Türkiye’de “Metamfetamin” Tehdidi Büyüyor

Türkiye’de 2023 yılında 16 ton 210 kilogram metamfetamin yakalanırken, 2024 yılında ise bu miktar yüzde 35,5 artışla 21 ton 912 kilograma yükseldi. Dünyada ise 2023 yılında, 367 ton metamfetamin ele geçirildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı, 2024 Türkiye Uyuşturucu Raporu’nu yayımladı. Türkiye’deki uyuşturucu kaçakçılığı ve kullanımındaki eğilimlere mercek tutan raporda özellikle metamfetamin yakalamalarındaki ciddi artış dikkat çekildi.

Türkiye’nin stratejik coğrafi konumunun uyuşturucu kaçakçılığı açısından önemine vurgu yapılan raporda son yıllarda sentetik uyuşturucuların yarattığı tehdidin artmaya devam ettiği belirtildi.

Rapora göre, 2023’de 16 ton 210 kilogram metamfetamin yakalanırken, 2024’te ise bu miktar yüzde 35,5 artışla 21 ton 912 kilograma yükseldi. Dünyada ise 2022 yılına göre yüzde 7 azalışla 367 ton metamfetamin ele geçirildi.

Raporda, Türkiye’de metamfetamin yakalamalarındaki artışa ilişkin şu ifadeler yer aldı: 2019 yılında ülkemizde metamfetamin yakalamalarında başlayan keskin artış, takip eden 2020, 2021 ve 2022 yıllarında da devam etmiş, 2023 yılında ülke tarihindeki en yüksek metamfetamin yakalama miktarına ulaşılmıştır.

Raporda, Taliban’ın en üst düzey lideri Haybatullah Akunzade, ülkede afyon ekiminin kesinlikle yasak olduğu fetvasına paralel biçimde, Türkiye’de yakalanan eroin miktarları da keskin biçimde düşüş yaşandığı belirtildi.

Raporda, eroin yakalamalarına ilişkin şu ifadeler yer aldı: 2021’de 22 bin 202 kilogram eroin yakalanırken bu miktar 2022’de 7 bin 972 kilograma düşerken, 2023 yılında da düşüş eğilimi devam etti ve Türkiye’de toplamda 3 bin 314 kilogram eroin ele geçirildi.

Dünyada ve Türkiye’de en çok kullanılan uyuşturucu maddelerden biri olan esrarda yakalamalar 2023 yılında yaklaşık yüzde 23 oranında artışla 77.9 ton oldu. Öte yandan 2023 yılında kök kenevir yakalama miktarı, bir önceki yıla göre yüzde 43,6 oranında arttı.

Raporda ayrıca, yeni psikoaktif maddelere (NPS) dair de endişeler dile getirildi. 2023 yılında yakalanan sentetik kannabinoid miktarı, bir önceki yıla göre neredeyse iki katına çıkmış durumda. 2022’de bin 56 kilogram sentetik kannabinoid yakalanırken 2023’te bin 994 kilograma yükseldi.

Uyuşturucuya bağlı ölümlerde çarpıcı veriler

Madde bağlantılı ölümlere (MBÖ) ilişkin verilerinde yer aldığı raporda, madde bağlantılı ölümlere ve bunlar içinde metamfetaminin payına ilişkin şu dikkat çekici veriler yer aldı:

2013 yılında 232 olan doğrudan MBÖ 2017 yılında yüzde 306 artışla 941 oldu. 2018 yılından itibaren madde bağlantılı ölümler düşüşe geçmiş ve düşüş trendi 2022 yılına kadar devam etmiştir. 2023 yılı ise bir önceki yıla göre yüzde 22 artışla 300 oldu. 2017 yılından 2023 yılına kadar yüzde 68’lik bir düşüş kaydedildi.

Uyuşturucu bağlantılı ölüm vakalarının 2023 yılında yüzde 61,6’sının sebebi çoklu madde kullanımından kaynaklandı. Ölümlerin yaş ortalaması 35’tir. 30 yaş altı ölümler yüzde 34,3 (2022 yılında yüzde 35,4), 30 – 39 yaş arası ölümler yüzde 35,0, 40 yaş üzeri ölümler ise yüzde 30,3 oranındadır.

