Bireysel Kredi Ve Kredi Kartı Borçları 3 Trilyona Dayandı

Vatandaşın bireysel kredi ve kredi kartı borçları 8 -15 Mart haftasında 2 trilyon 973 milyar lira oldu. Söz konusu haftada bireysel kredi borçları 1 trilyon 642 milyar lira, kredi kartı borçları ise 1 trilyon 330 milyar lira oldu.

Bankaların, icra takibine aldığı alacakları 54.6 milyar liraya çıkarken, batık tüketici kredilerinde yılbaşından bu yana 9.3 milyar liralık artış gözlendi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) haftalık ekonomi raporuna göre bankalara ve diğer tüketici finansman kuruluşlarına bireysel kredi borcu bulunan vatandaşların sayısı ocakta geçen yılın aynı ayına göre 739 bin kişi daha artarak 40 milyon 30 bine ulaştı.

Aynı dönemler itibarıyla bankalara kredi kartı borcu bulunan vatandaşların sayısı 2 milyon 636 bin kişi artarak 36 milyon 825’e çıkarken, kredili mevduat borcu bulunanların sayısı da 1 milyon 297 bin artarak 28 milyon 865 bine çıktı.

Raporda Merkez Bankası’nın kredi kartı ve kredili mevduat hesaplarının faizinin aylık yüzde 5’e kadar çıkarılmasına olanak tanındığı ve tüketici kredisi faizlerinin de yükseldiği hatırlatılarak, tüketicilerin bankalara olan borçlarının yılın başından bu yana 245 milyar lira arttığı kaydedildi.

Sözcü’de yer alan habere göre, vatandaşın bireysel kredi ve kredi kartı borçları 8 -15 Mart haftasında 2 trilyon 973 milyar lira oldu. Söz konusu haftada bireysel kredi borçları 1 trilyon 642 milyar lira, kredi kartı borçları ise 1 trilyon 330 milyar lira oldu.

CHP’nin raporuna göre bankaların, icra takibine aldığı alacakları 54.6 milyar liraya çıktı. Batık tüketici kredilerinde yılbaşından bu yana 9.3 milyar liralık artış gözlendi.

Varlık yönetim şirketlerinin kontrolünde ise 41 milyar liralık batık tüketici kredisi alacağı bulunduğu belirtilen raporda vatandaşların faiz ve icra masrafları hariç 86 milyar liraya yakın icralık borcu bulunduğu belirtildi.

Paylaşın

Halkın Yüzde 85’i “En Önemli Sorun Nedir?” Sorusuna “Ekonomi” Dedi

Ipsos’un anketine katılanların yüzde 85’i “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna “ekonomi” yanıtını verdi. Aynı soruda yer alan “göçmen sorunu” yüzde 2-3 oranında kaldı.

Halkın yüzde 65’i enflasyonu açıklanandan daha yüksek hissettiğini belirtti. Enflasyonu TÜİK’in açıkladığı seviyede hissedenlerin oranı yüzde 13 oldu. Katılımcıların yüzde 5’i ise enflasyonu açıklanandan daha düşük hissettiğini söyledi.

“Ülkenizde sizin en çok endişe duyduğunuz üç konuyu belirtir misiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 34’ü “enflasyon” cevabını verdi. Yüzde 30 ise “suç”, yüzde 30 “yolsuzluk ve sosyal eşitsizlik”, yüzde 26 “işsizlik” dedi.

Uluslararası araştırma kuruluşu Ipsos, ekonomi odaklı 2024 anketini yayınladı. Şubat 2024’te her hafta 400 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği toplam bin 600 kişilik örneklemden oluşuyor.

“Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna katılımcıların yüzde 85’i “ekonomi” yanıtını verdi. Ankette göçmen sorununun yüzde 2-3 civarında olması dikkat çekti.

Ankette “TÜİK Ocak 2004 için yıllık enflasyon oranını % 64,86 olarak açıkladı. Sizin bir vatandaş olarak hissettiğiniz enflasyon yüzde 64,86 mıdır?” sorusu yöneltildi. Katılımcıların yüzde 65’i “hayır, daha yüksek hissediliyor” yanıtı verdi.

Enflasyonu TÜİK’in açıkladığı seviyede hissedenlerin oranı yüzde 13 oldu. Katılımcıların yüzde 5’i ise enflasyonu daha düşük hissettiğini savundu. Ankete katılan 4 kişiden üçü (yüzde 75) Türkiye’nin genel durumundan memnun olmadığını bildirdi. Memnun olanların oranı yüzde 18 çıktı.

Yine 4 kişiden üçü (yüzde 74) enflasyonun çok veya biraz artacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 71’i döviz kurunun yükseleceğine inanıyor. Yüzde 72’si son bir ayda alım gücünün azaldığını hissettiğini bildirdi. 14-28 Mayıs seçimlerinin gerçekleştiği Mayıs 2023’te dolar kuru 19.7 lira iken Mart 2024’te 31.9 liraya yükseldi.

Ipsos’un 26 Ocak -9 Şubat tarihleri arasında Türkiye’den 500 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği Dünyanın Endişeleri araştırmasında halkın yarısının en büyük endişesinin enflasyon olduğu ortaya çıktı. “Ülkenizde sizin en çok endişe duyduğunuz 3 konuyu belirtir misiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 50’si “enflasyon” cevabını verdi.

