NATO Üyelik Süreci: İsveç Başbakanı’nın Açıklaması Ne Anlama Geliyor?

İsveç’in NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin kendilerinden veremeyecekleri şeyleri istediğini söyleyen İsveç Başbakanı Kristersson’un açıklamalarını değerlendiren Dr. Paul Levin, “Bunun tartışmalı bir gözlem olduğunu söylemek zor” dedi ve ekledi:

“Bu, pek de tartışmalı bir gözlem değil; ben bundan çok şey çıkarmazdım. Ama Başbakan, hükümetin Türkiye’nin taleplerini nasıl kolayca kabul ettiğine yönelik İsveç toplumunda büyüyen memnuniyetsizliğe yanıt veriyor olabilir.”

Levin, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, İsveçlilerin yüzde 79’u bu durum NATO üyeliğimizi geciktirecek olsa da İsveç’te hukukun üstünlüğünü savunmamızı istiyor. Yüzde 10, bu, Türkiye’nin taleplerini karşılamak için hukukun üstünlüğünden taviz vermemiz anlamına gelecek olsa bile NATO’ya mümkün olan en kısa zamanda girmemiz gerektiğini düşünüyor.

“Dolayısıyla ben de üsluptaki bu küçük değişimi politikadaki bir değişim olarak değil, ülkedeki kamuoyu görüşüne yanıt olarak okuyorum. Hükümet, muhtemelen Haziran ayında imzalanan Üçlü Muhtırayı uygulamaya devam edecek. Sadece Türkiye’nin bazı taleplerinin bunun (memorandum) ötesine geçtiğini söylüyorlar.”

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmek için bulunduğu talepler hakkında açıklama yaptı.

Kristersson, dün (8 Ocak) bir düşünce kuruluşunun düzenlediği konferansın ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin, İsveç’in NATO üyeliği konusunda kendilerinden veremeyecekleri şeyleri istediğini söyledi.

İsveç’in NATO üyeliğinin Türkiye’nin elinde olduğuna işaret eden Kristersson, “Türkiye, Üçlü Muhtıra çerçevesinde yaptığımız şeyleri teyit ediyor fakat kendilerine veremeyeceğimiz ve vermek istemediğiniz şeyleri istiyor. Türkiye’nin taleplerinin hepsini karşılayamayız” dedi.

Kristersson, Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya katılımını ne zaman parlamentoda oylayacağını ise bilmediğini ifade etti.

“Halk, hukukun üstünlüğünün savunulmasını istiyor”

Kristersson’un açıklamasını sosyal medya hesabından yaptığı bir açıklamayla değerlendiren Stockholm Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Enstitüsü Direktörü Dr. Paul Levin, “bunun tartışmalı bir gözlem olduğunu söylemek zor” diyerek özetle şu değerlendirmeyi paylaştı:

“Bu, pek de tartışmalı bir gözlem değil; ben bundan çok şey çıkarmazdım. Ama Başbakan, hükümetin Türkiye’nin taleplerini nasıl kolayca kabul ettiğine yönelik İsveç toplumunda büyüyen memnuniyetsizliğe yanıt veriyor olabilir.

“Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, İsveçlilerin yüzde 79’u bu durum NATO üyeliğimizi geciktirecek olsa da İsveç’te hukukun üstünlüğünü savunmamızı istiyor. Yüzde 10, bu, Türkiye’nin taleplerini karşılamak için hukukun üstünlüğünden taviz vermemiz anlamına gelecek olsa bile NATO’ya mümkün olan en kısa zamanda girmemiz gerektiğini düşünüyor.

“Dolayısıyla ben de üsluptaki bu küçük değişimi politikadaki bir değişim olarak değil, ülkedeki kamuoyu görüşüne yanıt olarak okuyorum.

“Hükümet, muhtemelen Haziran ayında imzalanan Üçlü Muhtırayı uygulamaya devam edecek. Sadece Türkiye’nin bazı taleplerinin bunun (memorandum) ötesine geçtiğini söylüyorlar.”

Başkent Stockholm’deki İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden (UI) Uzman Araştırmacı ve bağımsız analist Bitte Hammargren de sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, “Hükümetten nihayet Türkiye’nin İsveç’e yönelik şantaj taleplerine ilişkin yeni bir üslup” dedi.

Stoltenberg: İsveç ve Finlandiya muhtıraya uyuyor

Öte yandan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile aynı gün yaptığı açıklamada İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği hakkında konuştu. Jens Stoltenberg, iki ülkenin Türkiye ile imzaladıkları üçlü muhtıraya uyduğunu söyledi.

İsveç’te düzenlenen Folk och Försvar Güvenlik Konferansı’nda konuşan NATO Genel Sekreteri, İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile Haziran 2022’de Madrid’deki NATO zirvesinde “terörle mücadeleyi arttırma ve işbirliğini güçlendirme amacıyla” üçlü muhtıra imzaladığını hatırlattı.

Stoltenberg, bu sayede NATO’nun iki ülkeyi üyeliğe davet kararı aldığını belirterek “Anlaşmaya uyulduğunu görmekten mutluyum” dedi.

İki ülkenin üyelik katılım protokolünün şu ana kadar 30 NATO müttefikinin 28’i tarafından onaylandığını anımsatan Stoltenberg, İsveç ve Finlandiya’nın yakında ittifaka katılacağına inandığını söyledi.

Stoltenberg, NATO’ya başvuru yapmalarından sonra iki ülkeye bazı NATO müttefiklerinin güvenlik garantileri verdiğini, NATO’nun bölgede varlığını artırdığını, İsveç ve Finlandiya’nın artık NATO toplantılarına ve entegre askeri işbirliğine dahil olduğunu kaydetti.

Stoltenberg, “İsveç ve Finlandiya’nın güvenliğinin tehdit edilmesi halinde NATO’nun harekete geçmemesi düşünülemez” dedi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İsveç Başbakanı Kristersson: Türkiye’nin Tüm Taleplerini Karşılayamayız

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de katıldığı bir güvenlik konferansında açıklama yapan İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, aylardır İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini engelleyen Türkiye’nin, ülkesinin kabul edemeyeceği taleplerde bulunduğunu söyledi.

İsveç Başbakanı Kristersson, “Türkiye bizim yapabileceğimiz şeyleri yaptığımızı teyit etti ama aynı zamanda, yapamayacağımız, yapmak istemediğimiz şeyleri de istediklerini söylüyorlar” dedi.

İsveç Başbakanı “Türkiye’nin bir karar vereceğine ikna olduk ama ne zaman olacağını bilmiyoruz” derken, bunun hem Türkiye’nin iç politikasına hem de “İsveç’in ciddiyetini gösterme kapasitesine bağlı olduğunu” belirtti.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto ise gazetecilere yaptığı açıklamada, ülkesinin komşusuyla aynı anda NATO’ya katılacağını belirtti.

Haavisto “Finlandiya, İsveç yeşil ışık alana dek bekleyemeyecek kadar NATO’ya katılmakta acele etmiyor” dedi.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı geçen Şubat ayında işgal etmesinin ardından, on yıllardır süren askeri tarafsızlık politikasından vazgeçmiş ve 18 Mayıs’ta NATO’ya üyelik başvurusu yapmıştı.

Bu iki ülkenin katılım protokolleri, 30 Haziran’da toplanan NATO liderler zirvesinden sonra 5 Temmuz’da Brüksel’de imzalanmış ve katılım süreci resmen başlamıştı.

1 Ekim itibarıyla 30 NATO üyesinden 28’i İsveç ve Finlandiya’nın katılımını meclislerinde onayladılar. Sürecin tamamlanması için Türkiye ve Macaristan’ın da meclis onayını tamamlaması gerekiyor.

Türkiye’nin pozisyonu ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 Mayıs’ta yaptığı açıklamadan bu yana pek değişmedi.

Erdoğan, o açıklamasında, İsveç ve Finlandiya’nın başta “PKK olmak üzere terör örgütlerine ev sahipliği yaptığını” söylemiş ve bu konuda adım atmamaları durumunda Türkiye’nin bu ülkelerin ittifaka katılımına olumlu bakmayacağını söylemişti.

Bülent Keneş’in iadesi

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de girişimleriyle Türkiye, İsveç ve Finlandiya, 29 Haziran’da Madrid’de üçlü bir protokol imzalamış ve ancak bu adımla iki ülkenin ittifaka davet edilmelerinin önü açılmıştı.

Üçlü protokole göre İsveç ve Finlandiya, “Türkiye karşıtı terör hareketlerine izin vermeyecekleri, terör gruplarının topraklarında faaliyet göstermeyecekleri sözünü vermiş, genel olarak terörizmle mücadelede” Ankara ile daha sıkı işbirliği yapacaklarını bildirmişlerdi.

