326 Günde En Az 296 Kadın Öldürüldü

1 Ocak 2022- 23 Kasım 2022 dönemindeki 326 günde, en az 296 kadın öldürüldü. 218 kadını kocası, sevgilisi olan erkekler öldürdü. 23 kadını baba, abi, oğul gibi yakın erkekler, sekiz kadını damadı, beş kadını komşusu, 16 kadını akrabası, bir kadını hırsız, bir kadını hasta, bir kadını işvereni, iki kadını arkadaşı öldürdü.

bianet’ten Evrim Kepenek’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre; erkekler, Türkiye’nin birçok ilinde, 1 Ocak 2022- 23 Kasım 2022 dönemindeki 326 günde, en az 296 kadını öldürdü.

Erkeklerin öldürdüğü 17 kadın Türkiye’ye göç eden kadınlardı. 1 Ocak 2022- 23 Kasım 2022 dönemindeki 326 günde en az 169 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı.

Kadınları kim öldürdü?

218 kadını kocası, sevgilisi olan erkekler öldürdü. 23 kadını baba, abi, oğul gibi yakın erkekler, sekiz kadını damadı, beş kadını komşusu, 16 kadını akrabası, bir kadını hırsız, bir kadını hasta, bir kadını işvereni, iki kadını arkadaşı öldürdü.

Erkekler kadınları nasıl öldürdü?

Erkekler, 176 kadını ateşli silahla, 76 kadını kesici aletle, 21 kadını boğarak öldürdü. Erkekler, 10 kadını darp ederek, iki kadını balkondan atarak, iki kadını işkence ederek, bir kadını yakarak, bir kadını da zehirleyerek öldürdü. Erkeklerin yedi kadını nasıl öldürdüğü basına yansımadı.

Erkekler kadınları nerede öldürdü?

Yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlenen haberlere göre; erkekler, 189 kadını ev içinde, 88 kadını sokak, ormanlık alan, iş yeri gibi ev dışındaki alanlarda öldürdü. Erkeklerin 20 kadını nerede öldürdüğü basına yansımadı.

1 Ocak-23 Kasım 2022 arasındaki erkek şiddeti sonucu gerçekleşen cinayetlere dair öne çıkan detaylar…

Ocak

Kadınları öldürenlerden biri özel güvenlik görevlisiydi.

Şubat

Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Ukraynalıydı. Bir kadın da zihinsel engelliydi. Erkekler en az üç kadını “koruma” veya “uzaklaştırma” kararına rağmen öldürdü.

Mart

Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Türkmenistan, biri Afganistan biri de Kırgızistan’lıydı. Erkekler en az altı kadını “koruma” veya “uzaklaştırma” kararına rağmen öldürdü.

Nisan

Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Azerbaycan, bir kadın da Özbekistan vatandaşıydı. Üç erkek, üç kadını hapishaneden izinli çıkarak öldürdü. Erkekler en az yedi kadını “koruma” veya “uzaklaştırma” kararına rağmen öldürdü.

Mayıs

Mayıs’ta öldürün kadınlardan biri trans kadındı. Kadınları öldüren erkeklerden biri, güvenlik görevlisiydi.

Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Suriyeli, bir kadın da Afganistan vatandaşıydı. Erkekler en az beş kadını “koruma” veya “uzaklaştırma” kararına rağmen öldürdü. İki kadın şiddete karşı korunma istemişti, talebi karşılanmadığı için öldürüldü.

Haziran

Kadınları öldüren erkeklerden biri polis biri de astsubaydı. En az üç kadın koruma kararı rağmen öldürdü. Öldürülen kadınlardan biri Kırgızistan yurttaşıydı.

Temmuz

En az beş kadın koruma kararı rağmen öldürdü. Öldürülen kadınlardan biri Özbekistanlıydı.

Ağustos

En az altı kadın koruma kararı rağmen öldürdü. Öldürülen kadınlardan biri Suriyeli, iki kadın da Gürcistanlıydı.

Eylül

Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Estonyalı biri de Rusyalıydı. En az üç kadın koruma kararı rağmen öldürdü.

Ekim

Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Afganistanlıydı. Erkekler, en az dört kadını koruma kararına rağmen öldürdü.

Paylaşın

Gençlerin Yüzde 90’ı Demokrasinin İşleyişinden Memnun Değil

Hafıza Merkezi isimli düşünce kuruluşu haziran ayında Türkiye’deki 28 ilinin 95 ilçesinde, 2 bin 235 gençle yüz yüze görüşerek yaptığı “Gençlerin İnsan Hakları Algısı” araştırmasının sonuçları bir rapor halinde yayınlandı.

Raporda gençlere sorulan sorulardan biri “Demokrasi algısı” oldu. Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 90’ı Türkiye’de demokrasinin işleyişinden memnun olmadığını dile getirdi.

VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan‘ın aktardığına göre araştırmacılar memnuniyet artışının muhafazakarlaşmayla paralel olduğuna dikkat çekerek, “Gençlerin yüzde 90’ı 1-10 ölçeğinde Türkiye’de demokrasinin işleyişine 5 puan ve altında not veriyor. Gençlerin yüzde 48’i 1 puan vererek hiç memnun olmadığını söylüyor. Yaşın yükselmesi, hayatın muhafazakarlaşması ve dindarlık seviyesinin yükselmesiyle memnuniyet artıyor. Eğitim seviyesinin yükselmesiyle de düşüyor” dedi.

Peki gençler insan haklarına nasıl bakıyor? Araştırma sonuçlarına göre gençlerin insan hakları algısında “insan olabilme, yaşam hakkı” ilk sırada yer alıyor. Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 23’ü ‘insan olabilme, yaşam hakkı’nın insan haklarını en iyi ifade eden kavramlar olduğunu düşünüyor. En önemli olan insan hakkının yüzde 37 ile ‘ifade ve düşünce özgürlüğü’ olduğunu düşünen gençlerin bu başlıktaki yanıtlarından bazıları raporda şu şekilde yer aldı: “Gençlere en önemli gördükleri üç insan hakkının hangileri olduğunu sorduğumuzda, en çok verdikleri yanıt yüzde 37 oranıyla ifade ve düşünce özgürlüğü oluyor. Bunu kadınların eşitlik hakkı, adil yargılanma hakkı ve adil çalışma koşulları takip ediyor. Araştırmamız protesto hakkının gençler tarafından ilk sıralarda sayılmadığını gösterdi ve bunun üzerine derin görüşmelerde bu konuya da eğildik. Gördük ki bir kısım genç, protestoyu ifade özgürlüğünün tamamlayıcısı, onun bir uzantısı olarak tanımlıyor.”

“Gençlere göre Türkiye’de en çok kadınların hakkı ihlal ediliyor”

Araştırmada gençlere Türkiye’de en çok hangi kesimin haklarının ihlal edildiği de soruldu? Gençlerin bu soruya verdiği yanıtlar rapora “Türkiye’de gençler insan hakları savunucularının en çok kadınların eşitlik hakkını savunduğunu düşünüyor ve bunu savunması gerektiğini de söylüyor. İfade ve düşünce özgürlüğü, adil çalışma koşulları, iyi bir eğitime erişme hakkının ise insan hakları savunucuları tarafından daha az savunulduğu ancak daha çok savunulması gerektiği belirtiliyor. Türkiye’de gençler, en çok kadınların, daha sonra da kendilerinin haklarının ihlal edildiğini düşünüyor. Çocukların haklarının ihlal edildiğini düşünen gençlerin oranı yüzde 35”cümleleriyle yansıdı.

“Türkiye’de insanlar en fazla hangi sebeplerden dolayı hak ihlaline uğruyor?”

Araştırmaya katılan kadınların bu soruyu “cinsiyetinden” ve “cinsel yöneliminden ve cinsiyet kimliğinden” şeklinde cevaplama oranı erkeklere göre daha yüksek oldu. Erkekler ise büyük oranda “siyasi tercihinden” yanıtını verdi.