Halkın doğrudan etkileyen fiyatların başında akaryakıt ücretleri geliyor. Benzinin litresi Mayıs 2023’te 19,8 lira iken Mart 2024’te 43,4 lira yükseldi. Motorin fiyatı ise 18,6 liradan 42 liraya ulaştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Vincenzo Montella: Performanstan Memnunum

Macaristan karşılaşması sonrası açıklamalarda bulunan A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella, “Genel performanstan memnun olduğumu söyleyebilirim. Macaristan’ın son maçlarına göre onlara çok az fırsat verdik. Kurgusal oyuna geldiğimizde çok memnun olduğumu söyleyebilirim” dedi.

Haber Merkezi /EURO 2024 (Avrupa Futbol Şampiyonası) hazırlıkları kapsamında Macaristan ile Türkiye, Puskas Arena’da karşı karşıya geldi. Hakem Bartosz Frankowski’nin yönettiği karşılaşmadan Türkiye, 1-0 mağlup ayrıldı. Macaristan’a galibiyeti getiren golü 48. dakikada penaltıdan Szoboszlai attı.

A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella, karşılaşma sonrası yaptığı açıklamada, “Genel performanstan memnun olduğumu söyleyebilirim. Macaristan’ın son maçlarına göre onlara çok az fırsat verdik. Kurgusal oyuna geldiğimizde çok memnun olduğumu söyleyebilirim. Galler maçına göre sahada çok daha iyi duran bir takımımız vardı. Bizim için çok iyi biri test oldu.

Çok tempolu geçen bir maçtı. Maçın sonucu sadece kötü bir pozisyondan doğdu. Aslında rakibin ceza sahasında da ona benzer bir pozisyon yaşandı. Sadece o pozisyondan dolayı kaybettik. Çok fazla gol kaçırdık, futbolda maalesef böyle şeyler olabiliyor, oraya gelip o pozisyonları bulmak ve değerlendirmek gerek.” ifadelerini kullandı.

Montella, Hakan Çalhanoğlu’nun performansıyla ilgili gelen bir soruyu ise “Hakan’ın çok olgun bir futbolcu olduğunu hepimiz biliyoruz. Ne zaman oyunu hızlandırması ve yavaşlatması gerektiğini çok iyi biliyor. Şu andan itibaren Hakan’a bir eleştiri gelirse bunu anlayamayacağımı söyleyebilirim. Çünkü gerçekten muazzam bir futbolcudan bahsediyoruz.” şeklinde yanıtladı.

Vincenzo Montella, Avusturya maçında ilk 11’de büyük bir değişiklik olup olmayacağı sorusuna da “Hepsi oynamayı hak ediyor. İyi bir değerlendirme yaptıktan sonra kararlarımı vereceğim.” cevabını verdi.

Paylaşın

Türkiye’nin Kredi Risk Priminde Bir Eşik Daha Aşıldı

Türkiye’nin 5 yıllık CDS (Credit Default Swap) puanı 341 seviyesine yükseldi. Böylelikle Türkiye’nin kredi risk primi 1 Aralık’tan bu yana en yüksek seviyeye çıktı.

BloombergHT’de yer alan habere göre; Son dönemde Türkiye’nin risk priminde görülen yukarı yönlü ivmede yeni bir eşik aşıldı.

Türkiye’nin 5 yıllık kredi temerrüt takası (CDS) günlük olarak 19 baz puan artışla 341 baz puana geldi. Böylelikle risk primi 1 Aralık’tan bu yana en yüksek seviyeye çıktı.

Türkiye’nin risk primi geçen sene yaşanan seçim sürecinin ardından düşüş ivmesi yaşamıştı. Seçim öncesinde 700 baz puanı test eden risk primi Aralık ayında 300 baz puanın altına kadar gerilemişti.

CDS primi nasıl hesaplanıyor?

Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS’leri genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş oluyor. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, makroekonomik koşullarını inceleyerek bir risk oranı belirliyor.

Bu oran belirlenirken uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar önemli bir rol oynasa da bunun dışında da bir çok faktör göz önünde bulunduruluyor.

Ekonomisi sağlam ve geri ödeme sorunu yaşamayacağı düşünülen ülkelerin risk primi düşük olurken geri ödemekte sorun yaşayacağı düşünülen ülkelerin risk primi yüksek bir orandan belirleniyor.

Türkiye’nin CDS oranı neden yükseliyor?

Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre ülke CDS priminin yükselmesine iç ve dış nedenler olmak üzere iki etken grubu yol açıyor. Koronavirüs salgını ya da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve yükselen enerji fiyatları bu dış nedenlere örnek olarak verilebilir.

İç nedenler ise enflasyonun yükselmesi, dış borçların artması, kurların yükselmesi, sosyal çalkantılar ve afetler olarak sıralanabilir.

Dış nedenler konusunda yapılabilecek şeylerin sınırlı olmasına rağmen iç nedenleri yönetmenin mümkün olduğunu vurgulayan Eğilmez bu sayede dış nedenlerin de etkisinin azaltılabileceğini belirtiyor.

Türkiye’nin CDS primlerinin 2008 yılındaki küresel mali kriz sırasında yükseldikten sonra gerilediği görülüyor. Ülkenin makroekonomik dengelerinin bozulmaya başladığı 2018 yılından itibaren ise dalgalı bir seyirle de olsa yükseliş trendini sürdürdüğü görülüyor.

