8 Yılda 18 Bin 685 Yabancı Sağlık Çalışanı Türkiye’de Çalışmaya Başladı

Çoğunluğu hekim ve yoğun bakım hemşireleri olmak üzere, son yıllarda çalışmak amacıyla yurt dışına giden Türk sağlık çalışanlarının sayısı rekor seviyede. Bunun yanısıra, yurt dışından Türkiye’ye çalışmaya gelen yabancı sağlık çalışanları da bulunuyor. 

Bu kişilere dair haberler sosyal medyada yer alırken, “aile hekimlikleri” olarak da bilinen Aile Sağlık Merkezleri’nde (ASM) çok sayıda yabancı kökenli aile hekimi olduğu görülüyor.

Peki Türkiye’deki yabancı sağlık çalışanlarının durumu nedir?

Bu kişiler yurt dışına giden Türk hekimlerinin ve diğer sağlık çalışanlarının yerini doldurabilir mi?

Yabancı sağlık çalışanlarının sayısı belli ancak kaçının hekim olduğu net değil

Konuyla ilgili Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem’e konuşan Türk Tabipler Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut Türkiye’de göreve başlayan yabancı sağlık çalışanlarının sayısına dair rakam olduğunu ancak bunların kaçının hekim olduğuna dair net bir bilgiye sahip olmadıklarını söyledi.

Çünkü Bulut’un açıklamasına göre Sağlık Bakanlığı bu bilgiyi, TTB ile paylaşmıyor.

Bulut’un TTB kayıtlarına dayanarak verdiği bilgiye göre 2012 ile 2022 arasında Türkiye’de çalışma izni alarak çalışmaya başlayan bütün branşlardaki yabancı sağlık çalışanları (doktor, hemşire, teknik eleman vs. tamamı) ile aynı dönemde yurt dışına gitmek için TTB’den “İyi Hal” belgesi alan ve branşı sadece hekimlik olan Türk çalışanlarının sayıları şöyle:

Her yıl gelen yabancı sağlık çalışanı da yurt dışına giden Türk hekim de arttı

2012: 309 yabancı sağlık çalışanı geldi, 59 Türk hekim yurt dışına gitti

2013: 555 yabancı sağlık çalışanı geldi, 90 Türk hekim yurt dışına gitti

2014: 856 yabancı sağlık çalışanı geldi, 118 Türk hekim yurtdışına gitti

2015: 1056 yabancı sağlık çalışanı geldi, 150 hekim gitti

2016: 1346 yabancı sağlık çalışanı geldi, 245 hekim gitti

2017: 1574 yabancı sağlık çalışanı geldi, 482 hekim gitti

2018: 4144 yabancı sağlık çalışanı geldi, 802 hekim gitti

2019: 4603 yabancı sağlık çalışanı geldi, 1047 hekim gitti

2020: 4242 yabancı sağlık çalışanı geldi, 931 hekim gitti

8 yılda 18 bin 685 yabancı sağlık çalışanı geldi, 3924 Türk hekim gitti

Yani 2012 ile 2020 arasında Türkiye’de 18 bin 685 (sadece doktorlar değil bütün branşlarda) yabancı sağlık çalışanı çalışma izni ile çalışmaya başlarken, aynı dönemde 3924 Türk hekim çalışmak üzere yurt dışına gitti.

Yine aynı tabloda her yıl yurt dışına giden Türk hekimler ile Türkiye’ye gelen yabancı sağlık çalışanlarının sayısının arttığı dikkat çekiyor.

Peki gelen yabancı sağlık çalışanları Türkiye’den giden hekimlerin boşluğunu doldurabilir mi?

“Yabancı hekimler giden Türk hekimlerin yerini dolduramaz”

2020’ye kadar olan net verileri paylaşan Bulut, illerden gelen verilere göre 2021 yılında da Türkiye’ye 4500 kadar yabancı sağlık çalışanının geldiğini bildiklerini kaydetti.

2021’de yurt dışına giden Türk hekim sayısının 1405 olduğunu hatırlatan Bulut, şöyle devam etti:

Elimizde Türkiye’ye gelen yabancı sağlık çalışanlarının kaçının hekim olduğuna dair veri yok. Ancak 2021’de gelen 4500 kişi içinde olsa olsa 300’ü bilemedin 500’ü hekimdir.

Oysa aynı sürede yurt dışına giden Türk hekim sayısı ortada. Dolayısıyla bir kere sayılar bile birbirlerini karşılamıyor.

Ayrıca bizde geçmişte genç ya da pratisyen hekimler yurt dışına giderken artık gidenlerin çoğu uzman hekimler.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şubat ayındaki ‘Giderlerse gitsinler’ açıklamasından sonra gidişler daha da hızlandı” diyen Bulut, “Etik gereği adlarını açıklamam doğru olmaz ama artık yurt dışına giden hekimler arasında isim yapmış cerrahlar ve profesörler bile var. Çünkü hepsinin iyi hal belgesini ben imzalıyorum” açıklamasını yaptı.

Bulut, gelen yabancı hekimlerin ise eğitim durumlarının ve mesleki deneyimlerinin bilinmediğini söyledi ve ekledi: Dolayısıyla asla gidenlerin yerini dolduramazlar.

İstanbul’da 4650 aile hekiminin 500’ü yabancı

Türkiye’deki yabancı hekimlerin cerrahi branşlardan ziyade aile hekimliklerinde yoğunlaştığı görülüyor.

Sosyal medyaya düşen belgeler de daha çok İstanbul’da aile hekimliklerine yapılan atamalarla ilgili oluyor.

İstanbul Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Serkan Özbakış, Independent Türkçe’ye yaptığı açıklamada İstanbul’da şu an 4650 aile hekimi olduğunu bunun 500 kadarının yabancı hekim olduğunu belirtti.

Özbakış, İstanbul’da beş yıldır yabancı uyruklu hekimlerin aile hekimi olarak görevlendirildiğini de söyledi.

İstanbul’da her ay aile hekimliği için yerleştirmeler yapıldığını kaydeden Özbakış, “Bu yerleştirmeye kamuda çalışan hekimler katılır. Bunun dışında iki veya üç ayda bir de kamu dışından hekim alıyoruz. Kamu dışından alınan hekimliklere genellikle yabancı uyruklu hekimler başvuruyor. Sosyal medyaya en son yansıyan listede geçen ocak ayındaki yerleştirmeye ait” diye konuştu.

