Suriye’de Binlerce Muhalif, Türkiye’yi Protesto Etmek İçin Sokaklara Çıktı

Suriye’de muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan binlerce kişi Cuma günü Türkiye’yi protesto etmek için sokaklara çıktı. Protestolar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun son açıklamalarının ardından geldi.

Çavuşoğlu, geçen hafta içinde Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Ekim 2021’de görüştüğünü duyurmuş, “Muhalif Suriyelilerle rejim arasında bir barışın olması gerektiğini, Türkiye olarak böyle bir durumda buna destek olabileceğimizi söyledik” açıklamasında bulunmuştu.

AFP’nin haberine göre Çavuşoğlu’nun bu sözlerini Türkiye’nin muhaliflere verdiği desteğin azalması ve Esad rejimine karşı daha yumuşak bir tutum takınılması olarak algılayan Suriyeli muhalifler, Azez, El Bab ve Afrin’de protestolar düzenledi.

BBC İzleme Servisi’nin (BBC Monitoring) aktardığına göre protestolarda birkaç kişi gözaltına alındı. Türk askerlerin kontrolündeki Cerablus’ta gösterileri başlatmakla suçlanan lider konumundaki bir kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

AFP’ye konuşan ve El Bab’da yaşayan Suriyeli muhalif Yasin El Ahmed, “Devrimciler olarak biz burada rejimle herhangi bir uzlaşmaya karşı olduğumuzu göstermek için toplandık; çünkü bu milyonlarca Suriyeli’nin yerinden olması ve bir yıkım anlamına gelecektir” dedi.

Suriyeli muhaliflerin bayraklarını taşıyan protestocuların, “Uzlaşma yok, devrim devam ediyor” pankartları taşıdığı görüldü.

Dışişleri’nden yeni açıklama: Suriye halkıyla dayanışmamız sürecek

AFP fotoğrafçısının gözlemlerine göre kimi yerlerde Türk bayrağının yakıldığı görüldü.

Çoğu gösteri, Cuma namazının ardından yapıldı. İngiltere merkezli İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısındaki 30 noktada protestolar gerçekleştirildi.

El Kaide ile ilişkili cihatçı örgüt Heyet Tahrir Şam (HTŞ) kontrolündeki İdlib’deki kimi yerlerde de gösteriler düzenlendi.

İdlib’in Mastuma kasabasındaki Türk ordusunun kontrol noktası önünde toplanan onlarca kişi, “Suriye rejimi bitmeli” diye bağırdı.

Sana El Ali adındaki protestocu, “Şehitlerimizi, acılarımızı ve katliamları unutmayacağız” dedi.

Reuters’ın haberine göre Perşembe geceden başlayan gösterilerde emniyet ve yerel yönetim merkezlerindeki Türk bayrakları söküldü.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Tanju Bilgiç ise Cuma günü yaptığı açıklamada, “Suriye halkıyla dayanışmamız sürecektir” dedi:

“Türkiye, uluslararası toplumun tüm paydaşlarıyla işbirliği içinde bu ihtilafa Suriye halkının beklentileri doğrultusunda kalıcı bir çözüm bulunmasına yönelik çabalara güçlü katkı sağlamaya devam edecektir.”

Türkiye bugüne kadar Suriye’nin kuzeyine çok sayıda askeri harekat düzenledi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Halkın Yalnızca Yüzde 4,3’ünün Bir Tarikat Ya Da Cemaatle Bağı Var

Kamuoyu araştırma şirketi Metropoll’ün yaptığı yoklamada, halkın yalnızca yüzde 4,3’ü Türkiye’de bir tarikat veya cemaatle bağlantısı olduğunu belirtti. Bağlı olanların en yüksek olduğu seçmen grubu Saadet Partisi, ikinci parti ise Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) oldu.

Metropoll’ün araştırmasında “Herhangi bir tarikat ya da cemaatle bağlantınız var mı?” sorusuna katılımcıların yüzde 4,3’ü ‘evet’ yanıtını verirken, yüzde 93,5’i ‘hayır’ diye yanıtladı. Katılımcıların yüzde 2,2’i de ‘fikrim/cevabım yok’ cevabını verdi.

Araştırmanın sonuçlarını sosyal medya hesabından paylaşan Metropoll Araştırma’nın kurucusu ve yöneticisi Özer Sancar “Bir tarikat veya cemaatle bağlantısı olanları %4.3 olarak bulduk. Bağlı olanlar az bulunabilir ama toplumda ve kamudaki etki alanlarının çok daha geniş olduğunu biliyoruz” dedi.

Devrim Kanunları kapsamında 30 Kasım 1925’te kabul edilen ve 13 Aralık 1925’ten bu yana yürürlükte olan 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile ilgili Unvanların men ve İlgasına Dair Kanun ile “tarikatlerle şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik,halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası” yasaklanmış durumda.

Partilere göre dağılım

Cemaat ve tarikata mensubiyetle ilgili yoklamada “Bu pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna göre dağılımı da araştırıldı.

