Türkiye, Cinsiyet Eşitliğinde 146 Ülke Arasında 127. Sırada

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde 146 ülke arasında 127. sırada yer alan Türkiye’nin, Suudi Arabistan, Nijerya ve Tunus gibi ülkelerin de gerisinde olması dikkat çekti.

Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı Başkanı Ayşe Kaşıkırık, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bizim cinsiyet eşitliğini tam görebilmemiz için tam 134 yıl lazım” dedi.

Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu yayımlandı. Rapor ülkelerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda sağlık, eğitim, ekonomi ve siyaset alanında nerede olduklarını gösterirken veriler ülkelerin bu dört kategorideki iç dengelerine göre ise değişiyor.

Buna göre, Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde 146 ülke arasında 127. sırada yer alıyor. Ayrıca rapora göre Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde, ekonomi alanında 133., eğitim alanında 90., politika alanında 114. ve sağlık alanında 98. sırada.

Cumhuriyet’ten Rengin Temoçin’in haberine göre; Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı Başkanı Ayşe Kaşıkırık, dünya genelinde tam bir toplumsal cinsiyet eşitliğinin olmadığına dikkat çekerken Türkiye’nin sıralamasının düşük olmasındaki etkenlerin siyaset ve ekonomi olduğuna vurgu yaptı.

Kaşıkırık, “Türkiye, eğitim ve sağlık konusunda iyi ancak zaten bu alanlar diğer ülkelerin çok iyi olduğu alanlar. Fark yaratacağımız alan ekonomik güçlenme ve siyasette kadınları var edebilmek. Bu iki alanda zaten Türkiye yıllardır sınıfta kalıyor. Biz kadınları ekonomik hayata katmadıkça zaten siyasette de var olamazlar. Dolayısıyla bizi ülke olarak aşağıya çeken iki alan var, ekonomi ve siyaset” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan, Nijerya ve Tunus gibi ülkelerin de Türkiye’nin sıralamasının üstünde olması dikkat çekti. Kaşıkırık, “Suudi Arabistan bizden bir sıra üstte. Tunus, Nepal, Ürdün gibi ülkeler de bizden çok yukarıda. Bizim altımızdakiler savaş, kriz ülkeleri. Bizden yıllar sonra 2015’te kadınlar seçme seçilme hakkını kazandığı Suudi Arabistan’da şu anda kadınlar parlamentoda yüzde 20-25’in üstünde temsil ediliyor” dedi.

Kaşıkırık sözlerini “Bizim cinsiyet eşitliğini tam görebilmemiz için tam 134 yıl lazım” diyerek noktaladı.

Paylaşın

Beşar Esad’dan Dikkat Çeken Açıklama: Türkiye İle Görüşmelere Açığız

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Türkiye’nin, Suriye devletinin kendi toprakları üzerindeki egemenliğini tanıdığı sürece Türkiye-Suriye ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik görüşmelere açık olduğunu söyledi.

10 Mayıs 2023’te Rusya, İran, Türkiye ve Suriye dışişleri bakanları arasında, Ankara-Şam ilişkilerinin iyileştirilmesine yönelik bir yol haritasının hazırlanması amacıyla Moskova’da bir toplantı yapılmıştı.

Bu, Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana üst düzey diplomatların ilk resmi toplantısıydı. Tarafların arasındaki ilk en üst düzey resmi temas ise Rusya’nın girişimiyle 28 Aralık 2022’de gerçekleştirilmişti.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev ile bir araya geldi.

Gazete Duvar‘ın aktardığı Suriye Devlet Başkanlığı Ofisi’nden yapılan açıklamaya göre; Esad, Suriye-Türkiye ilişkilerini iyileştirmeye yönelik her türlü çabanın temelinin ‘Suriye’nin egemenliğine saygı duyulması’ olduğunu dile getirdi.

Esad, ‘Türkiye’nin, Suriye devletinin kendi toprakları üzerindeki egemenliğini tanıdığı sürece Türkiye-Suriye ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik görüşmelere açık olduğunu’ belirtti.

Lavrentiev ise, Rusya’nın Suriye ve Türkiye’yi kapsayan girişimlere desteğini ifade ederek, arabuluculuk için uygun koşullara dikkat çekti.

Ne olmuştu?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye “Yahudi Karşıtlığı” Uyarısı

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Dini Özgürlükler Raporu’nda İsrail’in Gazze’deki eylemleri sonrası Türkiye’de Yahudi karşıtlığının arttığına yer verildi. Raporda antisemitik söylem ve nefret söyleminin devam ettiği ifade edildi.

Raporda Türkiye’nin azınlıklarla ilgili bazı olumlu adımlarına da yer verildi. Türkiye’nin ülkedeki Uygur Müslümanları’nı korumaya istekli olduğunu gösterdiğini yazan ABD Dışişleri Bakanlığı, 2023 yılı boyunca hiçbir Uygur’un Çin’e sınırdışı edilmediğini kaydetti.

Rapor için üst düzey ABD elçilik ve konsolosluk yetkililerinin yıl boyunca Dışişleri Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü dahil hükümetten yetkililerle din özgürlüğü konularını görüşmek üzere düzenli olarak temaslarda bulunduğu kaydedildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 2023 yılında 200 kadar ülkede inanç meselelerini incelediği Dini Özgürlükler Raporu’nu yayınladı. VOA Türkçe’den Dilge Timoçin’in aktardığına göre; Raporun Türkiye bölümünde, özellikle Hamas’ın 7 Ekim saldırısı ile İsrail’in Gazze’deki eylemleri sonrası Yahudi karşıtlığının arttığına yer verildi.