“Dil sınavından geçmeden göreve başlatılıyorlar”

Özbakış, buna karşın Anadolu’daki boş aile hekimliklerinin kamudan gelen hekimlerce doldurulabilmesinden dolayı, İstanbul dışında daha az yabancı aile hekiminin olduğunu kaydetti.

İstanbul Aile Hekimleri Derneği Başkanı Özbakış, yabancı aile hekimleri konusunda en önemli sıkıntının dil noktasında yaşandığını belirterek şunları söyledi:

Yurt dışına giden Türk hekimlerin gittikleri ülkelerde önce dil sınavından geçmesi gerektiği halde Türkiye’deki şu anki mevzuatlar gereği yabancı sağlık çalışanlarının işe başladıktan sonraki bir yıl içerisinde Türkçe’yi bildiğini sınava girip göstermesi gerekiyor idareye.

Yani başladığı zaman aslına bakarsanız yeterli bir Türkçeye sahip olmayabiliyor. Onun için sıkıntılar yaşanıyor.

“Dilimize hakim olmayanların görevlendirilmesi sıkıntılar yaratıyor”

Aile hekimleri olarak “Yabancı doktor gelmesin” diye bir tavırlarının söz konusu olamayacağını kaydeden Özbakış, “Gerçekten donanıma sahip, gerekli eğitimleri tamamlamış yabancı uyruklu bir hekim de çalışabilir. Ancak Türkiye’de okumamış, dilimize, kültürümüze, yeterli donanıma sahip olmayan bir kişinin gelip çalışması hem sistem, hem hizmet sunumu açısından sıkıntılar yaratıyor” şeklinde konuştu.

Özbakış, ayrıca yabancı kökenli hekimlerin her semtte görevlendirilebildiklerini ancak mültecilerin yoğun olduğu semtlerde kadro boşluğunun daha fazla olmasından dolayı buralarda yoğunlaştırıldıklarını söyledi.

“Türkiye’de tıp fakültesi okuyan yabancılar ülkelerine dönmüyorlar”

Kendisi de bir aile hekimi olan TTB Merkez Delegesi Dr. Recep Koç da yabancı kökenli hekimlerin ciddi bir kısmının Türkiye’deki tıp fakültelerinde eğitim gördüğünü söyledi.

Türkiye’deki tıp fakültelerinde çok sayıda yabancı kontenjanı açıldığını hatırlatan Koç, “Okulu bitirince ülkelerine dönmüyorlar. Bunlara zorunlu hizmet yok. Bir kısmı ihtisas yapıyor, bir kısmı da pratisyen hekim olarak sözleşmeli olarak aile hekimliklerinde çalışmaya başlıyor. Çünkü artık aile hekimliği cazibeli bir yer değil” dedi.

Recep Koç, “Kamudan hekim bulamadıkları için boş kalan birimlere yabancı uyrukluları yerleştiriyorlar. Son zamanlarda yabancı dil sınavlarını bile işe başladıktan sonra yaptıklarından, Türkçe’yi çok az bilenler bile çalışabilmektedir” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye’de 750 Bin ‘Vatansız’ Yenidoğan Var

Suriyelilerin ülkelerindeki iç savaş nedeniyle Türkiye’ye sığınmaya başlamalarının üzerinden 11 yıl geçti. Türkiye’de dünyaya gelen mültecilerin çocukları “vatansız” statüsünde. Türkiye’de dünyaya gelen kayıtlı/kayıtsız vatansız mülteci çocukların sayısına ilişkin resmi bir bilgiye ulaşmak da mümkün değil.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Mülkiye Göç Araştırmaları Merkezi Direktörü Prof. M. Murat Erdoğan, saha çalışmalarından edindikleri bilgiler ışığında Mart 2022 itibariyle Türkiye’de 750 bin Suriyeli yenidoğan bulunduğunun bilgisini verdi. Erdoğan, Türkiye’de bulunan, anne ve babasını çeşitli nedenlerle kaybettiği için “refakatsiz” olarak nitelenen çocukların sayına ilişkin de net bir verinin bulunmadığını söyledi.

Vatansız nedir?

Türk vatandaşlığını kazanmanın usul ve esaslarını belirleyen 5901 Sayılı Kanunun 8’inci Maddesi‘ne göre Türkiye, ‘toprak esasına’ dayalı vatandaşlığı kabul etmiyor. Türkiye topraklarında doğan bir bebeğin vatandaş kabul edilmesi için bebeğin anne ya da babasından en az birisinin Türkiye vatandaşı olması şartı aranıyor. Vatandaşlık Kanunu’ndaki bu engel nedeniyle Türkiye’de doğan mülteci bebekler “vatansız” kabul ediliyor. Hastanede ya da evde dünyaya gelen “vatansız” statüsündeki mülteci bebeğin doğum kaydının hızla yaptırılması, böylelikle “geçici koruma” altına alınmasının sağlanması, yenidoğanın sağlık hizmetine erişmesi için kritik bir adım. Suriyeli mülteci ebeveynlerin ekonomik ya da dil gibi engeller nedeniyle bebeğin kayıt altına alınmasını geciktirmesi sıkça karşılaşılan ihmallerden.

Ne Suriyeli ne Türkiyeli

Doğumun gerçekleştiği hastanenin yetkilileri ile İl Göç İdareleri ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı Göçmen Sağlık Merkezleri uzmanlarının mülteci kadınları hamileliklerinden itibaren takip etmeleri, ihmallerin önüne geçilmesi için önem taşıyor. Ancak, uygulamada İl Göç İdareleri, yaklaşık üç yıldır kayıt almıyor. Başta Suriye olmak üzere Türkiye’de kayıtsız olarak bulunan çok sayıda Afganistanlı ve Iraklı mültecilerin bebeklerine de “kimlik kartı çıkartılmasında” ciddi sorunlar yaşanıyor. Bu durum da vatansızlığın yanı sıra yenidoğanların sağlık hizmetinden yararlanamaması gibi bir hak ihlaline sebep oluyor.