Metamfetamin ölümlerine ayrı bir başlık açılan raporda, bu konu hakkında şu bilgiler verildi: Son yıllarda toplumumuzu yüksek derecede tehdit eden metamfetamin maddesi kaynaklı ölümleri ayrı bir başlık altında ele almakta yarar görülmektedir.

Bu kapsamda doğrudan madde bağlantılı 300 ölümün 148’inde metamfetamine rastlandığı bilinmektedir. 2023 yılında 185 çoklu madde kullanımından kaynaklı ölümün yüzde 53,5’inde metamfetamin görüldü. Diğer yandan tekil madde kullanımından kaynaklı 49 ölüm içerisinde ise yüzde 42,6’sı metamfetamin kaynaklıdır.

Aşırı doz ölümlerin en yüksek görüldüğü 2017 yılında meydana gelen ölümlerde metamfetamin görülme oranı yüzde 7,7 iken, 2023 yılında bu oran yüzde 46,3 oldu. Tek başına metamfetamin kaynaklı ölümler 2017 yılında yüzde 0,3 iken, 2023 yılında yüzde 42,6’ya çıktı. 2016 yılın yüzde yüzde 3,5 olan metamfetamin tedavisine başvuru oranı, 2023’te yüzde 37,1 oldu.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

Rusya Açıkladı: Türkiye BRICS İçin Başvurdu Değerlendirileceğiz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in danışmanlarından Yuri Ushakov, “Türkiye tam üyelik başvurusunda bulundu, değerlendireceğiz” dedi. Türkiye’nin üyeliğinin 22 – 24 Ekim’de Kazan’da yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır. 2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı.

Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir.

BRICS, 2001’de dönemin Goldman Sachs’ın baş ekonomisti Jim O’Neill tarafından kaleme alınan ve Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in büyüme potansiyellerini değerlendiren bir araştırma makalesinden ilham alarak kuruldu.

İlk etapta Güney Afrika’nın üye olmadığı grup, 2009’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Batılı müttefiklerin dünya düzeni hegemonyasına karşı bir platform oluşturmak amacıyla, Rusya’nın girişimiyle kuruldu.

Sputnik’te yer alan habere göre; Uşakov, Türkiye’nin tam üyelik için başvurduğunu ve Ankara’nın talebinin BRICS ülkeleri tarafından değerlendirileceğini söyledi. 9’uncu Doğu Ekonomik Forumu’nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Uşakov; başvuru yapıldığını teyit etti.

ABD merkezli Bloomberg haber sitesi, 2 Eylül’de Türkiye’nin BRICS’e katılmak üzere aylar önce resmi olarak başvuruda bulunduğu iddiasını dile getirdiği haberinde, Türkiye’nin ‘Batı’nın ötesinde ittifaklar kurmak için’ böyle bir yol izlemek istediğini yazmıştı.

Türkiye’nin BRICS’e katılmak için başvuru yaptığı iddialarına ilişkin Avrupa Birliği’nden (AB) açıklama gelmişti. Avrupa Komisyonu Dışişleri ve Güvenlik Politikası Sözcüsü Peter Stano, “Aday ülkelerin AB’nin değerlerini paylaşmalarını ve dış politikalarını bizimkiyle uyumlu hale getirmelerini bekliyoruz” diye konuşmuştu.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de “Üye olmak istediğimizi Sayın Cumhurbaşkanımız çeşitli defalar ifade etti. Bu konudaki talebi açıktır. Süreç işlemektedir. Ancak somut bir gelişme yoktur. Somut bir gelişme olursa, BRICS’in aldığı bir karar gibi, sizinle paylaşırız” açıklamasını yapmıştı.

Çelik resmen bir başvuru yapılıp yapılmadığı veya böyle bir adım atıldıysa ne zaman gerçekleştiğine dair ayrıntı vermezken, “Somut bir gelişme yok” demekle yetinmişti.

