2024 Yılında Türkiye’de 73 Bin 482 Kitap Yayınlandı

TÜİK’in verilerine göre; 2024 yılında Türkiye’de 73 bin 482 kitap yayınlandı. Yayınlanan materyal sayısı ise 2024 yılında, 2023 yılına göre yüzde 6,5 azalarak 92 bin 595 oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Kütüphane İstatistikleri 2024 verilerini yayınladı. Buna göre; Kütüphane sayısı 2024 yılında 1 Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi, 1 Milli Kütüphane, 1 301 halk kütüphanesi, 637 üniversite kütüphanesi ile 42 bin 889 örgün ve yaygın eğitim kurum kütüphanesi olmak üzere toplam 44 bin 829 oldu.

Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi kitap sayısı 2024 yılında yüzde 3,2 artarak 2 milyon 613 bin 965 oldu. Bir önceki yıla göre kitap sayıları Milli Kütüphanede yüzde 8,3 artarak 1 milyon 829 bin 534, üniversite kütüphanelerinde yüzde 3,5 artarak 22 milyon 420 bin 99, halk kütüphanelerinde yüzde 3,6 artarak 25 milyon 82 bin 260, örgün ve yaygın eğitim kurum kütüphanelerinde yüzde 5,4 azalarak 65 milyon 227 bin 96 oldu.

2023 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi verileri kütüphanenin idari kayıtlarından derlenmeye başlanmıştır.

Türkiye’de 487’si devlet ve 150’si vakıf üniversitesi olmak üzere toplamda 637 üniversite kütüphanesinin mevcut olduğu görüldü. Üniversite kütüphanelerinin elektronik kitap sayısı bir önceki yıla göre yüzde 6,0 artarak 125 milyon 428 bin 957 oldu. Üniversite kütüphanelerine kayıtlı üye sayısı yüzde 2,0 artarak 4 milyon 282 bin 978 olurken, kitap dışı materyal sayısı yüzde 4,1 azalarak 1 milyon 594 bin 486 oldu.

Halk kütüphanelerinden yararlanan kişi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 15,4 artarak 38 milyon 737 bin 705 oldu. Halk kütüphanelerine kayıtlı üye sayısı bir önceki yıla göre yüzde 8,6 artarak 6 milyon 726 bin 993 oldu.

Yayımlanan materyallerin sayısı 2024 yılında, 2023 yılına göre yüzde 6,5 azalarak 92 bin 595 oldu. Yayınlar konularına göre incelendiğinde 2024 yılında yayımlanan materyallerin yüzde 21,4’ünün akademik, yüzde 21,3’ünün yetişkin kurgu edebiyat, yüzde 19,4’ünün ise eğitim olduğu görüldü.

Paylaşın

Türkiye, Hazırlık Maçında Meksika’ya Yenildi

2026 FIFA Dünya Kupası Elemeleri kapsamında Meksika ile Türkiye, Kenan Memorial Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Moeth Gaymes’in yönettiği karşılaşmadan Meksika, 1 – 0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Meksika’ya galibiyeti getiren golü 45. dakikada Orbelín Pineda kaydetti.

Meksika – Türkiye arasında oynanan bu karşılaşma, iki takım arasında oynanan ilk karşılaşma olarak kayıtlara geçti. Türkiye, ABD kampındaki ilk özel maçında karşılaştığı ABD’yi 2-1 mağlup etmişti.

