Türkiye’de İflaslar Yüzde 23 Arttı

Türkiye’de şirket iflasları, 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 23 oranında yükseldi. Uzmanlar, şirket iflaslarında artış eğiliminin önümüzdeki dönemde de sürebileceği uyarısında bulunuyor.

Türkiye’de CRIF Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Dun & Bradstreet,  “2024 Küresel İflas Raporu”nu yayınladı. Karar’ın aktardığına göre; Rapor, pandemi sonrası dönemde sona eren devlet destekleri, yüksek faiz oranları ve küresel ekonomik yavaşlamanın şirketler üzerinde baskı yarattığını gösterdi. 2024 yılı boyunca tedarik zincirindeki aksaklıklar, jeopolitik belirsizlikler ve borçlanma maliyetlerinin artması da küresel ölçekte iflasların tırmanmasında etkili oldu.

Rapora göre, savaşın gölgesindeki Ukrayna, şirket iflaslarında yüzde 126’lık oranla başı çekerken, Singapur yüzde 40, Belarus ise yüzde 39 ile takip etti. Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinde de ciddi artışlar kaydedildi; Almanya’da yüzde 22, İtalya’da yüzde 20, İspanya’da yüzde 26 oranında artış yaşandı. ABD’de 2023’te yüzde 79 olan iflas artışı, 2024’te yüzde 6’ya gerilese de ivmenin sürdüğü görüldü.

Türkiye’de ise Ticaret Sicil Gazetesi ve resmi sicil verileri üzerinden CRIF İzleme Servisi tarafından yapılan analizde, 2024 yılı boyunca iflas eden şirket sayısının 465 olduğu belirtildi. Bu rakam, bir önceki yıla göre yüzde 23’lük bir artışa işaret ediyor.

Dun & Bradstreet’in değerlendirmesine göre, incelenen 47 ülkeden sadece 12’sinde şirket iflaslarında azalma yaşandı. Küresel çapta ticari faaliyetin baskılandığı, finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde bu ülkelerin çoğunda da düşüş oranları oldukça sınırlı kaldı.

Uzmanlar, küresel ölçekte sıkı para politikalarının devam etmesi ve makroekonomik kırılganlıkların sürmesi halinde, şirket iflaslarında artış eğiliminin önümüzdeki dönemde de sürebileceği uyarısında bulunuyor. Raporda, özellikle KOBİ’lerin ekonomik dalgalanmalara karşı daha kırılgan olduğuna dikkat çekildi.

Paylaşın

2025’in İlk Çeyreğinde Türkiye’de 25 Gazeteci Tutuklandı

2025’in ilk çeyreğinde Türkiye’de toplam 157 gazeteci, 90 farklı davada yargılandı. Bu dönemde 25 gazeteci tutuklandı, 50 gazeteci gözaltına alındı. Mahkemeler, 19 davada toplam 28 gazeteciye 41 yıl 1 ay 12 gün hapis ve 8.850 lira para cezası verdi.

İfade özgürlüğü alanındaki hak ihlallerini izleyen Expression Interrupted, 2025 yılının ilk çeyreğine ilişkin “İfade ve Basın Özgürlüğü Gündemi” raporunu yayımladı. Ocak-Mart dönemini kapsayan 13. rapor, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü açısından yılın ilk aylarının ağır bir tabloya sahne olduğunu ortaya koydu.

Karar’ın aktardığı rapora göre, 2025’in ilk çeyreğinde Türkiye’de toplam 157 gazeteci, 90 farklı davada yargılandı. Bu dönemde 25 gazeteci tutuklandı, 50 gazeteci gözaltına alındı. Mahkemeler, 19 davada toplam 28 gazeteciye 41 yıl 1 ay 12 gün hapis ve 8.850 TL para cezası verdi.

En çok başvurulan suçlamalar arasında, “örgüt üyeliği” (TCK 314/2) ve “örgüt propagandası” (TMK 7/2) ilk sırada yer aldı. Bu maddeler sırasıyla 27 ve 21 farklı davada kullanıldı. Diğer sık başvurulan suçlamalar ise “kamu görevlisine hakaret”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını aşağılama” oldu. Son olarak “dezenformasyon yasası” olarak bilinen TCK 217/A, yedi davada gazetecilere yöneltildi.

Rapora göre, protestoları takip eden gazeteciler de hedefteydi. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve Van’a kayyum atanmasına dair protestolar sırasında görev yapan gazeteciler gözaltına alındı. Gözaltına alınan 50 gazeteciden 22’si bu eylemleri izlediği için hedef alındı. Tutuklanan gazetecilerin yedisi de bu protestoları takip eden isimlerdi.

