F-35 Tartışmaları: ABD’den S-400 Vurgusu

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, Rus S-300 ve S-400 hava savunma sistemleri kullanımının F-35 programıyla uyumlu olmadığını söyledi.

Haber Merkezi / John Kirby, “Dolayısıyla görüşmelerimiz sürüyor. Türkiye bu konudaki endişelerimizi giderebilecek olursa F-35 programına geri dönüşü gerçekleşebilir. Durduğumuz nokta bu ve bir değişiklik yok” dedi.

ABD, Rus S-400 füze savunma sistemlerini satın alan Türkiye’yi F-35 programından çıkarmıştı.

Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili Victoria Nuland, Ankara’da temaslarda bulunmuştu.

Victoria Nuland “Patriot satışını müzakere ediyorduk ve bu müzakereler devam ederken Türkiye başka bir yöne gitti… Açıkçası, eğer S-400 meselesini çözebilirsek, ki bunu istiyoruz, ABD Türkiye’yi F-35 ailesine geri kabul etmekten memnuniyet duyacaktır. Ama önce bu diğer meseleyi çözmeliyiz ve bunu çözerken de Türkiye’nin güçlü bir hava savunmasına sahip olmasını sağlamalıyız.” demişti.

Nuland ziyaretinin, Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya katılımını onaylamasının hemen sonrasına denk gelmesinin tesadüf olmadığını ve iki ülke arasındaki ilişkileri “yeniden canlandırmak” amacını taşıdığını belirtmişti.

Ziyaret sırasında CNN Türk kanalına röportaj veren Nuland, Türkiye’nin ABD yapımı F-16 jetlerinin ve modernizasyon kitlerinin satın alınması için Kongre’nin onayına ihtiyaç duyan anlaşma konusunda da konuşmuştu.

Victoria Nuland, “Türkiye’nin F-16 filosunu geliştirmesinin Amerikan güvenliği ve bu düzeyde tam aktif ve katılımcı olmanın müttefikler arasında yük paylaşımı için önemli olduğu” konusunda Amerikalı milletvekillerini ikna etmek için çaba sarf edildiğini bildirmişti.

Nuland ayrıca yeni jetlerin ne zamana hazır olacağını bilmediğini, ancak Türkiye’nin bu jetlere kavuşmasının ABD için öncelikli olduğunu da sözlerine eklemişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı, TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının ardından Türkiye’ye 40 F-16 savaş uçağının satışı ve mevcut F-16’ların modernizasyonu konusunda Kongre’ye resmi bildirimde bulunmuştu. 15 günlük bildirim süresi cuma günü başlamıştı.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’den 1 Şirkete ‘Hizbullah Ve İran Devrim Muhafızları’ Yaptırımı

İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah’ın mali şebekesini hedef alan yeni yaptırımları açıklayan ABD Maliye Bakanlığı, Türkiye merkezli Mira İhracat İthalat Petrol adlı şirketi de listeye aldı.

Açıklamada, Mira İhracat İthalat Petrol’ün küresel piyasada İran mallarını satın aldığı, bu malların taşımacılığını yaptığı ve sattığı belirtildi.

Şirketin faaliyetlerinin merkezi İran’da bulunan ve ABD’nin yaptırım listesinde olan Hizbullah’ın maddi destekçisi Ali Kasir adlı kişi tarafından denetlendiği; Mira’nın satışlarından elde edilen karların Hizbullah’la paylaşıldığı kaydedildi.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre; Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Maliye Bakanlığı, İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah’ın mali şebekesini hedef alan yeni yaptırım açıkladı. Yaptırım listesine alınanlar arasında Türkiye’de bulunduğu belirtilen bir şirket de var.

ABD Maliye Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), Lübnan ve Türkiye’de bulunan üç şirket ve bir kişinin, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü ve Hizbullah’ın mali şebekesine “kritik mali destek” sağladıkları gerekçesiyle yaptırım listesine alındığını açıkladı.

Yapılan açıklamada bu kişi ve şirketlerin, İran mallarını satarak yüz milyonlarca dolar gelir elde ettikleri ve bu satışların “Kudüs Gücü ve Hizbullah’ın devam eden terör faaliyetlerinin ve bölgedeki diğer terör örgütlerinin maddi olarak desteklenmesinde önemli bir kaynak sağladığı” belirtildi.

ABD Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre yaptırım listesine alınan şirketlerden biri Türkiye’de bulunan Mira İhracat İthalat Petrol adlı şirket. Bu şirketin küresel piyasada İran mallarını satın aldığı, bu malların taşımacılığını yaptığı ve sattığı belirtildi.

Şirketin faaliyetlerinin merkezi İran’da bulunan ve ABD’nin yaptırım listesinde olan Hizbullah’ın maddi destekçisi Ali Kasir adlı kişi tarafından denetlendiği; Mira’nın satışlarından elde edilen karların Hizbullah’la paylaşıldığı kaydedildi.

Şirketin CEO’su ve sahibi olduğu belirtilen İbrahim Telal El Uveyir’in ‘İbrahim Ağaoğlu’ takma ismini kullandığı belirtildi.

Açıklamaya göre Lübnan’da bulunan ve Hizbullah’la bağlantılı olduğu belirtilen Yara Offshore SAL adlı şirketin de yaptırım listesinde bulunan gemileri kullanarak, İran mallarının satışını kolaylaştırdığı ve Suriye rejiminin bu şirkete milyonlarca dolar ödeme yaptığı kaydedildi.

