Sanayi Sektöründe Kritik Döneme Girildi

Başta finansman olmak üzere çeşitli operasyonel maliyetlerde yaşanan yüksek artışlar üretim koşullarını giderek daha zorlu hale getirirken, sanayi için kritik bir döneme girildi.

TÜİK’in açıkladığı Sanayi Üretim Endeksi verilerine göre, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında gözlenen peş peşe artışların ardından, 2022 yılında frene basıldı. Sanayi üretimi 2022 yılında yüzde 0,2 daralırken, geçen yılın tamamında yüzde 1,6 gibi sınırlı bir artış kaydedildi.

Arındırılmamış veriyle ise sanayi üretimi 2022’de yıllık yüzde 1,28, 2023 yılında ise yüzde 1,33 oranında geriledi. Oysa 2019’da yüzde 8,6 artışın yaşandığı sanayi üretimi, pandemi yılı olan 2020’de dahi yüzde 9 artmış; 2021’de de talep koşullarındaki canlılığın etkisiyle artış oranı yüzde 14,4’e ulaşmıştı.

Sanayi üretimde son 2 yılda görülen düşük seyrin en önemli nedenlerinden biri ihracat pazarlarındaki durgunluk ve zayıf talep… Buna finansmana erişim sorunları ve operasyonel maliyetlerdeki artış da etkilenince üretimdeki yavaşlama daha da belirginleşti.

Ekonomim’in aktardığına göre, sanayi üretimi düşerken tüketim harcamalarındaki artış Türkiye’nin büyüme kompozisyonuna ilişkin endişeleri artırdı. 2022’de frene basan sanayi üretimi, geçen yıl da sadece yüzde 1,6 arttı. Buna karşın tüketim harcamalarının GSYH’deki payı, son 5 yılın zirvesine çıktı.

Sanayi üretimi ile tüketim harcamaları arasındaki korelasyon bozuldu. Sanayi üretimi 2023’te yıllık yüzde 1,6 artarken; 2023 GSYH verilerinde üretim yöntemiyle hesaplamada sanayi sektörü sadece yüzde 0,8 büyüdü. Tüketim malları ithalatı geçen yıl yüzde 56,3 artarken, toplamdaki payı 2022’deki yüzde 8,4 seviyesinden 2023’te yüzde 13,2’ye çıktı.

Vatandaşın tüketim harcamaları yüzde 12,8 arttı. Türkiye’nin üretim ve tüketim verileri arasındaki çarpıklık, sağlıksız büyüme endişelerini artırıyor. Başta finansman olmak üzere çeşitli operasyonel maliyetlerde yaşanan yüksek artışlar üretim koşullarını giderek daha zorlu hale getirirken, sanayi için kritik bir döneme girildi.

TÜİK’in açıkladığı Sanayi Üretim Endeksi verilerine göre, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında gözlenen peş peşe artışların ardından, 2022 yılında frene basıldı. Sanayi üretimi 2022 yılında yüzde 0,2 daralırken, geçen yılın tamamında yüzde 1,6 gibi sınırlı bir artış kaydedildi. Arındırılmamış veriyle ise sanayi üretimi 2022’de yıllık yüzde 1,28, 2023 yılında ise yüzde 1,33 oranında geriledi.

Oysa 2019’da yüzde 8,6 artışın yaşandığı sanayi üretimi, pandemi yılı olan 2020’de dahi yüzde 9 artmış; 2021’de de talep koşullarındaki canlılığın etkisiyle artış oranı yüzde 14,4’e ulaşmıştı. Sanayi üretimde son 2 yılda görülen düşük seyrin en önemli nedenlerinden biri ihracat pazarlarındaki durgunluk ve zayıf talep… Buna finansmana erişim sorunları ve operasyonel maliyetlerdeki artış da etkilenince üretimdeki yavaşlama daha da belirginleşti.

Çarklar 2 yıldır yavaş dönüyor

Sanayi üretimindeki bu tablo, Türkiye’nin GSYH verilerine de yansıdı. Türkiye’nin yüzde 4,5 büyüme ile kapattığı 2023 yılında, üretim yöntemiyle hesapta sanayi sektörü yüzde 0,8 büyürken, büyümeye katkısı yüzde 0,16 oldu. Böylece sanayi sektörü Türkiye’nin büyümesine, inşaat ve hizmetler sektöründen daha zayıf bir katkı sağlamış oldu.

Oysa sanayi sektörü TÜİK verilerine göre 2021’de yüzde 16,58 büyürken, GSYH’ye katkısı 3,26 puan olmuştu. 2022’de ise sanayi sektörünün büyümesi yüzde 3,3 olurken, Türkiye’nin büyümesine katkısı, bir önceki yıla göre 2 puana yakın gerileyerek 0,68 olarak gerçekleşmişti.

Tüketimin payı 5 yılın zirvesinde

Son 3 yılda yaşanan kur şokları ve yüksek enflasyon karşısında tüketiciler de “Yarın daha pahalı olacak” algısıyla hareket edince, tüketim harcamaları da tam gaz devam etti. Son 3 yıla ilişkin GSYH verilerine göre, yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2021 yılında yüzde 15 artarken, büyümeye 8,94 puanlık etkisi olmuştu.

2022’de vatandaşın tüketimi yüzde 19,7 artarken, büyümeye etkisi 12,08 puan seviyesindeydi. Geçen yıl vatandaşın tüketimindeki büyüme yüzde 12,8 ile hızını 2022’ye göre düşürse de, GSYH içindeki payı yüzde 59,1 oldu. Böylece yıllık bazda bakıldığında, vatandaşın tüketiminin GSYH’den aldığı pay son 5 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Aynı zamanda 2023’te vatandaşın harcamalarının büyümeye katkısı ise 8,83 puan oldu.

Öte yandan tüketim harcamaları, dış ticaret rakamlarında da kendini gösterdi. Buna göre Türkiye’nin tüketim malları ithalatı 2023 yılında yüzde 56,3 artarak 47,6 milyar dolar seviyesine çıkarken, toplam ithalattaki payı 2022’deki yüzde 8,4 seviyesinden yüzde 13,2’ye çıktı. Böylece oran 2016 yılından sonraki en yüksek seviyesini gördü.