Buna göre Saadet Partisi’ne oy vereceğini söyleyenlerin yüzde 13,3’ü bir tarikat ya da cemaat le bağı olduğunu belirtti. Bu oranla Saadet Partisi tarikat ve cemaat mensubiyetini doğrulayan kesimin en fazla tercih ettiği parti olduğu görüldü.

İkinci sırada ise AKP yer aldı. AKP seçmeni olduğunu belirtenlerin yüzde 6,1’i bir tarikat ya da cemaatle bağı olduğunu ifade etti.

Tarikat ya da cemaatle bağı olanların yüzde 3,7’si Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP), yüzde 3,6’sı İyi Parti’ye, yüzde 3,2’si ise Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) oy vereceğini, yine yüzde 3,2’lik bir kesim de “Protesto oyu” kullanacağını belirtti.

Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) oy vereceğini belirtenlerin yalnızca 0,9’u bir tarikat ve cemaatle bağı varken, DEVA Partisi seçmeninin yüzde 98,2’si ‘bir tarikat ya da cemaatle bağı olmadığını’, yüzde 1,8’i ise bu konuda ‘fikrinin ya da cevabının olmadığını’ yaıtını verdi.

Hangi partiye oy vereceği konusunda “Kararsızım” diyen tarikat ve cemaat üyesi oranı ise yüzde 6,9 oldu.

Tarikat nedir?

Tarikat, veya tarik kelimesi “yol” tarikat “yollar” anlamına gelir, “Allah’a ulaştıran yol” manasında kullanılmaktadır. Tarikatlar Selçuklu ve Osmanlı’ya özgün düşünce ve inanç hareketleri olarak değerlendirilmektedir.

Birçok tarikatın menşei Hicri 5./Miladi 11. asırda Abdülkadir Geylani’nin yolundan gidenler tarafından oluşturulan Kadiri Tarikatıdır. Ebu Salih Muhyiddin Abdülkadir Geylani, neseben hem Hasanî ve hem de Hüseynîdir. Abdulkadir Geylani’nin soyundan gelen evlat ve torunları da yaşadıkları muhitlerde “şerif”, “şurefa”, “seyyid” olarak anılmışlardır.

Tarikat, Allah’a ulaşma ve onu tanıma yollarından her biridir. İslamiyet’te, İslamiyet’in kalbi boyutu üzerinde duran ve “kalbin fıkhı” diye nitelenen tasavvuf öğretisinin (terbiyesinin) uygulandığı düzenli kurumsal yapılar olarak tarif edilir.

Türkiye’de çeşitli halk sınıfları ve tipleri arasında farklı sufi tarikatları gelişmiştir. Örneğin Bektaşi tarikatı daha çok köylülere ve askerlere hitap ederken Nakşibendi tarikatı ilahiyatçı ve bilim insanları; Mevlevi tarikatı müziği ve şiirleriyle sanatsal eğilime sahip olanları; Halveti tarikatı ise tarikat fabrikası olarak bilinen kendi içinden birçok içtihat çıkaran sultanlar, generaller, önemli hükumet adamları ve yöneticileri içinde barındırmıştır.

Cemaat nedir?

Cemaat veya Cemaat, dinde bir fikir , kitap , şeyh , imam , veli , alim veya ibadet için bir araya gelen topluluklara denir. İslam’da ayrıca tasavvuf ve benzeri hareketlerde, belli bir görüş ve inanca sahip gruplar için de kullanılır. Tasavvuf cemaatine tarikat denmektedir.

Sosyoloji literatüründe ise cemaat kavramı, cemaatin üyelerinin ortaklaşa paylaştıkları bir şeye (genellikle ortak bir ideolojiye ya da bir kimlik duygusuna) dayanan, özel olarak oluşturulmuş bir toplumsal ilişkiler bütünüdür.

Paylaşın

Moody’s Türkiye’nin Kredi Notunu Düşürdü

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu “B2″den “B3″e düşürdüğünü, not görünümünü ise negatiften durağana çevirdiğini açıkladı.

BloombergHT’nin aktardığına göre Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu “B2″den “B3″e düşürdüğünü, not görünümünü ise negatiften durağana çevirdiğini duyurdu.

Moody’s, Türkiye’nin ödemeler dengesi üzerinde artan baskıları ve Döviz rezervlerinin daha da düşme riskini, kredi notunun düşürülmesine neden olarak gösterdi. Kuruluş ayrıca, Türkiye’nin cari açığının muhtemelen önceki beklentileri büyük bir farkla aşabileceğini kaydetti.

Kuruluş, Türkiye’nin cari işlemler açığının bu yıl gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 6’sına yakın olacağını ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden önce beklenenden üç kat daha fazla olacağını tahmin ediyor.

Analist Kathrin Muehlbronner ve Alejandro Olivo yaptığı açıklamada, yetkililerin para birimini istikrara kavuşturmak ve döviz tamponlarını yenilemek için giderek alışılmışın dışında önlemlere başvurmak zorunda kaldığını belirtti.

Analistler açıklamada, “Giderek artan karmaşık düzenleyici, mali ve makro ihtiyati tedbirlerin makroekonomik istikrarı geri getirmede etkili olması pek olası değil.” ifadelerini kullandı.

