İcra Dosya Sayısı 23 Milyon 204 Bini Aştı

Mahkemelerdeki icra dosyası 10 Ocak itibarıyla 23 milyon 204 bini aştı. Son 5 yılda icra dosyası sayısı 7 milyon 365 bin artarken, 2022 yılında artış 658 bin 294’e ulaştı. Ekonomi yönetiminin, icra dosyalarının kabarmasını önlemek amacıyla geçen yıl kasımda çıkardığı torba kanun ile 2 bin 500 liranın altındaki icra takipleri kaldırılacak.

Bu işlemin gerçekleşmesiyle mevcut icra dosyası sayısı yarıya yakın azalacak. Kanun, 15 Ağustos 2022 itibarıyla 2 bin 500 liranın altındaki icra dosyalarının silinmesini öngörüyor. Kanunun öngördüğü tarih olan 15 Ağustos 2022 itibarıyla icra dairelerindeki icra ve iflas dosyası sayısı 24 milyon 85 bin 623 seviyesindeydi.

Ekonomim gazetesinden Hüseyin Gökçe’nin haberine göre, ekonomik kriz kaynaklı mahkemelerdeki icra dosyası sayısı giderek kabardı ve 10 Ocak itibarıyla 23 milyon 204 bini aştı. Son 5 yılda( 2017 sonundan itibaren) icra dosyası sayısı 7 milyon 365 bin 831 artarken, 2022 yılında artış 658 bin 94 oldu.

Ekonomi yönetiminin, icra dosyalarının kabarmasını önlemek amacıyla geçen yıl kasım ayında çıkardığı torba kanun ile 2500 liranın altındaki icra takipleri kaldırılacak. Bu işlemin gerçekleşmesiyle mevcut icra dosyası sayısı yarıya yakın azalacak.

Ekonomik sıkıntıların dar ve sabit gelirlilerin ödeme kabiliyetini azaltması, özellikle son 5 yılda icra dairelerindeki icra iflas dosyalarının sayısında ciddi artışa yol açtı. 2017 yılı sonundan bu yana geçen zaman diliminde toplam icra dosyası sayısı 7 milyon 365 bin 831 artarak 11 Ocak itibarıyla 23 milyon 212 bin 239’a ulaştı.

Pandemide icra işlemleri durdurulmuştu

Dosya sayısı 2019’da 20 milyon 312 bine yükselirken, 2020 yılı sonu itibarıyla 1 milyon 833 bin artarak 22 milyon 196 bine yükseldi. COVID-19 virüsünün pandemi olarak ilan edildiği 2020 yılında, Cumhurbaşkanı Kararı ile bir süre icra iflas dairelerinin çalışması durdurulmuştu.

2021 yılında ise dosya sayısı 375 bin artarak 22 milyon 571 bin oldu. Geride bıraktığımız 2022 yılında ise icra dosyası sayısı aylar itibarıyla çok hızlı artış gösterdi. Ocak sonunda 22 milyon 890 bin olan dosya sayısı, Şubat’ta 23 milyon 327 bine, Mart’ta 23 milyon 568 bine çıktı. Nisan’da küçük bir gerileme olsa da Ağustos ayı itibarıyla 24 milyonu aştı.

Milat 15 Ağustos 2022

2500 liranın altındaki icra dosyalarının silinmesini öngören 7420 sayılı yasa 15 Ağustos 2022’yi milat olarak kabul ediyor. Yani bu tarih itibarıyla tutarı 2500 liranın altında olan veya kısmi ödeme ile bakiyesi bunun altında olan icra dosyalarına ilişkin takipler durdurulacak.

Bu tarihten itibaren icra dosyası sayısı önemli bir gerileme trendine girdi. Eylül’de 23 milyon 782 bine, Ekim’de 23 milyon 521 bine, yıl sonunda ise 23 milyon 229 bine geriledi. 11 Ocak itibarıyla ise icra dairelerindeki icra iflas dosya sayısı 23 milyon 212 bin 239 oldu.

İcra dosyası sayısı yüzde 41 azalacak

Kanun, 15 Ağustos 2022 itibarıyla 2 bin 500 liranın altındaki icra dosyalarının silinmesini öngörüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu düzenleme ile birlikte 5 milyon kişiye ait 10 milyon civarında icra dosyasının kapatılacağını söylemişti.

Kanunun öngördüğü tarih olan 15 Ağustos 2022 tarihi itibarıyla icra dairelerindeki icra ve iflas dosyası sayısı 24 milyon 85 bin 623 seviyesindeydi. Buna göre kanun kapsamındaki tüm dosyalara ilişkin takibin durması halinde, icra dairelerindeki dosya sayısı yaklaşık yüzde 41 oranında azalmış olacak.

Haberin tatmamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Almanya’ya İltica Başvuruları: Türkiye Üçüncü Sırada

Almanya Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin yıllık raporuna göre, yeni iltica başvurularında 70 bin 976 başvuruyla Suriyeliler ilk sırada. İkinci sırada 36 bin 358 kişiyle Afganistan vatandaşları, üçüncü sırada da 23 bin 938 kişiyle Türkiyevatandaşları geliyor.

İltica başvurularında bu üç ülkeyi 15 bin 175 başvuruyla Irak ve 7 bin 963 başvuruyla Gürcistan takip ediyor. Raporda 2021 yılında dördüncü sırada olan Türkiye’den yapılan ilk iltica başvurularının bir yıl içinde yüzde 238,7 oranında arttığı kaydedildi.

Almanya Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin yıllık raporuna göre 2022 yılında 217 bin 774 kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu. Bu sayının pandemi nedeniyle seyahat kısıtlamalarının yürürlükte olduğu bir önceki yıla göre yüzde 47 oranında daha fazla olduğu kaydedildi.

Yeni iltica başvurularında 70 bin 976 başvuruyla Suriyeliler ilk sırada. İkinci sırada 36 bin 358 kişiyle Afganistan vatandaşları, üçüncü sırada da 23 bin 938 kişiyle Türkiye vatandaşları geliyor. İltica başvurularında bu üç ülkeyi 15 bin 175 başvuruyla Irak ve 7 bin 963 başvuruyla Gürcistan takip ediyor.

Raporda 2021 yılında dördüncü sırada olan Türkiye’den yapılan ilk iltica başvurularının bir yıl içinde yüzde 238,7 oranında arttığı kaydedildi.

Ocak 2022’den Aralık 2022 sonuna kadar olan dönemde yapılan iltica başvurularının yaklaşık 25 bin kişiyle yüzde 11’ini Almanya’da doğan 1 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. 2022 yılında iltica başvurusu kabul edilmeyen yaklaşık 26 bin kişinin de yeniden iltica başvurusunda bulunduğu öğrenildi.

Ukraynalı sığınmacılar sayılara dahil değil

Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaş nedeniyle Rusya’dan iltica başvuruları da arttı. Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin verilerine göre 2022 yılında Rusya’dan 2 bin 851 kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu.

Ukrayna’dan savaş nedeniyle Almanya’ya gelen yaklaşık 1 milyon sığınmacı ise Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin paylaştığı sayılar içerisinde yer almıyor zira Ukraynalı sığınmacılara olağan iltica prosedüründen farklı bir prosedür uygulanıyor. Ukrayna’dan gelenlerin sığınma hakkı için iltica başvurusunda bulunması gerekmiyor; Ukraynalılar Avrupa Birliği yönetmelikleri uyarınca Almanya’da doğrudan korunma hakkına sahipler.