Aynı zamanda “terör zanlılarının Türkiye’ye iadesi ve silah satışında kısıtlamaları kaldıracaklarını” da kaydetmişlerdi.

İsveç Yüksek Mahkemesi, Aralık ayında Türkiye’nin, Today’s Zaman gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Bülent Keneş ile ilgili iade talebini reddetmişti.

Keneş’in iadesi, Türkiye’nin, İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanması için açıkladığı şartlar arasındaydı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsveç Yüksek Mahkemesi’nin Türkiye’nin iade talebini reddetmesinin “çok olumsuz bir gelişme” olduğunu söyledi. Çavuşoğlu, “Biz İsveç ve Finlandiya’dan güzel sözler değil somut eylemler görmek istiyoruz” demişti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Finlandiya Ve İsveç’in NATO’ya Üyelik Süreci Ne Kadar Daha Uzayabilir?

İsveç ve Finlandiya, NATO üyesi 30 ülkenin de onayını gerektiren katılım icin Macaristan ve Türkiye’den henüz onay almadı. Macaristan ve Turkiye’nin onay vermesi sonrası NATO Genel Sekreti Jens Stollenberg yeni üyeleri Kuzey Atlantik Antlaşması’na katılmaya davet edecek.

Bu aşamanın tamamlanması sonrası NATO’ya üye ülke sayısı 32’ye yükselecek.

İsveç ile Finlandiya’nın Ukrayna işgali sonrası NATO’ya mayıs ayında yaptığı üyelik başvurusunun Kuzey Atlantik Paktı’na “en hızlı katılım” olması bekleniyordu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, her iki İskandinav ülkesinin katılımının hızlı bir şekilde olacağını öngörmüştü. Ancak aradan geçen yaklaşık 10 ayda her iki ülkenin üyelik süreciyle ilgili belirsizlik sürüyor.

Madrid’de haziran ayındaki NATO toplantısında aday ülkeler ve Ankara arasında gerçekleşen üçlü görüşmeler sonrası Türkiye vetosunu çekmişti.

Ancak 19 Aralık’ta İsveç yargı makamlarının gazeteci Bülent Keneş’in iadesine izin vermemesi müzakerelerdeki ivmeyi yavaşlattı.

Kararın ardından, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 22 Aralık’ta İsveçli mevkidaşı Tobias Billstorm’e “Henüz daha istediğimiz adımlar atılmadı. Somut adımlar görmek istiyoruz” diyerek bu ülkelerin üyeliklerini yakın zamanda kabul etmeyeceklerinin sinyalini verdi.

Süreç daha ne kadar uzayabilir?

Türkiye, İsveç ve Finladiya’da PKK’lı ve Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğu belirtilen bazı kişilerin iadesini talep ediyor

Terörle daha etkin mücadele için için 1 Ocak’ta yeni bir kanun yürürlüğe koyan İsveç hükümeti “NATO üyeliği için üzerine düşeni yaptıklarını” belirtiyor.

Stockholm Üniversitesi’nde Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin, “Bu adımlar atılmasaydı, Ankara’nın bu konuda ilerlemesi pek mümkün değildi” dedi.

“İsveç Anayasa Mahkemesi iade konusundaki görüşünü değiştireceğini sanmıyorum” diyen Paul Levin, Anayasa Mahkemesi’nin özellikle son yirmi yıldır kendi ülkelerinde ‘işkence ile karşı karşıya kalabilecek’ kişiler için yapılan iade taleplerini reddettiğini belirtiyor.

“Bu veto Türkiye’nin ABD’ye baskısı”

Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Türkiye Analisti Toni Alaranta bu görüşe katılıyor. Alaranta, “Bu sadece İsveç ve Finlandiya ile alakalı bir mesele değil, bu Türk hükümetinin ABD’ye YPG’ye verdiği silahlar konusunda yaptığı baskı” diyor ve ekliyor:

“Finlandiya’da çoğu insan Türkiye ile ABD arasındaki meseleleri çözemeyeceğimizi düşünüyor”

“Türkiye’nin ne kadar sorun yaratabileceğinin bir sınırı var”

Levin’e göre, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımı Avrupa’nın kuzeyinde ortak bir entegrasyon yaratacağı için tüm NATO üyeleri için önem taşıyor.

Levin, “Türkiye’nin veto durumu uzarsa, kendisini yalnızlaşmış bir halde bulabilir ve NATO üyeleri uzun vadede başka çözümler aramaya başlayabilir” dedi.

NATO’da bir ülkeyi üyelikten çıkarma gibi bir prosedürün olmadığını belirten Levin, “Ancak Türkiye’nin ittifak için ne kadar sorun yaratabileceğinin de bir sınırı olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

İsveçli uzman, “Erdoğan’ın zafer ilan etmektense ertelemeye devam etmenin daha pahalıya mal olacağını anladığı noktaya yaklaştığımıza inanıyorum” diyerek Ankara’nın iki ülkenin üyeliğini daha fazla uzatmadan kabul edebileceği görüşünü dile getirdi.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik sürecinin bu kadar uzamasının Türkiye’deki seçimlerle de bağlantısı olduğunu düşündüğünü belirten Levin, “NATO süreçi seçimler için kullanılırsa, zamanlamasını tahmin etmek gerçekten zorlaşır cünkü bu durum kendi dinamiklerini yaratabilir ve çok uzun sürebilir” görüşünü dile getirdi.

NATO üyeliğinin zamanlaması konusunda spekülasyondan uzak durduğunu belirten Alaranta ise “Çünkü bunun iç politikada bir tür koz olarak kullanılmaya çalışıldığına dair yaygın bir görüş de var” dedi.

(Kaaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Esad Karşıtı Silahlı İslamcı Gruplar Tepkili

Türkiye ve Suriye arasında 2022’in son haftasında Moskova’da gerçekleşen savunma bakanları düzeyindeki görüşme, Suriye’nin kuzeyinde etkili silahlı İslamcı gruplardan HTŞ’den sonra Türkiye ile iyi ilişkileri bulunan Ahrar’uş Şam da normalleşme çabalarına tepki gösterdi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre Ahrar’uş Şam’dan yapılan açıklamada, “Beşar Esad ile hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmayacağız” denildi. Heyet Tahrir el Şam da (HTŞ), liderleri Muhammed el Cevlani’nin konuşmasının yer aldığı, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlıklı yeni bir video yayımladı.

Ahrar’uş Şam’ın açıklamasında neler var?

Ahrar’uş Şam’ın açıklaması, 3 Ocak’ta Telegram üzerinden paylaşıldı. Örgütün açıklamasında, “Suriye’nin haklı devrimi” övüldü ancak “birleşik bir liderlik oluşturulmasında yaşanan başarısızlığın muhalefetin çabalarını engellediği” belirtildi.

Örgüt, “devrimin müttefiki” olarak tanımladığı Türkiye’nin, Şam’a yönelik tutumunu değiştirmesine neden olan koşulları anladığını belirtmekle birlikte, “Muhalefet halkımızın kutsal davasından vazgeçemez” ifadesini kullandı.

“Dava” ile Esad yönetiminin devrilmesinden bahsediliyor.

“Örgütün bu hedefe ulaşıncaya kadar uzlaşmayı düşünmeyeceği” aktarıldı.

Ahrar’uş Şam, açıklamanın sonunda ise “Suriye muhalefeti ile Türkiye’nin çıkarlarının çatışmasının önüne geçecek bir yolun bulunabileceğini ümit ettiğini” belirtti.

HTŞ eleştirilerine devam ediyor

Geçen hafta Türkiye ile Suriye görüşmelerini eleştiren HTŞ de eleştirilerine yeni bir video yayımlayarak devam etti.

HTŞ’nin medya organı Amjad tarafından yine 3 Ocak tarihinde paylaşılan video, “Hiçbir zaman uzlaşmayacağız” başlığıyla yayımlandı.

Örgüt lideri Muhammed el Cevlani videoda, Esad yönetimi ile uzlaşma içine girmeyeceklerini belirtti ve “suçlu rejim devrilinceye kadar mücadeleye devam edeceklerini” ifade etti.

El Cevlani, “Suriye, Türkiye ve Rusya arasındaki üçlü görüşmelerin devrim için yeni bir meydan okuma teşkil ettiğini” söyledi.

“Suriye halkına moralini bozmama” çağrısı yapan el Cevlani, “HTŞ’nin mücadelesini gece gündüz sürdüreceğinin sözünü verdiğini” söyledi ve herkesi grupla yan yana durmaya çağırdı.

Geçmişte El Kaide’ye bağlı olan Nusra Cephesi militanlarının kurduğu HTŞ, İdlib’deki en güçlü askeri grup.