“Gençler hak ihlaline uğradığını düşünüyor”

Araştırmada gençlere sorulan sorulardan biri “Siz hiç hak ihlali yaşadınız mı?” oldu. Gençlerin yüzde 55’i bu soruya “evet” yanıtı verdi. Gençlerin Türkiye’de neden hak ihlalleri yaşandığı konusundaki görüşleri ise daha çok kanunların uygulanmaması ve kanunların yeterli olmaması ile devlete ve devlet-toplum ilişkisine yöneliyor. Bununla beraber her 100 gençten 35’i yeterli savunuculuk yapılmadığı için hak ihlali gerçekleştiği görüşünde.

“İnsan hakları savunucuları hakkında şunlardan hangisi size göre doğrudur?” şeklindeki soruya ise gençlerin yarıya yakını, insan hakları savunucularının herkesin temel haklarını savunduğu yanıtını verdi. Gençlerin yüzde 18’i “Siyasi amaçla hareket ettiklerini” ifade ederken, yüzde 6’sı “Türkiye aleyhine hareket ettiklerini” düşünüyor. Araştırma sonuçlarına göre gençlerin dörtte biri, insan haklarını savunan uluslararası kurumlara şüpheyle yaklaşıyor. Gençlerin 4’te 3’ü insan haklarını savunan uluslararası kurumların yürüttüğü çalışmaları değerli bulduğunu ifade ederken, her 4 gençten 1’i “ülkemin adalet ve hukuk sistemine güveniyorum. Dışarıdan müdahaleye gerek yok” şeklinde görüş belirtti.

“Geçmişle yüzleşilmeli”

Araştırmacıların sonucunu merak ettikleri konulardan biri de geçmişle yüzleşme oldu. Araştırma sonuçlarına göre her 5 gençten 1’i faillerin cezalandırılmasını ya da tazminat ödenmesini destekliyor. Gençlerin yüzde 18’i ülkenin geçmişle yüzleşme gibi bir sorunu olmadığını düşünürken, yüzde 48’i tüm dezavantajlı kimliklerle yüzleşilmesi gerektiğini söylüyor.

Hafıza Merkezi, kuruluş amacını “Geçmişte yaşanan hak ihlallerine ilişkin hakikatlerin ortaya çıkmasına, toplumsal hafızanın güçlenmesine ve bu ihlallerden etkilenenlerin adalete erişmesine katkı sağlamak hedefleriyle kuruldu” şeklinde bir tanımlamayla açıklıyor.

“Hukuk ve insan hakları alanında çalışanların çoğu genç”

Gençlerin insan hakları algısını VOA Türkçe’ye yorumlayan İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Eş Başkanı Abdullah Zeytun, hukuk ve insan hakları alanında çalışanların çoğunun genç olduğuna dikkat çekti. Zeytun, Türkiye’de gençlerin bekledikleri hak ve özgürlüklerin sağlanmadığı için çok sayıda gencin yurtdışına gittiğini belirtti. Gençler arasında insan hakları duyarlılığının artması gerektiğine vurgu yapan Zeytun, “Bizim çabamız insan hak ve özgürlüklerini sağlayabilecek insan hakları hareketi oluşturmak ve insan hakları hareketinin gençleştirilmesi, insan hakları hareketine duyarlı gençlerin çoğalmasıdır. Bu bir anlamda da Türkiye’deki temel hak ve özgürlükleriyle gelişmesine de katkı sağlayacaktır. Bu hakları kullanan gençler Türkiye’deki demokratik gelişimlere de katkı sunabilir” dedi.

“Gençler insan hakları mücadelesine güç veriyor”

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Şube Başkanı Murat Aba ise özellikle Kürt gençlerinin son dönemlerde çoğunlukla hukukçu olmayı tercih ettiklerine dikkat çekti. VOA Türkçe’ye konuşan Aba, özellikle bölgede gençlerin insan hakları algısının yüksek olduğunu ifade ederek, “Avukat olma talebi çok var. Bunların içinde bir kısmı meslekten ziyade, kendi hakkını savunmak içindir. Özellikle gençlerin insan hakları algısı yüksek. Bu bölgedeki gençler için söyleyeyim, insan hakları ihlali, haksızlık arttığı zaman insan haklarına sahip çıkan gençlerde, yeni kuşaklarda duyarlılık daha artıyor” diye konuştu.

Gençlerin ilgisinin artmasını insan hakları mücadelesine güç kattığını savunan Aba, “Haksızlık arttıkça, çalışma alanınız artar. Bu mücadele alanında birlikte olmamız, birlikte hareket etmemiz bize de güç veriyor. Onlarca hukuksuzluğa dair çalışabilecek on binlerce, yüz binlerce isim olması bizleri rahatlatıp, sesimizin daha yüksek çıkmasını sağlar. Bu meselede bizimle birlikte çalışanların olması, bu alanda emek verenlerin olması bizi de güçlendirir” dedi.

Paylaşın

İsveç’te Anayasa Değişikliği Tartışmaları: Türkiye Detayı

Temmuz ayında yeni terör yasasının yürürlüğe girdiği İsveç’te bu yönde yapılacak Anayasa değişikliği tartışılıyor. Anayasa değişikliği ile terör örgütlerine katılımın özendirilmesi, propagandasının yapılması ve bireylerin terör eylemlerine teşvik edilmesinin önlenmesi hedefleniyor.

Tasarı, Andersson hükümetinin değişmesiyle sonuçlanan Eylül seçimlerinden önce, parlamantodaki ilk tur oylamada kabul edilmişti. Şimdi 16 Kasım’da ikinci ve son kez oynalanacak. Kabul edilmesine kesin gözüyle bakılan değişiklik 1 Ocak 2023’te yürürlüğe girecek.

Türkiye’nin “terör örgütlerine yuva olmakla” suçladığı İsveç, gelecek hafta yapılacak anayasa değişikliğini tartışıyor. Anayasa değişikliği ile hükümet ve kolluk kuvvetlerine, “terörist organizasyonlarla ilişki görülmesi durumunda örgütlenme hürriyetini engelleme hakkı” veriliyor.

Öneride, “Değişiklik ile İsveç, terörle daha fazla ve yeni yöntemlerle mücadele etme kabiliyeti kazanacak” deniyor.

Stockholm, belirli durumlarda örgütlenme özgürlüğün kısıtlanmasını öngören düzenleme ile Ankara’nın itirazlarını yumuşatabilmeyi umuyor. İnsan hakları örgütleri ve bazı muhalefet partileri ise tepkili.

Hazırlıklarına NATO adaylığından çok önce başlansa da Ankara’nın, İsveç’i İttifak’a katılımını veto etmekle tehdit ettiği bir ortamda 16 Kasım’da yapılacak oylama ayrıca önem kazandı.

İsveç’in yeni Başbakanı Ulf Kristersson da 8 Kasım’da Ankara’ya yaptığı ilk yurt dışı ziyareti sırasında Türkiye’nin terörle ilgili eleştirilerini ciddiye aldıklarını, yasal değişiklikler yapacaklarını söylemişti. Değişiklik için “Yasal otoritelere terörle mücadelede kas gücü sağlayacak” yorumunu yapan Başbakan Kristersson, “Terör faaliyetleri ister İsveç’i ister Türkiye’yi hedefliyor olsun, eşit derecede ciddiye alarak mücadele edeceğiz” diye konuşmuştu.

Sol Parti itiraz ediyor

İsveç parlamentosu Riksdag’da 24 sandalyesi bulunan Sol Parti, örgütlenme hakkının kısıtlanacağı endişesiyle planlanan değişikliğe “hayır” oyu vereceğini açıklayan tek parti. Bazı Sol Parti milletvekillerinin Temmuz ayında PKK bayraklarıyla çektirdiği fotoğraf da tartışma yaratmıştı. Türkiye’den gelen tepki üzerine dönemin Başbakanı Magdalena Andersson, PKK’nın “terör örgütü listesinde olduğunu” belirterek vekillere tepki göstermişti.

DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’ın sorularını yanıtlayan Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin’e göre değişiklik uzun süredir üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları gibi geniş bir kesimin görüşlerine açıktı ve tepkiler genelde olumlu oldu.