Yılın başında cezaevinde olan gazeteci sayısı 33 iken, mart sonunda bu sayı 34’e yükseldi.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ilk üç ayda muhalif televizyonlara toplamda 25 milyon 344 bin TL para cezası kesti. Cezaların büyük kısmı, İmamoğlu’nun tutuklanmasına dair yayınlar nedeniyle verildi. RTÜK ayrıca SZC TV’ye 10 gün ekran karartma cezası uyguladı ve YouTube’daki bazı muhalif kanallara lisans alma zorunluluğu getirdi.

Raporda, 19 Mart’ta yürürlüğe giren Siber Güvenlik Kanunu da eleştirildi. Özellikle “veri sızıntısı varmış gibi gösterenlere 2 ila 5 yıl hapis” öngören 16. madde ve savcılara hâkim kararı olmaksızın dijital materyallere el koyma yetkisi veren 8. madde, gazetecilik örgütleri tarafından sansür tehlikesi olarak değerlendirildi.

Anayasa Mahkemesi, bu dönemde “örgüte üye olmadan yardım etme” suçlamasını ikinci kez iptal etti. Ayrıca en az iki gazeteci başvurusunda adil yargılanma ve basın özgürlüğü ihlalleri tespit etti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise 2024’e ait verilerde Türkiye’nin, bireysel başvurular ve ihlal oranlarında yine Avrupa lideri olduğunu duyurdu.

Expression Interrupted raporunda, bu baskı ortamının yalnızca gazetecileri değil, halkın haber alma hakkını da hedef aldığını vurguladı.

Paylaşın

Yatırımlar Durma Noktasında!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, yüksek faiz oranları, kur istikrarsızlığı, yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler ve enflasyon nedeniyle sanayi yatırımlarının ciddi şekilde gerilediğini belirtti.

Hükümetin, üretim yerine rant odaklı politikaları benimsediğini öne süren Karabat, bu tercihin krizi daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye’nin ekonomik yapısının üretimden uzaklaştırılarak rant ve tüketime dayalı bir modele dönüştürüldüğünü belirterek Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yönelik sert eleştirilerde bulundu. Karabat, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin sıcak paraya bağımlı hale geldiğini ve sanayisizleşme sürecine girdiğini ifade etti.

Karabat, imalat sanayisinin gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payının yüzde 16’ya kadar gerilediğini, hizmet sektörünün payının ise yüzde 55’e çıktığını belirtti. Bu değişimin tesadüfi olmadığını dile getiren Karabat, yatırımcıların hukuki güvenceden yoksun ortam nedeniyle üretimlerini yurt dışına taşıdığını söyledi. “Sanayi üretimi yerine hizmet ve inşaat sektörünün teşvik edilmesi, ülkeyi yapısal kırılganlıklara açık hale getiriyor” dedi.

Gelişmekte olan ülkelerde hizmet sektörünün bu denli hızlı büyümesinin istikrarı tehdit ettiğini vurgulayan Karabat, Mehmet Şimşek’in bu tabloyu başarı gibi sunmasının gerçekleri yansıtmadığını savundu. Ekonomide inşaat ve tüketime dayalı politikaların ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

Karabat, yüksek faiz oranları, kur istikrarsızlığı, yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler ve enflasyon nedeniyle sanayi yatırımlarının ciddi şekilde gerilediğini belirtti. Hükümetin, üretim yerine rant odaklı politikaları benimsediğini öne süren Karabat, bu tercihin krizi daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Otomotiv sektöründeki son duruma da değinen Karabat, mayıs ayı itibarıyla ithal araçların pazar payının yüzde 71’i aştığını aktardı. Hükümetin bu tabloya ÖTV zammı ile yanıt verdiğini belirten Karabat, bu artışların ithalatı kısmaktan çok vergi gelirlerini artırmaya yönelik olduğunu iddia etti.

Karabat, yerli üretimin yeterince desteklenmediğini ve ekonomi yönetiminin ithalat lobilerinin çıkarlarını gözettiğini öne sürdü. ÖTV zamlarının halka yeni bir mali yük getirdiğini vurguladı.

Rant ekonomisi halkı zorluyor

Plansız büyüyen hizmet sektörünün özellikle kira ve lokasyon rantlarını artırdığını belirten Karabat, AVM’ler, turizm bölgeleri ve kent merkezlerindeki fiyat artışlarının geniş halk kesimlerini olumsuz etkilediğini söyledi. “Bir avuç kesim zenginleşirken, halkın büyük bölümü geçim sıkıntısı yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Karabat, Bakan Şimşek’in uyguladığı ekonomik politikaların sıcak para girişiyle servet transferini öncelediğini ileri sürdü. Kapanan fabrikalar, yurt dışına taşınan işletmeler ve iflas eden firmaların dikkate alınmadığını belirtti. Şimşek’in sık kullandığı “En kötüsü geride kaldı” ifadesine de atıfta bulunan Karabat, “Asıl en kötüsü, siz ve mevcut yönetim anlayışınız iktidardan gittiğinde geride kalacak” diyerek açıklamasını tamamladı.