Almanya İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre Almanya’ya sığınan Ukraynalıların oranı toplamın yüzde 80’ini oluşturuyor. Ancak gelenlerden kaçının Almanya’da kalmaya devam ettiği tam olarak bilinmiyor. Bazılarının diğer Avrupa ülkelerine gittiği bazılarının ise Ukrayna’ya döndüğü kaydediliyor.

Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin verilerine göre 2022 yılında Almanya’da 228 bin 673 iltica başvurusunun değerlendirmesi sonuçlandırıldı. 40 bin 911 kişiye Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme uyarınca mülteci statüsü verildi. 87 bin 552 kişiye ise farklı koruma statüleri sağlandı. Başvuruların yüzde 21,6’sını oluşturan 49 bin 220 başvuru reddedildi, 50 bin 880 başvuru ise geri çekildi.

Reddedilen başvuruların birçoğunun başvurunun değerlendirilmesinden bir başka Avrupa Birliği ülkesi sorumlu olduğu gerekçesiyle reddedildiği belirtiliyor. İçeriği nedeniyle reddedilen başvuruların sayısının ise buna nazaran daha düşük olduğu kaydediliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“YPG Terörist Mi” Sorusuna ABD Dışişleri’nden Dikkat Çeken Yanıt

“YGP müttefik mi yoksa Türkiye’nin nitelediği gibi terörist mi” şeklindeki soruya ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Price, sahadaki Kürt ortaklarının IŞİD’e karşı yürütülen koalisyonda önemli bir unsur olduğu şeklinde dikkat çeken bir yanıt verdi.

Price, açıklamasının devamında, “Elbette Türkiye için tehdit oluşturan terörist gruplar var. PKK bunlardan biri. Bu konuda açık olduk. Nihai olarak ortak hedefimizi gözden kaçırmadan Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerini gidermek için çalışabiliriz. Bu da IŞİD’in yeniden güç kazanacak ya da kendini yeniden oluşturacak bir pozisyonda olmamasını sağlamak” ifadelerini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanlığı günlük basın brifinginde Sözcü Ned Price, bir gazetecinin “Suriye’de Kürtler ve YGP’nin müttefik mi yoksa Türkiye’nin nitelediği gibi terörist mi olduğu” şeklindeki sorusunu yanıtladı.

Türkiye’nin karmaşık güvenlik ortamının inkar edilemeyeceğini ve diğer NATO müttefiklerinden daha fazla terör saldırısına maruz kaldığını söyleyen Price, “Güvenlik endişelerini gidermek için Türkiye ile birlikte çalışmak istiyoruz. Suriye’deki ortak mücadelemizi sürdürürken bu endişeleri gidermek için Türkiye ile birlikte çalışabileceğimize inanıyoruz. Bu da IŞİD’in yeniden canlanabilecek bir pozisyonda olmadığından emin olmaktır’’ dedi.

IŞİD’e karşı kurulan koalisyonun son yıllarda önemli kazanımlar elde ettiğini, bu kazanımların riske atıldığını ya da kaybedildiğini görmek istemediklerini belirten Price, “Elbette bu konuda Türkiye ile yakın istişarelerde bulunmaya devam edeceğiz. Tutumlarını anlıyor ve takdir ediyoruz. Tutumlarının farkındayız ve ortak zorluklarda Türkiye ile yakın koordinasyon ve işbirliğimizi sürdürmemiz gerekiyor’’ diye konuştu.

Sahadaki Kürt ortaklarının IŞİD’e karşı yürütülen koalisyonda önemli bir unsur olduğuna dikkat çeken Price, “Elbette Türkiye için tehdit oluşturan terörist gruplar var. PKK bunlardan biri. Bu konuda açık olduk. Nihai olarak ortak hedefimizi gözden kaçırmadan Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerini gidermek için çalışabiliriz. Bu da IŞİD’in yeniden güç kazanacak ya da kendini yeniden oluşturacak bir pozisyonda olmamasını sağlamak” ifadelerini kullandı.

Price yanıtının ardından, gazetecinin ‘’Yani Suriyeli Kürtler terörist değil, sizin müttefikiniz, öyle mi?’’ sorusuna ise çok büyük bir genelleme olduğu yanıtını verdi. Price, “Ben belirli güvenlik endişelerinden bahsediyorum. Ancak size kimin müttefik olduğunu söyleyeyim, Türkiye bir müttefiktir. Ortak kaygılar konusunda Türkiye ile yakın çalışmaya devam etmeyi dört gözle bekliyoruz’’ mesajı verdi.

Ned Price’ın bu yanıtının ardından, bir başka gazetecinin, Dışişleri Bakanlığı’nın geçen ay benimsediği ve İngilizce’de ülke ismi olarak “Turkey” değil “Türkiye”yi kullanma kararı almasını gündeme getirerek, “siz daha bu telaffuz için hazır değilsiniz galiba” diye sorması ise gülüşmelere neden oldu.

Price, ABD Coğrafi İsimler Kurulu’nun daha geniş bir kamu anlayışını teşvik edebilecek belirli durumlarda bazı esnekliklere izin vermesine atıf yaparak, “Ben önceki telaffuzlara sadık kalacağım” dedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Flört Etmenin Aylık Masrafı 4 Bin Lirayı Geçti

Çiftlerin aylık flört masrafı 4 bin lirayı geçti. Erkekler ve kadınların partnerlerine güzel görünmek için giyime, cilt bakımına, kuaföre, berbere ve spora ciddi paralar harcadıkları, ayrıca, hediye almakta zorlananların genelde online alışverişi tercih ettiği de ortaya çıktı.

Avantajix.com, rastgele seçilen 27-35 yaş aralığındaki bin katılımcıya flört ve nişanlılık süreçlerinde ne kadar harcama yapıldığını sordu.

Gazete Duvar‘ın haberine göre çiftler, ortalama 2 yıl süren flört ve nişanlılık dönemlerinde sinema, tiyatro ya da başka bir etkinliğe katılmak, beraber yemek yemek için ayda ortalama 10 kez buluşuyor.

Çiftler, ilişkinin ilk yılında ayda en az on buluşma için toplamda 55 bin TL harcıyor. Her buluşmanın ortalama maliyeti 350 TL oluyor. Sevgililer günü, doğum günleri ve yılbaşı gibi özel günlerde yenilen yemeklere, karşılıklı alınan hediyelere harcanan para 13 bin TL’yi buluyor.

İkinci yıl buluşma maliyetleri 43 bin TL seviyelerine geriliyor. İkinci yıldaki her buluşma 250 TL’ye mal oluyor. İkinci yıl hediyelere ve özel gün yemeklerine 10 bin TL harcanıyor. Bu dönemde gerçekleşen evlilik teklifi ritüelinin gideri ise ortalama 3 bin TL oluyor. Araştırmaya göre, flört ve nişanlılık döneminde ilk ay harcamaları ağırlıklı olarak erkekler yapıyor, diğer aylar kadınlar da harcamalara katılıyor.