Nusra Cephesi, Temmuz 2016’da El Kaide ile ilişkilerini sonlandırdığını açıklamış ve adını Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştirmişti.

Ocak 2017’de ise Şam’ın Fethi Cephesi liderliğinde bir araya gelen Ensar el-Din Cephesi, Ceyş el-Sunna, Liva el-Hak ve Nurettin Zengi Hareketi, yeni bir çatı örgüt olarak HTŞ’yi ilan etmişti.

Ahrar’uş Şam ve HTŞ 2017’de birbiriyle savaşmış olsalar da müttefik konumundalar.

İkisi de HTŞ’nin liderliğindeki “El Fatah El Mubin operasyon odasında” birlikte hareket ediyor.

Türkiye merkezli muhalefet ‘endişeli değil’

Bu arada hafta içinde Türkiye’deki Suriyeli muhalif grupların temsilcileri Ankara’da yetkililerle görüştü.

Suriye Geçici Hükümeti oluşumu başkanı Abdurrahman Mustafa, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Salim Al Muslat’tan oluşan heyet, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da aralarında bulunduğu yetkililerle bir araya geldi.

Temaslarla ilgili Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Suriye bağlamındaki son gelişmeler ele alındı ve 2254 sayılı BMGK Kararı uyarınca Suriye muhalefeti ile halkına desteğimiz yinelendi” ifadelerine yer verildi.

Görüşmeler sonrası konuşan Abdurrahman Mustafa, Türkiye ile Suriye arasında başlayan yeni süreçle ilgili kendilerini endişelendiren bir durum olmadığını gördüklerini söyledi.

Mustafa, “Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenliği vardır, kararlarını kendi belirler ama biz şuna inanıyoruz ki sayın bakanla (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) görüşmemizde de bu vurgulandı; asla bu (süreç), Suriye halkının ve Suriye muhalefetinin çıkarlarının aleyhinde olmayacaktır. Kendisi tam tersine, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 2254 No’lu kararına bağlı olduğunu ve bunun için çaba harcadıklarını ifade etti” dedi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2015 yılında kabul edilen 2254 sayılı karar, Suriye’de ateşkesin sağlanmasını ve ülkedeki sorunlara siyasi çözüm getirilmesini içeriyor.

Türkiye ile Suriye arasındaki süreçte neler yaşandı?

2022 yılı içinde Ankara, Suriye ile istihbarat servisleri düzeyinde görüşmeler yapıldığını açıklamıştı.

Kasım ayında da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Esad’la görüşme ihtimaline dair olumlu açıklamalar yapmuş ve “Siyasette küslük dargınlık olmaz” demişti.

Yılın son günlerinde ise iki ülke arasında yıllar sonra ilk siyasi temas gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e önerdiği Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmanın ilk toplantısında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Suriye istihbarat yetkileri 29 Aralık’ta bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu de önümüzdeki haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirecekleri üçlü görüşme için temasların sürdüğünü açıkladı.

5 Ocak’ta ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu sabah Sayın Putin ile görüşmem oldu. Türkiye-Rusya-Suriye olarak bir süreç başlattık. Ardından dışişleri bakanlarımızı bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgede suhuleti sağlamak, barışı egemen kılmak” ifadelerini kullandı.

Hafta içinde Reuters haber ajansına konuşan ve ismini vermeyen üst düzey bir Türk bir yetkili ise bakanların ilk toplantısından hızlıca bir sonuç çıkmasını beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi.

Paylaşın

Türkiye İle Suriye Zorlu Bir Dönemin Eşiğinde: Yeni Süreç Nasıl İlerleyecek?

İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, Türkiye – Suriye arasındaki normalleşme sürecinin üç ayaklı olduğuna ve birinci ayağı olan istihbarat-güvenlik boyutlu görüşmelerin bir süredir yapıldığını söyleyerek, ikinci ayağı ise diplomasinin oluşturacağını söylüyor.

Diplomatik ilişki hemen kurulmasa da belki ilk başta özel temsilciler vasıtasıyla yol alınabileceğini ifade eden Semin, son ayakta ise liderlerin bir araya gelmesinin söz konusu olabileceğini belirtiyor. İstihbarat ve güvenlikle ilgili görüşmelerden bir sonuç alınması nedeniyle bir sonraki aşamaya geçilmeye karar verildiğini öngören Semin, şöyle konuşuyor:

“11 yıl sonra Türkiye ile Suriye ilişkilerine baktığımızda; ortak bir güvenlik tehdidinin oluştuğunu daha önce Türkiye tek taraflı hissediyordu. Ama şimdi bence artık Suriye’deki iktidar da bunu fark ediyor ve tehdit algısı açısından ortak bir görüşe yaklaştıkları söylenebilir.”

Türkiye ile Suriye arasında 11 yıl aradan ve bu süre içinde karşılıklı yapılan çok sert açıklamaların ardından yeni bir normalleşme süreci başlarken, barışı sağlamanın beklenti ve şartları bulunan iki başkent için çok kolay olmayacağı ve bu nedenle temkinli adımlarla ilerleneceği belirtiliyor.

2022 yılının son aylarında Türkiye Suriye’ye yönelik yeni askeri bir operasyon için Rusya ve İran’dan yeşil ışık bekler ancak bunu alamazken, yılın son günlerinde ise Şam yönetimi ile 11 yıllık düşmanlığa son vermek için önemli bir adım attı.

Bu kapsamda 2011’den bu yana ilk üst düzey siyasi temas aralık ayının sonunda Rusya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirildi ve Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmasının ilk toplantısı savunma bakanları arasında gerçekleştirildi. Daha önce istihbarat kurumları arasında ilk tohumları atılan sürece dair yeni yılın ilk günlerinde de önemli mesajlar geldi.

Erdoğan’ın dün Putin’le görüşmesinde PKK ve YPG’nin Türkiye’nin sınır bölgelerinden, özellikle de Tel Rifat ve Münbiç’ten temizlenmesi için “artık somut adım atılması gerektiğini” vurguladığı, “Suriye konusunda somut netice almak için rejimin yapıcı olması ve siyasi süreçte birtakım adımları hayata geçirmesinin gerekli olduğunu ifade ettiği” açıklandı.

Putin ile görüşmesinin ardından Erdoğan partisinin il başkanları toplantısında da konuya değinerek, Rusya-Türkiye-Suriye olarak bir sürecin başlatıldığını belirtti ve “Ardından inşallah dışişleri bakanlarımızı yine üçlü olarak bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgedeki sükuneti, suhuleti sağlamak, bölgede barışı egemen kılmak” diye konuştu.

Ankara sürece nasıl bakıyor?

Pek çok uzmanın işaret ettiği gibi Ankara ile Şam arasındaki sorunlar uzun yıllar içinde çok çetrefilli bir hale gelmiş durumda ve sadece iki ülkenin değil bölge ülkelerinin yanı sıra büyük güçlerin de çıkarlarını doğrudan etkiler halde.

Peki Ankara sürece nasıl bakıyor?

DW Türkçe’nin Gülsen Solaker ve Kıvanç El’in konuyla ilgili yetkililerden edindiği bilgiye göre; Ankara Şam ile başlayan süreçte “terörle mücadele ve mültecilerin geri dönüşü” başlıklarını öncelikli olarak ele alıyor. Türkiye’nin PKK ve YPG konusunda uzun süredir devam eden sıkıntılarının Şam yönetiminin de istemesi durumunda ortak bir şekilde çözümlenmesi umuluyor.

Ancak kısa vadede bir sonuç beklemenin gerçekçi olmadığı da vurgulanan unsurlardan birisi. Şu anda sadece bir sürecin başında olunduğunu ifade eden Ankara’daki yetkililer, liderlerin en son noktada görüşeceğini ve bunun da yüz yüze mi yoksa telefonla mı olacağının ya da nerede olacağının şu an için belli olmadığını belirtiyor.

Mısır ile başlayan normalleşme süreci kapsamında Erdoğan, daha önce çok sert bir şekilde eleştirdiği Mısır Devlet Başkanı Sisi ile Katar’daki 2022 FIFA Dünya Kupası’nın açılışında el sıkışmıştı. Erdoğan ile Esad’ın ilk el sıkışması için de benzer bir durumun oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Bu arada Türkiye’nin son dönemde ilişkilerini düzelttiği Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan’ın da dün Şam’da Esad ile bir araya gelmesi dikkat çekti.

Bu aşamada iki başkentin de geri adım atmadığı konuların bulunduğunu söyleyen kaynaklar, bu konularda tarafların görüşlerinin birbiri ile uyumlaştırılmasının bir süreç olduğunu ve her diplomatik müzakerede olduğu gibi bunun zaman alabileceğini ifade ediyor.