Paylaşın

Türkiye’de Her 100 Kişiden 29’u Yardıma Muhtaç

DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, TÜİK’in açıkladığı 2024 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne değinerek, Türkiye’de her 100 kişiden 29’unun yardıma muhtaç olduğunu, 86 kişinin ise insanca yaşam standartlarından uzak koşullarda yaşadığını belirtti.

Cengiz Çiçek ayrıca, 3,6 milyon hanenin aşırı yoksulluk sınırında bulunduğunu, bu nedenle sosyal yardım harcamalarının 2024 yılında 491,7 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Çiçek, nüfusun yaklaşık yüzde 13,7’sinin, yani 12 milyon kişinin, sürekli yoksulluk içinde yaşadığını da sözlerine ekledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, asgari ücrete ara zam yapılması için Meclis’e çağrıda bulundu. Çiçek, asgari ücretin mevcut haliyle geçim sağlamadığını belirterek, “Zaman kaybedilmeden asgari ücrete ara zam yapılarak insan onuruna yaraşır bir seviyeye çıkarılması elzemdir” dedi.

İktidarın uzun süredir sürdürdüğü ekonomik politikaların ciddi krizlere yol açtığını ifade eden Çiçek, yaşanan bu durumun özellikle asgari ücretle geçinen vatandaşlar üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını söyledi. Cengiz Çiçek, derinleşen ekonomik krizle birlikte yoksulluk, işsizlik, yüksek enflasyon ve TL’nin değer kaybı gibi sorunların olağanüstü boyutlara ulaştığını vurguladı.

TÜİK’in açıkladığı 2024 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne değinen Çiçek, Türkiye’de her 100 kişiden 29’unun yardıma muhtaç olduğunu, 86 kişinin ise insanca yaşam standartlarından uzak koşullarda yaşadığını belirtti. Cengiz Çiçek ayrıca, 3,6 milyon hanenin aşırı yoksulluk sınırında bulunduğunu, bu nedenle sosyal yardım harcamalarının 2024 yılında 491,7 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Çiçek, nüfusun yaklaşık yüzde 13,7’sinin, yani 12 milyon kişinin, sürekli yoksulluk içinde yaşadığını da sözlerine ekledi.

Asgari ücretin artık temel ücret değil, yaygın ücret haline geldiğini belirten Çiçek, bu durumun büyük bir yoksulluk girdabını beraberinde getirdiğini dile getirdi. Çalışanların yaklaşık yüzde 50’sinin asgari ücretle geçinmeye çalıştığını hatırlatan Çiçek, 2025 yılı için yapılan yüzde 30’luk zammın yetersiz kaldığını vurguladı. Asgari ücretin 22 bin 104 TL’ye yükseltilmesine rağmen bu artışın günlük karşılığının sadece 170 TL olduğunu söyledi.

DİSK/Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin verilerine atıf yapan Çiçek, dört kişilik bir aile için açlık sınırının 23 bin 615 TL, yoksulluk sınırının ise 81 bin 686 TL olduğunu belirtti. Bu rakamlarla karşılaştırıldığında asgari ücretin açlık sınırının bile altında kaldığını ifade etti.

Cengiz Çiçek’ten bakana sorular

Cengiz Çiçek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları Meclis’e sundu:

İşçilerin insan onuruna yaraşır ücret almalarını sağlayacak bir ara zam yapmayı düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız ne zaman yapmayı planlıyorsunuz?
Asgari ücretle çalışan emekçilere yönelik bir ara zam için emek örgütleri ve sendikalarla ortak çalışma yürütmeyi düşünüyor musunuz?
Türkiye’de asgari ücretle çalışan yurttaşların sayısı kaçtır?
Asgari ücret ve altında maaş alan vatandaşların yaşam kalitesini artırmaya yönelik yürüttüğünüz herhangi bir çalışma var mı?
Asgari ücretin temel ücret olmaktan çıkarılması yönünde bir planınız bulunuyor mu?

Paylaşın

Vatandaş En Temel ihtiyaçlarını Bile Krediyle Karşılıyor

Giderek ağırlaşan ekonomik tabloya dikkat çeken CHP Milletvekili Gülcan Kış, “Vatandaş en temel ihtiyaçlarını bile krediyle karşılıyor. Emekli geçinemiyor, gençler borçla ayakta kalıyor, çalışan ise icralık oluyor” dedi.