Türkiye’nin üyeliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması beklenen 22-24 Ekim’de Rusya’nın Kazan şehrinde yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

Paylaşın

Erdoğan BRICS Zirvesine Katılacak Mı? Çin’den Türkiye’ye Destek

Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov, Erdoğan’ın Rus tarafının Tataristan Cumhuriyeti’nin Kazan kentindeki BRICS Zirvesi’ne katılma davetini kabul ettiğini belirtti. 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning ise, “Çin, diğer BRICS üyesi ülkelerle birlikte BRICS’in açıklık, kapsayıcılık ve kazan-kazan işbirliği ruhunu sürdürmeye ve benzer düşünen daha fazla ortağın BRICS işbirliğine katılımını desteklemeye hazır” dedi.

Türkiye’nin BRICS’e üyelik başvurusunda bulunduğuna dair iddialar gündemdeki yerini korurken Kremlin’den yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’daki BRICS zirvesine katılmayı kabul etti. Dönem başkanı Rusya’nın ev sahipliğindeki 16. BRICS Zirvesi, 22-24 Ekim tarihlerinde Kazan’da yapılacak.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rus tarafının Tataristan Cumhuriyeti’nin Kazan kentindeki BRICS Zirvesi’ne katılma davetini kabul ettiğini belirtti. Uşakov, “Teklif Türk tarafına iletildi ve Erdoğan kabul etti” dedi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Türkiye’nin BRICS’e üyelik için başvurduğuna dair basında çıkan iddiaları değerlendirdi. Ning, “Çin, diğer BRICS üyesi ülkelerle birlikte BRICS’in açıklık, kapsayıcılık ve kazan-kazan işbirliği ruhunu sürdürmeye ve benzer düşünen daha fazla ortağın BRICS işbirliğine katılımını desteklemeye hazır” ifadesini kullandı.

Mao Ning, “BRICS, biçimlenmekte olan piyasalara sahip ülkeler ve kalkınmakta olan ülkeler arasındaki işbirliği için önemli bir platform” diye ekledi.

ABD basınında Türkiye’nin BRICS’e katılmak için üyelik başvurusu yaptığı iddiası yer almıştı. İddianın Türkiye’yle yakın ilişkilere sahip Rusya’nın BRICS dönem başkanlığı sırasında gündeme gelmesi dikkat çekti.

Erdoğan, 2018 yılında Güney Afrika’da düzenlenen 10. BRICS Zirvesi’ne ‘davetli lider’ olarak katılmıştı. Zirvede BRICS liderleriyle aile fotoğrafı çekiminde yer alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra zirve kapsamındaki BRICS Outreach Çalışma Toplantısı’na katılmıştı.

BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılıyor. 2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı.

Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir.

30 ülkenin daha katılmaya hazır olduğu BRICS, küresel ekonomide önemli konuma sahip ve dünya düzeninde alternatif birlik olma yolunda ilerliyor. Ekonomi ağırlıklı BRICS, gelişmekte olan ve ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin hakimiyetine direnç gösteren devletlere uluslararası konularda daha fazla temsil ve söz hakkının verilmesi hedefini de güdüyor.

BRICS, Batı’nın hâkim olduğu kurumlara, özellikle Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşlara alternatif olarak kendini konumlandırıyor. BRICS üyeliği, Türkiye’ye bu kuruluşlar aracılığıyla finansmana erişimini, siyasi ve ticari ilişkilerini genişletme fırsatları sunabilir.

Paylaşın

Türkiye’den BRICS Hamlesi: Katılmak İçin Başvuru Yaptı

Türkiye, önde gelen gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu BRICS grubuna katılmak için resmen başvuruda bulundu. BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır.

2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı. Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir.

Bloomberg’in haberine göre, BRICS, ekim ayında Rusya’da düzenlenecek zirvede genişlemeyi görüşecek. Haberde, Türkiye’nin BRICS grubuna katılma girişiminin, küresel nüfuzunu artırma ve geleneksel Batılı müttefiklerinin ötesinde yeni ittifaklar kurma çabalarının bir parçası olarak görülüyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye, bu hamle ile çok kutuplu bir dünyada hem Doğu hem de Batı ile ilişkilerini güçlendirmek istiyor.

