Düşük Kan Şekerinin Beş Gizli Belirtisi

Tıbbi olarak, düşük kan şekeri veya hipoglisemi, kan şekeri 70 mg/dL’nin altına düştüğünde ortaya çıkar. Bu durum, tip 1 diyabetli kişilerde en yaygın olanıdır, ancak ailesinde diyabet veya obezite öyküsü olan kişiler de bu duruma duyarlı olabilir.

Haber Merkezi / Bazı ilaçlar, yeme bozuklukları, bazı tümörler veya kilo verme ameliyatı gibi faktörler de düşük kan şekerine neden olabilir.

İşte düşük kan şekerinin 5 gizli belirtisi:

Baş dönmesi, sersemlik hissi veya konsantre olamama: Vücut yeterli glikoz almadığında, beyin ihtiyaç duyduğu enerjiyi ememez. Sonuç olarak, baş dönmesi, sersemleme hissi veya konsantre olmakta zorluk çekilir. Bu, kan şekerinin düştüğünün ve vücudun enerjisinin tükendiğinin en yaygın işaretlerinden biridir.

El titremeleri, kaygı veya ani sinirlilik: Beyin çalışmak için glikoza bağımlıdır. Beyin yeterli glikoz almazsa, vücudunu uyarmak için adrenalin hormonu salgılanır. Bu, titreme, kaygı veya hatta ani ruh hali değişimlerine neden olabilir ve sebepsiz yere öfkeli veya kaygılı hissetmeye yol açabilir.

Hızlı kalp atışı: Vücudu uyarmanın yanı sıra adrenalin aynı zamanda kalp atış hızının hızlanmasına ve kan basıncının yükselmesine neden olan “kaç ya da savaş” tepkisini de harekete geçirir. Yüksek kan basıncına sahip olan kişiler bu belirtiye karşı daha hassas olmalıdır.

Belirgin bir nedeni olmayan mide bulantısı: Garip gelebilir ama mide bulantısı, özellikle diyabet ilacı kullanan veya gecikmiş mide boşalması sorunları yaşayan kişilerde aniden ortaya çıkabilen düşük kan şekerinin bir yan etkisidir.

Yoğun ve ani açlık hissi: Vücut yeterli yakıta sahip olmadığında, aşırı aç hisseder. Bunun nedeni, beyne “Hızlı ye!” mesajını gönderen ghrelin hormonunun salınmasıdır. Bu koşullarda, kan şekerini tekrar dengeye getirmek için tatlı yiyeceklere duyulan istek de artar.

Paylaşın

“Kilise İle Hükümet” Arasında Gerilim: Ermenistan’da Neler Oluyor?

Ermenistan’da “Kilise ile Hükümet” arasındaki gerilim, derin bir krize işaret ederken, Hükümet ülkeyi istikrarsızlaştırma planlarını engellediğini öne sürüyor. 

Haber Merkezi / Başbakan Nikol Paşinyan, 25 Haziran’da, Başpiskopos Bagrat Galstanyan liderliğindeki bir grubun “darbe planı” yaptığını ve bu planın güvenlik güçleri tarafından engellendiğini duyurdu.

Galstanyan ve 14 şüpheli, Kasım 2024’ten beri hükümeti yasal olmayan yollarla devirme ve “terör eylemleri” planlama suçlamasıyla gözaltına alındı.

Ermenistan Ulusal Güvenlik Servisi, Galstanyan’ın evinde geniş çaplı bir arama yaparken, Soruşturma Komitesi, Galstanyan ve suç ortaklarının anayasal düzeni şiddet yoluyla değiştirme amacı taşıdığını açıkladı.

27 Haziran’da, Apostolik Kilisesi’nin Eçmiadzin’deki merkezine operasyon düzenlendi. Şirak Başpiskoposu Mihail Ajapahyan, darbe çağrıları yaptığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Paşinyan, bu operasyonları “kriminal oligarşik ruhban sınıfının iktidarı gasp planı” olarak nitelendirdi.