2023’te tüketim malları ithalatını 18,1 milyar dolarla binek otomobiller tırmandırdı. Bu kalemde ithalat artışı yüzde 128’i buldu. İkinci sırada 7,3 milyar dolarla yarı dayanıklı tüketim malları yer alırken, dayanıklı tüketim malları ithalatı 6,9 milyar dolar, dayanıksız tüketim malları ithalatı 6,5 milyar dolar, işlenmiş tüketim malları ithalatı 4,1 milyar dolar oldu.

Bir önceki yıl, toplam tüketim malı ithalatı 30,4 milyar dolarken, ithalattaki ilk 5 kalem daha dengeli dağılmış, binek otomobil ithalatı 7,9 milyar dolarda kalmıştı.

Paylaşın

Halkın Yüzde 74’ü “Ekonomik Ortamın Kötü Olduğu” Görüşünde

Ipsos’un aylık Küresel Tüketici Güveni araştırmasında vatandaşlara ülkelerindeki mevcut ekonomik ortamı nasıl değerlendirdikleri soruldu. Türkiye’de, “Ülkenizdeki mevcut ekonomik durumu nasıl tanımlarsınız?” sorusuna ankete katılanların yüzde 74’ü “kötü” yanıtını verdi.

Türkiye’de, “Sizce ülkede işler iyiye mi gidiyor, yoksa yanlış istikamette mi yol alınıyor?” sorusuna ankete katılanların yüzde 73’ü “Yanlış istikamette yol alınıyor” yanıtını verdi. Türkiye’de en çok kaygı duyulan konu, yüzde 50’lik oranla, enflasyon oldu. İkinci sırada, yüzde 30’luk oranla, yoksulluk ve sosyal adaletsizlik yer aldı.

Araştırma şirketi Ipsos, “Dünyayı neler endişelendiriyor?” başlıklı anketi için, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 29 ülkede vatandaşlara görüşlerini sordu. Anket, dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; 26 Ocak- 9 Şubat tarihleri arasında yapılan anket kapsamında, yaklaşık 25 bin katılımcıya, çevrimiçi sistem üzerinden kaygıları, ülkelerindeki gidişata ilişkin görüşleri soruldu.

Türkiye’de, “Sizce ülkede işler iyiye mi gidiyor, yoksa yanlış istikamette mi yol alınıyor?” sorusuna ankete katılanların yüzde 73’ü “Yanlış istikamette yol alınıyor” yanıtını verdi. Türkiye’de en çok kaygı duyulan konu, yüzde 50’lik oranla, enflasyon oldu. İkinci sırada, yüzde 30’luk oranla, yoksulluk ve sosyal adaletsizlik yer aldı.

Ankete katılanların yüzde 22’si Türkiye’deki suç ve şiddet oranlarından endişeli olduklarını söylerken yüzde 22’si işsizlikten, yüzde 21’i de mali ve siyasi yolsuzluktan kaygılarını ifade etti. Türkiye’de küresel ısınmayı endişe verici bulanların oranı sadece yüzde 5 oldu. Bu oranın, diğer birçok Avrupa ülkesinde daha yüksek olması, Türkiye’de son derece düşük kalması dikkat çekti.

Türklerin ankete verdiği yanıtlarda dikkat çeken diğer başlıklar dış politika ve güvenlik ile ilgili oldu. Ülkenizin diğer ülkelerle “askeri ihtilaf yaşamasından endişe ediyor musunuz?” sorusuna karşılık, sadece yüzde 2’lik bir kesim bu konuda endişeli olduğu yanıtını verdi.

Ankette, terör konusunda endişelerin en yüksek olduğu ülke İsrail olurken onu Türkiye takip etti. Türkiye’de ankete katılanların yüzde 20’si, terörden endişeli olduklarını dile getirdiler.

Ipsos’un aylık Küresel Tüketici Güveni araştırmasında ise vatandaşlara ülkelerindeki mevcut ekonomik ortamı nasıl değerlendirdikleri soruldu. Türkiye’de, “Ülkenizdeki mevcut ekonomik durumu nasıl tanımlarsınız?” sorusuna ankete katılanların yüzde 74’ü “kötü” yanıtını verdi.

Paylaşın

Türkiye’de Her 10 Kişiden 4’ü Et Ve Tavuk Tüketemiyor

Enflasyonun ENAG’a göre yüzde 121,98, TÜİK’e göre yüzde 67,07 olduğu Türkiye’de her 10 kişiden 4’ü, iki günde bir et, tavuk ve balık tüketebilecek finansal güce sahip değil.

İktidar ekonomiye dair pembe tablolar çizmeye, geleceğe yönelik olumlu açıklamalar yapmaya çalışsa da, açıklanan her veri yaşanan ekonomik krizi gözler önüne seriyor.

Avrupalıların yüzde 97’si iki günde bir et, tavuk, balık tüketirken Türkiye’de her 10 kişiden 4’ü, iki günde bir et, tavuk ve balık tüketebilecek finansal güce sahip değil.

Sözcü’nün haberine göre, AB resmi istatistik kurumu Eurostat’ın verilerine göre, 27 üyeli AB ülkelerinde 2 günde bir et, tavuk veya balık tüketemeyenlerin oranı 2022’de yüzde 8.3 oldu. Yani Avrupalıların yüzde 91.7’si iki günde bir et, tavuk, balık tüketmekte zorlanmıyor.

Avrupa ülkeleri arasında en yüksek oranlar yüzde 22.1 ile Romanya ve yüzde 21.6 ile Bulgaristan’da görüldü. İki günde bir et, tavuk tüketmekte en az zorlanan ülkeler de yüzde 1.4 ile İrlanda ve yüzde 1.5 ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi oldu.

TÜİK’in en güncel verilerine göre 2023’te de nüfusun yüzde 39.2’si iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını karşılayamıyor.