Semin: Süreç üç ayaklı

İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin üç ayaklı olduğuna ve birinci ayağı olan istihbarat-güvenlik boyutlu görüşmelerin bir süredir yapıldığını söyleyerek, ikinci ayağı ise diplomasinin oluşturacağını söylüyor.

Diplomatik ilişki hemen kurulmasa da belki ilk başta özel temsilciler vasıtasıyla yol alınabileceğini ifade eden Semin, son ayakta ise liderlerin bir araya gelmesinin söz konusu olabileceğini belirtiyor. İstihbarat ve güvenlikle ilgili görüşmelerden bir sonuç alınması nedeniyle bir sonraki aşamaya geçilmeye karar verildiğini öngören Semin, şöyle konuşuyor:

“11 yıl sonra Türkiye ile Suriye ilişkilerine baktığımızda; ortak bir güvenlik tehdidinin oluştuğunu daha önce Türkiye tek taraflı hissediyordu. Ama şimdi bence artık Suriye’deki iktidar da bunu fark ediyor ve tehdit algısı açısından ortak bir görüşe yaklaştıkları söylenebilir.”

PKK ve YPG ile mücadele kapsamında ortak bir operasyon olmasa bile Türkiye’nin sınır ötesi harekatına Suriye’nin de onayının olması gibi bir yöntemin devreye girebileceğini belirten Semin, Suriyeli muhalifler konusunda ise bir çeşit yumuşak geçiş düşünülebileceğini ifade ediyor.

Semin’e göre başlatılan süreçte sorunların çözümü “masada daha kolay, sahada ise daha zor bir şekilde” olabilir. “Suriye, artık sadece Suriye’den ibaret değil” diyen Semin, Suriye savaşının büyük güçlerin devrede olduğu bir vesayet savaşına dönüştüğüne ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının oldukça zorlaştığına dikkat çekiyor.

Bu arada Türkiye ile Suriye arasındaki sürecin Suriye’nin kuzeydoğusunda YPG ile birlikte IŞİD ile mücadele eden ABD’ye ve Türkiye-ABD ilişkilerine etkisi de ayrı bir tartışma konusu. Türkiye ve Suriye arasında 28 Aralık’ta Moskova’da gerçekleşen üçlü toplantıya ilişkin ilk açıklama ABD Dışişleri Sözcüsü Ned Price’dan gelmiş ve Price soru üzerine “Politikamız değişmedi. Esad’ı eski durumuna döndürmek için ilişkilerini iyileştiren veya destek veren ülkeleri desteklemiyoruz” yanıtını vermişti.

Esad ile barış seçime mi ayarlı?

Öte yandan Erdoğan’ın uzun süre “katil” olarak nitelendirdiği Suriye lideri ile barışmasının seçim ile bağlantılı olduğunu düşünenler de bulunuyor. Esad’ın Erdoğan’a seçim kazandırmayı istemeyebileceği ve bu nedenle seçim öncesi ortak fotoğraf vermekten kaçınacağına ilişkin haberler de yayımlanmıştı.

Lübnan’da yayın yapan Annahar Gazetesi Türkiye Editörü Sarkis Kassargian, Şam’daki yetkililerle yaptığı görüşmelerden edindiği izlenimi aktararak, Erdoğan’ın aceleci tavrının nedeninin seçimler olduğunun bilindiğini söylüyor ve şöyle konuşuyor:

“Ama onlar ‘bizi ilgilendiren şartlarımızın yerine gelmesi. O şartlar yerine gelir, normalleşme olur ve normalleşme etkisinde Erdoğan kazanır ya da kaybederse o Türkiye’nin iç meselesi’ diyorlar. Yani onları ilgilendiren isteklerinin yerine getirilip getirilmeyeceği.”

Sürece dair sadece Ankara’nın değil Şam’ın da belli beklentileri ve şartları mevcut. Bunların başında Türkiye’nin askerlerini Suriye’den çekmesi ve Şam yönetime karşı savaşan silahlı gruplara olan desteğini tamamen kesmesi bulunuyor.

Geçtiğimiz günlerde Şam yönetimine yakın El Vatan gazetesinde yayımlanan bir haberde ise Ankara ve Şam’ın 4 ana konuda uzlaştığı iddia edilerek, bu konu başlıkları “Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi, M-4 karayolunun açılması ile PKK’nın iki başkent tarafından da tehdit unsuru olarak kabul edilmesi” olarak sıralanmıştı.

Suriye siyasetini yakından takip eden gazeteci Kassargian “Esad şartları yerine gelmezse Erdoğan ile görüşmeyecektir. Bana göre bu kesin. Çünkü artık bu bir ilkesel sorun olur. Esad bunu kabul etseydi İsrail’le ya da Körfez ülkeleriyle aynı sürece dahil olabilirdi. Ama Esad her ne kadar pragmatik olarak ‘ülkem için yaparım’ diyorsa da çekilme şartı yerine gelmezse masaya oturmayacaktır diye düşünüyorum” diyor.

Sığınmacıların gitmesi kolay mı?

Seçim öncesi yapılan kamuoyu yoklamalarının toplumun önemli sorunlardan birisi olarak gösterdiği sığınmacılarla ilgili adım atmak da iktidarın öncelikleri arasında yer alıyor.

Semin, Suriye nüfusunun 12 milyonunun başka ülkelerde sığınmacı olarak yaşamasının Şam yönetimi için de aslında bir meşruiyet sorunu olduğunu söyleyerek, sağlanacak bir uzlaşı ile Türkiye’deki sığınmacıların yüzde 25-30’unun gönüllü şekilde dönüşü için iki ülkenin bir formül bulabileceğini ancak bunun seçime kadar tamamlanmasının saha gerçekleri açısından zor olacağını düşünüyor.

Kassargian ise mültecilerin büyük çoğunluğunun Suriye’ye dönmesi ile ilgili asıl zorluğun ekonomik nedenler olduğunu belirterek, “Bu insanlar arasında tabi ki Esad karşıtları da var. Ama her ne kadar siyasi uzlaşı, güvenceler, af kararları falan olsa bile bugünkü Suriye’nin ekonomik şartları mültecilerin dönmesi için uygun şartlar değil. Bence mültecilerin en önemli derdi döndüklerinde nasıl yaşayacakları” tespitinde bulunuyor.

Şam yönetimi ile sadece Türkiye’nin değil Körfez ülkelerinin de normalleşmeye gittiğini hatırlatan Kassargian, Esad muhaliflerinin dönüş için başkentlerden gelecek işaretlerle hareket etmesini beklediğini de ifade ediyor.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Erdoğan Ve Esat Seçimden Önce Görüşecek Mi?

Türkiye ve Suriye arasında geçtiğimiz hafta Moskova’da gerçekleşen savunma bakanı düzeyindeki teması değerlendiren uzmanlar, sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde bahar aylarına kadar Erdoğan-Esat görüşmesinin gerçekleşebileceği; ancak Suriye liderinin Türkiye’deki seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandıracak bir adım atmak istemeyebileceği görüşünü dile getiriyor.

Türkiye ve Suriye arasında geçtiğimiz hafta Moskova’da gerçekleşen savunma bakanı düzeyindeki temasın ardından gözler bu kez iki ülkenin dışişleri bakanlarının yapması olası görüşmede. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bir tarih üzerinde çalışıldığını söyledi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’la seçim öncesi görüşüp görüşmeyeceği sorulduğunda, “Bu Sayın Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar” dedi.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’e konuşan uzmanlar sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde bahar aylarına kadar Erdoğan-Esat görüşmesinin gerçekleşebileceği; ancak Suriye liderinin Türkiye’deki seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandıracak bir adım atmak istemeyebileceği görüşünü dile getiriyor.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Rusya’nın başkenti Moskova’da görüşmüştü.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmede Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topaklarında bulunan tüm terör gruplarına karşı ortak mücadele çabalarının ele alındığı belirtildi.

2011’de başlayan Suriye iç savaşında Esat rejimini devirmeyi amaçlayan muhalifleri destekleyen Türkiye ve Suriye hükümeti arasında ilk gayrı resmi temas iki ülkenin istihbarat yetkilileri arasında olmuştu. Savunma bakanlarının Moskova’daki görüşmesi Ankara’nın Şam’la diyalog çabasını arttırdığını ortaya koydu.

Görüşme, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye karşı yeni bir askeri harekat düzenleyebileceğini gündeme getirdiği bir döneme de rastladı.

ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığı yetkilileri, Suriye Demokratik Güçleri’nin ana omurgasını oluşturan YPG’ye yönelik operasyonun IŞİD’le mücadeleyi sekteye uğratabileceği ve bölgedeki Amerikan güçlerine zarar gelebileceği endişesiyle karşı olduklarını belirtti. Suriye’deki diğer oyuncular Rusya ve İran da böyle bir operasyona sıcak bakmadıklarını ifade etti.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Moskova’daki görüşmeden önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada olası bir askeri operasyon için Suriye hava sahasını kullanmak üzere Moskova ile görüştüklerini kaydetmişti.