CDS priminin artmasının sonuçları ne olur?

Kamunun ve özel sektörün dış borçlanma maliyetleri CDS primine paralel olarak artar.

Burada kendini besleyen bir döngü oluşur. Borçlanma maliyetinin artması döviz girişini azalttığı için dış borcu ödemeyi zorlaştırır. Bu da riski daha da çok yükseltir.

Artan maliyetler, daha fazla kaynağın borç ödemesine ayrılması ve daha az harcanabilir gelir (yani refah kaybı) anlamına gelir.

Döviz girişinin azalması içerideki likidite krizini daha da derinleştirirken enflasyonist baskıları artırır.

Ulaşılabilecek en uç nokta, CDS ile sigortalanan temerrüt riskinin gerçekleşmesi durumudur. Dış borcun çevrilemez hale gelmesi ya da “iflas” durumu, başta enerji olmak üzere ithal ettiğimiz pek çok ürünü alamayacak hale gelmemiz, ithal ara malına dayalı üretim yapımızın durması anlamına gelir.

Paylaşın

Dünyanın En Mutlu Ülkesi Finlandiya, Türkiye 98. Sıraya Yükseldi

Dünyanın en mutlu ülkeler sıralamasının ilk üçünde Finlandiya, Danimarka ve İzlanda yer alırken, son sırada Afganistan yer aldı. Geçen yıl 102. sırada yer alan Türkiye ise, bu yıl 98. sıraya yükseldi.

20 Mart’ta kutlanan Ulusal Mutluluk Günü’nde ‘Dünya ülkeleri mutluluk endeksi’ de yayımlandı. 143 ülkede yaşayan insanlarla yapılan ankete göre oluşturulan raporda Oxford Refah Araştırma Merkezi, BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı ve bir yayın kurulunun katkıları bulunuyor.

ABD’nin ilk 20 ülke arasında yer almadığı raporda, mutluluk sıralamasında önemli değişiklikler yaşandı. Listenin son sırasında Afganistan yer alırken, Lübnan, Lesotho, Sierra Leone ve Kongo gibi ülkeler ise en mutsuz ülkeler olarak belirlendi.

Çekya (18), Litvanya (19) ve Slovenya (21) gibi ülkelerin listeye girmesiyle ABD ilk 20’nin dışına çıktı ve 23. oldu.

İşte güncel rapora göre dünyanın en mutlu ve en mutsuz ülkeleri:

1. Finlandiya
2. Danimarka
3. İzlanda
4. İsveç
5.İsrail
6. Hollanda
7. Norveç
8. Lüksemburg
9. İsviçre
10. Avusturalya

Listenin son sırasında Afganistan yer alırken Lübnan, Lesotho, Sierra Leone ve Kongo en mutsuz ülkeler olarak dikkat çekti.

Listede geçen yıl 102. sırada yer alan Türkiye, bu yıl 98. sıraya yerleşerek listede yükseldi. Rapor, Türkiye’de gençlerin yaşlılara göre daha mutsuz olduğunu gösteriyor. Türkiye, 30 yaş altı gençlerde 101.; 60 yaş ve üzeri kategorisinde ise 92. sırada bulunuyor.

Raporda mutluluk eşitsizliğinin Avrupa hariç her bölgede arttığı ve bunun “endişe verici bir eğilim” olduğu belirtildi. Bu artışın “gelir, eğitim, sağlık hizmetleri, sosyal kabul, güven ve aile, toplum ve ulusal düzeylerde destekleyici sosyal ortamların varlığı” konularındaki eşitsizlikleri yansıttığı ifade edildi.

Rapor, genç kuşakların dünyanın çoğu bölgesinde yaşlı akranlarından daha mutlu olduğunu ortaya koyuyor. Kuzey Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da 30 yaş altı grupların mutluluğu 2006-10 döneminden bu yana önemli ölçüde düştü, daha yaşlı kuşaklar gençlerden daha mutlu hale geldi.

Orta ve Doğu Avrupa’da mutluluk aynı dönemde her yaşta önemli ölçüde artarken, Batı Avrupa’da her yaştan insan benzer düzeyde mutluluk bildirdi.

Mutluluk sıralaması, bireylerin yaşam memnuniyetine ilişkin kendi değerlendirmelerinin yanı sıra kişi başına düşen milli gelir, sosyal destek, sağlıklı yaşam beklentisi, özgürlük ve yolsuzluk gibi kriterlere dayanıyor.

IMF’in en mutlu ülkeler listesinde Türkiye 106. sırada

Öte yandan Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) yakın zamanda açıkladığı en mutlu ülkeler sıralamasının ilk üçünde Finlandiya, Danimarka ve İzlanda, son üçünde ise Sierra Leone, Lübnan ve Afganistan yer almıştı. Türkiye ise listede kendisine 106. sırada yer bulmuştu.

IMF, Birleşmiş Milletler’in yayımladığı Mutluluk Raporu ile ülkelerdeki kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) arasındaki ilişkiyi sorgulamıştı.

IMF’in yayınladığı listede dünyadaki en mutlu 10 ülke şöyle olmuştu:

1- Finlandiya (7,80)
2- Danimarka (7,59)
3- İzlanda (7,53)
4- İsrail (7,47)
5- İsveç (7.40)

6- Hollanda (7,40)
7- Norveç (7.32)
8- Lüksemburg (7,23)
9- Yeni Zelanda (7,12)
10- Avusturya (7,10)

Türkiye, bu listede 4,61 puanla 106. sırada yer almıştı.