45. dakikada Meksika öne geçti. Sağdan kullanılan taç atışı sonrası Ruiz’in pasıyla ceza sahasında topla buluşan Pineda’nın dönerek vuruşunda, meşin yuvarlak ağlara gitti. 1-0

Stat: Kenan Memorial

Hakemler: Moeth Gaymes, Denroy Barker, Ryan Graves (Saint Vincent ve Grenadinler)

Meksika: Malagon, Sanchez, Montes, Reyes, Gallardo, Alvarez (Dk. 61 Lira), Ruiz (Dk. 84 Chavez), Pineda (Dk. 61 Alvarado), Quinones (Dk. 71 Gimenez), Sepulveda (Dk. 71 Jimenez), Vega (Dk. 61 Huerta)

Türkiye: Berke Özer, Mert Müldür, Merih Demiral, Çağlar Söyüncü, Yasin Özcan (Dk. 46 Mustafa Eskihellaç), Kaan Ayhan (Dk. 77 Demir Ege Tıknaz), İsmail Yüksek (Dk. 62 Orkun Kökçü), İrfan Can Kahveci (Dk. 62 Barış Alper Yılmaz), Arda Güler, Kerem Aktürkoğlu (Dk. 77 Deniz Gül), Kenan Yıldız (Dk. 84 Ahmed Kutucu)

Gol: Dk. 45 Pineda (Meksika)

Paylaşın

Türkiye’de Her Beş Haneden Biri Tek Kişilik

Türkiye’de ortalama hane halkı büyüklüğü 2010’da 3,68 iken 2024’te 3,11’e düştü. Günümüzde her beş haneden biri tek kişilik. Özellikle genç yetişkinler ve yaşlı kadınlar arasında yalnız yaşam biçimi yaygınlaşıyor.

Toplumsal Düşünce ve Araştırmalar Merkezi (TODAM) tarafından hazırlanan “Toplumun Görünümü 2024” raporuna göre, Türkiye’de demografik yapı, aile formları ve sosyal kırılganlıklar önemli ölçüde değişiyor. Enes Koru ve Şüheda Nur Uzuntaş’ın hazırladığı raporda eğitim, sağlık, demografi, ekonomi, göç, hane yapısı, hukuk ve çalışma hayatı gibi birçok başlıkta toplumsal dönüşüm mercek altına alındı.

Rapora göre Türkiye’de nüfus artış hızı yüzde 1,1’e kadar gerilerken, doğurganlık oranı 1,51 ile nüfus yenilenme eşiği olan 2,1’in oldukça altında kaldı. 0-14 yaş grubunun oranı yüzde 20,9’a inerken, 65 yaş ve üzeri nüfus oranı yüzde 10,6’ya çıktı. Ortanca yaş 34 olurken, 40-44 yaş grubu nüfus piramidinde en geniş yaş dilimi oldu.

Aile yapısında da önemli dönüşümler gözlemleniyor. “Anne-baba-çocuk” tipindeki klasik çekirdek ailelerin oranı 2014’te yüzde 45 iken 2024’te yüzde 38’e geriledi. Ortalama hane halkı büyüklüğü 2010’da 3,68 iken 2024’te 3,11’e düştü. Günümüzde her beş haneden biri tek kişilik. Özellikle genç yetişkinler ve yaşlı kadınlar arasında yalnız yaşam biçimi yaygınlaşıyor.

Boşanma oranları artarken, evlilikler gecikiyor. 2023 verilerine göre kaba evlenme hızı binde 6,63, boşanma hızı ise binde 2,01 olarak kaydedildi. Evlenen çift sayısı 565 bin iken boşanan çift sayısı 171 bin oldu. Kadınlarda ilk evlenme yaşı 25,8’e, erkeklerde 28,3’e yükselirken; ortalama ilk doğum yaşı 29,2’ye çıktı. Bu durum, evlilik ve annelik sürecinin giderek ertelendiğini gösteriyor.

Raporda yer alan diğer bulgular şöyle:

Konut ve gıda giderleri yüksek: Hane halkı harcamalarında en yüksek pay konut/kira ve gıda harcamalarına ait. Temel ihtiyaçlar, keyfi harcamalara yer bırakmıyor.

Ev sahipliği oranı düşüyor: Kira artışları ve konut fiyatlarındaki yükseliş, barınma güvenliğini tehdit ediyor. Özellikle düşük gelirli haneler bu durumdan olumsuz etkileniyor.

Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski sürüyor: 2024 itibarıyla çocukların yüzde 38,9’u hâlâ maddi yoksunluk, düşük gelir veya işsizlik gibi nedenlerle kırılgan durumda. Yaşlıların dörtte biri de benzer risklerle karşı karşıya.

Çocuk işçiliği artıyor: 15-17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılım oranı yüzde 19,6’ya çıktı.

Genç işsizliği ve eğitimsizlik: 15-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 22,9’u ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor.

Paylaşın

Türkiye’de Her Üç Kadından Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda

Türkiye’de her üç genç kadından birinin eğitim ya da iş hayatının dışında kaldığı tespit edildi. Düşük ücretler, iş deneyimi eksikliği ve güvencesiz çalışma koşulları, gençlerin iş gücüne katılımını zorlaştıran başlıca nedenler olarak öne çıkıyor.

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) yayımladığı yeni rapor, Türkiye’deki gençlerin önemli bir bölümünün ne eğitimde ne de istihdamda yer aldığını ortaya koydu. Rapora göre, 15-29 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 28’i “NEET” (Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan Gençler) kategorisinde yer alıyor. Bu oran, OECD ortalaması olan yüzde 13’ün iki katından fazla. İstanbul özelinde ise oran yüzde 18,6 düzeyinde seyrediyor.

İTOSAM tarafından TÜİK verileri ve yüz yüze mülakatlara dayalı olarak hazırlanan çalışmada, NEET gençlerin çoğunluğunu resmi bir okuldan mezun olmamış bireylerin oluşturduğu belirtildi. Cinsiyet temelli analizlerde ise her üç genç kadından birinin eğitim ya da iş hayatının dışında kaldığı tespit edildi. Düşük ücretler, iş deneyimi eksikliği ve güvencesiz çalışma koşulları, gençlerin iş gücüne katılımını zorlaştıran başlıca nedenler olarak öne çıkıyor.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre; İTO Başkanı Şekib Avdagiç, konuyla ilgili değerlendirmesinde, gençlerin sosyal yardımlarla desteklenmesinin yeterli olmadığını vurguladı. “Bu yardımların eğitim veya mesleki beceri kazandırma koşuluna bağlanması şart. Gençleri staj ve işbaşı eğitimlerle iş dünyasına hazırlayacak mekanizmaları yaygınlaştırmalıyız” dedi.

Avdagiç, genç istihdamını artırmaya yönelik olarak işverenlere vergi indirimi, sigorta prim muafiyeti ve maaş desteklerinin genişletilmesi çağrısında bulunurken, bireysel kariyer danışmanlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının da önemine dikkat çekti.

Araştırma, NEET gençliğin yalnızca ekonomik değil, psikolojik ve sosyal sorunlara da işaret ettiğini ortaya koydu. Aşırı korumacı ebeveynlik anlayışı, sosyal beceri eksikliği ve bireysel özgüven yoksunluğu, gençlerin bağımsız karar alma ve toplumla bütünleşme süreçlerini zayıflatıyor. Raporda, “çalışmamayı tercih eden gençlerin artışı, devletin eğitim yatırımlarının etkinliği üzerine düşünülmesi gerektiğini” vurgulayan analizler de yer aldı.

Raporda görüşlerine yer verilen gençler, aile baskısı, çocuk bakımı sorumlulukları, ekonomik sıkıntılar ve iş piyasasında tecrübe beklentisi gibi engellerle karşılaştıklarını ifade etti. Bu durum, NEET sorununun yalnızca ekonomik değil, sosyal politikalarla da ele alınması gerektiğine işaret ediyor.