Ekonomik krizle birlikte borç ve icra sarmalı da derinleşiyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Gülcan Kış, “Halk borca, ülke çöküşe mahkûm edildi” ifadeleriyle iktidarın ekonomi politiklarını eleştirdi.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; Gülcan Kış, Türkiye’de giderek ağırlaşan ekonomik tabloya dikkat çekti. “Vatandaş en temel ihtiyaçlarını bile krediyle karşılıyor. Emekli geçinemiyor, gençler borçla ayakta kalıyor, çalışan ise icralık oluyor” diyen Kış, iktidarın bu duruma sessiz kaldığını savundu.

Ekonomideki mevcut tabloyu “borç ve faiz düzeni” olarak nitelendiren Kış, “AKP’nin faizi yüksek, adaleti yok. Saray’daki yöneticilerin halkın yaşadığı ekonomik sıkıntılarla ilgilendiği yok” ifadelerini kullandı.

Bankalara ve finans kuruluşlarına olan toplam bireysel kredi ve kredi kartı borcu 4 trilyon 726 milyar liraya yükseldi. TOKİ ve varlık yönetim şirketlerine olan borçlarla birlikte toplam borç 4 trilyon 885 milyar liraya ulaştı. 2024 yılı başından bu yana borçlardaki artış 788 milyar lirayı buldu.

Gülcan Kış, “Ekonomiyi güya rasyonelleştireceğiz diye halkı borç girdabına soktular. Rasyonellik adı altında halk yoksulluğa, Saray ise lükse teslim edildi” dedi.

Bankaların icraya verdiği bireysel kredi ve kart borcu 177,3 milyar liraya çıktı. Yıl başından bu yana batık kredi oranı yüzde 58,7 arttı. 2025’in ilk altı ayında icra dairelerine 4 milyon 711 bin yeni dosya geldi. Toplam icra dosyası sayısı ise 23 milyon 817 bine ulaştı.

Gülcan Kış, “Her gün binlerce kişi icralık oluyor. Mersin sokaklarında halkın cebindeki borç kâğıdı Saray’daki şatafata akıyor” sözleriyle iktidarı sert şekilde eleştirdi.

“Vatandaş faize çalışıyor”

İhtiyaç kredisi faiz oranları yüzde 70,89’a, ticari kredi faizleri ise yüzde 63,95’e yükseldi. Hazine’nin iç borçlara ödediği faiz yükü 7 trilyon 166 milyar lirayı aştı.

CHP’li Kış, “Bu düzende vatandaş faize çalışıyor, üretici icrada, ülke borç kıskacında. Saray saltanatı sürsün diye herkes borçlandırılıyor” dedi.

Yüksek faiz oranları, konut sektöründe ciddi bir durgunluk yarattı. Alım talepleri ertelenirken, müteahhitler yeni yatırım yapmaktan çekiniyor. Yabancı yatırımcılar ise konut alımını büyük ölçüde durdurdu.

Gülcan Kış, “Mehmet Şimşek’in politikaları barınma hakkını lüks haline getirdi. Halkın ev sahibi olma ihtimali ortadan kalktı, faiz lobisi kazandı, Saray izlemekle yetiniyor” dedi.

Kış, faiz politikası üzerinden yaşanan tartışmaların, ekonomi yönetimi içinde klik çatışmasına dönüştüğünü belirtti. Mehmet Şimşek’in ekonomi modeli, Saray içindeki güç mücadelesinin merkezine oturdu.

“AKP merkezinde çarklar dönüyor, Mehmet Şimşek’in rasyonel sözleri inandırıcı değil. Halk borç yükü altında ezilirken, Saray’da iç hesaplaşmalar sürüyor” diyen Kış, ekonomi politikalarının halkı değil rantı öncelediğini söyledi.

CHP’li Kış, “Halkın sırtındaki borç kamburu büyürken, Saray’daki hesap savaşları ülkeyi iflasa sürüklüyor. Kriz, halkın yaşadıklarına değil, rantın kimde olacağına odaklanmış bir anlayışla çözülemez” diyerek hükümeti sert biçimde eleştirdi.

Paylaşın

Türkiye’de Her Beş Çocuktan Biri Derin Yoksulluk İçinde

Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, öğrencilerin beslenme sorununda gelinen noktaya da işaret ederek, “2024 yılı itibarıyla Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ilk sıradadır. Her 5 çocuktan 1’i derin yoksulluk koşullarında yaşamaktadır” dedi.

Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde yaptığı eylemde eğitimin her alanındaki çöküşe dikkat çekerek, bakanlığın karnesini verdi. Evrensel’in aktardığına göre; Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, her sene yaptıkları karne verme eylemini bir dahaki sene gerçekleştirmeyeceklerini söyledi.