Kuruluş, 27 Mayıs’ta yaptığı duyuruda, Türkiye’nin kredi notuna ilişkin güncelleme yapmadığını açıklamıştı.

Paylaşın

Türkiye, Suriye Politikasını Değiştiriyor Mu?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ankara’da düzenlenen 13. Büyükelçiler Konferansı’nın son gününde düzenlediği basın toplantısında, özellikle Suriye ile ilişkiler ve uzun süredir hazırlıkları süren yeni askeri operasyona ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve yeni bilgiler verdi.

Çavuşoğlu’nun açıklamaları arasında en dikkat çeken unsur Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Ekim 2021’de görüştüğünü kamuoyuna duyurması oldu.

Diplomatik kaynaklar ise son günlerde Ankara-Şam arasında siyasi diyalog kurulacağına ilişkin iddiaların gündeme geldiği bir dönemde yapılan açıklamanın Türkiye’nin Suriye politikasını değiştirdiği anlamına gelmediğini kaydediyor. Çavuşoğlu’nun Mikdad’a, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarının Suriye’nin egemenliğine karşı olmadığı, tersine toprak bütünlüğünü koruma amaçlı olduğu mesajını verdiği belirtiliyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad’la 10 ay önce yaptığı görüşmeyi şu ifadelerle aktardı:

“Bağlantısızlar Toplantısı’nda, Belgrad’da ayaküstü diğer bakanlarla sohbet ederken Suriye Dışişleri Bakanıyla da ayaküstü kısa bir sohbetim oldu. O toplantı marjında, yemekten önce…

Sonuçta orada da biraz önce söylediğimi söyledim. Suriye’nin tek çıkar yolu siyasi uzlaşı. Teröristlerin temizlenmesi lazım. Kim olursa olsun, adı ne olursa olsun…Diğer taraftan muhalif Suriyelilerle rejim arasında bir barışın olması gerektiğini, Türkiye olarak böyle bir durumda buna destek olabileceğimizi de söyledik.”

Çavuşoğlu bu açıklamayı, gazetecilerin, basında çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirileceğine ilişkin haberleri anımsatması üzerine yaptı.

Rusya, Ankara-Şam diyaloğu için uzun zamandır çalışıyor

Bu iddialar, Erdoğan’ın 5 Ağustos Cuma günü Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin öncesi ve sonrasında Türk ve yabancı basında çıkan haberlerde yer almış ancak Ankara tarafından doğrulanmamıştı.

Çavuşoğlu, Moskova’nın uzun zamandır Ankara ile Şam arasında diyalog kurulması için çalıştığını ancak Türkiye’nin sadece istihbarat kurumları üzerinden temas kurmayı tercih ettiğini kaydetti.

İstihbarat kurumları arasındaki temasların bir süre önce kesildiği ancak şimdi yeniden kurulduğu bilgisini de veren Çavuşoğlu, “Sonuçta bu istihbaratlar arasındaki görüşmede birçok önemli konular gündeme geliyor” değerlendirmesini yaptı.

Çavuşoğlu, Şam’ın Ankara’nın “terör örgütü” olarak tanımladığı YPG’ye karşı mücadele etmesi durumunda destek verileceği mesajını da “Yanı başımızda olan bir ülkenin sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü ve barışı bizi doğrudan etkiliyor olumlu anlamda. Tersine gelişmeler bizi ne kadar etkiledi görüyoruz. Sonuçta bölücü terör örgütlerine karşı verilecek mücadeleyi de biz her zaman destekleriz. Sonuçta bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok” sözleriyle aktardı.

‘Topraklarının her köşesine hakim bir Suriye’

Bakan Çavuşoğlu, aynı açıklamasında Suriye rejimi ile muhalefet arasında uzlaşma çağrısını yinelerken, “Muhalefetle Suriye’deki rejimi bizim bir şekilde anlaştırmamız lazım. Aksi takdirde kalıcı bir barış olmaz, bunu hep söylüyoruz” ifadelerini kullandı.

Ankara’nın “PKK’nın Suriye kolu” olarak gördüğü YPG’nin amacının Suriye’yi bölmek olduğunu kaydeden Çavuşoğlu, “Suriye’nin bölünmesini engellemek için Suriye’de güçlü bir yönetimin olması lazım, topraklarının her köşesine hakim olabilecek bir irade ancak birlik ve beraberlikle olur. Hep bunu söylüyoruz. Kendileriyle (Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’la) o zaman, özel bir görüşme değil, ayaküstü bir sohbet olmuştu. Onun dışında herhangi bir temas olmadı” değerlendirmesini yaptı.

‘Suriye’nin egemenliğine karşı değil’

Edinilen bilgilere göre Çavuşoğlu, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile yaptığı kısa görüşmede de benzer görüşleri yineleyip, “Türkiye’nin terörle mücadelesinin Suriye’nin egemenliğine karşı bir amaç taşımadığı”, tam tersine Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğünü koruma hedefine uygun olduğu mesajını verdi.

Çavuşoğlu’nun da dile getirdiği gibi, Türkiye ile Suriye arasında istihbarat kurumları dışında başka herhangi bir temas kurulmuyor.