Merkezi Lübnan’da bulunan Hydro Company for Drilling Equipment Rental’ın, milyonlarca dolar değerindeki İran mallarının Suriye’ye sevk edilmesini sağlayarak, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nün finanse edilmesinde rol oynadığı gerekçesiyle yaptırım listesine alındığı ifade edildi.

Açıklamada, “Şirket üst düzey İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü subaylarının idaresi altında faaliyet gösteriyor ve ABD’nin yaptırım listesinde bulunan Lübnan’daki paravan şirket Concepto ile ticari ilişkileri bulunuyor” denildi.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye F-35 Verme Şartı: S-400

Ankara’da temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili Victoria Nuland, “Açıkçası, eğer S-400 meselesini çözebilirsek, ki bunu istiyoruz, ABD Türkiye’yi F-35 ailesine geri kabul etmekten memnuniyet duyacaktır” dedi ve ekledi:

“Ama önce bu diğer meseleyi çözmeliyiz ve bunu çözerken de Türkiye’nin güçlü bir hava savunmasına sahip olmasını sağlamalıyız.”

Nuland, “Türkiye’nin F-16 filosunu geliştirmesinin Amerikan güvenliği ve bu düzeyde tam aktif ve katılımcı olmanın müttefikler arasında yük paylaşımı için önemli olduğu” konusunda Amerikalı milletvekillerini ikna etmek için çaba sarf edildiğini bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının ardından Türkiye’ye 40 F-16 savaş uçağının satışı ve mevcut F-16’ların modernizasyonu konusunda Kongre’ye resmi bildirimde bulunmuştu. 15 günlük bildirim süresi cuma günü başladı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili Victoria Nuland, Ankara’da temaslarda bulundu.

Victoria Nuland “Patriot satışını müzakere ediyorduk ve bu müzakereler devam ederken Türkiye başka bir yöne gitti… Açıkçası, eğer S-400 meselesini çözebilirsek, ki bunu istiyoruz, ABD Türkiye’yi F-35 ailesine geri kabul etmekten memnuniyet duyacaktır. Ama önce bu diğer meseleyi çözmeliyiz ve bunu çözerken de Türkiye’nin güçlü bir hava savunmasına sahip olmasını sağlamalıyız.” dedi.

Nuland ziyaretinin, Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya katılımını onaylamasının hemen sonrasına denk gelmesinin tesadüf olmadığını ve iki ülke arasındaki ilişkileri “yeniden canlandırmak” amacını taşıdığını belirtti.

Ziyaret sırasında CNN Türk kanalına röportaj veren Nuland, Türkiye’nin ABD yapımı F-16 jetlerinin ve modernizasyon kitlerinin satın alınması için Kongre’nin onayına ihtiyaç duyan anlaşma konusunda da konuştu.

Victoria Nuland, “Türkiye’nin F-16 filosunu geliştirmesinin Amerikan güvenliği ve bu düzeyde tam aktif ve katılımcı olmanın müttefikler arasında yük paylaşımı için önemli olduğu” konusunda Amerikalı milletvekillerini ikna etmek için çaba sarf edildiğini bildirdi.

Nuland ayrıca yeni jetlerin ne zamana hazır olacağını bilmediğini, ancak Türkiye’nin bu jetlere kavuşmasının ABD için öncelikli olduğunu da sözlerine ekledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının ardından Türkiye’ye 40 F-16 savaş uçağının satışı ve mevcut F-16’ların modernizasyonu konusunda Kongre’ye resmi bildirimde bulunmuştu. 15 günlük bildirim süresi cuma günü başladı.

Paylaşın

Türkiye’de Her İki Çocuktan Biri Yoksul

“Türkiye’nin Yokluk ve Yoksulluk Raporu”nda, “Türkiye’de 9.4 milyon çocuk yoksulluk çekiyor. Yani Türkiye’deki her iki çocuktan birisi yoksul” bilgisi yer aldı.

Raporda, Türkiye’de beş yaş altı çocukların yüzde 1,7’sinin akut yetersiz beslenme, yüzde 6’sının ise kronik yetersiz beslenme yaşadığının altı çizildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Karabük milletvekili Cevdet Akay, “Türkiye’nin Yokluk ve Yoksulluk Raporu”nu açıkladı. Sol Haber’in aktardığına göre; Ekonomiden yoksulluğa, eğitimden adalete kadar farklı verileri içeren “Türkiye’nin Yokluk ve Yoksulluk Raporu”na göre, Türkiye’de her iki çocuktan biri yoksul.

Çalışmaya göre, 2018’de 3 milyon 494 bin 931 olan sosyal yardımdan yararlanan hane sayısı, 2023’te 4 milyon 400 bin haneye yükseldi. Bu hanelerde yaşayan kişi sayısı ise 17.6 milyon olarak kayıtlara geçti.

Raporda, “AKP iktidarı 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana yoksulluğa son verecek çalışmalar yapmak yerine, yurttaşlarımızı sosyal yardımlara bağımlı hale getirmiştir. Yoksulluk her yıl önemli bir artış gösterirken, yardım alan yurttaş sayısı da bununla bağlantılı olarak artmıştır. AKP yaptığı sosyal yardımlarla yoksulluğa geçici çözüm üretmiş, bu sorunu kökten çözecek reformları hayata geçirmemiştir. Özetle, iktidar muhtaç ve yoksul bir toplum yaratarak, biat zihniyetini politika aracı haline getirmiştir” ifadeleri kullanıldı.