Enflasyon ENAG’a göre yüzde 121,98, TÜİK’e göre yüzde 67,07

Öte yandan Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), şubat ayı enflasyon verilerini açıkladı.

Buna göre, günlük fiyat değişimlerinden elde edilen ENAG Fiyat Endeksi (E-TÜFE) aylık aylık bazda yüzde  4,32 arttı. ENAG, yıllık enflasyonu yüzde 121,98 olarak hesapladı.

Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre enflasyon, Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 4,53 geçen aralık ayına göre yüzde 11,54 bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 67,07 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 55,91 olarak gerçekleşti.

TÜİK’e göre TÜFE’de bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 43,44 ile giyim ve ayakkabı, en fazla artış gösteren ana grup ise yüzde 94,78 ile lokanta ve oteller oldu.

Ana harcama grupları itibarıyla şubat ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde 0,20 ile giyim ve ayakkabı, en fazla artış gösteren ana grup ise yüzde 12,76 ile eğitim.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçen ay 2023’te yıllık enflasyonu yüzde 64,77 olarak açıklamıştı. ENAG’a göre ise Türkiye’de 2023’te yıllık enflasyon yüzde 127,21 olarak gerçekleşmişti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Habertürk TV ve Bloomberg HT ortak yayınında ekonomi gündemine dair yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Enflasyonda trend programla uyumlu bir şekilde. Ocak ayında enflasyon bir miktar yüksek çıktı. Şubat’ta onun devamı olabilir. Mart’tan itibaren enflasyon trende oturacaktır. Ama yıllık enflasyon yüksek kalacak.”

Paylaşın

Türkiye’den 2 Bin 628 Doktor Almanya’da Görev Yapıyor

Almanya’da yabancı pasaportla çalışan doktorların geldiği ülkelere bakıldığında ilk sırada 6 bin 120 doktor ile Suriye yer alırken, ikinci sırada 4 bin 668 doktor ile Romanya yer aldı.

Avusturya’dan 2 bin 993 doktor Almanya’da görev yaparken, Yunanistan’dan 2 bin 943, Rusya’dan ise 2 bin 941 doktorun ülkede görev yaptığı bildirildi. Türkiye’den gelerek Alman sağlık sistemi bünyesinde doktorluk mesleğini ifa eden doktor sayısı ise 2 bin 628 olarak açıklandı.

Almanya’da pek çok sektöre kalifiye iş gücü sıkıntısı devam ederken sağlık sisteminde yabancı pasaportla çalışanların sayısı da giderek artıyor.

Funke Medya Grubu gazetelerinin Federal Doktorlar Odası istatistiklerine dayandırdığı, Pazar günü yayımlanan haberlerde, 31 Aralık 2023 itibariyle Almanya’da 63 bin 763 Alman pasaportu olmayan doktor çalıştığı bildirildi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Veriler 2013 yılından bu yana sayının ikiye katlandığını gösteriyor. 2013 yılında ülkede 30 bin civarında Alman pasaportu olmayan doktor görev yapıyordu. 1993 yılında ise yabancı kökenli doktor sayısı 10 bin civarındaydı.

Almanya pasaportu olmayan doktorların geldiği ülkelerin başında 6 bin 120 doktor ile Suriye yer alırken, ikinci sırada 4 bin 668 doktor ile Romanya yer aldı. Avusturya’dan 2 bin 993 doktor Almanya’da görev yaparken, Yunanistan’dan 2 bin 943, Rusya’dan ise 2 bin 941 doktorun ülkede görev yaptığı bildirildi.

Türkiye’den gelerek Alman sağlık sistemi bünyesinde doktorluk mesleğini ifa eden doktor sayısı ise 2 bin 628 olarak açıklandı.

Rheinland-Pfalz Eyalet Doktorlar Odası Başkanı Jürgen Hoffart yabancı meslektaşlarının Almanca bilgisinin yeterli olmadığına değinerek bunun tehlike yaratabilecek yanlış anlaşmalara neden olabildiğini belirtti.

Hoffart, göğüs ve karın ağrısı terimlerinin karıştırılabildiğini ve doktor karın ağrısı için muayene yaparken kalp krizinin gözden kaçabildiğine işaret etti.

Hoffart’a göre gelecek yıllarda bu sorun daha da kötüleşecek zira Almanya’nın sağlık personeli ihtiyacını kendi mezunları ile kapatması mümkün görünmüyor. Almanya’da her yıl mezun olan yaklaşık 11 bin öğrenciden önemli bir kısmı mesleğini icra etmiyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Türkiye Sınırındaki Personel Sayısını Üç Katına Çıkaracak

20 Mart itibarıyla Türkiye – Bulgaristan sınırlardaki Avrupa Birliği’nin (AB) sınır koruma ajansı Frontex’in personel sayısı üç katına çıkarılacak. Bulgaristan’da görevlendirilecek yeni memurlar arasında insan haklarının gözetilmesine yönelik uzmanlar da bulunacak.

2007 yılında AB’ye üye olan Romanya ve Bulgaristan, geçen eylül ayına kadar yolsuzluk ve organize suçlar nedeniyle Avrupa Birliği’nin (AB) tarafından özel gözetim altında tutuluyordu.

Avrupa Birliği’nin (AB) sınır koruma ajansı Frontex, Bulgaristan’ın Türkiye ve Sırbistan sınırında görev yapan personel sayısını üç katına çıkarmayı planlıyor.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Ajans Direktörü Hans Leijtens, Türkiye-Bulgaristan sınır kapısı Kapitan Andreevo’da yaptığı açıklamada, 20 Mart’tan itibaren Bulgaristan’da 500 ila 600 Frontex memurunun daha görevlendirileceğini söyledi.

Bulgar haber ajansı BTA, Leijtens’in daha önce Bulgaristan İçişleri Bakanı Kalin Stoyanov’la Bulgaristan’ın Türkiye sınırındaki önlemleri incelediğini bildirdi.