Paşinyan’a göre, darbe girişimi 23 Haziran’da başlayıp 30 Haziran’da yönetimi ele geçirmeyi hedefliyordu. İddialara göre, eski devlet başkanları Robert Koçaryan ve Serj Sarkisyan ile bazı muhalif partiler ve Rusya bağlantılı iş adamları da bu plana dahildi.

Galstanyan ve suç ortaklarının darbe planlarını tartıştığına dair ses kayıtları yayınlandı, bu da darbe iddialarını güçlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor.

Son gelişmeler, din ve devlet arasındaki gerilimin bir yansıması olarak görülüyor. Peder Zareh Aşuryan’ın Paşinyan’ı “sünnetli” olmakla suçlayarak Hristiyan olmadığını ima etmesi, tansiyonu yükseltti. Paşinyan bu iddiaya alaycı bir şekilde yanıt vererek, Ermeni Kilisesi Başkanı II. Karekin’e penisini göstermeyi teklif etti.

Paşinyan, kilisenin siyasi ve mali çıkarlar peşinde olduğunu ima ederken, muhalefet ve kilise destekçileri, bu suçlamaların Paşinyan’ın iktidarını sağlamlaştırmak için bir bahane olduğunu öne sürüyor.

Rusya, olayları Ermenistan’ın “iç meselesi” olarak nitelendirerek tarafsız bir duruş sergiledi, ancak ülkede hukukun üstünlüğü ve istikrarın korunmasını desteklediğini belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sözcüsü Dmitry Peskov, yaşanan olayları “Ermenistan’ın iç meselesi” olduğunu söyledi ve Rusya vatandaşı olan iş adamının tutuklanması konusunda Erivan ile temas halinde olduğunu belirtti.

Ermenistan’da din ve devlet arasındaki çatışma, ekonomik sorunlar (yüksek işsizlik, yoksulluk) ve dış politikadaki gerginliklerle (Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkiler) birleştiğinde, toplumda ciddi bir kutuplaşma yaratıyor.

Nikol Paşinyan, Serj Sarkisyan’ın istifasına yol açan 2018’deki protestoların ardından iktidara geldi. Paşinyan, Türkiye ile ilişkileri iyileştirme, Azerbaycan ile ateşkes sağlama ve ülkeyi Rus etkisinden uzaklaştırma vaadiyle seçilmişti.

Gelecek yıl Ermenistan’da parlamento seçimleri yapılacak. Son kamuoyu yoklamalarına göre, katılımcıların yalnızca yüzde 15’i Başbakan Paşinyan’a hala destekliyor.

Paylaşın

Türkiye Genelinde Kiralar 10 Yılda 13,5 Kat Arttı

Dar ve orta gelirli vatandaşlar için sıfırdan bir ev alabilmenin neredeyse hayal olduğu Türkiye’de kira fiyatları son 10 yılda yüzde 1.352,3 oranında (13,5 kat) arttı.

Konut ve kira fiyatlarındaki artışlar, Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında zirveye taşıdı. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) yayımladığı son konut fiyat endeksine göre, Türkiye 2015-2025 döneminde hem nominal hem de reel fiyat artışında tüm ülkeleri geride bıraktı. Özellikle son üç yılda ivmelenen fiyat artışları, Türkiye’yi konut piyasasında küresel ölçekte istisnai bir ülke konumuna getirdi.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, OECD’nin konut fiyat endeksinde, Türkiye’de 2015’te 100 birim kabul edilen konut fiyatları 2025’in ilk çeyreğinde 2.075,7 birime ulaştı. Bu, yüzde 1.975,7 oranında (yaklaşık 20 kat) bir artış anlamına geliyor. Aynı dönemde OECD ortalamasında ise artış yalnızca yüzde 90,2 ile sınırlı kaldı. Konut fiyatlarındaki bu artış oranı, Türkiye’yi yüzde 160,9 ile ikinci sırada yer alan İzlanda’nın da çok önüne taşıdı.