Ortak çıkarlar ve YPG faktörü

2011-2014 arasında ABD’nin Suriye Büyükelçisi olan Robert Ford VOA Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, Ankara ve Şam’ın Suriye’nin kuzeyinde YPG/PYD’nin özerkliğini sınırlandırma konusunda ortak bir çıkarı olduğu ve yapılan görüşmelerin YPG konusunda tarafların ortak güvenlik endişelerini yansıttığı görüşünde.

Ortadoğu Enstitüsü (MEI) uzmanlarından Robert Ford, “Özellikle Tel Rıfat ya da Menbiç’te YPG’ye karşı koordine bir çabayı tamamen yok saymıyorum. Ankara bir ihtimal Moskova ve Şam’ın YPG’yi bu bölgeleri çatışmadan bırakmaya ikna etmesini ve Rus güçlerin desteğiyle bölgede yeniden Suriye hükümetinin denetiminin tesis edilmesini umuyor” sözleriyle değerlendirdi.

Emekli büyükelçi Robert Ford, Esat rejimi ve YPG’nin zor ilişkilere sahip olmalarına rağmen, Suriye Cumhurbaşkanı Esat’ın YPG/PYD’nin varlığını “kullanışlı” bulduğu için zaman zaman işbirliği yaptıklarına da dikkat çekiyor.

Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Amerikan İlerleme Merkezi’nden Alan Makovksy de Ankara ve Şam arasındaki diyalog çabalarında YPG kaygısının etkili olduğu görüşüne katılıyor.

Merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşunun Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Makovksy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın YPG’nin sınır bölgesinden çıkarılması için Suriye lideriyle ortak zemin arayışı içinde olduğu kanısında.

Seçim gündemi ve mülteci sorunu

Uzmanlar, Ankara’nın Şam’la ilişkileri normalleştirme çabasında Türkiye’nin seçime gidecek olmasının etkisine de dikkat çekiyor. 4 milyondan fazla Suriyeli mülteciye evsahipliği yapan Türkiye’de Haziran’da yapılması planlanan seçimler öncesinde mülteciler kamuoyunun gözünde önemli ve hassas konulardan.

Bu duruma atıfta bulunan Makovksy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye lideri Esat’la diyalogun Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmeleriyle sonuçlanacağı konusunda seçmeni ikna etmeyi umduğu görüşünü dile getirdi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün basın mensuplarına yaptığı açıklamada iki tarafın dışişleri bakanlarının görüşmesinin planlandığını, Rusya’nın bir tarih önerisinde bulunduğunu; ancak o tarihlerde uygun olmadıkları için başka tarih önerileri üzerinde çalıştıklarını kaydetti.

Çavuşoğlu, olası bir Erdoğan-Esat görüşmesi için, “En nihayetinde bu Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar. Ama Cumhurbaşkanımızın söylediği bir şey vardı: Aşamalı bir diyalog olacak” diyerek, bakanlar görüştükten sonra bunun değerlendirileceğini söyledi.

Reuters haber ajansı Aralık ayı başında konuyla ilgili bir haberinde Suriye’nin Türkiye ile lider düzeyinde bir zirveye karşı olduğunu aktarmıştı. Haberde Şam’ın böyle bir toplantının Türkiye’de seçim öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandırabileceğini düşündüğü bildirilmişti.

Koşullar lider düzeyinde görüşmeye uygun mu?

Bazı uzmanlar da iki liderin biraraya gelebilmesi için siyasi düzeyde bir ilerleme olması gerektiği görüşünde. Bu kapsamda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Miktad’la bu ayın ikinci yarısında sonra yapmayı planladığı görüşme önemli.

ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford, “Erdoğan’ın seçimlerden önce konumu çok zora düşerse ve mülteci sorununa çözüm için köklü bir adım atmaya ihtiyaç duyarsa ya da Esat ülkelerine dönen mültecilerin güvenliği konusunda güvence vermek gibi önemli bir taviz vermeye hazır olursa böyle bir görüşme beklerim. Esat’ın da Erdoğan’a siyasi bir avantaj sunacak adım atması da pek olası değil” dedi.

Türkiye ve Suriye arasındaki diyalog süreci manşetlerde ve kamuoyundaki tartışmalarda öne çıkmayı sürdürüyor.

“Bahara kadar Erdoğan ve Esat birlikte fotoğraf verebilir”

İç siyaset dengeleri bağlamında görüşmeleri değerlendiren Alan Makovksy, önümüzdeki bahara kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Esat’ın birlikte fotoğraf vermesini beklediğini; diplomatik ivmenin buna işaret ettiğini söylüyor.

Anket şirketi Metropoll’ün Aralık ayındaki son araştırmasına dikkat çeken uzman, anket verilerinin Türkiye’de kamuoyunda hükümetin Suriye politikasında köklü bir değişiklik istediğini gösterdiği kanısında.

Makovsky, “Araştırmaya göre Türkler’in yüzde 59’u Esat’la görüşülmesine destek veriyor, yüzde 29’u desteklemiyor. Erdoğan (Esat’la) fotoğraf vermekten siyasi bir fayda sağlayabilir ancak Esat’ın muhtemelen Erdoğan’ın yeniden seçilmesine yardım etmek gibi bir niyeti de yoktur” diyor.

Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’nin Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’den bu yana Esat’la diyaloga geçilmesi ve çatışmaya müdahil olunmaması çağrısı yaptığını anımsatan Makovsky, “Rusya’nın ise Erdoğan’ın yeniden seçilmesini istediği neredeyse kesin ve Esat’ı Türkiye Cumhurbaşkanı’yla görüşmeye ikna edebilecek konumda” ifadelerini kullandı.

ABD’den eleştiri ve Rusya endişesi

Ankara-Şam arasındaki görüşmelere ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü, “ülkelerin Beşar El Esat gibi zalim bir diktatöre eski gücünü kazandırmak için ilişkilerini üst seviyeye taşımalarını desteklemediklerini” belirtmiş; Esat rejiminin “Suriye halkına uyguladığı zulmün dikkatle değerlendirilmesi” çağrısında bulunmuştu.

ABD’nin konuyla ilgili duruşunu değerlendiren uzmanlar, Washington’un Suriye’deki rejimin meşruiyet kazandığını ve güçlendiğini görmek istemediğine; çünkü böyle bir durumun Rusya için diplomatik ve jeopolitik bir başarı olarak algılanacağına dikkat çekiyor.

Uzmanlar ABD’nin Şam ve Ankara arasında YPG’yi IŞİD’le mücadele odağından çıkarabilecek ya da mücadeleyi zayıflatabilecek bir anlaşmaya sıcak bakmadığı görüşünü de dile getiriyor.

Rusya’nın Esat rejimiyle diyalog karşılığında Türkiye’ye Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon için yeşil ışık yakabileceği görüşü dile getirilmişti. Alan Makovksy bu görüşe katılmadığını, Rusya’nın bu konudaki tavrının net olduğunu ifade etti. Alan Makovksy bu konuda Ankara’nın Washington’dan almayı talep ettiği F-16 savaş uçaklarına ilişkin sürecin de etkili olabileceği kanısında.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün 18 Ocak’ta başkent Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la görüşeceğini açıkladı ve Ankara’nın F-16 talebi dahil ikili konuların görüşüleceğini belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada görüşmenin yapılacağını doğruladı; ancak planlanan görüşmeye ilişkin başka bir ayrıntı vermedi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Şam’la diyalog konusunda Washington’un tutumuyla ilgili olarak, “ABD’nin normalleşmeye karşı olduğunu anlıyoruz. Ancak yıllardır izlenen politikaların bir neticeye varmadığını ABD’nin de görmesi lazım” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuyla ilgili önceki açıklamasındaki ifadeleri yineleyerek bu konudaki politikalarının değişmediğini kaydetti.

Paylaşın

Türkiye Neden Mutsuz? Uzmanı Açıkladı

Dünya Mutluluk Raporu’nda Türkiye, sıralamada 18 basamak birden düşerek 146 ülke arasında 112. sırada yer buldu. Küresel Mutluluk Konseyi’nde, ekonomistler, halk sağlığı uzmanları, ruh sağlığı uzmanları gibi farklı alanlardaki sosyal çalışmacılar var.

Küresel Mutluluk Raporu da ülkeleri, mutluluk ve iyilik haline etki edebilecek birtakım göstergeler üzerinden, bir takım istatistiksel verilere dayandırarak oluşturulan bir endeks. Bu endeksle ülkeler, iyilik ve mutluluk haline göre bir sıraya diziliyor.