“Yahudi vatandaşlar, hükümetin İsrail karşıtı söyleminin açıkça antisemitik halk protestolarına ivme kazandırdığını söyledi” denilen raporda 18 Ekim’de Samsun Atakum Belediye Meclisi Üyesi Süleyman Sezen’in 17 Ekim’de Gazze’deki bir hastanede meydana gelen ve başlangıçta “yanlış bir şekilde” İsrail’in sorumlu tutulduğu patlamayı kınarken Hitler’i Yahudiler’i öldürdüğü için övmesi hatırlatıldı.

AK Partili Meclis Üyesi Sezen, “Hitler’i bir kez daha rahmetle anıyorum. (…) Dünya Yahudiler’den temizlendikten sonra barışa ve huzura kavuşacaktır” demişti.

1 Ocak 2023 ile 31 Aralık 2023 arası dönemi kapsayan rapor antisemitik söylem ve nefret söyleminin sosyal ve yazılı medyada devam ettiğini kayda geçirdi ve “Ekim ayında İsrail-Hamas çatışmasının tırmanmasının ardından, İslami Yeni Akit gazetesinde yer alan bir köşe yazısında hükümete İsrail ordusunda görev yapan Türk Yahudileri’nin vatandaşlıklarının iptal edilmesi çağrısı” örnek verildi.

Şubat ayında İstanbul polisinin IŞİD Horasan (IŞİD-K) ile bağlantılı 15 şüpheliyi şehirdeki sinagog ve kiliseleri hedef almayı planladıkları iddiasıyla tutuklaması da raporda yer aldı.

2023’ün Mart ayında Üsküdar Amerikan Lisesi ile Ulus Musevi lisesi arasındaki futbol maçında öğrencilerin Nazi selamı vermesi de rapora girdi.

Rapora göre hükümetin, özellikle İsrail-Hamas çatışmasına ilişkin Filistin yanlısı protesto dalgaları sırasında ekstra güvenlik taleplerine duyarlı olduğunu söyleyen Yahudi Cemaati üyeleri, hükümetin resmi söyleminin İsrail’in politikalarını ve liderliğini güçlü bir şekilde eleştirdiğini ancak bunun Yahudiler’e karşı nefret söylemi oluşturduğunu düşünmediklerini söyledi.

Ancak Yahudi temsilciler, yasanın “kin ve düşmanlığa tahriki” suç saymasına rağmen hükümetin halk arasında veya sosyal medyada nefret söylemini kovuşturmadığını ve yetkililerin yasayı Müslümanlar nefret söylemine maruz kaldığında uyguladığını da savundu.

“Ceza kanunu dine küfrü yasaklamakta ve dini inançlara karşı alenen saygısızlık göstermek de dahil ‘kin ve düşmanlığa tahrik’ için ceza öngörmekte ve ‘bir din tarafından kutsal sayılan değerlere hakareti’ suç sayıyor” hatırlatması yapılan raporda, başka eleştiriler de sıralandı.

Rapora göre bu eleştirilerin bazıları şu şekilde; “Hükümet, özellikle de yalnızca Ermeni Apostolik Ortodoks Hristiyanlar’ı, Yahudiler’i ve Rum Ortodoks Hristiyanlar’ı kapsayan 1923 Lozan Antlaşması’nın hükümet tarafından yorumlanması kapsamında, gayrimüslim dini azınlık olarak tanınmayanların haklarını sınırlamaya devam etti.

Aleviler, devlet tarafından tanınmayı hak eden bir dini inanç olduklarını ifade etmeye devam ederken, hükümet Alevi ibadetini dini değil kültürel olarak sınıflandırmaya ve Yargıtay’ın 2018’de bu yönde verdiği bir karara rağmen Alevi ibadethanelerini (cemevleri) tanımamaya devam etti. Diyanet İşleri Başkanı 2018’de camilerin hem Aleviler hem de Sünniler için uygun ibadet yerleri olduğunu söyledi.

Heybeliada’daki Rum Ortodoks Heybeliada Ruhban Okulu kapalı kalmaya devam etti.

Hükümet Sünni olmayan dini gruplara cezaevlerinde din görevlisi sağlamadı; ancak bu grupların din görevlileri savcının izniyle mahkumları ziyaret edebildi ve onlara vaaz verebildi.

Hükümet, Sünni Müslüman din adamlarına eğitim vermeye devam ederken, diğer dini grupların ülke içinde din adamı yetiştirmesini kısıtladı. Rum Ortodoks ve Ermeni Ortodoks Patrikhaneleri ülke içinde resmi teoloji eğitimi verememeye devam etti.

2020’de müzeden camiye dönüştürülmesi planlanan beşinci yüzyıldan kalma Kariye Kilisesi, restorasyon süresince yıl sonunda kapalı kalmaya devam etti.

Ocak ayında 17 İranlı Hıristiyan’ı tutuklayan ve İran’a geri gönderilmek üzere geri gönderme merkezlerinde tutan Bolu’daki hükümet yetkilileri, daha sonra evde ibadet etmeyi bırakmayı kabul ettiklerini bildirmeleri üzerine bu kişileri serbest bıraktı.

Altıncı yüzyılda kilise olarak inşa edilen ve hükümet tarafından 2020 yılında camiye dönüştürülen Ayasofya’nın hasar gördüğüne dair haberler gelmeye devam etti.”

ABD Dışişleri Bakanlığı, Yehova’nın Şahitleri’nin 2023 yıllık raporuna da atıfta bulunarak, “Hükümet zorunlu askerlik hizmetine alternatif sivil hizmet sağlamadı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Yehova’nın Şahitleri lehine verdiği kararlara uygun yasal değişiklikler yapmadı.

Raporda ayrıca Yehova Şahitleri’nin imar kısıtlamaları ve bina şartnameleri nedeniyle uygun ibadet yerleri kuramadıkları ve grup üyelerinin kapı kapı dolaşarak ya da halka açık yerlerde vaaz verdikleri için para cezalarına çarptırıldıkları belirtildi” denildi.