Araştırmaya katılanların sadece yüzde 20’si ilk ay dışında da buluşmalarda hesabı erkeklerin ödediğini, yüzde 75’i ise ödemelerin “Alman usulü” yapıldığını bildirdi. Araştırmaya göre, flört ve nişanlılık dönemlerinde harcamaların buluşmalarla sınırlı değil. Erkekler ve kadınların partnerlerine güzel görünmek için giyime, cilt bakımına, kuaföre, berbere ve spora ciddi paralar harcadıkları da ortaya çıkan sonuçlar oldu.

Ayrıca araştırmada, hediye almakta zorlananların genelde online alışverişi tercih ettiği bilgisi de yer aldı.

Paylaşın

NATO Üyelik Süreci: İsveç Başbakanı’nın Açıklaması Ne Anlama Geliyor?

İsveç’in NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin kendilerinden veremeyecekleri şeyleri istediğini söyleyen İsveç Başbakanı Kristersson’un açıklamalarını değerlendiren Dr. Paul Levin, “Bunun tartışmalı bir gözlem olduğunu söylemek zor” dedi ve ekledi:

“Bu, pek de tartışmalı bir gözlem değil; ben bundan çok şey çıkarmazdım. Ama Başbakan, hükümetin Türkiye’nin taleplerini nasıl kolayca kabul ettiğine yönelik İsveç toplumunda büyüyen memnuniyetsizliğe yanıt veriyor olabilir.”

Levin, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, İsveçlilerin yüzde 79’u bu durum NATO üyeliğimizi geciktirecek olsa da İsveç’te hukukun üstünlüğünü savunmamızı istiyor. Yüzde 10, bu, Türkiye’nin taleplerini karşılamak için hukukun üstünlüğünden taviz vermemiz anlamına gelecek olsa bile NATO’ya mümkün olan en kısa zamanda girmemiz gerektiğini düşünüyor.

“Dolayısıyla ben de üsluptaki bu küçük değişimi politikadaki bir değişim olarak değil, ülkedeki kamuoyu görüşüne yanıt olarak okuyorum. Hükümet, muhtemelen Haziran ayında imzalanan Üçlü Muhtırayı uygulamaya devam edecek. Sadece Türkiye’nin bazı taleplerinin bunun (memorandum) ötesine geçtiğini söylüyorlar.”

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmek için bulunduğu talepler hakkında açıklama yaptı.

Kristersson, dün (8 Ocak) bir düşünce kuruluşunun düzenlediği konferansın ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin, İsveç’in NATO üyeliği konusunda kendilerinden veremeyecekleri şeyleri istediğini söyledi.

İsveç’in NATO üyeliğinin Türkiye’nin elinde olduğuna işaret eden Kristersson, “Türkiye, Üçlü Muhtıra çerçevesinde yaptığımız şeyleri teyit ediyor fakat kendilerine veremeyeceğimiz ve vermek istemediğiniz şeyleri istiyor. Türkiye’nin taleplerinin hepsini karşılayamayız” dedi.

Kristersson, Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya katılımını ne zaman parlamentoda oylayacağını ise bilmediğini ifade etti.

“Halk, hukukun üstünlüğünün savunulmasını istiyor”

Kristersson’un açıklamasını sosyal medya hesabından yaptığı bir açıklamayla değerlendiren Stockholm Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Enstitüsü Direktörü Dr. Paul Levin, “bunun tartışmalı bir gözlem olduğunu söylemek zor” diyerek özetle şu değerlendirmeyi paylaştı:

“Bu, pek de tartışmalı bir gözlem değil; ben bundan çok şey çıkarmazdım. Ama Başbakan, hükümetin Türkiye’nin taleplerini nasıl kolayca kabul ettiğine yönelik İsveç toplumunda büyüyen memnuniyetsizliğe yanıt veriyor olabilir.

“Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, İsveçlilerin yüzde 79’u bu durum NATO üyeliğimizi geciktirecek olsa da İsveç’te hukukun üstünlüğünü savunmamızı istiyor. Yüzde 10, bu, Türkiye’nin taleplerini karşılamak için hukukun üstünlüğünden taviz vermemiz anlamına gelecek olsa bile NATO’ya mümkün olan en kısa zamanda girmemiz gerektiğini düşünüyor.

“Dolayısıyla ben de üsluptaki bu küçük değişimi politikadaki bir değişim olarak değil, ülkedeki kamuoyu görüşüne yanıt olarak okuyorum.

“Hükümet, muhtemelen Haziran ayında imzalanan Üçlü Muhtırayı uygulamaya devam edecek. Sadece Türkiye’nin bazı taleplerinin bunun (memorandum) ötesine geçtiğini söylüyorlar.”

Başkent Stockholm’deki İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden (UI) Uzman Araştırmacı ve bağımsız analist Bitte Hammargren de sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, “Hükümetten nihayet Türkiye’nin İsveç’e yönelik şantaj taleplerine ilişkin yeni bir üslup” dedi.

Stoltenberg: İsveç ve Finlandiya muhtıraya uyuyor

Öte yandan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile aynı gün yaptığı açıklamada İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği hakkında konuştu. Jens Stoltenberg, iki ülkenin Türkiye ile imzaladıkları üçlü muhtıraya uyduğunu söyledi.

İsveç’te düzenlenen Folk och Försvar Güvenlik Konferansı’nda konuşan NATO Genel Sekreteri, İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile Haziran 2022’de Madrid’deki NATO zirvesinde “terörle mücadeleyi arttırma ve işbirliğini güçlendirme amacıyla” üçlü muhtıra imzaladığını hatırlattı.

Stoltenberg, bu sayede NATO’nun iki ülkeyi üyeliğe davet kararı aldığını belirterek “Anlaşmaya uyulduğunu görmekten mutluyum” dedi.

İki ülkenin üyelik katılım protokolünün şu ana kadar 30 NATO müttefikinin 28’i tarafından onaylandığını anımsatan Stoltenberg, İsveç ve Finlandiya’nın yakında ittifaka katılacağına inandığını söyledi.

Stoltenberg, NATO’ya başvuru yapmalarından sonra iki ülkeye bazı NATO müttefiklerinin güvenlik garantileri verdiğini, NATO’nun bölgede varlığını artırdığını, İsveç ve Finlandiya’nın artık NATO toplantılarına ve entegre askeri işbirliğine dahil olduğunu kaydetti.

Stoltenberg, “İsveç ve Finlandiya’nın güvenliğinin tehdit edilmesi halinde NATO’nun harekete geçmemesi düşünülemez” dedi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İsveç Başbakanı Kristersson: Türkiye’nin Tüm Taleplerini Karşılayamayız

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de katıldığı bir güvenlik konferansında açıklama yapan İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, aylardır İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini engelleyen Türkiye’nin, ülkesinin kabul edemeyeceği taleplerde bulunduğunu söyledi.

İsveç Başbakanı Kristersson, “Türkiye bizim yapabileceğimiz şeyleri yaptığımızı teyit etti ama aynı zamanda, yapamayacağımız, yapmak istemediğimiz şeyleri de istediklerini söylüyorlar” dedi.

İsveç Başbakanı “Türkiye’nin bir karar vereceğine ikna olduk ama ne zaman olacağını bilmiyoruz” derken, bunun hem Türkiye’nin iç politikasına hem de “İsveç’in ciddiyetini gösterme kapasitesine bağlı olduğunu” belirtti.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto ise gazetecilere yaptığı açıklamada, ülkesinin komşusuyla aynı anda NATO’ya katılacağını belirtti.

