık” başlığı altında İsveç’te yürürlüğe girecek terörle mücadelede yeni yasayı anlattı.

Temmuz ayında Vilnius’ta düzenlenecek NATO Zirvesi’ne işaret eden Kristersson, “Vilnius’taki NATO Zirvesi’ne beş haftadan biraz fazla bir süre kala, İsveç’in NATO üyeliği başvurusunu ciddi olarak değerlendirmenin zamanı geldi. Örgütün geçen yılki toplantısından bu yana, 29 müttefik İsveç’in başvurusunu onayladı. Türkiye ve Macaristan kaldı” ifadelerini kullandı.

NATO üyelik başvurusuna itirazları gidermek amacıyla Türkiye’yle varılan anlaşma kapsamında hazırlanan yeni yasaya değinerek “Böylece anlaşmamızın son kısmını yerine getiriyoruz” diye yazan Kristersson, İsveç’in ulusal güvenliğine yönelik her türlü tehdide karşı Türkiye’yi desteklediğini belirtti.

“İş birliğini kolaylaştıracak”

Yasanın detaylarına ilişkin bilgi de veren İsveç Başbakanı, “En basit maksimum ceza dört yıl hapis cezası olacak. Daha ciddi suçlarda ise minimum 2 ve maksimum 8 yıl hapis cezası olacak. Terör örgütü liderlerine ise 2 yıldan müebbet hapse kadar ceza verilebilecek” ifadelerine yer verdi. Kristersson, söz konusu yeni yasanın Türkiye’nin yanı sıra NATO ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile iş birliğini kolaylaştıracağını dile getirdi.

Rusya’nın Ukrayna işgalinin ardından NATO’ya üye olmak için başvuran İsveç’in İttifak’a katılım protokolünü henüz Türkiye onaylamadı. Finlandiya’nın NATO’ya katılım protokolünü onaylayan Türkiye İsveç’ten terörle mücadele konusunda daha fazla adım atmasını talep ediyor.

Türkiye, terörist olarak gördüğü militan grupların üyelerini İsveç’in barındırdığını ve Ankara’nın güvenlik endişelerini gidermek için geçen yıl Haziran ayında Madrid’de varılan anlaşma kapsamında üzerine düşeni yapmadığını savunuyor.

İki ülke arasındaki NATO görüşmeleri, Türkiye’deki seçim sürecinde durma noktasına gelmişti. İsveç 11-12 Temmuz tarihlerinde Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak ittifak zirvesine kadar NATO’nun 32’nci üye ülkesi olmayı umuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya’nın onayını açıkladığı Ankara’da Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Finlandiya’nın üçlü muhtıradaki taahhütlerini yerine getirmek için samimi adımlar attığını gördük” demiş, İsveç’i ise “teröristlere kucak açmakla” suçlamıştı.

Erdoğan, “120 kadar teröristin listesinin İsveç’e verildiğini” söylemiş, bu kişilerin Türkiye’ye teslim edilmesinin istendiğini, ancak bunun gerçekleşmediğini belirtmişti.

İsveç’in başvurusuna bir itiraz da Macaristan’dan gelmişti. Budapeşte yönetiminin gerekçesi, İsveç’in, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın demokrasi ve hukukun üstünlüğü konusundaki siciline yönelik eleştirilerinden duyulan şikayet.

İsveç’in Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, Macaristan’ın İsveç’in başvurusunu neden kabul etmediği konusunun net olmadığını da söyledi: “Macaristan geçen yıl Madrid’de İsveç’e koşulsuz desteğini sundu. Onların onayı başlatması gerektiğini düşünüyoruz.”

Paylaşın

Zengin Türklerin, Londra’daki Elit Muhitlerde Ev Satın Alımı Arttı

The Times’a göre zengin Türklerin Londra’daki elit muhitlerde ev satın almalarında bu yıl artış yaşanıyor. The Times’ın haberinde, isim verilmeden Londra’da bazı Türk zenginlerine son olarak yapılan on milyonlarca sterlinlik emlak satışlarından örnekler de verildi.

Gazeteye konuşan emlak şirketi Blue Book’un kurucusu Lindsay Cuthill Türk zenginlerin özellikle seçimlerin yapıldığı dönemlerde Londra’nın pahalı muhitlerinden nakitle emlak satın aldığını ifade ederek “İstikrarsızlık genellikle finansal olarak hızlı düşünmeyi teşvik ediyor” dedi.

