2040’da Türkiye’de Her Altı Kişiden Biri Yaşlı Olacak

Türkiye’de 2040 yılında her altı kişiden biri 65 yaş ve üzeri olacak. Öngörüler, Türkiye’de yaşlı nüfusun sadece sayıca değil, yapısal olarak da değişeceğine işaret ediyor. Özellikle 75 yaş üstü bireylerin toplam yaşlı nüfus içindeki payının artması bekleniyor.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), PwC Türkiye iş birliğiyle hazırlanan “Yaşlılık Politikaları Araştırması: Demografik Dönüşüm ve İhtiyaçlar” başlıklı kapsamlı raporunu kamuoyuyla paylaştı. Sağlık, bakım, sosyal hizmet, sosyal güvenlik ve işgücü boyutlarıyla yaşlanan nüfusa dikkat çeken rapor, Türkiye’nin demografik yapısında yaşanacak hızlı dönüşüme karşı kapsamlı ve sürdürülebilir politikalara acil ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Rapora göre, Türkiye’de 2040 yılında her altı kişiden biri 65 yaş ve üzeri olacak. Bu tarih, dünya ortalamasına kıyasla on yıl daha erken. Öngörüler, Türkiye’de yaşlı nüfusun sadece sayıca değil, yapısal olarak da değişeceğine işaret ediyor. Özellikle 75 yaş üstü bireylerin toplam yaşlı nüfus içindeki payının artması bekleniyor.

Ekonomim’in haberine göre, TÜSİAD raporu, ekonomik büyüklüğüne rağmen Türkiye’de yaşlıların mutluluk düzeyinde düşüş yaşandığını da ortaya koydu. 2018’de kendisini mutlu hisseden 65 yaş üstü bireylerin oranı yüzde 61,2 iken bu oran 2023’te yüzde 56’ya geriledi. Dünya Mutluluk Raporu’na göre Türkiye, yaşlı mutluluğunda 143 ülke arasında 92. sırada yer alıyor.

Türkiye’de kadınların doğuştaki ortalama yaşam süresi 76, erkeklerin ise 70,8 yıl olarak hesaplanıyor. Ancak sağlıklı yaşam süresi düşüşte. 65 yaşında bir bireyin sağlıklı yaşama süresi 2016-2018 döneminde 6,6 yıl iken 2020-2022 döneminde 6,3 yıla geriledi. Yaşlı bireylerin yüzde 79’u kronik hastalıkla yaşarken, yalnızca yüzde 2,5’i evde bakım hizmeti alabiliyor.

TÜSİAD Sosyal Kalkınma Yuvarlak Masası Başkanı Yılmaz Yılmaz, Türkiye’nin demografik avantajını hızla yitirdiğini belirterek, “Çalışma çağındaki nüfusun en yüksek oranda olduğu dönemin sonuna geldik. Bu fırsatı iyi değerlendiremezsek, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah hedefleri riske girer” dedi. Yılmaz, sosyal güvenlik sistemlerinin güçlendirilmesi, yaşlı bireylerin üretkenliğini sürdürmesi ve yaşlılık politikalarının çok boyutlu ele alınması gerektiğini ifade etti.

Raporda öne çıkan politika önerileri:

Bütüncül politika yaklaşımı: Yaşlanmaya ilişkin tüm stratejiler, sağlık, bakım, sosyal hizmetler ve işgücü gibi alanları kapsamalı; kamu-özel iş birliğiyle hayata geçirilmeli.

Bakım hizmetlerinde dönüşüm: Kurumsal bakım kapasitesi artırılmalı, evde bakım ve uzun süreli bakım hizmetleri daha erişilebilir hale getirilmelidir.

Sosyal güvenlik ve gelir desteği: Yaşlı yoksulluğunu önleyici sosyal destek mekanizmaları genişletilmeli, sistem sürdürülebilirlik çerçevesinde yeniden yapılandırılmalı.

Yaş dostu şehirler: Erişilebilir ulaşım, sosyal alanlar ve konutlar ile yaşlı bireylerin kent yaşamına katılımı desteklenmeli.