Örneklemek gerekirse, 2015’te 500 bin TL’ye satılan bir konutun ortalama değeri 2025 itibarıyla 10,4 milyon TL’ye, 1 milyon TL’lik konutun değeri ise 20,8 milyon TL’ye yükseldi.

OECD’nin enflasyondan arındırılmış reel fiyat analizine göre de Türkiye ilk sırada. Türkiye’de son on yılda konut fiyatlarının reel artışı yüzde 78,4 olarak gerçekleşirken, OECD ortalaması yüzde 33,4’te kaldı. Bu alanda Türkiye’yi İzlanda, Litvanya, ABD ve Yunanistan izledi.

Konut kiralarında da tablo benzer. Türkiye’nin kira endeksi 2015’te 100 iken, 2025’in ikinci çeyreğinde 1.452,3 seviyesine çıktı. Bu, yüzde 1.352,3 oranında (13,5 kat) bir artış anlamına geliyor. Aynı dönemde OECD ortalaması yalnızca yüzde 47,7 oranında artış gösterdi. Kiralarda Türkiye’yi yüzde 104,5’le Macaristan izlerken, bazı ülkelerde artış yüzde 10’un altında kaldı.

2015’te 2.500 TL olan ortalama konut kirası, 2025’te yaklaşık 36.300 TL’ye yükseldi. Aynı şekilde, 5.000 TL’lik bir konutun kirası ortalama 72.600 TL seviyesine çıktı. 2022 başından itibaren artan iç göç, inşaat maliyetleri, sığınmacı etkisi ve yüksek enflasyon beklentileriyle birlikte konut ve kira fiyatlarında adeta geometrik bir artış yaşandı. 2022-2025 arasında konut fiyatları yüzde 608, kiralar ise yüzde 705 arttı.

Kira artışlarında 2022-2024 arasında uygulanan yüzde 25’lik tavan sınırlaması, emsal ve bedel tespit davaları yoluyla aşılmaya çalışılırken, enflasyona endeksli sisteme geçilmesi sonrası kira artışları yeniden hız kazandı. TÜFE bazlı yıllık enflasyon yüzde 35,4’e gerilese de, kira artış oranları haziran itibarıyla yüzde 45,8’e ulaştı.

Türkiye, gerek nominal gerek reel bazda gerekse kira artış oranında açık ara OECD ülkeleri arasında lider konumda bulunuyor. Uzmanlar, bu durumun sadece ekonomik değil, toplumsal ve demografik etkilerinin de derinleştiğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

5 Ayda 60 Bine Yakın Şirket Ve Esnaf Kepenk İndirdi

2024’ün ilk 5 ayında kapanan şirket ve esnaf işyeri sayısı 60 bine yaklaştı. Ekonomist İris Cibre, kapanmaların temelinde uzun süredir yüksek seyreden finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan zorlukların bulunduğuna dikkat çekti.

İris Cibre, “2024’ün ilk 5 ayında konkordato, iflas ve mühlet kararlarının toplamı, geçen yılın tamamını şimdiden geride bıraktı. Bu, reel sektörde likidite krizinin boyutlarını gözler önüne seriyor” dedi.

Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikalarının etkisiyle piyasadaki daralma, reel sektörde ciddi bir tasfiye sürecini tetikledi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) verilerine göre, 2024’ün ilk 5 ayında kapanan şirket ve esnaf işyeri sayısı 60 bine yaklaştı. Aynı dönemde kurulan yeni şirket sayısı ise son 5 yılın en düşük seviyesine geriledi.