Türkiye’nin bu yeni diplomatik hamlesi, Avrupa Birliği’ne (AB) katılma sürecindeki ilerlemenin yavaşlaması ve NATO üyesi ülkelerle yaşanan bazı gerilimler sonrasında gelirken, özellikle 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini sürdürmesi, NATO içinde bazı çatışmalara yol açmıştı. Türkiye, BRICS üyeliği ile Rusya ve Çin gibi ülkelerle ekonomik iş birliğini artırmayı ve AB ile Asya arasında bir ticaret köprüsü olmayı hedefliyor.

BRICS, Batı’nın hâkim olduğu kurumlara, özellikle Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşlara alternatif olarak kendini konumlandırıyor. BRICS üyeliği, Türkiye’ye bu kuruluşlar aracılığıyla finansmana erişimini, siyasi ve ticari ilişkilerini genişletme fırsatları sunabilir.

Erdoğan, Türkiye’nin hem Doğu hem de Batı ile aynı anda ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini vurgulayarak, ülkenin BRICS’e katılmasının, küresel ekonomik sistemde farklı yaklaşımlar, kimlikler ve politikalar geliştirmesine katkı sağlayacağını belirtti. Erdoğan ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde reform yapılması çağrısını yineleyerek, Türkiye’nin NATO’nun rakibi olarak görülen Şanghay İşbirliği Örgütü’ne de katılma isteğini dile getirdi.

Türkiye’nin BRICS’e katılma girişimi, ülkenin Batı ile olan ilişkilerini tamamen koparmak istemediğini, aksine bu ilişkileri daha dengeli ve çeşitlendirilmiş bir dış politika ile güçlendirmek istediğini gösteriyor. Aynı zamanda, AB ile üyelik görüşmelerini canlandırma çabaları da devam ederken, bu da stratejik hedeflerden biri olmaya devam ediyor.

Paylaşın

Goldman Sachs, Türkiye Tahminlerini Revize Etti

ABD merkezli çok uluslu yatırım bankası Goldman Sachs, Türkiye’ye yönelik enflasyon ve döviz kuru tahminlerini değiştirdi. Kuruluş, Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 51,4’e çekti.

Goldman Sachs, dolar için 3, 6 ve 12 aylık dönemlerde 33, 35 ve 39 olan tahminini 36, 39 ve 44 olarak değiştirdi.

Goldman Sach yayınladığı araştırma notunda, Türkiye’de Ağustos ayında yıllık enflasyonun yüzde 62’den yüzde 51,4’e düşeceğini tahmin etti.

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) 1995 bazlı Ücretliler Geçinme İndeksi de Ağustos ayında yıllık yüzde 61,57 olarak gerçekleşti. TÜİK Ağustos ayı enflasyon rakamlarını salı günü TSİ 10.00’da açıklayacak.

Foreks’in haberine göre; bununla birlikte Goldman Sachs, enflasyonun beklendiği gibi düşmemesi halinde TCMB’nin temkinli davranacağını ve gevşemeyi erteleyeceğini de vurguladı.

Goldman Sachs ayrıca USD/TRY tahminlerini revize etti. USD/TRY için 3, 6 ve 12 aylık dönemlerde 33, 35 ve 39 olan tahminlerini 36, 39 ve 44 olarak değiştirdi.

Paylaşın

Rusya’dan Suriye Açıklaması: Türkiye, Çekilmeyi Konuşmaya Hazır

Ankara – Şam hattındaki normalleşme sürecini değerlendiren Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Türkiye’nin Suriye’den asker çekmeyi görüşmeye hazır olduğunu ama müzakerelerin ana parametrelerinde henüz uzlaşma sağlanmadığını” dedi ve ekledi:

“Sığınmacıların dönüşü, terör tehdidini bastırmak için gerekli önlemler -ki bu, Türk birliklerinin varlığını gereksiz hale getirecek- bunlar üzerinde konuşuyoruz. Tüm bunlar görüşmeler kapsamında.”

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, Türkiye’nin ülkesinden asker çekmesini istediğini ancak bunun normalleşme görüşmeleri için bir ön şart olmadığını söylemesinin ardından, Rusya’dan dikkat çekici bir açıklama geldi.