Toplumsal dayanışma: Kuşaklar arası dayanışmayı artıracak kültürel ve sosyal ortamlar teşvik edilmeli, yaşlı bireylerin toplumsal üretkenliğe katkıları desteklenmelidir.

Paylaşın

Türkiye’de 6 Ayda 3 Binden Fazla Yangın Çıktı

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Bu yılın 6 ayında bin 305’i ormanlık alanda, bin 739’u da orman dışında olmak üzere toplam 3 bin 44 adet yangın çıktı. Yaklaşık yangınların 624’ü sadece son bir haftada çıktı. 624 yangının 621 tanesini kontrol altına aldık” dedi.

Bakan Yumaklı, perşembe günü itibarıyla dokuz büyük yangınla mücadele ettiklerini belirterek, altısının kontrol altına alındığını söyledi. İbrahim Yumaklı,”Antalya, Mersin, Kırklareli, İstanbul-Silivri, Adana-Ceyhan, Uşak-Eşme bu yangınlar kontrol altına alınmıştır” dedi.

Bakan Yumaklı, İzmir Çeşme’de çarşamba akşama doğru başlayan yangının enerjisinin düşürüldüğünü belirtti.

Çeşme’de devam eden yangın dün öğleden sonra Urla’nın Zeytineli Mahallesi’ne ilerledi. Zeytineli Mahallesi, tedbiren tahliye edildi. Bölgede daha önce de üç mahalle boşaltılmıştı.

Öte yandan dumandan dolayı görüş mesafesi düşmesi nedeniyle dün çevre yolunun bir bölümü kapatıldı. Urla’dan Çeşme’ye giden trafik akışı Zeytinler gişelerden itibaren, Çeşme’den Urla’ya giden trafik akışı ise Alaçatı gişelerden itibaren kapatıldı.

İzmir Ödemiş’te Çarşamba gecesi başlayan yangına müdahale sürüyor. Rüzgarın yangında olumsuz etkisine işaret eden Bakan Yumaklı, Ödemiş’te rüzgarın saatte 100 kilometreye ulaştığını, şiddetli rüzgarın hız kesmediğini söyledi.

Ödemiş’in Tosunlar Mahallesi Manastır mevkisinde çıkan yangında alevlerin tehdit ettiği Yeniköy Mahallesinde oturanların da tahliyesine karar verildi. Şiddetli rüzgarın etkisiyle yayılımını sürdüren yangınla ilgili daha önce de Demirciyanığı mevkisi, Ortaköy ve Karadoğan mahalleleri tahliye edilmişti. Böylece bölgede tedbir amacıyla boşaltılan mahalle sayısı dörde ulaştı.

Ödemiş’teki yangında 81 yaşında bir vatandaş ile yangına müdahale ekibinden bir görevli hayatını kaybetti, bir personel ise yaralandı.

İzmir’in Buca ilçesinde dün saat 16.00 sıralarında Zafer Mahallesi yakınlarında çıkıp, Gaziemir ilçesinin Kısık Mahallesi’ne de sıçrayan ve gece boyunca karadan müdahale edilen yangın sürüyor. Yangında bölgede gökyüzünü duman sararken, alevlerin yerleşim yerlerine yaklaştığı öğrenildi. Havanın kararmasıyla ara verilen havadan müdahaleye ise sabahın erken saatlerinde tekrar başlandı.

Bakan Yumaklı, Buca’da çıkan yangının fabrikadaki kaynak işleminden kaynaklandığı belirterek, “Buca’da sanki biz hiç uyarmamışız, ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmamışız gibi bir fabrikadaki kaynak makinesinden çıkan kıvılcım çöplere, çöplerden de ormana sıçradı” dedi.

Yangınlar elektrik hatlarından çıkmadı”

İzmir Valisi Süleyman Elban, Çeşme, Seferihisar, Ödemiş ve Foça’daki yangınların elektrik hatlarından kaynaklı olduğunu açıklamıştı. Bölgenin elektrik dağıtım altyapı işletmecisi GDZ Elektrik Dağıtım ise Vali Elban’ın açıklamasını reddetti. GDZ Elektrik dün yaptığı açıklamada, “Sahada gerçekleştirilen ilk değerlendirmelere göre bölgemizdeki yangınların elektrik hatlarından çıktığına dair somut bir bulgu bulunmamaktadır” dedi.