Olumlu adımlar

Raporda Türk hükümetinin azınlıklarla ilgili bazı olumlu adımlarına da yer verildi. Hükümetin ülkedeki Uygur Müslümanları’nı korumaya istekli olduğunu gösterdiğini yazan ABD Dışişleri Bakanlığı, 2023 yılı boyunca hiçbir Uygur’un Çin’e sınırdışı edilmediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Eylül’de Yahudiler’in yeni yılı Roş Aşana için “en içten” dileklerini ilettiği rapora girdi. Aralık ayında da Erdoğan’ın Hanuka Bayramı vesilesiyle ülkenin Yahudi vatandaşlarını tebrik ettiği hatırlatıldı.

Mart ayında Süryani Ortodoks cemaatinin, Türkiye’nin kurulduğu 1923 yılından bu yana yeni inşa edilen ilk kilise olan İstanbul’daki Mor Efrem Kilisesi’nin inşaatını tamamladığı belirtilen raporda, “Mor Efrem, 8 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan, bakanlar ve üst düzey din adamlarının konuşmalarıyla resmen açıldı ve ardından 15 Ekim’de Süryani Patriği tarafından dini takdis edildi” denildi.

Rapor için üst düzey ABD elçilik ve konsolosluk yetkililerinin yıl boyunca Dışişleri Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü dahil hükümetten yetkililerle din özgürlüğü konularını görüşmek üzere düzenli olarak temaslarda bulunduğu kaydedildi.

Büyükelçilik ve konsolosluk yetkililerinin, Rum Ortodoks, Ermeni Apostolik Ortodoks, Yahudi, Süryani Ortodoks, Protestan, Alevi, Keldani Katolik ve Bahai İnanç dahil çeşitli Müslüman ve dini azınlık liderleri ve cemaat temsilcileriyle biraraya geldiği kaydedilen raporda, “Görüşülen konular arasında azınlık nüfusunun azalmasına yönelik baskılar; patrikhanelerin yasal statülerinin olmaması; Doğu Ortodoks Heybeliada Ruhban Okulu’nun kapatılmaya devam edilmesi; İsrail, Yunanistan ve Ermenistan ile jeopolitik sorunlardan kaynaklanan sosyal ayrımcılık; Aleviler’in dini bir inanç olarak tam olarak tanınmaması; zorunlu din eğitimi ve Protestan Hıristiyanların giriş yasakları ve sınırdışı edilmeleri yer aldı” denildi.

Paylaşın

EURO 2024: Türkiye Adını Son 16’ya Yazdırdı

2024 Avrupa Şampiyonası (EURO 2024) F Grubu üçüncü maçında Türkiye ile Çekya, Hamburg’daki Volkspark Stadı’nda karşı karşıya geldi. Türkiye, sahadan 2-1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Türkiye’ye galibiyeti getiren golleri, 51. dakikada Hakan Çalhanoğlu ve 90+3. dakikada Cenk Tosun kaydetti. Çekya’nın tek golünü ise 66. dakikada Tomas Soucek attı.

Böylece Türkiye, 2008’den sonra ilk kez Avrupa Şampiyonası’nda gruplardan çıktı. Türkiye, 2008’de yarı final oynayarak turnuva tarihindeki en büyük başarısını göstermişti.

İlk kez 1996 yılında bu kupaya katılan ve turnuvayı puansız kapatan Türkiye, EURO 2000’de çeyrek finalde elenirken EURO 2016 ve EURO 2020 şampiyonalarında gruptan çıkamamıştı.

Grubun diğer karşılaşmasında Gürcistan, Portekiz’i 2-0 mağlup etti. Gürcistan’a galibiyeti getiren golleri, 2. dakikada Kvaratskhelia ve 57. dakikada Mikautadze kaydetti.

Gürcistan, Portekiz karşısında aldığı galibiyetle birlikte en iyi 3.’ler arasına girdi ve son 16 turuna yükseldi.

Grubu lider tamamlamayı garantileyen Portekiz, Slovenya ile eşleşirken, Gürcistan ise son 16 turunda İspanya ile karşılaşacak. Türkiye ise, son 16 turunda Avusturya ile karşı karşıya gelecek.

Goller

51. dakikada Kenan’ın ceza sahası içinden şutunu kaleci zorla da olsa kurtarmayı başardı. Atağın devamında İsmail’in pasında topu alan Hakan ayağının dışıyla ceza sahası içi sol çaprazından harika vurdu ve top köşeden ağlarla buluştu: 1-0.

66. dakikada ceza sahasına yükseltilen topta Tomas Soucek, Mert Günok’la hava topu mücadelesine çıkıp topu önünde buldu. Soucek boş kaleye topu ağlara yolladı: 1-1.

90+3. dakikada Cenk Tosun topu sol kanatta alıp ceza sahasının içine girdi ve sert bir şutla topu köşeden ağlarla buluşturdu: 2-1.

Paylaşın

Türkiye Savunma Harcamalarını Artırdı; ABD’den Memnuniyet Açıklaması Geldi

ABD, Türkiye’nin yüzde 2’lik savunma harcaması hedefini ilk kez tutturmasından memnuniyet duyduğunu bildirdi. NATO, üye ülkelerden gayrisafi yurt içi hasılalarının (GSYH) yüzde 2’sinden fazlasını savunmaya ayırmalarını istiyor.