Frontex’in “yalnızca sınırları değil, Avrupa’nın değerlerini de koruduğunu” belirten Leijtens, Bulgaristan’da görevlendirilecek yeni memurlar arasında insan haklarının gözetilmesine yönelik uzmanların da bulunacağını söyledi.

Ajansa sık sık AB sınırlarında sığınmacılara karşı insan hakları ihlallerinde bulunma ve uluslararası anlaşmalara aykırı olan geri itme uyguylamalarına göz yumma suçlaması yöneltiliyor.

Bulgaristan’ın Türkiye’yle 259 kilometrelik kara sınırı 2017’den bu yana sınır boyunca inşa edilen tel çitle korunuyor ve termal kameralarla gözleniyor. Bu önlemlere rağmen insan kaçakçılarının yardımıyla sınırdan sık sık düzensiz geçişler oluyor.

AB’nin en yoksul ülkesi Bulgaristan’da kayıt altına alınmak istemeyen sığınmacılar genellikle iltica başvurusunda bulunmak üzere Sırbistan üzerinden Orta ve Batı Avrupa ülkelerine geçiyorlar.

Bulgaristan’ın AB’nin dış sınırlarının korunmasında “oldukça önemli bir rol oynadığını” vurgulayan Frontex Diröktörü, bu ülkenin Schengen bölgesine katılımına da “tam destek verdiğini” söyledi.

Bulgaristan’ın Mart ayında serbest dolaşım bölgesine katılımı öngörülüyor. İlk etapta yalnızca hava ve deniz iç sınır kontrollerinin kaldırılması planlanırken Sofya, kara kontrollerinin kaldırılmasını da talep ediyor.

2007 yılında AB’ye üye olan Romanya ve Bulgaristan, geçen Eylül ayına kadar yolsuzluk ve organize suçlar nedeniyle Birlik tarafından özel gözetim altında tutuluyordu.

Paylaşın

Türkiye, Yine “Özgür Olmayan Ülke” Kategorisinde

Freedom House, 2023 yılı raporunda Türkiye’yi “özgür olmayan ülke” kategorisinde değerlendirdi. Freedom House, Türkiye’yi 2018’den bu yana “özgür olmayan ülke” kategorisinde değerlendiriyor.

Raporda yer alan, son 10 yılda özgürlüklerdeki gerileme grafiğinde Türkiye beşinci sırada bulunuyor. Türkiye’nin önünde sırasıyla Nikaragua, Dağlık Karabağ, Libya ve Tanzanya yer alıyor. Raporda Türkiye, çoğunlukla 2023’teki Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler çerçevesinde değerlendiriliyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House, dünyadaki siyasi haklar ve sivil özgürlüklerin durumu üzerine hazırladığı yıllık raporunu bugün yayınladı.

VOA Türkçe’den Ezel Şahinkaya’nın aktardığına göre; “Sorunlu Seçimlerin ve Silahlı Çatışmaların Artan Zararları” başlıklı raporda Freedom House, 2023 yılını değerlendirirken son 18 senedir siyasi haklar ve sivil özgürlüklerde dünya genelinde kesintisiz düşüş olduğunu kaydetti.

Kuruluş raporda, dünyanın beşte birini oluşturan 52 ülkede siyasi hak ve özgürlüklerin kötüleştiğini belirtirken, 21 ülkede ise ilerlemelerin gözlemlendiğini açıkladı. Rapora göre, özgürlüklerdeki küresel düşüşün temel etkenleri arasında seçim manipülasyonu, savaşlar ve çoğulculuğa yönelik saldırılar yer alıyor.

Rapor, 2023 yılı boyunca 195 ülke ve 15 bölgedeki özgürlüklerin durumunu değerlendiriyor. Kuruluş, raporda yer alan ülkeleri 25 gösterge üzerinden 0 ve 4 arası puanlandırıyor. Toplam 100 puan olan göstergelerin yüzde 40’ı siyasi haklar üzerineyken, kalan yüzde 60’ı sivil özgürlükler başlığı altında yer alıyor. Toplam puan üzerinden ülkeler, “özgür”, “kısmen özgür” ve “özgür olmayan” ülke kategorilerinde sınıflandırılıyor.

Bu metodolojiye göre, 2023’te dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 38’i “özgür olmayan” ülkelerde yaşarken, yüzde 42’si “kısmen özgür” ülkelerde yaşıyor. Dünya nüfusunun yalnızca yüzde 20’si “özgür” ülkelerde yaşıyor.

Raporda Türkiye nasıl değerlendiriliyor?

Freedom House, Türkiye’yi 2018’den bu yana “özgür olmayan ülke” kategorisinde değerlendiriyor. Bu seneki raporda yer alan, son 10 yılda özgürlüklerdeki gerileme grafiğinde Türkiye beşinci sırada bulunuyor. Türkiye’nin önünde sırasıyla Nikaragua, Dağlık Karabağ, Libya ve Tanzanya yer alıyor.

Raporda Türkiye, çoğunlukla 2023’teki Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler çerçevesinde değerlendiriliyor. Raporun ana bulgularından biri olarak dünya genelinde “seçimlerde şiddet ve manipülasyon gibi yaygın sorunların, hak ve özgürlüklerde bozulmaya yol açtığı” belirtilirken Türkiye örneği veriliyor.

Kuruluş, “Kamboçya, Guatemala, Polonya, Türkiye ve Zimbabwe’de görevdeki yöneticiler seçim rekabetini kontrol etmeye, siyasi rakiplerini engellemeye veya seçim gününden sonra iktidara gelmelerini engellemeye çalıştı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Rapora göre, geçen sene Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bu beş ülkede iktidarlar, muhalefetin eşit şartlarda rekabet etmesini engellemek için adımlar attı.

Rapor ayrıca, uzun süredir var olan ve seçimlerde muhalefet için eşitsiz bir rekabet alanı yaratan manipülasyon biçimlerinin, Kamboçya, Polonya ve Türkiye’de seçim sonuçlarını etkilediğini kayda geçiyor. Rapor, bu durumun demokrasiye yönelik ciddi bir tehdit olmaya devam ettiğini vurguluyor.