GDZ Elektrik tarafından yapılan yazılı açıklamada, yaz aylarında yüksek sıcaklık, düşük nem ve şiddetli rüzgar gibi faktörlerin yangın riskini artırdığına dikkat çekilerek, bu durumun son yıllarda küresel ölçekte artış gösteren hava koşullarındaki ciddi değişimin bir sonucu olduğu belirtildi.

GDZ Elektrik yangınların sebebine ilişkin olarak “Son bir haftada ülkemizde ve komşu ülkelerde havanın aşırı ısınması ve nem oranının aşırı düşmesi nedeniyle yüzlerce orman yangını çıkmıştır” ifadesini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Artan Maliyetler Turizm Sektörünü Zorluyor!

Maliyet artışlarının ve jeopolitik risklerin turizm sektörde ciddi bir kırılmaya yol açtığı belirtiliyor. Türkiye’nin turizmde “alternatifsiz ülke” imajının zedelendiği, 2026’nın dahi kaybedilebileceği uyarıları yapılıyor.

Türkiye’de yaz turizmi sezonu beklenen canlılığı yakalayamadı. Geçtiğimiz kış aylarında yaşanan durgunluk yaz dönemine de yansırken, otellerdeki doluluk oranları ve konaklama sürelerinde dikkat çekici düşüşler yaşanıyor. Turizm profesyonelleri, ülkedeki maliyet artışları ve jeopolitik risklerin sektörde ciddi bir kırılmaya yol açtığını belirtiyor. Türkiye’nin turizmde “alternatifsiz ülke” imajının zedelendiği, 2026’nın dahi kaybedilebileceği uyarıları yapılıyor.

Ekonomim’in haberine göre, Türkiye genelinde otellerin doluluk oranlarında yaklaşık yüzde 5’lik gerileme yaşanırken, konaklama süreleri de ortalama yüzde 10 azaldı. Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, sadece Antalya özelinde konaklama süresinin 8 güne düştüğünü belirtti. Temmuz ve ağustos ayları için 2 milyon turist hedeflendiğini dile getiren Kavaloğlu, bu rakamın altına düşmemek için yoğun çaba harcadıklarını söyledi.

Alanya Turistik İşletmeciler Derneği (ALTİD) Başkanı Burhan Sili’ye göre, sektördeki sorunlar çok boyutlu. Savaşlar nedeniyle uçuş kapasitesinde azalma olduğunu, kaynak pazarlardan gelen talebin fiyatlara duyarlı hale geldiğini ifade eden Sili, “Küçük ve orta ölçekli işletmeler bu yılı zarar etmeden tamamlamaya çalışıyor ancak gelecek yıl için risk büyüyor” dedi. Sili ayrıca personel maliyetlerinin yüzde 50’yi aştığını da vurguladı.

İstanbul’da turizmin kalbi sayılan tarihi yarımadada da endişe hâkim. Armada Otelcilik Yönetim Kurulu Başkanı Kasım Zoto, temmuz ve ağustos aylarına dair rezervasyonların zayıf olduğunu belirtti. Siyasi ve jeopolitik gelişmelerin Batı’dan gelen turistleri de tedirgin ettiğini söyleyen Zoto, iptallerin arttığını dile getirdi.

“Türkiye’nin tanıtım stratejilerini gözden geçirmesi gerekiyor”

Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, Türkiye’nin turizmde ciddi bir algı problemi yaşadığını ve dışarıdan giderek daha pahalı bir destinasyon olarak görüldüğünü belirtti. Döviz kurundaki oynaklık ve enflasyonist ortamın maliyetleri artırdığını ifade eden Saatçioğlu, Türkiye’nin tanıtım stratejilerini gözden geçirmesi gerektiğini söyledi.

TÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi Hamit Kuk, Türkiye’nin turizmde artık rakiplerine göre daha az tercih edilir hale geldiğini, fiyatların yerli ve yabancı turistin bütçesini aştığını söyledi. “Yurt dışında kahve 1,5 euro iken Türkiye’de 4 euro’ya çıkmış durumda. Turist bunu sorguluyor” diyen Kuk, sadece otel fiyatlarının değil, restoran ve eğlence sektöründeki fiyatların da Türkiye’nin turizm imajını olumsuz etkilediğini kaydetti. Kuk, Türkiye’nin 40 yıllık turizm stratejisinin artık işlemediğini ve rekabet gücünü yitirmemek için köklü bir dönüşüm gerektiğini vurguladı.

Paylaşın

Türkiye’de “Hukuk” Askıda: 22 Yılda 3 Bin 363 AİHM İhlal Kararı

AİHM, 2002 ile 2024 yılları arasında Türkiye hakkında toplam 3 bin 363 ihlal kararı verdi. Bu süreçte en fazla ihlal kararı 2009 yılında 341 dosyada alındı. Bu yıl, Türkiye açısından AİHM kararlarında bir zirve yılı olarak kayıtlara geçti.

Dünya Adalet Projesi’nin 2024 verilerine göre Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde 142 ülke arasında 117. sıraya gerileyerek listenin son çeyreğinde yer aldı. Uzmanlar, yargıya güveni sarsan gelişmelerin başında, kamuoyunda geniş yankı uyandıran siyasi nitelikli yargılamaların geldiğini vurguluyor. Bu kapsamda, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2024’te gözaltına alınıp tutuklanması ile başlayan sürecin, yargı bağımsızlığı tartışmalarını yeniden alevlendirdiği belirtiliyor.

Yargıya güvenin zayıfladığına işaret eden bir diğer veri ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvuruların dağılımı. BirGün’ün haberine göre, 2024 yılı sonu itibarıyla AİHM’e 47 Avrupa ülkesinden yapılan toplam başvuru sayısı 60 bin 350’ye ulaştı. Bu başvuruların yüzde 36’sını oluşturan 21 bin 600 başvuru Türkiye’ye yönelikti. Bu oranla Türkiye, AİHM’e en fazla şikayet edilen ülke konumunda bulunuyor.

AİHM’in Türkiye hakkında verdiği kararlar da tabloyu net biçimde ortaya koyuyor. 2002 ile 2024 yılları arasında Türkiye hakkında toplam 3 bin 363 ihlal kararı verildi. Bu süreçte en fazla ihlal kararı 2009 yılında 341 dosyada alındı. Bu yıl, Türkiye açısından AİHM kararlarında bir zirve yılı olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

Düşük Kan Şekerinin Beş Gizli Belirtisi

Tıbbi olarak, düşük kan şekeri veya hipoglisemi, kan şekeri 70 mg/dL’nin altına düştüğünde ortaya çıkar. Bu durum, tip 1 diyabetli kişilerde en yaygın olanıdır, ancak ailesinde diyabet veya obezite öyküsü olan kişiler de bu duruma duyarlı olabilir.

Haber Merkezi / Bazı ilaçlar, yeme bozuklukları, bazı tümörler veya kilo verme ameliyatı gibi faktörler de düşük kan şekerine neden olabilir.

İşte düşük kan şekerinin 5 gizli belirtisi:

Baş dönmesi, sersemlik hissi veya konsantre olamama: Vücut yeterli glikoz almadığında, beyin ihtiyaç duyduğu enerjiyi ememez. Sonuç olarak, baş dönmesi, sersemleme hissi veya konsantre olmakta zorluk çekilir. Bu, kan şekerinin düştüğünün ve vücudun enerjisinin tükendiğinin en yaygın işaretlerinden biridir.

El titremeleri, kaygı veya ani sinirlilik: Beyin çalışmak için glikoza bağımlıdır. Beyin yeterli glikoz almazsa, vücudunu uyarmak için adrenalin hormonu salgılanır. Bu, titreme, kaygı veya hatta ani ruh hali değişimlerine neden olabilir ve sebepsiz yere öfkeli veya kaygılı hissetmeye yol açabilir.