Türkiye’nin, NATO’da GSYH’nin en az yüzde 2’sinin savunmaya ayrılması hedefini ilk kez tutturduğu açıklandı Geçen 10 yılda ortalama yüzde 1,58’de seyreden ve yüzde 1,86’yla hedefe en fazla 2020’de yaklaşan Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda da yüzde 2’nin üzerinde kalması bekleniyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), gelecek ay Washington’da yapılacak NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Zirvesi öncesi Türkiye’nin yüzde 2’lik savunma harcaması hedefini ilk kez tutturmasından memnuniyet duyduğunu bildirdi.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Büyükelçi Jeff Flake’in şu sözlerine yer verdi: “Türkiye’nin, NATO savunma harcaması hedefini ilk defa gerçekleştirerek başarı kaydettiği bu tarihi ana tanıklık etmek harika. Bu muhteşem ortaklık için Türkiye Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı’na teşekkürler.”

VOA Türkçe’nin aktardığına göre; Büyükelçilik, paylaşımda ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien’ın görüşlerine de yer verdi.

O’Brien sosyal medya hesabından, “Rekor sayıda müttefikin GSYH’nin yüzde 2’si oranında savunma harcaması taahhüdünü yerine getirmesi veya aşmasıyla NATO gerçekten her zamankinden daha güçlü. Bu yıl Fransa, Karadağ, Norveç ve Türkiye’nin de katılımıyla 23 müttefik bu önemli taahhüdü yerine getirmiş oldu” ifadelerini paylaştı.

NATO, üye ülkelerden gayrisafi yurt içi hasılalarının (GSYH) yüzde 2’sinden fazlasını savunmaya ayırmalarını istiyor. Türkiye’nin geçen hafta, NATO’da GSYH’nin en az yüzde 2’sinin savunmaya ayrılması hedefini ilk kez tutturduğu açıklandı. 32 üyeli ittifakta hedef tutturan ülke sayısı 23’e çıktı.

Geçen 10 yılda ortalama yüzde 1,58’de seyreden ve yüzde 1,86’yla hedefe en fazla 2020’de yaklaşan Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda da yüzde 2’nin üzerinde kalması bekleniyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in geçen hafta açıkladığı verilere göre, savunma harcamalarında Polonya (yüzde 4,12), Estonya (yüzde 3,43) ve ABD (yüzde 3,38) ilk üçü oluştururken son üç sırada Lüksemburg ve Slovenya (yüzde 1,29) ile İspanya (yüzde 1,28) yer aldı. Türkiye’nin yüzde 2,09 oranıyla Fransa ve Hollanda’nın hemen önünde yer aldığı tabloda NATO’nun iki yeni üyesi Finlandiya (yüzde 2,41) ve İsveç (yüzde 2,14) de hedefi tutturanlar arasında yer aldı.

NATO Zirvesi 9-11 Temmuz’da Washington’da yapılacak. Zirveye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması bekleniyor.

Paylaşın

Türkiye, Tarım Ve Hayvancılıkta “Dışa Bağımlı” Olma Yolunda

İstanbul Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Hasan Murat Kapıkıran, “Türkiye’nin artan nüfusu ile doğru orantılı bir tarım ve hayvancılık politikası ortaya koyamadığını söyledi ve ekledi:

“Gıda üretimi politikaları çiftçiyi, üreticiyi desteklemekten uzaklaştıkça, ithalat daha cazip hale geldi. Dünyanın en büyük sanayi ülkeleri aynı zamanda en büyük tarım ülkeleridir. Türkiye ise tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlı olma yolunda gidiyor.”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2019’da 14,9 milyar dolar seviyesinde olan Türkiye’nin gıda ürünleri ithalatı, 2023 sonu itibariyle 21,1 milyar dolara ulaştı. Gıda sektörü aynı dönemde 26,5 milyar dolarlık ihracatla 5,4 milyar dolarlık dış ticaret fazlası vermiş olsa da, gıda ürünleri ithalatındaki yüksek fatura giderek kabarıyor.

Yüksek enflasyona karşı hala gözle görülür bir iyileşmenin yaşanmadığı Türkiye’de, milyonlarca insanın en önemli harcama kalemi olan gıda ürünlerinde fiyat artışları el yakıyor. Son açıklanan resmi verilere göre gıda enflasyonu yüzde 70 bandında seyrediyor. Bağımsız kuruluşların hesaplamalarına göre ise özellikle dar gelirlilerin gıda enflasyonu yüzde 110’u aşmış durumda. Yaz mevsiminde tarımsal üretimin artmasına rağmen başta et ve süt ürünleri olmak üzere, gıda fiyatlarında yükseliş durmuyor.

Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) dana ve kuzu kesim fiyatlarının son 2 ayda 410 TL’den 310 TL’ye kadar gerilediği belirtiliyor. Ancak üretici tarafında yaşanan bu düşüş lokanta, market ve kasaplara yansımadı. Girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle vatandaşın satın aldığı et fiyatlarındaki yükseliş sürüyor. 1 kilo dana kıyma 500-700 TL, 1 kilo kuzu kuşbaşı ise 700-800 TL civarında satılıyor. Son olarak 20 Haziran’da İstanbul’da İBB tarafından satılan Halk Ekmek’e de yüzde 60 zam geldi. Böylelikle 250 gramlık bir ekmeğin fiyatı 5 liradan 8 liraya çıktı.

Fatura giderek kabarıyor

Türkiye’de vatandaşlar bir yandan gıda fiyatlarındaki artış nedeniyle sıkıntı yaşarken, diğer yandan iç talebi karşılayabilmek için gerçekleştirilen gıda ürünleri ithalatı da her geçen yıl artıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2019’da 14,9 milyar dolar seviyesinde olan Türkiye’nin gıda ürünleri ithalatı, 2023 sonu itibariyle 21,1 milyar dolara ulaştı. Gıda sektörü aynı dönemde 26,5 milyar dolarlık ihracatla 5,4 milyar dolarlık dış ticaret fazlası vermiş olsa da, gıda ürünleri ithalatındaki yüksek fatura giderek kabarıyor.