Haavisto “Finlandiya, İsveç yeşil ışık alana dek bekleyemeyecek kadar NATO’ya katılmakta acele etmiyor” dedi.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı geçen Şubat ayında işgal etmesinin ardından, on yıllardır süren askeri tarafsızlık politikasından vazgeçmiş ve 18 Mayıs’ta NATO’ya üyelik başvurusu yapmıştı.

Bu iki ülkenin katılım protokolleri, 30 Haziran’da toplanan NATO liderler zirvesinden sonra 5 Temmuz’da Brüksel’de imzalanmış ve katılım süreci resmen başlamıştı.

1 Ekim itibarıyla 30 NATO üyesinden 28’i İsveç ve Finlandiya’nın katılımını meclislerinde onayladılar. Sürecin tamamlanması için Türkiye ve Macaristan’ın da meclis onayını tamamlaması gerekiyor.

Türkiye’nin pozisyonu ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 Mayıs’ta yaptığı açıklamadan bu yana pek değişmedi.

Erdoğan, o açıklamasında, İsveç ve Finlandiya’nın başta “PKK olmak üzere terör örgütlerine ev sahipliği yaptığını” söylemiş ve bu konuda adım atmamaları durumunda Türkiye’nin bu ülkelerin ittifaka katılımına olumlu bakmayacağını söylemişti.

Bülent Keneş’in iadesi

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de girişimleriyle Türkiye, İsveç ve Finlandiya, 29 Haziran’da Madrid’de üçlü bir protokol imzalamış ve ancak bu adımla iki ülkenin ittifaka davet edilmelerinin önü açılmıştı.

Üçlü protokole göre İsveç ve Finlandiya, “Türkiye karşıtı terör hareketlerine izin vermeyecekleri, terör gruplarının topraklarında faaliyet göstermeyecekleri sözünü vermiş, genel olarak terörizmle mücadelede” Ankara ile daha sıkı işbirliği yapacaklarını bildirmişlerdi.

Aynı zamanda “terör zanlılarının Türkiye’ye iadesi ve silah satışında kısıtlamaları kaldıracaklarını” da kaydetmişlerdi.

İsveç Yüksek Mahkemesi, Aralık ayında Türkiye’nin, Today’s Zaman gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Bülent Keneş ile ilgili iade talebini reddetmişti.

Keneş’in iadesi, Türkiye’nin, İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanması için açıkladığı şartlar arasındaydı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsveç Yüksek Mahkemesi’nin Türkiye’nin iade talebini reddetmesinin “çok olumsuz bir gelişme” olduğunu söyledi. Çavuşoğlu, “Biz İsveç ve Finlandiya’dan güzel sözler değil somut eylemler görmek istiyoruz” demişti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Finlandiya Ve İsveç’in NATO’ya Üyelik Süreci Ne Kadar Daha Uzayabilir?

İsveç ve Finlandiya, NATO üyesi 30 ülkenin de onayını gerektiren katılım icin Macaristan ve Türkiye’den henüz onay almadı. Macaristan ve Turkiye’nin onay vermesi sonrası NATO Genel Sekreti Jens Stollenberg yeni üyeleri Kuzey Atlantik Antlaşması’na katılmaya davet edecek.

Bu aşamanın tamamlanması sonrası NATO’ya üye ülke sayısı 32’ye yükselecek.

İsveç ile Finlandiya’nın Ukrayna işgali sonrası NATO’ya mayıs ayında yaptığı üyelik başvurusunun Kuzey Atlantik Paktı’na “en hızlı katılım” olması bekleniyordu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, her iki İskandinav ülkesinin katılımının hızlı bir şekilde olacağını öngörmüştü. Ancak aradan geçen yaklaşık 10 ayda her iki ülkenin üyelik süreciyle ilgili belirsizlik sürüyor.

Madrid’de haziran ayındaki NATO toplantısında aday ülkeler ve Ankara arasında gerçekleşen üçlü görüşmeler sonrası Türkiye vetosunu çekmişti.

Ancak 19 Aralık’ta İsveç yargı makamlarının gazeteci Bülent Keneş’in iadesine izin vermemesi müzakerelerdeki ivmeyi yavaşlattı.

Kararın ardından, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 22 Aralık’ta İsveçli mevkidaşı Tobias Billstorm’e “Henüz daha istediğimiz adımlar atılmadı. Somut adımlar görmek istiyoruz” diyerek bu ülkelerin üyeliklerini yakın zamanda kabul etmeyeceklerinin sinyalini verdi.

Süreç daha ne kadar uzayabilir?

Türkiye, İsveç ve Finladiya’da PKK’lı ve Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğu belirtilen bazı kişilerin iadesini talep ediyor

Terörle daha etkin mücadele için için 1 Ocak’ta yeni bir kanun yürürlüğe koyan İsveç hükümeti “NATO üyeliği için üzerine düşeni yaptıklarını” belirtiyor.

Stockholm Üniversitesi’nde Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin, “Bu adımlar atılmasaydı, Ankara’nın bu konuda ilerlemesi pek mümkün değildi” dedi.

“İsveç Anayasa Mahkemesi iade konusundaki görüşünü değiştireceğini sanmıyorum” diyen Paul Levin, Anayasa Mahkemesi’nin özellikle son yirmi yıldır kendi ülkelerinde ‘işkence ile karşı karşıya kalabilecek’ kişiler için yapılan iade taleplerini reddettiğini belirtiyor.

“Bu veto Türkiye’nin ABD’ye baskısı”

Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Türkiye Analisti Toni Alaranta bu görüşe katılıyor. Alaranta, “Bu sadece İsveç ve Finlandiya ile alakalı bir mesele değil, bu Türk hükümetinin ABD’ye YPG’ye verdiği silahlar konusunda yaptığı baskı” diyor ve ekliyor:

“Finlandiya’da çoğu insan Türkiye ile ABD arasındaki meseleleri çözemeyeceğimizi düşünüyor”

“Türkiye’nin ne kadar sorun yaratabileceğinin bir sınırı var”

Levin’e göre, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımı Avrupa’nın kuzeyinde ortak bir entegrasyon yaratacağı için tüm NATO üyeleri için önem taşıyor.

Levin, “Türkiye’nin veto durumu uzarsa, kendisini yalnızlaşmış bir halde bulabilir ve NATO üyeleri uzun vadede başka çözümler aramaya başlayabilir” dedi.

NATO’da bir ülkeyi üyelikten çıkarma gibi bir prosedürün olmadığını belirten Levin, “Ancak Türkiye’nin ittifak için ne kadar sorun yaratabileceğinin de bir sınırı olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

İsveçli uzman, “Erdoğan’ın zafer ilan etmektense ertelemeye devam etmenin daha pahalıya mal olacağını anladığı noktaya yaklaştığımıza inanıyorum” diyerek Ankara’nın iki ülkenin üyeliğini daha fazla uzatmadan kabul edebileceği görüşünü dile getirdi.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik sürecinin bu kadar uzamasının Türkiye’deki seçimlerle de bağlantısı olduğunu düşündüğünü belirten Levin, “NATO süreçi seçimler için kullanılırsa, zamanlamasını tahmin etmek gerçekten zorlaşır cünkü bu durum kendi dinamiklerini yaratabilir ve çok uzun sürebilir” görüşünü dile getirdi.

NATO üyeliğinin zamanlaması konusunda spekülasyondan uzak durduğunu belirten Alaranta ise “Çünkü bunun iç politikada bir tür koz olarak kullanılmaya çalışıldığına dair yaygın bir görüş de var” dedi.

(Kaaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Esad Karşıtı Silahlı İslamcı Gruplar Tepkili

Türkiye ve Suriye arasında 2022’in son haftasında Moskova’da gerçekleşen savunma bakanları düzeyindeki görüşme, Suriye’nin kuzeyinde etkili silahlı İslamcı gruplardan HTŞ’den sonra Türkiye ile iyi ilişkileri bulunan Ahrar’uş Şam da normalleşme çabalarına tepki gösterdi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre Ahrar’uş Şam’dan yapılan açıklamada, “Beşar Esad ile hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmayacağız” denildi. Heyet Tahrir el Şam da (HTŞ), liderleri Muhammed el Cevlani’nin konuşmasının yer aldığı, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlıklı yeni bir video yayımladı.

Ahrar’uş Şam’ın açıklamasında neler var?

Ahrar’uş Şam’ın açıklaması, 3 Ocak’ta Telegram üzerinden paylaşıldı. Örgütün açıklamasında, “Suriye’nin haklı devrimi” övüldü ancak “birleşik bir liderlik oluşturulmasında yaşanan başarısızlığın muhalefetin çabalarını engellediği” belirtildi.

Örgüt, “devrimin müttefiki” olarak tanımladığı Türkiye’nin, Şam’a yönelik tutumunu değiştirmesine neden olan koşulları anladığını belirtmekle birlikte, “Muhalefet halkımızın kutsal davasından vazgeçemez” ifadesini kullandı.

“Dava” ile Esad yönetiminin devrilmesinden bahsediliyor.

“Örgütün bu hedefe ulaşıncaya kadar uzlaşmayı düşünmeyeceği” aktarıldı.

Ahrar’uş Şam, açıklamanın sonunda ise “Suriye muhalefeti ile Türkiye’nin çıkarlarının çatışmasının önüne geçecek bir yolun bulunabileceğini ümit ettiğini” belirtti.

HTŞ eleştirilerine devam ediyor

Geçen hafta Türkiye ile Suriye görüşmelerini eleştiren HTŞ de eleştirilerine yeni bir video yayımlayarak devam etti.

HTŞ’nin medya organı Amjad tarafından yine 3 Ocak tarihinde paylaşılan video, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlığıyla yayımlandı.

Örgüt lideri Muhammed el Cevlani videoda, Esad yönetimi ile uzlaşma içine girmeyeceklerini belirtti ve “suçlu rejim devrilinceye kadar mücadeleye devam edeceklerini” ifade etti.

El Cevlani, “Suriye, Türkiye ve Rusya arasındaki üçlü görüşmelerin devrim için yeni bir meydan okuma teşkil ettiğini” söyledi.

“Suriye halkına moralini bozmama” çağrısı yapan el Cevlani, “HTŞ’nin mücadelesini gece gündüz sürdüreceğinin sözünü verdiğini” söyledi ve herkesi grupla yan yana durmaya çağırdı.

Geçmişte El Kaide’ye bağlı olan Nusra Cephesi militanlarının kurduğu HTŞ, İdlib’deki en güçlü askeri grup.

Nusra Cephesi, Temmuz 2016’da El Kaide ile ilişkilerini sonlandırdığını açıklamış ve adını Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştirmişti.

Ocak 2017’de ise Şam’ın Fethi Cephesi liderliğinde bir araya gelen Ensar el-Din Cephesi, Ceyş el-Sunna, Liva el-Hak ve Nurettin Zengi Hareketi, yeni bir çatı örgüt olarak HTŞ’yi ilan etmişti.

Ahrar’uş Şam ve HTŞ 2017’de birbiriyle savaşmış olsalar da müttefik konumundalar.

İkisi de HTŞ’nin liderliğindeki “El Fatah El Mubin operasyon odasında” birlikte hareket ediyor.

Türkiye merkezli muhalefet ‘endişeli değil’

Bu arada hafta içinde Türkiye’deki Suriyeli muhalif grupların temsilcileri Ankara’da yetkililerle görüştü.

Suriye Geçici Hükümeti oluşumu başkanı Abdurrahman Mustafa, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Salim Al Muslat’tan oluşan heyet, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da aralarında bulunduğu yetkililerle bir araya geldi.

Temaslarla ilgili Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Suriye bağlamındaki son gelişmeler ele alındı ve 2254 sayılı BMGK Kararı uyarınca Suriye muhalefeti ile halkına desteğimiz yinelendi” ifadelerine yer verildi.

Görüşmeler sonrası konuşan Abdurrahman Mustafa, Türkiye ile Suriye arasında başlayan yeni süreçle ilgili kendilerini endişelendiren bir durum olmadığını gördüklerini söyledi.

Mustafa, “Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenliği vardır, kararlarını kendi belirler ama biz şuna inanıyoruz ki sayın bakanla (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) görüşmemizde de bu vurgulandı; asla bu (süreç), Suriye halkının ve Suriye muhalefetinin çıkarlarının aleyhinde olmayacaktır. Kendisi tam tersine, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 2254 No’lu kararına bağlı olduğunu ve bunun için çaba harcadıklarını ifade etti” dedi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2015 yılında kabul edilen 2254 sayılı karar, Suriye’de ateşkesin sağlanmasını ve ülkedeki sorunlara siyasi çözüm getirilmesini içeriyor.

Türkiye ile Suriye arasındaki süreçte neler yaşandı?

2022 yılı içinde Ankara, Suriye ile istihbarat servisleri düzeyinde görüşmeler yapıldığını açıklamıştı.

Kasım ayında da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Esad’la görüşme ihtimaline dair olumlu açıklamalar yapmuş ve “Siyasette küslük dargınlık olmaz” demişti.

Yılın son günlerinde ise iki ülke arasında yıllar sonra ilk siyasi temas gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e önerdiği Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmanın ilk toplantısında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Suriye istihbarat yetkileri 29 Aralık’ta bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu de önümüzdeki haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirecekleri üçlü görüşme için temasların sürdüğünü açıkladı.

5 Ocak’ta ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu sabah Sayın Putin ile görüşmem oldu. Türkiye-Rusya-Suriye olarak bir süreç başlattık. Ardından dışişleri bakanlarımızı bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgede suhuleti sağlamak, barışı egemen kılmak” ifadelerini kullandı.

Hafta içinde Reuters haber ajansına konuşan ve ismini vermeyen üst düzey bir Türk bir yetkili ise bakanların ilk toplantısından hızlıca bir sonuç çıkmasını beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi.

Paylaşın

Türkiye İle Suriye Zorlu Bir Dönemin Eşiğinde: Yeni Süreç Nasıl İlerleyecek?

İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, Türkiye – Suriye arasındaki normalleşme sürecinin üç ayaklı olduğuna ve birinci ayağı olan istihbarat-güvenlik boyutlu görüşmelerin bir süredir yapıldığını söyleyerek, ikinci ayağı ise diplomasinin oluşturacağını söylüyor.

Diplomatik ilişki hemen kurulmasa da belki ilk başta özel temsilciler vasıtasıyla yol alınabileceğini ifade eden Semin, son ayakta ise liderlerin bir araya gelmesinin söz konusu olabileceğini belirtiyor. İstihbarat ve güvenlikle ilgili görüşmelerden bir sonuç alınması nedeniyle bir sonraki aşamaya geçilmeye karar verildiğini öngören Semin, şöyle konuşuyor:

“11 yıl sonra Türkiye ile Suriye ilişkilerine baktığımızda; ortak bir güvenlik tehdidinin oluştuğunu daha önce Türkiye tek taraflı hissediyordu. Ama şimdi bence artık Suriye’deki iktidar da bunu fark ediyor ve tehdit algısı açısından ortak bir görüşe yaklaştıkları söylenebilir.”

Türkiye ile Suriye arasında 11 yıl aradan ve bu süre içinde karşılıklı yapılan çok sert açıklamaların ardından yeni bir normalleşme süreci başlarken, barışı sağlamanın beklenti ve şartları bulunan iki başkent için çok kolay olmayacağı ve bu nedenle temkinli adımlarla ilerleneceği belirtiliyor.

2022 yılının son aylarında Türkiye Suriye’ye yönelik yeni askeri bir operasyon için Rusya ve İran’dan yeşil ışık bekler ancak bunu alamazken, yılın son günlerinde ise Şam yönetimi ile 11 yıllık düşmanlığa son vermek için önemli bir adım attı.

Bu kapsamda 2011’den bu yana ilk üst düzey siyasi temas aralık ayının sonunda Rusya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirildi ve Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmasının ilk toplantısı savunma bakanları arasında gerçekleştirildi. Daha önce istihbarat kurumları arasında ilk tohumları atılan sürece dair yeni yılın ilk günlerinde de önemli mesajlar geldi.

Erdoğan’ın dün Putin’le görüşmesinde PKK ve YPG’nin Türkiye’nin sınır bölgelerinden, özellikle de Tel Rifat ve Münbiç’ten temizlenmesi için “artık somut adım atılması gerektiğini” vurguladığı, “Suriye konusunda somut netice almak için rejimin yapıcı olması ve siyasi süreçte birtakım adımları hayata geçirmesinin gerekli olduğunu ifade ettiği” açıklandı.

Putin ile görüşmesinin ardından Erdoğan partisinin il başkanları toplantısında da konuya değinerek, Rusya-Türkiye-Suriye olarak bir sürecin başlatıldığını belirtti ve “Ardından inşallah dışişleri bakanlarımızı yine üçlü olarak bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgedeki sükuneti, suhuleti sağlamak, bölgede barışı egemen kılmak” diye konuştu.

Ankara sürece nasıl bakıyor?

Pek çok uzmanın işaret ettiği gibi Ankara ile Şam arasındaki sorunlar uzun yıllar içinde çok çetrefilli bir hale gelmiş durumda ve sadece iki ülkenin değil bölge ülkelerinin yanı sıra büyük güçlerin de çıkarlarını doğrudan etkiler halde.

Peki Ankara sürece nasıl bakıyor?

DW Türkçe’nin Gülsen Solaker ve Kıvanç El’in konuyla ilgili yetkililerden edindiği bilgiye göre; Ankara Şam ile başlayan süreçte “terörle mücadele ve mültecilerin geri dönüşü” başlıklarını öncelikli olarak ele alıyor. Türkiye’nin PKK ve YPG konusunda uzun süredir devam eden sıkıntılarının Şam yönetiminin de istemesi durumunda ortak bir şekilde çözümlenmesi umuluyor.

Ancak kısa vadede bir sonuç beklemenin gerçekçi olmadığı da vurgulanan unsurlardan birisi. Şu anda sadece bir sürecin başında olunduğunu ifade eden Ankara’daki yetkililer, liderlerin en son noktada görüşeceğini ve bunun da yüz yüze mi yoksa telefonla mı olacağının ya da nerede olacağının şu an için belli olmadığını belirtiyor.

Mısır ile başlayan normalleşme süreci kapsamında Erdoğan, daha önce çok sert bir şekilde eleştirdiği Mısır Devlet Başkanı Sisi ile Katar’daki 2022 FIFA Dünya Kupası’nın açılışında el sıkışmıştı. Erdoğan ile Esad’ın ilk el sıkışması için de benzer bir durumun oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Bu arada Türkiye’nin son dönemde ilişkilerini düzelttiği Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan’ın da dün Şam’da Esad ile bir araya gelmesi dikkat çekti.

Bu aşamada iki başkentin de geri adım atmadığı konuların bulunduğunu söyleyen kaynaklar, bu konularda tarafların görüşlerinin birbiri ile uyumlaştırılmasının bir süreç olduğunu ve her diplomatik müzakerede olduğu gibi bunun zaman alabileceğini ifade ediyor.

Semin: Süreç üç ayaklı

İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin üç ayaklı olduğuna ve birinci ayağı olan istihbarat-güvenlik boyutlu görüşmelerin bir süredir yapıldığını söyleyerek, ikinci ayağı ise diplomasinin oluşturacağını söylüyor.

Diplomatik ilişki hemen kurulmasa da belki ilk başta özel temsilciler vasıtasıyla yol alınabileceğini ifade eden Semin, son ayakta ise liderlerin bir araya gelmesinin söz konusu olabileceğini belirtiyor. İstihbarat ve güvenlikle ilgili görüşmelerden bir sonuç alınması nedeniyle bir sonraki aşamaya geçilmeye karar verildiğini öngören Semin, şöyle konuşuyor:

“11 yıl sonra Türkiye ile Suriye ilişkilerine baktığımızda; ortak bir güvenlik tehdidinin oluştuğunu daha önce Türkiye tek taraflı hissediyordu. Ama şimdi bence artık Suriye’deki iktidar da bunu fark ediyor ve tehdit algısı açısından ortak bir görüşe yaklaştıkları söylenebilir.”

PKK ve YPG ile mücadele kapsamında ortak bir operasyon olmasa bile Türkiye’nin sınır ötesi harekatına Suriye’nin de onayının olması gibi bir yöntemin devreye girebileceğini belirten Semin, Suriyeli muhalifler konusunda ise bir çeşit yumuşak geçiş düşünülebileceğini ifade ediyor.

Semin’e göre başlatılan süreçte sorunların çözümü “masada daha kolay, sahada ise daha zor bir şekilde” olabilir. “Suriye, artık sadece Suriye’den ibaret değil” diyen Semin, Suriye savaşının büyük güçlerin devrede olduğu bir vesayet savaşına dönüştüğüne ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının oldukça zorlaştığına dikkat çekiyor.

Bu arada Türkiye ile Suriye arasındaki sürecin Suriye’nin kuzeydoğusunda YPG ile birlikte IŞİD ile mücadele eden ABD’ye ve Türkiye-ABD ilişkilerine etkisi de ayrı bir tartışma konusu. Türkiye ve Suriye arasında 28 Aralık’ta Moskova’da gerçekleşen üçlü toplantıya ilişkin ilk açıklama ABD Dışişleri Sözcüsü Ned Price’dan gelmiş ve Price soru üzerine “Politikamız değişmedi. Esad’ı eski durumuna döndürmek için ilişkilerini iyileştiren veya destek veren ülkeleri desteklemiyoruz” yanıtını vermişti.

Esad ile barış seçime mi ayarlı?

Öte yandan Erdoğan’ın uzun süre “katil” olarak nitelendirdiği Suriye lideri ile barışmasının seçim ile bağlantılı olduğunu düşünenler de bulunuyor. Esad’ın Erdoğan’a seçim kazandırmayı istemeyebileceği ve bu nedenle seçim öncesi ortak fotoğraf vermekten kaçınacağına ilişkin haberler de yayımlanmıştı.

Lübnan’da yayın yapan Annahar Gazetesi Türkiye Editörü Sarkis Kassargian, Şam’daki yetkililerle yaptığı görüşmelerden edindiği izlenimi aktararak, Erdoğan’ın aceleci tavrının nedeninin seçimler olduğunun bilindiğini söylüyor ve şöyle konuşuyor:

“Ama onlar ‘bizi ilgilendiren şartlarımızın yerine gelmesi. O şartlar yerine gelir, normalleşme olur ve normalleşme etkisinde Erdoğan kazanır ya da kaybederse o Türkiye’nin iç meselesi’ diyorlar. Yani onları ilgilendiren isteklerinin yerine getirilip getirilmeyeceği.”

Sürece dair sadece Ankara’nın değil Şam’ın da belli beklentileri ve şartları mevcut. Bunların başında Türkiye’nin askerlerini Suriye’den çekmesi ve Şam yönetime karşı savaşan silahlı gruplara olan desteğini tamamen kesmesi bulunuyor.

Geçtiğimiz günlerde Şam yönetimine yakın El Vatan gazetesinde yayımlanan bir haberde ise Ankara ve Şam’ın 4 ana konuda uzlaştığı iddia edilerek, bu konu başlıkları “Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi, M-4 karayolunun açılması ile PKK’nın iki başkent tarafından da tehdit unsuru olarak kabul edilmesi” olarak sıralanmıştı.

Suriye siyasetini yakından takip eden gazeteci Kassargian “Esad şartları yerine gelmezse Erdoğan ile görüşmeyecektir. Bana göre bu kesin. Çünkü artık bu bir ilkesel sorun olur. Esad bunu kabul etseydi İsrail’le ya da Körfez ülkeleriyle aynı sürece dahil olabilirdi. Ama Esad her ne kadar pragmatik olarak ‘ülkem için yaparım’ diyorsa da çekilme şartı yerine gelmezse masaya oturmayacaktır diye düşünüyorum” diyor.

Sığınmacıların gitmesi kolay mı?

Seçim öncesi yapılan kamuoyu yoklamalarının toplumun önemli sorunlardan birisi olarak gösterdiği sığınmacılarla ilgili adım atmak da iktidarın öncelikleri arasında yer alıyor.

Semin, Suriye nüfusunun 12 milyonunun başka ülkelerde sığınmacı olarak yaşamasının Şam yönetimi için de aslında bir meşruiyet sorunu olduğunu söyleyerek, sağlanacak bir uzlaşı ile Türkiye’deki sığınmacıların yüzde 25-30’unun gönüllü şekilde dönüşü için iki ülkenin bir formül bulabileceğini ancak bunun seçime kadar tamamlanmasının saha gerçekleri açısından zor olacağını düşünüyor.

Kassargian ise mültecilerin büyük çoğunluğunun Suriye’ye dönmesi ile ilgili asıl zorluğun ekonomik nedenler olduğunu belirterek, “Bu insanlar arasında tabi ki Esad karşıtları da var. Ama her ne kadar siyasi uzlaşı, güvenceler, af kararları falan olsa bile bugünkü Suriye’nin ekonomik şartları mültecilerin dönmesi için uygun şartlar değil. Bence mültecilerin en önemli derdi döndüklerinde nasıl yaşayacakları” tespitinde bulunuyor.

Şam yönetimi ile sadece Türkiye’nin değil Körfez ülkelerinin de normalleşmeye gittiğini hatırlatan Kassargian, Esad muhaliflerinin dönüş için başkentlerden gelecek işaretlerle hareket etmesini beklediğini de ifade ediyor.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Erdoğan Ve Esat Seçimden Önce Görüşecek Mi?

Türkiye ve Suriye arasında geçtiğimiz hafta Moskova’da gerçekleşen savunma bakanı düzeyindeki teması değerlendiren uzmanlar, sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde bahar aylarına kadar Erdoğan-Esat görüşmesinin gerçekleşebileceği; ancak Suriye liderinin Türkiye’deki seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandıracak bir adım atmak istemeyebileceği görüşünü dile getiriyor.

Türkiye ve Suriye arasında geçtiğimiz hafta Moskova’da gerçekleşen savunma bakanı düzeyindeki temasın ardından gözler bu kez iki ülkenin dışişleri bakanlarının yapması olası görüşmede. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bir tarih üzerinde çalışıldığını söyledi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’la seçim öncesi görüşüp görüşmeyeceği sorulduğunda, “Bu Sayın Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar” dedi.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’e konuşan uzmanlar sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde bahar aylarına kadar Erdoğan-Esat görüşmesinin gerçekleşebileceği; ancak Suriye liderinin Türkiye’deki seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandıracak bir adım atmak istemeyebileceği görüşünü dile getiriyor.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Rusya’nın başkenti Moskova’da görüşmüştü.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmede Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topaklarında bulunan tüm terör gruplarına karşı ortak mücadele çabalarının ele alındığı belirtildi.

2011’de başlayan Suriye iç savaşında Esat rejimini devirmeyi amaçlayan muhalifleri destekleyen Türkiye ve Suriye hükümeti arasında ilk gayrı resmi temas iki ülkenin istihbarat yetkilileri arasında olmuştu. Savunma bakanlarının Moskova’daki görüşmesi Ankara’nın Şam’la diyalog çabasını arttırdığını ortaya koydu.

Görüşme, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye karşı yeni bir askeri harekat düzenleyebileceğini gündeme getirdiği bir döneme de rastladı.

ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığı yetkilileri, Suriye Demokratik Güçleri’nin ana omurgasını oluşturan YPG’ye yönelik operasyonun IŞİD’le mücadeleyi sekteye uğratabileceği ve bölgedeki Amerikan güçlerine zarar gelebileceği endişesiyle karşı olduklarını belirtti. Suriye’deki diğer oyuncular Rusya ve İran da böyle bir operasyona sıcak bakmadıklarını ifade etti.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Moskova’daki görüşmeden önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada olası bir askeri operasyon için Suriye hava sahasını kullanmak üzere Moskova ile görüştüklerini kaydetmişti.

Ortak çıkarlar ve YPG faktörü

2011-2014 arasında ABD’nin Suriye Büyükelçisi olan Robert Ford VOA Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, Ankara ve Şam’ın Suriye’nin kuzeyinde YPG/PYD’nin özerkliğini sınırlandırma konusunda ortak bir çıkarı olduğu ve yapılan görüşmelerin YPG konusunda tarafların ortak güvenlik endişelerini yansıttığı görüşünde.

Ortadoğu Enstitüsü (MEI) uzmanlarından Robert Ford, “Özellikle Tel Rıfat ya da Menbiç’te YPG’ye karşı koordine bir çabayı tamamen yok saymıyorum. Ankara bir ihtimal Moskova ve Şam’ın YPG’yi bu bölgeleri çatışmadan bırakmaya ikna etmesini ve Rus güçlerin desteğiyle bölgede yeniden Suriye hükümetinin denetiminin tesis edilmesini umuyor” sözleriyle değerlendirdi.

Emekli büyükelçi Robert Ford, Esat rejimi ve YPG’nin zor ilişkilere sahip olmalarına rağmen, Suriye Cumhurbaşkanı Esat’ın YPG/PYD’nin varlığını “kullanışlı” bulduğu için zaman zaman işbirliği yaptıklarına da dikkat çekiyor.

Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Amerikan İlerleme Merkezi’nden Alan Makovksy de Ankara ve Şam arasındaki diyalog çabalarında YPG kaygısının etkili olduğu görüşüne katılıyor.

Merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşunun Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Makovksy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın YPG’nin sınır bölgesinden çıkarılması için Suriye lideriyle ortak zemin arayışı içinde olduğu kanısında.

Seçim gündemi ve mülteci sorunu

Uzmanlar, Ankara’nın Şam’la ilişkileri normalleştirme çabasında Türkiye’nin seçime gidecek olmasının etkisine de dikkat çekiyor. 4 milyondan fazla Suriyeli mülteciye evsahipliği yapan Türkiye’de Haziran’da yapılması planlanan seçimler öncesinde mülteciler kamuoyunun gözünde önemli ve hassas konulardan.

Bu duruma atıfta bulunan Makovksy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye lideri Esat’la diyalogun Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmeleriyle sonuçlanacağı konusunda seçmeni ikna etmeyi umduğu görüşünü dile getirdi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün basın mensuplarına yaptığı açıklamada iki tarafın dışişleri bakanlarının görüşmesinin planlandığını, Rusya’nın bir tarih önerisinde bulunduğunu; ancak o tarihlerde uygun olmadıkları için başka tarih önerileri üzerinde çalıştıklarını kaydetti.

Çavuşoğlu, olası bir Erdoğan-Esat görüşmesi için, “En nihayetinde bu Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar. Ama Cumhurbaşkanımızın söylediği bir şey vardı: Aşamalı bir diyalog olacak” diyerek, bakanlar görüştükten sonra bunun değerlendirileceğini söyledi.

Reuters haber ajansı Aralık ayı başında konuyla ilgili bir haberinde Suriye’nin Türkiye ile lider düzeyinde bir zirveye karşı olduğunu aktarmıştı. Haberde Şam’ın böyle bir toplantının Türkiye’de seçim öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandırabileceğini düşündüğü bildirilmişti.

Koşullar lider düzeyinde görüşmeye uygun mu?

Bazı uzmanlar da iki liderin biraraya gelebilmesi için siyasi düzeyde bir ilerleme olması gerektiği görüşünde. Bu kapsamda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Miktad’la bu ayın ikinci yarısında sonra yapmayı planladığı görüşme önemli.

ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford, “Erdoğan’ın seçimlerden önce konumu çok zora düşerse ve mülteci sorununa çözüm için köklü bir adım atmaya ihtiyaç duyarsa ya da Esat ülkelerine dönen mültecilerin güvenliği konusunda güvence vermek gibi önemli bir taviz vermeye hazır olursa böyle bir görüşme beklerim. Esat’ın da Erdoğan’a siyasi bir avantaj sunacak adım atması da pek olası değil” dedi.

Türkiye ve Suriye arasındaki diyalog süreci manşetlerde ve kamuoyundaki tartışmalarda öne çıkmayı sürdürüyor.

“Bahara kadar Erdoğan ve Esat birlikte fotoğraf verebilir”

İç siyaset dengeleri bağlamında görüşmeleri değerlendiren Alan Makovksy, önümüzdeki bahara kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Esat’ın birlikte fotoğraf vermesini beklediğini; diplomatik ivmenin buna işaret ettiğini söylüyor.

Anket şirketi Metropoll’ün Aralık ayındaki son araştırmasına dikkat çeken uzman, anket verilerinin Türkiye’de kamuoyunda hükümetin Suriye politikasında köklü bir değişiklik istediğini gösterdiği kanısında.

Makovsky, “Araştırmaya göre Türkler’in yüzde 59’u Esat’la görüşülmesine destek veriyor, yüzde 29’u desteklemiyor. Erdoğan (Esat’la) fotoğraf vermekten siyasi bir fayda sağlayabilir ancak Esat’ın muhtemelen Erdoğan’ın yeniden seçilmesine yardım etmek gibi bir niyeti de yoktur” diyor.

Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’nin Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’den bu yana Esat’la diyaloga geçilmesi ve çatışmaya müdahil olunmaması çağrısı yaptığını anımsatan Makovsky, “Rusya’nın ise Erdoğan’ın yeniden seçilmesini istediği neredeyse kesin ve Esat’ı Türkiye Cumhurbaşkanı’yla görüşmeye ikna edebilecek konumda” ifadelerini kullandı.

ABD’den eleştiri ve Rusya endişesi

Ankara-Şam arasındaki görüşmelere ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü, “ülkelerin Beşar El Esat gibi zalim bir diktatöre eski gücünü kazandırmak için ilişkilerini üst seviyeye taşımalarını desteklemediklerini” belirtmiş; Esat rejiminin “Suriye halkına uyguladığı zulmün dikkatle değerlendirilmesi” çağrısında bulunmuştu.

ABD’nin konuyla ilgili duruşunu değerlendiren uzmanlar, Washington’un Suriye’deki rejimin meşruiyet kazandığını ve güçlendiğini görmek istemediğine; çünkü böyle bir durumun Rusya için diplomatik ve jeopolitik bir başarı olarak algılanacağına dikkat çekiyor.

Uzmanlar ABD’nin Şam ve Ankara arasında YPG’yi IŞİD’le mücadele odağından çıkarabilecek ya da mücadeleyi zayıflatabilecek bir anlaşmaya sıcak bakmadığı görüşünü de dile getiriyor.

Rusya’nın Esat rejimiyle diyalog karşılığında Türkiye’ye Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon için yeşil ışık yakabileceği görüşü dile getirilmişti. Alan Makovksy bu görüşe katılmadığını, Rusya’nın bu konudaki tavrının net olduğunu ifade etti. Alan Makovksy bu konuda Ankara’nın Washington’dan almayı talep ettiği F-16 savaş uçaklarına ilişkin sürecin de etkili olabileceği kanısında.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün 18 Ocak’ta başkent Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la görüşeceğini açıkladı ve Ankara’nın F-16 talebi dahil ikili konuların görüşüleceğini belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada görüşmenin yapılacağını doğruladı; ancak planlanan görüşmeye ilişkin başka bir ayrıntı vermedi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Şam’la diyalog konusunda Washington’un tutumuyla ilgili olarak, “ABD’nin normalleşmeye karşı olduğunu anlıyoruz. Ancak yıllardır izlenen politikaların bir neticeye varmadığını ABD’nin de görmesi lazım” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuyla ilgili önceki açıklamasındaki ifadeleri yineleyerek bu konudaki politikalarının değişmediğini kaydetti.

Paylaşın