Freedom House, özgür ve adil seçimleri hedef alan antidemokratik taktiklerin gerçek seçim rekabetini ortadan kaldırma konusunda her zaman başarılı olmadığı vurgusunu yapıyor.

Öte yandan kuruluş, raporda Türkiye örneğini vererek, “Özellikle devlet kaynaklarını ve medyayı kullanarak oyun alanını büyük ölçüde çarpıtan uzun vadeli manipülasyon, muhalefetin kayıplarının giderek otoriterleşen bir iktidarın hakimiyet algısını güçlendirdiği bir duruma yol açabilir” ifadesini kullanıyor.

2023 seçimleri için Freedom House, “Türkiye’deki seçimler, uzun zamandır muhalefet liderleri ve gazetecilere yönelik taciz, tutuklama ve cezai kovuşturmaların yanısıra iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) medya hakimiyetine ve devlet kaynaklarını kötüye kullanmasına sahne oldu” değerlendirmesini yapıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ikinci turda az bir farkla seçimi kazandığını hatırlatan Freedom House, seçim kampanyaları döneminde ve seçim sonrasında dikkatlerin, ülkedeki demokratik yetersizlikler yerine muhalefetin eksikliklerine odaklandığını belirtiyor.

Kuruluş, “Sonunda muhalefet güçlerinin adil olmayan bir yarışmayı kazanamaması, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve hükümet tarafından yaygın şekilde uygulanan siyasi muhaliflere yönelik cezai soruşturmalar gibi büyük sistemik ihlalleri gölgede bıraktı” yorumunda bulunuyor.

Ayrıca raporda, dünya genelinde LGBT+ bireylerin haklarının kısıtlayıcı yasalarla hedef alındığı belirtilirken, Türkiye’de Erdoğan’ın “aile kurumunun” aşınmasından LGBT+ topluluklarını sorumlu tuttuğu hatırlatılıyor. Ayrıca, AK Parti’nin Anayasa’daki aile tanımını “Aile, kadın ve erkekten oluşur” diye değiştirme önerisi not ediliyor.

Freedom House’un raporunda KKTC hakkında da kısa bir değerlendirme yer alıyor. Kuruluşa göre tartışmalı bölgelerde yaşayanlar, seçimlere katılabildiği, kendi siyasi kaderini tayin edebildiği ve liderleri sivil özgürlüklerin korunması konusunda sorumlu tutabildiği zaman, bulundukları yerlerde özgürlük olasılıkları daha da artıyor.

Raporda yer alan 15 bölge içerisinde KKTC, kuruluşun “Özgür” değerlendirmesinde bulunduğu tek yer. Aralarında düzenli çok partili seçimlerin de yer aldığı siyasi hakların KKTC’de nispeten iyi korunduğu notunu düşen Freedom House, “Türk hükümetinin artan siyasi müdahalesi bir tehdit olmaya devam ederken, son otuz yıldır bölgede sivil özgürlükler büyük ölçüde korunuyor” yorumunda bulundu.

Dünya genelinde özgürlükler

Rapora göre, 2023’te silahlı çatışmalar ve otoriter yönetimlerin saldırganlık tehditleri dünyayı daha az güvenli ve daha az demokratik hale getirdi. Freedom House bu duruma, tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesini ve Rusya’nın Ukrayna’daki 2022’den beri süren işgalini, İsrail-Hamas çatışmasını, Myanmar’daki iç savaşı ve Sudan’da asker ve paramiliter gruplar arası çatışmaları örnek gösterdi.

Dağlık Karabağ, bu seneki raporda özgürlüklerde en fazla gerilemenin yaşandığı yer olarak değerlendirildi. Bölge, “Kısmen Özgür” kategorisinden “Özgür Olmayan” kategorisine geriledi. Freedom House, bölgede yaşananları “Azerbaycan rejiminin ablukası ve askeri saldırısı, ayrılıkçı hükümetin teslim olmasına ve etnik Ermeni nüfusun fiilen sınır dışı edilmesine yol açtı” ifadeleriyle özetledi.

Kuruluş ayrıca, tartışmalı bölgelerde siyasi hakların ve sivil özgürlüklerin sağlanmamasının, aralarında demokratik ülkelerin de bulunduğu bazı ülkelerde özgürlüklerin azalmasına neden olduğunu belirtti. Bu duruma örnek olarak kuruluş, Çin’in Hong Kong ve Tibet politikalarını ve Rusya’nın Kırım’daki nüfusa baskısını gösterdi. Ayrıca, demokratik olarak seçilmiş Hindistan hükümetinin Keşmir’de ve İsrail hükümetinin Batı Şeria ile Gazze’de temel hakların ihlalinde rol oynadığını not düştü.

Rapora göre ayrıca, dünya genelinde çoğulculuk tehdit altında olmasına rağmen, toplumlar için güç kaynağı olmaya devam ediyor.

Politika önerileri

Freedom House, 2024 yılında özgürlüklerin korunması için politika önerilerini şöyle sıraladı:

“Tiranlığa karşı mücadelenin ön saflarında yer alan kişilere istikrarlı destek ve esnek finansman sağlayın,
Tartışmalı bölgelerde yaşayan insanların haklarını koruyun,
2024’te özgür ve adil seçimleri koruyun,
Seçilmiş hükümetleri devirmeye yönelik girişimlere tutarlı bir şekilde yanıt verin,

Otokratları insan hakları ihlalleri ve yolsuzluklardan sorumlu tutun. Hukukun üstünlüğünden kaçma ve demokratik kurumları baltalama yeteneklerini sınırlayın,
Sürgündeki insan hakları aktivistlerini koruyun ve çalışmalarını kolaylaştırın,
Siyasi tutukluların özgürlüğünü ve dirençliliğini destekleyin.”

Paylaşın

Türkiye’den AB’ye İltica Başvuruları Bir Milyonu Geçti

Türkiye’den Avrupa Birliği’n yapılan iltica başvurularında 2023 yılında dikkat çekici bir artış yaşandı. Türkiye’den Avrupa Birliği’ne iltica başvuruları 2023 yılında yüzde 18 artışla 1,14 milyona ulaştı.