TOBB verileri, Ocak-Mayıs 2024 döneminde 44 bin 896 yeni şirket kurulduğunu, buna karşın kapanan şirket sayısının yüzde 12 artarak 11 bin 108’e ulaştığını ortaya koydu. Bu rakamlar, kapanan şirket sayısında son 10 yılın en yüksek seviyesine işaret ediyor. 2016-2025 dönemine ilişkin ilk 5 aylık ortalamalara bakıldığında, kurulan şirket sayısı yüzde 44 artarken, kapanan şirketlerdeki artış oranı yüzde 145’e ulaştı.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre; Ekonomist İris Cibre, kapanmaların temelinde uzun süredir yüksek seyreden finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan zorlukların bulunduğuna dikkat çekerek, sistemin zorlanan firmaları hızla tasfiye ettiğini vurguladı. Cibre, “2024’ün ilk 5 ayında konkordato, iflas ve mühlet kararlarının toplamı, geçen yılın tamamını şimdiden geride bıraktı. Bu, reel sektörde likidite krizinin boyutlarını gözler önüne seriyor” dedi.

Zombi şirketlerin yıllarca yapay şekilde ayakta tutulduğunu ifade eden Cibre, “Bu şirketler şimdi sistemin dışına itiliyor ancak toplu batışlar sağlıklı firmaları da sarsabilir. Bu nedenle kredi tahsisinde çok daha seçici olunmalı” uyarısında bulundu.

TESK’in yayımladığı verilere göre ise Ocak-Mayıs 2024 döneminde 134 bin 234 esnaf işyeri açıldı. Aynı süreçte kapanan esnaf işyeri sayısı 49 bin 97’ye ulaşarak bir önceki yıla göre yüzde 1 arttı. Böylece her üç yeni esnaf işyerine karşılık birinin kapandığı dikkat çekti.

Ekonomi yönetiminin Temmuz 2023’te başlattığı dezenflasyon sürecinden bu yana 225 bini aşkın yeni şirket kurulurken, aynı dönemde yaklaşık 59 bin şirket faaliyetini sonlandırdı. Bu tablo, her dört yeni girişime karşılık bir işletmenin piyasadan çekildiğini gösteriyor.

Reel sektör temsilcileri, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından duyurulan 500 milyar TL tutarındaki KGF paketinin de beklentileri karşılamaktan uzak kaldığı görüşünde. Finansman sorunlarının devam etmesi durumunda yılın ikinci yarısında daha fazla işletmenin kapanma riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapılıyor.

Paylaşın

Elektrik Fiyatları Son Bir Yılda Yüzde 87,7 Arttı

Türkiye’de elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 87,7 arttı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, elektrikte faturaların yarısını, doğalgazda ise yüzde 70’ini devletin karşıladığını ifade etmişti.

Eurostat’ın Mayıs 2025 verilerine göre, Türkiye’de elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 87,7 artarak Avrupa ülkeleri arasında açık ara ilk sırada yer aldı. Türkiye’yi yüzde 36,6 artışla Avusturya, yüzde 24,3 ile Lüksemburg izledi. Avrupa Birliği genelinde ortalama artış ise yalnızca yüzde 2,2 oldu.

Almanya, Slovenya, Danimarka, Finlandiya ve Fransa gibi birçok ülkede elektrik fiyatları yıllık bazda düşerken, Fransa’da bu oran yüzde 14’e ulaştı. Türkiye ile Avrupa ortalaması arasındaki fark dikkat çekerken, birçok ülke enerji fiyatlarındaki istikrarı sürdürebildi.

Verileri paylaşan Ekonomist İnan Mutlu, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Sübvanse ettiklerini söyledikleri elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 87,7 arttı.”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, “1,2 milyon haneyi destek dışı bıraktık, bu toplam abonelerin yüzde 3’ü. Geriye kalan yüzde 97’lik kesimi desteklemeye devam ediyoruz” demişti. Bayraktar, elektrikte faturaların yarısını, doğalgazda ise yüzde 70’ini devletin karşıladığını ifade etmişti.

Paylaşın

13 Yaş Altına “Sosyal Medya” Yasağı Geliyor

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, sosyal medya düzenlemesine ilişkin yaptığı açıklamada, 13 yaş altındaki çocukların sosyal medyaya erişiminin tamamen engellenmesini öngördüklerini ifade etti.