En mutsuz üç ülke ise savaş ve kaosun sürdüğü ülkeler ise şöyle listelenmişti:

135- Sierra Leone (3,14)
136- Lübnan (2,39)
137- Afganistan (1,86)

Paylaşın

Yabancı Bankalar, Türkiye İçin Faiz Beklentilerini Değiştirdi

Finans kuruluşları, şubat ayında enflasyon rakamlarının beklentilerin üzerinde açıklanması sonrası, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz artıracağına ilişkin beklentilerini değiştirdi.

Deutsche Bank, TCMB’nin mart ayındaki toplantıda 500 baz puanlık faiz artışının ‘yüksek ihtimal’ olduğunu ve faizin yüzde 45’ten yüzde 50’ye çıkabileceğini belirtti. Bank of America (BofA) “Nisan ayında 300-500 baz puanlık bir artırımı mümkün görüyoruz” açıklamasında bulundu.

JPMorgan da TCMB’nin nisanda politika faizini 500 baz puan daha artırarak yüzde 50’ye çıkaracağını tahmin etti.

Merkez Bankası (TCMB), Hafize Gaye Erkan’ın yerine göreve atanan Fatih Karahan başkanlığında yaptığı ilk toplantıda politika faizini yüzde 45 düzeyinde sabit tutma kararı almıştı.

Geçen yıl Mayıs ayındaki seçimler öncesi Türkiye’de politika faizi yüzde 8,50’ydi. Seçimler sonrası ise Haziran ayından bu yana parasal sıkılaşma politikalarının sonucu olarak Merkez Bankası politika faizini 3650 baz puan yükseltti.

TCMB’nin uzun süre faizlerin yüksek tutulacağına dair mesajlarına rağmen piyasada yıl sonuna doğru faiz indirimlerine başlanacağı beklentisi var.

Politika faizinin yıl sonunda yüzde 37,5 seviyesinde olması bekleniyor. Merkez Bankası’nın düzenlediği ankete katılan ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin medyanı ise yüzde 36,25 oldu.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Şubat enflasyonunun beklentilerin çok üzerinde gelmesi sonrası bazı yabancı bankalar Türkiye için faiz beklentilerini değiştirdi. Bu kapsamda ekonomistlerin bazıları, Merkez Bankası’nın (TCMB) bu ay veya gelecek ay faiz artışına gidebileceğini yazdı.

TCMB Para Politikası Kurulu ise Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan başkanlığında 21 Mart Perşembe günü toplanacak. Aynı gün saat 14.00’te faiz kararı açıklanacak.

Son olarak ocak ayında faiz artışı yapan TCMB Para Politikası Kurulu, son toplantıda faiz artışını pas geçmiş ve faizleri yüzde 45 seviyesinde sabit tutmuştu.

Ancak şubat ayında Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) şubatta yıllık olarak yüzde 67,07 artarak, yüzde 66’lık beklentiyi aşmıştı. TÜFE şubatta aylık bazda ise yüzde 3,8’i aşarak yüzde 4,53 artmıştı.

Enflasyonun beklentilerden yüksek seviyede seyretmesi ise son toplantıda faiz artışını pas geçen TCMB’nin tekrar sıkılaştırma hamlelerine dönebileceği ihtimallerini gündeme getirmişti.

Yabancı bankaların konu ile ilgili analizleri ise şöyle oldu:

Deutsche Bank: Türkiye’de enflasyon dinamiklerindeki kötüleşme nedeniyle politika faizi tahminini revize eden Deutsche Bank analistleri, TCMB’nin mart ayındaki toplantıda 500 baz puanlık faiz artışının ‘yüksek ihtimal’ olduğunu ve faizin yüzde 45’ten yüzde 50’ye çıkabileceğini belirtti.

BofA: Bank of America (BofA) ekonomistleri Zumrut İmamoğlu, David Hauner ve Claudio Irigoyen geçtiğimiz hafta Türkiye’ye yaptıkları gezinin ardından “Türkiye gezi notları: Artış döngüsü bitmiş olabilir ancak sıkılaşma devam ediyor” başlıklı bir not kaleme aldı.

BofA ekonomistleri son kaleme aldıkları notta, “Nisan ayında 300-500 baz puanlık bir artırımı mümkün görüyoruz, ancak bu henüz bizim baz senaryomuz değil ve mart ayı enflasyonuna bağlı olacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

JPMorgan: JPMorgan da TCMB’nin nisanda politika faizini 500 baz puan daha artırarak yüzde 50’ye çıkaracağını tahmin etti. ABD’li banka, daha önce TCMB’nin politika faizini yüzde 45’e yükselttiği faiz artışıyla faiz artışı döngüsünü sonlandıracağını öngörüyordu.

JPMorgan yayımladığı araştırma notunda, “Manşet enflasyon, şubat ayında aylık yüzde 4,5 ile bizim beklentimiz olan yüzde 4,2’nin ve piyasa beklentisi olan yüzde 3,8’in çok üzerinde gerçekleşti” dedi.

JPMorgan, yıl sonu politika faizi tahminini ise yüzde 45’te tuttu. Banka analistleri, TCMB’nin kasım ve aralık aylarında faizi indirebileceğini belirtti.