Hızlı kalp atışı: Vücudu uyarmanın yanı sıra adrenalin aynı zamanda kalp atış hızının hızlanmasına ve kan basıncının yükselmesine neden olan “kaç ya da savaş” tepkisini de harekete geçirir. Yüksek kan basıncına sahip olan kişiler bu belirtiye karşı daha hassas olmalıdır.

Belirgin bir nedeni olmayan mide bulantısı: Garip gelebilir ama mide bulantısı, özellikle diyabet ilacı kullanan veya gecikmiş mide boşalması sorunları yaşayan kişilerde aniden ortaya çıkabilen düşük kan şekerinin bir yan etkisidir.

Yoğun ve ani açlık hissi: Vücut yeterli yakıta sahip olmadığında, aşırı aç hisseder. Bunun nedeni, beyne “Hızlı ye!” mesajını gönderen ghrelin hormonunun salınmasıdır. Bu koşullarda, kan şekerini tekrar dengeye getirmek için tatlı yiyeceklere duyulan istek de artar.

Paylaşın

“Kilise İle Hükümet” Arasında Gerilim: Ermenistan’da Neler Oluyor?

Ermenistan’da “Kilise ile Hükümet” arasındaki gerilim, derin bir krize işaret ederken, Hükümet ülkeyi istikrarsızlaştırma planlarını engellediğini öne sürüyor. 

Haber Merkezi / Başbakan Nikol Paşinyan, 25 Haziran’da, Başpiskopos Bagrat Galstanyan liderliğindeki bir grubun “darbe planı” yaptığını ve bu planın güvenlik güçleri tarafından engellendiğini duyurdu.

Galstanyan ve 14 şüpheli, Kasım 2024’ten beri hükümeti yasal olmayan yollarla devirme ve “terör eylemleri” planlama suçlamasıyla gözaltına alındı.

Ermenistan Ulusal Güvenlik Servisi, Galstanyan’ın evinde geniş çaplı bir arama yaparken, Soruşturma Komitesi, Galstanyan ve suç ortaklarının anayasal düzeni şiddet yoluyla değiştirme amacı taşıdığını açıkladı.

27 Haziran’da, Apostolik Kilisesi’nin Eçmiadzin’deki merkezine operasyon düzenlendi. Şirak Başpiskoposu Mihail Ajapahyan, darbe çağrıları yaptığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Paşinyan, bu operasyonları “kriminal oligarşik ruhban sınıfının iktidarı gasp planı” olarak nitelendirdi.

Paşinyan’a göre, darbe girişimi 23 Haziran’da başlayıp 30 Haziran’da yönetimi ele geçirmeyi hedefliyordu. İddialara göre, eski devlet başkanları Robert Koçaryan ve Serj Sarkisyan ile bazı muhalif partiler ve Rusya bağlantılı iş adamları da bu plana dahildi.

Galstanyan ve suç ortaklarının darbe planlarını tartıştığına dair ses kayıtları yayınlandı, bu da darbe iddialarını güçlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor.

Son gelişmeler, din ve devlet arasındaki gerilimin bir yansıması olarak görülüyor. Peder Zareh Aşuryan’ın Paşinyan’ı “sünnetli” olmakla suçlayarak Hristiyan olmadığını ima etmesi, tansiyonu yükseltti. Paşinyan bu iddiaya alaycı bir şekilde yanıt vererek, Ermeni Kilisesi Başkanı II. Karekin’e penisini göstermeyi teklif etti.

Paşinyan, kilisenin siyasi ve mali çıkarlar peşinde olduğunu ima ederken, muhalefet ve kilise destekçileri, bu suçlamaların Paşinyan’ın iktidarını sağlamlaştırmak için bir bahane olduğunu öne sürüyor.

Rusya, olayları Ermenistan’ın “iç meselesi” olarak nitelendirerek tarafsız bir duruş sergiledi, ancak ülkede hukukun üstünlüğü ve istikrarın korunmasını desteklediğini belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sözcüsü Dmitry Peskov, yaşanan olayları “Ermenistan’ın iç meselesi” olduğunu söyledi ve Rusya vatandaşı olan iş adamının tutuklanması konusunda Erivan ile temas halinde olduğunu belirtti.