Geçen yıl ithalatta ise en fazla ithal edilen ürün 3 milyar 402,4 milyon dolar ile buğday oldu. Buğdayı 1 milyar 679,3 milyon dolar ile soya fasulyesi ve 1 milyar 303,9 milyon dolar ile ham ayçiçeği yağı takip etti. Bu 3 ürün, geçen yıl itibarıyla toplam ithalatın yüzde 29,9’unu oluşturdu.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan İstanbul Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Hasan Murat Kapıkıran’a göre, 1980 sonrasında uygulanan neoliberal politikalar Türkiye’nin gıda ürünlerinde ithalatçı hale gelmesine neden oldu.

Türkiye’nin artan nüfusu ile doğru orantılı bir tarım ve hayvancılık politikası ortaya koyamadığını dile getiren Kapıkıran, “Gıda üretimi politikaları çiftçiyi, üreticiyi desteklemekten uzaklaştıkça, ithalat daha cazip hale geldi. Dünyanın en büyük sanayi ülkeleri aynı zamanda en büyük tarım ülkeleridir. Türkiye ise tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlı olma yolunda gidiyor” diye konuşuyor.

Türkiye’de tarımsal üretimin artık kimse için cazip olmadığını, tarımsal üretim düştükçe fiyatların daha da arttığını vurgulayan Kapıkıran, şunları söylüyor:

“Türkiye’de şu anda kırsal nüfusun yaş ortalaması 58. Bunlar da 3 -5 sene içerisinde tarım yapamayacak hale gelecekler. Şu anda Türkiye nüfusu içinde tarım nüfusu yüzde 5,4’e kadar inmiş durumda. Kendi topraklarımızı ekme geleneğimizi yitirmeye başladık. Gençler, orta yaşlılar tarım ve hayvancılık yapmak istemiyor. Çünkü garantisi yok, geçinemeyeceğini düşünüyor. Neredeyse Konya büyüklüğünde bir tarım arazisi artık ekilmez duruma geldi. Bu ekilmezlikle beraber de üretilen ürün yani gıda güvencesini tehlikeye atar duruma geldik.”

2023’teki gıda ithalatında, buğday nedeniyle Rusya ve Ukrayna ilk sırada yer aldı. Sektörel bazda ise en fazla ithalat 5 milyar 119 milyon dolar ile hayvan yemi, 3,7 milyar dolar ile un ve 3,5 milyar dolar ile bitkisel yağ sektörlerinde gerçekleştirildi. Aynı dönemde et fiyatlarını düşürmek için yapılan canlı hayvan ithalatı ise 1,2 milyar dolar oldu.

Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu’nun (TGDF) TÜİK’in dış ticaret verilerini temel alarak hazırladığı TGDF Dijital Veri Paneli’ne göre, 2024’ün ilk 4 ayındaki gıda ürünleri ithalatı ise 7,5 milyar dolara ulaşmış durumda. 2024 sonunda gıda ürünleri ithalatının yaklaşık 25 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Gıda ithalatında hayvan yeminin ilk sırada yer almasının tarım politikalarındaki yanlışları gösteren çarpıcı bir işaret olduğunu vurgulayan Kapıkıran, “Türkiye hayvanlarını besleyecek meralarını koruyamadı. Meralar yapılaşmaya açıldı; mera arazilerinde madencilik ruhsatları, otel ruhsatları verildi” diyor.

Resmi verilere göre, Türkiye’de toplam mera arazisinin 14,5 milyon hektar civarında olduğuna işaret eden Kapıkıran, “Ama bizim sahadan aldığımız bilgiler aslında bunun 10 milyon hektarın altına düştüğü yönünde. Bu yüzden son 10 yılda yalnızca hayvan yemine değil, sadece hayvan ithalatına 10 milyar dolara yakın para harcadık” diye konuşuyor.

Kapıkıran’a göre, yakın gelecekte çiftçinin birikimini korumayan bir tarım politikası nedeniyle, Türkiye’de tüketicilerin gıda ürünlerini sürekli artan fiyatlarla almaya devam edecek.

Son açıklanan resmi verilere göre, Türkiye’de gıda enflasyonu Mayıs 2024 sonu itibariyle yüzde 70,1 düzeyinde seyrediyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi’nin resmi verileri baz alarak yaptığı hesaplamalara göre ise, TÜİK’in hesapladığı gıda enflasyonu gerçeği yansıtmaktan uzak.

DİSK-AR’ın TÜİK verilerinden yararlanarak yaptığı hesaplamaya göre, emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 86,1 olurken, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubuna mensup milyonlar insanın gıda enflasyonu ise yüzde 110,1 olarak gerçekleşti.

Dünyada düşüyor, Türkiye’de artıyor

Pandemi dönemi hariç tutulduğunda son 10 yıldır gıda fiyatları küresel ölçekte düşerken, Türkiye’de ise giderek artıyor.

İstanbul Kültür Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, 2023’te OECD ülkelerinde gıda fiyatlarının yaklaşık yüzde 11 düşerken, Türkiye’de resmi verilere göre yüzde 78 arttığına işaret ediyor. Bugün Türkiye’de milyonlarca insanın yüksek enflasyondan en çok etkilendiği alanın gıda olduğunu kaydeden Prof. Alçın, “Geniş halk kesimlerinin harcamaları 3 alanda yoğunlaşıyor: Gıda, ulaştırma ve barınma. Sadece tüketici açısından değil, tarım üreticisi açısından da tablo çok kötü. Örneğin son bir yıl içerisinde süt fiyatı markette yaklaşık iki katına çıkmışken süt üreticileri geçtiğimiz yıldan bu yana ancak yüzde 12 düzeyinde fiyat artışı gerçekleştirebildi” şeklinde konuşuyor.