“Eğitim düşmanı bakan istifa” sloganlarının atıldığı eylemde konuşan Irmak, okulların fiziki altyapı eksiklikleri, donanımsızlık, kalabalık sınıflar ve ikili öğretim uygulamaları gibi temel problemlerin bu yıl da sürdüğüne dikkat çekti. Irmak, ayrıca çocukların dini cemaat ve vakıfların kontrolündeki yurtlara, kreşlere yönlendirilmesi ve bu yapılarda ortaya çıkan istismar vakalarının süreklilik kazanmasına da tepki gösterdi. Irmak eğitim kurumları ile bu tür yapılar arasında imzalanan protokollerin, kamu eliyle eğitimin laiklik ilkesinden uzaklaştırılmasına yol açtığını vurguladı.

İktidarın bütçeden eğitime ayırdığı payı da eleştiren Irmak, “Türkiye’de ilköğretimden yükseköğretime kadar öğrenci başına yapılan ortalama yıllık harcama 5 bin 425 dolardır. Bu miktar OECD ortalaması olan 14 bin 209 dolardan oldukça düşüktür. Devlet ve özel okul ayrımı, eğitimde nitelik uçurumunu derinleştirmektedir. Aynı devlet okulu içinde bile, başarı düzeyine veya ekonomik duruma göre farklı sınıflar oluşturulması gibi uygulamalar, eğitimi sınıfsal ayrışma mekanizmasına dönüştürmektedir.

Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) devam eden örgün öğrenci sayısı 421 bin 520 olduğunu kaydeden Irmak, meslek liselerinin çoğunun eğitim kurumu olmaktan çok fabrika gibi işlediğini söyledi. Irmak, “Çocuk ve gençler ‘çırak’ ya da ‘stajyer’ kimliğiyle işçi gibi çalıştırılıp emek sömürüsünün sınırları zorlanmaktadır. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) bünyesinde çalışırken resmi verilere göre en az 12 çocuk hayatını kaybetmiştir. Yasal olarak tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çocukların çalıştırılması yasak olmasına rağmen, MESEM bünyesinde çalıştırılan çocuklar/gençler iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye devam etmektedir. İSİG verilerine göre 2013-2025 yılları arasında 766 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir” dedi.

Öğretmen açığı sorununun bu yıl da giderilmediğini belirten Irmak, “Nitelikli, güvenceli öğretmen istihdamı yerine, sözleşmeli, ücretli ve mülakata dayalı atama uygulamaları devam etmiştir. KPSS’de yüksek puan alan on binlerce öğretmen, atama beklemeye devam etmektedir” dedi.

Beş çocuktan biri derin yoksullukta

Öğrencilerin beslenme sorununda gelinen noktaya da işaret eden Irmak, “Türkiye’de çocukların önemli bir bölümü okula kahvaltı yapmadan gitmekte ya da okulda hiçbir şey yemeden günü tamamlamaktadır. Giderek derinleşen ekonomik kriz ve hızla artan gıda fiyatları, özellikle dar gelirli aileleri çocuklarının günlük beslenme ihtiyacını karşılayamaz hale getirmiştir. Süt, yumurta, peynir, zeytin gibi temel gıda ürünlerinin fiyatı son bir yılda 3 ila 4 kat artmıştır. 2024 yılı itibarıyla Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ilk sıradadır. Her 5 çocuktan 1’i derin yoksulluk koşullarında yaşamaktadır” diye konuştu.

Türkiye’de eğitimin bilimsel ve laik bir içeriğe sahip olmadığına dikkat çeken Irmak, bilimin siyasal ve ideolojik amaçlarla kuşatılarak kamuya sunulmasının laik eğitimin gerçekleşmesi önünde de ciddi bir engel teşkil ettiğini belirtti. Bu durumun Türkiye’nin taraf olduğu Uluslarası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı hareket etmek olduğunu belirten Irmak, zorunlu din dersi uygulamasından derhal vazgeçilmesinini talep etti.

Eğitimde piyasalaşma ve enflasyonun kamusal eğitim hakkını tehdit ettiğini belirten Irmak, eğitimde eşitsizliğin derinleştiğini söyledi. Tüm öğrenciler için eşit, parasız, nitelikli eğitim olanakları sağlamanın devletin ve özelde Millî Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğunda olduğuna dikkat çeken Irmak, eğitim hakkına tüm erişimlerin kaldırılmasını istedi.

Irmak “Okulların eğitim kurumu olmaktan adım adım uzaklaştığı, öğrencilerin yarış atı gibi sınavdan sınava koştuğu, öğretmenlerin düşük ücretle, esnek, güvencesiz ve angarya çalışmaya zorlandığı, siyasal kadrolaşmanın zirve yaptığı, farklı dil ve kimliklerin dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin sağlıklı nesiller yetiştirmesi mümkün değildir” dedi.