İltica başvuruların çoğu Almanya’ya yapılırken, Almanya’yı Fransa ve Avusturya takip etti. Türklerin iltica başvuru kabullerinde ise son dört yılda istikrarlı bir düşüş görüldü. 2019’da yüzde 54 olan başvuru kabul oranı, 2023’te yüzde 25’e geriledi.

Avrupa Birliği İltica Ajansı’nın (EUAA) çarşamba günü açıkladığı verilere göre, Avrupa Birliği’ndeki iltica başvuruları 2023 yılında yüzde 18 artışla 1,14 milyona ulaştı. Yeni veriler 2015-2016 mülteci krizinden bu yana iltica başvurularının en yüksek seviyeye çıktığını gösterdi.

27 AB üyesi ile birlikte İsviçre ve Norveç’i de kapsayan çalışma sonucunda geçtiğimiz yıl 2022’ye kıyasla iltica başvurularında yüzde 18’lik bir artış yaşandı ve 1,1 milyon başvuru alındı.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; EUAA’nın son raporunda en fazla başvuru alan ülke, başvuruların yaklaşık üçte birinin yapıldığı Almanya oldu. Bu ülkeyi Fransa, İspanya ve İtalya izledi.

2023 yılında Almanya 334 bin başvuru ile çalışmada değerlendirilen ülkelere yapılan tüm başvuruların yüzde 29’unu alarak AB içinde sığınmacılar için en önde gelen varış noktası olma konumunu korudu.

Ancak Almanya tek başına, ikinci ve üçüncü en fazla başvuru yapılan ülkeler Fransa ve İspanya’nın toplamından daha fazla başvuru alması dikkat çekti.

Fransa 167 bin başvuru ile tüm başvuruların yüzde 15’ini, İspanya 162 bin başvuru ile yüzde 14’ünü ve İtalya da 136 bin başvuru aldı. Bu dört ülkenin aldığı başvuru sayısı, toplu olarak bu dönemde çalışmada incelenen 29 ülkeye yapılan tüm başvuruların üçte ikisinden fazlasını oluşturdu.

Başvurularda Suriye’den gelenler açık ara başı çekmeye devam etti, bunu yine Afganistan takip etti. 2023’te 181 bin iltica başvurusunda bulunan Suriyeliler, 2022’ye kıyasla yüzde 38’lik bir artışla en fazla başvuruyu yapan ulus oldu.

Uzun yıllardır ikinci en büyük başvuru grubunu oluşturan Afganlar 2023’te de bu sırayı korudu, ancak başvuru oranı düşen tek ulus olarak öne çıktı. Afganlar 2023’te 114 bin başvuru ile 2022’ye göre yüzde 11 daha az başvuruda bulundu.

Türkiye’den başvurularda dikkat çeken artış

Türkiye’den yapılan başvurular ise en dikkat çekici artışa işaret etti. Türk vatandaşları, 2022 yılına kıyasla yüzde 82’lik bir artışla yaklaşık 100 bin 870 iltica başvurusunda bulundu.

Bunların 96 bin 147’si ilk defa başvurular olarak değerlendirildi, 37 bin 841’i karara bağlanırken, 83 bin 964 başvuru hala değerlendirme aşamasında. 10 bin 457 başvuru ise geri çekildi. 94 başvuru ise varış ülkesinden başka ülkeye yönlendirildi.

Başvuruların çoğu Almanya’da yapıldı. Bu ülkeyi Fransa ve Avusturya takip etti. Rapora göre, Türklerin iltica başvuru kabullerinde son dört yılda istikrarlı bir düşüş görüdü. 2019’da yüzde 54 olan başvuru kabul oranı, 2023’te yüzde 25’e geriledi.

Güney Amerika: Venezuela ve Kolombiya’dan yapılan başvurular 2022’ye kıyasla üçte bir oranında artış gösterdi. Bu iki ülke vatandaşlarının her biri 60 binden fazla başvuruda bulundu, başvuruların büyük çoğunluğu İspanya’ya yapıldı.

Kuzey Afrika: Fas ve Mısır vatandaşlarının her biri 31 bin ve 27 bine yakın başvuruda bulundu, ancak varış ülkeleri farkllık gösterdi. Faslılar çoğunlukla Avusturya’da, Mısırlılar ise çoğunlukla İtalya’da başvuruda bulundu.

Afrika: Gine ve Fildişi Sahili vatandaşları, çoğunluğu Fransa’da olmak üzere 20 binden fazla başvuru yaptı.

Filistinlilerin ve Ukraynalıların durumu

Uyrukları farklı şekillerde kaydedildiği için sığınmacıların tam sayısını değerlendirmenin zor olabildiğine dikkat çekilen çalışma raporunda, vatansızlık tanımına ilişkin ülkeden ülkeye değişen farklılıkların önemli rol oynadığı belirtildi.

Bu durum özellikle 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırıları ve ardından Gazze’de İsrail’in başlattığı savaşta yerlerinden edilen Filistinlilerin durumunda öne çıktı. Filistin’in AB ülkeleri, İsviçre ve Norveç tarafından devlet olarak tanınmaması durumu zorlaştırsa da, bazı tutarsız verilere rağmen, daha fazla Filistinlinin bu ülkelere sığınma başvurusunda bulunduğu açıkça görüldü.

Buna göre Filistinlilerin AB, İsviçre ve Norveç’e 2023 yılında yaptığı başvuru sayısı yaklaşık 11 bine çıkarak şimdiye kadar kaydedilen en yüksek sayıya ulaştı. Bu rakam, 2022 yılına göre üçte iki oranında artışa işaret etti.

Rapora göre, özellikle, Yunanistan’daki başvuru sayısının aynı dönemde iki kattan fazla artmış olması ve neredeyse tamamının ilk kez başvuru olması, başvuru sahiplerinin AB ülkelerine yeni geldiklerini gösteriyor. Ancak, mevcut veriler bu kişilerin özel durumlarına ilişkin ayrıntılı bilgiler sunmuyor.