Yine de Uluslararası Af Örgütü ve İsveç merkezli Sivil Hak Savunucuları hak ihlalleri yaşanabileceğine dair itirazlarını dile getiriyor. İnsan hakları örgütleri, Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında Haziran ayında Madrid’de imzalanan üçlü mutabakat ile bazı terör şüphelilerinin Türkiye’ye iade edilmesine zemin hazırlanmasına da adil yargılama yapılmayacağı gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Düzenleme 1 Ocak’ta yürürlüğe girecek

Aslında 2019’dan beri tartışılan anayasa değişikliğine dair yasama süreci İsveç’in NATO adaylığından çok önce başlamıştı.

Peki düzenleme Türkiye’nin itirazlarına yanıt verebilecek mi?

Paul Levin, “Bu polise, terörü desteklemeleri halinde miting veya protesto gösterilerini engelleme hakkı verebilir. Bugüne kadar böyle bir şey söz konusu değildi” yorumunu yaptı.

Son şeklini Nisan ayında alan Anayasa değişikliği ile terör örgütlerine katılımın özendirilmesi, propagandasının yapılması ve bireylerin terör eylemlerine teşvik edilmesinin önlenmesi hedefleniyor. Tasarı, Andersson hükümetinin değişmesiyle sonuçlanan Eylül seçimlerinden önce, parlamantodaki ilk tur oylamada kabul edilmişti. Şimdi 16 Kasım’da ikinci ve son kez oynalanacak. Kabul edilmesine kesin gözüyle bakılan değişiklik 1 Ocak 2023’te yürürlüğe girecek.

Ancak Stockholm Üniversitesi’nden uluslararası hukuk profesörü Dr. Mark Klamberg’e göre PKK sembollü yürüyüşler hâlâ ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir. Klamberg, düzenleme ile terör örgütlerinin desteklenmesi veya katılımın özendirilmesinin cezaya tabi olduğuna dikkat çekti, “Sadece sempati ifade etmek suç sayılmayabilir” değerlendirmesini yaptı.

Bu peş peşe ikinci değişiklik

Anayasa değişikliği, İsveç’in terör kanunlarını sıkılaştırmak yönünde attığı ikinci adım oldu. Ülkede Temmuz ayında daha sert yeni terör yasası yürürlüğe girmişti.

Yasama sürecine yine NATO adaylığından önce başlanan kapsamlı “Terör Suçları Yasası” ile terörle bağlantılı suçların hemen hepsinde cezalar ağırlaştırıldı. Ayrıca terörün tanımı daha geniş şekilde ele alındı. Dönemin hükümeti, 31 Mayıs’ta mecliste kabul edilerek 1 Temmuz’da yürürlüğe giren değişiklik ile Ankara’nın itirazını yumuşatmayı hedefliyordu. Ancak bu yeni kanuna göre de Türkiye’yi rahatsız eden PKK bayraklı eylemler suç sayılmıyor.

İsveç, PKK’yı 1984’te terör örgütü olarak tanıyan ilk Avrupa ülkesi olmuştu.

Paylaşın

İsveç, NATO Üyeliğinin Onayı İçin Anayasayı Değiştiriyor

İsveç Başbakanı Kristersson’un NATO üyeliği konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşmenin ardından İsveç parlamentosu, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamak için şart koştuğu “terörle mücadele” konusunda yasaları sertleştirmeyi mümkün kılacak anayasa değişikliğinin önümüzdeki hafta oylanacağını açıkladı.

Parlamentodan yapılan açıklamada, değişikliğin “teröre bulaşan grupların örgütlenme özgürlüğünü sınırlayacak” yeni yasaların çıkarılmasının önünü açacağı belirtildi. Uzmanlar, yeni yasayla özellikle PKK üyelerine yönelik cezai takibatın kolaylaşmasının amaçlandığını belirtiyor.

Milletvekillerine değişikliğe onay vermeleri tavsiyesinde bulunan parlamentonun anayasa işlerinden sorumlu komitesi, oylamanın 16 Kasım’da yapılacağını ve değişikliğin 1 Ocak’ta yürürlüğe girmesinin beklendiğini açıkladı.

İlk oylama meclisten geçmişti

İsveç’te bir anayasa değişikliğinin kabul edilebilmesi için parlamentonun onayından sonra yapılacak ilk genel seçimde göreve gelen yeni parlamentonun da onaylaması gerekiyor. İlk oylama İsveç’in bir önceki sol hükümeti döneminde yapılmış ve değişiklik kabul edilmişti.

11 Eylül’de yapılan seçimleri kazanarak başbakanlık koltuğuna oturan Ulf Kristersson anayasa değişikliğini “büyük bir adım” olarak nitelendirmişti. Kristersson, “İsveç yıl sonuna kadar ya da önümüzdeki yılın başlarında, adli makamlara terörle mücadelede daha fazla güç verecek büyük adımlar atacak” demişti.

Erdoğan’dan İsveç’e NATO üyeliği için Temmuz mesajı

İsveç’in başbakanı Ulf Kristersson, Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyarette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüştü. Düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Erdoğan,  “İsveç kendi güvenliği için NATO üyeliğini istiyor, biz de kendi güvenlik kaygılarımızın giderilmesine destek olan bir İsveç görmek istiyoruz” diye konuştu.

Konuk lider Kristersson ise, “İsveç, Türkiye’ye yapmış olduğu taahhüde riayet edecek, yerine getirecektir” dedi. Kristersson PKK’yı bir terör örgütü olarak gördüklerini de vurguladı.

Türkiye’nin “PKK, YPG, FETÖ, DHKP-C, gibi terör örgütleriyle mücadele ettiğini” hatırlatan Erdoğan, “Madrid’de imzalanan üçlü muhtırada da vurgulandığı üzere terörizmle mücadele tam dayanışma ve iş birliğidir. Yeni İsveç hükümetinin taahhütlerinden memnuniyet duyduk. Savunma sanayiinde ülkemize uygulanan kısıtlamaların kaldırılması olumlu adım teşkil ediyor” dedi.

İsveç’e “Bülent Keneş” talebi

İsveçli bir gazetecinin “üçlü muhtırada İsveç’in gerçekleştirmediği taahhüt nedir ve İsveç’ten talebiniz tam olarak nedir?” yönündeki sorusuna verdiği yanıtta Erdoğan, bazı isimlerin iadesini gündeme getirdi. Erdoğan, “Dört tanesi deport edildi. Şu anda FETÖ terör örgütünden İsveç’te olan bir tanesi var ki, Bülent Keneş, mesela bu teröristin Türkiye’ye deport edilmesi bizler için büyük önem arz ediyor” diye konuştu.

Erdoğan ayrıca, söz konusu örgütlerin İsveç ve Finlandiya’daki faaliyetlerinin engellenmesi gerektiğini belirterek, 7 ay sonraki seçimlerde halkın karşısına bu sorunu çözmüş olarak gitmek istedikleri mesajını verdi.

“Temmuz’a kadar süre var”

Erdoğan, “Birinci derecedeki NATO dostlarımızla dayanışma içerisinde olmamız lazım. Bu teröristleri ülkelerinde barındırmamak gerekiyor. Özellikle İsveç’te mi bu var? Hayır. Birçok AB üyesi ülkelerde maalesef teröristler cirit atıyor…Bu konuda değerli dostuma şu an itibariyle beni anlayacağına inanıyorum. Önümüzde Temmuz ayına kadar süre var. Bir diğer taraftan da Haziran ayında Türkiye’de seçim söz konusu. Gerek Cumhurbaşkanlığı gerek parlamento seçimi. Bu seçimlere de hazırlanırken halkımızın karşısına çok rahat çıkabilmemiz lazım. Bunları da değerli dostumla paylaştık, görüştük. Ona göre de adımlarımızı atacağız” diye konuştu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından İsveç ve Finlandiya uzun süredir sürdürdükleri tarafsızlık politikasını terk ederek askeri ittifaka katılmak için başvuruda bulunmuştu. Ancak Ankara, özellikle İsveç’in Türkiye’nin mücadele ettiği “terör örgütü üyelerini” barındırdığı gerekçesiyle iki ülkenin NATO üyeliğine engel olmuştu.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Türkiye’ye Doğu Akdeniz Yaptırımlarını Uzattı

11 Kasım 2020’de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma faaliyetleri nedeniyle aşamalı yaptırım kararı alan Avrupa Birliği Konseyi,  Türkiye’ye uyguladığı yaptırımları 12 Kasım 2023 tarihine kadar uzatma kararı aldı.