İTO’nun bulguları, Türkiye’nin genç nüfusu için uzun vadeli, kapsayıcı ve çok boyutlu bir istihdam politikasına duyulan ihtiyacı bir kez daha gündeme taşıyor. Eğitim-istihdam köprüsünün güçlendirilmesi, sosyal hizmetlerin daha entegre bir yaklaşımla yapılandırılması ve özel sektörle koordineli çözümler, sorunun çözümünde anahtar rol oynayacak.

Paylaşın

Bakan Güler’den “Suriye” Açıklaması: Askerleri Çekme Planımız Yok

Türkiye’nin Suriye’deki önceliğinin bu ülkenin toprak bütünlüğünü korumak ve terörden arındırmak olduğunu belirten Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin şu an için askerlerini çekmeyi planlamadığını söyledi.

Yaşar Güler, Suriye’deki 20 bini aşkın Türk askerinin çekilmesi ya da yerinin değiştirilmesine dair tartışmalara girilmesi için henüz çok erken olduğunu sözlerine ekledi.

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, Suriye ordusuna eğitim ve danışmanlık desteği veren Türkiye’nin şu an için bu ülkedeki askerlerini çekme gibi bir planı olmadığını açıkladı. Türkiye’nin Suriye’deki önceliğinin bu ülkenin toprak bütünlüğünü korumak ve terörden arındırmak olduğunu belirten Güler, Ankara’nın bu doğrultuda Şam’a destek verdiğini söyledi.

Millî Savunma Bakanı Güler, “Bir yandan Suriye’nin savunma kapasitesini artırmaya yönelik adımlar atarken bir yandan da askeri eğitim ve danışmanlık hizmetleri sağlamaya başladık” diye konuştu.

Reuters’ın sorularına yazılı yanıt veren Güler, Suriye’deki 20 bini aşkın Türk askerinin çekilmesi ya da yerinin değiştirilmesine dair tartışmalara girilmesi için henüz çok erken olduğunu sözlerine ekledi. Bakan Güler, “bunun ancak Suriye’de barış ve istikrar sağlandığında, bölgedeki terör tehdidi tümüyle ortadan kaldırıldığında, Türkiye’nin sınır güvenliği tam olarak sağlandığında ve ülkesinden kaçan insanların onurlu bir şekilde dönüşleri tamamlandığında yeniden değerlendirilebileceğini” belirtti.

Türkiye, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’ye yüzlerce saldırı düzenleyen İsrail’i bu ülkedeki barış sürecini baltalamakla suçluyor. Türkiye ve İsrail, iki ülke askerlerinin Suriye’de karşı karşıya gelmesine yol açabilecek durumlar yaşanmaması için bir çatışmasızlık mekanizması kurmanın yollarını da arıyor.

Güler, Reuters’a yaptığı açıklamada, “bir iletişim ve koordinasyon yapısının” yanı sıra “istenmeyen olayların önlenmesine” yönelik bir çatışmasızlık mekanizmasının kurulması için teknik seviyedeki görüşmelerin sürdüğünü belirtti. Güler, “Bu hattı kurma ve eksiksiz şekilde faaliyete geçirme yönündeki çabalarımız devam ediyor. Ancak unutulmamalı ki çatışmasızlık mekanizması normalleşme anlamına gelmiyor” diye ekledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Mayıs Ayında 78 Gazeteci Yargılandı 3’ü Tutuklandı

Mayıs ayında 5 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan 3’ü tutuklandı. 43 ayrı dava dosyasında toplam 78 gazeteci yargılanırken, 4 gazeteciye hapis ve para cezası verildi.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 2024 Mayıs ayına ilişkin Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’nu yayımladı. Evrensel’den Merve Tur’un aktardığına göre; Raporda, gazetecilerin Basın Özgürlüğü Günü’nün kutlandığı bu ayda dahi yoğun baskı, sansür ve şiddetle karşı karşıya kaldığı belirtildi.