Pasaport alamıyorlar

Vatansız çocukların karşılaştığı en büyük problemlerden biri, Türkiye’den ayrılmak istediklerinde yasal yollardan ikinci bir ülkeye gitme olanaklarının olmaması. Vatansız statüsündeki çocuklar ne Türkiye ne Suriye vatandaşı sayıldıkları için pasaport alamıyor, dolayısıyla yasal yollardan seyahat hakkını kullanamıyor. Aileleri tarafından doğum sonrası “geçici koruma kartı” alınabilse dahi “vatansız” statüsünde oldukları için uygulamadaki birtakım yasal engeller nedeniyle sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşıyorlar. Son üç yıldır İl Göç İdareleri’nden “kimlik çıkartılma” imkânı olsa da genel bir uygulama olarak SGK’larının aktif edilmemesi nedeniyle sağlık hizmetlerinden de yararlanamıyor.

Güncel veri yok

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Mülkiye Göç Araştırmaları Merkezi Direktörü Prof. M. Murat Erdoğan’ın koordinatörlüğünde hazırlanan “Suriyeliler Barometresi 2020” isimli rapor, Suriyeli mültecilere ilişkin en güncel verileri ortaya koyuyor. Son verilere ilişkin konuştuğumuz Erdoğan, Türkiye’de veri toplama sürecinde ciddi sıkıntılar yaşandığına dikkat çekti.

Erdoğan, “Türkiye’deki Suriyelilerle ilgili özel olarak şöyle bir durum var: Hep geçicilik üzerine inşa edildiği için Türkiye İstatistik Kurumu’nun özel olarak Suriyelilerin hane bazlı verilerine erişmesi çok fazla tercih edilmedi. Bu daha çok İçişleri Bakanlığı’nın elinde kalan bir veri işi oldu. Devletin genel olarak iki alanda sıkıntısı var: Biri veri toplamak ve veri üretmek, diğeri ise veri paylaşmak. Yani Türkiye’de hem az veri toplanılıyor ve üretiliyor hem de veri paylaşmada sıkıntılar yaşanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Prof. M. Murat Erdoğan Mart 2022 itibariyle Türkiye’de doğan Suriyeli 750 bin yenidoğan olduğu bilgisini verdi. Türkiye’de doğan Suriyeli çocukların Suriye vatandaşlığı alamadıklarına işaret eden Erdoğan, “Vatandaşlık Kanunu’na göre Türkiye’den de vatandaşlık alamadıkları için bu vatansızlık durumunu ‘de facto vatansızlık’ olarak tanımlıyorum. Fakat Türk yetkililer de bu çocukların Suriye vatandaşı olduğunu düşünüyor” ifadelerini kullandı.

Kayıtsız mültecilerin de çocukları vatansız

Göç İdaresi Başkanlığı’nın 23 Haziran 2022 tarihli son verilerine göre Türkiye’de “geçici koruma” kapsamında toplam 3 milyon 684 bin 488 Suriyeli bulunuyor. Göç İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde Türkiye’de “uluslararası koruma” statüsündeki Afganistan, Irak, İran ve Filistinlinin de bulunduğu mültecilerin sayısına ilişkin son veriler 2021 Aralık tarihine ait.

Türkiye’de son rakamlara göre 21 bin 926 Afganistanlı, 4 bin 961 Iraklı, bin 32 İranlı mülteci bulunuyor. Fakat özellikle Türkiye’de bulunan kayıtsız Afganistanlıların sayısına ilişkin resmi ve gayri resmi net bir bilgiye ulaşmak mümkün değil. Taliban’ın geçen Ağustos’da yönetimi ele geçirmesinin ardından da binlerce Afganistanlı İran sınırı üzerinden Türkiye’ye geçtiğine dair görüntüler hafızalarda.

Türkiye’de sadece Suriyeliler değil, Afganistan, İran ve Iraklı mültecilerin Türkiye’de dünyaya gelen bebekleri de vatansız sayılıyor. Türkiye’nin Suriyelilere yönelik açık kapı politikasını sonlandırdığı 2015’ten bu yana Türkiye’ye giren ve kayıtları bulunmayan mülteciler ve dünyaya gelen bebek sayısı konusunda da net bir veriye ulaşmak mümkün değil.

“Veri eksikliği hak ihlallerine neden oluyor”

Öte yandan verilerdeki dikkat çeken ayrıntılardan biri, Türkiye’de uluslararası ve geçici koruma statüleri ile yaşamlarını sürdüren Suriye ve Afganistanlı 0-18 yaş aralığındaki çocuk sayısının en son Aralık 2021’de paylaşılmış olması. Aralık 2021 tarihli veriye göre Türkiye’de 0-18 yaş aralığında 1 milyon 771 bin 353 mülteci çocuk bulunuyor.

Refakatsiz çocuklara dair net veri de çözüm de yok

Hak ihlalleriyle karşı karşıya olan diğer bir mülteci grubu ise “refakatsiz çocuklar”. UNICEF refakatsiz çocukları, “Refakatsiz ve Ailesinden Ayrı Düşmüş Çocuklara İlişkin Kurumlar Arası Rehber İlkeler” yönergesinde “savaş, çatışma, kıtlık gibi herhangi bir nedenden ötürü ailesinden ya da yasayla ona bakmakla sorumlu olan kişilerden ayrılmış 18 yaşından küçük çocuklar olarak” tanımlıyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, internet sitesinde 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında Göç İdaresi ile refakatsiz çocuklara koruyucu ve destekleyici hizmetler verildiğini aktarıyor. Ancak, Göç İdaresi ve Bakanlık yetkilileri yazılı ya da sözlü refakatsiz çocuklara ilişkin resmi bir veri yayımlamak konusunda imtina ediyor.

İstismar ve çocuk ticareti

Prof. M. Murat Erdoğan refakatsiz çocuk konusunun üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konu olduğunu belirtirken, çocukları bekleyen tehlikelere dikkat çekiyor:

“Suriyeli çocuklar savaştan kaçıyorlardı, büyük bölümü akrabalarına ve arkadaşlarına teslim edilmişlerdi ya da ebeveynleri hayatını kaybetmişti. Türkiye’de birtakım sivil toplum örgütleri ile devlet işbirliği yaparak çocukları yetimhanelere yerleştirdi, ancak bu konu da çocuk istismarı ve çocuk ticaretine alan yarattı.”