Artan iltica başvurularının ötesine geçen bir diğer durum da Ukraynalılarla ilgili, çünkü Ukrayna’dan gelen dört milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin Geçici Koruma’dan yararlanması sebebiyle Avrupa ülkelerinde koruma ihtiyaçları ile gelen bireylerin toplam sayısına önemli bir katman ekliyor.

2023 sonu itibarıyla, Rusya’nın geniş çaplı işgalinin ardından ülkelerinden kaçarak Avrupa ülkelerinde Geçici Koruma’dan yararlanan Ukraynalıların sayısı 4,4 milyonu buldu.

Bu kişilerin en fazla sığındığı ülke Çekya oldu. Onu Bulgaristan, Estonya, Litvanya ve Polonya takip etti.

Paylaşın

Türkiye’de 24 Saatte 8 Kadın Cinayeti

Dünyada kadın cinayeti sıralamasında ilk sıralarda yer alan Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne sayılı günler kala 8 kadın eşleri ya da boşandıkları kişiler tarafından katledildi.

Haber Merkezi / Türkiye’de basına yansıyan haberlere göre önceki gün en az 8 kadın cinayeti işlendi. Denizli’nin Pamukkale ilçesinde, Afganistanlı Nasim Gol Karımı adlı kadın evli olduğu Muhammet Esmail Habibi tarafından boğazından bıçaklanarak öldürüldü.

İzmir’in Aliağa ilçesinde Özlem Çankaya adlı kadın evli olduğu ve bir süredir ayrı yaşadığı Ahmet Çankaya tarafından iş görüşmesi çıkışında bıçaklanarak öldürüldü.

İstanbul Çekmeköy’de Emine Ülkü Araz adlı kadın kendisini rehin alan evli olduğu erkek tarafından vurularak öldürüldü.

Sakarya’nın Akyazı ilçesinde Hatun Ekrem Aslan adlı kadın boşanma aşamasında olduğu Ali Rıza Aslan, tarafından tabancayla vurarak öldürüldü. Ali Rıza Aslan cinayet sonrası intihar etti.

İstanbul Pendik’te yaşayan Sevilay Karlı, 5 ay önce boşandığı Ümit Karlı tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Ümit Karlı gözaltına alındı.

Adıyaman Samsat’ta Kasım A., evli olduğu Tuğba A.’yı, bacanağı Abidin A. ve 9 yaşındaki Mustafa A.’yı tabancayla vurarak öldürdü.

Adana’da Nurseli K. adlı kadın çalıştığı iş yerini basan ayrıldığı erkek Oktay D. tarafından tüfekle dizinden vuruldu. Ağır yaralanan Nurseli K. hastanede tedaviye alınırken, Oktay D. tutuklandı.

Erzurum’da cezaevinden firar eden boşanmak istediği Şafak Saydam’ın tabancayla vurduğu Elif Saydam bir haftalık yaşam savaşını kaybetti. Elif Saydam toprağa verildi.

Bursa’da, Tuba Ateşci adlı kadın bir yıl önce boşandığı Murat Demir tarafından kıskançlık bahanesiyle vurularak öldürüldü. Demir cinayet sonrası intihar etti.

“İşte AKP Türkiyesi, Türkiye Yüzyılı…”

Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK) “İşte AKP Türkiyesi, Türkiye Yüzyılı…” başlığıyla konuya ilişkin yaptığı açıklamada öldürülen kadınların biri hariç hepsinin boşanma aşamasında olduğu veya boşandığı kişi tarafından öldürüldüğüne dikkat çekti.

Yapılan açıklamada devletin tüm olanaklarına sahip olan AKP’nin bu gücü kadın cinayetlerini önlemek için değil, kadınları daha da karanlığa boğmak için kullandığı vurgulanarak emekçi kadınlara “bu karanlıkta birbirimizin yoluna ışık olalım” çağrısı yapıldı.

KDK’nin açıklamasında şu ifadelere yer verildi: AKP ile daha da kararan bu sömürü düzeninde bizler Medeni Kanun’daki boşanma hakkımızı bile kullanamıyoruz. Hukuken boşansak bile gerçek hayatta bunun karşılığı olmuyor.

Bu da yetmiyor, devletin tüm olanaklarına sahip olan AKP bu gücü kadın cinayetlerini önlemek için değil, kadınları daha da karanlığa boğmak için kullanıyor. Aile hukukuna arabuluculuk getirmenin, nafaka hakkımızı tırpanlamanın tasarıları üzerinde çalışıyorlar.

Bu ülkede AKP cenahından biz kadınların haklarına dair açılan her tartışma, dinci gericilik uğruna atılan her bir adım, kadınlara dair söylenen her bir söz kadın cinayetlerinin artmasına sebep oluyor. Bu yüzden KDK olarak laik, eşitlikçi ve emekçilerin çıkarlarına işleyen bir ülkenin kurulması gerektiğini savunuyoruz. Böyle bir ülke de ancak biz işçilerin, emekçilerin iktidarıyla kurulur.

Mücadelemiz ve çağrımız tüm emekçi kadınlaradır. Gelin hem bu karanlık günlerde birbirimizin yoluna ışık olalım, hem de insanca yaşayacağımız bir ülke için birlikte mücadele edelim.

Paylaşın

Türkiye’nin IQ Seviyesi Düşüşte: Dünya Genelinde 73. Sıraya Geriledi

Zeka oranı bir yıl önceye göre 1.5 puan azalan Türkiye, dünya genelinde 73. sırada yer aldı. Türkiye’yi sıralamada Pakistan, Kamboçya, Madagaskar, Etiyopya gibi ülkeler takip etti.

Türkiye’nin hemen önünde ise Azerbaycan, Suudi Arabistan, Filipinler, Romanya, Bangladeş gibi ülkeler yer aldı.