AB Konseyi’nin internet sitesinden yapılan duyuruda, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de izinsiz petrol arama faaliyetleri nedeniyle” uygulanan yaptırımların bir yıl daha uzatıldığı belirtildi. Karar, AB Konseyi’nin Twitter hesabından da paylaşıldı:

Bu kapsamda Avrupa Birliği, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon sondaj faaliyetlerinde yer almış ya da sorumluluğu bulunan kişi ve kuruluşlar için kısıtlayıcı tedbirler uyguluyor.

Yaptırımlar, bu kişilerin AB’ye seyahatinin engellenmesini ve varlıklarının dondurulmasını da kapsıyor. Ayrıca bu kapsamda listede ismi geçen kişilerin AB kişi ve kuruluşları tarafından da fon almaları yasaklanıyor. Şimdiye kadar yaptırımlar iki kişiye uygulandı.

AB, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğal gaz arama faaliyetleri nedeniyle 2019 Kasım ayında yaptırımlar için yasal çerçevede uzlaşmış, ancak yaptırım listesinin sonradan doldurulması kararlaştırılmıştı.

2020 Şubat ayında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) iki yöneticisi yaptırım listesine alınmıştı. Birlik 11 Kasım 2020’de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma faaliyetleri nedeniyle aşamalı yaptırım kararı almıştı. Karar geçen sene 11 Kasım’da bir sene uzatılmıştı.

11 Kasım’da verilen kararın açıklamasında, Birlik’in Doğu Akdeniz’deki hidrokarbonlarla ilgili yetkisiz sondaj faaliyetlerinden sorumlu veya bu faaliyetlerde bulunan kişi veya kuruluşları hedef alan kısıtlayıcı tedbirler uygulayabileceği belirtilmişti.

Bu tür kısıtlayıcı önlemlerin, borsada işlem gören kişi ve kuruluşlar için varlık dondurma ve borsaya kayıtlı kişiler için AB’ye seyahat yasağı içereceği vurgulanmıştı. Ayrıca, AB kişi ve kuruluşlarının listelenenlere fon sağlamalarının yasak olduğu kaydedilmişti.

Paylaşın

Yabancı Suç Örgütlerinin Hedefinde Neden Türkiye Var?

Son yıllarda yabancı suç örgütlerinin hedefinde neden Türkiye var? sorusuna eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, İstanbul’un metropol bir kent olduğuna işaret ederek “Çok fazla insan hareketliliği var. Buraya her türlü insan geliyor. Bunlar arasında mafya unsurları da var” şeklinde değerlendiriyor.

Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş de “Mafya nasıl ortamları ister, suç örgütleri nerede daha rahat hareket eder?” sorusunu sorarak, “Hukuksuzluğun, adaletin olmadığı yerlerde. Devlet organları içinde bağlantı kurabildikleri yerlerde mafya siyaset ilişkilerinin bürokrat ilişkilerinin daha rahat yapılabildiği yerlerde hareketli olurlar. Faaliyetlerini yürütürler” tespitini yapıyor.

Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı’nın (Interpol) kırmızı bültenle aradığı uyuşturucu baronu Sırbistan vatandaşı Zeljko Bojanic’in 4 Kasım’da İstanbul Sarıyer’de saklandığı villada sahte pasaportla yakalanması, gözleri Türkiye’deki yabancı mafya sorununa çevirdi. Son dönemde Türkiye, yabancı mafya infazlarına sahne oldu. Bu infazlar, yabancı kökenli suç örgütü liderlerinin Türkiye’yi merkez olarak kullandığı yorumlarına neden oluyor. Özellikle Azeri, Rus ve Balkan kökenli suç örgütlerinin Türkiye’de faaliyet göstermeye başladığı gözlemleniyor.

Yabancı suç örgütlerinin takip edilmesi konusunda bir zafiyet olabileceğini düşünen eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, tedbir alınmasını istiyor. Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ise yabancı mafyanın Türkiye’ye gelmesinde kara paranın girişine izin verilmesinin etkisi olduğuna işaret ediyor.

İranlı uyuşturucu kaçakçısı Zindaşti

Türkiye, son yıllarda birçok yabancı suç örgütü liderinin adının karıştığı olayla gündeme geldi. Bu konuda en dikkat çeken örnek Naci Şerif Zindaşti.

İranlı uyuşturucu kaçakçısı, 2007 yılında İstanbul Büyükçekmece’de ele geçirilen 75 kilogram uyuşturucu nedeniyle tutuklandı. Zindaşti, Ergenekon soruşturması kapsamında “terazi” kod adıyla gizli tanık yapıldı, ardından tahliye edildi. 2017’de husumetlisi olduğu Orhan Üngan’ın avukatı Kudbettin Kaya’nın öldürülmesi olayında suçlandı. Bu cinayetin ardından tutuklanan Zindaşti, İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimi Cevdet Özcan’ın verdiği şaibeli bir kararla tekrar tahliye edildi ve kayıplara karıştı. Açığa alınan ve halen yargılanan hâkim Özcan ifadesinde tahliye kararı için AKP’li Burhan Kuzu’nun devreye girdiğini öne sürdü.

Zindaşti’nin kızı ve şoförü, 2014’te Büyükçekmece’de öldürüldü. Aynı dönemde Hollanda’da uyuşturucu ticaretinin kilit ismi Aliekber Aygün, İstanbul’da trafik ışıklarında beklerken infaz edildi. Zindaşti’nin kızının öldürülmesinin azmettiricisi olarak kırmızı bülten ile aranan İlhan Ünğan ise Kadıköy’de 2019 yılında öldürüldü. Cinayetin arkasında Zindaşti’nin olduğu iddia edildi.

İstanbul-Antalya hattında Azeri mafya hesaplaşması

İstanbul ve Antalya kentleri ise mafya infazlarına da sahne oldu. Azeri suç örgütü üyesi Ali Gamidov, 2013 yılında İstanbul Bahçeşehir’de lüks bir villada öldürüldü. Cinayet şüpheli olarak Azerbaycanlı bir başka suç örgütü lideri Rövşen Caniyev gösterildi.

Caniyev, Interpol tarafından aranırken İstanbul’a geldi. 18 Ağustos 2016’da iki kişi, Beşiktaş’ta bulunduğu sırada Rövşen Caniyev’i uzun namlulu silahlarla infaz etti. Cinayetten yine başka bir Azerbaycanlı mafya lideri olan “Lotu Quli” lakaplı Nadir Salifov sorumlu tutuldu. Antalya’da emekli özel harekât polisleri tarafından korunan 49 yaşındaki Azeri suç örgütü lideri, 2020 yılında bir koruması tarafından öldürüldü. Azerbaycan’da hapis yattıktan sonra Türkiye’ye gelen ve 2018’de yakalanarak sınır dışı edilen Salifov’un daha sonra yasa dışı yollardan yeniden Antalya’ya geldiği anlaşılmıştı. Salifov’un Dubai’de bulunan Sedat Peker’le fotoğrafları ortaya çıkmıştı. Salifov’un kardeşi Namık Salifov ve Kazak mafya lideri Vahşi Arman, Alaattin Çakıcı’yı ziyaret etmiş ve kaftan hediye etmişti.

Ekim 2022’de ise Caniyev’in adamlarından Azerbaycan uyruklu Elnur Gasimov İstanbul Ataşehir’de öldürüldü.

Antalya’nın Kemer ilçesinde yaşayan ve Rusya’da “Gia Kutaisi” olarak tanınan Gürcistan uyruklu mafya lideri Gayoz Zviadadze Longinozovich de evinde kar maskeli kişilerce 2018 yılında infaz edildi.

Sırp mafya lideri İstanbul’da öldürüldü

Türkiye, yalnızca Rus veya Azeri kökenli mafya gruplarının hesaplaşma alanı haline gelmedi. Balkan kökenli mafya liderleri de Türkiye’de boy gösterdi. İstanbul Şişli’de 7 Eylül 2022’de Sırbistan kökenli suç örgütü liderlerinden Jovan Vukotiç öldürüldü. 2018’de Türkiye’den sınır dışı edilen ve uyuşturucu ticaretine adı karışan Vukotiç’in 2021’de yeniden İstanbul’a geldiği tespit edildi. Vukotiç’in Karadağ kökenli mafya grubu Kavac çetesi tarafından öldürüldüğü belirlendi.

Cinayetin ardından Kavac’ın liderleri Radoje Zivkovic ile Zdravko Perunovıc’ın arasında bulunduğu 10 kişi gözaltına alındı. Cinayetin taşeronluğunu ise suç örgütleri lideri Binalı Camgöz ve Barış Boyun’un üstlendiği ve adamlarını görevlendirdiği iddia edildi. Camgöz, Karadağ’da, Boyun ise İtalya’da tutuklu bulunuyor.

Yabancı mafya neden Türkiye’ye geliyor?

Peki son yıllarda yabancı suç örgütlerinin hedefinde neden Türkiye var? Uzmanlar, konuyu DW Türkçe’den Alican Uludağ’a değerlendirdi.

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, İstanbul’un metropol bir kent olduğuna işaret ederek “Çok fazla insan hareketliliği var. Buraya her türlü insan geliyor. Bunlar arasında mafya unsurları da var” diyor. Uzun zamandan beri, yabancı mafya gruplarının Türkiye’ye gelişinde artış yaşandığını belirten Avcı, “Sovyet Rusya ülkeleri, Balkanlar, Araplar ülkelerinden çıkar amaçlı suç örgütleri geliyor. Devletin bunları hassasiyetle izlemesi, tedbir alması ve bunlara yönelik çalışma yapması gerekiyor” diye konuşuyor.

Türkiye’ye yönelik insan hareketliliğini anımsatan Avcı, turistlerin yanı sıra Suriye, Afganistan gibi savaştan kaçanların, sosyal çalkantıların olduğu İran’dan gelenlerin olduğuna işaret ediyor ve “Türkiye’ye yönelik insan göçü var. Sosyal çalkantılar dolayısıyla insan hareketi var. Bu da ne oluyor; İstanbul gibi büyük metropollere yoğunlaşma oluyor” tespitini yapıyor.

“Yabancı mafyayı izlemede zafiyet olabilir”

Devletin Gülen yapılanması ve PKK gibi örgütlere yoğunlaştığını anlatan Avcı, Türkiye’de günlük siyasi gelişmelerin istihbarat örgütlerini etkilediğini düşünüyor. Bunun devletin yabancı mafya gruplarını görme ve hazırlık yapma konusunda zafiyet oluşturabileceğini kaydeden Avcı, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“O yapı hükümetin anlayışına, durumuna göre çalışıyor. Onun da ötesinde sadece ülke güvenliğine, suç gruplarına göre yoğun hazırlık yapılması, plan yapılması, tedbir alınması, uygun organizasyonlar oluşturulması, istihbarat kanallarının açık tutulması gerekiyor. O konuda bir zafiyet olabilir. Bir eksiklik olabilir. Bizim istihbarat günlük ihtiyaçlara daha çok koşuyor. Bu da yabancı mafyanın daha az görülmesine, daha az kaynak ayrılmasına neden olabilir.”

Avcı, son yıllarda sıcak paranın ülkeye girişi için uygulanan politikaların yabancı suç örgütlerinin gelişini kolaylaştırıp kolaylaştırmadığı sorusuna ise “İnsanların geliş gidişlerinin kolaylaştırılmasının belli etkisi vardır. Türkiye’deki yabancıların geliş-gidişleri, vize politikasının seyahatleri belli oranda etkiler” yanıtını veriyor.

Cevat Öneş: Hukukun olmadığı yere mafya girer

Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş de “Mafya nasıl ortamları ister, suç örgütleri nerede daha rahat hareket eder?” sorusunu soruyor. Öneş, “Hukuksuzluğun, adaletin olmadığı yerlerde. Devlet organları içinde bağlantı kurabildikleri yerlerde mafya siyaset ilişkilerinin bürokrat ilişkilerinin daha rahat yapılabildiği yerlerde hareketli olurlar. Faaliyetlerini yürütürler” tespitini yapıyor.

Maalesef Türkiye’de devlet-siyaset-mafya ilişkileri konusunda birçok iddia ortaya atıldığını ancak bunun üzerine gidilmediğini belirten Öneş, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Yargı, emniyet olsun veyahut da diğer bürokratlarla bağlantılı olsun, arzu etmediğimiz şartlar Türkiye’de gelişti. Ve denetlenemeyen hesap sorulamayan bir yapı ile karşı karşıyayız. Bunu genel olarak ifade ettiğimiz zaman demokratik sistemin zayıflaması, yargı sistemi üzerindeki siyasal baskılar, bürokrasi ile olan bu tip suç örgütlerinin liderlerinin bağlantıları ve Türkiye’de özellikle ekonomik açıdan ortaya çıkan sonuçlar, genel buhran durumu, kayıt dışı ekonomi; kara paranın sisteme girmesi durumunu yarattı.

Bu konuda Meclis’e verilen araştırmalardan sonuçlar elde edilemedi. Devletin kurumsal yapıları, itirafların takibini yapmadı. Hukuksuzluğun, adaletsizin derinlik kazandığı bir ortamda, son günlerde örneklerini gördüğümüz gibi mafya grupları Türkiye’yi çatışma alanı gördü. Bu suç örgütü grupları, özellikle uyuşturucu konusunda Türkiye’yi yalnızca bir köprü olarak, geçiş yolu olarak değil pazar bakımından, üretim bakımından yerleşilen bir yer olduğu görüyor.”

Paylaşın

İŞKUR’a Göre, İşsiz Sayısı 3 Milyon 178 Bin Kişi

Ekim ayında İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı eylül ayına göre yüzde 3,2 azalış göstererek 3 milyon 178 bin 25 kişi olurken, yıllık bazda yüzde 1,8’lik artış gösterdi. Geçen yıl ekim ayıda 3 milyon 122 bin 944 olan kayıtlı işsiz sayısı bu yıl ekim ayında 3 milyon 178’e çıktı. Yıllık bazda kayıtlı işsiz sayısı 55 bin kişi arttı.

Kayıtlı işsizlerin yüzde 49,6’sı erkek, yüzde 50,4’ü kadın olurken yüzde 28,6’sı da 15-24 yaş grubunda gençlerden oluştu.

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ekim ayı, aylık istatistik bültenini yayımladı. İŞKUR verilerine göre kayıtlı işsiz sayısı Ekim ayında aylık bazda 104 bin kişi azalırken, yıllık bazda 55 bin kişi arttı. Ekim’de işe yerleşen 79 bin işinin yüzde 62’si erkek olurken kadınların oranı yüzde 37’de kaldı.

Buna göre, Ekim ayında İŞKUR aracılığıyla 79 bin kişi işe yerleşti. İşe yerleşenlerin 49 bin 360’ı erkek olurken, 29 bin 715’i kadın oldu. Ekim’de işe yerleşen kadın sayısı yüzde 37’de kaldı.

2022 yılı Ocak-Ekim döneminde ise kurumun işe yerleşmesine aracılık ettiği kişi sayısı 1 milyon 101 bin 857 kişi olarak gerçekleşti.

Kayıtlı işsiz sayısı 3 milyon 178 bin kişi

Ekim ayında İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı Eylül ayına göre yüzde 3,2 azalış göstererek 3 milyon 178 bin 25 kişi olurken, yıllık bazda yüzde 1,8’lik artış gösterdi. Geçen yıl Ekim ayıda 3 milyon 122 bin 944 olan kayıtlı işsiz sayısı bu yıl Ekim ayında 3 milyon 178’e çıktı. Yıllık bazda kayıtlı işsiz sayısı 55 bin kişi arttı.

Kayıtlı işsizlerin yüzde 49,6’sı erkek, yüzde 50,4’ü kadın olurken yüzde 28,6’sı da 15-24 yaş grubunda gençlerden oluştu.

En fazla işe yerleşme sanayide

Ocak-Ekim 2022 döneminde sektörler itibarıyla en fazla işe yerleştirme sanayi sektöründe

“İmalat” alanında; mesleklere göre ise en fazla işe yerleştirme sırasıyla “Satış danışmanı/uzmanı, turizm otelcilik elemanı ve konfeksiyon işçisi” mesleklerinde gerçekleşti.

Ekim ayında İŞKUR’un işverenlerden aldığı açık iş sayısı 175 bin 143 oldu. 2022 yılı Ocak-Ekim döneminde alınan açık iş sayısı ise 1 milyon 960 bin oldu. Açık işlerin 98,8’i özel sektörden alındı.

Paylaşın

IMF’den Türkiye’ye Enflasyonla Mücadele İçin ‘Faiz Artışı’ Tavsiyesi

Türkiye’ye enflasyonla mücadele için ‘faiz artışı’ tavsiyesinde bulunan IMF, politika faizindeki artışla birlikte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığını güçlendirecek adımların da atılmasını şiddetle tavsiye ettiklerini bildirdi.

Uluslararası Para Fonu (IMF), bu hamlelerin enflasyonu daha güçlü bir biçimde aşağı çekmeye ve rezervlerin zaman içerisinde yeniden oluşturulmasına destek vereceğini belirtti.

Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti 2022 yılı 4. madde değerlendirmesini tamamladı. Kuruluşun değerlendirmesinde enflasyonla mücadele için ‘faiz artışı’ tavsiyesi öne çıktı. Değerlendirmede Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığına da vurgu yapıldı.

IMF heyeti 2022 yılı 4. madde değerlendirmesini tamamlarken, kuruluşun değerlendirmesinde para politikasına ilişkin tavsiyeler öne çıktı.

Bloomberg HT‘nin haberine göre; kuruluş değerlendirmesinde politika faizindeki artışla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığını güçlendirecek adımların birlikte atılmasını şiddetle tavsiye ettiklerini bildirdi. IMF değerlendirmesinde bu hamlelerin enflasyonu daha güçlü bir biçimde aşağı çekmeye ve rezervlerin zaman içerisinde yeniden oluşturulmasına destek vereceğini belirtti.

Değerlendirmede yüksek enflasyon ve yükselen mali riskler dikkate alındığında sıkı maliye politikasının da yardımcı olacağı ifade edildi. IMF, bu politikaların tutunması durumunda kur korumalı mevduat da dahil olmak üzere makro ihtiyati ve düzenleyici tedbirlerin aşama aşama uygulamadan kaldırılması gerektiğini, böylelikle devletin finansal piyasalar ve kredi dağılımında daha sınırlı bir rol oynayabileceğini belirtti.

IMF’den yapılan açıklamada IMF heyetinin Ankara ve İstanbul’da 16-22 Ekim tarihleri arasında kamu ve özel sektörden farklı kesimlerle temaslarda bulunduğu açıklandı. Önümüzdeki haftalarda değerlendirme raporunun hazırlanacağı ve Ocak 2023’te İcra Direktörleri Kurulu tarafından raporun değerlendirilmesinin planlandığı belirtildi.

IMF, üye ülkelerde yılda bir kez konsültasyon çalışması yapıyor. Bu çalışma sırasında IMF yetkilileri ekonomik verileri toplarken ilgili ülkenin yetkilileriyle de görüşüyor.

IMF heyeti Türkiye’de konsültasyon amacıyla bulunduğu sırada farklı kesimlerle de bir araya gelerek ülke ekonomisi hakkında bir değerlendirme hazırlıyor. Bu değerlendirmenin gerekçe ve biçimleri IMF’nin ana sözleşmesinin 4. maddesinde yer aldığı için bu rapora 4. Madde Değerlendirme Raporu adı veriliyor. Bu rapor İcra Direktörleri Kurulu’nda görüşülüp onaylandıktan sonra ilgili ülkeye veriliyor.

Paylaşın

Emniyet Raporu: 2021 Yılında 294 Bin Uyuşturucu Şüphelisi

Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Narkotik Daire Başkanlığı’nın Ağustos 2022 tarihli Uyuşturucu Raporu’na göre, 2021 yılında uyuşturucu vakalarında artış eğilimi geçen yıllara göre devam etti. Cezaevlerinde uyuşturucu suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların sayısı 100 bini aşmış durumda. Türkiye genelinde 2020 yılında 159 bin 268 uyuşturucu olayı tespit edildi. 2021 yılında tespit edilen uyuşturucu vakası ise yüzde 35,5 artarak 215 bin 771 oldu.

Emniyetin verilerine göre 2021’de yakalanan şüpheli sayısı da yüzde 27,2 artarak 294 bin 604 kişiye yükseldi. Yakalanan 294 bin şüpheliden 224 bin 292’sine uyuşturucu satın almak ve bulundurmaktan, 64 bin 694 şüpheliye ise uyuşturucu madde imal ve ticaretinden işlem yapıldı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nan açıklamasının ardından Türkiye’de uyuşturucu kaçakçılığı suçu bir kez daha gündeme geldi. Emniyetin verilerinde Türkiye’de ele geçirilen uyuşturucu miktarı ve şüphesi sayısında artış dikkat çekiyor. Türkiye’de 2021 yılında tespit edilen uyuşturucu suçu 2020’ye oranla yüzde 35,5 artışla 215 bin 771 oldu. Bu kapsamda 294 bin 604 şüpheli yakalandı. Cezaevinde uyuşturucu suçundan tutuklu ve hükümlü sayısı ise 100 bini geçti. Uyuşturucu türleri arasında yer alan metamfetamin ise kullanma oranı ise hızla yayılıyor.

Kılıçdaroğlu, 31 Ekim’de Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “Türkiye’de uyuşturucu salgını olduğunu” belirterek iktidarı suçlamıştı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kılıçdaroğlu’na tepki gösterirken, Emniyet ve Jandarma ise CHP lideri hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Siyasette tartışmalar sürerken

DW Türkçe’den Alican Uludağ, Türkiye’deki uyuşturucu sorununa mercek tuttu. Bu konuda en çarpıcı veriler Narkotik Daire Başkanlığı’nın Ağustos 2022 tarihli Uyuşturucu Raporu’nda yer alıyor.

Türkiye uyuşturucunun Balkan Rotası’nda 

Raporda, Türkiye’nin uyuşturucuda “Balkan Rotası” üzerinde yer alması nedeniyle hem hedef hem de transit ülke konumunda olduğu belirtiliyor. Bu konuda “Uyuşturucu kaçakçılığı bağlamında son derece önemli bir güzergâh olan ‘Balkan Rotası’ üzerindeki konumu ile Türkiye, gerek Asya’da üretilen ve Avrupa’ya transfer edilen başta eroin olmak üzere afyon türevleri kaçakçılığında ve aynı bölgede son yıllarda imalatı ve kaçakçılığı artmaya devam eden metamfetaminde, gerekse Avrupa’da üretilen ve Asya’ya sevkiyatı yapılan sentetik uyuşturucu ve bu maddelerin üretiminde kullanılan kimyasaların kaçakçılığında transit ve hedef ülkedir” tespitine yer veriliyor.

2015-2019 döneminde Batı ve Orta Avrupa’daki eroinin yüzde 70’inden fazlasının Balkan Rotası üzerinden giriş yaptığı belirtilen raporda, “Rekor olarak nitelendirilen yüklü eroin yakalamaları nedeniyle Türkiye; Balkan Rotası üzerinde hayati bir öneme sahiptir” ifadeleri de yer alıyor.

Rapora göre, Kuzey ve Orta Amerika, Doğu ve Güney Doğu Asya, Yakın ve Orta Doğu, Orta ve Batı Avrupa; Amfetamin Tipi Uyarıcıların (ATS) kaçakçılığında, Güney Amerika kokain kaçakçılığında, Batı ve Güney Batı Asya ise afyon ve türevleri kaçakçılığında ana çıkış ve üretim bölgeleri oldu.

Emniyet raporu: 2021’de 294 bin uyuşturucu şüphelisi 

Rapora göre, 2021 yılında uyuşturucu vakalarında artış eğilimi geçen yıllara göre devam etti. Cezaevlerinde uyuşturucu suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların sayısı 100 bini aşmış durumda. Türkiye genelinde 2020 yılında 159 bin 268 uyuşturucu olayı tespit edildi. 2021 yılında tespit edilen uyuşturucu vakası ise yüzde 35,5 artarak 215 bin 771 oldu.

Emniyetin verilerine göre 2021’de yakalanan şüpheli sayısı da yüzde 27,2 artarak 294 bin 604 kişiye yükseldi. Yakalanan 294 bin şüpheliden 224 bin 292’sine uyuşturucu satın almak ve bulundurmaktan, 64 bin 694 şüpheliye ise uyuşturucu madde imal ve ticaretinden işlem yapıldı.

Eroinde yüzde 61 artış

Raporda, Türk güvenlik güçleri tarafından ele geçirilen eroin miktarının tüm Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde tespit edilen miktarın yaklaşık üç katı olduğuna dikkat çekiliyor. Rapora göre 2021 yılında Türkiye’de 22 bin 202 kg eroin ele geçirildi. Ele geçirilen eroin miktarı bir önceki yıla göre yüzde 61,1 arttı.

2020 yılında yasadışı haşhaş ekim olaylarında bir önceki yıla göre yüzde 241, bitki miktarında yüzde 217 artış meydana geldi. 2020 yılında 26 milyon 507 bin kök yasa dışı haşhaş bitkisi ele geçirilerek imha edildi. 2021 yılında ise yasa dışı haşhaş ekim olaylarında yüzde 13,6, bitki miktarında yüzde 25,8 artış oldu. 2021 yılında 33 milyon 343 bin kök yasa dışı haşhaş bitkisi imha edildi. 2021 yılında kök kenevir yakalamalarının yaklaşık yüzde 87,2’si Diyarbakır ve Bingöl illerinde gerçekleşti.

Diğer yandan 2020’de yapılan operasyonlarda 37,5 ton toz esrar ve 56,3 ton kubar esrar ele geçirildi. 2021 yılında esrar suçu kapsamında 84 bin 13 şüpheli yakalandı. 64 bin 125 kg esrar ve skunk maddesi ele geçirildi. Emniyet’e göre 2021 yılında esrar ve skunk yakalama miktarında yüzde 31,6 oranında düşüş gerçekleşti.

Kokain vakaları ne durumda? 

Daha çok Güney Amerika ülkeleri Kolombiya, Peru ve Bolivya’da üretilen kokain ticaretinde Türkiye’nin son yıllarda de transit ülke konumuna geldiğine işaret ediliyor. Türkiye’de 2021 yılında 2 bin 961 kokain operasyonu gerçekleşti. Bu olaylarda 4 bin 714 şüpheli gözaltına alındı ve 2 bin 841 kg kokain ele geçirildi. 2021 yılında ele geçirilen kokain miktarı bir önceki yıla göre yüzde 44,9 arttı. Emniyetin raporunda “Bu akam şimdiye kadarki en yüksek miktardır” denildi.

Amfetamin tipi uyarıcılardan olan Ecstasy’nin çıkış ülkesi ise Avrupa (Hollanda ve Belçika ağırlıklı) olarak biliniyor. Türkiye’de 2021 yılında 7 milyon 618 bin adet ecstasy ele geçirildi, 6 bin 770 şüpheli yakalandı.

Bir diğer sentetik uyuşturucu maddesi olan Captagon ise daha çok Ortadoğu ülkelerinde, ağırlıklı olarak Suriye ve Lübnan’a üretiliyor. Geçen yıl 13 milyon 790 bin adet Captagon yakalandı. 2 bin 345 şüpheli gözaltına alındı.

En büyük artış metamfetaminde

CHP lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasında Türkiye’de özelikle metemfetamin salgını olduğuna işaret etmişti. Emniyetin raporuna göre, 2021 yılında Türkiye’de 57 bin 897 metamfetamin olayı tespit edildi. Bu olaylarda 80 bin 112 şüpheli yakalandı. 5 bin 528 kg metamfetamin ele geçirildi.

2021 yılında ele geçirilen metamfetamin yakalama miktarında bir önceki yıla göre yüzde 32,8 oranında arttı. Aynı yıl metamfetamin olay sayısındaki artış oranı ise bir önceki yıla göre yüzde 70,3 oldu. Benzer şekilde yakalanan şüpheli sayısında da bir önceki yıla göre yüzde 61,5 artış meydana geldi. 2022 yılının ilk 7 ayında görülen metamfetamin yakalama miktarı ise rekor artışla 8 bin 600 kilograma ulaştı. Emniyet raporunda, 2015 yılında 54 ilin sokaklarında yakalanan metamfetamin maddesinin 2020 ve 2021 yıllarında 81 ile yayıldığına dikkat çekildi. Raporda, “Bu yakalama verisi metamfetaminin önümüzdeki dönemde de tehdit unsuru olarak kalacağının bir göstergesidir” uyarısında bulundu.

Bonzai olarak bilinen sentetik kannabinoid maddesine ilişkin ise geçen yıl 30 bin 63 vaka tespit edildi. Bu kapsamda 41 bin 56 şüpheli yakalandı. 2.251 kg sentetik kannabinoid ele geçirildi.

260 bin kişi tedavi için başvurdu

Uyuşturucu ile mücadele kapsamında Türkiye’de 79 ayaktan tedavi merkezi hizmet sunuyor. 2021 yılında sadece tedavi merkezlerine yapılan toplam ayaktan tedavi başvuru sayısı 247 bin 390 olarak belirlendi. Bunların 100 bin 837’si denetimli serbestlik kapsamında bu merkezlere yönlendirildi. Türkiye’de bulunan 136 tedavi merkezinin 57’sinde yatarak tedavi hizmeti veriliyor. 2021 yılında yataklı tedavi merkezlerine yapılan başvuru sayısı 12 bin 954 oldu.

Emniyetin raporuna göre, tedaviye başvuran hastaların yaş ortalaması 29 olarak ölçüldü. Tedaviye başvuran hastaların 25-34 yaş grubu arasında yoğunlaştığı belirlendi. Bunların yüzde 8’i ise 15-19 yaş aralığında. 2021 yılında yatarak tedavi gören hastaların maddeyi ilk kullanım yaşı ortalaması 21,51 olarak ölçüldü.

Veriler, uyuşturucu tedavisi görenlerin eğitim düzeyenin düşük olduğu gösteriyor. Bunların 40,4’ünün ilköğretim mezunu olduğu tespit edildi. Yükseköğrenim mezunu oranı ise yalnızca yüzde 7,4. Tedavi görenlerin yüzde 43’ü eroin, yüzde 25,6’sı ise metamfetamin bağımlısı.

2021’de 270 kişi uyuşturucudan öldü

Adli Tıp Kurumu verilerine göre, 2021 yılında 270 doğrudan narkotik madde bağlantılı ölüm meydana geldi. Ancak ölüm oranında düşüş olduğu görülüyor. 2013 yılında 232 olan doğrudan madde bağlantılı ölüm; 2014 yılında yüzde 114 artışla 497, 2015 yılında yüzde 19 artışla 590, 2016 yılında yüzde 56 artışla 920, 2017 yılında yüzde 2,3’lük artışla 941 olmuştu.

2018 yılında ise madde bağlantılı ölümler düşüşe geçerek 657’ye, 2019 yılında 342’ye, 2020 yılında 314’e geriledi. 2021 yılında uyuşturucudan ölen 270 kişinin yüzde 90,7’si (245) erkek, yüzde 9,3’ü (25) kadın. Ölümlerin yaş ortalaması ise 33,4 oldu. 2021 yılında 270 madde bağlantılı ölüm olayının yüzde 46,3’ünde (125) metamfetamin tespit edildi. Bu 125 ölümün 44’ünde (yüzde 35,2) ölümler tek başına metamfetaminden kaynaklandı.

Narkotik Daire Başkanlığı’nın raporunda Türkiye’de yasadışı uyuşturucu ticaretinin parasal hacminin ne kadar olduğuna ilişkin bilgi yer almadı. Bugüne kadar yakalanan uyuşturucunun parasal karşılığına ilişkin de bilgi verilmedi. Yalnızca uyuşturucudan elde edilen gelirin aklanması suçuna yönelik 2021 yapılan operasyonlarda yaklaşık 32 milyon TL’ye el konulduğu bilgisi raporda paylaşıldı.

Paylaşın

NATO’dan Türkiye’ye Dikkat Çeken İsveç Ve Finlandiya Mesajı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Stoltenberg, Finlandiya ve İsveç’in Türkiye’ye taahhütlerini yerine getirdiklerini belirterek, “İsveç yeni yasalar geçiriyor ve böylece terör örgütlerine katılımı, PKK dahil olmak üzere engelliyor. Finlandiya ve İsveç, Türkiye ile anlaşmalarındaki taahhütleri yerine getiriyorlar” dedi ve ekledi:

“Terörizmle mücadelede her yerde, her konuda taahhütlerini güçlendiriyor ve taahhütlerini yerine getiriyorlar. Türkiye’yle çalışmaya hazırlar. Dolayısıyla bütün güvenlik endişelerinizi giderecekler. Artık İsveç’in, Finlandiya’nın tam üye olarak NATO’ya katılması lazım. Onların üyeliği bizi daha güçlü kılacak, insanlarımızı daha güvende kılacak.”

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu İstanbul’da biraraya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Finlandiya ve İsveç’in Türkiye’ye taahhütlerini yerine getirdiklerini belirterek, “Artık İsveç’in, Finlandiya’nın tam üye olarak NATO’ya katılması lazım” diye konuştu.

“Türkiye Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın etkilerinin azaltılmasında çok kritik roller oynadı”

Türkiye’nin tahıl koridoru anlaşmasının yanı sıra Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın etkilerinin azaltılmasında da çok kritik roller oynadığını vurgulayan Stoltenberg, tahıl anlaşmasına geri dönüş için verdikleri destekten dolayı Türkiye’ye teşekkür etti.

Stoltenberg, “Türkiye hükümetinin bu konudaki gayretleri, çabaları çok önemliydi. Bu tahıl anlaşması yeniden kazanıldı. Milyonlarca insan Ukrayna’dan gelecek, Karadeniz’den, Boğazlar’dan dünya pazarına ulaşacak tahıla ihtiyaç duyuyor. Eğer bu sevkiyat dünya piyasalarına erişmezse fiyatlar artar ve milyonlarca insan mağdur olur. Tahıl anlaşması, son derece büyük önem arz ediyor. Gıda fiyatları açısından belirleyici. Yüz milyonlarca insanın beslenmesi buna bağlı. Burada Türkiye’yi bir kere daha takdirle karşılıyorum” diye konuştu.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Stoltenberg, iki ülkenin NATO müttefiklerince ittifaka davet edildiğini, Türkiye ile de bir üçlü muhtıra konusunda anlaştıklarını kaydetti.

Türkiye’nin iki ülkeden önemli beklentileri olduğuna dikkati çeken Stoltenberg, “Bu muhtıranın Türkiye’ye daha fazla güvenlik getirmesini bekliyorsunuz ve ben bu endişelerinizi paylaşıyorum. İsveç ve Finlandiya, bu muhtıra konusunda Türkiye’yle uzun vadeli ortaklıklarını taahhüt ettiklerini vurguladılar. Bu konuda görevlerini yerine getirdiler. Hem Finlandiya hem de İsveç liderleriyle geçen hafta konuştum. Her iki ülkenin muhtırayı uygulayacak somut adımlarını memnuniyetle karşılıyorum” ifadelerini kullandı.

İki ülkenin de Türkiye’yle terörle mücadele konusunda işbirliklerini arttırdıklarına işaret eden Stoltenberg, “İsveç yeni yasalar geçiriyor ve böylece terör örgütlerine katılımı, PKK dahil olmak üzere engelliyor. Finlandiya ve İsveç, Türkiye ile anlaşmalarındaki taahhütleri yerine getiriyorlar. Terörizmle mücadelede her yerde, her konuda taahhütlerini güçlendiriyor ve taahhütlerini yerine getiriyorlar. Türkiye’yle çalışmaya hazırlar. Dolayısıyla bütün güvenlik endişelerinizi giderecekler. Artık İsveç’in, Finlandiya’nın tam üye olarak NATO’ya katılması lazım. Onların üyeliği bizi daha güçlü kılacak, insanlarımızı daha güvende kılacak” şeklinde konuştu.

“Somut adımlar da görmek istiyoruz”

Finlandiya ve İsveç’in, NATO üyeliklerine ilişkin konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise söz konusu iki ülkenin terörle mücadelede önemli adımlar atmasının önemine işaret ederek, “Bu konularda somut adımlar da görmek istiyoruz. Şu anki hükümetin açıklamalarını olumlu bulduğumuzu da söyledik” dedi.

“Sadece silah ambargosunu kaldırmak yetmez, bunun kalıcı olması gerekiyor”

Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile telefonda da görüştüğünü hatırlatarak, Kristersson’un Türkiye’ye gelmek istediğini söylediğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu ziyaretin gerçekleşmesi için gerekli koordinasyonun sağlanması talimatını verdiğini söyledi. Kristersson’un, 8 Kasım’da Ankara’da olacağını kaydeden Çavuşoğlu, “Bir sonraki daimi ortak mekanizmanın toplantısı Stockholm’de olacak. Bu toplantılar esasen kritik ve önemli toplantılar olacak. Burada, atılmış adımlar ve bundan sonra atılacak adımlar gözden geçirilecek. Sadece silah ambargosunu kaldırmak yetmez. Bunun kalıcı olması lazım. Üye olduktan sonra da bu tür geri adımların atılmaması gerekiyor” diye konuştu.

Çavuşoğlu, “Diğer taraftan bizim hem Meclis’imize hem de halkımıza dönüp, iki ülkenin somut adım attığını göstermemiz gerekiyor. Bu bakımdan esasen bu takvim de bu iki ülkeye, onların atacakları adımlara bağlı” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin, Finlandiya ile göreceli olarak çok ciddi probleminin olmadığını kaydeden Çavuşoğlu, NATO ile Finlandiya ve İsveç’in, bu konuda bir ayrımın yapılmamasını rica ettiğini hatırlattı. Çavuşoğlu, iki ülkenin bu anlamda aynı muameleyi gördüğünü belirterek, “Önümüzdeki günlerde yeni hükümetten, özellikle İsveç’ten daha umutluyuz. Şu ana kadar attığı adım ve yaptığı açıklamalardan dolayı. Somut adımları da görmek istiyoruz” şeklinde konuştu.

“Hiçbir ülke bu yasadışı savaşta Moskova’ya destek vermemeli”

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg Rusya-Ukrayna savaşı hakkındaki konuşmasında, Rusya’nın Ukrayna’daki zulmünün devam ettiğine dikkat çekti: “Son haftalarda füzelerin atıldığını, dronlarla saldırı yapıldığını, altyapının zalimce yerle bir edildiğini, Ukraynalı sivillerin ısınmadan, elektrikten, sudan mahrum edildiğini ve kışın geldiği dönemde bunun yapıldığını görüyoruz.”

İran’ın da balistik füzelerle Rusya’ya destek verdiğini kaydeden Stoltenberg, “İran’ın Rusya’ya insansız hava araçları teklif ettiğini ve balistik füze teslimatı yapmayı düşündüğünü görüyoruz. Bu kabul edilemez. Hiçbir ülke bu yasadışı savaşta Moskova’ya destek vermemeli” ifadelerini kullandı.

Paylaşın