Yüksek gıda fiyatlarını engelleyemeyen Türkiye’nin son 40 yılda ‘tarımsızlaşma’ politikalarının sonuçlarını yaşadığını ifade eden Sinan Alçın, “Mevcut enflasyon hem temel besinlerini almakta zorlanan tüketiciyi hem de tarımsal üretici ve besiciyi canından bezdirmiş durumda” diyor.

Normalde yaz aylarında üretimin artmasıyla gıda fiyatlarının düşüşe geçtiği Türkiye’de, son 3 yıldır yaz aylarında fiyat düşüşleri yerine artışlar olduğuna vurgu yapan Alçın’a göre, gıda üretiminin yaz aylarında enflasyon üzerindeki olumlu etkisi giderek kayboluyor. Alçın, “Mevcut olumsuz tabloya bakacak olursak, gıda ürünlerinde fiyat artışlarının devam edeceğini söyleyebiliriz” diye konuşuyor.

Paylaşın

AB, Türkiye’ye Kapıları Kapatıyor: Vize Ret Oranları Rekor Seviyede

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun resmi verilerine göre, Türkiye, vize başvurularının reddedilme oranında İran’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. 2023 yılında yapılan 1 milyon 55 bin 885 vize başvurusundan yaklaşık yüzde 16’sı reddedildi.

2024 yılında bu oranın daha da artması beklenirken, Türkiye, AB ile olan ilişkilerini gözden geçirerek ve vize sorununu gündeme getirerek bu duruma çözüm bulmaya çalışıyor. Ancak AB’nin vize politikasındaki sıkılaşma, Türk vatandaşlarının Avrupa’ya seyahat etmelerini zorlaştırmaya devam ediyor.

Avrupa Birliği (AB), Türk vatandaşlarının vize başvurularını reddetme oranını artırarak vize uygulamasını sertleştirmeye devam ediyor. 2023 yılında 200 bin Türk vatandaşının vize başvurusu reddedilirken, bu sayının 2024 yılında daha da artması bekleniyor.

Karar Gazetesi‘nin AB Komisyonu’nun resmi verilerinden aktardığına göre, Türkiye, vize başvurularının reddedilme oranında İran’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. 2023’te yapılan 1 milyon 55 bin 885 vize başvurusundan yaklaşık yüzde 16’sı reddedildi. Bu durum, Türkiye’nin AB ile olan Ortaklık Anlaşmaları’na rağmen vize konusunda zorluklar yaşadığını gösteriyor.

Almanya gibi bazı AB ülkelerinde vize randevuları 7 aya kadar uzayabiliyor. Randevu sonrası işlemler de birkaç ay sürebildiğinden, vize başvurularının sonuçlanması bir yılı bulabiliyor. Bu durum, özellikle aile birleşimi ve iş dünyası ziyaretleri gibi durumlarda büyük mağduriyetlere yol açıyor.

Vize ret oranlarının artmasında birçok faktör etkili oluyor. Koronavirüs pandemisi sonrası yaşanan yoğunluk, ekonomik kriz, Avrupa’ya kaçak girişler ve vizelerin daha sıkı incelenmesi bu faktörler arasında sayılabilir.

Türkiye, AB ile olan ilişkilerini gözden geçirerek ve vize sorununu gündeme getirerek bu duruma çözüm bulmaya çalışıyor. Ancak AB’nin vize politikasındaki sıkılaşma, Türkiye vatandaşlarının Avrupa’ya seyahat etmelerini zorlaştırmaya devam ediyor.

Paylaşın

Ekonomik Kriz: Vatandaş Borçlanarak ‘Yaşamaya’ Çalışıyor

Artan fiyatlar karşısında geliri yetersiz kalan vatandaş kredi kartlarına sarılmaya devam ederken, gıda-market ve akaryakıt fiyatlarındaki artışlar kart harcamalarını katladı.

Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) verilerine göre ocak-nisan döneminde kredi kartı ile market ve alışveriş merkezi harcamalarının tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 114,28 artış gösterdi. Kartlarla yapılan yemek harcamalarının tutarı ise yüzde 146,36 oranında arttı.

Milyonlarca yurttaş yılın ikinci yarısını korkuyla bekliyor. Temmuz itibarıyla başta enerji olmak üzere birçok üründe zam bekleniyor.

Ücretlere “enflasyonu artırır” gerekçesiyle ara zam yapılmasını istemeyen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek liderliğindeki ekonomi yönetimi, dolaylı vergi ve harçlara yüksek oranlı zam yapmaktan vazgeçmiyor. Benzin ve motorin fiyatlarına temmuz ayı başında otomatik ÖTV zammı gelecek.

Buna rağmen iktidar, ara zam beklentilerine kulak tıkarken borçlar yurttaşın yakasına yapıştı. Faiz oranlarının yüksek seyretmesine ve ekonomi yönetiminin iç talebi baskılayarak enflasyonu düşürme çabalarına rağmen yurttaşlar borçlanarak harcamaya devam ediyor.

Birgün’den Havva Gümüşkaya‘nın haberine göre; Tüketicilerin bankalara olan borçları 2024 yılı başından bu yana yüzde 17,7 oranında arttı. Bu dönemde bireysel kredilerin bakiyesi 185 milyar lira, kredi kartı borç bakiyesi ise 298 milyar lira artış kaydetti.

Risk Merkezi’nin verilerine göre bankalara bireysel kredi borcu bulunanların sayısı son bir yılda 1 milyon 969 bin kişi artarak nisan sonu itibariyle 40 milyon 447 bine yükseldi. Aynı dönemde 2 milyon 627 bin kişi artan kredi kartı borcu bulunanların sayısı; 37 milyon 328 bin kişiye, kredili mevduat hesabı bulunanların sayısı da 1 milyon 483 bin kişi artarak 29 milyon 230 bin kişiye çıktı.