Mayıs ayında 5 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan 3’ü tutuklandı. 43 ayrı dava dosyasında toplam 78 gazeteci yargılanırken, 4 gazeteciye hapis ve para cezası verildi. Gözaltına alınan gazeteciler arasında, haberleri nedeniyle hedef gösterilen Furkan Karabey de yer aldı. Karabey’in sosyal medya hesabı hukuksuz biçimde kapatılırken, T24 muhabiri Can Öztürk’ün basın kartı parçalandı.

Raporda, öldürülen gazetecileri anan beş basın emekçisine soruşturma açıldığına dikkat çekildi. Katledilen Nazım Daştan, Cihan Bilgin, Gülistan Tara ve Hêro Bahaddin’in anılmasının dahi suç sayıldığı belirtilirken, İstanbul Barosunun bu konuda yargılandığı davada Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve üyelerin savunma yaptığı aktarıldı. DFG, “Katledilen gazetecilerin hesabını sormaktan vazgeçmeyeceğiz” açıklamasını yaptı.

Raporda, tehdit edilen Kıbrıslı gazeteci Ayşemden Akın’ın durumu da öne çıktı. Akın, 30 Nisan’da tehdit edildi; tehditlere konu olan röportajındaki Cemil Önal Hollanda’da öldürüldü. Bir aydır süren çağrılara rağmen Akın’a hâlâ koruma verilmedi. DFG, Akın’ın can güvenliğinin sağlanmasını talep etti.

Mayıs ayında gazetecilere yönelik sansür de artarak sürdü. YouTube, Türkiye’nin talebiyle gazeteciler Günay Aslan, Amed Dicle, Erdal Er, Fehim Işık ve Cahit Mervan’a ait kanalları erişime kapattı. Grup Yorum’a ait 205 milyon izlemeyi geçen 454 video da aynı şekilde engellendi. Ayrıca, 3 internet sitesi kapatıldı, 12 haber ve 465 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

Raporda, mayıs ayında adliye koridorlarında gazetecilik dayanışmasının güçlü şekilde sürdüğü vurgulandı. Tutuklu meslektaşların tahliye edildiği davalara işaret edilerek, cezaevlerinde hâlen 31 gazetecinin bulunduğu belirtildi. DFG, “Haziran ayında da bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Tüm tutuklu gazeteciler özgür kalana kadar gazeteciliği savunacağız” dedi.

Rakamlarla hak ihlalleri:

5 gazeteci gözaltına alındı, 3’ü tutuklandı
2 gazeteci saldırıya uğradı, 2 gazetecinin evine baskın yapıldı
7 gazeteci kötü muameleye maruz kaldı
6 gazetecinin haber takibi engellendi
10 gazeteci hakkında soruşturma açıldı, 3 soruşturma davaya dönüştü

4 gazeteciye toplam 2 yıl hapis ve 32 bin 940 TL para cezası
43 davada 78 gazetecinin yargılaması sürdü
31 gazeteci hâlen tutuklu
3 internet sitesi kapatıldı
12 haber ve 465 sosyal medya içeriğine erişim engeli
12 kanala idari para cezası, 1 program incelemeye alındı

Paylaşın

Türkiye, Özgürlüklerin “Baskı Altında” Olduğu Ülkeler Arasında

Brot für die Welt’in (Dünya İçin Ekmek) Sivil Toplum Atlası adlı raporunda, Türkiye’de iktidarı eleştirenlerin baskı ile karşılaştığı, cezaevinde konulduğu ve hatta öldürüldüğü ifade edildi.

B unun yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının engellendiği; barışçıl eylemlerin çoğunlukla gözaltılar ile sona erdiği kaydedilen raporda ayrıca, medyanın çoğunlukla iktidarın bakışını yansıttığı, eleştirel internet sayfaları engellendiği belirtildi.