Abdulkadir Uraloğlu, 13 – 16 yaş arası çocukların ise yalnızca ebeveyn onayıyla platformlara erişebilmesini öngördüklerini belirtti. Uraloğlu, konuya ilişkin, sosyal medya platformlarının temsilcileriyle görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, önümüzdeki yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması beklenen sosyal medya kullanımına ilişkin yeni düzenlemenin ana hatlarını paylaştı.

Habertürk canlı yayınında konuşan Uraloğlu, 13 yaş altındaki çocukların sosyal medyaya erişiminin tamamen engellenmesini, 13-16 yaş arası çocukların ise yalnızca ebeveyn onayıyla platformlara erişebilmesini öngördüklerini belirtti.

Türkiye’de sosyal medya kullanımının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Bu alanda oldukça meraklıyız, dünya sıralamasında nüfusa oranla önemli bir yerimiz var” dedi.

Hazırlanan düzenlemenin yasaklayıcı değil, çocukları ve gençleri korumaya yönelik bir perspektifle geliştirildiğini belirten Uraloğlu, “Yasakçı bir zihniyet değiliz, düzenleme ve koruma refleksiyle hareket ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, sosyal medya platformlarının temsilcileriyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, şirketlerin Türkiye’nin alacağı kararları uygulamaya hazır olduklarını ilettiklerini söyledi. Uraloğlu, “Uygulanamayacak bir talepte bulunmanın anlamı yok. Platform temsilcileri ‘ülke ne karar alırsa, uyarız’ diyorlar” şeklinde konuştu.

Gündemdeki diğer bir başlık ise kamu personelinin mesai saatleri içerisinde sosyal medya kullanımı.

Uraloğlu, bu konuda da bazı düzenlemelerin değerlendirildiğini belirtti. Gençlere yönelik filtreleme gibi önlemlerin birçok ülkede uygulandığını hatırlatan Uraloğlu, Türkiye’nin de benzer bir yönelime girmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.

Yasal hazırlıkların sürdüğünü belirten Uraloğlu, söz konusu düzenlemenin bu yasama dönemine yetişmeyeceğini ancak önümüzdeki yasama yılında Meclis’in takdirine sunulacağını açıkladı.

Paylaşın

Türkiye’de İflaslar Yüzde 23 Arttı

Türkiye’de şirket iflasları, 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 23 oranında yükseldi. Uzmanlar, şirket iflaslarında artış eğiliminin önümüzdeki dönemde de sürebileceği uyarısında bulunuyor.

Türkiye’de CRIF Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Dun & Bradstreet,  “2024 Küresel İflas Raporu”nu yayınladı. Karar’ın aktardığına göre; Rapor, pandemi sonrası dönemde sona eren devlet destekleri, yüksek faiz oranları ve küresel ekonomik yavaşlamanın şirketler üzerinde baskı yarattığını gösterdi. 2024 yılı boyunca tedarik zincirindeki aksaklıklar, jeopolitik belirsizlikler ve borçlanma maliyetlerinin artması da küresel ölçekte iflasların tırmanmasında etkili oldu.

Rapora göre, savaşın gölgesindeki Ukrayna, şirket iflaslarında yüzde 126’lık oranla başı çekerken, Singapur yüzde 40, Belarus ise yüzde 39 ile takip etti. Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinde de ciddi artışlar kaydedildi; Almanya’da yüzde 22, İtalya’da yüzde 20, İspanya’da yüzde 26 oranında artış yaşandı. ABD’de 2023’te yüzde 79 olan iflas artışı, 2024’te yüzde 6’ya gerilese de ivmenin sürdüğü görüldü.

Türkiye’de ise Ticaret Sicil Gazetesi ve resmi sicil verileri üzerinden CRIF İzleme Servisi tarafından yapılan analizde, 2024 yılı boyunca iflas eden şirket sayısının 465 olduğu belirtildi. Bu rakam, bir önceki yıla göre yüzde 23’lük bir artışa işaret ediyor.