Artan fiyatlar karşısında geliri yetersiz kalan vatandaş kredi kartlarına sarılmaya devam ederken, gıda-market ve akaryakıt fiyatlarındaki artışlar kart harcamalarını katladı. Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) verilerine göre ocak-nisan döneminde kredi kartı ile market ve alışveriş merkezi harcamalarının tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 114,28 artış gösterdi. Kartlarla yapılan yemek harcamalarının tutarı ise yüzde 146,36 oranında arttı.

Yüksek faiz politikası batık kredi miktarının artmasına neden oldu. Bankalar ve finans kuruluşlarının tüketicilerden zamanında tahsil edilemediği için icra takibine aldıkları bireysel kredi ve kredi kartı alacakları ise 31 Mayıs – 7 Haziran haftasında 1,3 milyar lira daha artarak 66,5 milyar lira oldu.

Batık kredi kartı borçlarında yüzde 86,1, batık bireysel kredi borçlarında ise yüzde 26,55 oranında artış yaşandı. Risk Merkezi’nin verilerine göre ocak-nisan döneminde bireysel kredi borcu nedeniyle icra takibine alınanların sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 87 bin 15 kişi, kredi kartı borcu nedeniyle takibe alınanlar ise 176 bin 693 kişi arttı.

Paylaşın

Doğu Ve Güneydoğu’da Bin Kişiye Bir Hekim

Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Veysi Ülgen, ‘Hekimler, bölgede çalışmak istemiyor. Özellikle KHK’lerle ihraçlar ve ihraç riski nedeniyle pek çok hekimin burada çalışma şevki kırıldı” dedi ve ekledi:

Mezun olan hekimler 4. ve 5’inci sınıftan itibaren yurtdışına gitmenin hazırlığını yapıyor. Bu durum çalışma şartlarının ağırlığından kaynaklanıyor. Hekimler kendini güvende hissetmeyince mesleğini başka yerlerde icra etmek istiyorlar. Hekimlerin çalışma ortamı düzeltilmeli.’’

Bölgede hekim sayısının giderek düştüğünü anlatan Ülgen, ayrıca hekime şiddetin de önemli bir faktör olduğunu kaydetti. Uzman hekim sorununun arttığını vurguladı.

Ülkede sağlık kurumlarına başvuran hasta sayısı artarken, hekim dağılımındaki bölgesel eşitsizlik dikkat çekiyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine de yansıyan rakamlarda Urfa, Bingöl, Bitlis, Muş, Siirt, Hakkari, Şırnak, Ağrı, Iğdır, Mardin, Batman’da bin kişiye düşen hekim sayısının 1 olarak yer aldığı, hatta bazı illerde uzman hekimlerin 1 bile olmadığı görülüyor. Hastane sayıları ve yatak sayılarındaki eşitsizlik de yine bu bölgelerde fazla. Sağlık emekçileri ‘‘En önemli neden çalışma şartları. Bu tablo bize sağlıktaki eşitsizliği de belirgin şekilde gösteriyor’’ dedi.

Sağlık Bakanlığı İstatistik Yıllığı’nın ardından TÜİK verileri de hekim, yatak ve hastane sayılarının bölgesel dağılımındaki eşitsizliği bir kez daha gözler önüne serdi. Bin kişiye düşen hekim sayısının en yüksek olduğu il 4 hekim ile Ankara. Bu ili İstanbul, İzmir, Eskişehir, Isparta, Trabzon, Edirne izliyor. Ege, Akdeniz, Marmara ve Karadeniz’in pek çok kentinde bin kişiye 2 hekim düşüyor.

Ancak bu oran Doğu ve Güneydoğu’da 1 olarak haritada yer alıyor. Benzer tablo hastane sayısında da kendini gösteriyor. İstanbul, çoğunluğu özel olmak üzere 234 hastane ile hastanenin en çok olduğu il olarak geliyor. Bunu 84 ile Ankara, 63 ile İzmir izliyor. Hastane sayısının en az olduğu iller ise Kilis, Ardahan, Iğdır.

Birgün’den Sibel Bahçetepe‘ye konuşan Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Veysi Ülgen, bu durumun pek çok nedeni olduğunu söyledi.

Özellikle hekim göçüne dikkat çeken Ülgen ‘‘Hekimler, bölgede çalışmak istemiyor. Özellikle KHK’lerle ihraçlar ve ihraç riski nedeniyle pek çok hekimin burada çalışma şevki kırıldı. Mezun olan hekimler 4. ve 5’inci sınıftan itibaren yurtdışına gitmenin hazırlığını yapıyor. Bu durum çalışma şartlarının ağırlığından kaynaklanıyor. Hekimler kendini güvende hissetmeyince mesleğini başka yerlerde icra etmek istiyorlar. Hekimlerin çalışma ortamı düzeltilmeli’’ dedi.

Bölgede hekim sayısının giderek düştüğünü anlatan Ülgen, ayrıca hekime şiddetin de önemli bir faktör olduğunu kaydetti. Uzman hekim sorununun arttığını vurgulayan Ülgen, şöyle devam etti: ‘‘Bin kişiye 1 hekim deniyor ama bunların büyük çoğunluğu yeni mezun ya da mecburu hizmet için gelen hekimler. Hastane ve yatak dağılımında da eşitsizlik var. Kamuda yatırımlar yetersiz. Özellikle Diyarbakır merkeze bakınca 7 özel ve 4 tane de kamu hastanesi var. Kamu hastanelerinde özellikle kardiyoloji, nöroloji gibi dallarda uzman hekim bulmak çok zor. Türkiye’nin diğer yerlerinden mecburi hizmete gelmiş o gidiyor ama buralı olan da gidiyor. Ülkeyi yönetenler önlem almak yerine ‘Giderlese gitsinler’ diyorlar. Bazı yerlerde bazı branşlarda uzman hekim bile yok.’’