Birleşik Krallık merkezli The Times gazetesinin haberine göre zengin Türklerin Londra’daki elit muhitlerde ev satın almalarında bu yıl artış yaşanıyor.

Gazeteye konuşan bir emlak şirketi yöneticisi Becky Fatemi “Londra’da tipik olarak Ortadoğu, Asya ve ABD’li yatırımcıları görüyoruz ama bu yıl bir ulus alışılmadık derecede aktif olarak öne çıkıyor: Türkiye’den alıcılar…” dedi.

The Times’a göre Londra’nın kuzeyi ve güneydoğusunda on yıllardır gelişen Türk, Kürt ve Kıbrıslı topluluklarına son iki-üç yılda, “servetlerini yatıracakları istikrarlı bir yer arayan İstanbul’un paralı seçkinleri” de katıldı.

Gazeteye konuşan emlak şirketi Black Brick’ın kurucusu Camilla Dell, TL’deki değer kaybı nedeniyle bazı Türklerin Londra’da sadece ev kiralamaya gücünün yettiğini ancak zenginlerin paralarını ülke dışına çıkarmaya hevesli olduğunu söyledi. Dell “Birçok Türk Erdoğan ne kadar uzun süre iktidarda kalırsa ülke ekonomisinin o kadar kötüye gideceğinden korkuyor. Onun bu durumu tersine çevirebileceğine ilişkin umutlarını kaybettiler” dedi.

Zengin Türklerin Londra’da genellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Güneydoğu Asya ve son zamanlarda Rusya’dan alıcıların tercih ettiği prestijli semtlere rağbet ettiği belirtilen haberde “Geçen yıl Knightsbridge, Mayfair, South Kensington ve Belgravia’daki en büyük emlak anlaşmalarından bazılarının arkasında Türk girişimciler vardı” ifadelerine yer verildi.

Hepsiburada’nın kurucusu Hanzade Doğan Boyner’in Belgravia’da geçen yaz 27 milyon sterline altı yatak odalı Viktorya tarzı bir malikane satın aldığı da kaydedilen haberde, isim verilmeden Londra’da bazı Türk zenginlerine son olarak yapılan on milyonlarca sterlinlik emlak satışlarından örnekler de verildi.

Gazeteye konuşan emlak şirketi Blue Book’un kurucusu Lindsay Cuthill Türk zenginlerin özellikle seçimlerin yapıldığı dönemlerde Londra’nın pahalı muhitlerinden nakitle emlak satın aldığını ifade ederek “İstikrarsızlık genellikle finansal olarak hızlı düşünmeyi teşvik ediyor” dedi.

Paylaşın

Ev Sahibi Oranı Düşüyor; Kiracı Oranı Artıyor

2006’da ev sahibi oranı yüzde 60,9 seviyesindeyken, 2022’de kendi evinde oturanların oranı yüzde 56,7 oldu. 2006’da kirada oturanların oranı yüzde 23,5’ken 2022 yılında bu oran yüzde 27,2 oldu.

2011 yılının başından bu yana konut fiyatlarında yıllık artış oranı ilk kez 2020 yılının nisan ayında yüzde 20’yi aştı. Yeni ekonomi modeline geçilmesiyle konut fiyatları hızla artışa geçti. Son verinin açıklandığı Mart 2023’de konut fiyatlarında yıllık artış oranı yüzde 133 oldu.

Türkiye’de konut ve kira fiyatları son yıllarda rekor seviyelere yükseldi. İnşa edilen konut sayısında yaşanan artışa rağmen kendi konutunda oturanların oranı son sekiz yıldan bu yana aralıksız düşüyor. Kirada oturanların oranı ise son 10 yıldan bu yana her yıl yükseliyor.

Türkiye’de halkın yüzde kaçı kendi evinde oturuyor, kiracı oranı kaç?

Kiraya ilişkin verilerin toplanmaya başladığı 2006’da kirada oturanların oranı yüzde 23,5’di. Bu oran 2012’de yüzde 20,9’a kadar düştü. Ancak 2012’den bu yana her sene kiracı oranı yükseliyor. 2018’da yüzde 25’i aşan kiracı oranı 2022 yılında yüzde 27,2 oldu.

10 yılda her 100 kişiden 6’sı daha kiracı oldu

Bu ne demek? 2012 yılında her 100 kişiden yaklaşık 21’i kiracıydı. 2022’de ise her 100 kişiden yaklaşık 27 kişi kiracı durumda. Bu da her 100 kişiden 6’sının daha kiracı ordusuna katıldığını gösteriyor. Aslında bu sayı 6’dan biraz daha yüksek çünkü artış yüzde 6,3 puan.