Artı Gerçek’in aktardığına göre; Russia Today kanalı ile “Doğu’ya Köprüler” belgeseli için bir söyleşi gerçekleştiren Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye hükümeti açısından “ilişkilerde normalleşme için Suriye’deki Türk askerlerinin nihayetinde çekileceğine dair açık bir karar alınmasının şart olduğunu” söyledi. Türkiye’nin de çekilmeyi görüşmeye hazır olduğunu savunan Lavrov, şu ifadeleri kullandı:

“Türkler buna hazır ama ayrıntılı parametreler üzerinde henüz uzlaşma sağlanmadı. Sığınmacıların dönüşü, terör tehdidini bastırmak için gerekli önlemler -ki bu, Türk birliklerinin varlığını gereksiz hale getirecek- bunlar üzerinde konuşuyoruz. Tüm bunlar görüşmeler kapsamında.”

Lavrov, Rusya, Türkiye, Suriye ve İran arasında Şam-Ankara hattındaki normalleşmeyi görüşmek için yakın gelecekte bir görüşmenin planlandığını da açıkladı: “Geçen sene savunma ve dışişleri bakanlıkları ile özel kurumların katılımıyla toplantılar düzenlemek için büyük çaba sarf ettik.

Bu toplantıları Suriye Arap Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yol açabilecek koşulları ele almak için kullandık. Bu toplantılara Suriye, Türkiye, Rusya ve İran’ın temsilcileri katıldı. Şimdi yeni bir toplantı hazırlamanın mantıklı olacağına inanıyoruz. Öngörülebilir bir gelecekte bunun gerçekleşeceğinden eminim.”

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Suriye Halk Meclisi’nde konuşan Devlet Başkanı Beşar Esad, “Egemenlik ve uluslararası hukuk, ilişkilerin onarılması konusunda ciddi olan tüm tarafların ilkeleriyle tutarlıdır ve terörle mücadele her iki tarafın da ortak çıkarıdır” demiş ve eklemişti:

“Komşu ülkenin topraklarını oradan çekilmek için işgal etmedik, teröre desteğimizi durdurmak için de destek vermedik … Çözüm açık sözlü olmak ve kibri değil hatayı tespit etmektir… Gerçek nedenlerini göremediğimiz bir sorunu nasıl çözebiliriz? İlişkiyi yeniden tesis etmek için öncelikle bu ilişkinin bozulmasına neden olan sebeplerin ortadan kaldırılması gerekir ve biz hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

Kerkük’te Türkiye’ye Ait SİHA Düşürüldü: Dışişleri Bakanlığı’ndan Açıklama

Irak’ın Kerkük kenti semalarında Türkiye’ye ait bir SİHA (Silahlı İnsansız Hava Aracı) düşürüldü. Dışişleri Bakanlığı ” Irak makamlarıyla koordinasyon sağlandı” açıklamasında bulundu.

Türkiye’ye ait bir Aksungur SİHA’nın Kerkük’ün Tısın semtinde düşürüldüğü ileri sürüldü. Irak Hava Savunma Kuvvetleri’nden yapılan açıklamada Türkiye’ye ait bir SİHA’nın düşürüldüğü ifade edildi.

Rûdaw’ın haberine göre, bugün saat 10:39 sularında Türkiye’ye ait Aksungur SİHA’sı Kerkük semalarında Irak Hava Savunma Kuvvetleri tarafından düşürüldüğü aktarıldı. Irak medyasına göre Aksungur SİHA’sı, Irak hava savunma sisteminin ateşlediği 4 uçaksavar füzesiyle düşürüldü.

Irak ordusu Kerkük Operasyonlar Komutanlığı da, “izinsiz uçuş gerçekleştirdiği sebebiyle kimliği bilinmeyen bir İHA’nın düşürüldüğünü” bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, yaşanan hadiseye ilişkin açıklama yaptı: “Bugün Kerkük’te yaşanan hadiseyle ilgili açıklama Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı tarafından yapılmıştı. Olayın tüm ayrıntılarıyla aydınlatılması için Irak makamlarıyla koordinasyon sağlanmıştır. Türkiye’nin terörle mücadelede kararlılığı tamdır.