En çok yoksulluk içindeki çocukların durumuna dikkat çekildi. 15-29 yaş arasında eğitim öğretim almayan gençlerin oranı yüzde 28.7. Türkiye, çocuk yoksulluğu açısından OECD’ye üye 41 ülke arasında yüzde 22 oranıyla en yüksek yoksulluk oranına sahip ikinci ülke konumunda. Ekonomik yoksunluk nedeniyle ailesinin bakamadığı çocuk sayısının 2002’de 12 bin 75 iken, 2023’te 165 bine yükseldiğine de işaret edildi.

Raporda “Türkiye’de 9.4 milyon çocuk yoksulluk çekiyor. Yani Türkiye’deki her iki çocuktan birisi yoksul” bilgisi yer aldı.

Türkiye’de beş yaş altı çocukların yüzde 1,7’sinin akut yetersiz beslenme, yüzde 6’sının ise kronik yetersiz beslenme yaşadığının altı çizildi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun, Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistiklerine göre, çocukların karıştığı olay sayısı 2022 yılında, 2021 yılına göre yüzde 20,5 oranında artarak 601 bin 754’e ulaştı. 2014’te 11 bin 95 olan, “Çocukların Cinsel İstismarı”na ilişkin suç sayısı ise 31 bin 885’e yükseldi. Türkiye’de 9 bin 308 çocuk, “Uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak” suçundan güvenlik birimlerine götürüldü.

CHP’li Akay, “Güç zehirlenmesine maruz kalan iktidar, halkı yavaş yavaş öldürüyor. Bağımsız olması gereken Merkez Bankası ve TÜİK Saray’ın emrinde. Saray sadece kendi lüksü ile şahsi hırsını odağına almakta” ifadesini kullandı.

Eğitim durumu

6-17 yaş arasında 570 bin 293 çocuğumuz eğitim dışında.

Devlet okulları işletmeye dönüştü. Özellikle meslek liselerinde açılan işyerleri ile döner sermayeye para akışı, eğitim adı altında öğrencilerin işgücü ile sağlanmaya çalışıldı.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) yayımladığı son rapora göre, Türkiye’de orta eğitim (lise) harcamalarında 40 ülke arasında 38. sırada.

OECD ortalamasında, ilköğretimden yükseköğretime kadar öğrenci başına eğitim kurumları harcaması, 11 bin 680 dolar. Türkiye’de yapılan harcama, 5 bin 723 dolar.

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) araştırma sonuçlarına Türkiye, araştırmaya dahil olduğu 2003 yılından bu yana okuma, matematik ve fen bilimleri alanlarının tümünde OECD ortalamasının altında kalmıştır.

15-19 yaş aralığında yüzde 69 olan okullaşma oranıyla OECD ülkeleri arasında son sıralardayız.

Akademik özgürlükler endeksine göre, 175 ülke arasında 170. sıradayız.

Para nereye harcandı?

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan Genel Faaliyet Raporları incelendiğinde vakıf ve derneklere;

2012 yılında 381 milyon lira,
2013 yılında 590 milyon lira,
2014 yılında 628 milyon lira,
2015 yılında 874 milyon lira,
2016 yılında 581 milyon lira,
2017 yılında 581 milyon lira,

2018 yılında 818 milyon lira,
2019 yılında 841 milyon lira,
2020 yılında 1 milyar 92 milyon lira,
2021 yılında 866 milyon lira,
2022 yılında 1 milyar 792 milyon para transferi gerçekleştirilmiştir.

Raporda, “Son 11 yılda iktidar, merkezi yönetim kapsamındaki kuruluşlar aracılığıyla vakıf ve derneklere toplam 9 milyar 44 milyon lira para transferi yapmıştır. Hangi vakıf ve derneklere bu paralar aktarıldı? Biz soruyoruz, iktidar en iyi yaptığı işi yapıyor, duymazlıktan gelerek kaçıyor” ifadeleri kullanıldı.

Paylaşın

Türkiye, En Yüksek İşsizlik Oranının Görüldüğü Dördüncü Ülke

OECD ülkeleri  arasında en yüksek işsizlik oranı yüzde 11.9 ile İspanya’da gerçekleşti. İspanya’yı yüzde 10.3 ile Kolombiya ve yüzde 9.4 ile Yunanistan takip etti. Türkiye ve Şili ise, yüzde 9’luk işsizlik oranlarıyla dördüncü sırayı paylaştı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 22.7 seviyesinde.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) üye 38 ülke arasında Türkiye, en yüksek dördüncü işsizlik oranının görüldüğü ülke oldu. OECD ülkelerinde işsizlik oranı, Kasım 2023 itibarıyla yüzde 4.8 ile tarihi düşük seviyelerde seyretmeyi sürdürdü.

Sözcü’den Tolga Uğur’un haberine göre OECD ülkeleri  arasında en yüksek işsizlik oranı yüzde 11.9 ile İspanya’da gerçekleşti. İberya ülkesini, işsizlik oranının yüzde 10.3 olduğu Güney Amerika ülkesi Kolombiya ve yüzde 9.4 ile komşu Yunanistan takip etti. Türkiye ve Şili ise, yüzde 9’luk işsizlik oranlarıyla dördüncü sırayı paylaşıyor.