2006’da ev sahibi oranı yüzde 60,9 seviyesindeydi. Bu oran 2014’te yüzde 61,1’e kadar yükseldi. 2014’ten bu yana ise ev sahibi oranı her sene geriledi. 2022’de kendi evinde oturanların oranı yüzde 56,7 oldu.

2012’da her 100 kişiden yaklaşık 61 kişi ev sahibi iken bu oran 2022’de yaklaşık 57 oldu. Bu da son 10 senede her 100 kişiden 4’ü artık kendi evinde oturmadığını gösteriyor. Düşüş oranı yüzde 3,9 puan. Son 8 senedeki düşüş oranı ise yüzde 4,4 puan.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre konut fiyat endeksinde yıllık artış 2022 yılının eylül ayında yüzde 189’u aştı.

2011 yılının başından bu yana konut fiyatlarında yıllık artış oranı ilk kez 2020 yılının nisan ayında yüzde 20’yi aştı. Yeni ekonomi modeline geçilmesiyle konut fiyatları hızla artışa geçti. Son verinin açıklandığı Mart 2023’de konut fiyatlarında yıllık artış oranı yüzde 133 oldu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Türkiye Uyuşturucu Kullanımında İlk Beşte

EMCDDA tarafından yayınlanan rapora göre, Türkiye uyuşturucu kullanımında dünyanın ilk beş ülkesi arasında. Öte yandan Türkiye’de, uyuşturucu suçlarından tutuklu ve hükümlü sayısı son 7 yılda 36 bin kişiden 128 bine yükseldi.

İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, uyuşturucu ile bağlantılı tutuklu ve hükümlülerin sayısı cezaevinde kalanların üçte birini oluşturuyor.

Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (EMCDDA), 2022 Avrupa Atık Su Raporu’nu yayımladı.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığı raporda, son dönemin en çok kullanılan metamfetamin kullanımının İstanbul ve Adana’da arttığı verilerle ortaya konuldu.

Rapora göre, AKP iktidarında önce bonzai sonra sentetik ve kimyasal uyuşturucu kullanımındaki artış, hem dünyada hem de Türkiye’de gözle görünür şekilde arttı.

Raporda daha önce Çekya ve Slovakya’da görülen metamfetamin kullanımının artık aralarında Türkiye’nin de olduğu Belçika, Kıbrıs, Almanya’nın doğusu, İspanya ve Danimarka, Finlandiya, Litvanya ve Norveç’te yoğunlaştığını grafiklerle belirtiyor.

2021 ve 2022 yıllarında atık sular üzerinden yapılan araştırmalarda amfetamin ve metamfetamin kullanımının Türkiye’de yıllar içerisinde arttığını ve kullanımın en yüksek olduğu ülkeler arasına girdiği belirtildi.

Atık suyunda metamfetamin incelenen 60 ülkede, 2021 ile 2022 arasında kullanımın yükseldiği ülkeler şöyle sıralandı: Çekya, Letonya, Almanya, Türkiye ve Kıbrıs.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, uyuşturucu suçlarından tutuklu ve hükümlü sayısı son 7 yılda 36 bin kişiden 128 bine yükseldi.

Bu verilere göre uyuşturucu ile bağlantılı tutuklu ve hükümlülerin sayısı cezaevinde kalanların üçte birini oluşturuyor.

Paylaşın

Ekonomistlerden Seçim Sonucu Yorumu: Türkiye’yi Zor Günler Bekliyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim zaferi sonrası Türkiye’nin ekonomik durumuna dair tespitlerde bulunan Güldem Atabay, Doç. Dr. Murat Birdal ve Prof. Dr. Ayşegül Yılgör’ün ortak görüşü: Türkiye’yi daha zor günler ve daha derin bir kriz ortamı bekliyor.

Güldem Atabay, “Piyasalar kilitlenmiş durumda. Krediler verilemediği gibi, döviz talebi de baskılanarak karşılanamıyor. Şimdi ya baskı kalkacak ve TL değer kaybedecek ya da baskı devam edecek ve sermaye kontrolleri devreye sokulacak” ifadelerini kullandı.

Murat Birdal, “Erdoğan’ın şu ana kadar söylemlerinden para politikası konusundaki duruşunu bozmayacağını anlıyoruz. Yeni hükümetten, özellikle yaşadığı derin güven kaybını restore edebilecek bir hamle gelmesi mümkün gözükmüyor” dedi.