Almanya merkezli Protestan yardım kuruluşu Brot für die Welt’in (Dünya İçin Ekmek) açıkladığı Sivil Toplum Atlası adlı rapor, dünya nüfusunun sadece yüzde 3,5’inin vatandaşlarına özgürlük vadeden ve bunu sağlayan devletlerde yaşadığını ortaya koydu. Raporda, bunun dünya üzerindeki insanların çoğunluğunun temel hak ve özgürlüklerinin belirli ölçüde veya ciddi bir şekilde kısıtlandığı anlamına geldiği belirtildi.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 197 ülke ve bölgeyi kapsayan Sivil Toplum Atlası’nda ülkeler ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi kriterler temelinde beş kategoriye ayrıldı.

Sivil haklar konusunda faaliyet gösteren Johannesburg merkezli uluslararası kuruluş Civicus’un verilerine dayanan raporda 40 ülke, devletin vatandaşlarına sivil haklar alanında özgürlük sağladığı “açık” kategorisinde değerlendirildi. Bu ülkelerde yaşayan nüfusun 284 milyon civarında olduğu kaydedildi. 27 Avrupa Birliği (AB) ülkesinin sadece 12’si “açık” kategorisinde yer aldı.

Aralarında Almanya’nın da bulunduğu 13 AB üyesi ve ABD ile birlikte toplam 42 ülke “engelli” kategorisinde değerlendirildi. Dünya nüfusunun yüzde 11,1’ini oluşturan bu ülkelerde vatandaşların ifade ve toplanma özgürlüğüne büyük ölçüde izin verildiği belirtildi. Ancak bazı gösterilere izin verilmemesi, bazı derneklerin yasaklanması gibi uygulamalarla hakların ihlal edildiğine dikkat çekildi.

Sivil Toplum Atlası, aralarında Yunanistan, Macaristan, İngiltere ve Ukrayna’nın bulunduğu 35 ülkeyi ise hakların “kısıtlı” olduğu ülkeler olarak nitelendirdi. Dünya nüfusunun yüzde 12,9’unu oluşturan bu ülkelerde sivil toplum örgütlerinin kısıtlayıcı uygulamalarla karşılaştığı, protesto eylemlerine polis müdahalesinin görüldüğü belirtildi.

Rapora göre sivil toplumun “baskı altında” olduğu 51 ülkede dünya nüfusunun yüzde 42,6’sı yaşıyor. Raporda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bu ülkelerde, iktidarı eleştirenlerin baskı ile karşılaştığı, cezaevinde konulduğu ve hatta öldürüldüğü ifade edildi. Bunun yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının engellendiği; barışçıl eylemlerin çoğunlukla gözaltılar ile sona erdiği kaydedildi. Ayrıca, medyanın çoğunlukla iktidarın bakışını yansıttığı, eleştirel internet sayfaları engellendiği belirtildi. Türkiye’nin yanı sıra Meksika, Cezayir, Tayland gibi ülkeler bu kategoride yer aldı.

Raporda, dünya nüfusunun yüzde 30’unun ise ciddi engelleme ve kısıtlamalar yaşadığı belirtilerek, aralarında Rusya’nın bulunduğu 29 ülke “kapalı” olarak sınıflandırıldı. “Korku ikliminin hâkim olduğu” bu ülkelerde temel hak ve özgürlüklere izin verilmediği vurgulandı. Bu ülkeler arasında Rusya’nın yanı sıra Çin, Kuzey Kore, Belarus gibi ülkeler sayıldı.

“Demokrasi ve insan hakları saldırı altında”

Raporu değerlendiren Brot für die Welt Başkanı Dagmar Pruin, “On yıllardır görmediğimiz bir şekilde demokrasi ve insan hakları dünya genelinde saldırı altında bulunuyor. Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve devletin keyfi uygulamalarına karşı koruma sayısı giderek artan ülkelerde ya tehdit altında ya da hiç mevcut değil” şeklinde konuştu. Pruin, sadece özgür bir sivil toplumda yaşayan bir demokrasinin mümkün olabileceğini de sözlerine ekledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, İşçiler İçin En Kötü 10 Ülke Arasında

Türkiye, işçiler için en kötü 10 ülke arasında yer aldı. Türkiye’nin yanı sıra Bangladeş, Belarus, Ekvador, Mısır, Esvatini, Myanmar, Nijerya, Filipinler ve Tunus da işçi haklarının en çok ihlal edildiği ülkeler arasında sıralandı.