Türkiye ile Suriye arasında dışişleri bakanları düzeyinde daha önce son görüşme, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’de dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ağustos ayındaki Şam ziyareti sırasında gerçekleşmişti.

Davutoğlu, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in yanı sıra Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile de bir araya gelmişti. Görüşme sonrası Türkiye ve Suriye arasında siyasi diyalog kesilmişti.

Politika değişikliğini konuşmak için erken

Ankara’da yapılan değerlendirmelerde, Türkiye ve Suriye dışişleri bakanlarının geçen yıl görüşmesine ve istihbarat kurumlarının yeniden birlikte çalışmaya başlamasına karşın, Ankara’nın Suriye politikasında keskin bir değişime gittiği yorumları yapmak için erken olduğu görüşü öne çıkıyor.

Bunun en temel nedenleri arasında Rusya, İran, ABD ve Batı ülkelerinin açıkça karşı olduklarını açıklamasına karşın, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde belirlediği hedeflere yeni bir operasyon yapma kararlılığında olduğunu saklamaması gösteriliyor.

Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da konferans için toplanan Türk büyükelçilere hitaben yaptığı konuşmada, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınırda oluşturulan güvenlik kuşağındaki son halkaların birleştirilerek tamamlanacağını kaydetmişti.

Türkiye’nin yeni bir operasyon yapmasına hem Astana Süreci ortakları Rusya ve İran, hem de IŞİD’le mücadele etmesi için Suriye Demokratik Güçleri adı altında YPG ile ortaklık ilişkileri süren ABD ve önde gelen diğer Batı ülkeleri karşı çıkıyor.

Suriye yönetimi de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendi topraklarında devam eden operasyonlarına ve varlığına tepki gösteriyor.

Ankara ile Şam arasında siyasi bir sürecin önündeki engeller arasında Suriye içinde rejim ve muhalifler arasında uzlaşmanın henüz sağlanmamış olması, “terörle mücadele” konusunda Ankara ve Şam arasında fikir birliğinin olmaması ve Türkiye’de yaşayan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin geri dönüşüne ilişkin belirsizliğin sürmesi gibi unsurlar yer alıyor.

Türkiye, 2011’de başlayan iç savaşın ilk döneminde Esad yönetimini devirmek için Suriye muhalefetine güçlü destek sağlamış ancak Rusya’nın askeri olarak devreye girdiği 2015 sonrasında bu politikasından vazgeçmişti.

Astana Süreci’nin başladığı 2017’den bu yana “Esad gitmeli” söylemini tamamen bırakan Türkiye, artan güvenlik ve mülteci sorunu ile mücadele etmeye odaklanmıştı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

İsveç’ten Türkiye’ye İlk Sınır Dışı

İsveç devlet televizyonu SVT, Türkiye ile İsveç arasında imzalanan mutabakat zaptının ardından Türkiye’ye ilk sınır dışı işleminin gerçekleşeceğini duyurdu. 30’lu yaşlarda olduğu açıklanan adam, Türkiye’de 14 yıl hapis cezası almıştı.

Reuters’a yazılı bir mesaj gönderen İsveç Adalet Bakanı Morgan Johansson da “Bu rutin bir işlem. Söz konuşu kişi bir Türk vatandaşı ve Türkiye’de 2013-16 yıllarında işlenen dolandırıcılık suçlarından hüküm giymiş” dedi ve ekledi:

“Yüksek Mahkeme durumu inceledi ve iadesine herhangi bir engel olmadığına karar verdi.”

30’lu yaşlarda olduğu açıklanan adam, Türkiye’de 14 yıl hapis cezası almıştı.

Şahıs İsveç’te gözaltına alındığında ise “Hristiyanlığa geçtiğim, Kürt olduğum ve askerlik yapmayı reddettiğim için cezalandırıldım” demişti.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya ile imzalanan mutabakat zaptından sonra, PKK’lı olduğunu öne sürdüğü kişilerin hâlâ iade edilmemiş olmasını eleştiriyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki kuzey ülkesinin bu konuda adım atmaması durumunda NATO üyeliklerinin TBMM tarafından onaylanmayacağını söylemişti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, üç ülkeden temsilcilerin bu ay bir araya gelerek mutabakat zaptı sonrasında iletilen taleplerin durumunu inceleyeceğini açıklamıştı.

Paylaşın

İktidarın Tüm Hesapları Seçime Odaklı

İçeride çıkmaza giren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dışarıdan nefes almanın yollarını arıyor. Seçim takvimi yaklaşırken iktidarının ömrünü uzatmak adına yapılan hamlelerle dış politikada zikzaklar çiziliyor. Soçi Zirvesi, Suriye krizi, Şanghay’daki görüşme trafiği, Rusya ile artan temaslar gerek Batı’da gerekse iç siyasette, Ankara’nın seçimi kurtarmak adına bir eksen değişikliğine gittiği tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Batı medyasında çıkan haberler, bu tartışmalara kapı aralarken dün de Finansial Times’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye ‘yasadışı Rus sermayesi veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmeme çağrısında bulunduklarını’ bildiren açıklaması dikkat çekti. İktidara yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi’nin önceki gün manşetinde yer alan, ‘Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad ile telefonda görüşeceği’ haberi bir başka önemli gelişme oldu. Suriyeli kaynaklar haberi yalanlasa da konunun yandaşlar tarafından tartıştırılıyor olması önemli. Öte yandan iktidara desteğiyle öne çıkan Aydınlık gazetesinin önceki günkü, iktidarı “Atlantik Sistemi’ne uyum gösterip Üretim Devrimi’ne yan çizmekle” suçlayan manşeti de bir diğer ayrıntı oldu.

Konuya ilişkin Birgün’den Mehmet Emin Kurnaz’a değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, son dönemki gelişmelerin Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı şeklinde yorumlanmasının abartılı ve gerçek dışı olduğu yorumunu yaptı. Uzmanlara göre iktidar içeride sıkıştı. Batıdan ve NATO çizgisinden çıkmaya niyeti de yok. Sıcak para bulabileceği, kendine alan açabileceği her fırsatı değerlendirme gayreti içinde. Seçime kadar günübirlik gel git politikalarına devam ederek ayakta kalmaya çalışacak.

Bir yıl boyunca gelgitler artacak

“İktidarın son dönemki hamleleri konjonktürel oynamalardır” diyen emekli Büyükelçi Engin Solakoğlu, “Türkiye’nin eksen değiştirmesinden ziyade AKP’nin iktidara tutunma çabaları olarak değerlendirilmesi gereken eylemler. Bunların kökü yok, bu konulara dair daha çok batıda Finansial Times gibi yayınlarda çıkan haberler var. Türkiye NATO zirvesine katıldığında da ‘geri döndü’ diyorlar. Sonra Soçi’de görüşme yapılıyor, bu sefer ‘ekseni değişti’ filan diyorlar. Böyle eksenler kolay değişen eksenler değildir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO’nun çok uzun yıllardır üyesi olduğunu söyleyen Solakoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bütün altyapısı NATO’ya uyarlanmış. Yani önümüzdeki on ay içerisinde, seçime kadar AKP bu gelgitleri yapacaktır ama bunlar sonuç olarak öze ilişkin eylemler değildir. Bunlar kısa vadede AKP’nin iktidarda kalmak için birtakım çıkarlar elde etmeyi umduğu eylemlerdir. Bunlar ekonomik çıkarlar olabilir. Batıyla pazarlıkta elini yükseltme amacı olabilir. Yani bunların hepsini birden deniyor şu anda AKP Genel Başkanı. Yani burada tek tek olaylar üzerinden Türkiye’nin yönünü çevirdiği yorumu yapmak mümkün değil. Gerçekçi de değil. Batının zaman zaman başvurduğu bir tür gözdağı verme yöntemi de diyebiliriz. AKP de neticede Batı’nın iktidara getirdiği bir partidir. Dolayısıyla AKP’nin zaten böyle bir niyeti de yok.”

Kendine alan açmaya çalışıyor

Eksen tartışmalarını abartılı bulduğunu söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Soli Özel ise “Tabii benim bunu abartılı bulmam Türkiye’nin izlediği politikanın mantığını tam olarak anladığım anlamına da gelmiyor. Türkiye gene dünya sistemindeki boşluklardan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Fakat açıkçası ben bugünkü uluslararası ortamın Türkiye’nin arzu ettiği genişlikte bir alanın önünü açmış olduğu kanısında değilim. Ama şunu da kabul etmek lazım. Tahıl koridoru anlaşması çok önemli bir anlaşma. Herkes Türkiye’nin bunun gerçekleşmesindeki payını kabul ediyor. Zaten Türkiye bu işlerin içinde olmasa o koridorun açılabilmesi mümkün değil. Çünkü yolu Türkiye kontrol ediyor. O anlamda son derece olumlu bir katkı yaptı ve bu şekilde sadece Ukrayna’ya destek veren Batılı müttefiklerinin değil bir bakıma Rusya’nın da hayır duasını alıyor” diye konuştu.

Çizgiyi aşmaması yönünde uyarıyorlar

Bu anlaşmayla Rusya’nın da kendi mallarını gönderebilmesinin yolunun açıldığını vurgulayan Özel, “Şimdi buradan yola çıkarak Türkiye’nin Rusya’ya doğru yöneldiğini söylemek mümkün değil. Çünkü buradan asıl yararlanması beklenen ülke de Ukrayna. Buna karşılık şunu hatırlatayım. Amerikan Hazine Bakan Yardımcısı bir buçuk ay önce Türkiye’ye gelmişti ve Türkiye’yi özellikle finansal konularda yaptırımları delme yoluna girmemesi konusunda uyarmıştı. İran’ın ambargosunun delinmesine benzer bir şeye belli ki bugünkü kritik ortamda hiç de sıcak bakılmayacak, daha doğrusu göz yumulmayacak. Bu arada tabii Türkiye’ye Rus vatandaşlarının sermayesi geliyor. Bunların içinde oligarklar var mıdır yok mudur onu bilmiyorum. İşte dört yüz bin dolar veren, Türkiye vatandaşı olabiliyor. İnce bir çizgi var ortada, Türkiye’nin o ince çizgide ters tarafa kaymaması konusunda uyarılar yapılıyor. Ben Financial Times’daki yazıyı da bu şekilde değerlendiriyorum” dedi.

Krizler pansumanla düzelecek gibi değil

Erdoğan’ın bir buçuk ay önce NATO Zirvesi’nde Rusya’yı düşman ilan eden bir belgenin altına imza attığını hatırlatan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ondan sonra biz denge politikamıza devam edeceğiz demek açıkçası normal sayılmaz ve o denge politikasının devam ettirme alanının ne kadar var olduğu açıkça tartışılabilir. Yönetim, para bulabildiği her yerden para bulmak için uğraşıyor. Güya Suudi Arabistan’dan da on milyar dolar gelecekmiş. Akkuyu nedeniyle Rusya’dan yedi milyar dolar gelmiş. Bu şekilde rezervler yukarı çekilmiş. Ama bugünkü iktisat politikası devam ettikçe Türkiye’nin kendini dertten kurtarabileceğini açıkçası pek sanmıyorum. Yani bu meseleler pansumanla geçiştirilecek gibi bir durum değil. Ama seçime kadar bulunabilecek her yerden para bulma işine yöneticiler her şeyi yapacaklar gibi gözüküyor.”

Görüşme iddiasına yalanlama

Üst düzey Suriyeli kaynaklar, Türkiye medyasının “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi olabileceği” yönündeki haberleri kesin bir dille yalanladı. Türkiye gazetesinde dün yayınlanan bir haberde, İran ve Rusya ile yapılan Tahran ve Soçi görüşmelerinde “Suriye sahasına yansıyacak önemli kararlar alındığı” belirtildi. Haberde, “Ankara’nın ‘Henüz erken’ dediği Erdoğan ile Esad görüşmesinin bir telefon düzeyinde de gerçekleşebileceği” iddiası da yer almıştı.

Paylaşın

FT: Erdoğan Riskli Bir Oyun Oynuyor, Jeopolitik Pokerinde Dikkatli Olmalı

İngiliz Financial Times (FT) gazetesi bugün başyazısını Türkiye-Rusya ilişkilerine ayırdı. Gazete Erdoğan’ın kazanmak istediği seçimler öncesi Rus sermayesini Türkiye’ye çekmek istediğini ancak Ankara’nın Moskova’yla yakın işbirliğinin, ABD’nin misillemesini tetikleyebileceği yorumunda bulundu.

Financial Times’ın başyazısı, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için bir fırsat yarattığı, Erdoğan’ın önemli bir devlet adamı olarak taraflar arasında arabuluculuk yapabilmesine imkan sağladığı tespitiyle başlıyor. Gazete, Ukrayna ve Rusya arasında varılan tahıl koridoru anlaşmasındaki rolü nedeniyle Erdoğan’ın övgüyü hak ettiğini belirtiyor.

Başyazı şöyle devam ediyor:

“Ancak Erdoğan, Moskova’yla önemli ekonomik bağları korumaya dikkat ediyor. Cuma günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı 4 saat süren ve samimi görünen görüşme, Batı başkentlerini kaygılandırıyor. Zira Erdoğan, Moskova’yla bağlarını derinleştiriyor. Üstelik NATO müttefikleri tam aksine yaparken ve Kremlin, Batı’nın yaptırımlarını bypass etmenin yollarını ararken.

Financial Times, Türkiye’nin, ABD ve AB’nin, Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmadığını, Rusya’dan petrol ve gaz almaya devam ettiğini, hava sahasını da ticari Rus uçaklarına açık tuttuğunu hatırlatıyor.

“Erdoğan ve Putin’in Soçi’de tam olarak hangi konularda anlaşmaya vardıkları belli değil” diyen gazete, görüşmesi sonrası yapılan iki açıklamayı hatırlatıyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Türkiye ile Rusya arasındaki doğal gaz ticareti ödemelerinde kısmen rubleye geçilmesi konusunda anlaşma sağlandığını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da doğal gaz ödemelerinde ruble üzerinde mutabık kalındığını doğrulamış; Rus turistlerin Türkiye’de ödeme yapmasını kolaylaştıran kart sistemi Mir hakkında, “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

Financial Times’a göre Visa ve Mastercard’ın Rusya’daki operasyonlarını askıya aldığı bir dönemde Batılı ülkeler, Mir bağlantısının, yaptırımların etkisiz kılınması için kullanılmasından endişeli.

“Gerçi henüz bununla ilgili bir kanıt yok” diyen gazete, Erdoğan’ın Ukrayna istihbaratının sızdırdığı Rusya’nın bankacılık ve enerji alanlarında daha derin işbirliği yapılmasına yönelik önerilerini ise kabul ettiğini yazıyor. Bunun, Moskova’ya, Batı’nın yaptırımlarını aşmaya yardımcı olabileceğini ekleyerek…

‘Erdoğan elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de önümüzdeki yıl yapılacak seçimleri kazanmak istediğini, Türkiye’nin borç ve kur krizinin büyümesinin ise onun ekonomiyi kötü yönetmesinden kaynaklandığını belirten Financial Times’ın başyazısı şu satırlarla noktalanıyor:

“NATO üyesi olmasına karşın, Türkiye’nin yasal olarak, ABD ve AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılma zorunluluğu yok. Yine de Moskova’yla ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi, muhtemelen Batı’yla sürtüşmeye neden olacak. Özellikle de, Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda ayak direrken…

Üst düzey bir yetkili, Erdoğan’ın Cuma günü sinyalini verdiği şeyleri yapması halinde, Batılı ülkelerin şirketlere ve bankalara Türkiye’den çekilme çağrısı yapabileceklerini söyledi. Ancak Türkiye gerek jeopolitik olarak gerekse de Batılı işletmeler için çok önemli bir ülke.

Avrupa, Ankara’nın, Suriye ve diğer ülkelerden gelen, ağırladığı 3,7 milyon mülteciyi kıtaya sürebileceğinin farkında. Bu ihtimal Avrupa’yı endişelendiriyor.

ABD daha önce Türkiye’ye yönelik cezalandırıcı önlemler almıştı. Örneğin Rus hava savunma sistemini satın aldığında…Ancak Türkiye’ye yönelik yeni Amerikan yaptırımları risk teşkil ediyor.

Böylesi bir yola başvurulması halinde, yaptırımlar öyle bir şekilde ayarlanmalı ki, Erdoğan gelişmeleri ülkesinde kamuoyunda istismar etmemeli. Ancak yine de bu yaptırımlar Türkiye’ye, Moskova’yla işbirliğinin faydalarını etkisiz kılacak zararlar verebilir.

Erdoğan, jeopolitik pokerinde dikkatli olmalı zira elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Japonya İlk Kez Türkiyeli Bir Kürde Mülteci Statüsü Verdi

Geçen yıl toplamda 74 kişiyi mülteci olarak alan Japonya, ilk kez Türkiyeli bir Kürde mülteci statüsü verdi. Japonya, göç politikası nedeniyle insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler tarafından uzun süredir eleştirilmekte.

Independent Türkçe’nin haberine göre; adı açıklanmayan adamın avukatı Koji Yamada dün yaptığı açıklamada, Sapporo Bölgesel Göç Hizmetleri Dairesi’nin, 28 Temmuz tarihli kararla Türkiye yurttaşı Kürdü mülteci olarak tanıdığını söyledi.

Asya ülkesine 2014’te kaçan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Kürt, aynı yıl mülteci başvurusu yapmış ancak 4 yıl sonra reddedilmişti. Türkiye yurttaşı Kürt 2019’da kararın iptali için dava açmıştı. 2019’da kararın iptali için dava açmıştı.

Sapporo Bölge Mahkemesi davayı reddetse de Sapporo Yüksek Mahkeme mayısta aldığı kararla Türkiye’de ayrılıkçı bir grubunun üyelerine yiyecek sağladığı gerekçesiyle “ordu ve diğerleri tarafından işkence gördüğü” iddia edilen kişinin gönderilmesinin zulüm riski doğuracağına hükmetmişti.

Tokyo itiraz etmeyince karar kesinleşti.

Hükümetten bir kaynak da geçen ay yaptığı açıklamada bu kişiye mülteci statüsü verilmeye hazırlanıldığını ifade etmişti.

Avukatı araçlığıyla yaptığı açıklamada mülteci, “Bu uzun savaşta neredeyse bütün gücümün tükendiğini hissettim. Umarım sağlanan bu adalet başkalarına umut verir” dedi.

Avukat Yamada ise kararın, mülteci konusunda kötü bir karnesi olan Japonya için “son derece büyük bir adım” olduğunu vurguladı.

Göç politikası nedeniyle insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler tarafından uzun süredir eleştirilen Japonya, mülteci kabul etmede elini sıkı tutuyor.

Geçen yıl toplamda 74 kişiyi mülteci olarak alan ülke, başvuruların yalnızca yüzde 1’ini kabul ediyor.

Paylaşın

Kiralar Son Bir Yılda Yüzde 156 Arttı

Türkiye genelinde kiralar son bir yılda yüzde 156 arttı. Son 4 yıldaki artış ise yüzde 234 oldu. Ortalama kira ücretli 5 bin 361 TL olarak hesaplanırken, İstanbul’un bazı semtlerinde 2+1 bir evin kira fiyatı 20 bin liraya kadar çıkıyor.

Derinleşen ekonomik kriz barınmka krizine de yol açarken, kiralardaki fahiş artışlar nedeniyle yurttaşlar tek başına yaşamak konusunda sorun yaşamaya başladı. Özellikle büyükşehirlerde ev arkadaşı aramak mecburiyetinde olan birçok yurttaş bulunurken, ayrimenkul değerleme platformu Endeksacom’un verilerine göre, Türkiye genelinde kiralar son bir yılda yüzde 156 arttı. verilere göre son 4 yıldaki artış ise yüzde 234 oldu. Ortalama kira ücretli 5 bin 361 TL olarak hesaplanırken, İstanbul’un bazı semtlerinde 2+1 bir evin kira fiyatı 20 bin liraya kadar çıkıyor.