Göçmen ve mülteci hakları üzerine çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarından Uluslararası Af Örgütü ve Mültecilerle Dayanışma Derneği yetkilileri de Türkiye’de vatansız ve refakatsiz çocukların sayısına ilişkin ellerinde veri olmadığını ifade etti.

“Çocuk koruma haklarından yararlanamıyor”

Mültecilerle Dayanışma Derneği Genel Koordinatörü Pırıl Erçoban, Türkiye’de mülteci çocukların sayısının tespitindeki sorunların çocuk hakları ihlallerine de sebep olduğuna işaret ederken şu bilgileri aktardı: “Çocuk, sınırda ya da ilgili resmi kurumlarda yetkililere 18 yaşından küçüğüm dese de maalesef ‘çocuk olarak değil de yetişkin kaydı’ alınıyor. Dolayısıyla çocuk koruma haklarından yararlanmaları mümkün olmuyor. Çocuğun tam yaşının hesaplanması için kemik yaşı tespiti gibi tıbbi birtakım tespitlerin gerekliliği nedeniyle resmi makamlar böyle bir yönteme gidiyor.”

Erçoban, aynı zamanda Türkiye’de doğan ancak Türkiye vatandaşı kabul edilmeyen, Suriye vatandaşı da olmayan vatansız çocukların verilerinin İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi tarafından hiç açıklanmadığının altını çizdi: “Göç İdaresi bunları hiç açıklamadığı için ve muhtemelen de tutmadığı için Türkiye’de doğan çocuklar üzerinden en fazla bir tahmin yürütülebilir. Bunlar Suriye tarafından vatandaşlık verilmiş çocuklar değil, Türkiye tarafından da vatandaşlıkları yok. Dolayısıyla vatansızlık riskiyle karşı karşıyalar.”

Türkiye’de veri şeffaflığı ile ilgili ciddi bir sorunun varlığına değinen Erçoban, “Suriyeli refakatsiz çocuklar birlikte hareket ettiği grup içinden bir yakınının üzerinden kayıt altına alınabiliyor ve böylece refakatsiz sayılmıyor.”

“Veri eksikliği çözümsüzlüğe götürüyor”

Erçoban, Göç İdaresi tarafından refakatsiz çocukların geri gönderme merkezlerinden sınır dışı edilmediği söylense de sürecin sağlıklı yürümediğini de ifade etti: “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ‘Önce sağlık kontrolünü yapın, yaş tespitini yapın, ondan sonra bize yollayın’ diyor. O bir süreç alıyor ve o süreçte Göç İdaresi’nin o çocukların barınmasını sağlayabileceği bir imkânı, tesisi yok. Özel ihtiyaç sahiplerinin başında gelen refakatsiz çocuklar bu sebeple barınma, eğitim gibi temel haklarının sağlanmasında ciddi sıkıntılar yaşayabiliyor.”

Türkiye’de refakatsiz çocuklara erişim sorunu olduğunu belirten Erçoban, nerede olduklarını ve hangi koşullarda yaşadıklarını bilmeden çözüm odaklı bir projenin hem sivil toplum kuruluşları hem de devlet tarafından hayata geçirilemeyeceğini de söyledi.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Medya Koordinatörü Fatma Yörür de refakatsiz ve vatansız mülteci çocuklarla ilgili çalışma yürütmek istediklerini ancak resmi rakamlar olmayınca herhangi bir projeyi uygulamaya geçiremediklerini aktardı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Baskın Seçim Mi Geliyor?

Gazeteci Fehmi Koru, Türkiye’de yaşanan son gelişmeleri değerlendirdiği köşe yazısında “Baskın seçim mi geliyor?” diye sordu. Koru, kişisel blogunda kaleme aldığı köşe yazısında Çankırı’nın Dodurga ilçesinde yapılan seçimi, asgari ücrete yapılan zammı ve İspanya’daki NATO zirvesini hatırlattı.

AK Parti’nin Dodurga’daki seçimi yüzde 87’lik oy oranı ile kazandığını anımsatan Koru, “Acaba Dodurga seçim sonucu bir gösterge olarak değerlendirilir ve AK Parti bu adımlardan aldığı cesaretle bir yıl sonra yapılacak seçimin tarihini erkene çekmeyi düşünür mü? Yoksa zamanında seçim ısrarında devam eder mi iktidar cephesi?” sorusunu gündeme getirdi.

Koru, yazısının devamında şunları kaydetti:

Zamanında seçimin iktidar cephesi açısından ciddi mahzurları var. Günlük hayatta yaşanan sıkıntılar ekonomi yönetiminin yanlışlarının sonucu. Altı ay önce yeni yıla asgari ücrete beklenmeyen oranda zamla girilmiş, ancak ardından gemi azıya alan enflasyon ve kurdaki durdurulamaz yükseliş sebebiyle paramız pula dönüşünce, yapılan zammın hiçbir anlamı kalmamıştı. O yüzden asgari ücrete, hem de adet olmadığı halde, yeniden kallavi bir zam gerekti.

Seçimin zamanında yapılması, asgari ücrete ara zam ile ücret ve maaşlara enflasyon oranı göz önünde tutularak getirilebilecek takviyelerin etkisinin buharlaşmasına yol açabilir. Ekonomiyi emir ve talimatlarla istenilen sınırlar içerisinde tutmanın mümkün olmadığını yaşayarak öğrendik. Yanlış kararların siyasi sorumluları önümüzdeki bir yılda aynı konumlarında kalacaklarına göre yanlışlar devam edecek ve sıkıntılar sürecek demektir.

Benzer bir durum ‘zafer’ olarak takdim edilen Madrid’teki NATO zirvesinde elde edilen görüntü için de söz konusu olabilir. Kamuoyunun beklentileri önümüzdeki bir yıl içerisinde karşılığını bulmayabilir. ‘‘Zafer kazandık’’ diyerek seçime gitmek varken, ‘‘Bizi aldattılar’’ demek zorunda kalınarak gidilecek bir seçim istenilen sonucu getirmeyebilir.

Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday gösterilmesinin önündeki anayasal engeli ve o engeli aşmak için sarf edilmesi gerekecek çabaların yıpratıcılığını bu hesaba katmıyorum bile. O gün yaklaştığında, iktidarın küçük ortağı MHP, büyük ortak AK Parti ile İYİ Parti arasında bölüşüldüğü için azalmakta olan oylarına bakarak, kendisinin desteğiyle Meclis’ten geçen yeni seçim yasasında ittifak içerisinde bulunmanın yararı ortadan kaldırıldığı için, %7’lik baraja takılma ihtimalinden rahatsızlık duyabilir.

Lafı uzatmayayım: Bir yıl sonrasının şartları, Dodurga’da alınan %90’a yakın oyla elde edilmiş ‘seçim başarısını’ AK Parti’ye yaşatmış Dodurgalıları bile dünkü kararlarından vazgeçirebilir. İktidar için doğru olan, kendi içlerinde tartıştıklarını da sandığım, fazla gecikmeden seçime gidilmesidir. Hazır muhalefet de seçim tarihinin erkene alınmasını istemekteyken… Gelişmelere bakıp ben bu hesabı yapıyorum ama iktidarın, daha doğrusu AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hesabı ne acaba? Sorunun cevabını bir tek kendisi biliyor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Şirketlerin Yüzde 83’ü Ara Zam Hazırlığında

Yapılan bir araştırmaya göre, 2022 yılı için, yılbaşından bu yana bir kez ara zam yapmış veya yıl içinde ara zam yapmayı planlayan şirketlerin oranı yüzde 83 olurken, araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 17’si ara zam yapmayı düşünmüyor.

Enflasyon yaz aylarına rağmen artmaya devam ederken, şirketler de ücret politikasını yeniden belirlemeye başladı. Kariyer.net, iş dünyasında ara dönem ek ücret artışı trendini ortaya koyan Ara Zam Araştırması’nın sonuçlarını yayınladı.

Ek zam oranı yüzde 20-29 arasında

2 bin 231 şirket yöneticisinin ara zam konusunda görüşlerini paylaştığı araştırmanın sonuçlarına göre, 2022 yılı için, yılbaşından bu yana bir kez ara zam yapmış veya yıl içinde ara zam yapmayı planlayan şirketlerin oranı yüzde 83 olurken, araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 17’si ara zam yapmayı düşünmüyor.

Araştırmaya en çok katılım gösteren 10 sektörde planlanan ara zam oranı ise çoğunlukla yüzde 20-29 arasında değişiyor.

Araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 64’ü yıl boyunca toplamda bir kez ara zam yapmayı planlarken, yüzde 19’u iki ve üzeri ara zam yapmayı planladığını belirtiyor. Şirketler ara zam yaparken en çok enflasyon oranını neden olarak gösteriyor.

Aynı sektörde bulunan rakip firmaların zam oranları da bir diğer önemli etken olarak öne çıkıyor. Teknoloji, internet ve otomotiv sektörleri yüzde 40’a ulaşan oranlarda yaptıkları ara zamla bu noktada ön plana çıkıyor.

Paylaşın

Ankara, Yabancı Çalışanlar İçin Dünyanın En Ucuz Kenti

Yabancı çalışanlar için dünyanın en pahalı şehirleri listesinde Hong Kong ilk sırada yer alırken, Ankara dünyanın en ucuz kenti oldu. İstanbul da en ucuz 10 kent arasına girdi. 

Mercer adlı uluslararası araştırma şirketinin son raporuna göre bu yılki listede İsviçre’den dört şehir, yabancı çalışanlar için dünyanın en pahalı ilk 10 kenti arasına girdi. Bu kentler Zürih, Cenevre, Basel ve Bern oldu.

En pahalı ilk 10 kent arasında Asya’dan Hong Kong’un yanı sıra Tokyo, Pekin, Singapur da yer aldı. Orta Doğu’dan ise sadece Tel Aviv ilk 10 sıralamasına girdi.

En ucuz kent son sırada yer alan Ankara oldu

Dünyanın yabancı çalışanlar için yaşam masrafları en düşük şehirleri ise Türkiye’nin başkenti Ankara oldu.

Ankara, 227 kentin incelendiği araştırmada son sırada yer aldı. 222. sırada yer alan İstanbul da en ucuz 10 kent arasına girdi.

En ucuz 10 arasında yer alan diğer kentler Cezayir, Almatı, Tunus, Taşkent, Karaçi, İslamabad ve Duşanbe oldu.

İstanbul ve Ankara son yıllarda geriledi

Mercer firmasının araştırmasında ev kiraları, enflasyon, ürün ve hizmetlerin ücretlerindeki değişime bakıldı. Batı Avrupa şehirlerinin sıralamada üstlerde çıktığı görülürken, yabancı çalışanlar için İstanbul ve Ankara ucuzladı.

Örneğin uluslararası işçiler için 2020 sıralamasında 153., 2021 sıralamasında ise 173. sırada yer alan İstanbul, 2022’de 224. sıraya geriledi. Ankara 2021 ve 2020 çalışmasında yer almadı.

2022 listesinde Türkiye’den sadece İstanbul ve Ankara girdi.

Mercer’in ‘Yaşam Maliyeti’ araştırması

Mercer’in dünya çapında yüzlerce şehri kapsayan kapsamlı çalışması, her yıl yayımladığı Yaşam Maliyeti veri araştırmasına dayanıyor.

Şirket, internet sitesinde bu araştırmayı yılda iki kez gerçekleştirdiğini ve çalışmanın, dünyanın dört bir yanındaki çok uluslu şirketlerin ve hükümetlerin yabancı çalışanları için ücret stratejileri belirlemelerine yardımcı olmak üzere tasarlandığını belirtiyor.

Yaşam Maliyeti endeksi nasıl hesaplanıyor?

Mercer’e göre Yaşam Maliyeti araştırmasında 200’den fazla mal ve hizmet analiz ediliyor.