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2025 yılına ilişkin Küresel Haklar Endeksi raporunu yayımladı. Rapora göre Türkiye, işçiler için en kötü 10 ülke arasında yer aldı. Türkiye’nin yanı sıra Bangladeş, Belarus, Ekvador, Mısır, Esvatini, Myanmar, Nijerya, Filipinler ve Tunus da işçi haklarının en çok ihlal edildiği ülkeler arasında sıralandı.

Konfederasyon Genel Sekreteri Luc Triangle, 151 ülkenin incelendiği raporun Mart 2025’e kadar olan süreci kapsadığını belirterek, “Ancak o tarihten sonra da olumsuz eğilimler derinleşmeye devam etti” dedi. Triangle, demokratik değerleri zayıflatan liderlerin ilk hedefinin işçi hakları olduğunu, çünkü sendikaların bu değerlerin en güçlü savunucusu ve en büyük toplumsal muhalefet olduğunu vurguladı.

Rapora göre ülkelerin yüzde 87’si grev hakkını, yüzde 80’i ise toplu pazarlık hakkını ihlal etti. Adalete erişim hakkının kısıtlandığı ülkelerin oranı yüzde 72 ile rekor seviyeye ulaştı. 2015’te işçi haklarında en iyi puanı alan ülke sayısı 18 iken, bu yıl sadece yedi ülke en üst düzeyde not alabildi.

Milyarderlerin etkisi arttı

Triangle, milyarder destekli siyasi aktörlerin, servetlerini artırırken demokratik yapıları zayıflattığını belirtti. “Dünyanın en zengin beş kişisi servetlerini iki katına çıkardı, buna karşılık dünya nüfusunun yüzde 60’ı daha da yoksullaştı” diyerek gelir adaletsizliğine dikkat çekti.

ITUC, aşırı sağcı politikalar ve milyarder destekli otoriter liderlere karşı küresel çapta bir demokrasi kampanyası yürüttüklerini de duyurdu. Triangle, “İşçilerin ihtiyaç duyduğu ücret, hak ve sosyal güvenceyi sağlamak bir kaynak değil, siyasi tercih meselesidir” dedi.

Paylaşın

4.5 Yılda 866 Bin İş Yeri Kapandı

2021’in başından Nisan 2025’e kadar tam 508 bin 132 küçük esnaf iş yerinin kapısına kilit vurdu. Böylece 4 yıl 4 ayda, kapanan iş yeri sayısı toplam 866 bin gibi, korkunç bir rakama ulaştı.

2021’deki “faiz inerse enflasyon da iner” şeklindeki ekonomi formülünün ardından 2 yıldır Mehmet Şimşek’in “düşük kur-yüksek faiz” diye açıklanan kemer sıkma politikaları ticari hayatı da zora soktu. Ocak 2021’den bu yana; kapanan, feshedilen veya re’sen kapanan şirketler, gerçek kişi ticari işletmeler ve küçük esnafların sayısı toplamda 866 bini aştı.

Nefes’ten Ali Öztütk, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) kayıtlarına dayandırdığı haberde, Ocak 2021 ile Nisan 2025 arasında, 205 bin 725 şirket kapandı. Bu rakama, tasfiye edilen ve re’sen kapanışı yapılan 152 bin 177 şirket eklenince TOBB’a bağlı odalara üye, anonim şirketler ve limited şirketler dahil toplam 357 bin şirket kilit vurdu.