Türkiye, Irak topraklarında yuvalanmış terör örgütüyle mücadelesini, BM Şartı’nın 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa ilkesi uyarınca sürdürmektedir. Türkiye ve Irak arasında terörle mücadele alanında giderek kuvvetlenen güçlü ve ortak bir irade bulunmaktadır.

Son dönemde PKK’nın Irak’ta ‘yasaklı örgüt’ ilan edilmesi ve 15 Ağustos tarihinde Ankara’da imzalanan’ askeri, Güvenlik İşbirliği ve Terörle Mücadeleye dair Mutabakat Zaptı’ bu yaklaşımın ürünleridir. Söz Konusu işbirliğinin sahada somut sonuçlar vermesi ve bu amaçla yetkili makamlar arasındaki eşgüdümün artırılması hususunda her iki ülke de kararlıdır”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Türkiye’den Dört Şart

Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için iki ülke yetkilileri tarafından verilen mesajlara bir yenisi eklendi. Son olarak Dışişleri Bakanlığı kaynakları, ilişkilerin 2011 öncesine dönmesi için Türkiye’nin dört şartını açıkladı.

TRT Haber’de yer alan habere göre; Ankara, Suriye ile ilişkilerin normalleşmesi için şu dört şarta sahip: Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve birliğini muhafaza etmek üzere terör unsurlarından arındırılması,

Suriye’nin kendi halkıyla, kendi halkının meşru talep ve beklentileri temelinde 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı çerçevesinde gerçek bir ulusal uzlaşı sağlaması, bununla bağlantılı olarak güvenli ve onurlu geri dönüşler için gerekli koşulların oluşturulması, insani yardımların kesintisiz şekilde sürmesinden geçmektedir.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Türkiye’den ABD’ye S-400 Önerisi: Kutulara Koyalım Siz Denetleyin

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyesi Türkiye’nin, müttefiki ABD’den 1 filo F-35, 1 filo F-35B istediği ve Rusya yapımı hava savunma sistemi S-400’ler içinse “Kutulara koyalım, siz denetleyin” önerisinde bulunduğu öne sürüldü.

ABD merkezli Forbes dergisinde ise, Türkiye’nin “Rusya’yı da kızdırmadan S-400’leri üçüncü ülkelere satabileceğine” ilişkin bir makale yayımlanmıştı.

“Pakistan veya Hindistan, Türkiye’nin Kullanılmayan Rus S-400 Füzelerini Neden İsteyebilir?” başlıklı makalede eski Bakan Cavit Çağlar’ın “Pakistan ve Hindistan, Türkiye’nin beş yıl önce teslim aldığı ancak kullanmadığı bu füzeleri, farklı nedenlerle olsa da edinmek isteyebilir” sözlerine atıf yapılmıştı.

Yunanistan karşısında hava gücünde üstünlük sağlamak isteyen Türkiye, bir yandan hava kuvvetleri filosundaki eksiklikleri gidermek için farklı seçeneklere yönelirken bir yandan 5. nesil savaş uçağı F-35’ler konusunda ABD’yi tartıyor.

Cumhuriyet’ten Doğa Öztürk’ün haberine göre; Ankara kulislerinde, NATO üyesi Türkiye’nin, müttefiki ABD’den 1 filo F-35, 1 filo F-35B istediği ve Rusya yapımı hava savunma sistemi S-400’ler içinse “Kutulara koyalım, siz denetleyin” önerisinde bulunduğu konuşuluyor. Rusya’dan 2.5 milyar dolar harcanarak alınan ve ABD ile krize neden olan S-400 hava savunma sistemleri halen depolarda bekletildiği belirtiliyor.

Kulislere göre Türkiye; F-35 programına tekrar katılmak için ABD’nin koşulu olan S-400 sorununu çözmek amaçlı bir teklifi masaya getirdi. Cumhuriyet’in ulaştığı ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden üst düzey bir yetkili ise iddiaları yalanlamadı ve “Top artık Türkiye’nin sahasında.