Araştırmada uluslararası çalışanlar için maliyet belirlemede, bulundukları ülkenin para birimi dalgalanmalarının, enflasyonun ve konaklama fiyatlarındaki istikrarsızlık gibi temel faktörlere bakıldığı belirtiliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İran’dan Dikkat Çeken Açıklama: Suriye’nin Kuzeyine Askeri Operasyona Karşıyız

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon hazırlığında olduğu bir dönemde Şam’a resmi ziyarette bulunan İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Türkiye’nin olası askeri operasyonuna karşı olduğunu söyledi.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, “Komşumuz Türkiye’nin endişelerini anlıyoruz ancak Suriye’de herhangi bir askeri müdahaleye karşıyız” diyen Abdullahiyan, İran’ın “Türkiye ile Suriye arasındaki yanlış anlaşılmayı diyalog yoluyla” çözmeye çalıştığını sözlerine ekledi.

Kısa bir süre önce Ankara’ya gelerek Türk mevkidaşı Mevlut Çavuşoğlu ile görüşen İran Dışişleri Bakanı, İrna haber ajansına verdiği demeçte, “Suriye’ye ziyaretimin amacı bölgede Suriye ve Türkiye arasında barış ve güvenliğin tesis edilmesidir” dedi.

Abdullahiyan, Ankara ziyaretinde Türkiye’nin Suriye konusunda gündeme getirdiği güvenlik endişelerini çok iyi anladıklarını belirterek “Şuna inanıyoruz ki Türk tarafının, Türk dostlarımızın güvenlik endişeleri bir an önce ve kalıcı şekilde giderilmelidir” demişti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan mayıs ayının sonundan bu yana birçok kez Suriye’nin kuzeyindeki Tel Rıfat ve Menbiç bölgelerine askeri operasyon düzenleneceğini belirtmiş ve Türkiye’nin terörist olarak nitelendirdiği Kürt güçlerin hedef alınacağını açıklamıştı.

Ülkenin kuzeyindeki kontrolünü 2011’de başlayan iç savaş sırasında kaybeden Şam yönetimi ise bu tür bir askeri müdahaleye karşı olduğunu belirtiyor.

Türkiye’nin operasyon başlatmak istediği iki bölge, Ankara’nın Türkiye-Suriye sınırı boyunca oluşturmak istediği 30 km genişliğindeki “güvenlik bölgesi”nin bir parçası. Şam böyle bir bölgenin kurulmasına şiddetle karşı çıkıyor.

ABD de askeri operasyonun bölgeyi istikrarsızlaştırabileceği ve IŞİD karşıtı mücadeleyi tehlikeye atabileceğine dair endişelerini Ankara’ya uzun süredir bildiriyor.

Paylaşın

Cemal Kaşıkçı Kararının Perde Arkası Ortaya Çıktı

Suudi Arabistan’ın daha önce Cemal Kaşıkçı davasının kendilerine devredilmesi talebinde bulunması sonrasında İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, devirle birlikte “yargılamayı durdurma” kararı almıştı.

İstanbul 11. Ağır Ceza mahkemesi aynı zamanda Suudi Arabistan’dan gelecek yanıta göre gerekirse yargılamaya devam edecekti.

Suudi Arabistan adli makamları, yaşanan ilk gelişmelerin ardından bu kez de davanın düşürülmesi amacıyla girişimde bulundu. Suudi Arabistan’ın 31 Mayıs 2022 tarihli talebinin Ankara’ya ulaşmasıyla dosyayla ilgili yeni süreç başlatıldı.

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında diplomatik ilişkilerin askıya alınmasına neden olan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesiyle ilgili yargılama sürecinde yeni bir gelişme daha yaşandı.

T24’ten Tolga Şardan’ın ulaştığı belge ve bilgilere göre, Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesi olayına ait yargılamanın kapatılması anlamına gelen “davanın düşürülmesi” işleminde talebin Suudi Arabistan tarafından yapıldığı ortaya çıktı.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürütülen dava dosyasına giren yazışmalara göre, Suudi Arabistan Krallığı Başsavcısı Suud Bin Abdullah Almucib imzasıyla 31 Mayıs 2022 tarihli Ankara’ya özel yazı gönderildi.

Yazıda, Türkiye’nin 7 Nisan 2022 günlü davanın devredilmesi kararı sonrasında yapılan işlemlerin yerel makamlarca incelendiği ifade edildi. Sürecin hukuki esasının “Uluslararası Nezaket İlkesi” olarak belirtildiği yazıda, dosyanın devredilmesi sonrasında İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bilgi talebine yanıt verildiği aktarıldı.

Bilindiği gibi, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, dosyanın Suudi Arabistan’a devredilmesi kararını alırken, “yargılamanın durdurulması ve Suudi Arabistan’dan yanıt beklenmesi” kararını vermişti.

İstanbul mahkemesinin bu kararıyla Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığı’ndan gelecek yanıta göre gerekirse yargılamanın devam etmesi süreci yaşanacaktı.

Böylelikle Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığı, dosyanın düşürülmesini talep ettiği yeni yazısıyla aynı zamanda İstanbul’daki mahkemenin beklediği yanıtı da göndermiş oldu. Dosya, Türkiye’de tamamen kapatılmış oldu.

Riyad’dan ‘davayı düşürün yazısı

Yazıda, “Taleplere Yönelik Yanıt” başlıklı bölümde Türkiye’deki davanın düşürülmesi isteği yer aldı.

Başsavcı Almucib’in yazısında şöyle denildi:

“Suudi Arabistan Başsavcılığı, Suudi vatandaşı Cemal Bin Ahmet Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayı ile ilgili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 190/2022 sayılı kararını ve ekinde davaya ilişkin 26 sanık hakkında Türk makamlarının elinde bulunan dosyayı incelemiştir.

Türk adli makamlarından intikal eden davaya ilişkin dosyada yer alan hususların değerlendirilmesinin ve sanıklar hakkında yapılan soruşturmaların ve verilen hükümlerin incelenmesinin ardından dosyanın yetkili mahkemeye sevki yapılmıştır. Bu bağlamda mahkeme, 411195570 sayılı ve 30.05.2022 tarihli kararını vermiştir.

Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığı, bahsi geçen karara istinaden ve belirtilen gerekçelerden yola çıkarak, ‘kardeş Türk adli makamlarından davanın nihai olarak düşürülmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını’ ve kararın / neticenin tarafımıza bildirilmesini talep eder.”

Riyad’dan gelen teklif yazısı, aynı gün “Çok Acele” kaydıyla Dışişleri Bakanlığı’nca “gereği yapılması” amacıyla Adalet Bakanlığı’na gönderildi.

Adalet Bakanlığı ise, gelen yazıyı inceledikten sonra 15 Haziran günü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yolladı. İstanbul Adliyesi’ne gelen yazı sonrasında, Kaşıkçı davasına bakan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, davayı düşürme kararı aldı.

Davanın düşürülmesiyle, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Ankara’ya gelişinin aynı güne rastlaması tartışmalara neden olmuştu.

Paylaşın

CHP’den ‘Asgari Ücret’ Tepkisi: Millet Açlığa Terk Edildi, Rezilsiniz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 bin 500 TL asgari ücreti ‘Türkiye çalışanların emeği ile büyüyor’ sloganı altında açıkladı. CHP yöneticileri, açıklanan asgari ücrette sert tepki gösterdi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Kendilerine ‘ekonomistim’ diyenler, daha dört işlem yapıp asgari ücrete yapılan zammı hesaplayamıyor. Ama çakma ekonomist, o kadar çaresiz ki asgari ücretliyi enflasyona ezdiren bir zam oranını bile kendisi açıklıyor. Millet, sandıkta bunun hesabını soracak” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ise “Erdoğan, asgari ücreti değil, asgari açlık ücretini açıkladı” değerlendirmesini yaptı.

CHP’lilerin sosyal medya hesaplarından verdiği tepkiler şöyle:

CHP Sözcüsü Faik Öztrak: Kendilerine ‘ekonomistim’ diyenler, daha dört işlem yapıp asgari ücrete yapılan zammı hesaplayamıyor. Ama çakma ekonomist, o kadar çaresiz ki asgari ücretliyi enflasyona ezdiren bir zam oranını bile kendisi açıklıyor. Millet, sandıkta bunun hesabını soracak. Geliyor gelmekte olan.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca: Açlık sınırının 6 bin 391 TL olduğu bir ülkede asgari ücreti 5 bin 500 TL olarak açıklamak, milyonlarca yurttaşa ‘açlığınız umurumuzda değil’ demektir.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi: Emekçileri sadece enflasyona ezdirmekle kalmayıp bir de kendileri ezdiler. Çarşı, pazara yansıyan enflasyonun yüzde 200’lere dayandığı ülkede asgari ücret, yapılan zamla açlık sınırına dahi yaklaşamıyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı: Yılın başında 4 bin 253 TL yapılan asgari ücret, yeni zamla 5 bin 500 TL oldu. Açlık sınırının altında kalan asgari ücretle insanlar geçinemez. Yoksulluk sınırı ise bu ücretin kat kat üstünde. Tek bir karar ülkeyi düze çıkarır; hemen seçim.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun: Asgari ücrete yapılan sözde zamla ‘vatandaşı enflasyona ezdirmedik’ diyen, milletin aklıyla dalga geçen bu hükümet gidecek. Saraylarda, bir eli yağda, bir eli balda olan bu hükümetin üstünde, açlığa terk ettikleri milletin ahı var.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç: Erdoğan enflasyonu durdurulamadıktan sonra maaş artışları işe yaramayacaktır. Açlık sınırının altındaki 5 bin 500 TL asgari ücret, vatandaşı açlığa terk etmektir. Güçlü demokrasi, güçlü ekonomi, güçlü Türkiye için oyunuzu altı oka basın.”

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay: Açlık sınırının 6 bin 391 TL olduğu bir ülkede, 6 bin 770 TL’nin altındaki her rakam zülümdür, emek hırsızlığıdır.

CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke: Aç kalmamak için en az 6 bin 400 TL gerekiyor, asgari ücret 5 bin 500 TL. Rezilsiniz! Emekçiyi ezen Saray düzenini değiştireceğiz.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Emek Büroları Koordinatörü Veli Ağbaba ise yapılan zamma ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:

“Yeni asgari ücret 5 bin 500 TL. Erdoğan’ın ‘Hiçbir vatandaşımızı enflasyona ezdirmeme sözümüz, kararlığımız var’ dedikten sonra açıkladığı asgari ücret, açlık sınırının altında kaldı. Erdoğan, asgari ücreti değil, asgari açlık ücretini açıkladı. TÜİK’in 5 aylık açıklamış olduğu enflasyon oranı yüzde 35,6. Eğer haziran enflasyonu sıfır bile çıksa zam oranı yüzde 35,6 olacakken asgari ücret zammı yüzde 30 olarak açıklandı. Erdoğan, asgari ücretliye manipülasyon kurumu TÜİK verilerinden dahi daha az zam verdi.

“Açlık sınırı altında yaşamasının ilanı oldu”

Haziran ayı için açlık sınırını Türk-İş 6 bin 391 TL, Birleşik Kamu İş 6 bin 778 TL olarak açıkladı. Yani ortalama açlık sınırı 6 bin 585 TL. Bu zam, ortalama açlık sınırının tam bin 85 TL altında kaldı. 10 milyon asgari ücretli ve ailesine Erdoğan’ın verdiği müjde, açlık oldu. Asgari ücrete zam yapılmadı, açıklanan 5 bin 500 TL asgari ücret, 4 bin 253 TL asgari ücretin de alım gücü olarak gerisinde kaldı. Yapılan zam, asgari ücretlinin yılın geri kalan 6 ayını yine açlık sınırı altında yaşamasının ilanı oldu.

Erdoğan, 5 bin 500 TL asgari ücreti ‘Türkiye çalışanların emeği ile büyüyor’ sloganı altında açıkladı. Oysa bu ifade, ‘AKP emekçilerin emeğine el koyarak büyüyor’ olarak değiştirilmeliydi.”

Paylaşın

İsveç: İade Kararları Bağımsız Yargı Tarafından Verilir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO bünyesinde yapılan üçlü muhtıra çerçevesinde “İsveç’ten 73 teröristin iadesini” istediklerini söylemesinin ardından İsveç Adalet Bakanı Morgan Johansson, İsveç’te iade kararlarının bağımsız yargı tarafından verildiğini söyledi.