Morgan Stanley: ABD’li banka Morgan Stanley kasım ve aralık aylarında TCMB’den faiz indirimi beklentisini baz senaryosundan çıkararak TCMB’den ilk faiz indirimini 2025 yılının ilk çeyreğinde beklediklerini bildirdi.

Ekonomist Hande Küçük tarafından yazılan notta şubatta beklentiden yüksek gelen enflasyon verisi sonrası baz senaryoda değişikliğe gidildiği aktarıldı.

Açıklamada, “Enflasyonda genele yayılan ivmelenme, Merkez Bankası’nın enflasyon projeksiyonları için yukarı yönlü risk oluşturuyor. Bu da, verilere ve diğer politika tedbirlerine bağlı olarak 2024’ün 2. çeyreğinde politika faizinde yükselişe neden olabilir.” ifadesi yer aldı.

Küçük, TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın enflasyon raporu toplantısındaki söylemine de atıfta bulunarak, TCMB’nin ek faiz artırımından önce mart ayı enflasyon verilerini de görmek isteyeceğini belirtti.

HSBC: HSBC Orta-Doğu Avrupa, Ortadoğu, Afrika Ekonomisti Melis Metiner ise Türkiye ile ilgili hazırladığı raporda, seçimlerden sonra politikada büyük bir değişiklik öngörmedi.

Raporda, “Temel faiz oranının bu yıl yüzde 45’te kalmasını bekliyoruz ancak senaryomuzdaki riskler hâlâ daha fazla artışa alan bırakıyor. Enflasyon tahminlerimiz göz önüne alındığında, sadece 2025’in ilk çeyreğinden itibaren faiz indirimi için alan görüyoruz” ifadelerine yer verildi.

HSBC, 2024 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 47,9’dan yüzde 49,4 seviyesine yükseltirken 2025 enflasyon beklentisini ise yüzde 29 seviyesinde sabit bıraktı.

Paylaşın

BTI Endeksi: Türkiye ‘Ilımlı Otokrasi’ Kategorisinde

2024 Dönüşüm Endeksi’ne (BTI) göre, kötü yönetilen ve demokrasinin gerilediği ülkeler arasında Türkiye de yer alıyor. Raporda, Belarus ve Rusya ile birlikte “otokrasinin kök saldığı” ülke olarak tanımlanan Türkiye’nin “Kutuplaştırıcı ve otoriter bir liderlik tarzına sahip aktör tarafından yönetilmekte olduğu” aktarılıyor.

Türkiye, 10 üzerinden 4,23 puanla “Ilımlı otokrasi” kategorisinde, Singapur, El Salvador, Papua Yeni Gine, Tunus, Tanzanya, Togo, Gabon, Cezayir, Uganda, Angola ve Irak gibi ülkelerin de gerisinde yer alıyor. Raporda, El Salvador, Guatemala, Mozambik, Nikaragua, Tayland ve Uganda’da olduğu gibi Türkiye’de de en önemli demokratik kurumların erozyona uğramasının otokratik yönetimlerin inşasını kolaylaştırdığı kaydediliyor.

Bertelsmann Vakfı’nın bugün yayımladığı 2024 Dönüşüm Endeksi (BTI), demokrasinin dünya genelinde zemin kaybetmeye devam ettiğini, kötü yönetilen devletlerin sayısında da daha önce görülmemiş bir artış olduğunu ortaya koydu. “Ilımlı otokrasi” olarak sınıflandırılan Türkiye’nin de kötü yönetilen ülkeler arasında yer aldığına işaret edilen raporda, dikkat çekici saptamalara yer verildi.

137 gelişmekte olan ülkede demokrasinin durumunu, ekonomik kalkınma ve yönetişim performansını mercek altına alan BTI Endeksi, karamsar bir tablo ortaya koydu. Rapora göre son iki yılda demokratik olarak nitelendirilebilecek ülkelerin sayısı azaldı, otokrasiler ise zemin kazandı. 63 ülkenin demokratik ilkelere bağlı kaldığı, buna karşın 74 ülkenin otoriter bir yönetimin pençesi altında olduğu belirtildi.

“Daha az demokrasi, daha az başarı” ifadelerine yer verilen raporda devletlerin yönetişim performansının da “dip seviyeye” gerilediğine, bu gelişmelerin “kasvetli bir küresel tablo ortaya koyduğuna” vurgu yapıldı.

Kötü yönetişimin demokratik kurumlara güvenin erozyona uğramasına yol açtığına, demokratik ve piyasa odaklı reformları savunanların artan oranda dışlandığına, yürütmenin hesap verebilirliğinin zayıfladığına, hükümet politikalarının eleştirilmesinin de giderek zorlaştığına dikkat çekildi.

“Görevi kötüye kullanma, yolsuzluk ve kötü yönetim vakaları çoğu zaman cezalandırılmayarak cezasızlık kültürü sürekli kılınıyor” tespitine yer verilen raporda, hükümetlerin uzun vadede sürdürülebilir ve sosyal açıdan kapsayıcı ekonomi politikaları benimsemek yerine “yozlaşmış bir patronaj sistemini sürdürmeye yöneldikleri,” kayırmacılık ve yolsuzluğun güçlendiği aktarıldı.