Küçük esnaf da bitik durumda. Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) kayıtlarına göre, 2021’in başından Nisan 2025’e kadar tam 508 bin 132 küçük esnaf iş yerinin kapısına kilit vurdu. Böylece 4 yıl 4 ayda, kapanan iş yeri sayısı toplam 866 bin gibi, korkunç bir rakama ulaştı. 4.5 yılda kapanan toplam iş yeri sayısı, halen SGK’da kaydı bulunan 3 milyon 655 milyon aktif Bağ-Kur sigortalısının yüzde 24’üne denk geliyor.

Diğer yandan, TOBB ve TESK kayıtlarına göre, söz konusu dönemde, yani son 4 yıl 4 ayda kurulan şirket ve küçük esnaf iş yeri sayısı toplamda 2 milyon 62 bin 299 oldu. Buna rağmen, Sosyal Güvenlik Kurumu’nda (SGK), adına Bağ-Kur primi ödenen kişi sayısı sadece 513 bin arttı.

Kapanan veya tasfiye edilen iş yerlerinin sayısından yaklaşık 1.2 milyon daha fazla yeni şirket kurulmasına rağmen, Bağ-Kura kayıtlı olarak SGK primi ödeyenlerin sayısının çok daha düşük kalması, “Kurulan şirketler kağıt üzerinde şirketler mi? Aynı kişiler tarafından kurulan çok sayıda tabela şirket mi var” sorusunu akla getirdi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), re’sen kapanan şirketleri, yani faaliyeti tespit edilemediği için Ticaret Sicil Müdürlükleri tarafından kaydı silinenleri ayrı başlık altında açıklıyor. Fakat son 2 yıldır re’sen kapanışlarla ilgili sağlıklı bir rakam açıklanmadı.

TOBB’a göre son 4 yıl 4 ayda 109 bin 611 şirket tasfiye oldu. Ocak 2021-Kasım 2023 döneminde 42 bin 566 şirket de re’sen kapandı. Bu iki kalemin toplamı, 4 yıl 4 ayda 152 bin 177 iş yeri kapanışına işaret ediyor. Bunlarla birlikte yaklaşık 4.5 yılda kapanan şirket sayısı 866 bin 34’ü buluyor.

Paylaşın

Türkiye, 2025 Yılının Birinci Çeyreğinde Yüzde 2 Büyüdü

TÜİK’in açıkladığı verilere göre; Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH), 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,0 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 2025 I. Çeyrek verilerini açıkladı. Buna göre; GSYH 2025 yılı birinci çeyrek ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,0 arttı.

GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2025 yılı birinci çeyreğinde bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; inşaat sektörü toplam katma değeri yüzde 7,3, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 6,1, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 4,7, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 4,0, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,4, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 1,8, hizmetler yüzde 1,3, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 0,5 ve kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 0,3 arttı. Tarım sektörü yüzde 2,0, sanayi ise yüzde 1,8 azaldı.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,0 arttı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,7 arttı.

Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tahmini, 2025 yılının birinci çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 36,7 artarak 12 trilyon 125 milyar 173 milyon TL oldu. GSYH’nin birinci çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 335 milyar 504 milyon olarak gerçekleşti.

Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 2,0 arttı. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1,2, gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise yüzde 2,1 arttı.

Mal ve hizmet ihracatı, 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 0,01 azalırken ithalatı yüzde 3,0 arttı.

İşgücü ödemeleri 2025 yılının birinci çeyreğinde yüzde 42,9 arttı

İşgücü ödemeleri, 2025 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 42,9 arttı. Net işletme artığı/karma gelir yüzde 31,2 arttı.

İşgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı geçen yılın birinci çeyreğinde yüzde 41,7 iken, bu oran 2025 yılı birinci çeyreğinde yüzde 43,7 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise geçen yılın birinci çeyreğinde yüzde 36,4 iken, 2025 yılı birinci çeyreğinde yüzde 35,0 oldu.

Paylaşın