Ermenistan’da din ve devlet arasındaki çatışma, ekonomik sorunlar (yüksek işsizlik, yoksulluk) ve dış politikadaki gerginliklerle (Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkiler) birleştiğinde, toplumda ciddi bir kutuplaşma yaratıyor.

Nikol Paşinyan, Serj Sarkisyan’ın istifasına yol açan 2018’deki protestoların ardından iktidara geldi. Paşinyan, Türkiye ile ilişkileri iyileştirme, Azerbaycan ile ateşkes sağlama ve ülkeyi Rus etkisinden uzaklaştırma vaadiyle seçilmişti.

Gelecek yıl Ermenistan’da parlamento seçimleri yapılacak. Son kamuoyu yoklamalarına göre, katılımcıların yalnızca yüzde 15’i Başbakan Paşinyan’a hala destekliyor.

Paylaşın

Türkiye Genelinde Kiralar 10 Yılda 13,5 Kat Arttı

Dar ve orta gelirli vatandaşlar için sıfırdan bir ev alabilmenin neredeyse hayal olduğu Türkiye’de kira fiyatları son 10 yılda yüzde 1.352,3 oranında (13,5 kat) arttı.

Konut ve kira fiyatlarındaki artışlar, Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında zirveye taşıdı. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) yayımladığı son konut fiyat endeksine göre, Türkiye 2015-2025 döneminde hem nominal hem de reel fiyat artışında tüm ülkeleri geride bıraktı. Özellikle son üç yılda ivmelenen fiyat artışları, Türkiye’yi konut piyasasında küresel ölçekte istisnai bir ülke konumuna getirdi.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, OECD’nin konut fiyat endeksinde, Türkiye’de 2015’te 100 birim kabul edilen konut fiyatları 2025’in ilk çeyreğinde 2.075,7 birime ulaştı. Bu, yüzde 1.975,7 oranında (yaklaşık 20 kat) bir artış anlamına geliyor. Aynı dönemde OECD ortalamasında ise artış yalnızca yüzde 90,2 ile sınırlı kaldı. Konut fiyatlarındaki bu artış oranı, Türkiye’yi yüzde 160,9 ile ikinci sırada yer alan İzlanda’nın da çok önüne taşıdı.

Örneklemek gerekirse, 2015’te 500 bin TL’ye satılan bir konutun ortalama değeri 2025 itibarıyla 10,4 milyon TL’ye, 1 milyon TL’lik konutun değeri ise 20,8 milyon TL’ye yükseldi.

OECD’nin enflasyondan arındırılmış reel fiyat analizine göre de Türkiye ilk sırada. Türkiye’de son on yılda konut fiyatlarının reel artışı yüzde 78,4 olarak gerçekleşirken, OECD ortalaması yüzde 33,4’te kaldı. Bu alanda Türkiye’yi İzlanda, Litvanya, ABD ve Yunanistan izledi.

Konut kiralarında da tablo benzer. Türkiye’nin kira endeksi 2015’te 100 iken, 2025’in ikinci çeyreğinde 1.452,3 seviyesine çıktı. Bu, yüzde 1.352,3 oranında (13,5 kat) bir artış anlamına geliyor. Aynı dönemde OECD ortalaması yalnızca yüzde 47,7 oranında artış gösterdi. Kiralarda Türkiye’yi yüzde 104,5’le Macaristan izlerken, bazı ülkelerde artış yüzde 10’un altında kaldı.

2015’te 2.500 TL olan ortalama konut kirası, 2025’te yaklaşık 36.300 TL’ye yükseldi. Aynı şekilde, 5.000 TL’lik bir konutun kirası ortalama 72.600 TL seviyesine çıktı. 2022 başından itibaren artan iç göç, inşaat maliyetleri, sığınmacı etkisi ve yüksek enflasyon beklentileriyle birlikte konut ve kira fiyatlarında adeta geometrik bir artış yaşandı. 2022-2025 arasında konut fiyatları yüzde 608, kiralar ise yüzde 705 arttı.