Türkiye, otokrasinin kök saldığı ülkelerden biri

BTI Endeksi’ne göre kötü yönetilen ve demokrasinin gerilediği ülkeler arasında Türkiye de yer alıyor. Raporda Belarus ve Rusya ile birlikte “otokrasinin kök saldığı” ülke olarak tanımlanan Türkiye’nin “Kutuplaştırıcı ve otoriter bir liderlik tarzına sahip aktör tarafından yönetilmekte olduğu” aktarılıyor.

Türkiye, 10 üzerinden 4,23 puanla “Ilımlı otokrasi” kategorisinde, Singapur, El Salvador, Papua Yeni Gine, Tunus, Tanzanya, Togo, Gabon, Cezayir, Uganda, Angola ve Irak gibi ülkelerin de gerisinde yer alıyor. Raporda, El Salvador, Guatemala, Mozambik, Nikaragua, Tayland ve Uganda’da olduğu gibi Türkiye’de de en önemli demokratik kurumların erozyona uğramasının otokratik yönetimlerin inşasını kolaylaştırdığı kaydediliyor.

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bu ülkelerde reformları önceliklendirme ve hayata geçirme yetkinliği ve iradesinin azaldığı, hükümetlerin ders çıkarma kapasitesinin de gerilediği belirtilirken, “Bu örnekler, politikalar tartışılmadığında, siyasi karar alma süreçlerinin daha az bilgiye dayandığını, daha az verimli olduğunu, nihayetinde de yön vermekten yoksun hale geldiğini göstermekte” görüşü aktarılıyor.

BTI Endeksi’ne göre hukuk devleti alanındaki en sert gerileme Türkiye ve Macaristan’da yaşandı. Raporda, Anayasa değişiklikleri ile Türkiye’yi parlamenter sistemden “cumhurbaşkanlığı cumhuriyetine” dönüştüren Erdoğan’ın bu yolla otoritesini daha da sağlamlaştırdığına vurgu yapılıyor.

Erdoğan’ın yasama, yargı, ordu ve medyayı kontrol ettiğinin altı çizilirken, Türkiye’de yolsuzluğun yaygın olduğuna işaret edilerek, “Hükümet, özellikle de kendi saflarından veya ilişkili iş çevrelerinden kişiler bu işe bulaşmışsa, ihtiyatlı davranmakta” gözlemi aktarılıyor.

BTI Endeksi’nin ekonomik dönüşüm verileri de Türkiye’nin son iki yılda bu alanda gerilediğine işaret ediyor. Türkiye’nin iki yıl önceki raporda 6,1 olan puanı, 5,68’e geriledi.

Raporda, ülkelerin ekonomide Covid-19 salgını ve Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle karşı karşıya kaldıkları sınamalara nasıl yanıt verdikleri de mercek altına alındı. Sınamalara verilen yanıtlarda hükümetlerin sergilediği esnekliğin ve öğrenme kabiliyetinin büyük önem taşıdığına vurgu yapıldı. İncelenen 137 ülkeden 88’inde sıkı para politikası izlendiği ve ülkelerin büyük bir bölümünün de enflasyonist eğilimlere karşı esnek ve uyum gösterecek hamlelerle yanıt verdiği aktarılırken, “Olumsuz istisnalar arasında ise Laos, Lübnan ve Türkiye yer aldı” denildi.

Türkiye’de enflasyon oranlarının üç haneli rakamlara kadar çıktığına dikkat çekilen raporda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın karar alıcılarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atandıklarına ve onun talimatlarını uyguladıklarına dikkat çekilerek şunlar kaydedildi:

“Hatta Erdoğan’ın talimatları uygulayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, enflasyonist eğilimlere rağmen yatırımları teşvik etmek için 2021 yılında faiz oranını düşürdü. Bunun ulusal para biriminde yol açtığı hızlı değer kaybı 2022 yılında yüksek enflasyon oranlarını beraberinde getirdi. Bu da ülkede ağır sosyal maliyetlere yol açarken, uluslararası alanda da Türkiye’ye duyulan güvenin önemli ölçüde kaybedilmesine yol açtı.”

BTI Endeksi’ne göre Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 53 ülke iyi yönetişimden yoksun ve bu ülkelerde oydaşma erozyona uğradı. 10 üzerinden 3,75 puan ile Türkiye iyi yönetilmeyen ülkeler arasında yer aldı.

Oydaşma sağlama kapasitesindeki eksikliğin, yönetişim performansında gerilemeye yol açan etkenler arasında yer aldığına dikkat çekilen raporda, “Özellikle ülke içindeki gerilimleri azaltma ve uluslararası alanda iş birliği yapma konusundaki isteksizlik alarm verici” ifadelerine yer verildi.

Raporda ayrıca Türkiye örneğinin, “kişiye bağlı, dar yönetim anlayışının, sistemik sorunlara ve yanlış ekonomi politikalarına yol açabileceğini gösterdiği” de vurgulandı.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşlarından Bertelsmann Vakfı, Dönüşüm Endeksi’ni 2006 yılından bu yana, iki yılda bir yayımlıyor. Rapor, gelişmekte olan 137 ülke hakkında 5 bin sayfayı aşan kapsamlı ülke raporları ışığında, 120’den fazla ülkeden yaklaşık 300 uzmanın katkısıyla kaleme alınıyor. 2024 BTI raporu, 1 Şubat 2021 ile 31 Ocak 2023 tarihleri arasındaki dönemde yaşanan gelişmeleri kapsıyor.