Kasım itibarıyla Türkiye’de 3 milyon 116 bin kişi işsizken, OECD ülkelerindeki işsiz sayısı 33.3 milyon oldu. 38 üyeli örgütteki neredeyse her 10 işsizden 1’i (yüzde 9.3) Türkiye’de bulunuyor. Aynı dönemde Türkiye’de erkeklerde işsizlik oranı yüzde 7.5, kadınlarda ise yüzde 11.8 olarak tahmin ediliyor.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında erkeklerdeki işsizlik oranında altıncı sırada, kadın işsizliğinde ise üçüncü sıradayız. Kadınlardaki işsizlik oranında yalnızca İspanya ve Kolombiya, Türkiye’nin üzerinde bulunuyor. Geniş tanımlı işsizlik verilerine göre Türkiye’de işsizlik oranı yüzde 22.7 seviyesinde bulunuyor.

İstihdam oranında ise Türkiye sonuncu sırada yer aldı. 2023’ün üçüncü çeyreğinde Türkiye’de 15-64 yaş aralığına çalışabilir nüfusun istihdam oranı yüzde 53.9, işgücüne katılım oranı da yüzde 59.5 olarak hesaplandı. Türkiye, mevsimsel etkilerden arındırılmış iki veride de OECD ülkeleri arasında sonuncu oldu.

OECD’de istihdam oranı yüzde 70.1 ile rekor seviyede bulunuyor. İşgücüne katılım oranında ise 38 ülkenin ortalaması yüzde 73.8 oldu. Türkiye’de 31.6 milyon kişi istihdam ediliyor.

En yüksek işsizlik oranına sahip 10 ülke şöyle:

İspanya: 11.9
Kolombiya: 10.3
Yunanistan: 9.4
Türkiye: 9.0
Şili: 9.0

İsveç: 7.9
Finlandiya: 7.6
İtalya: 7.5
Fransa: 7.3
Kosta Rika: 7.2

En düşük işsizlik oranına sahip 10 ülke ise şöyle:

Çekya: 2.4
Japonya: 2.5
Polonya: 2.8
Güney Kore: 2.8
Meksika: 2.8

İsrail: 2.8
İzlanda: 3.1
Almanya: 3.1
Hollanda: 3.5
ABD: 3.7

Paylaşın

ABD, Türkiye’ye 40 Adet F-16 Satışına Onay Verdi

Türkiye’nin İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine onay vermesinin ardından, ABD hükümeti, Türkiye’ye 40 adet yeni F-16 ve 79 adet modernizasyon kitinin satılmasına onay verdi.

Türkiye’ye 40 yeni F-16 satışını ve 79’unun modernizasyonunu öngören anlaşmanın resmi olarak yürürlüğe girmesi için gönderildiği Kongre’de itiraza uğramaması gerekiyor.

Şimdiye kadar bazı Kongre üyeleri Türkiye’deki insan hakları ihlalleri ve komuşusu Yunanistan ile yaşadığı gerilimleri gerekçe göstererek söz konusu askeri savaş uçağı satışı konusunda endişesini dile getirmişti.

Türkiye, 40 adet F-16 ve yaklaşık 80 adet de mevcut filosu için modernizasyon kiti talebini ABD’ye 2021 yılı Ekim ayında iletti.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’ye 40 adet yeni F-16 ve 79 adet modernizasyon kitinin olası satışını onayladı ve Kongre’ye resmi bildirimde bulundu. Eş zamanlı olarak, Yunanistan’a da 40 adet olası F-35 satışı onaylandı ve bu olası satış da Kongre’ye bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Cuma akşamı yapılan açıklamada, Türkiye’ye F-16 satışının, “Avrupa’da siyasi ve ekonomik istikrar gücü olan bir NATO müttefikinin hava kabiliyetini ve birlikte işlerliğini geliştirerek, ABD’nin dış politika hedefleri ve ulusal güvenliğini destekleyeceği” kaydedildi.

“Satış daha eski F-16’lar hizmet süresinin sonuna yaklaşırken Türkiye’nin F-16 filosunu genişletmesini ve modernize etmesini sağlayacak. Bu yeni uçaklar, NATO misyonlarına katkıda bulunması ve bölgesel güvenliğin korunması amacıyla Türkiye’ye modernize çok rollü muharip uçak filosu sağlayacak” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamaya göre Türkiye’ye yapılacak olası satış toplam 23 milyar dolar; Yunanistan’a yapılacak satış da 8,6 milyar dolar değerinde. Yapılan açıklamada Türkiye ve Yunanistan’a yapılacak olası satışların bölgedeki temel askeri dengeyi değiştirmeyeceği belirtildi.

Hava kuvvetlerini yenilemek isteyen Ankara, İsveç’in NATO’ya katılımına onayı ABD’den F-16 savaş uçağı satışı ve mevcutların modernizasyonuna izin verilmesine bağlamıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, terörü desteklemekle de suçladığı İsveç’in NATO’ya üyeliğinin Washington’un F-16 satışına bağlı olduğunu dile getirmişti.

İsveç’in NATO’ya üyeliği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) geçen Salı günü onaylanmış, katılım protokolü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalandıktan sonra Resmi Gazete’de yayımlanarak Perşembe günü yürürlüğe girmişti.

Türkiye, onay prosedürünün resmi olarak tamamlanması için kabul bildirim mektubunu, 1949’da NATO’nun kuruluş antlaşmasına ev sahipliği yapan ve Washington Antlaşması olarak da anılan belgeyi elinde bulunduran ABD’ye iletilmiş, onay belgesinin Washington’a ulaşmasının ardından ABD yönetimi de F-16 satışı için yeşil ışık verildiğini duyurmuştu.