Ayşegül Yılgör, “Merkez Bankası’nın net rezervlerinin eksiye düştüğünü bir dönem. Şimdiye kadar nereden girdiği belli olmayan döviz girdileriyle (swap) idare ettiler ama şimdi tam bir negatif durum söz konusu” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Ayşegül Yılgör, Doç. Dr. Murat Birdal ve Güldem Atabay, Cumhurbaşkanlığı seçiminin olası ekonomik sonuçlarını bianet’ten Hikmet Adal’a değerlendirdi.

Atabay: Ne kadar güven yaratıcı olabilirler?

Seçim sonucunun etkisini yarından itibaren görmeye başlayacağız. Ama nerede bırakmıştık, önce onu hatırlayalım. Geçtiğimiz hafta Merkez Bankası rezervleri Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar düşük seviyeye gelmişti. Şu an için -0,2 milyar dolar.

Piyasalar kilitlenmiş durumda. Krediler verilemediği gibi, döviz talebi de baskılanarak karşılanamıyor. Şimdi ya baskı kalkacak ve TL değer kaybedecek ya da baskı devam edecek ve sermaye kontrolleri devreye sokulacak.

Zaten Türkiye’nin kredi risk primi (CDS) çok yükseldi. Seçim öncesi 500 seviyelerinden 700’lere yükseldi. Şimdi daha da yükseldiğini 850’lere, 900’lere doğru gideceğini göreceğiz. Bu dış finansman bulunamamak anlamına geliyor.

Şu an Türkiye’nin dış borçlanma faizi döviz bazında yüzde 12’yi aşmış durumda. Borç almış firmalar, borçlanacak olan firmalar için durum pek iyi değil. Hatta tehlikeli.

Bir de Erdoğan’ın ekonomi yönetimine kimlerini getireceğe bakacağız. Önümüzde yerel seçimler var. Büyükşehirleri geri almak isteyecektir. Dolayısıyla kısa vadede normal ve doğru işleri yapacak bir ekip mi gelecek ki böyle bir ekip gelirse dahi ne kadar güven yaratıcı olabilir?

Bence Erdoğan düşük faiz politikasına devam edecek ancak faizler sanıldığı gibi hiç de düşük değil. Yani mevduat faizinden başlayın da kur korumalı mevduattan, kredi faizlerine kadar… Etkileri daha derin bir şekilde piyasalarda hissedilecek.

Biz durumu en çok dolar/TL paritesine bakarak durumu anlayacağız. Çünkü baskılayacak rezerv kaynağı yok. Önümüz yaz. Döviz girişleri turizm sebebiyle olacaktır. Bir iki hafta sert çalkantı, sonra belki yazın biraz daha kontrol altına alabilir ama sonbahara doğru işlerin çok çok ciddi şekilde sertleşebildiği bir zemine doğru ilerleyeceğiz gibi gözüküyor.

Halı altına süpürülen ne kadar problem varsa hepsi ortaya çıkacağı, döküldüğü bir dönemi yaşayacağız. Zor bir döneme giriyoruz.

Birdal: Faiz konusunda geri adım atılmaz

Erdoğan’ın şu ana kadar söylemlerinden para politikası konusundaki duruşunu bozmayacağını anlıyoruz. Yeni hükümetten, özellikle yaşadığı derin güven kaybını restore edebilecek bir hamle gelmesi mümkün gözükmüyor.

Buna karşılık hem eriyen rezervler, hem büyüyen dış ticaret açığı, hem de depremin getirdiği gerçekten büyük ek maliyet düşünüldüğünde kamu açığı, cari açık ve döviz açığı ortaya çıkartacak. Gerçekten ağırlaşan tabloyla karşı karşıyayız. Bu da önümüzdeki dönemin oldukça zorlu koşullarda geçeceğini gösteriyor.

Ben bu senenin sonuna varmadan Erdoğan’ın faiz konusunda geri adım atacağını düşünüyorum. Ama bu hamlesi çok da yeterli olmayacak. Çünkü dış piyasalarda yaşanan kredibilite kaybı artık ancak çok yüksek faizlerle tolere edilebilir hale gelmiş durumda. Bu da iç piyasayı çok daha fazla sıkacak. Dolayısıyla hem Türkiye ekonomisine hem de Erdoğan rejimini oldukça zorlu günler bekliyor.