Paylaşın

AİHM’de Bekleyen Her 100 Başvurudan 35’i Türkiye Aleyhine

AİHM’de (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) bekleyen her 100 başvurudan 35’i Türkiye aleyhine. Rusya’nın payı yüzde 16. Böylece Türkiye ve Rusya’nın payı yüzde 50’yi aşıyor. Ukrayna’nın payı yüzde 12.9; Romanya’nın yüzde 6 ve İtalya ile Yunanistan’ınki ise yüzde 3,6.

Diğer kategorisinde yer alan 37 ülkenin toplam payı ise sadece yüzde 13,2. Öte yandan, Türkiye aleyhine açılan davaların neredeyse tamamı Türk vatandaşları tarafından açıldı. Ancak davaların mutlaka Türk vatandaşları tarafından açılması gerekmiyor.

Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü’nün (IDEA) 2023 yılı raporuna göre Türkiye Hukukun Üstünlüğü kategorisinde 173 ülke arasında 148. sırada. Avrupa’da ise Rusya’nın gerisinde olan Türkiye sadece Belarus’tan daha iyi durumda.

Türkiye’nin hukuk karnesinin zayıflığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) istatistiklerine de çok net yansıyor. Şubat 2024 sonu itibariyle AİHM’de bekleyen her 100 davadan 35’ini Türk vatandaşlarının yaptığı başvurular oluşturuyor. İkinci sıradaki Rusya için bu oran yüzde 16.

29 Şubat 2024 itibarıyla AİHM’de bekleyen 67 bin 300 dava var. Bunların 23 bin 550’si Türkiye aleyhine yapılan başvurular. Ardından 10 bin 750 başvuru ile Rusya geliyor. Türkiye aleyhine yapılan başvuru sayısı Rusya’ya aleyhine yapılan başvuruların iki katından fazla.

Üçünü sırada 8 bin 700 başvuru ile Ukrayna var. Bu ülkeyi sırasıyla Romanya (4 bin 50), Yunanistan (2 bin 450), İtalya (2 bin 450), Azerbaycan (2 bin 50) ve Polonya (bin 700) takip ediyor.

Yüzdelik olarak paya bakıldığında ise ilk sırada açık ara farkla Türkiye var. AİHM’de bekleyen her 100 başvurudan 35’i Türkiye aleyhine. Rusya’nın payı yüzde 16. Böylece Türkiye ve Rusya’nın payı yüzde 50’yi aşıyor. Ukrayna’nın payı yüzde 12.9; Romanya’nın yüzde 6 ve İtalya ile Yunanistan’ınki ise yüzde 3,6.

Diğer kategorisinde yer alan 37 ülkenin toplam payı ise sadece yüzde 13,2. Öte yandan, Türkiye aleyhine açılan davaların neredeyse tamamı Türk vatandaşları tarafından açıldı. Ancak davaların mutlaka Türk vatandaşları tarafından açılması gerekmiyor.

“Sistematik sorun var”

AİHM; ByLock kullanmak, Bank Asya’da hesabı olmak ve gizli bir tanığın ifadesiyle mahkum olan öğretmen Yüksel Yalçınkaya’nın açtığı davada Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetmişti. AİHM’in gerekçeli kararında “Türkiye’nin, terör suçlarından mahkumiyetlerle ilgili sistematik sorunu ele alması gerektiği” uyarısı yapılmıştı.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; davacının avukatı Johan Heymans, AİHM’in bunun sadece Yalçınkaya ile ilgili değil, tüm Türk adalet sistemiyle ilgili bir durum olduğunu ortaya koyduğunu kaydetti. Binlerce insanın bu durumdan muzdarip olduğunu ve mahkeme önünde hala 8 bin 500 civarında Bylock dosyası bulunduğunu belirten Heymans, yüz binlerce insanın bu ihlalden mağdur olduğuna vurguladı.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) cezaevindeki milletvekili Can Atalay ile ilgili kararına uyulmamasına ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vermesi Türkiye’de yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü bir kez daha gündeme getirdi.

International IDEA’nın 2023 Demokrasinin Küresel Durumu raporuna göre Türkiye 173 ülke içinde hukukun üstünlüğü alanında 148. sırada yer aldı. Avrupa’da 45 ülke içinde ise Türkiye’nin geçmeyi başardığı tek ülke Belarus oldu.

Paylaşın

Yoksul Sayısında Patlama: Sosyal Yardım Alanlar 5 Yılda 7 Katına Çıktı

2023 yılı sonu itibarıyla Türkiye’de 4 milyon 989 bin 456 hane, yani 19 milyon 957 bin 824 kişi sosyal yardımdan yararlanıyor. Böylelikle ülke nüfusunun 4’te 1’i sosyal yardımlarla ayakta duruyor.

2018’de sosyal yardımlara 43 milyar lira ödenirken, 2019’da bu tutar 55 milyar, 2020’de 69 milyar, 2021’de 97.8 milyar lira oldu. 2022’de 151.9 milyar, 2023’te ise 305.9 milyar TL’ye yükseldi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 2023 yılı faaliyet raporu yayınlandı. Rapora göre son beş yılda sosyal yardım alan kişi sayısında patlama oldu. 2018’de sosyal yardımlara 43 milyar lira ödenirken, beşinci yılın sonunda rakam yedi katına çıktı.