Türkiye’ye 40 yeni F-16 satışını ve 79’unun modernizasyonunu öngören anlaşmanın resmi olarak yürürlüğe girmesi için gönderildiği Kongre’de itiraza uğramaması gerekiyor. Şimdiye kadar bazı Kongre üyeleri Türkiye’deki insan hakları ihlalleri ve komuşusu Yunanistan ile yaşadığı gerilimleri gerekçe göstererek söz konusu askeri savaş uçağı satışı konusunda endişesini dile getirmişti.

Bu arada Türkiye’ye F-16 satışına onayla birlikte ABD yönetimi Cuma günü Yunanistan’a da F-35 satışına izin verildiğini de duyurdu. Kongre’nin gelen savaş uçağı onayına dair tebligatı değerlendirmek üzere 15 gün zamanı bulunuyor. Bu süre zarfında itiraz yapılmaması halinde Türkiye ile F-16 anlaşması resmiyet kazanmış olacak.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan savaş üzerine Mayıs 2022’de o zamana kadar tarafsızlık ilkesi güden İsveç, komşusu Finlandiya ile birlikte NATO’ya üye olmak amacıyla resmi başvuruda bulunmuştu. Finlandiya Nisan 2023’te üyelik için onay alırken İsveç’in başvurusu Türkiye tarafından terör örgütlerine destek verdiği ve Ankara’ya askeri ihracatta ambargo uyguladığı suçlamasıyla sürüncemede bırakılmıştı.

Türkiye dışında İsveç’in üyeliğini onaylamayan tek ülke Macaristan. Avrupalı diplomatlar, Ankara gibi Macaristan’ın İsveç’in üyeliğinin onayını başka talepleri için pazarlık konusu yaptığıeleştirisini getiriyor ve Avrupa Birliği’nin (AB), Macaristan’daki hukuk devleti ihlallerineyönelik eleştirisine misilleme olarak görülüyor.

İsveç’in NATO’ya katılım protokülünün Ankara tarafından onaylanması üzerine Kanada’nın da Türk Bayraktar TB2 SİHA’larında kullanılan optik sistemlerin ihracatına 2020’de koyduğu ambargoyu kaldırmaya hazırlandığı haber veriliyor.

Reuters haber ajansının konuya yakın kaynaklara dayandırdığı bir habere göre, Türkiye ile Kanada arasında aylar süren görüşmelerin ardından Ocak ayında bir anlaşmaya varıldığı, anlaşmanın Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay sürecini tamamlaması sonrasında yürürlüğe girmesi konusunda mutabık kalındığı kaydedildi.

Paylaşın

Astana Görüşmeleri: Türkiye, Rusya Ve İran’dan “Suriye” Bildirisi

24 – 25 Ocak’ta Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen Suriye konulu toplantı sonrası yayımlanan ortak bildiride, Suriye’de ayrılıkçı gündemlere karşı koyma ve Türkiye ile Suriye arasında normalleşme çabalarının sürdürülmesi vurgusu yapıldı.

Ortak bildiride ayrıca, Gazze’de yaşanan insani felaketten duyulan endişe de dile getirilerek “İsrail’in Filistinlilere yönelik acımasız saldırılarına son vermesi ve Gazze’ye insani yardım gönderilmesi gerektiği” vurgulandı.

Suriye krizine çözüm amaçlı Türkiye, Rusya ve İran’ın garantörlüğünde oluşturulan Astana formatındaki Suriye görüşmelerinin 21’incisi Kazakistan’ın başkenti Astana’da gerçekleştirildi. Türkiye’yi temsilen Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmet Yıldız’ın başkanlığındaki heyetin katıldığı toplantı sonrasında yayımlanan ortak bildiride, Suriye’de ayrılıkçı gündemlere karşı koyma ve Türkiye ile Suriye arasında normalleşme çabalarının sürdürülmesi vurgusu yapıldı.

Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğüne desteğin bir kez daha vurgulandığı ortak bildiride, “Suriye’nin kuzeydoğusunda terörle mücadele bahanesiyle gayrimeşru öz yönetim teşebbüsleri de dahil, sahada yeni gerçeklikler oluşturma girişimlerinin reddedildiği” ifade edilerek “Suriye’nin birliğine zarar vermeyi amaçlayan ve sınır ötesi saldırılar ve Fırat’ın batısından sızmalar da dahil komşu ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit eden ayrılıkçı gündemlerle mücadele konusundaki kararlılık” bir kez daha teyit edildi.

Bildiride, “Üç ülke, Suriye’ye ait olması gereken petrol kaynaklarının yasa dışı yollarla ele geçirilmesine ve transfer edilmesine karşı olduklarını yinelemişlerdir. Uluslararası hukuku, uluslararası insani hukuku ve BM Tüzüğünü ihlal eden tüm tek taraflı yaptırımları ve Suriye’de ayrılıkçı gündemi kolaylaştırarak ülkeyi çöküşe götürebilecek belirli bölgelere ilişkin tek taraflı yaptırımları kınamaktadır” ifadesi yer aldı.

Bildiride, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) bel kemiğini oluşturan ve Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü YPG ile bölgedeki Arap aşiretleri arasında çıkan çatışmalara da değinilerek “Son zamanlarda bölgedeki Arap aşiretleriyle çatışmalara yol açan zorla silah altına alma, barışçıl gösterileri bastırma, eğitimde ayrımcı politikalar (uygulama), siyasal aktivistleri, gazetecileri ve hareket özgürlüğünü kısıtlama dahil, Fırat’ın doğusundaki sivillere karşı ayrılıkçı grupların baskısının tüm türlerinden duyulan derin endişe” ifade edildi.