Nevşehir, Niğde, Aksaray ve Bayburt’ta da bin kişiye bir hekim düşüyor. Dr. Ülgen’e göre bu durumun nedeni de hastane idarecilerin baskısı, ekonomik sorunlar ve sağlıkta şiddet.

“Eşitsizlik giderek derinleşti”

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’ndan (SES) Kubilay Yalçınkaya da sağlıktaki bölgesel eşitsizliğin giderek derinleştiğini söyledi.

Yalçınkaya ‘‘Ülke, Sağlık Bakanlığı tarafından hizmetin dengeli dağılımı için 30 bölgeye ayrılmış. Temel amaç, her bölgenin kendi sağlık hizmet ihtiyacını kendi içinde yeterliliğini sağlamak. Ancak hekim eksikliği, ülke içinde ve ülke dışına hekim göçü bunu engelledi. Özellikle şehir hastaneleri yatak ve hekim dağılımını olumsuz etkiledi. Büyükşehirlerdeki özel hastane dağılımı eşitsizliği daha da derinleştirmiş durumda. Sağlık emek göçü arttıkça hastaların sağlık hizmeti almak için göçü de artıyor’’ dedi.

Yalçınkaya, özetle şu değerlendirmeleri yaptı: ‘‘2022’de Türkiye geneli kişi başına hekime başvuru 10. En yüksek hekime başvuru olan il 12,7 ile Isparta. En düşük olan il ise 6,8 ile Hakkari.  Hakkari’de bin kişiye düşen uzman hekim sayısı 0,7. Isparta’da bin kişiye düşen uzman hekim sayısı 1,4. Hakkari’de Isparta’nın yarısı kadar uzman hekim sayısı var dolayısı ile kişi başına başvuruda Ispartanın yarısı kadar.’’

TÜİK’e göre, 2023 yılında enfeksiyon ve parazit kaynaklı ölüm sayısı, son 5 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. 2018’de 10 bin 854 kişi bu hastalıklardan yaşamını yitirirken, 2023’te ise bu sayı 19 bin 591’e yükseldi.

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, özetle ‘‘Bu artışın iki nedeni var; birinci neden; 3 yıl boyunca insanları izole ederek solunum yolu enfeksiyonlarının insanlar arasında yayılmasını engelledik. İkinci neden ise özellikle pandemi döneminde aşı karşıtı grupların yaydığı yanlış bilgilerin son derece rahat bir ortamda yayılması ve buna müdahale edilmemesi sonucunda insanlar daha az aşı yaptırmaya başlaması’’ dedi.

Paylaşın

EURO 2024: Türkiye, Portekiz Engelini Aşamadı

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) F Grubu ikinci maçında Türkiye ile Portekiz, BVB Dortmund Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Portekiz, sahadan 3-0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Felix Zwayer’in düdük çaldığı karşılaşmada Portekiz’in gollerini 21. dakikada Bernardo Silva, 29. dakikada Samet Akaydin (Kendi kalesine) ve 56. dakikada Bruno Fernandes attı.

Bu sonucun ardından Türkiye, F grubunda ikinci maçlar sonunda 3 puanla ikinci sırada yer aldı. Portekiz ise 6 puanla grupta birinci sırada yer aldı. Portekiz, gruptan çıkmayı garantiledi.

Türkiye, F Grubu’ndaki üçüncü maçında 26 Haziran Çarşamba günü Çekya ile karşı karşıya gelecek. Portekiz ise gruptaki bir sonraki maçında aynı gün Gürcistan ile karşılaşacak.

Goller

22. dakikada Portekiz öne geçti. Soldan gelişen atakta Leao’nun yerden ortasında savunmadan seken top, penaltı noktasının sağındaki Bernardo Silva’nın önünde kaldı. Bu oyuncunun gelişine şutunda top filelere gitti: 0-1.

29. dakikada Portekiz ikinci golü buldu. Kaleci Altay’ın topa çıktığı sırada savunmada Samet Akaydın’ın hatalı geri pasında meşin yuvarlak çizgiyi geçti: 0-2.

56. dakikada sağ kanattan savunma arkasına atılan topu alıp ceza sahasına giren Ronaldo, kaleciyle karşı karşıya pozisyonda pasını sol çaprazda müsait pozisyondaki Bruno Fernandes’e aktardı. Bu oyuncunun boş kaleye vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 0-3

Stat: BVB Dortmund

Hakemler: Felix Zwayer, Stefan Lupp, Marco Achmüller

Türkiye: Altay Bayındır, Zeki Çelik, Samet Akaydin (Merih Demiral dk. 75), Abdülkerim Bardakcı, Ferdi Kadıoğlu, Kaan Ayhan (İsmail Yüksek dk. 58), Hakan Çalhanoğlu, Orkun Kökcü (Yusuf Yazıcı dk. 46), Yunus Akgün (Arda Güler dk. 70), Kerem Aktürkoğlu (Kenan Yıldız dk. 58), Barış Alper Yılmaz

Portekiz: Diogo Costa, Joao Cancelo (Nelson Semedo dk. 68), Ruben Dias, Pepe (Antonio Silva dk. 83), Nuno Mendes, Joao Palhinha (Ruben Neves dk. 46), Vitinha (Joao Neves dk. 88), Bruno Fernandes, Bernardo Silva, Rafael Leao (Pedro Neto dk. 46), Cristiano Ronaldo

Goller: Bernardo Silva (dk. 21), Samet Akaydin (dk. 28 k.k.), Bruno Fernandes (dk. 56) (Portekiz)

Paylaşın