Bakanlık önündeki açıklamada Irmak, taleplerini şu şekilde sıraladı;

Eğitim hakkı vazgeçilemez, devredilemez bir kamu hakkıdır.
Her çocuğun eşit, parasız, nitelikli, laik, bilimsel, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitime erişimi güvence altına alınmalıdır.
Yoksul ailelerin çocuklarına yönelik sosyo-ekonomik destek programları yaygınlaştırılmalı (burs, ulaşım, ücretsiz yemek, kırtasiye vb.)
Anadilinde eğitim hakkı tanınmalı, çokdilli eğitim modelleri hayata geçirilmelidir.
Kız çocuklarının eğitime katılımı için yerel düzeyde özel programlar oluşturulmalı, çocuk yaşta evlilikler kesinlikle yasaklanmalıdır.
Mülteci ve engelli çocuklara yönelik özel destek birimleri kurulmalı, öğretmenler bu alanlarda eğitilmelidir.
Müfredat kapsayıcı, çoğulcu ve cinsiyet eşitliğini gözeten bir biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.
Kamusal eğitim anayasal güvence altına alınmalı, özel okul teşvikleri kaldırılmalıdır.

Paylaşın

Çocuklara Yönelik Şiddet Rekor Seviyelere Ulaştı

Birleşmiş Milletler’in (BM) raporuna göre; çatışmaların yaşandığı bölgelerde çocuklara yönelik şiddet rekor seviyelere ulaştı. Çocuklara yönelik şiddet, en fazla Gazze, Batı Şeria, Kongo, Somali, Nijerya ve Haiti’de yaşandı.

Birleşmiş Milletler (BM), dünya örgütünün Çocuklar ve Silahlı Çatışma raporuna göre, 2024 yılında silahlı çatışmalarda çocuklara yönelik şiddetin ‘benzeri görülmemiş’ bir düzeye ulaştığını ve 2023 yılına kıyasla ağır ihlallerin sayısında yüzde 25’lik bir artış olduğunu kaydetti.

Sputnik’in aktardığı raporda, “2024 yılında silahlı çatışma koşullarında çocuklara yönelik şiddet eşi benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı ve ciddi ihlal sayısı 2023’e göre yüzde 25 arttı” ifadelerine yer verildi.

Raporda, BM’nin toplamda 41 bin 370 ciddi ihlali doğruladığı belirtilirken, bunlardan 36 bin 221’inin 2024 yılında gerçekleştiği, 5 bin 149’unun ise daha önce yaşanmış ancak 2024 yılında doğrulandığı kaydedildi. 2023 yılında ise BM, yaklaşık 32 bin 990 ciddi ihali onaylamış ve bunların 2 bin 285’inin önceki yıllarda gerçekleştiği halde 2023’te doğrulandığı ifade edildi.

2024 yılında en yüksek ihlal oranları İsrail ve işgal altındaki Filistin toprakları, özellikle Gazze, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Somali, Nijerya ve Haiti’de kaydedildi.

Paylaşın

Yoksulluğu Gizlemek İçin 5 Ayda 148 Milyar Lira Harcandı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 2025 yılının ilk üç aylık döneminde, yoksulluğu gizlemek için 148,1 milyar lira harcadı. Yoksullukla mücadele için harcanan 148,1 milyar liranın, merkezi bütçeden pay ayrılan 68 programın 54’ünden fazla olması dikkat çekti.

Ekonomik krizin boyutunu gözler önüne seren “Yoksullukla Mücadele ve Sosyal Yardımlaşma” programı kapsamında yapılan harcama rekor seviyeye tırmandı. Türkiye’deki ekonomik krizin yarattığı derin yoksulluğu perdelemek için 2025 yılının ilk ayında 20 milyar 771 milyon 469 bin TL harcandı.

Merkezi bütçeden, “Yoksullukla Mücadele ve Sosyal Yardımlaşma Programı” adı altında yapılan harcama, şubat ve mart aylarında ise sırasıyla 47 milyar 404 milyon 894 bin TL ve 21 milyar 899 milyon 565 bin TL olarak gerçekleşti.

On milyonlarca yurttaşı yoksulluğa mahkum eden kriz derinleştikçe, yoksullukla mücadele harcamaları, nisan ve mayıs aylarında da hız kesmeden devam etti. Bu kapsamda yoksullukla mücadele için nisan ayında 24 milyar 626 milyon 505 bin TL, mayıs ayında ise 33 milyar 411 milyon 106 bin TL’lik kaynak kullanıldı.