İsrail’e Gazze’deki saldırıları durdurma çağrısı

Ortak bildiride Gazze’de yaşanan insani felaketten duyulan endişe de dile getirilerek “İsrail’in Filistinlilere yönelik acımasız saldırılarına son vermesi ve Gazze’ye insani yardım gönderilmesi gerektiği” vurgulandı. İsrail’in Suriye’ye yönelik askeri saldırıları da kınanarak bu eylemler “uluslararası hukukun, uluslararası insancıl hukukun, Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün ihlali” olarak nitelendirildi.

Bildiride ortak hedefler ise “Terörle mücadele, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin katılımıyla Suriyelilerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönüşü için uygun ortamın yaratılması, siyasi sürecin yeniden canlandırılması ve tüm Suriyelilere engelsiz insani yardım akışını sağlamak amacıyla Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin karşılıklı saygı, iyi niyet ve iyi komşuluk ilişkileri temelinde yeniden tesis edilmesine yönelik çabaların sürdürülmesi” olarak sıralandı.

Paylaşın

Türkiye AİHM’de Birinci Sırada: 23 Bin 400 Dava

31 Aralık 2023 itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemine 46 Avrupa ülkesinden taşınmış ve sonuçlanmayı bekleyen toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyor. Bunların 23 bin 400’ü Türkiye’ye karşı başvurulardan oluşmakta, bu da AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 34,2’sine tekabül ediyor.

2023 yılında Türkiye hakkında açıklanan 78 karardan 72’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlâline hükmedildi, üç davada ihlâl bulunmazken diğer üç dava dostane çözümle sonuçlandı. Türkiye hakkındaki ihlâl kararlarında AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin altıncı maddesi (17 ihlâl), özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin beşinci maddesi (16 ihlâl) ve özel ve aile hayatına saygıya ilişkin sekizinci maddesi (15 ihlâl) başı çekti.

AİHM’nin 2023 bilançosu mahkemenin Strasbourg’daki merkezinde bugün düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın aktardığına göre; Türkiye, 2022’yi olduğu gibi 2023’ü de “AİHM gündeminde en fazla davaya sahip ülke” olarak kapattı. 31 Aralık 2023 itibarıyla AİHM gündemine 46 Avrupa ülkesinden taşınmış ve sonuçlanmayı bekleyen toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyor.

Bunların 23 bin 400’ü Türkiye’ye karşı başvurulardan oluşmakta, bu da AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 34,2’sine tekabül ediyor. 31 Aralık 2022 tarihinde Türkiye hakkında AİHM gündeminde 20 bin 100 dava başvurusu bulunuyordu.

AİHM gündemindeki Türkiye başvurularının ezici çoğunluğu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası alınmış tedbirler kapsamında gerçekleştiği iddia edilen hak ihlâli şikayetlerinden oluşuyor. AİHM’nin İrlandalı Başkanı Siofra O’Leary, 15 Temmuz sonrası tedbirlere bağlı dava başvurularının Türkiye hakkındaki toplam başvuruların yüzde 96’sını oluşturduğunu bildirdi. Bu başvurular büyük ölçüde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili beşinci ve adil yargılanmayla ilgili altıncı maddelerini kapsıyor.

15 Temmuz sonrası başvurular arasında Gülen yapılanması tarafından kullanılan şifreli haberleşme programı ByLock dava grubu da bulunmakta. AİHM gündeminde sadece bu dava grubuna ilişkin 8 bin civarında başvuru mevcut. AİHM geçen yıl bu konuda Yüksel Yalçınkaya davasında emsal niteliğinde karar açıklamış, benzer bin dava başvurusunu da görüş için geçtiğimiz haftalarda Türk hükümetine tebliğ etmişti.

Dava başvurularında Türkiye’yi sırasıyla Rusya Federasyonu (12 bin 450), Ukrayna (8 bin 750), Romanya (4 bin 150), İtalya (2 bin 750), Yunanistan (2 bin 450), Azerbaycan (bin 900), Polonya (bin 650), Sırbistan (bin 550) ve Moldova (bin 150) izliyor. Diğer 37 ülkeden gelen dava başvuruları AİHM iş yükünün sadece yüzde 12’sini oluşturmakta.

Ukrayna’yı işgali nedeniyle Mart 2022’de Avrupa Konseyi’nden dışlanan Rusya’ya karşı AİHM gündemine taşınmış derdest davalarla ilgili işlemler devam ediyor. Türkiye, Rusya, Ukrayna, Romanya ve İtalya kaynaklı dava başvuruları AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 75’ini oluşturuyor.

Başvurular ülke nüfusuna orantılı ele alındığında San Marino (10 bin kişiye 4,71 başvuru), Slovenya (4,62), Karadağ (2,80), Hırvatistan (2,63), Moldova (2,60) ve Macaristan (2,57) önde geliyor. Avrupa ortalamasının 0,41 olduğu bu hesaplamada Türkiye 0,98 ile orta sıralarda yer alıyor. Nüfusa oranla en az dava başvurusuna sahip ülkeler ise sırasıyla Birleşik Krallık (10 bin kişiye 0,03 dava), İrlanda (0,04), Almanya (0,05), İspanya (0,09), Fransa (0,11), Hollanda (0,13) ve İsveç (0,14).