Dun & Bradstreet’in değerlendirmesine göre, incelenen 47 ülkeden sadece 12’sinde şirket iflaslarında azalma yaşandı. Küresel çapta ticari faaliyetin baskılandığı, finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde bu ülkelerin çoğunda da düşüş oranları oldukça sınırlı kaldı.

Uzmanlar, küresel ölçekte sıkı para politikalarının devam etmesi ve makroekonomik kırılganlıkların sürmesi halinde, şirket iflaslarında artış eğiliminin önümüzdeki dönemde de sürebileceği uyarısında bulunuyor. Raporda, özellikle KOBİ’lerin ekonomik dalgalanmalara karşı daha kırılgan olduğuna dikkat çekildi.

Paylaşın

2025’in İlk Çeyreğinde Türkiye’de 25 Gazeteci Tutuklandı

2025’in ilk çeyreğinde Türkiye’de toplam 157 gazeteci, 90 farklı davada yargılandı. Bu dönemde 25 gazeteci tutuklandı, 50 gazeteci gözaltına alındı. Mahkemeler, 19 davada toplam 28 gazeteciye 41 yıl 1 ay 12 gün hapis ve 8.850 lira para cezası verdi.

İfade özgürlüğü alanındaki hak ihlallerini izleyen Expression Interrupted, 2025 yılının ilk çeyreğine ilişkin “İfade ve Basın Özgürlüğü Gündemi” raporunu yayımladı. Ocak-Mart dönemini kapsayan 13. rapor, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü açısından yılın ilk aylarının ağır bir tabloya sahne olduğunu ortaya koydu.

Karar’ın aktardığı rapora göre, 2025’in ilk çeyreğinde Türkiye’de toplam 157 gazeteci, 90 farklı davada yargılandı. Bu dönemde 25 gazeteci tutuklandı, 50 gazeteci gözaltına alındı. Mahkemeler, 19 davada toplam 28 gazeteciye 41 yıl 1 ay 12 gün hapis ve 8.850 TL para cezası verdi.

En çok başvurulan suçlamalar arasında, “örgüt üyeliği” (TCK 314/2) ve “örgüt propagandası” (TMK 7/2) ilk sırada yer aldı. Bu maddeler sırasıyla 27 ve 21 farklı davada kullanıldı. Diğer sık başvurulan suçlamalar ise “kamu görevlisine hakaret”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını aşağılama” oldu. Son olarak “dezenformasyon yasası” olarak bilinen TCK 217/A, yedi davada gazetecilere yöneltildi.

Rapora göre, protestoları takip eden gazeteciler de hedefteydi. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve Van’a kayyum atanmasına dair protestolar sırasında görev yapan gazeteciler gözaltına alındı. Gözaltına alınan 50 gazeteciden 22’si bu eylemleri izlediği için hedef alındı. Tutuklanan gazetecilerin yedisi de bu protestoları takip eden isimlerdi.

Yılın başında cezaevinde olan gazeteci sayısı 33 iken, mart sonunda bu sayı 34’e yükseldi.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ilk üç ayda muhalif televizyonlara toplamda 25 milyon 344 bin TL para cezası kesti. Cezaların büyük kısmı, İmamoğlu’nun tutuklanmasına dair yayınlar nedeniyle verildi. RTÜK ayrıca SZC TV’ye 10 gün ekran karartma cezası uyguladı ve YouTube’daki bazı muhalif kanallara lisans alma zorunluluğu getirdi.

Raporda, 19 Mart’ta yürürlüğe giren Siber Güvenlik Kanunu da eleştirildi. Özellikle “veri sızıntısı varmış gibi gösterenlere 2 ila 5 yıl hapis” öngören 16. madde ve savcılara hâkim kararı olmaksızın dijital materyallere el koyma yetkisi veren 8. madde, gazetecilik örgütleri tarafından sansür tehlikesi olarak değerlendirildi.