Listenin ilk sıralarında Güney Kore, Çin, İran, Japonya ve Singapur yer alırken, listenin son sıralarında ise Gabon, Kongo, Angola, Fildişi Sahilleri, Nikaragua, Guatemala gibi ülkeler yer aldı.

Dünya genelinde 1 milyon 691 bin 740 kişiye yapılan zeka testine dayanılarak hazırlanan rapora göre 115 ülkenin IQ seviyeleri sıralandı.

Bir kişinin ortalama zekası 100 puan olarak baz alınırken, 100’ün üzeri ortalama üstü; 100’ün altı ise ortalamanın altı olarak kabul ediliyor. 70 IQ’nun altı zihinsel engelli olarak tanımlanıyor.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Uluslararası IQ Araştırması’nın raporuna göre en yüksek zekaya sahip ülkeler ve puanları şöyle oldu:

1- Güney Kore: 107.54 puan
2- Çin: 106.99 puan
3- İran: 106.84 puan
4- Japonya: 106.18 puan
5- Singapur: 106.18 puan

6- Avusturya: 102.71 puan
7- Kanada: 102.6 puan
8- Almanya: 102.36 puan
9- Slovenya: 102.31 puan
10- Moğolistan: 102.3 puan

İlk 10 ülkeyi İsrail, Sri Lanka, İtalya, İspanya, Belçika, Fransa gibi ülkeler takip etti.

Önceki yıla göre en yüksek artış gösteren ülke 5,28 puanla İsrail olurken, Kanada, Fransa, İrlanda, İspanya, Katar, Kosta Rika ve Porto Riko’da da 3 puandan fazla artış tespit edildi.

Türkiye adına ise 42 bin 801 kişi test edildi ve zeka oranı bir yıl önceye göre 1.5 puan azaldı ve 2024 yılı IQ istatistiğinde 95.63’e geriledi.

Türkiye’yi sıralamada Pakistan, Kamboçya, Madagaskar, Etiyopya gibi ülkeler takip etti.

Listenin son sıralarında ise Gabon, Kongo, Angola, Fildişi Sahilleri, Nikaragua, Guatemala gibi ülkeler yer aldı.

Paylaşın

2024 Yılında Toplanacak Her 100 Lira Verginin 17 Lirası Faize Gidecek

Faiz harcamalarının 2024’te artması bekleniyor. Türkiye 2003-2023 arasında faize 563 milyar dolar ödedi. 2023’te 28,4 milyar dolara ulaşan faiz ödemesi 2011 yılından bu yana yıllık en yüksek değer oldu.

2023’te iktidarın topladığı 100 lira verginin 15 lirası faize gitti. 2024 yılında toplanacak vergilerin de en az 17 lirası faize gidecek.

“Yeni ekonomi modeli” sonrası rasyonel zemine dönmeye çalışan Türk ekonomisi için 2023 yılı birçok önemli göstergede son 20 yılın en kötü dönemi oldu. İktidarın beklentisine göre 2024 yılı daha da zor olabilir.

Merkezi yönetim bütçesinde gelirlerin giderleri karşılama oranı 2023 yılında yüzde 78,7’ye kadar düştü. 2024’te planlanan beklenti ise yüzde 75,9’a kadar düşmesi. Bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranının 2023 yılında yüzde 5,4 gerçekleşmesi bekleniyor. 2024’te bunun yüzde 6,4’a yükseleceği tahmin ediliyor.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın (HMB) verilerine göre AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılının sonunda merkezi yönetim bütçesinde gelirlerin giderleri karşılama oranı yüzde 66,4 idi. AK Parti iktidarının yaptığı ilk bütçe olan 2003 sonunda ise bu oran yüzde 71,5’e çıktı.

Bu oran 2004’te yüzde 80,8’e çıkarak önemli bir toparlanmanın başlangıcı oldu. 2009’daki yüzde 80,3 dışında bu oran 2003 yılına kadar hiç yüzde 85’in altına düşmedi.

2003’te gelirlerin giderleri karşılama oranı yüzde 78,7 oldu. Bu oran 2004-2023 yılını kapsayan son 20 yıldaki en düşük değer olarak kayıtlara geçti.

2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa göre merkezi yönetim bütçesi gelirleri 8 trilyon 353 milyar 29 milyon 549 bin; giderleri ise 11 trilyon 7 milyar 879 milyon 53 bin lira öngörülüyor.

Böylece gelirlerin giderleri karşılama oranı yüzde 75,9’a kadar düşecek. Bu beklentinin ne kadar gerçekleşeceği ise yıl sonunda ortaya çıkacak.

2002 yılında yüzde 11,1 olan bütçe açığının GSYH’ye oranı, 2003 yılından itibaren alınan tedbirlerle azalarak 2006 yılında yüzde 0,6 seviyelerine kadar düştü. Küresel krizin etkisiyle 2009 yılında yüzde 5,2’ye çıkan bütçe açığının GSYH’ye oranı 2022 yılında yüzde 1 olarak gerçekleşti.

2023 yılı verileri henüz resmen netleşmedi. Eylül 2023’te yayımlanan Orta Vadeli Program’da bu oran yüzde 6,4 olarak öngörülmüştü. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz bütçe kanunu görüşmelerinde bu oranın yüzde 6’nın altında gerçekleşmesini beklediklerini söyledi.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) hesabına göre ise bütçe açığının OVP’de hedeflenen 2023 GSYH’sine oranı yüzde 5,4 civarında olacak. Cevdet Yılmaz 2024 yılındaki oranın da yüzde 6,4 olarak tahmin ettiklerini açıkladı.

Faiz giderleri 2024’te artacak

Faiz harcamalarının 2024’te artması bekleniyor. Türkiye 2003-2023 arasında faize 563 milyar dolar ödedi. 2023’te 28,4 milyar dolara ulaşan faiz ödemesi 2011 yılından bu yana yıllık en yüksek değer oldu.

2023’te iktidarın topladığı 100 lira verginin 15 lirası faize gitti. 2024 yılında toplanacak vergilerin de en az 17 lirası faize gidecek.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın