PKK’nın “Silah Bırakma” Töreni Canlı Yayınlanmayacak

Kürdistan Demokratik Topluluklar Birliği (KCK), güvenlik nedeniyle silah bırakmanın gerçekleşeceği tören alanına gazetecilerin alınmayacağını, törenin canlı yayınlanmayacağını duyurdu.

Haber Merkezi / Daha önce yapılan duyurularda silah bırakma töreninin gazeteciler tarafından izleneceği bildirilmişti.

PKK’nın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Süleymaniye kentinde gelecek günlerde yapması beklenen silah bırakma töreninin güvenlik nedeniyle gazetecilere kapatıldığı kararı duyuruldu.

Kürdistan Demokratik Topluluklar Birliği’nden (KCK) konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Değişen güvenlik durumu sebebiyle, Süleymaniye’de gerçekleşmesi planlanan törenle ilgili detayların kısa sürede değiştirilmesi gerekiyordu.

Tören planlandığı gibi gerçekleşecek ancak canlı yayınlanmayacak ve basın mensuplarının katılması mümkün olmayacak. Bunun için çok üzgünüz ve bu acil son dakika değişikliği için anlayışınızı rica ediyoruz. Törenin yapılacağı yerin yakınında, törenden sonar video kayıtlarının yayınlanacağı bir ekran kurulacaktır.

Sizi bilgilendirebilmemizin tek yolu bu olacak. Oraya davetlisiniz. Bazılarınız yöntemdeki son dakika değişikliği nedeniyle törene katılmamaya karar verebilir; Bu kararı tamamen anlıyor ve saygı duyuyoruz ve verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı üzgünüz.”

Suriye, İran, Irak ve bazı Avrupa ülkelerinde koordine olan KCK, PKK’yı da kapsayan bir çatı örgütü olarak biliniyor.

Amerikan Associated Press (AP) haber ajansına konuşan PKK sözcülerinden Zagros Hiwa, Süleymaniye’de bir grup PKK’lının dağlardan inerek silahlarını sivil toplum kuruluşları ve ilgili tarafların gözetiminde imha edeceğini, sembolik bir silah bırakma töreni gerçekleştirileceğini açıklamıştı.

Hiwa, törene katılacak kişi sayısının henüz netleşmediğini, bu sayının 20 ila 30 arasında olabileceğini söylemişti.

Daha önce ulusal ve uluslararası çeşitli yayın kuruluşlarında silah bırakma töreninin 10-12 Temmuz arasında yapılacağına ilişkin bazı haberler yayımlanmıştı.

İktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” adını verdiği yeni çözüm süreci, PKK’nın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Mayıs ayında kendini feshettiğini açıklaması ve silah bırakacağını duyurması ile karşılıklı somut adımların beklendiği bir aşamaya geçilmişti.

Geçen hafta DEM Parti’den yapılan açıklamada, yaklaşık 40 kişiden oluşan PKK’ya mensup bir grubun sembolik bir törenle silah bırakacağı bildirilmişti.

PKK’dan yapılan açıklamada örgütün silahsızlanma yönünde başka adımlar atması için “Öcalan’a yönelik tecrit rejimine son verilmesi ve silahlı mücadele stratejisini terk eden gerillanın Türkiye’deki demokratik siyasete yeniden entegre edilmesini sağlayacak anayasal, hukukî ve siyasî adımların atılması gerektiği” belirtilmişti.

Paylaşın

Siyasi Operasyonlar Türkiye’nin Risk Algısını Yükseltiyor

Belediyelere yönelik operasyonlar, yerel seçimlerde, muhalefetin elde ettiği başarıların geri alınmasına yönelik sistematik bir “sindirme operasyonu” olduğu değerlendirilirken, sürecin, dış yatırımcılar nezdinde Türkiye’nin güvenilirliğini zedelediği belirtildi.

Uluslararası ekonomi yayıncılığının önde gelen kuruluşlarından Bloomberg, son dönemde Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediyelere ve muhalif siyasetçilere yönelik artan operasyonların, Türkiye’nin yatırım ortamı ve risk profili üzerindeki etkilerini analiz eden dikkat çekici bir haber yayımladı.

Haberde, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik tutuklama süreci ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında başlatılan soruşturmanın ardından muhalefet üzerindeki baskının dozunun belirgin biçimde arttığı vurgulandı. Gözaltı ve tutuklamaların sadece siyasetle sınırlı kalmayarak gazetecilerden öğrencilere, sosyal medya içerik üreticilerinden karikatüristlere kadar genişlediğine dikkat çekildi.

Bloomberg analizinde, yaşanan gelişmelerin Türkiye’deki hukuk devleti algısını ciddi şekilde sarstığı ve bu durumun siyasi istikrar üzerinde baskı oluşturduğuna işaret edildi. Özellikle muhalefet çevreleri tarafından, yerel seçimlerde elde edilen başarıların geri alınmasına yönelik sistematik bir “sindirme operasyonu” olarak değerlendirilen bu sürecin, dış yatırımcılar nezdinde Türkiye’nin güvenilirliğini zedelediği belirtildi.

Analizde, Türkiye ekonomisinin halihazırda ciddi zorluklarla mücadele ettiği bir dönemde siyasi baskıların tırmanmasının, ekonomi yönetiminin yeniden güven tesis etme çabalarını sekteye uğratabileceği ifade edildi. Bloomberg, piyasalardaki ilk tepkiye de dikkat çekerek, Türk Lirası’nın hafta başında ABD Doları karşısında yüzde 0,2 değer kaybettiğini not etti.

Bloomberg’in haberinde yer alan bir diğer çarpıcı tespit ise, siyasilerin ağırlıklı olarak yolsuzluk, cumhurbaşkanına hakaret, İslam’a veya ulusal değerlere yönelik söylemler nedeniyle suçlandığı oldu. Bu suçlamaların hükümete yakın medya organları tarafından sıkça kamuoyuna servis edildiği ifade edildi.

Haberde, yaşanan baskı ortamının kısa vadeli etkilerin ötesine geçerek, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli ekonomik hedeflerine de zarar verebileceği uyarısı yapıldı. Hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü alanlarında derinleşen tedirginliğin, doğrudan yabancı yatırımların önündeki en büyük engellerden biri olduğu vurgulandı.

Bloomberg’e göre, mevcut siyasi atmosfer, Türkiye’nin ekonomik toparlanma sürecine ciddi bir risk unsuru olarak eklenmiş durumda.

Paylaşın

Yasal Takibe Düşen Bireysel Borçlu Sayısı Bir Milyonu Aştı

2025 yılının ilk beş aylık döneminde bireysel kredi ya da kredi kartı borçları nedeniyle yasal takibe giren kişi sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 oranında artarak 1 milyon 39 bine yükseldi.

Yüksek enflasyon ve artan faiz oranlarının gölgesinde borçlanma eğilimindeki hız kesilmezken, bireylerin finansal yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandığına işaret eden yeni veriler, hanehalkı borçluluğundaki kırılganlığı gözler önüne serdi. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi tarafından yayımlanan son istatistiklere göre, bireysel kredi veya kredi kartı borçları nedeniyle yasal takibe alınan kişi sayısında keskin bir artış yaşandı.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, Mayıs 2025’te bireysel kredi kartı borçları nedeniyle takibe düşen kişi sayısı 162 bin 617 olarak kayıtlara geçerken, bireysel kredilerden dolayı yasal takibe alınan kişi sayısı 171 bin 123’e ulaştı. Böylece yalnızca bir ayda toplamda 333 binden fazla kişi borçları nedeniyle yasal takip süreciyle karşı karşıya kaldı.

Yılın ilk beş aylık dönemine bakıldığında ise tablo daha da çarpıcı. Ocak-Mayıs 2025 döneminde bireysel kredi ya da kredi kartı borçları nedeniyle yasal takibe giren kişi sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 oranında artarak 1 milyon 39 bine yükseldi. Bu rakam, bireysel borçlulukta yaşanan yapısal sorunun derinleştiğini ve borç ödeme kapasitesinin giderek zayıfladığını gösteriyor.

Bireysel borçlulukta yalnızca kişi sayısı değil, takibe düşen alacak miktarı da dikkat çekici bir artış gösterdi. TBB Risk Merkezi’nin verilerine göre, Mayıs 2025 itibarıyla bireysel krediler (kredi kartları dahil) kapsamında tasfiye olunacak alacak tutarı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 177’lik artışla 199 milyar TL’ye yükseldi. Bu rakam, bankacılık sektörünün karşı karşıya olduğu riskin boyutuna da işaret ediyor.

Finans çevreleri, enflasyonla mücadele kapsamında sürdürülen sıkı para politikasının bireysel borç ödemelerinde baskı yarattığını, özellikle sabit gelirli kesimlerin kredi geri ödemelerini sürdürmekte zorlandığını belirtiyor. Ekonomistler ise mevcut gidişatın yılın geri kalanında da devam etmesi durumunda, borç yükünün daha geniş kesimlere yayılabileceği uyarısında bulunuyor.

Paylaşın

Satın Alma Gücü Sıralaması: Türkiye, 69 Ülke Arasında 64. Sırada

Türkiye satın alma gücü sıralamasında 69 ülke arasında 64. sırada yer alarak, yalnızca Arjantin, Mısır ve Venezuela gibi kriz yaşayan ülkelerin üzerinde konumlandı.

Almanya merkezli Deutsche Bank’ın “Dünyadaki Fiyatların Haritası 2025” raporu, Türkiye’nin küresel fiyatlar karşısındaki kırılgan pozisyonunu rakamlarla ortaya koydu. Satın alma gücündeki kayıplar, konut erişimindeki zorluklar ve elektronik ürünlerdeki yüksek fiyatlar Türkiye’yi listelerin son sıralarına itti.

Banka tarafından 69 finans merkezi şehirde yapılan karşılaştırmalı analiz, Türkiye ekonomisinin son yıllardaki dengesizliklerinin uluslararası yansımalarını göz önüne serdi. Yüksek enflasyon, gelir kayıpları ve kurdaki dalgalanmalar, vatandaşların temel ihtiyaçlara erişimini zorlaştırıyor.

Karar‘ın aktardığı rapora göre, Türkiye satın alma gücü sıralamasında 69 ülke arasında 64. sırada yer alarak, yalnızca Arjantin, Mısır ve Venezuela gibi kriz yaşayan ülkelerin üzerinde konumlandı. 2010 yılından bu yana 20’den fazla sıra gerileyen Türkiye, en büyük düşüş yaşayan ülkeler arasında.

Deutsche Bank uzmanlarına göre bu gerilemenin başlıca nedenleri arasında yüksek ve kronikleşmiş enflasyon, TL’nin sürekli değer kaybı ve ücret artışlarının bu kayıpları telafi edememesi bulunuyor.

Konut erişimi zorlaştı

Raporda yer alan konut piyasası verileri de Türkiye’de barınmanın giderek daha maliyetli hale geldiğini gösterdi. İstanbul’da konut fiyatları son 5 yılda dolara göre yüzde 103 artış gösterdi. Aynı dönemde Türkiye’de gelirler yalnızca yüzde 18 arttı. Bu durum konut alım gücünün sert şekilde gerilemesine neden oldu.

Uzmanlara göre, Türkiye’de orta gelir grubundaki bir ailenin, şehir merkezinde bir daire satın alabilmesi için gelirinin yüzde 70’inden fazlasını konut kredisi ödemelerine ayırması gerekiyor.

Raporda en çarpıcı uyarılardan biri ise iPhone fiyatlarıyla ilgili olarak Türkiye özelindeyapıldı. iPhone 16 Pro (128 GB) modelinin ülkelere göre fiyat sıralamasında Türkiye, en pahalı ülke olarak ilk sırada yer aldı. Bu farkın nedeni olarak yüksek vergiler, kur etkisi ve düşük gelir seviyesi birlikte gösterildi.

Deutsche Bank raporunda şu dikkat çekici ifade yer aldı: “Türkiye, Brezilya, Mısır, İsveç ve Hindistan; iPhone’unuzu kaybetmemeniz gereken en kötü yerler. Türkiye, ABD’ye kıyasla yüzde 100 daha pahalı.”

ABD’de iPhone 16 Pro’nun fiyatı yaklaşık 1.100 dolar seviyesindeyken, Türkiye’de aynı modelin fiyatı 2.200 dolara kadar çıkabiliyor. Bu durum, özellikle orta ve alt gelir grubundaki tüketiciler için teknolojiye erişimi lüks haline getiriyor.

Net maaşlar sıralamasında Türkiye, 69 şehir arasında 57. sırada yer aldı. İstanbul’daortalama net maaş 934 dolar olarak kayda geçerken, İsviçre’nin Cenevre kentinde bu rakam 7.984 dolara ulaştı. Bu gelir farkı, başta teknoloji olmak üzere birçok tüketim malında oransız bir yük oluşturuyor.

Aynı şekilde temel ihtiyaçlar dışındaki birçok harcamada da Türkiye, dünya ortalamasına göre daha pahalı durumda. Örneğin bir restoran yemeği, sinema bileti ya da marka bir kot pantolon gibi harcamalarda Türkiye, hem mutlak fiyat hem de alım gücüne oranla yüksek listelerde yer aldı.

Paylaşın

The Economist’ten Çarpıcı Analiz: Trump, Erdoğan’ın Otoriterliğine Göz Yumuyor

Dünyanın en çok takip edilen yayınlarından The Economist, son sayısında yer alan bir analizinde, “Trump, Erdoğan’ın en güçlü muhalifine yönelik baskılara sessiz kalarak otoriterliğe dolaylı destek verdi” ifadelerini kullandı.

Analizde, Trump’ın Erdoğan’a “F-35 satışının yeniden başlaması”, “Suriye’de ABD askerî varlığının azaltılması” ve “İran’la gizli diplomatik temaslar” gibi birçok konuda jestlerde bulunduğu, buna karşılık Erdoğan’ın da ABD’nin taleplerine daha fazla yakınlaştığı belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli The Economist dergisinin son sayısında yer alan bir analizde, ABD Başkanı Donald Trump ile AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında “yeniden başlayan sıcak ilişkiye” dikkat çekilirken, bu yakınlaşmanın en dikkat çekici boyutlarından birinin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması karşısında Trump yönetiminin sessiz kalması olduğu vurgulandı.

Analizde, Trump’ın Erdoğan’a “F-35 satışının yeniden başlaması”, “Suriye’de ABD askerî varlığının azaltılması” ve “İran’la gizli diplomatik temaslar” gibi birçok konuda jestlerde bulunduğu, buna karşılık Erdoğan’ın da ABD’nin taleplerine daha fazla yakınlaştığı belirtildi. Ancak bu diplomatik yakınlaşmanın, Türkiye’de demokrasiye yönelik baskıları artırdığına ve muhalefetin hedef alındığına işaret ediliyor.

Dergi, özellikle CHP’ye yönelik baskılara dikkat çekerek şu ifadelere yer verdi: “Trump, Türkiye’deki en büyük muhalefet partisi olan CHP’ye yönelik baskıları görmezden gelerek Erdoğan’a adeta açık çek verdi. 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasından bu yana, aralarında CHP’li ilçe belediye başkanları ve iş insanlarının da bulunduğu 250’den fazla kişi ya terör suçlamasıyla ya da yolsuzluk iddialarıyla tutuklandı.”

“Trump, Türkiye’deki otoriterleşmeye destek verdi”

The Economist, bu sürecin Erdoğan’a kısa vadede diplomatik kazanımlar sağladığını ancak Türkiye’deki iç siyasi dengeyi bozduğunu ve uzun vadede daha büyük bir baskı rejiminin kapısını araladığını belirtti. Haberde şu çarpıcı ifadeye de yer verildi: “Trump, Erdoğan’ın en güçlü muhalifine yönelik baskılara ses çıkarmayarak, Türkiye’deki otoriterleşmeye dolaylı destek vermiş oldu.”

Öte yandan, analizde ilişkilerin tamamen sorunsuz olmadığına da değinildi. Amerikan dış politikasında, özellikle Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı içinde Erdoğan’a karşı kuşku ve mesafenin sürdüğü; Suriye’deki Kürt güçlerle işbirliğinin ise hâlâ devam ettiği hatırlatıldı.

Ancak asıl kırılma noktasının, İsrail ve İran arasında çıkabilecek yeni bir savaş olabileceğine dikkat çeken The Economist, böyle bir senaryonun hem Türkiye’yi hem de Erdoğan-Trump yakınlaşmasını ciddi şekilde zorlayabileceğini belirtti.

Paylaşın

2040’da Türkiye’de Her Altı Kişiden Biri Yaşlı Olacak

Türkiye’de 2040 yılında her altı kişiden biri 65 yaş ve üzeri olacak. Öngörüler, Türkiye’de yaşlı nüfusun sadece sayıca değil, yapısal olarak da değişeceğine işaret ediyor. Özellikle 75 yaş üstü bireylerin toplam yaşlı nüfus içindeki payının artması bekleniyor.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), PwC Türkiye iş birliğiyle hazırlanan “Yaşlılık Politikaları Araştırması: Demografik Dönüşüm ve İhtiyaçlar” başlıklı kapsamlı raporunu kamuoyuyla paylaştı. Sağlık, bakım, sosyal hizmet, sosyal güvenlik ve işgücü boyutlarıyla yaşlanan nüfusa dikkat çeken rapor, Türkiye’nin demografik yapısında yaşanacak hızlı dönüşüme karşı kapsamlı ve sürdürülebilir politikalara acil ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Rapora göre, Türkiye’de 2040 yılında her altı kişiden biri 65 yaş ve üzeri olacak. Bu tarih, dünya ortalamasına kıyasla on yıl daha erken. Öngörüler, Türkiye’de yaşlı nüfusun sadece sayıca değil, yapısal olarak da değişeceğine işaret ediyor. Özellikle 75 yaş üstü bireylerin toplam yaşlı nüfus içindeki payının artması bekleniyor.

Ekonomim’in haberine göre, TÜSİAD raporu, ekonomik büyüklüğüne rağmen Türkiye’de yaşlıların mutluluk düzeyinde düşüş yaşandığını da ortaya koydu. 2018’de kendisini mutlu hisseden 65 yaş üstü bireylerin oranı yüzde 61,2 iken bu oran 2023’te yüzde 56’ya geriledi. Dünya Mutluluk Raporu’na göre Türkiye, yaşlı mutluluğunda 143 ülke arasında 92. sırada yer alıyor.

Türkiye’de kadınların doğuştaki ortalama yaşam süresi 76, erkeklerin ise 70,8 yıl olarak hesaplanıyor. Ancak sağlıklı yaşam süresi düşüşte. 65 yaşında bir bireyin sağlıklı yaşama süresi 2016-2018 döneminde 6,6 yıl iken 2020-2022 döneminde 6,3 yıla geriledi. Yaşlı bireylerin yüzde 79’u kronik hastalıkla yaşarken, yalnızca yüzde 2,5’i evde bakım hizmeti alabiliyor.

TÜSİAD Sosyal Kalkınma Yuvarlak Masası Başkanı Yılmaz Yılmaz, Türkiye’nin demografik avantajını hızla yitirdiğini belirterek, “Çalışma çağındaki nüfusun en yüksek oranda olduğu dönemin sonuna geldik. Bu fırsatı iyi değerlendiremezsek, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah hedefleri riske girer” dedi. Yılmaz, sosyal güvenlik sistemlerinin güçlendirilmesi, yaşlı bireylerin üretkenliğini sürdürmesi ve yaşlılık politikalarının çok boyutlu ele alınması gerektiğini ifade etti.

Raporda öne çıkan politika önerileri:

Bütüncül politika yaklaşımı: Yaşlanmaya ilişkin tüm stratejiler, sağlık, bakım, sosyal hizmetler ve işgücü gibi alanları kapsamalı; kamu-özel iş birliğiyle hayata geçirilmeli.

Bakım hizmetlerinde dönüşüm: Kurumsal bakım kapasitesi artırılmalı, evde bakım ve uzun süreli bakım hizmetleri daha erişilebilir hale getirilmelidir.

Sosyal güvenlik ve gelir desteği: Yaşlı yoksulluğunu önleyici sosyal destek mekanizmaları genişletilmeli, sistem sürdürülebilirlik çerçevesinde yeniden yapılandırılmalı.

Yaş dostu şehirler: Erişilebilir ulaşım, sosyal alanlar ve konutlar ile yaşlı bireylerin kent yaşamına katılımı desteklenmeli.

Toplumsal dayanışma: Kuşaklar arası dayanışmayı artıracak kültürel ve sosyal ortamlar teşvik edilmeli, yaşlı bireylerin toplumsal üretkenliğe katkıları desteklenmelidir.

Paylaşın

Türkiye’de 6 Ayda 3 Binden Fazla Yangın Çıktı

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Bu yılın 6 ayında bin 305’i ormanlık alanda, bin 739’u da orman dışında olmak üzere toplam 3 bin 44 adet yangın çıktı. Yaklaşık yangınların 624’ü sadece son bir haftada çıktı. 624 yangının 621 tanesini kontrol altına aldık” dedi.

Bakan Yumaklı, perşembe günü itibarıyla dokuz büyük yangınla mücadele ettiklerini belirterek, altısının kontrol altına alındığını söyledi. İbrahim Yumaklı,”Antalya, Mersin, Kırklareli, İstanbul-Silivri, Adana-Ceyhan, Uşak-Eşme bu yangınlar kontrol altına alınmıştır” dedi.

Bakan Yumaklı, İzmir Çeşme’de çarşamba akşama doğru başlayan yangının enerjisinin düşürüldüğünü belirtti.

Çeşme’de devam eden yangın dün öğleden sonra Urla’nın Zeytineli Mahallesi’ne ilerledi. Zeytineli Mahallesi, tedbiren tahliye edildi. Bölgede daha önce de üç mahalle boşaltılmıştı.

Öte yandan dumandan dolayı görüş mesafesi düşmesi nedeniyle dün çevre yolunun bir bölümü kapatıldı. Urla’dan Çeşme’ye giden trafik akışı Zeytinler gişelerden itibaren, Çeşme’den Urla’ya giden trafik akışı ise Alaçatı gişelerden itibaren kapatıldı.

İzmir Ödemiş’te Çarşamba gecesi başlayan yangına müdahale sürüyor. Rüzgarın yangında olumsuz etkisine işaret eden Bakan Yumaklı, Ödemiş’te rüzgarın saatte 100 kilometreye ulaştığını, şiddetli rüzgarın hız kesmediğini söyledi.

Ödemiş’in Tosunlar Mahallesi Manastır mevkisinde çıkan yangında alevlerin tehdit ettiği Yeniköy Mahallesinde oturanların da tahliyesine karar verildi. Şiddetli rüzgarın etkisiyle yayılımını sürdüren yangınla ilgili daha önce de Demirciyanığı mevkisi, Ortaköy ve Karadoğan mahalleleri tahliye edilmişti. Böylece bölgede tedbir amacıyla boşaltılan mahalle sayısı dörde ulaştı.

Ödemiş’teki yangında 81 yaşında bir vatandaş ile yangına müdahale ekibinden bir görevli hayatını kaybetti, bir personel ise yaralandı.

İzmir’in Buca ilçesinde dün saat 16.00 sıralarında Zafer Mahallesi yakınlarında çıkıp, Gaziemir ilçesinin Kısık Mahallesi’ne de sıçrayan ve gece boyunca karadan müdahale edilen yangın sürüyor. Yangında bölgede gökyüzünü duman sararken, alevlerin yerleşim yerlerine yaklaştığı öğrenildi. Havanın kararmasıyla ara verilen havadan müdahaleye ise sabahın erken saatlerinde tekrar başlandı.

Bakan Yumaklı, Buca’da çıkan yangının fabrikadaki kaynak işleminden kaynaklandığı belirterek, “Buca’da sanki biz hiç uyarmamışız, ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmamışız gibi bir fabrikadaki kaynak makinesinden çıkan kıvılcım çöplere, çöplerden de ormana sıçradı” dedi.

Yangınlar elektrik hatlarından çıkmadı”

İzmir Valisi Süleyman Elban, Çeşme, Seferihisar, Ödemiş ve Foça’daki yangınların elektrik hatlarından kaynaklı olduğunu açıklamıştı. Bölgenin elektrik dağıtım altyapı işletmecisi GDZ Elektrik Dağıtım ise Vali Elban’ın açıklamasını reddetti. GDZ Elektrik dün yaptığı açıklamada, “Sahada gerçekleştirilen ilk değerlendirmelere göre bölgemizdeki yangınların elektrik hatlarından çıktığına dair somut bir bulgu bulunmamaktadır” dedi.

GDZ Elektrik tarafından yapılan yazılı açıklamada, yaz aylarında yüksek sıcaklık, düşük nem ve şiddetli rüzgar gibi faktörlerin yangın riskini artırdığına dikkat çekilerek, bu durumun son yıllarda küresel ölçekte artış gösteren hava koşullarındaki ciddi değişimin bir sonucu olduğu belirtildi.

GDZ Elektrik yangınların sebebine ilişkin olarak “Son bir haftada ülkemizde ve komşu ülkelerde havanın aşırı ısınması ve nem oranının aşırı düşmesi nedeniyle yüzlerce orman yangını çıkmıştır” ifadesini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Artan Maliyetler Turizm Sektörünü Zorluyor!

Maliyet artışlarının ve jeopolitik risklerin turizm sektörde ciddi bir kırılmaya yol açtığı belirtiliyor. Türkiye’nin turizmde “alternatifsiz ülke” imajının zedelendiği, 2026’nın dahi kaybedilebileceği uyarıları yapılıyor.

Türkiye’de yaz turizmi sezonu beklenen canlılığı yakalayamadı. Geçtiğimiz kış aylarında yaşanan durgunluk yaz dönemine de yansırken, otellerdeki doluluk oranları ve konaklama sürelerinde dikkat çekici düşüşler yaşanıyor. Turizm profesyonelleri, ülkedeki maliyet artışları ve jeopolitik risklerin sektörde ciddi bir kırılmaya yol açtığını belirtiyor. Türkiye’nin turizmde “alternatifsiz ülke” imajının zedelendiği, 2026’nın dahi kaybedilebileceği uyarıları yapılıyor.

Ekonomim’in haberine göre, Türkiye genelinde otellerin doluluk oranlarında yaklaşık yüzde 5’lik gerileme yaşanırken, konaklama süreleri de ortalama yüzde 10 azaldı. Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, sadece Antalya özelinde konaklama süresinin 8 güne düştüğünü belirtti. Temmuz ve ağustos ayları için 2 milyon turist hedeflendiğini dile getiren Kavaloğlu, bu rakamın altına düşmemek için yoğun çaba harcadıklarını söyledi.

Alanya Turistik İşletmeciler Derneği (ALTİD) Başkanı Burhan Sili’ye göre, sektördeki sorunlar çok boyutlu. Savaşlar nedeniyle uçuş kapasitesinde azalma olduğunu, kaynak pazarlardan gelen talebin fiyatlara duyarlı hale geldiğini ifade eden Sili, “Küçük ve orta ölçekli işletmeler bu yılı zarar etmeden tamamlamaya çalışıyor ancak gelecek yıl için risk büyüyor” dedi. Sili ayrıca personel maliyetlerinin yüzde 50’yi aştığını da vurguladı.

İstanbul’da turizmin kalbi sayılan tarihi yarımadada da endişe hâkim. Armada Otelcilik Yönetim Kurulu Başkanı Kasım Zoto, temmuz ve ağustos aylarına dair rezervasyonların zayıf olduğunu belirtti. Siyasi ve jeopolitik gelişmelerin Batı’dan gelen turistleri de tedirgin ettiğini söyleyen Zoto, iptallerin arttığını dile getirdi.

“Türkiye’nin tanıtım stratejilerini gözden geçirmesi gerekiyor”

Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, Türkiye’nin turizmde ciddi bir algı problemi yaşadığını ve dışarıdan giderek daha pahalı bir destinasyon olarak görüldüğünü belirtti. Döviz kurundaki oynaklık ve enflasyonist ortamın maliyetleri artırdığını ifade eden Saatçioğlu, Türkiye’nin tanıtım stratejilerini gözden geçirmesi gerektiğini söyledi.

TÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi Hamit Kuk, Türkiye’nin turizmde artık rakiplerine göre daha az tercih edilir hale geldiğini, fiyatların yerli ve yabancı turistin bütçesini aştığını söyledi. “Yurt dışında kahve 1,5 euro iken Türkiye’de 4 euro’ya çıkmış durumda. Turist bunu sorguluyor” diyen Kuk, sadece otel fiyatlarının değil, restoran ve eğlence sektöründeki fiyatların da Türkiye’nin turizm imajını olumsuz etkilediğini kaydetti. Kuk, Türkiye’nin 40 yıllık turizm stratejisinin artık işlemediğini ve rekabet gücünü yitirmemek için köklü bir dönüşüm gerektiğini vurguladı.

Paylaşın

Türkiye’de “Hukuk” Askıda: 22 Yılda 3 Bin 363 AİHM İhlal Kararı

AİHM, 2002 ile 2024 yılları arasında Türkiye hakkında toplam 3 bin 363 ihlal kararı verdi. Bu süreçte en fazla ihlal kararı 2009 yılında 341 dosyada alındı. Bu yıl, Türkiye açısından AİHM kararlarında bir zirve yılı olarak kayıtlara geçti.

Dünya Adalet Projesi’nin 2024 verilerine göre Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde 142 ülke arasında 117. sıraya gerileyerek listenin son çeyreğinde yer aldı. Uzmanlar, yargıya güveni sarsan gelişmelerin başında, kamuoyunda geniş yankı uyandıran siyasi nitelikli yargılamaların geldiğini vurguluyor. Bu kapsamda, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2024’te gözaltına alınıp tutuklanması ile başlayan sürecin, yargı bağımsızlığı tartışmalarını yeniden alevlendirdiği belirtiliyor.

Yargıya güvenin zayıfladığına işaret eden bir diğer veri ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvuruların dağılımı. BirGün’ün haberine göre, 2024 yılı sonu itibarıyla AİHM’e 47 Avrupa ülkesinden yapılan toplam başvuru sayısı 60 bin 350’ye ulaştı. Bu başvuruların yüzde 36’sını oluşturan 21 bin 600 başvuru Türkiye’ye yönelikti. Bu oranla Türkiye, AİHM’e en fazla şikayet edilen ülke konumunda bulunuyor.

AİHM’in Türkiye hakkında verdiği kararlar da tabloyu net biçimde ortaya koyuyor. 2002 ile 2024 yılları arasında Türkiye hakkında toplam 3 bin 363 ihlal kararı verildi. Bu süreçte en fazla ihlal kararı 2009 yılında 341 dosyada alındı. Bu yıl, Türkiye açısından AİHM kararlarında bir zirve yılı olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

Düşük Kan Şekerinin Beş Gizli Belirtisi

Tıbbi olarak, düşük kan şekeri veya hipoglisemi, kan şekeri 70 mg/dL’nin altına düştüğünde ortaya çıkar. Bu durum, tip 1 diyabetli kişilerde en yaygın olanıdır, ancak ailesinde diyabet veya obezite öyküsü olan kişiler de bu duruma duyarlı olabilir.

Haber Merkezi / Bazı ilaçlar, yeme bozuklukları, bazı tümörler veya kilo verme ameliyatı gibi faktörler de düşük kan şekerine neden olabilir.

İşte düşük kan şekerinin 5 gizli belirtisi:

Baş dönmesi, sersemlik hissi veya konsantre olamama: Vücut yeterli glikoz almadığında, beyin ihtiyaç duyduğu enerjiyi ememez. Sonuç olarak, baş dönmesi, sersemleme hissi veya konsantre olmakta zorluk çekilir. Bu, kan şekerinin düştüğünün ve vücudun enerjisinin tükendiğinin en yaygın işaretlerinden biridir.

El titremeleri, kaygı veya ani sinirlilik: Beyin çalışmak için glikoza bağımlıdır. Beyin yeterli glikoz almazsa, vücudunu uyarmak için adrenalin hormonu salgılanır. Bu, titreme, kaygı veya hatta ani ruh hali değişimlerine neden olabilir ve sebepsiz yere öfkeli veya kaygılı hissetmeye yol açabilir.

Hızlı kalp atışı: Vücudu uyarmanın yanı sıra adrenalin aynı zamanda kalp atış hızının hızlanmasına ve kan basıncının yükselmesine neden olan “kaç ya da savaş” tepkisini de harekete geçirir. Yüksek kan basıncına sahip olan kişiler bu belirtiye karşı daha hassas olmalıdır.

Belirgin bir nedeni olmayan mide bulantısı: Garip gelebilir ama mide bulantısı, özellikle diyabet ilacı kullanan veya gecikmiş mide boşalması sorunları yaşayan kişilerde aniden ortaya çıkabilen düşük kan şekerinin bir yan etkisidir.

Yoğun ve ani açlık hissi: Vücut yeterli yakıta sahip olmadığında, aşırı aç hisseder. Bunun nedeni, beyne “Hızlı ye!” mesajını gönderen ghrelin hormonunun salınmasıdır. Bu koşullarda, kan şekerini tekrar dengeye getirmek için tatlı yiyeceklere duyulan istek de artar.

Paylaşın