Kira artışlarında 2022-2024 arasında uygulanan yüzde 25’lik tavan sınırlaması, emsal ve bedel tespit davaları yoluyla aşılmaya çalışılırken, enflasyona endeksli sisteme geçilmesi sonrası kira artışları yeniden hız kazandı. TÜFE bazlı yıllık enflasyon yüzde 35,4’e gerilese de, kira artış oranları haziran itibarıyla yüzde 45,8’e ulaştı.

Türkiye, gerek nominal gerek reel bazda gerekse kira artış oranında açık ara OECD ülkeleri arasında lider konumda bulunuyor. Uzmanlar, bu durumun sadece ekonomik değil, toplumsal ve demografik etkilerinin de derinleştiğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

5 Ayda 60 Bine Yakın Şirket Ve Esnaf Kepenk İndirdi

2024’ün ilk 5 ayında kapanan şirket ve esnaf işyeri sayısı 60 bine yaklaştı. Ekonomist İris Cibre, kapanmaların temelinde uzun süredir yüksek seyreden finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan zorlukların bulunduğuna dikkat çekti.

İris Cibre, “2024’ün ilk 5 ayında konkordato, iflas ve mühlet kararlarının toplamı, geçen yılın tamamını şimdiden geride bıraktı. Bu, reel sektörde likidite krizinin boyutlarını gözler önüne seriyor” dedi.

Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikalarının etkisiyle piyasadaki daralma, reel sektörde ciddi bir tasfiye sürecini tetikledi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) verilerine göre, 2024’ün ilk 5 ayında kapanan şirket ve esnaf işyeri sayısı 60 bine yaklaştı. Aynı dönemde kurulan yeni şirket sayısı ise son 5 yılın en düşük seviyesine geriledi.

TOBB verileri, Ocak-Mayıs 2024 döneminde 44 bin 896 yeni şirket kurulduğunu, buna karşın kapanan şirket sayısının yüzde 12 artarak 11 bin 108’e ulaştığını ortaya koydu. Bu rakamlar, kapanan şirket sayısında son 10 yılın en yüksek seviyesine işaret ediyor. 2016-2025 dönemine ilişkin ilk 5 aylık ortalamalara bakıldığında, kurulan şirket sayısı yüzde 44 artarken, kapanan şirketlerdeki artış oranı yüzde 145’e ulaştı.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre; Ekonomist İris Cibre, kapanmaların temelinde uzun süredir yüksek seyreden finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan zorlukların bulunduğuna dikkat çekerek, sistemin zorlanan firmaları hızla tasfiye ettiğini vurguladı. Cibre, “2024’ün ilk 5 ayında konkordato, iflas ve mühlet kararlarının toplamı, geçen yılın tamamını şimdiden geride bıraktı. Bu, reel sektörde likidite krizinin boyutlarını gözler önüne seriyor” dedi.

Zombi şirketlerin yıllarca yapay şekilde ayakta tutulduğunu ifade eden Cibre, “Bu şirketler şimdi sistemin dışına itiliyor ancak toplu batışlar sağlıklı firmaları da sarsabilir. Bu nedenle kredi tahsisinde çok daha seçici olunmalı” uyarısında bulundu.

TESK’in yayımladığı verilere göre ise Ocak-Mayıs 2024 döneminde 134 bin 234 esnaf işyeri açıldı. Aynı süreçte kapanan esnaf işyeri sayısı 49 bin 97’ye ulaşarak bir önceki yıla göre yüzde 1 arttı. Böylece her üç yeni esnaf işyerine karşılık birinin kapandığı dikkat çekti.

Ekonomi yönetiminin Temmuz 2023’te başlattığı dezenflasyon sürecinden bu yana 225 bini aşkın yeni şirket kurulurken, aynı dönemde yaklaşık 59 bin şirket faaliyetini sonlandırdı. Bu tablo, her dört yeni girişime karşılık bir işletmenin piyasadan çekildiğini gösteriyor.

Reel sektör temsilcileri, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından duyurulan 500 milyar TL tutarındaki KGF paketinin de beklentileri karşılamaktan uzak kaldığı görüşünde. Finansman sorunlarının devam etmesi durumunda yılın ikinci yarısında daha fazla işletmenin kapanma riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapılıyor.