Anayasa Mahkemesi, bu dönemde “örgüte üye olmadan yardım etme” suçlamasını ikinci kez iptal etti. Ayrıca en az iki gazeteci başvurusunda adil yargılanma ve basın özgürlüğü ihlalleri tespit etti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise 2024’e ait verilerde Türkiye’nin, bireysel başvurular ve ihlal oranlarında yine Avrupa lideri olduğunu duyurdu.

Expression Interrupted raporunda, bu baskı ortamının yalnızca gazetecileri değil, halkın haber alma hakkını da hedef aldığını vurguladı.

Paylaşın

Yatırımlar Durma Noktasında!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, yüksek faiz oranları, kur istikrarsızlığı, yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler ve enflasyon nedeniyle sanayi yatırımlarının ciddi şekilde gerilediğini belirtti.

Hükümetin, üretim yerine rant odaklı politikaları benimsediğini öne süren Karabat, bu tercihin krizi daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye’nin ekonomik yapısının üretimden uzaklaştırılarak rant ve tüketime dayalı bir modele dönüştürüldüğünü belirterek Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yönelik sert eleştirilerde bulundu. Karabat, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin sıcak paraya bağımlı hale geldiğini ve sanayisizleşme sürecine girdiğini ifade etti.

Karabat, imalat sanayisinin gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payının yüzde 16’ya kadar gerilediğini, hizmet sektörünün payının ise yüzde 55’e çıktığını belirtti. Bu değişimin tesadüfi olmadığını dile getiren Karabat, yatırımcıların hukuki güvenceden yoksun ortam nedeniyle üretimlerini yurt dışına taşıdığını söyledi. “Sanayi üretimi yerine hizmet ve inşaat sektörünün teşvik edilmesi, ülkeyi yapısal kırılganlıklara açık hale getiriyor” dedi.

Gelişmekte olan ülkelerde hizmet sektörünün bu denli hızlı büyümesinin istikrarı tehdit ettiğini vurgulayan Karabat, Mehmet Şimşek’in bu tabloyu başarı gibi sunmasının gerçekleri yansıtmadığını savundu. Ekonomide inşaat ve tüketime dayalı politikaların ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

Karabat, yüksek faiz oranları, kur istikrarsızlığı, yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler ve enflasyon nedeniyle sanayi yatırımlarının ciddi şekilde gerilediğini belirtti. Hükümetin, üretim yerine rant odaklı politikaları benimsediğini öne süren Karabat, bu tercihin krizi daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Otomotiv sektöründeki son duruma da değinen Karabat, mayıs ayı itibarıyla ithal araçların pazar payının yüzde 71’i aştığını aktardı. Hükümetin bu tabloya ÖTV zammı ile yanıt verdiğini belirten Karabat, bu artışların ithalatı kısmaktan çok vergi gelirlerini artırmaya yönelik olduğunu iddia etti.

Karabat, yerli üretimin yeterince desteklenmediğini ve ekonomi yönetiminin ithalat lobilerinin çıkarlarını gözettiğini öne sürdü. ÖTV zamlarının halka yeni bir mali yük getirdiğini vurguladı.

Rant ekonomisi halkı zorluyor

Plansız büyüyen hizmet sektörünün özellikle kira ve lokasyon rantlarını artırdığını belirten Karabat, AVM’ler, turizm bölgeleri ve kent merkezlerindeki fiyat artışlarının geniş halk kesimlerini olumsuz etkilediğini söyledi. “Bir avuç kesim zenginleşirken, halkın büyük bölümü geçim sıkıntısı yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Karabat, Bakan Şimşek’in uyguladığı ekonomik politikaların sıcak para girişiyle servet transferini öncelediğini ileri sürdü. Kapanan fabrikalar, yurt dışına taşınan işletmeler ve iflas eden firmaların dikkate alınmadığını belirtti. Şimşek’in sık kullandığı “En kötüsü geride kaldı” ifadesine de atıfta bulunan Karabat, “Asıl en kötüsü, siz ve mevcut yönetim anlayışınız iktidardan gittiğinde geride kalacak” diyerek açıklamasını tamamladı.