Türkiye hakkında 78 karar

AİHM geçen yıl toplam bin 14 (1014) karar açıkladı. Hakkında en fazla karar açıklanan ülke Rusya (217 karar) oldu. Rusya’yı bu alanda sırasıyla Ukrayna (130), Türkiye (78), Romanya (74), İtalya (52), Azerbaycan (40), Macaristan (37), Polonya (33), Bulgaristan (30), Hırvatistan (27), Fransa (26) ve Ermenistan (25) izledi.

Türkiye hakkında açıklanan 78 karardan 72’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlâline hükmedildi, üç davada ihlâl bulunmazken diğer üç dava dostane çözümle sonuçlandı. Türkiye hakkındaki ihlâl kararlarında AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin altıncı maddesi (17 ihlâl), özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin beşinci maddesi (16 ihlâl) ve özel ve aile hayatına saygıya ilişkin sekizinci maddesi (15 ihlâl) başı çekti.

2023 yılı, 1953’te yürürlüğe giren AİHS’nin 70’inci yıldönümü oldu. Türkiye AİHS’yi 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış, 18 Mayıs 1954’te onaylayarak yürürlüğe koymuştu.

Paylaşın

Türkiye’de 2017’den Sonra İşkence Ve Kötü Muamele Arttı

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), Türkiye kaynaklı işkence ve kötü muamele iddialarının 2017 yılından bu yana arttığına dikkat çekti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3’üncü maddesi işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), kimi Avrupa cezaevi ve polis merkezlerinde sistematik işkence ve kötü muamele gözlemlendiğini, bu ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunduğunu not eden bir karar oyladı.

DW Türkçenin haberine göre; karar, AKPM’nin Strasbourg’da devam eden genel kurul toplantılarında oylamaya katılan 67 parlamenterden 66’sının oyunu alarak kabul edildi, bir üye ise çekimser kaldı. Oylamaya AKPM Türkiye heyetinden sadece DEM Partili Berdan Öztürk katıldı. Öztürk karar lehinde oy kullandı.

Kararda, Avrupa genelinde işkence ve kötü muamelenin henüz sonlanmadığı, hatta kimi ülkelerde sistemleşme ve/veya genelleşme eğiliminde olduğunun gözlemlendiği kaydediliyor. Bu ülkelere örnek olarak Rusya, Azerbaycan ve Türkiye gösteriliyor. Avrupa Konseyi’ne üye birçok ülkede gözaltında kötü muamele şikayetleri alındığı belirtiliyor.

Karar metninin Türkiye’ye ilişkin bölümünde, resmi makamların “işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans” mesajına rağmen “son yıllarda gözaltında ve cezaevlerinde işkence ve kötü muamelenin arttığı”, bunun da Türkiye’nin bu alanda geçmişte kaydettiği ilerlemeleri “ikinci plana ittiği” görüşü dile getiriliyor. Kötü muamelenin yasaklanması hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından son yıllarda verilen kararların “memnuniyet verici” olduğu belirtilip, diğer ulusal yargı organlarına bu içtihadı uygulama çağrısında bulunuluyor.

Karara temel oluşturan ayrıntılı rapor Kıbrıslı Sosyal Demokrat parlamenter Constantinos Efstathiou tarafından hazırlandı. Raporda, 1993-2011 döneminde Türkiye’de özellikle tutuklama, gözaltı, sorgulama ve barışçıl gösterilerin dağıtılması esnasında güvenlik güçlerinin uyguladığı işkence ve kötü muamele konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemine taşınan davaların kararları hatırlatılıyor ve bu kararların uygulatılmasıyla ilgili sürecin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi gündeminde olduğu not ediliyor.

AİHM’nin Abdullah Öcalan, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarına göndermede bulunuluyor; “olası kötü muamele riskine karşı Avrupa Konseyi’nin bu dosyaları yakın takibe alması” isteniyor.

Raporda, bir Avrupa Konseyi organı olan Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin (CPT) gözlem ve bulgularına da değiniliyor. CPT’nin 2019’da Türkiye’de kimi cezaevleri ve polis merkezlerine düzenlediği ziyaretlere ilişkin 2020’de yayımlanan raporunda, güvenlik güçlerinin gözaltındaki kimi bireylere karşı “aşırı güç ve/veya fiziki kötü muamelede bulunduğuna” dair bulgulara yer verdiği aktarılıyor.

Türkiye kaynaklı işkence ve kötü muamele iddialarının 2017’den bu yana arttığına dikkat çeken AKPM, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 2016, 2018 ve 2021 yıllarında CPT tarafından Türkiye’de kimi cezaevi ve polis merkezlerine düzenlenen periyodik ziyaretlerle ilgili raporların henüz yayımlanmadığını bildiriyor. CPT kurallarına göre, bu ziyaretlerle ilgili raporların yayımlanabilmesi için ilgili ülke hükümetinin onayı gerekiyor.

AKPM raporunda CPT tarafından Arnavutluk, Ermenistan, Bulgaristan, Hırvatistan, Kıbrıs, Yunanistan, Karadağ, Kuzey Makedonya, Macaristan, Moldova, Portekiz, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Ukrayna, Bosna-Hersek ve İspanya’da cezaevleri ve polis merkezlerine düzenlenen denetim ziyaretlerinde özellikle polisteki sorgulamalar sırasında kötü muamele şikayetleri alındığı not ediliyor.