Bakanı Johansson yaptığı yazılı açıklamada, “İsveç’te bağımsız mahkemeler ile İsveç yasaları geçerlidir” dedi.

İsveç vatandaşlarının iade edilemeyeceğini de hatırlatan Johansson, “İsveç vatandaşı olmayan kişiler diğer ülkelerin talebi üzerine, ancak İsveç yasaları ve Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi ile uyumlu olması koşuluyla iade edilebilir” ifadesini kullandı.

Salı akşamı Türkiye ile imzalanan ve Ankara’nın İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği üzerindeki vetosunu kaldıran anlaşma, Stockholm’e göre suçluların iadesi konusunda “Avrupa Sözleşmesine saygı gösterilmesini açıkça belirtiyor”.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi’nin bitmesinin ardından İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlediği basın toplantısında “İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvuruları bağlamında yaşananlar, Türkiye’nin terör konusundaki kırmızı çizgilerini ortaya koymuştur. Bu muhtıra Türkiye ve milletimiz açısından zorlu müzakere sürecinden sonra elde edilmiş diplomatik bir zaferdir. Muhtırada kayıtlı hususların uygulamasını titizlikle takip edecek, adımlarımızı buna göre atacağız. İsveç’in verilmiş olan sözü şudur, 73 teröristin Türkiye’ye iadesi.” demişti.

İsveç Adalet Bakanı Johansson, akşam saatlerinde yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın açıklamasına doğrudan yorum yapmadı ancak iade konusunda son sözün hükümette değil, “iadeler üzerinde veto yetkisi olan” Yüksek Mahkeme’de olduğunu söyledi.

Muhtırada konuya ilişkin şu ifadeler yer almıştı:

“Türkiye, Finlandiya ve İsveç Washington Antlaşması’nda belirtilen ilkelere ve değerlere bağlılıklarını ifade ederler. İttifakın en temel unsurlarından biri, üye devletlerin milli güvenliğinin yanı sıra uluslararası barış ve istikrara doğrudan tehdit teşkil eden terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadelede tam dayanışma ve iş birliğidir. Müstakbel NATO müttefikleri olarak Finlandiya ve İsveç, milli güvenliğine yönelik tüm tehditlere karşı Türkiye’ye tam destek verirler.

Bu çerçevede, Finlandiya ve İsveç, PYD/YPG ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacaklardır. Türkiye de milli güvenliklerine yönelik tüm tehditlere karşı Finlandiya ve İsveç’e tam destek verir. Finlandiya ve İsveç, terörizmi tüm biçim ve tezahürleriyle en kuvvetli şekilde reddeder ve kınar. Finlandiya ve İsveç, tüm terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri saldırıları açık ve net biçimde kınar, Türkiye’yle ve mağdurların aileleriyle en derin dayanışma duygularını ifade eder. Finlandiya ve İsveç, PKK’nın yasaklanmış bir terör örgütü olduğunu teyit eder.

Finlandiya ve İsveç, PKK ve diğer tüm terörist örgütlerin, bunların uzantılarının faaliyetleri ile iltisaklı kuruluşlar ve paravan örgütler içerisinde yer alan veya bu terör örgütleriyle bağlantısı bulunan şahısların faaliyetlerini engelleyeceklerini taahhüt eder. Türkiye, Finlandiya ve İsveç bu terör örgütlerinin faaliyetlerini engellemek amacıyla aralarındaki iş birliğini artırmaya karar vermişlerdir. Finlandiya ve İsveç, bu terör örgütlerinin emellerini reddeder.”

Paylaşın

ABD Başkanı Biden: Türkiye’ye F-16 Satmamız Gerekiyor

ABD başkanı Joe Biden, Türkiye’ye F-16 jetlerin satılabilmesi için Kongre onayını alabileceklerine inandığını söyledi. Biden, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusundaki kararını etkileyecek bir anlaşmanın da söz konusu olmadığını ifade etti.

Haber Merkez / ABD başkanı Joe Biden, Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Biden’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle;

“Türkiye’ye F-16 satmalı ve aynı zamanda ellerindeki jetleri de modernize etmeliyiz. Bunu yapmamak bizim çıkarımıza değil. F-16 satışını Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya girmesini onaylamasına bağlayan herhangi bir taviz alışverişi sözkonusu olmadı. Satış için Kongre’nin onayına ihtiyacım var ve bunu yapabileceğimi düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a NATO zirvesinde söylediğim aralık ayında söylediğimle aynı. Aralıktan beri tutumumu değiştirmediğimi kendilerine ifade ettim. Bir karşılık olmadan sadece satmamız gerektiğini söyledim.

Ukrayna’ya uzun ve orta menzilli hava savunma, topçu, karşı batarya sistemleri ve diğer silahların tedariki için 800 milyon dolarlık yeni bir paketi birkaç gün içinde açıklayacağım.

ABD’nin öncülüğünde 50’den fazla ülke, Ukrayna’ya silah tedariki için yeni sözler verdi: 600’den fazla tank, 600 binden fazla mermi, yaklaşık 140 bin tanksavar, 500’e yakın top, gelişmiş çok namlulu roketatar, gemi savar ve hava savunma sistemleri.

(Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e Washington’un Kiev’i artık destekleyemeyeceğini söyleyeceği zamanın gelip gelmeyeceği sorulduğunda…) Ukrayna’yı gerektiği sürece destekleyeceğiz.

ABD ile müttefikleri gerektiği müddetçe yüksek petrol ve gaz fiyatlarını ödeyecek. Fiyatlar neden mi yüksek? Rusya yüzünden. Sebebi Rusya, Rusya, Rusya.

(Suudi Arabistan ziyaretinde Kral ve Veliaht Prens’ten petrol üretimini artırmalarını isteyip istemeyeceği sorulduğunda) Hayır, onlardan bunu talep etmeyeceğim. Basra Körfezi’ndeki tüm ülkelere petrol üretimini artırmanın önemini işaret ettim, umuyorum ki, onlar da bunu yapmayı kendi çıkarlarına görsünler.”

Paylaşın