2019’da bu tutar 55 milyar, 2020’de 69 milyar, 2021’de 97.8 milyar lira oldu. 2022’de 151.9 milyar, 2023’te ise 305.9 milyar TL’ye yükseldi.

Sosyal yardım alan hane sayısı da 2018’de 3 milyon 494 bin 932 oldu. 2021’de ise 4 milyon 419 bin 286 hane sosyal yardım aldı.

Sözcü’de yer alan habere göre; 2023 yılı sonu itibarıyla Türkiye’de 4 milyon 989 bin 456 hane, yani 19 milyon 957 bin 824 kişi sosyal yardımdan yararlanıyor. Böylelikle ülke nüfusunun 4’te 1’i sosyal yardımlarla ayakta duruyor.

2023’de gıda yardımı yapılan 957 bin 164 hane ve burada yaşayan 3 milyon 509 bin 427 kişi vardı. 1.21 milyar TL gıda yardımı yapıldı. Bu sayı 2022’de 3 milyon 472 bin 939 kişi ve 936 bin 683 haneye çıktı.

Yoksul vatandaşlara yapılan elektrik tüketim desteğinde de artış oldu. 2019’da 1 milyon 343 bin 109 hane elektrik yardımı aldı. Bu sayı 2020’de 1 milyon 659 bin 448 haneye çıktı. 2021 yılında 1 milyon 792 bin 200 oldu.

2022’de ise hane sayısı 2 milyon 719 bin 745’e yükseldi. 2023 sonu itibarıyla 4 milyon 378 bin 839 haneye elektrik desteği verildi ve 8,67 milyar lira kaynak aktarıldı.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye F-35 Şartı: S-400

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü, S-400 konusu çözülürse ve çözüldüğünde, ABD’nin F-35 programı konusunda Türkiye ile yapılacak bir görüşmeyi memnuniyetle karşılayacağını belirtti; ancak bu konuda yapacakları yeni bir açıklamanın olmadığını da belirtti.

2019 yılında Rusya’dan S-400 sistemi satın alan Türkiye, Rusya ile kapsamlı savunma işbirliği yapan ülkelere yaptırım öngören ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO ülkesi olmuştu.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’ün haberine göre; ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 füze savunma sistemi konusunda duruşlarının değişmediğini vurgulayarak, “S-400 sorununu çözersek ve çözdüğümüz zaman, ABD Türkiye ile F-35 konusunda bir görüşmeyi memnuniyetle karşılar” açıklaması yaptı.

Milli Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk Perşembe günü bakanlıkta düzenlenen basın toplantısında, Türkiye’nin ABD üretimi savaş uçağı programından çıkarılması ile ilgili, “F-35 için ödediğimiz parayı geri alabileceğimizi düşünüyoruz. Bu konuda da görüşmeler devam etmektedir” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü VOA Türkçe’nin bu açıklamaya ve Türkiye’nin F-35 programına dönüş olasılığına ilişkin sorusu üzerine yaptığı açıklamada, Rus S-400 sisteminin NATO teçhizatı ile uyumlu olmadığını ve bu sistemin NATO teknolojisinin güvenliğini tehdit ettiğini vurguladı.

Amerikalı sözcü sistemin Türkiye’nin NATO müttefiki olarak taahhütleriyle uyumlu olmadığının altını çizerek, Türkiye’ye S-400 sistemini muhafaza etmemesi çağrısını yineledi.

Sözcü, S-400 konusu çözülürse ve çözüldüğünde, ABD’nin F-35 programı konusunda Türkiye ile yapılacak bir görüşmeyi memnuniyetle karşılayacağını belirtti; ancak bu konuda yapacakları yeni bir açıklamanın olmadığını da belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Victoria Nuland Ocak ayında Türkiye ziyareti sırasında verdiği bir röportajda F-35 sorusunu yanıtlarken, CAATSA yaptırımlarının Türkiye hükümetinin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alma kararıyla bağlantılı olduğunu hatırlatmıştı.

Nuland, “S-400 sorununu aşabilirsek ki aşmak istiyoruz, ABD Türkiye’yi yeniden F-35 ailesine almaktan memnun olur. Ancak önce bu diğer konuyu halletmemiz ve bu konuyu hallederken aynı zamanda Türkiye’nin güçlü bir hava savunma sisteminin olmasını sağlamak gerekir” ifadelerini kullanmıştı.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, Nuland’ın bu açıklamasının ardından Ocak ayı sonunda Beyaz Saray’da düzenlenen günlük basın toplantısında, VOA’nın sorusu üzerine, “S-400 kullanımının F-35’lerle uyumlu olmadığı konusundaki görüşümüz değişmedi. Bu konuda görüşmeler hala devam ediyor. Türkiye bu konudaki kaygılarımızı giderebilirse, o zaman F-35 programına geri dönüş konusunda hareket olabilir” demişti.

Türkiye, kurucu ortaklarından olduğu F-35 programından Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almasının ardından çıkarılmıştı. Amerikalı yetkililer S-400’lerin beşinci nesil savaş uçağı olan F-35’ler için güvenlik riski oluşturduğunu belirtmişti.

2019 yılında Rusya’dan S-400 sistemi satın alan Türkiye, Rusya ile kapsamlı savunma işbirliği yapan ülkelere yaptırım öngören ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) kapsamında yaptırım uygulanan ilk NATO ülkesi olmuştu.

Paylaşın