Türkiye’nin F-35 alımına ilişkin gereklilikler iyi bilinmektedir” ifadelerini kullanarak Washington’ın F-35 satışına yönelik şartlarını anımsattı.

Pakistan veya Hindistan formülü

ABD, S-400 hava ve füze savunma sistemi tedariki sebebiyle 2018’de Türkiye’ye yaptırım getirerek F-35 savaş uçağı teslimatlarını askıya almıştı. Türkiye için üretilen 6 adet F-35A savaş uçağı, o tarihten beri depolarda tutuluyor. Lockheed Martin tarafından üretilen bir adet F-35’in maliyetinin ise ortalama 130 milyon dolar olduğu basına yansıyor.

Öte yandan Türkiye’nin F-35 programına tekrar dahil edilmesi için “S-400’lere bir çözüm bulması gerektiği” koşulu ABD tarafından uzun zamandır öne sürülürken Ankara’nın Rus hava savunma sistemlerini üçüncü bir ülkeye satabileceği şeklindeki görüşler Amerikan basınında yankı bulmaya devam ediyor.

ABD merkezli Forbes dergisinde ise, Türkiye’nin “Rusya’yı da kızdırmadan S-400’leri üçüncü ülkelere satabileceğine” ilişkin bir makale yayımlanmıştı.

“Pakistan veya Hindistan, Türkiye’nin Kullanılmayan Rus S-400 Füzelerini Neden İsteyebilir?” başlıklı makalede eski Bakan Cavit Çağlar’ın “Pakistan ve Hindistan, Türkiye’nin beş yıl önce teslim aldığı ancak kullanmadığı bu füzeleri, farklı nedenlerle olsa da edinmek isteyebilir” sözlerine atıf yapılmıştı.

Paylaşın

Türkiye, AHİM’den Osman Kavala İçin Ek Süre Talep Etti

Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AHİM) Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala kararı için ek süre talep ettiği öğrenildi.

“Gezi Parkı Davası” kapsamında tutuklu yargılanan iş insanı Osman Kavala 25 Nisan 2022 yılında “Türkiye Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edildi. Kavala’nın cezası 28 Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi, tarafından onandı.

Gerçek Gündem’den Tuğba Özer’in haberine göre; AİHM, Türkiye’ye 1 ay kadar süre tanırken, Türkiye’nin 16 Eylül’e kadar savunmasını tamamlaması gerekiyor. Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki karara uymayan Türkiye’nin bu tarihe kadar savunmasını mahkemeye iletmesi bekleniyor.

Öte yandan Kavala’nın 2019 ihlal kararı gereği serbest bırakılmaması sebebi ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye hakkında ‘ihlal prosedürü’ başlatmıştı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 18 Ekim 2017’de gözaltına alındıktan sonra 1 Kasım 2017’de Gezi Parkı davası kapsamında tutuklanan iş insanı Osman Kavala ile ilgili hak ihlali kararı vermişti. Mahkeme, bu durumun sona erdirilmesi için AİHS’in 46. Maddesinin 4. fıkrası uyarınca Kavala’nın derhal serbest bırakılması gerektiğine hükmetmişti.

AİHM’nin ihlal kararına rağmen serbest bırakılmaması üzerine avukatları 18 Ocak 2024’de AİHM’e tekrar başvurdu. 6,5 yıldır cezaevinde bulunan Kavala’nın yaptığı ikinci başvuruyu öncelikli olarak inceleme kararı alan mahkeme başvuruyu 21 Mart 2024’te Türkiye’ye iletti. Türkiye’den savunmasını 16 Temmuz 2024 tarihine dek mahkemeye sunması istenmişti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Osman Kavala’nın 18 Ocak 2024 tarihinde yaptığı ikinci başvuruya öncelik verdiğini bildirerek Türk Hükümeti’nin cevaplamasını istediği soruları açıkladı. Kavala’nın hukuk temsilcileri tarafından yapılan açıklamaya göre mahkeme, başvurunun incelenmesi için Türk Hükümeti’nden 16 Temmuz 2024’e kadar savunmasını iletmesini beklediğini duyurdu.

Paylaşın