Yılgör: Sweaplar geçici, ekonomi kötü

Öncelikle baskılanan döviz kurunun bir atak yapması bekleniyor tabii ki. Yabancı yatırımcıların bir reaksiyon göstermesi de olası. Yani borsada bir ters düşüş bekleniyor.

Ama ekonomiyi daha gerçek anlamda düşünürsek halkın yoksulluk sorununa nasıl çözüm getirilecek? Bu konuda olumlu bir beklentimiz yok maalesef. Çünkü şu ana kadar hiç öyle bir perspektif sunulmadı.

Uzun vadeli bir ekonomik model ve hükümetin ekonomik öngörüsü yok. Sadece popülist iyileştirmeler var gündemlerinde. Bundan sonrasının gerçekten büyük sıkıntılı bir dönem olacağını düşünüyorum.

Merkez Bankası’nın net rezervlerinin eksiye düştüğünü bir dönem. Şimdiye kadar nereden girdiği belli olmayan döviz girdileriyle (swap) idare ettiler ama şimdi tam bir negatif durum söz konusu.

Erdoğan’ın seçimin öncesinde Arap ülkelerini kastederek ülkeye döviz girişi olacağına dair söylemi vardı. Bu her zaman oynadıkları bir oyun. Bizim bilmediğimiz pazarlıklarla döviz girişleri oluyor. Bunun karşılığında da büyük siyasi ödüller, tavizler veriliyor.

Ama swaplar geçicidir. Evet, döviz açığını gidermek için kullanılabilecek bir yöntemdir ama döneminin sonunda tekrar o parayı ödemeyi taahhüt edersiniz. Yani kısa vadeli bir değiştirme, dönüştürmedir. Dolayısıyla kalıcı bir çözüm potansiyeli hiçbir zaman taşımaz. Tüm bunlara göre ekonominin daha kötüye gideceğini çok aşikar bir gerçek.

 

Paylaşın

Türkiye, Sefalet Endeksi’nde Dünya Onuncusu

157 ülkenin yer aldığı sefalet endeksi listesinde Türkiye, 101.601 puanla 10. ülke oldu. Türkiye’de sefalet endeksine en çok etki eden faktörün yüksek enflasyon olduğu belirtildi.

Ekonomist İstihbarat Birimi, Uluslararası Para Fonu (IMF) Dünya Ekonomik Görünümü Raporu, Dünya Bankası, Uluslararası Çalışma Örgütü, ülkelerin merkez bankaları ve istatistik kurumları, sefalet endeksi için veri kaynakları olarak kullanıldı.

John Hopkins Üniversitesi’nden Uygulamalı Ekonomi Profesörü Steve Hanke tarafından hazırlanan “Yıllık Sefalet Endeksi” 2022 yılı verileri yayınlanddı.

Ülkeleri ekonomik koşullarına göre değerlendiren Hanke’nin Yıllık Sefalet Endeksi’ne göre, 2022 yılında dünyanın “en sefil” ülkesi 414.7 puanla Zimbabve oldu.

157 ülkenin yer aldığı bu listede Türkiye, 2022’de sefaletin en yüksek olduğu 10. ülke olarak sıralandı. Türkiye’nin sefalet endeksi 101.601 olarak hesaplandı.

Türkiye’de sefalet endeksine en çok etki eden faktörün yüksek enflasyon olduğu belirtildi.

Hanke’nin endeksine göre, “sefaletin” en az olduğu ülke İsviçre oldu. İsviçre’nin sefalet puanı 8.51 olarak hesaplandı.

Hanke makalesinde endeksin nasıl hesaplandığını “Benim Yıllık Sefalet Enfeksi (HAMI) versiyonum, yıl sonu işsizlik (iki ile çarpılır), enflasyon ve banka kredisi oranlarının toplamından, kişi başına düşen reel gayrisafi yurt içi hasıladaki yıllık yüzde değişiminin çıkarılmasıyla elde edilir.” şeklinde açıkladı.

Hanke’ye göre, ekonomik alanda sefalet yüksek enflasyon, yüksek borçlanma maliyetleri ve işsizlikten kaynaklanma eğiliminde ve bu sefaleti azaltmanın kesin yolu ekonomik büyümeden geçiyor.

Ekonomist İstihbarat Birimi, Uluslararası Para Fonu (IMF) Dünya Ekonomik Görünümü Raporu, Dünya Bankası, Uluslararası Çalışma Örgütü, ülkelerin merkez bankaları ve istatistik kurumları, Hanke’nin Yıllık Sefalet Endeksi için veri kaynakları olarak kullanıldı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın