Türkiye, Patent Başvurusu En Çok Reddedilen Ülke Oldu

Türkiye, 2021 yılında 8 bin 476 küresel patent başvurusu yaptı. Patent başvurusu en fazla reddedilen ülke yüzde 53,7 oranıyla Türkiye oldu. Türkiye’nin 5 bin 089 patent başvurusu reddedildi. Türkiye’nin yaptığı küresel başvuruların 3 bin 387’si kabul edildi.

Türkiye’yi, yüzde 45,2 oranıyla ABD izledi. Kanada’nın yüzde 35,8, Almanya’nın yüzde 35,2, Japonya’nın yüzde 24,2, Kore’nin yüzde 24,9 oranındaki patent başvuruları kabul görmedi. Sayısal olarak, Çin’in, 443 bin, ABD’nin 351 bin başvurusu geri çevrildi.

Birleşmiş Milletler Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO), 2021 yılıyla ilgili yayınladığı, “Küresel Fikri Mülkiyet Göstergeleri” raporunda, uluslararası fikri mülkiyet başvurularının, tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını açıkladı.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre, 2021 yılında, dünya çapında 3,4 milyon patent başvurusunda bulunuldu. 2020 yılına göre toplam başvurular yüzde 3,6 oranında artış gösterdi. 2021 yılında bir önceki yıla göre marka tescili başvuruları yüzde 5,5, endüstriyel tasarım başvuruları ise yüzde 9,2 oranında arttı.

Geçtiğimiz yıl, 3,4 milyon patent başvurusu, 13,9 milyon ticari marka başvurusu ve 1,5 milyon tasarım başvurusu yapıldı. 2021 yılında dünya çapında yapılan patent başvuruları, tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Çin zirvede

Toplamda dünya genelinde yapılan patent başvurularının yüzde 46’sını bir milyon 585 bin başvuruyla Çin yaptı. Küresel patent başvurularında Çin’i, ABD 591 bin 473, Japonya 289 bin 200’le izledi.

Türkiye, 2021 yılında 8 bin 476 küresel patent başvurusu yaptı. Türkiye’nin yaptığı küresel başvuruların 3 bin 387’si kabul edildi. Türkiye’nin yaptığı küresel başvuruların 5 binden fazlası da reddedildi.

En yüksek oranda patent başvurusu reddedilen ülke Türkiye oldu

2021 yılında küresel olarak yapılan uluslararası patent başvurularının bazıları ise reddedildi. Patent başvurusu en fazla reddedilen ülke yüzde 53,7 oranıyla Türkiye oldu. Türkiye’nin 5 binden fazla patent başvurusu reddedildi.

Türkiye’yi, yüzde 45,2 oranıyla ABD izledi. Kanada’nın yüzde 35,8, Almanya’nın yüzde 35,2, Japonya’nın yüzde 24,2, Kore’nin yüzde 24,9 oranındaki patent başvuruları kabul görmedi. Sayısal olarak, Çin’in, 443 bin, ABD’nin 351 bin başvurusu geri çevrildi.

2021 yılında yapılan patent başvurularında kadınların oranı yüzde 16,5 ile sınırlı kaldı. Küresel başvuruların yüzde 83,5’unu erkekler yaptı. En fazla patent başvurusu yapan kadın sayısı yüzde 25,7 oranıyla İspanya’da oldu. İspanya’yı Türkiye izledi. Türkiye’de patent başvurusu yapan kadınların oranı erkelere göre yüzde 24,2 oranında gerçekleşti. Üçüncü sırada yüzde 23,7 oranıyla Çin yer aldı.

Türkiye’nin marka tescil başvuruları bir önceki yıla göre arttı

2021 yılında, dünya genelinde 18 milyon 145 bin markanın tescil başvurusu yapıldı. Yaptığı 9 milyon 454 bin başvuruyla Çin ilk sırada yer aldı. Çin’i, 899 bin 678 marka tescili başvurusuyla ABD izledi. Hindistan 488 bin 526, İngiltere, 450 bin 815, Türkiye 434 bin 34 marka tescili başvurusu yaptı. Türkiye’nin marka tescil başvuruları, bir önceki yıla göre yüzde 19,4 oranında arttı. 2020 yılına göre Türkiye, 73 bin 34 daha fazla başvuruda bulundu.

Türkiye endüstriyel tasarım başvurularında ön sıralarda yer aldı

2021 yılında, dünya genelinde yaklaşık bir milyon 200 bin endüstriyel tasarım başvurusu yapıldı. Çin, tüm fikri mülkiyet başvurularında olduğu gibi, endüstriyel tasarım başvurularında da ilk sırada yer aldı.

Çin’i, 74 bin 781 başvuruyla Birleşik Krallık, 69 bin 248 başvuruyla Kore, 65 bin 924 başvuruyla Türkiye izledi. Türkiye, 2020 yılına oranla 2021 yılında 16 bin 332 daha fazla endüstriyel tasarım başvurusunda bulundu.

Paylaşın

S. Arabistan’dan TCMB’ye 5 Milyar Dolar Yatırım; Arabistanlı Bakan Türkiye’de

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Majid Bin Abdullah Al Qasabi ile bir araya geldi. Sosyal medya hesabından görüşmeye ilişkin paylaşım yapan Nebati, “Son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdik” dedi ve ekledi:

“Görüşmemizde, ülkelerimiz arasındaki ekonomik, ticari ve finansal iş birliğimizi değerlendirdik. Sayın Bakan ile işbirliğimizi söz konusu alanlarda daha ileri noktalara taşıma hususunda mutabık kaldık.”

Suudi Arabistan’dan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’na (TCMB) 5 milyarlık dolar yatıracağı açıklamasından günler sonra ülkenin ticaret bakanı İstanbul’a gitti.

İstanbul’da Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Majid Bin Abdullah Al Qasabi ile bir araya geldi.

Twitter hesabından görüşmeye ilişkin paylaşım yapan Nebati, “Bugün, Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Sayın Majid Bin Abdullah Al Qasabi ile bir araya gelerek son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmemizde, ülkelerimiz arasındaki ekonomik, ticari ve finansal iş birliğimizi değerlendirdik. Sayın Bakan ile işbirliğimizi söz konusu alanlarda daha ileri noktalara taşıma hususunda mutabık kaldık” dedi.

Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı, 22 Kasım’da Türkiye Merkez Bankası’na 5 milyar dolar yatırmak için görüşmelerde sona yaklaştıklarını açıklamıştı. Açıklamayı bakanlığın sözcüsü Reuters’a e-posta yoluyla yapmıştı.

Anadolu Ajansı da aynı gün, Hazine ve Maliye Bakanlığı kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Suudi Arabistan’ın TCMB bünyesinde 5 milyar dolarlık mevduat hesabı açması konusunda yürütülen görüşmelerde nihai aşamaya gelindiğini duyurmuştu.

Merkez Bankası’nın net rezervleri son aylarda artış eğiliminde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da hafta başında “Merkez Bankası’nın döviz rezervi 123 milyar dolara ulaştı. Bu ay sonuna kadar döviz rezervimiz belki 130 milyar doları bulacak” demişti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın şirket mukavelesinde Mayıs ayında değişiklik yapılmış; banka nezdindeki yabancı merkez bankalarının varlıklarının haczedilemeyeceği; üzerlerine ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz konulamayacağı kararı resmen yürürlüğe girmişti.

Paylaşın

Vatandaşın Borcu 1 Trilyon 427 Milyar TL’ye Yükseldi

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da gerçekler, iktidarın açıklamalarını yalanlıyor. İktidarın ekonomi politikaları sonucu bankaların karları katlanarak artarken, yurttaşların yöneldiği bankalara olan borcu da artmaya devam ediyor.

Yurttaşların 11-18 Kasım haftasındaki borcu 2,4 milyar TL artarken, son 6 aydaki artış ise 315 milyar TL oldu.

Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartından kaynaklanan borcu ise takiptekiler de dahil 18 Kasım itibarıyla bir trilyon 427 milyar TL olarak gerçekleşti.

BirGün’ün aktardığına göre Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grubu notunda yurttaşların bu borcunun bir trilyon 43 milyar TL’sinin bireysel (konut, otomobil, ihtiyaç) kredilerinin, 384 milyar TL’sinin de kredi kartı borç bakiyelerinden kaynaklandığı belirtildi.

Son hafta tüketici kredilerinde 2,4 milyar TL’lik artış olurken, kredi kartları borçları ise değişmedi.

Takipteki borçlar 30,8 milyar TL

Kişilerin vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen ve henüz varlık yönetim şirketlerin devretmedikleri takipteki borçları ise 30,8 milyar TL’ye yükseldi. Bankaların takipteki bu borçlarını düşük bir bedel karşılığında varlık yönetim şirketlerine devrediyor olmaları bu rakamı olduğundan daha düşük gösteriyor.

Toplam borç verileri

Yurttaşların varlık yönetim şirketlerine olan borçları son bir yılda 5,3 milyar TL artarak eylül sonunda 36 milyar TL’ye yükseldi. TOKİ’ye olan konut kredisi borçları da 28 milyar TL oldu. Bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan (tahsili gecikmiş borçlar da dahil) toplam borç bir trilyon 492 milyar TL düzeyinde seyrediyor.

Bankalara olan borçta yılbaşından bu yana 400 milyar TL’lik, toplam borçlarda ise 408 milyar TL’lik artış yaşandı.

Paylaşın

1 Milyon 39 Bin 646 Abone Faturasını Zamanında Ödeyemedi

İktidarın uyguladığı ekonomi politikaları sonucu oluşan ekonomik kriz, her geçen gün biraz daha derinleşiyor. 1 Ocak 2022 tarihinde yüzde 127’yi bulan fahiş elektrik zammının ardından faturasını zamanında ödeyemeyen yurttaşların sayısı arttı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın verdiği bilgiye göre Ocak 2022 fatura döneminde 553 bin 917’si konut abonesi olmak üzere toplam 730 bin 701 abone faturasını süresi içinde ödeyemedi. Zammın faturalara yansıtılmasıyla birlikte Şubat 2022 döneminde ise 859 bin 532’si konut abonesi olmak üzere toplam bir milyon 39 bin 646 abone faturasını belirlenen süre içinde ödeyemedi.

Yüzde 55,1’lik artış

Fahiş zammın ardından faturasını ödemekte zorlanan konut abone sayısı yüzde 55,1 oranında arttı. Mart 2022 fatura döneminde ise 987 bin 453’ü konut abonesi olmak üzere toplam bir milyon 245 bin 391 abone faturasını ödeyemedi.

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre verileri değerlendiren Akın, “Cumhuriyet tarihinin en büyük elektrik zammının ardından faturasını ödemekte zorlanan konut abone sayısı 2 ay içinde yüzde 78,2 arttı. Tüm abone gruplarında ise toplamda yüzde 70,4 oldu” ifadelerini kullandı.

Sanayide artış yüzde 185,3

Enerji zamları sanayiyi de vurdu. Kontrollü elektrik kesintilerinin de yapıldığı dönemde sanayi abonelerinde faturasını zamanında ödeyemeyen abone sayısı bin 584’ten 4 bin 519’a yükselerek yüzde 185,3 oranında arttı. Bu oran tarımsal sulama abonelerinde ise yüzde 89,9 seviyesinde oldu.

Paylaşın

Dikkat Çeken Gelişme: NATO’dan Türkiye’ye Finlandiya Ve İsveç Baskısı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Stoltenberg’den NATO Dışişleri Bakanları toplantısı öncesi, Türkiye’ye İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımı konusunda, “ne kadar erken olursa o kadar iyi olur” hatırlatması geldi.

Finlandiya’nın tam üyeliği konusunda engel görmeyen Türkiye, İsveç’in katılımı konusunda yaşanan tıkanıklığı aşmak için, İsveç’ten “PKK, YPG ve FETÖ örgütü üyelerinin iadesi” konusunda taahhüt bekliyor.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, 29-30 Kasım’da, NATO’nun doğu kanadının önemli güçlerinden Romanya’nın başkenti Bükreş’te yapılacak NATO Dışişleri Bakanları toplantısı öncesi Brüksel’de bir basın toplantısı düzenledi.

VOA Türkçe’den Arzu Çakır’ın aktardığına göre, toplantıda, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılım süreciyle ilgili bir soru üzerine Stoltenberg, “NATO üyesi 28 üye Katılım Protokolleri’ni kendi ulusal parlamentolarında onayladı. İki ülkenin katılım süreci, NATO yakın tarihinin en hızlı süreci. Artık İsveç ve Finlandiya’nın katılımlarını onaylamanın vakti geldi. Geriye kalan ülkelere, en kısa zamanda onaylamaları konusunda uyarılarımı yaptım. Macaristan’ın yakında onaylayacağı açıklamasını memnuniyetle karşılıyorum. Türkiye’nin onaylaması konusunda da İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmelerimde gereken mesajları ilettim” dedi.

“Müttefiklerin tümünün onaylayacağına inanıyorum”

NATO Genel Sekreteri, İsveç ve Finlandiya’nın Haziran ayında Tükiye ile bir muhtıra imzaladığını ve bu çerçevede İsveç’in yasal düzenlemelerini güçlendirmek için Anayasası’nda değişikliği yaptığının, Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunu kaldırdığının ve her iki ülkenin de uzun vadede, Türkiye ile terörle mücadele konusunda işbirliği yapmayı kabul ettiğinin altını çizdi.

Stoltenberg, “Ben müttefiklerin tümünün bu protokolleri onaylayacağından eminim. Ama tam olarak ne zaman olacağını söyleyemiyorum. Elbette en erken, en iyisi olur. Çünkü bu iki ülkenin NATO’ya katılması, ittifakımızı güçlendirecek, transatlantik güvenliği arttıracak. İsveç ve Finlandiya, NATO’nun askeri ve sivil operasyonlarının tümüne katıldı, tam bir işbirliği sürüyor. Bu iki ülkeye bir saldırı olursa, NATO’nun yanıt vermemesi düşünülemez. Ama bir an evvel katılım sürecinin tamamlanmasını arzu ediyoruz” diye konuştu.

Türk heyeti İsveç’te

Finlandiya’nın tam üyeliği konusunda engel görmeyen Ankara hükümeti, İsveç’in katılımı konusunda yaşanan tıkanıklığı aşmak için, İsveç’ten “PKK, YPG ve FETÖ örgütü üyelerinin iadesi” konusunda taahhüt bekliyor.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal’ın yer aldığı Türk heyeti, dün akşam konuyu görüşmek üzere Stockholm’e gitti.

Heyetler, İsveç ve Finlandiya’nın, Madrid Muhtırası çerçevesinde attıkları ve atmayı taahhüt ettikleri adımları gözden geçirecek. Toplantıda, AB tarafından “terör örgütü olarak kabul edilen” PKK’nın yanısıra, PYD ve FETÖ gibi Ankara hükümetinin “terör örgütü” olarak tanıdığı yapılara mensup kişilerin faaliyetlerinin sınırlandırılması konusu da ele alınacak.

İsveç’te de önemli bir gündem olan NATO Katılım Protokolleri ve Türkiye’nin vetosu konusunda, Başbakan Ulf Kristersson parlamentoda soruları yanıtladı.

İsveç Başbakanı muhalefetten Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde başlattığı askeri operasyona ilişkin sorulara, “Suriye’nin kuzeyindeki durum çok karmaşık. Bir yandan terör örgütü DAEŞ’a karşı mücadele var. Ancak diğer taraftan Türkiye’nin terör saldırılarına maruz kalan bir ülke olduğu da kabul edilmeli. Türkiye’nin kendisini terör saldırılarına karşı koruma hakkına sahip olduğunu kabul etmek gerekir. Diğer ülkelerin Türkiye’nin bu güvenlik kaygılarını anlaması gerekir. Terör saldırıları diğer ülkeleri vurduğunda nasıl güvenlik kaygısı duyuluyorsa, Türkiye’nin de kendisini vuran saldırılarla ilgili aynı kaygıları duyduğunu anlamamız gerekir. Çeşitli şekillerde teröre veya terörle ilgili faaliyetlere katılanlar, İsveç’i değil, Türkiye’yi hedef alıyor. İsveç’in onlar için güvenli bir sığınak olmaması gerekiyor” yanıtını verdi.

Macaristan 2023 başına erteledi

Ukrayna savaşıyla stratejik önemi artan iki İskandinav ülkesinin NATO’ya katılımı için Aralık ayını gösteren Macaristan, dün, katılım protokollerini onaylama tarihini bir kez daha ertelediğini açıkladı.

Başbakan Victor Orban, İsveç ve Finlandiya’nın katılım protokollerini, Macaristan Parlamentosu’nun 2023’teki ilk toplantısında onaylayacağını duyurdu.

Rusya’ya karşı AB yaptırımlarının kaldırılmasını isteyen ve AB ile 13 milyar Euro’luk yardım konusunda bilek güreşini sürdüren Orban, AB üyesi olup NATO üyesi olmayan Finlandiya ve İsveç’e karşı “veto kartını” kullanmaya devam ediyor.

“Ukrayna’ya destekte geri adım atmayacağız”

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, basın toplantısında, Bükreş toplantısında ele alınacak Ukrayna’ya destek konusunda da detaylı bilgiler verdi.

Stoltenberg “NATO, Ukrayna’nın ihtiyacı olduğu ve gerektiği süre boyunca Ukrayna’ya destek vermeye devam edecek. Geri adım atmayacağız. Eğer savaşı Rusya kazanırsa, barış söz konusu olamaz” mesajı verdi.

Stoltenberg, Çin’le ilgili sorulara yanıtında da Pekin’in NATO’nun “düşmanı olmadığının; ancak askeri varlıklarını arttırdıklarını da gözlemlediklerinin” altını çizdi.

“Ukrayna’ya Patriot verilmesi ulusal karar”

Stoltenberg, gazetecilerin, Almanya’dan gelen Patriot füze savunma sistemlerinin Ukrayna sınırına konuşlandırması yönündeki önerisine ilişkin de konuştu.

Genel Sekreter, Patriot hava savunma birimlerini Ukrayna sınırına yerleştirip yerleştirmeme kararının “ülkelerin ulusal kararları” olduğunu, ancak, “son kullanıcı anlaşmaları ve diğer düzenlemelerin bazen diğer müttefiklerle istişareleri gerektirdiğini” söyledi.

Berlin hükümeti, geçen hafta Polonya’ya bir füzenin düşmesinin ardından hava sahasının güvenliğini sağlamaya yardımcı olması için Varşova’ya Patriot füze savunma sistemi teklif etti.

Polonya Savunma Bakanı Mariusz Blaszczak Çarşamba günü, “Almanya’nın, Ukrayna sınırına konuşlandırılması için Patriot füze rampaları verme” önerisine sıcak baktıklarını duyurdu.

Blaszczak, Twitter hesabından da, “Rusya’nın füze saldırılarının ardından, Almanya’dan Polonya’ya sunulan Patriot bataryalarının Ukrayna’ya nakledilmesini ve batı sınırına konuşlandırılmasını istedim. Bu, Ukrayna’yı daha fazla ölüm ve elektrik kesintisinden koruyacak ve doğu sınırımızdaki güvenliği arttıracak” mesajını paylaştı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Polonya’yı vuran ve 2 kişinin ölümüne neden olan füzenin, Rusya’nın değil, ilk belirlemelere göre Ukrayna’nın hava savunması tarafından yanlışlıkla ateşlenmiş olduğunu düşündüklerini açıklamıştı.

Paylaşın

Fitch’ten 2023 Seçim Tahmini: Erdoğan 3 Senaryodan 2’sinde Kazanıyor

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’in 2023 seçimlerine yönelik tahminlerine göre, 3 senaryonun 2’sinde AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden seçilirken, muhalefet adayının kazanmasına ise yüzde 22,5 olasılık verildi.

Fitch, 2023 seçimlerine yönelik hazırladığı raporunu yayınladı. Üç senaryoyu değerlendiren Fitch, raporunda seçim sonuçlarına göre olası enflasyon, faiz ve dolar kuru beklentilerini de paylaştı.

Kurumun ilk senaryosuna göre, Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 55 ihtimalle yeniden kazanacak, parlamentoda ise çoğunluğu kaybedecek.

Bu senaryoda muhalefet, hükümeti etkileyebilirse daha geleneksel ekonomik politikalara dönülebilir. Enflasyonla mücadele en önemli konu olacak, lira ise zayıf bir çizgide dengelenecek ve Erdoğan, Cumhurbaşkanı olduğu için yatırımcı güveni az olacak.

İlk senaryoda enflasyonun 2023 yılında yüzde 26,1’e, 2024 yılında 17,2’ye, 2025 yılında ise 16,1’e gerilemesi öngörülüyor.

Aynı senaryoda dolar kurunun 2023 yılında 23,2 lira , 2024 yılında 24,6 lira, 2025 yılında ise 24,5 lira seviyesinde olacağı tahmin ediliyor.

Para politikası faizinin ise 2023 yılında yüzde 15,5, 2024 yılında yüzde 21, 2025 yılında ise yüzde 17,5 olması bekleniyor.

Kurum diğer iki senaryoya da yüzde 22,5 olasılık veriyor.

Bu senaryolardan birinde Erdoğan, Cumhurbaşkanı olurken Cumhur İttifakı da TBMM’de çoğunluğunu koruyor.

Bu senaryonun “politik istikrar” anlamına gelse bile Türkiye ekonomisi için en olumsuz senaryo olacağını vurgulayan Fitch’e göre, böyle bir durumda seçimlerde hile olduğu şüphesiyle protestolar başlayacak ve ilk yıllar hükümete güvensizlikle geçecek. Hükümet 2020 öncesi faiz politikalarına ve ekonomilerine kısa bir dönüş yaparak ekonomiyi rahatlatmayı ve liraya güveni artırmayı planlayacak ama sonra yine faiz düşürme politikalarına dönecek; liranın değeri düşecek ve enflasyon artacak.

Fitch, bu durumda enflasyonun 2023 yılında yüzde 32’ye, 2024 yılında 25,7’ye, 2025 yılında ise 22,4’e düşeceğini öngörüyor.

Dolar kurunun da 2023 yılında 28 lira, 2024 yılında 39,9 lira, 2025 yılında 39,7 lirayı bulacağı tahmin ediliyor.

Bu durumda para politikası faizinin ise 2023 yılında yüzde 9,3, 2024 yılında yüzde 9,5, 2025 yılında ise yüzde 12 olarak belirlenmesi bekleniyor.

Kurumun üçüncü senaryosunda ise yüzde 22,5 olasılıkla muhalefet hem cumhurbaşkanlığını hem parlamento çoğunluğunu kazanıyor.

Ülkede doğabilecek olası karışıklıklardan sonra, yeni hükümet geleneksel faiz politikalarına ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığına odaklanacak. Pazarlar önce rejim değişikliğinden endişe duyacaklar fakat sonra güven tekrardan sağlanacak. Başta parasal sıkıntılardan kısa süreli bir gerileme olsa da ekonomi güçlü bir büyüme açısına sahip olacak, doların değeri artacak ama kriz öncesi dönemine geri dönemeyecek.

Bu senaryoda enflasyon 2023 yılında yüzde 23,1’e, 2024 yılında 12,2’ye, 2025 yılında ise tek hanelere inerek 9,3’e kadar düşecek.

Dolar kuru 2023’te 24,2 lira, 2024’te 22,5 lira, 2025’te 18,2 lira seviyesinde olacak.

Politika faizinin ise 2023’te yüzde 19,6, 2024’te yüzde 27,3, 2025’te yüzde 20 olması öngörülüyor.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Suriye’den “Türkiye’nin Operasyon Açıklamalarına” Tepki

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon açıklamalarını değerlendiren Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın üst düzey danışmanlarından Buseyna Şaban, “Hiçbir ülkenin kendi güvenliğini başka ülkenin sınırları içinde koruma hakkı yoktur” dedi ve ekledi:

“Türk işgalinin Suriye’nin kuzeydoğusunda kendi şemsiyesi altında faaliyet gösteren teröristlerin varlığını meşrulaştırmak için dayanaksız bahaneler kullandığını’ iddia eden Şaban, Türkiye’nin ‘Rusya’ya verdiği taahhütlerine bağlı kalmadığını.”

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Suriye ve Kuzey Irak’ın kuzey bölgelerine yönelik gerçekleştirdiği hava harekâtı devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ise harekâtın karada da süreceğini sık sık dile getiriyor. Ne var ki, Erdoğan’ın U dönüşü planı bu operasyonla sekteye uğradı. Rusya ve ABD’nin açıklamalarının yanı sıra Suriye ve Mısır’ın tavrı dikkat çekti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan önceki akşam yapılan açıklamada operasyonlardan duyulan endişe dile getirildi. Açıklamada, “Mısır, iki kardeş Arap ülkesi Suriye ve Irak’ın son günlerde İran ve Türkiye’den gördüğü ve her iki ülkenin de kendi topraklarındaki egemenliğini ihlal eden saldırıları büyük bir endişeyle takip etmektedir” denildi.

Suriye’den gelen açıklama ise daha sert oldu. Bu tür operasyonların kesinlikle kabul edilmediği bildirildi. 19’uncu Astana görüşmesinin ardından konuşan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın üst düzey danışmanlarından Buseyna Şaban, “Hiçbir ülkenin kendi güvenliğini başka ülkenin sınırları içinde koruma hakkı yoktur” dedi. Suriye Arap Haber Ajansı SANA’nın aktardığına göre, “Türk işgalinin Suriye’nin kuzeydoğusunda kendi şemsiyesi altında faaliyet gösteren teröristlerin varlığını meşrulaştırmak için dayanaksız bahaneler kullandığını’ iddia eden Şaban, Türkiye’nin ‘Rusya’ya verdiği taahhütlerine bağlı kalmadığını’ dile getirdi.

ABD tepkisini yineledi

Pentagon’un “Harekat Amerikan personelinin güvenliğini doğrudan tehlikeye atmıştır” açıklaması sonrası ABD’den bir uyarı daha geldi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Albay Joe Buccino, ABD’nin ‘Suriye’deki durumu istikrarsızlaştıracak her türlü askeri eyleme karşı olduğunu’ bildirdi.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre Albay Buccino sınır ötesi operasyonlarla ilgili olarak “Bu eylemler, IŞİD’in yeniden ortaya çıkmasına ve bölgeyi tehdit etmesine asla izin vermemek için devam ettirdiğimiz mücadele dâhil, ortak amaçlarımızı tehdit etmekte” ifadelerini kullandı.

Müzakere çağrısı

Rusya kanadı ise Türkiye’nin Suriye’ye yönelik hava harekâtı için temkinli olunması gerektiği belirttiği açıklamasının ardından bu kez müzakere çağrısı geldi. Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, RIA (Rusya Devlet Ajansı)na verdiği demeçte Moskova’nın Ankara-Şam arasındaki müzakerelerin düzenlenmesinde arabuluculuk desteği vermeye hazır olduğunu söyledi.

Gerilimin tırmanmasına rağmen iki ülke istihbarat şeflerinin temaslarını sürdürmesi gerektiğini vurgulayan Lavrentyev, Türkiye-Suriye yakınlaşmasının Putin’in önceliği olduğuna dikkat çekildi.

Türkiye’den, bir kara harekâtı yapılmayacağına dair güvence almadıklarını aktaran Lavrentyev, “Bununla birlikte, bu operasyonları gerçekleştirmekten kaçınacakları yönünde bir izlenim var” ifadelerini kullandı.

Suriye’ye sınır ötesi için anlaşıldı iddiası

ABD tarafından operasyon karşıtı söylemler üst üste gelirken Türkiye ile ABD’nin ‘sınırlı bir operasyon konusunda’ anlaştığı ileri sürüldü. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında kara harekâtı mesajından sonra TSK, Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) kara operasyonu için acil toplantı çağrısında bulunduğu iddia edildi.

ÖSO komutanlarından Muhammed Yusuf operasyona iddiasına yönelik yaptığı açıklamada “Pençe-Kılıç Harekâtı için hazırlıklarımızı tamamladık. Fırat’ın batısında ve doğusunda bir harekât için tüm kuvvetlerimizle hazırız” dedi.

İngiltere merkezli Şarku’l Avsat gazetesinin ÖSO gruplarından birinin liderine dayandırdığı habere göre, TSK’nin önceki gün ÖSO’dan üç kolordu komutanını ‘sahadaki son gelişmelerini tartışmak, taarruz askeri planları geliştirmek ve Halep’in kuzey ve kuzeydoğusunda DSG’ye karşı operasyonunun başlatılması için eksenleri belirlemek üzere Kilis’te önemli bir askeri toplantıya katılmaya çağırdığını’ ileri sürdü. Gazete’nin bir başka iddiasına göre ise ABD’nin Türkiye’ye ‘sınırlı bir operasyon’ için onay verdiği ifade edildi.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

“Türkiye Ve ABD, SDG’ye Operasyon Konusunda Anlaştı” İddiası

ABD’li ve Türk askeri yetkililer arasında Kilis bölgesinde bir görüşme gerçekleştirildiği, burada Türkiye’nin talepleri, SDG’ye yönelik askeri operasyon ve ABD’nin bu konudaki tutumu tartışıldığı iddia edildi: ABD ile Türkiye tarihi belirtmeyen sınırlı bir operasyon konusunda anlaştılar.

Washington yönetimi ile Ankara’nın, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) düzenlenecek ‘sınırlı bir saldırı’ konusunda anlaşmaya vardığı iddia edildi. Suudi gazetesi Şarkul Avsat’ta yer alan haberde, Türkiye’den ve ABD’den askeri yetkililerin Kilis’te bir araya geldiği belirtildi.

Gazeteye konuşan Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) kaynağı, “Geçtiğimiz birkaç saat içinde, ABD’li askeri yetkililer ve Türk mevkidaşları arasında Kilis bölgesinde bir görüşme gerçekleşti. Burada Türkiye’nin talepleri, SDG’ye yönelik askeri operasyon ve ABD’nin bu konudaki tutumu tartışıldı. İki taraf arasında uzun bir diyalogun ardından ABD’lilerle henüz tarihini belirtmeyen sınırlı bir operasyon konusunda anlaştılar” ifadelerini kullandı.

‘Tel Rıfat ve Kobane ile sınırlı kalacak’

SMO gruplarından birinin liderine dayandırılan haberde, TSK’nin çarşamba günü SMO’daki üç kolordu komutanını ‘sahadaki son gelişmelerini tartışmak, taarruz askeri planları geliştirmek ve Halep’in kuzey ve kuzeydoğusunda SDG’ye karşı operasyonunun başlatılması için eksenleri belirlemek üzere Kilis’te önemli bir askeri toplantıya katılmaya çağırdığını’ ileri sürdü. Gazeteye göre SMO’nun olası operasyona katılımı Tel Rıfat ve Kobane ile sınırlı kalacak.

SMO, ‘hareket için hazırız’ dedi

Geçtiğimiz günlerde Reuters ajansına konuşan Ankara’nın desteklediği Suriye Milli Ordusu’ndan (SMO) bir kaynak da, ‘harekatın genişletilmesi ihtimaline karşı hazırlıklı olmalarının istendiğini’ iddia etmişti. Söz konusu isim, henüz bir takvim belirlenmediğini söylemişti.

Rudaw da, SMO bünyesindeki grupların olası bir kara harekatına hazırlandığını aktardı. SMO komutanlarından Muhammed Yusuf, “Pençe-Kılıç Harekâtı için hazırlıklarımızı tamamladık. Fırat’ın batısında ve doğusunda bir harekat için tüm kuvvetlerimizle hazırız” dedi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Dikkat Çeken İddia: Katar’dan Türkiye’ye 10 Milyar Dolar Kaynak

Türkiye ve Katar arasında 10 milyar dolarlık finansal kaynak konusundaki görüşmelerin son aşamasına gelindiği iddia edildi. 10 milyar dolarlık kaynağın, merkez bankaları arasında swap, Eurobond ya da diğer bazı finansal metodlar yöntemiyle sağlanabileceği belirtiliyor.

Reuters haber ajansı ismi açıklanmayan iki üst düzey yöneticiye dayandırdığı haberinde Türkiye ve Katar arasında 10 milyar dolarlık finansal kaynak konusundaki görüşmelerin son aşamasına gelindiğini iddia etti.

Haberde, Katar’ın Türkiye’ye sağlayacağı 10 milyar dolarlık kaynağın, merkez bankaları arasında swap, Eurobond ya da diğer bazı finansal metodlar yöntemiyle sağlanabileceği belirtiliyor.

Reuters haber ajansı Katar’ın da Türkiye Maliye Bakanlığı yetkililerinin de konuya ilişkin soruları şu aşamada yanıtsız bıraktıklarını ifade etti.

Reuters haber ajansı, batılı ülkelerin Türkiye’ye son dönemde yatırım yapmak konusunda çekingen davranmaya başlaması üzerine Ankara’nın ekonomiyi desteklemek, liranin değerinin korunması amacıyla kendisine yakın ülkelerden destek alma yoluna gittiğini belirtiyor.

Türkiye daha önce de toplam da 15 milyar dolarlık bir swap anlaşması gerçekleştirmiş durumda.

Ajansa konuşan ismi açıklanmayan kaynaklar, görüşmelerin en az 8 milyar dolarlık bir kaynak için yapıldığını söz konusu kaynağın 10 milyar dolara kadar yükselebileceğini belirtiyorlar.

Kaynağın 2 ila 3 milyar dolarlık kısmının bu yıl sonuna kadar geri kalan bölümünün de önümüzdeki yıl içerisinde sağlanabileceği iddia ediliyor.

Bu yıl içerisinde sağlanacak 2-3 milyar dolarlık kısmın Eurobond şeklinde olabileceği belirtiliyor.

Ankara, hali hazırda Birleşik Arap Emirlikleri, Çin, Katar ve Güney Kore’yle toplamda 28 milyar dolarlık swap anlaşması yapmıs durumda.

Türkiye son olarak Suudi Arabistan’la Türkiye Merkez Bankası’nda 5 milyar dolarlık mevduat hesabı açması konusunda görüşmeler yapıyor. TCMB konuya ilişkin henüz bir yorum ya da açıklamada bulunmadı.

Merkez Bankası’nın son dönemde swap anlaşmaları yerine mevduat hesap yöntemini tercih ettiği belirtiliyor.

Paylaşın

Ankara-Şam Hattı; Erdoğan Esad’a Ne Teklif Etti?

ABD merkezli haber ajansı Associated Press (AP), kısa süre önce Erdoğan’ın Esad’a bir teklif ilettiğini yazdı. Suriye ile yakın ilişkilere sahip Lübnanlı bir politikacıya dayandırılan iddiaya göre Erdoğan’ın mesajı Esad’a İran aracılığıyla iletildi.

Lübnanlı politikacının aktardığı bilgilere göre Erdoğan Esad’a, “Suriye ordusunun şu an Kürtlerin elindeki bölgelere geri dönmesini, Kürt milislerin Suriye doğal gaz ve petrolünü kullanmasına engel olmasını ve Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin Suriye’ye geri dönmesini” teklif etti.

Erdoğan’ın mesajında Türk yetkilileri Şam’a göndermeye hazır olduğunu da belirttiği, ancak Esad’ın görüşmelerin üçüncü bir ülkede yapılabileceğine işaretle bu teklifi reddettiği kaydedildi.

Türkiye ile Suriye arasında ilişkilerin normalleştirilmesi için aylardır istihbarat ve alt siyasi düzeyde temaslar sürerken iki ülke liderleri arasında bir görüşme için hazırlıklar yapıldığının işaretleri de yoğunlaşıyor.

Son dönemde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşebileceğinin sinyallerini veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün yaptığı açıklamada da konuyla ilgili bir soruya “Esad ile görüşme olabilir. Siyasette küslük dargınlık olmaz. Eninde sonunda uygun şartlarda adımları atarız” yanıtını verdi.

Konu gündemdeyken iktidara yakınlığıyla bilinen Hürriyet Gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi’nin, Erdoğan’ın Esad’la 2023 seçimlerinden önce görüşebileceğini belirtmesi dikkat çekti. Selvi, görüşmenin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ev sahipliğinde düzenlenebileceğini kaydetti.

Rusya, Suriye’de desteklediği Esad rejimiyle sorunların geride bırakılması ve Esad’ın etki alanını artırması için yıllardır gerek Türkiye gerekse Suriyeli Kürtler nezdinde çaba gösteriyor. 2011’de başlayan iç savaşın ardından kaybettiği toprakların büyük bölümünü son yıllarda geri kazanan Esad rejimi, şu an ülke topraklarının üçte ikilik kısmında kontrolü sağlamış durumda. Rejimin kontrolü dışındaki en önemli iki bölge ise Suriye’nin kuzeyinde Türkiye destekli grupların ve ABD destekli Kürtlerin kontrolündeki bölgeler.

Kürtler, önemli petrol rezervlerinin bulunduğu kuzeydoğu bölgesi dahil olmak üzere ülke topraklarının yaklaşık üçte birlik bölümünü elinde bulunduruyor. Bu bölgede Kürtlere destek veren Amerikan askerlerinin bulunması Şam açısından ayrı bir sorun teşkil ediyor.

“İşgalci” Türkiye, “katil” Esad dönemi bitiyor mu?

Ancak kuzeybatı bölgesindeki Türk askeri varlığı da Şam’ın kırmızı çizgileri arasında. Esad rejimi şimdiye kadar Türkiye’yi “işgalci güç” olarak nitelendirerek olası bir normalleşme için Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesini şart koşmuştu. Erdoğan’ın da Esad’a yönelik sıkça kullandığı “katil” gibi sert ifadeler hâlâ hatırlarda. Bölgede değişen dengelerin iki taraf açısından da yeni çıkar alanları yarattığı ve normalleşme sürecine bazı ortak çıkar ve kaygıların eşlik ettiği anlaşılıyor.

Londra merkezli Şark’ul Evsat gazetesinin kıdemli diplomasi editörü İbrahim Hamidi’nin aktardığı bilgilere göre, Temmuz ayında Suriye Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Memlük ile Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan Moskova’da bir görüşme gerçekleştirdi. Erdoğan da Ekim ayında yaptığı bir açıklamada alt seviyede görüşmeler gerçekleştiğini, Esad ile görüşmenin henüz gündemde olmadığını, zamanı gelince böyle bir görüşme gerçekleşebileceğini belirtmişti.

Erdoğan’ın Esad’a ilettiği teklif

ABD merkezli haber ajansı Associated Press (AP) ajansı, kısa süre önce Erdoğan’ın Esad’a bir teklif ilettiğini yazdı. Suriye ile yakın ilişkilere sahip Lübnanlı bir politikacıya dayandırılan iddiaya göre Erdoğan’ın mesajı Esad’a İran aracılığıyla iletildi. Lübnanlı politikacının aktardığı bilgilere göre Erdoğan Esad’a, “Suriye ordusunun şu an Kürtlerin elindeki bölgelere geri dönmesini, Kürt milislerin Suriye doğal gaz ve petrolünü kullanmasına engel olmasını ve Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin Suriye’ye geri dönmesini” teklif etti.

Erdoğan’ın mesajında Türk yetkilileri Şam’a göndermeye hazır olduğunu da belirttiği, ancak Esad’ın görüşmelerin üçüncü bir ülkede yapılabileceğine işaretle bu teklifi reddettiği kaydedildi.

AP’nin ulaştığı “üst düzey bir Türk yetkili” ise İran’ın arabuluculuk yaptığı bilgisini yalanlarken mesajın içeriğiyle ilgili yorumda bulunmadı. İran’ın Türkiye’nin Suriye’deki varlığına karşı olduğuna işaret eden Türk yetkili, Rusya’nın arabuluculuk konusunda çabaları olduğunu ancak “hiçbir ilerleme sağlanamadığını” söyledi.

SDG Ankara-Şam hattındaki gelişmelerden rahatsız

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevinin yöneticisi Rami Abdurrahman, belkemiğini YPG’nin oluşturduğu ve Suriye’de ABD’nin en önemli müttefiki konumundaki Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) Esad ile Erdoğan’ın ortak düşmanı olduğunu belirterek bu bölgede bir işbirliğinin söz konusu olabileceğine işaret ediyor.

Nitekim Şam ile Ankara arasındaki potansiyel yakınlaşma SDG’de rahatsızlık yaratmış durumda. SDG komutanı Mazlum Abdi, konuyu yakından takip ettiklerini ve gerekli önlemleri aldıklarını belirterek “Şam ile Ankara arasında herhangi bir anlaşma halkımızın iradesini hedef alıyor olacak, büyük bir suç teşkil edecek, Suriye’nin bazı bölümlerinin işgaline giden yolu açacaktır” dedi. Mazlum Kobani adıyla da bilinen Abdi, Türkiye’nin olası bir kara harekâtında asıl hedefin, stratejik önemi nedeniyle Kobani olacağını iddia ederek Kobani’nin Türkiye’nin kontrolündeki bölgeleri birbirine bağlama işlevi göreceğini söyledi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye özel danışmanı ve baş müzakerecisi Aleksander Lavrentyev de bugün yaptığı açıklamada Suriyeli Kürtlere “ABD’den uzaklaşın” mesajı verdi. ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda “yıkıcı” bir rota izlediğini belirten Lavrentyev, “Kürt sorununun çözümünün bölgede durumun istikrara kavuşturulmasında önemli bir faktör olacağını kaydetti. Kürtlerin ABD’nin elinde rehine olduğunu ve bu durumun çözümü engellediğini savunan Lavrentyev, “ABD’nin varlığı olmasa Kürt sorunu çok hızlı bir şekilde çözümlenebilirdi. Buna eminim” diye konuştu.

Paylaşın