İktidarın, “Yoksullukla Mücadele ve Sosyal Yardımlaşma Programı” için Ocak-Mayıs döneminde yaptığı harcamanın toplamı ise 148 milyar 113 milyon 539 bin TL oldu. Yoksullukla mücadele için harcanan 148,1 milyar TL’nin, merkezi bütçeden pay ayrılan 68 programın 54’ünden fazla olması dikkat çekti.

BirGün’den Mustafa Bildirci’nin haberine göre; 2025’in ilk beş ayında yoksullukla mücadeleden daha az kaynak kullanılan bazı programlar ve harcama tutarları şöyle sıralandı:

Sanayinin Geliştirilmesi, Üretim ve Yatırımların Desteklenmesi: 34 milyar 426 milyon TL
Gençlik: 4 milyar 9 milyon TL
Koruyucu Sağlık: 105 milyar 128 milyon TL
Yasama: 4 milyar 112 milyon TL
Sporun Geliştirilmesi ve Desteklenmesi: 12 milyar 220 milyon TL.

Paylaşın

ABD, Suriye’deki İki Üsten Daha Çekildi

ABD, Suriye’nin Haseke vilayetindeki El-Vazir ve Tel Beydar üslerinden çekildi. Böylece, Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak göreve başlamasından bu yana ABD’nin Suriye’de çekildiği üs sayısı en az dört oldu.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) komutanı, bu çekilmelerin IŞİD’in (Irak Şam İslam Devleti) yeniden güç kazanmasına zemin hazırladığını söyledi.

Reuters muhabirlerinin yaptığı saha gözlemleri, Amerikan askerlerinin ülkedeki varlığını hızla azalttığını ortaya koydu. Muhabirlerin son bir haftada ziyaret ettiği iki üs, büyük ölçüde boşaltılmış durumda. Her iki üs de yaklaşık on yıldır ABD tarafından desteklenen Kürt güçler liderliğindeki SDG mensuplarının küçük birlikleri tarafından korunuyor.

Üslerde daha önce kullanılan gözetim kameralarının söküldüğü, çevre güvenliği için kullanılan jiletli tellerin sarkmaya başladığı gözlemlendi. Üslerden birinde yaşayan bir Kürt siyasetçi, ABD askerlerinin artık orada olmadığını söyledi. Diğer üste görev yapan SDG askerleri de Amerikan güçlerinin kısa süre önce ayrıldığını doğruladı ancak tam tarih vermedi. Pentagon konu hakkında yorum yapmayı reddetti.

Bu gelişmeyle birlikte, gazeteciler ilk kez sahadan doğrulama yaparak ABD’nin Haseke vilayetindeki El-Vazir ve Tel Beydar üslerinden çekildiğini belgelemiş oldu. Böylece Başkan Donald Trump’ın göreve gelmesinden bu yana ABD’nin Suriye’de çekildiği üs sayısı en az dört oldu.

Trump yönetimi, bu ay başında yaptığı açıklamada, Suriye’nin kuzeydoğusundaki sekiz üssün yedisinden çekilerek sadece birinde kalacağını belirtmişti. The New York Times’ın nisan ayında bildirdiğine göre, asker sayısı 2.000’den 500’e düşürülebilir.

SDG, şu an bölgede kaç ABD askeri kaldığına ve açık olan üslerin sayısına ilişkin soruları yanıtsız bıraktı.

Ancak SDG Komutanı Mazlum Abdi, yaptığı açıklamada yalnızca bir üste birkaç yüz askerin bulunmasının IŞİD tehdidini önlemek için ‘yetersiz’ olduğunu belirtti. Abdi, “IŞİD tehdidi son dönemde ciddi şekilde arttı. Ama bu ABD ordusunun planıydı. Uzun zamandır biliyoruz ve onlarla birlikte hareket ederek boşluk oluşmaması ve baskının sürmesi için çalışıyoruz,” dedi.

Abdi, bu açıklamayı Cuma günü, İsrail’in İran’a yönelik hava saldırıları başlattığı gün yaptı. Yeni başlayan İsrail-İran savaşının Suriye’ye sıçrayıp sıçramayacağına dair bir değerlendirme yapmaktan kaçındı ancak “Kendimi burada, ABD üssünde güvende hissediyorum,” dedi.

Röportajdan sadece birkaç saat sonra, iki SDG güvenlik kaynağına göre İran yapımı üç füze El Şedadi üssünü hedef aldı ancak ABD savunma sistemleri tarafından düşürüldü.

IŞİD, Suriye kentlerinde yeniden faaliyete geçiyor

2014-2017 yılları arasında Irak ve Suriye’nin geniş bölgelerini kontrol eden IŞİD bu dönemde kent meydanlarında halka açık infazlar yapmış, Ezidi kadınları seks kölesi olarak kaçırmış ve yabancı gazetecilerle yardım çalışanlarını idam etmişti.