Cumhuriyet’ten Kader Çukay’ın haberine göre İstanbul’a bir yıl önce çalışmak için geldiğini söyleyen Yasemin A., Beyoğlu’ndaki bir dairede 2 ev arkadaşıyla birlikte kaldığını söyledi. Özel sektörde asgari ücretle çalıştığını belirten Yasemin A., “İstanbul gibi bir yerde zorunlu olarak arkadaşlarımla eve çıkmak zorunda kaldım. Önceden kira fiyatımız 2 bin 100 lirayken ev sahibi 4 bin liraya çıkardı. İtiraz ettik ancak bize ‘’Üç kişisiniz, ödersiniz’’ dedi. Tek başıma yaşasam mutfak, kira, faturalar derken elimde hiçbir şey kalmaz. Aileme para göndermek istiyorum ama elimde bir şey kalmıyor. Maddi durumum karşılasa tek başıma eve çıkmak isterim. Çünkü insan bazen yalnız kalmak istiyor” diye konuştu.

‘3. bir arkadaş daha aldık yanımıza’

Bahçelievler’de 2+1 evde 2 arkadaşıyla birlikte yaşayan ve adını vermek istemeyen bir yurttaş da tek başına eve çıkmak istediğini ancak maddi durumunun bunu karşılayamadığını söyledi. 4 yıl önce çalışmak için İstanbul’a geldiğini söyleyen yurttaş, “Arkadaşımla evin ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çektiğimiz için 3. bir arkadaş daha aldık yanımıza” dedi.

İstanbul’da emlakçılık yapan Muhammer Kızılaslan, insanların tek başına 8-9 bin lira kira veremeyip ev arkadaşı aradıklarını belirtti. Kızılaslan artan kiralarla ilgili, “Bekâr ve genelde İstanbul’a çalışmaya gelen insanlar arkadaşlarıyla beraber ev tutup kirayı paylaşıyor. Arkadaşlarıyla anlaşamasalar bile anlaşmak zorunda kalıyorlar. Çünkü kira fiyatları çok yüksek. Kimse yüksek kira ücreti verip tek başına bir evi geçindiremiyor. İstanbul’a tek başına çalışmak için gelen insanlar geldikten sonra sıkıntı yaşıyor. Ucuz kiralık ev bulmaya çalışıyorlar. Mahalle aralarında bodrum katında oturmak zorunda kalan insanlar görüyorum. Daireler o kadar kötü oluyor ki kiralayan kişi sadece uyumak için evine gitmek istiyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Mahkemelerdeki İcra Dosyaları 24 Milyonu Aştı

Türkiye’de ekonomik krizin etkileri geçen gün artarken, borcunu ödeyemeyen ve icralık olan vatandaşların sayısı da çoğalıyor. İcra dairelerindeki dosya sayısı 24 milyon barajını da geçti.

Borcunu ödeyemeyen ve icralık olan vatandaşların sayısı arıtıyor. İcra dairelerindeki dosya sayısı 24 milyon barajını da geçti. Bu yıl 1 Ocak-5 Ağustos dönemini kapsayan 7 aylık süreçte icra ve iflas dairelerine 5 milyon 379 bin yeni dosya daha eklendi.

İcra dairelerindeki dosya sayısı ise son bir yılda 1 milyon 466 bin adet artarak 5 Ağustos itibarıyla 24 milyon 53 bine ulaştı. AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında 8 milyon icra dosyası bulunuyordu.

Vatandaşın muhtarlıklara gelen icra tebligatlarını bile almaya gitmediğini söyleyen CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, “Çünkü ödeyemiyorlar. İktidar ise izliyor, hiçbir önlem almıyor. Büyük bir borç krizi adım adım geliyor” diye konuştu.

Tekin, şunları söyledi: “Vatandaş boğazına kadar borca batmış durumda. İcra daireleri icra dosyasıyla dolup taşıyor. İcra iflas dosyalarının patlaması, muhtarlıkların tebligatlarla dolmasına neden oldu. Temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanan vatandaş kredi, kredi kartı ve borçla yaşıyor. Bu tablo yıl sonuna doğru daha da kötüleşecek. Artan fiyatlar borç ödeme gücünü de düşürüyor. Yıl sonunda çok daha fazla insan hacizle karşılacak, icra dosyaları iyice patlayacak. AKP milleti hacze düşüren parti diye anılacak.”

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre, Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) raporlarına göre Mayıs 2022 itibarıyla kredi veya kredi kartı borcunu ödememiş olanlardan, 4 milyon 148 bin kişinin borcu devam ediyor.

2022’nin ilk beş ayında borcunu ödeyemediği için yasal takibe girenlerin sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 83 artarak 748 bin 437 kişi oldu. BDDK’nin birinci çeyreğe kadar paylaştığı verilere göre, ödenmediği için takibe giren kredi tutarı, Mart 2022 itibarıyla 163 milyar TL.

Paylaşın