Paylaşın

Türkiye’de Her 100 Kişiden 29’u Yardıma Muhtaç

DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, TÜİK’in açıkladığı 2024 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne değinerek, Türkiye’de her 100 kişiden 29’unun yardıma muhtaç olduğunu, 86 kişinin ise insanca yaşam standartlarından uzak koşullarda yaşadığını belirtti.

Cengiz Çiçek ayrıca, 3,6 milyon hanenin aşırı yoksulluk sınırında bulunduğunu, bu nedenle sosyal yardım harcamalarının 2024 yılında 491,7 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Çiçek, nüfusun yaklaşık yüzde 13,7’sinin, yani 12 milyon kişinin, sürekli yoksulluk içinde yaşadığını da sözlerine ekledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, asgari ücrete ara zam yapılması için Meclis’e çağrıda bulundu. Çiçek, asgari ücretin mevcut haliyle geçim sağlamadığını belirterek, “Zaman kaybedilmeden asgari ücrete ara zam yapılarak insan onuruna yaraşır bir seviyeye çıkarılması elzemdir” dedi.

İktidarın uzun süredir sürdürdüğü ekonomik politikaların ciddi krizlere yol açtığını ifade eden Çiçek, yaşanan bu durumun özellikle asgari ücretle geçinen vatandaşlar üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını söyledi. Cengiz Çiçek, derinleşen ekonomik krizle birlikte yoksulluk, işsizlik, yüksek enflasyon ve TL’nin değer kaybı gibi sorunların olağanüstü boyutlara ulaştığını vurguladı.

TÜİK’in açıkladığı 2024 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne değinen Çiçek, Türkiye’de her 100 kişiden 29’unun yardıma muhtaç olduğunu, 86 kişinin ise insanca yaşam standartlarından uzak koşullarda yaşadığını belirtti. Cengiz Çiçek ayrıca, 3,6 milyon hanenin aşırı yoksulluk sınırında bulunduğunu, bu nedenle sosyal yardım harcamalarının 2024 yılında 491,7 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Çiçek, nüfusun yaklaşık yüzde 13,7’sinin, yani 12 milyon kişinin, sürekli yoksulluk içinde yaşadığını da sözlerine ekledi.

Asgari ücretin artık temel ücret değil, yaygın ücret haline geldiğini belirten Çiçek, bu durumun büyük bir yoksulluk girdabını beraberinde getirdiğini dile getirdi. Çalışanların yaklaşık yüzde 50’sinin asgari ücretle geçinmeye çalıştığını hatırlatan Çiçek, 2025 yılı için yapılan yüzde 30’luk zammın yetersiz kaldığını vurguladı. Asgari ücretin 22 bin 104 TL’ye yükseltilmesine rağmen bu artışın günlük karşılığının sadece 170 TL olduğunu söyledi.

DİSK/Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin verilerine atıf yapan Çiçek, dört kişilik bir aile için açlık sınırının 23 bin 615 TL, yoksulluk sınırının ise 81 bin 686 TL olduğunu belirtti. Bu rakamlarla karşılaştırıldığında asgari ücretin açlık sınırının bile altında kaldığını ifade etti.

Cengiz Çiçek’ten bakana sorular

Cengiz Çiçek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları Meclis’e sundu:

İşçilerin insan onuruna yaraşır ücret almalarını sağlayacak bir ara zam yapmayı düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız ne zaman yapmayı planlıyorsunuz?
Asgari ücretle çalışan emekçilere yönelik bir ara zam için emek örgütleri ve sendikalarla ortak çalışma yürütmeyi düşünüyor musunuz?
Türkiye’de asgari ücretle çalışan yurttaşların sayısı kaçtır?
Asgari ücret ve altında maaş alan vatandaşların yaşam kalitesini artırmaya yönelik yürüttüğünüz herhangi bir çalışma var mı?
Asgari ücretin temel ücret olmaktan çıkarılması yönünde bir planınız bulunuyor mu?

Paylaşın