Grup, Suriye’nin Rakka ve Irak’ın Musul kentlerindeki kalelerinden, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerine ölümcül saldırılar düzenlemişti.

ABD öncülüğündeki 80’den fazla ülkeden oluşan koalisyon, uzun süren bir askeri operasyonla IŞİD’in toprak hâkimiyetine son verdi. Operasyonlar, Irak ordusu ve SDG’ye destekle yürütülmüştü.

Ancak SDG Komutanı Abdi’ye göre, Aralık ayında Beşar Esad’ın İslamcı gruplar tarafından devrilmesinin ardından IŞİD yeniden güç kazanmaya başladı. Abdi, bazı kentlerde IŞİD hücrelerinin aktif hale geldiğini ve Suriye rejimine karşı savaşmış bazı yabancı cihatçıların da örgüte katıldığını belirtti. Ayrıntı vermedi.

Ayrıca, Esad rejiminin düşüşünden sonra oluşan kaosta, IŞİD’in rejime ait silah ve mühimmat depolarını ele geçirdiğini de ifade etti.

Bazı Kürt yetkililer Reuters’a verdikleri demeçlerde, IŞİD militanlarının ABD’nin boşalttığı üslerin çevresinde -özellikle Deyrizor ve Rakka kentleri yakınlarında- daha rahat hareket etmeye başladığını söyledi.

Fırat Nehri’nin doğusundaki SDG kontrolündeki bölgelerde, IŞİD son dönemde birçok saldırı düzenledi ve en az 10 SDG savaşçısı ile güvenlik görevlisini öldürdü. Bu saldırılar arasında, Abdi’nin röportaj verdiği ABD üssü yakınlarında bir petrol tanker konvoyuna yönelik yol kenarına döşenmiş bomba saldırısı da yer alıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İş Arayan Her Dört Kişiden Biri Üniversite Mezunu

2 milyon 161 bin 561 kişinin Türkiye İş Kurumu’na (İŞKUR) iş arama amacıyla başvurduğu kaydedilirken, bu kişilerin yaklaşık yüzde 25’inin üniversite mezunu olduğu tespit edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son yayımladığı verilere göre, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 32’ye ulaştı. Bu oran, hem istihdamda olmayanları hem de iş bulma umudunu yitirmiş, çalışmaya hazır ancak başvuru yapmayan bireyleri kapsıyor. Geniş tanımlı işsiz sayısı toplamda 13 milyona yükselirken, bu sayı son bir yılda 2.2 milyon, son bir ayda ise 1.2 milyon kişi arttı.

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından açıklanan 2025 Ocak-Mayıs dönemi verileri ise işsizliğin yapısal boyutunu gözler önüne serdi. 2 milyon 161 bin 561 kişinin İŞKUR’a iş arama amacıyla başvurduğu kaydedilirken, bu kişilerin yaklaşık yüzde 25’inin üniversite mezunu olduğu tespit edildi.

İŞKUR’da kayıtlı olan üniversite mezunu iş arayanların dağılımı şöyle:

Önlisans mezunu: 245.414 kişi
Lisans mezunu: 265.408 kişi
Yüksek lisans mezunu: 12.290 kişi
Doktora mezunu: 495 kişi

Bu verilere göre toplam 523.608 üniversite mezunu, İŞKUR kapısında iş bekliyor. Dahası, bu mezunların 59.208’i bir yıldan uzun süredir iş arıyor.

Sözcü’nün haberine göre; İŞKUR verileri, hangi meslek gruplarında daha fazla işe yerleştirme yapıldığını da gösteriyor. İlk sırada 45.843 kişiyle turizm ve otelcilik elemanlığı yer aldı. Bu mesleği, 37.133 kişiyle silahsız özel güvenlik görevlisi, 18.165 kişiyle reyon görevlisi, 17.719 kişiyle güvenlik görevlisi ve 14.963 kişiyle konfeksiyon işçisi takip etti.

3 bin kişilik kadroya 1,6 milyon başvuru

İstihdamdaki umutsuz tablo, Sağlık Bakanlığı’nın işçi alımı ilanına yapılan başvurularla da gözler önüne serildi. Bakanlık, 3.658 kişilik bir alım duyurusunda bulunmuş; bu alımların 3.170’ini temizlik görevlisi kadrosu oluşturmuştu. Ancak bu sınırlı sayıda pozisyon için yapılan başvuru sayısı tam 1.6 milyona ulaştı.

Başvuruların şehir bazlı dağılımı da dikkat çekti:

İstanbul: 94.266 başvuru
Şanlıurfa: 71.838 başvuru
Ankara: 57.726 başvuru

Paylaşın