“İşkenceye karşı önlemler alınmalı”

Kabul edilen kararda Avrupa Konseyi üyesi ülkeler işkence ve kötü muameleye karşı etkin önlem almaya çağrılıyor. Bu önlemler arasında işkence ve kötü muamelenin orantılı ve caydırıcı ceza donanımıyla spesifik suç haline getirilmesi, bu suçlardan sorumlu yetkililerin hesap vermelerinin sağlanması, bu suçlar için zaman aşımı uygulanmaması, etkin soruşturma yürütülmesi, sorgulamaların video kaydına alınması, işkence ve kötü muamele uygulanarak elde edilen itirafların mahkemeler önünde kanıt olarak kabul edilmemesi, polis içinde ve cezaevlerinde işkence ve kötü muameleyi ihbar etmenin cesaretlendirilmesi ve ihbar edenlerin korunması ve CPT raporlarının devletlerin izni olmaksızın yayımlanması da var.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 46 üye ülke hakkında 2023 yılında açıkladığı bin 14 (1014) kararın 345’inde 3’üncü maddenin ihlâline hükmetti. AİHS’nin 3’üncü maddesinin en çok ihlâl edildiği ülkeler Rusya, Ukrayna ve Romanya oldu.

Paylaşın

ABD Başkanı Biden’dan Kritik ‘F-16’ Hamlesi

Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya üyelik protokolünü Meclis’te kabul etmesinin ardından ABD Başkanı Joe Biden’dan kritik F-16 hamlesi geldi. Biden, ABD Kongresi’ne Türkiye’ye F-16 satışının onaylanmasını içeren mektup gönderdi.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın ABD Kongresi’ne Türkiye’ye 20 milyar dolarlık F-16 uçağı satışının onaylanmasını içeren bir mektup gönderdiği belirtildi.

Gün içerisinde ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin F-16 savaş uçağı filosunun modernizasyonu hakkında açıklama yaptı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel yaptığı açıklamada, İsveç’in NATO üyeliğine Türkiye tarafından onay verilmesinin ABD tarafından memnuniyetle karşıladığını belirterek, Macaristan’ın da bu süreçte adım atmasını sabırsızlıkla beklediğini aktardı.

ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Türkiye’nin F-16 savaş uçağı filosunun modernizasyonunu desteklediğini belirten Patel, ancak ABD Kongresi’nin bu konuda kilit bir rol oynadığının farkında olduklarını belirtti:

” Türkiye parlamentosunun İsveç onayını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak süreç henüz tamamlanmış değil. Macaristan’ın adım atmasını bekliyoruz. Biden yönetimi Türkiye’nin F-16 filosunu modernize etmesini destekliyor. Ancak Kongre’nin süreçte kilit rolü var.”

İsveç’in NATO’ya katılım protokolü, Türkiye adına TBMM Genel Kurulu’nda oy çokluğuyla kabul edildi. Protokol, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzalamasının ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.

İsveç’in NATO üyeliğini henüz onaylamayan bir diğer ülke de Macaristan. Macaristan Başbakanı Viktor Orban İsveç Başbakanı’nı NATO’ya katılım konusunda görüşmeler yapmak üzere ülkesine davet etti.

Macaristan parlamentosu Şubat ayı ortasına kadar tatilde. NATO’ya katılma başvurusunda bulunan ülkelerin ittifaka resmi olarak üye olabilmesi için tüm NATO üyelerinin onayı gerekiyor.

Türkiye’nin 20 aydır devam eden uzun bir sürecin ardından İsveç’in NATO üyelik protokolüne onay vermesi, ABD tarafından memnuniyetle karşılandı. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, “Bu Başkan Biden için önemli bir öncelikti” dedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesini memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Sosyal medya platformundan paylaştığı mesajda Sullivan, “İsveç güçlü ve yetkin bir savunma ortağı ve NATO’ya üyeliği, ABD’yi ve ittifakı daha güvenli ve daha güçlü hale getirecek” ifadelerini kullandı.

TBMM’nin İsveç’in NATO’ya katılım protokolüne onay vermesinin ardından ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake de sosyal medya platformundan paylaştığı mesajda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin İsveç’in NATO’ya girmesine onay verme kararını büyük bir takdirle karşıladığını yazdı.

Jeff Flake, “İsveç’in NATO’ya katılımı bugün her zamankinden daha önemli olan İttifak’ın güçlendirilmesi yönünde atılmış kiritk öneme sahip bir karardır. Türkiye’nin NATO ittifakına olan bağlılığı sarsılmaz ortaklığımızı açıkça ortaya koymaktadır. Türk halkına ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Süreç neden gecikti?

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuş; 2022 yılı Mayıs ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki ülkenin terörle mücadelede daha fazla adım atmasını talep ederek itirazını gündeme getirdi.

Türkiye 2023 yılı Nisan ayında Finlandiya’nın NATO’ya katılımına onay verdi; ancak İsveç’in protokolüne onay sürecini geciktirmeyi sürdürdü.

2022’de Madrid’de yapılan NATO toplantısında Türkiye, İsveç ve Finlandiya silah ambargosunun kaldırılması ve PKK üyelerine karşı daha sert adımların atılması konusunda anlaşmaya vardı.

Bu anlaşma sonucunda İsveç aynı yıl Türkiye’ye askeri teçhizat ihrac edilmesine yönelik yasağı kaldırmış ve geçen yıl da terör örgütüne üye olmayı suç haline getiren yeni bir terörle mücadele yasasını kabul etti.

İsveç’te, Kuran’ı Kerim yakma eylemleri de Stockholm ve Ankara arasında gerilime neden olmuş; İsveç bu tür eylemlerin engellenmesi amacıyla yasa değişikliği yapılıp yapılamayacağını gözden geçireceklerini belirtti.

Paylaşın