Paylaşın

Elektrik Fiyatları Son Bir Yılda Yüzde 87,7 Arttı

Türkiye’de elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 87,7 arttı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, elektrikte faturaların yarısını, doğalgazda ise yüzde 70’ini devletin karşıladığını ifade etmişti.

Eurostat’ın Mayıs 2025 verilerine göre, Türkiye’de elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 87,7 artarak Avrupa ülkeleri arasında açık ara ilk sırada yer aldı. Türkiye’yi yüzde 36,6 artışla Avusturya, yüzde 24,3 ile Lüksemburg izledi. Avrupa Birliği genelinde ortalama artış ise yalnızca yüzde 2,2 oldu.

Almanya, Slovenya, Danimarka, Finlandiya ve Fransa gibi birçok ülkede elektrik fiyatları yıllık bazda düşerken, Fransa’da bu oran yüzde 14’e ulaştı. Türkiye ile Avrupa ortalaması arasındaki fark dikkat çekerken, birçok ülke enerji fiyatlarındaki istikrarı sürdürebildi.

Verileri paylaşan Ekonomist İnan Mutlu, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Sübvanse ettiklerini söyledikleri elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 87,7 arttı.”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, “1,2 milyon haneyi destek dışı bıraktık, bu toplam abonelerin yüzde 3’ü. Geriye kalan yüzde 97’lik kesimi desteklemeye devam ediyoruz” demişti. Bayraktar, elektrikte faturaların yarısını, doğalgazda ise yüzde 70’ini devletin karşıladığını ifade etmişti.

Paylaşın

13 Yaş Altına “Sosyal Medya” Yasağı Geliyor

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, sosyal medya düzenlemesine ilişkin yaptığı açıklamada, 13 yaş altındaki çocukların sosyal medyaya erişiminin tamamen engellenmesini öngördüklerini ifade etti.

Abdulkadir Uraloğlu, 13 – 16 yaş arası çocukların ise yalnızca ebeveyn onayıyla platformlara erişebilmesini öngördüklerini belirtti. Uraloğlu, konuya ilişkin, sosyal medya platformlarının temsilcileriyle görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, önümüzdeki yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması beklenen sosyal medya kullanımına ilişkin yeni düzenlemenin ana hatlarını paylaştı.

Habertürk canlı yayınında konuşan Uraloğlu, 13 yaş altındaki çocukların sosyal medyaya erişiminin tamamen engellenmesini, 13-16 yaş arası çocukların ise yalnızca ebeveyn onayıyla platformlara erişebilmesini öngördüklerini belirtti.

Türkiye’de sosyal medya kullanımının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Bu alanda oldukça meraklıyız, dünya sıralamasında nüfusa oranla önemli bir yerimiz var” dedi.

Hazırlanan düzenlemenin yasaklayıcı değil, çocukları ve gençleri korumaya yönelik bir perspektifle geliştirildiğini belirten Uraloğlu, “Yasakçı bir zihniyet değiliz, düzenleme ve koruma refleksiyle hareket ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, sosyal medya platformlarının temsilcileriyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, şirketlerin Türkiye’nin alacağı kararları uygulamaya hazır olduklarını ilettiklerini söyledi. Uraloğlu, “Uygulanamayacak bir talepte bulunmanın anlamı yok. Platform temsilcileri ‘ülke ne karar alırsa, uyarız’ diyorlar” şeklinde konuştu.

Gündemdeki diğer bir başlık ise kamu personelinin mesai saatleri içerisinde sosyal medya kullanımı.

Uraloğlu, bu konuda da bazı düzenlemelerin değerlendirildiğini belirtti. Gençlere yönelik filtreleme gibi önlemlerin birçok ülkede uygulandığını hatırlatan Uraloğlu, Türkiye’nin de benzer bir yönelime girmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.

Yasal hazırlıkların sürdüğünü belirten Uraloğlu, söz konusu düzenlemenin bu yasama dönemine yetişmeyeceğini ancak önümüzdeki yasama yılında Meclis’in takdirine sunulacağını açıkladı.

Paylaşın