Dünya Mutluluk Raporu, Küresel Mutluluk Konseyi üyesi bağımsız uzmanları tarafından, farklı sivil toplum kuruluşları, araştırma şirketleri, üniversiteler, sponsor kuruluşlar ve Birleşmiş Milletler’in desteğiyle aralıksız olarak son on yıldır yayınlanıyor.

Rapor, kendi alanlarında uzmanlardan kurulu Küresel Mutluluk Konseyi tarafından hazırlanıyor. Konseyde son iki yıldır Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Bölümü’nde görev yapan akademisyen Doç. Dr. Özge Karadağ da yer alıyor.

Özge Karadağ, VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun, Türkiye’nin rapordaki yeri, raporun hazırlanmasındaki metodoloji ve “Türkler’in neden mutsuz olduğu” konusundaki sorularını yanıtladı.

2022 Dünya Mutluluk Raporu’nda ilk üç sırada, İskandinav ülkeleri Finlandiya, Danimarka ve İzlanda yer aldı. Dünyanın en mutsuz ülkesi de son sırada yer alan Afganistan oldu. Türkiye, 2019 yılı raporunda 79’uncu sıradayken, 2020 raporunda 14 sıra gerileyerek 93’üncü, 2021 yılında ise 104. sırada yer aldı. 2022 yılı raporunda ise Türkiye, sıralamada 18 basamak birden düşerek 146 ülke arasında 112. sırada yer buldu.

Karadağ, raporun hazırlanma süreci ve metodolojisiyle ilgili şunları aktardı: “Küresel Mutluluk Konseyi’nde, ekonomistler, halk sağlığı uzmanları, ruh sağlığı uzmanları gibi farklı alanlardaki sosyal çalışmacılar var. Küresel Mutluluk Raporu da ülkeleri, mutluluk ve iyilik haline etki edebilecek birtakım göstergeler üzerinden, bir takım istatistiksel verilere dayandırarak oluşturulan bir endeks. Bu endeksle ülkeler, iyilik ve mutluluk haline göre bir sıraya diziliyor.”

“Türkiye seneler içinde giderek geri sıralara düştü”

Karadağ, “Türkiye’nin bu raporda yerine baktığımızda seneler içinde giderek raporda daha geri sıralara düştüğünü görüyoruz. Tabi bunun pek çok sebebi olabilir. Rapor, ülkeleri o yıl için var olan istatistikler ve veriler üzerinden değerlendiriyor. Bazen ülkelerde veriler eksik veya güncel olmayabiliyor. Gördüğümüz bir eğilim var ki Türkiye’nin belli yıllar içinde sıralamasının gerilemesi. Tabi bunun neden olduğuna yönelik düşünülmesi gerekiyor. Raporun içine giren bu göstergeler neler? Burada insanların ekonomik refahları önemli.

Kendilerini ne kadar güvende hissettikleri önemli. Komşularına, yaşadıkları mahalleye, oraya yönelik hizmetlere ya da yaşadıkları yerin güvenli bir yer olup olmadığını düşünmelerine kadar pek çok gösterge var. Kurumlara güven var. Örneğin kamu kurumlarına, hastanelere, kamuya ait başka hizmetlere, çalışanlara ne kadar güveniyorlar? Bunlarla ilgili birtakım göstergeler var. Sosyal eşitsizliklerle ilgili birtakım şeyler var, ya da kadınların toplumda ne konumda oldukları gibi pek çok gösterge biraraya geliyor. Bunlara göre mutluluk ve iyilik hali oluşuyor” diye konuştu.

Türkiye’de antidepresan kullanımı arttı”

Karadağ, “Türkler neden mutsuz?” sorusunu da şöyle yanıtladı: “Yıllar içinde gerçekten dünyada özellikle pandemiyle birlikte gelen ruh sağlığı sorunlarının arttığını görüyoruz. Türkiye’de de yine baktığımız zaman hem birtakım psikiyatrik rahatsızlıkların, sorunların ya da antidepresan kullanımının arttığını görüyoruz. Bunların tek bir sebebi yok. Farklı sebepleri var.

Özellikle yaşam koşulları, eğitime erişim, sağlık hizmetlerine erişim anlamında, aynı zamanda eşitsizliklerin olmadığı, kendilerini güvende hissettikleri ortamlarda yaşamaları anlamında değerlendirmek gerekiyor. Ruhsal sıkıntılardaki artış düzeyinin incelenmesi gerekiyor. Diğer ülkelere de baktığımızda bunun birtakım temel sebepleri var. Son yıllarda ekonomik koşulların güçleşmesi bütün insanlarda ruh sağlığını son derece etkilemiş durumda.”

“Ekonomik güçlükler yaşanırken toplumda kaynakların nasıl dağıldığı önemli”

Ekonomik güçlükler yaşanırken toplumda kaynakların nasıl dağıldığının da son derece önemli olduğuna işaret eden Karadağ, “Sadece kişi başına düşen gayrı milli hasılayı değil aynı zamanda onun insanlara da nasıl dağıldığını görmek gerekiyor. Baktığımızda, Türkiye’de yıllar içinde eşitsizliklerin arttığını görüyoruz.

Kimi insanlar çok daha iyi gelir seviyesine sahipken, küçük gelire sahip olan, o orta gelir dediğimiz kesimin azaldığını görüyoruz. Bütün bunlar insanların iyilik halini, kendini iyi hissetme halini etkileyen şeyler. Kadınlara yönelik şiddetin, sağlık hizmetlerinde şiddetin çok ön planda olması, insanların yaptıkları mesleklerde zaman zaman kendilerini iyi hissetmiyor olmaları o toplumsal iyilik haline yansıyan şeyler” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye Ve Suriye Yakınlaşması: Suriyeli Muhalifler Sürece Nasıl Bakıyor?

Suriye Geçici Hükümeti oluşumunun Başkanı Abdurrahman Mustafa, “Birçok bürokratla görüşmelerimiz oldu. Biz Türkiye’nin her zaman Suriye halkının yanında olduğunu zaten biliyoruz” dedi ve ekledi:

“Bizim bürokratlarla görüşmelerimizde, (Suriye-Türkiye arasındaki) bu görüşmelerin teknik görüşmeler olduğu; terörle mücadeleyle, PKK terör örgütüyle mücadeleyle ve Suriye’nin toprak bütünlüğüyle ilgili olduğu vurgulandı. Sayın bakanımız da (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) aynı şeyi vurguladı.”

Abdurrahman, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Suriye’nin ilişkilerinin normalleşmesi ihtimali düşünüldüğünde, kendilerinin durumunun ne olacağına dair bir kaygılarının olup olmadığını sorusuna “Öyle bir durum yok” diye cevap verdi.

Türkiye, Suriye ile 2011’den sonraki ilk siyasi temasını 2022’in son günlerinde Rusya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e önerdiği Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmanın ilk toplantısında, Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Suriye istihbarat yetkileri ile bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu de önümüzdeki haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirecekleri üçlü görüşme için temasların sürdüğünü açıkladı.

BBC Türkçe’ye konuşan Abdurrahman Mustafa, bu süreçle ilgili olarak, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Salim Al Muslat’tan oluşan bir heyetin hafta içinde Ankara’da çeşitli temaslarda bulunduğunu belirtti ve bu görüşmelerle ilgili şunları söyledi:

“Birçok bürokratla görüşmelerimiz oldu. Biz Türkiye’nin her zaman Suriye halkının yanında olduğunu zaten biliyoruz. Bizim bürokratlarla görüşmelerimizde, (Suriye-Türkiye arasındaki) bu görüşmelerin teknik görüşmeler olduğu; terörle mücadeleyle, PKK terör örgütüyle mücadeleyle ve Suriye’nin toprak bütünlüğüyle ilgili olduğu vurgulandı. Sayın bakanımız da (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) aynı şeyi vurguladı.”

‘Biz de Suriyelilerin kendi memleketlerine dönmesi için çaba harcıyoruz’

Abdurrahman, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Suriye’nin ilişkilerinin normalleşmesi ihtimali düşünüldüğünde, kendilerinin durumunun ne olacağına dair bir kaygılarının olup olmadığını sorusuna “Öyle bir durum yok” diye cevap verdi ve devam etti:

“Biz bugüne kadar her zaman siyasi çözümden yana olduğumuzu ifade ettik ve ister Cenevre, ister Astana olsun, isterse Anayasa Komisyonu olsun, bütün bu süreçlere pozitif olarak katkıda bulunduk. Maalesef yine tıkandı çünkü rejim ve müttefikleri; Ruslar, İranlılar her zaman askeri çözümden yanadır.

“Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenliği vardır, kararlarını kendi belirler ama biz şuna inanıyoruz ki sayın bakanla (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) görüşmemizde de bu vurgulandı; asla bu (süreç), Suriye halkının ve Suriye muhalefetinin çıkarlarının aleyhinde olmayacaktır. Kendisi tam tersine, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 2254 No’lu kararına bağlı olduğunu ve bunun için çaba harcadıklarını ifade etti.

“Biz zaten Türkiye’nin hiçbir zaman Suriye’nin geleceğiyle ilgili Suriye halkının beklentilerinin dışında bir şey yapmayacağa inanıyoruz, görüşmelerimizde de bu vurgulandı. 2254 No’lu kararla oluşacak herhangi bir çözümü zaten biz de baştan beri destekliyoruz. Sayın bakanımızın bize desteğinin sürdüğünü, bunda herhangi bir değişikliğin olmadığını, bizi endişeye sevk edecek bir durumun olmadığını gördük.”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2015 yılında kabul edilen 2254 sayılı karar, Suriye’de ateşkesin sağlanmasını ve ülkedeki sorunlara siyasi çözüm getirilmesini içeriyor.

Abdurrahman, kendilerinin de Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduklarını ve Suriyelilerin ülkelerine dönmesini istediklerini savundu: “Terörle mücadeleyi zaten yapıyoruz. Türkiye ile birlikte baştan beri Suriye’nin bölünmesine karşıyız.

“Türkiye’nin, Türkiye’deki Suriyelilere veya bizim bölgemizdeki Suriyelilere desteği aynı devam ediyor. Tabii ki biz de Suriyelilerin kendi evlerine, kendi memleketlerine, kendi köylerine dönmesi için çaba harcıyoruz. Bu dönüşler ancak gönüllü, onurlu ve güvenli bir şekilde Birleşmiş Milletler çatısı altında sağlanır. Türkiye de bu hususta aynı görüştedir.”

Türkiye muhalefetten tutum değiştirmesini istedi mi?

Esad yönetimi ile mücadelelerinin sürdüğünü söyleyen Abdurrahman, “Türkiye sizden Suriye yönetimine dair tutum değiştirmenizi istedi mi?” sorusuna cevap olarak ise “Böyle bir şey hiç olmadı” dedikten sonra ekledi:

“Zaten bizim adil taleplerimiz var. Bu da Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanması ve demokratik, insan haklarına dayalı, çoğulcu, herkesi kapsayan bir Suriye oluşturmaktır. Dolayısıyla bizden bunun dışında bir talepte bulunulmadı. BM’nin Suriye’deki çözümünü desteklediklerini vurguladılar.”

Harekât hazırlığı var mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022 yılının son kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, 2023’ün gündem başlıkları arasında “terörle mücadelenin üst sıralarda yer alacağını” söylemiş ve Suriye’nin kuzeyine dikkat çekmişti.

Erdoğan, “Özellikle Suriye’den ülkemize yönelik tehditleri tamamen yok etmek için 30 kilometre derinliğindeki güvenlik hattımızdaki boşlukları kapatacak yeni adımlar atacağız. Bu kapsamda terör örgütünün silahlı kapasitesi yanında güç ve destek aldığı tüm kaynaklarını, tüm altyapısını imha edecek yeni bir mücadele safhasına geçeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 29 Aralık’ta düzenlediği basın toplantısında Suriye ile başlatılan sürecin askeri operasyonları engellemeyeceğini söylemişti.

Olası bir harekâta Suriyeli silahlı muhalif grupların çatı örgütü Suriye Milli Ordusu yapılanmasının da katılması bekleniyor.

Bu yapılanma, Suriye Geçici Hükümeti oluşuma bağlı olarak hareket ediyor.

Abdurrahman, söz konusu harekâtın ertelendiği yönündeki iddialarla ilgili soru karşısında ise diplomatik sürecin sürdüğünü söyledi:

“Sonuçta ilk önce diplomatik kanallarla çözülmeye çalışılır. Mutabakatlar vardı; 2019 mutabakatı vardı, Ruslarla da mutabakatlar vardı. Sonuçta illa olması gerekiyorsa bizim Milli Ordu zaten her zaman savaş durumundadır, bunun için özel bir hazırlık yapmasına gerek yoktur, zamanı geldiğinde gerekli operasyonları yapar ama şu anda diplomatik süreç devam ediyor.”

Abdurrahman, “Yani Suriye Milli Ordusu örgütlenmesinde şu an için harekât için özel bir hazırlık yok mu?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“Devamlı eğitim veriyoruz, yeniden yapılanmaya gidiyoruz, düzenlemeye çalışıyoruz, nizami orduya çevirmeye çalışıyoruz; bunlar zaten her zaman var. Bizim zaten mücadelemiz bitmedi ki. İster rejime karşı ister DAEŞ’e karşı, ister El Kaide’ye karşı, isterse PKK terör örgütüne karşı… Hepsine karşı mücadelemiz zaten devam ediyor yani hiçbir zaman durmadı.”

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşmasına ABD’den Tepki: Türkiye İki Kez Düşünmeli

Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanlarının aralık ayı sonunda Moskova’da yaptığı üçlü toplantının ardından gelmesi dikkat çekti. Moskova’daki toplantıda Suriye’de iç savaşın başlamasından 11 yıl sonra Suriye ve Türkiye bakan düzeyinde ilk kez bir araya gelmişti.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Türkiye’yi üstü kapalı uyararak, bütün ülkelerin “acımasız” olarak tanımladığı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile ilişkileri normalleştirmeden önce “iki kez” düşünmeye çağırdı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price basına yaptığı açıklamada, “Acımasız bir diktatör olan Beşar Esad’ı eski durumuna getirmek için ilişkilerini artıran ve bu yönde arzularını ifade eden ülkelere destek vermiyoruz” dedi.

Esad ile ilişkileri normalleştirme konusunda ülkelerin adım atmaması gerektiğini dile getiren Price, “Ülkeleri, Suriye halkına zulüm etmeye devam eden ve hayat kurtaran insani yardıma erişimi engelleyen Esad rejiminin son on iki yıldaki korkunç insan hakları sicilini dikkatli bir şekilde incelemeye davet ediyoruz” ifadesini kullandı.

ABD, 2020 yılından bu yana Şam rejiminin işlediği belirtilen zulümlerden sorumlu görülen Beşar Esad’a yaptırım uygulanmasına izin veriyor.

Suriyeli muhalifler Çavuşoğlu ile bir araya geldi

Öte yandan Türkiye ve Suriye arasında Rusya’da yapılan savunma bakanları seviyesindeki toplantının ardından Şam yönetimi karşıtı muhalif liderler ile Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bir araya geldi. Türkiye ile Suriye arasında yapılacak ikinci toplantı için tarih kesinleşmezken Suriyeli muhaliflerin siyasi çözüm istedikleri belirtildi.

Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK), Türkiye’nin, Suriye muhalefetinin güçlü bir müttefiki olduğunu vurgulayarak siyasi çözüm için istekli olduklarını açıkladı.

SMDK Başkanı Salim el Muslat, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve SMDK Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa, Ankara’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya geldi.

Görüşmenin ardından SMDK Başkanı Muslat, yazılı açıklama yaptı. Muslat açıklamada, “Türkiye, Suriye devriminin ve muhalif güçlerin güçlü bir müttefiki. 2118 ve 2254 sayılı Cenevre Kararları başta olmak üzere Suriye meselesine ilişkin tüm uluslararası kararlarda Türkiye’nin böyle kalacağını ümit ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Beşar Esad rejiminin sözlerini yerine getirmeme konusunda “aldatmaca tavırlar sergilediğini” belirten Muslat, “Suriye muhalifleri, halkın acısını dindirmek için siyasi süreci harekete geçirme konusunda istekli. Adalet ve eşitliğe dayalı yeni bir dönem ve Suriye ile bölge ülkeleri için güvenlik ve istikrar tesis edilmeli.”değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’ye ve Suriyelilere ev sahipliği yapan tüm ülkelere teşekkür ederek yapılanların unutulamayacağını vurgulayan Muslat, şunları kaydetti: Suriye halkı, mülteci sorununun çözümü için siyasi geçiş konusunda kararlı. Zorla yerinden edilen sivillerin güvenli bir şekilde geri dönüşlerini garanti eden, (Suriye’de) güvenli ve istikrarlı bölge oluşturulması gerekmektedir.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye muhalefet liderleriyle Dışişleri Bakanlığında yaptığı görüşmeye ilişkin, “Suriye bağlamındaki son gelişmeleri ele aldık. 2254 sayılı BMGK Kararı uyarınca Suriye muhalefetine ve halkına desteğimizi yineledik.” ifadelerini kullanmıştı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK), Aralık 2015’te oy birliğiyle onayladığı 2254 sayılı karar, Suriye genelinde acil bir ateşkesin sağlanması ve buna paralel olarak siyasi müzakerelerin başlaması; iki yıl içerisinde bir “birlik hükümeti” kurulması ve ardından seçimlerin gerçekleştirilmesi için çağrı yapıyor.

Paylaşın

Türkiye – Rusya İlişkileri: Rusya Jestlerle Ne Yapmaya Çalışıyor?

Ukrayna savaşının başlamasından itibaren ilk birkaç ay Türkiye’nin gerçekten tarafsız olup olmayacağının Moskova tarafından test edildiğini belirten Dış Politika ve Enerji Analisti Aydın Sezer, “Mart sonunda İstanbul’daki Rusya-Ukrayna görüşmeleri ve Batı’nın baskılarına rağmen hava sahasının kapatılmamasıyla Rusya Türkiye’nin bu politikasında kararlı olduğunu anladı” dedi ve ekledi:

“O andan itibaren de Türkiye’deki seçime yönelik ilgisini artırdı. Erdoğan gibi bir liderin Türkiye’nin başında olmasının Ukrayna savaşının ya da Batı’yla olan sorunların uzun süre devam edebileceği düşüncesiyle Rusya’nın çıkarlarına hizmet edeceğini anladı ve bu konuda atılması gereken adımları attı.”

Akademisyen Hande Orhon Özdağ, AKP ile Rusya arasındaki ilişkilerin aslında iktidarın Batı ile ilişkileri çok daha iyiyken bile hayli yakın olduğunu ve bunun unutulduğunu söyleyerek daha da yakınlaşmanın 15 Temmuz darbe girişiminin ardından başladığını anımsattı.

Ukrayna savaşının başlamasının ardından Türkiye ile Rusya’nın birbirine daha bağımlı hale gelip gelmediği ve ilişkilerdeki simetrinin son dönemde bozulup bozulmadığı tartışılırken uzmanlara göre Moskova’nın giderek artan jestleri Türkiye’de iktidarın seçimi yeniden kazanması için bir destek olarak da değerlendirilebilir.

Yaklaşık on aydır devam eden Ukrayna savaşı dünyadaki pek çok dengeyi etkiledi, Rusya’ya uygulanan ambargolar ve yaptırımlara BM Güvenlik Konseyi kararı olmadıkça uymama prensibini sürdüren Türkiye de savaştan en çok etkilenen ülkeler arasında yer aldı.

Ancak öte yandan savaşın başlamasından birkaç ay sonrasında denge politikası izlemeye başlayan Ankara’nın Moskova ile ilişkileri yaz aylarından sonra daha da derinleşti. Rusya’nın attığı Türkiye’nin doğal gaz borcunun ertelenmesi gibi son adımlar bazı çevrelerde sadece dış politika amaçlı görülmeyip yaklaşan seçimlerde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a destek olarak da yorumlanıyor.

Gazprom’un “durup dururken borç ertelemeyeceğine” dikkat çeken emekli bir Türk diplomat, Rusya’nın ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde seçimlere yaptığı müdahalelerin benzerinin şimdi Türkiye için de yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

Rusya jestlerle ne yapmaya çalışıyor?

Peki Rusya, uzmanlar tarafından “jest” olarak yorumlanan bu adımlarla ne yapmayı amaçlıyor? Moskova’nın amacı Batı’ya ve NATO’ya karşı Türkiye’yi kendi yakınında tutmak mı ve bu hedefini seçimlere de etki ederek mi gerçekleştirmek istiyor?

Akkuyu nükleer santralindeki sermaye girişi, tahıl koridoru anlaşması, BOTAŞ’ın borçlarının ertelenmesi, Türkiye’nin “enerji merkezi” yapılma fikri ve Suriye yönetimi ile normalleşme süreci gibi alanlardaki gelişmelerin bir taraftan Rusya’nın Batı’ya karşı Türkiye’yi yakın tutma politikasının bir yansıması olduğu belirtiliyor, diğer taraftan Türkiye’deki seçimleri de etkileyebilecek sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiliyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e değerlendiren Dış Politika ve Enerji Analisti Aydın Sezer, Ukrayna savaşının başlamasından itibaren ilk birkaç ay Türkiye’nin gerçekten tarafsız olup olmayacağının Moskova tarafından test edildiğini belirterek şöyle konuşuyor:

“Mart sonunda İstanbul’daki Rusya-Ukrayna görüşmeleri ve Batı’nın baskılarına rağmen hava sahasının kapatılmamasıyla Rusya Türkiye’nin bu politikasında kararlı olduğunu anladı. O andan itibaren de Türkiye’deki seçime yönelik ilgisini artırdı. Erdoğan gibi bir liderin Türkiye’nin başında olmasının Ukrayna savaşının ya da Batı’yla olan sorunların uzun süre devam edebileceği düşüncesiyle Rusya’nın çıkarlarına hizmet edeceğini anladı ve bu konuda atılması gereken adımları attı.”

Sezer, on aydır süren savaşın Türk ve Rus liderleri birbirine daha da yakınlaştırdığına işaret ederek “Putin açısından elbette ambargolara uymayan bir Türkiye Rusya için dünyaya açılan pencere gibi oldu. Bu çok önemli ve değerli. Erdoğan açısından da seçime giden Türkiye’de iktisadi krizle baş etmek amacıyla yani yaralara merhem olacak, ekonomide geçici bir bahar havası yaşatacak sermaye girişine yönelik adımlar da Türk dış politikasının temel noktası oldu” diyor.

“Türkiye-Rusya yakınlaşması yeni değil”

Peki Türkiye-Rusya ilişkileri Ukrayna savaşından önce nasıldı?

Akademisyen Hande Orhon Özdağ, AKP ile Rusya arasındaki ilişkilerin aslında iktidarın Batı ile ilişkileri çok daha iyiyken bile hayli yakın olduğunu ve bunun unutulduğunu söyleyerek daha da yakınlaşmanın 15 Temmuz darbe girişiminin ardından başladığını anımsatıyor.

AKP’nin darbe girişimi sırasında kendisini yeterince desteklemeyen Batı’nın yerini fiilen Rusya’nın doldurmasını hedeflediğini ve siyasal desteğe ek olarak giderek ağırlaşan kriz koşullarında ekonomik desteğin de AKP’nin iktidarını sürdürmek için daha önemli hale geldiğini söyleyen Özdağ, şöyle konuşuyor:

“Ukrayna savaşı da AKP’ye ABD ve AB yaptırımlarına katılmadan Rusya’yla ekonomik ilişkileri derinleştirme olanağı verdi ki bu seçim öncesi meşruiyet yitimi artan AKP’nin tam da ihtiyacı olan şeydi. Dolayısıyla evet Putin, AKP yönetimine seçim öncesi ihtiyacı olan iki önemli konuda jest yaptı diyebiliriz: ‘Tahıl koridoru’ girişimi ile siyasal meşruiyet ve doğal gaz konusunda ekonomik destek.”

Bu arada Türkiye’deki muhalefet üyeleri ve bazı ekonomistler Rusya’nın adımlarının seçimlere müdahale anlamı taşıdığını söylerken, uzmanlar ise tanımlamada daha temkinli.

Özdağ bu adımlar için “Rusya’nın Türkiye’de yerini sağlamlaştırmak için AKP’ye verdiği önemli destekler” demeyi tercih ediyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Batı ile sorunları olan bir AKP iktidarının sürdürülmesi Karadeniz’de Ukrayna’yla savaşan bir Rusya için çok önemli. Rusya aslında AKP’yi destekleyerek NATO genişlemesini hali hazırda fiilen önlemiş olan Türkiye’nin zor ekonomik koşulları nedeniyle yeniden Batı’ya yanaşmasının da önüne geçmiş oluyor.”

Suriye ile normalleşmenin seçime etkisi ne olabilir?

Rusya’nın 2018’den bu yana Türkiye’ye Suriye yönetimi ile normalleşmesi için yaptığı çağrılar da bugünlerde yanıt bulmuş durumda. Son olarak savunma bakanlarının yaptığı görüşme 11 yıldır iki ülke arasında yapılan en üst düzey görüşme oldu ve arkasından yeni görüşmelerin gelmesi bekleniyor.

Suriye ile normalleşmede Ankara açısından itici güçlerden birisinin de yine seçim olduğu konuşuluyor.

Sezer’e göre 2023 yılı Suriye konusunda önemli adımların atılacağı bir yıl olacak. Bu adımlardan acil sonuçlar beklenmediğini de söyleyen Sezer, iktidarın seçim süreci boyunca “Suriye konusunda artık biz pozisyonumuzu değiştirdik, Esed gitti Esad geldi, bakın sorunları çözmeye çalışıyoruz. Bunun temelinde de iki yakıcı sorunu çözeceğiz. Bir tanesi PKK-PYD, diğeri de sığınmacıların gidişi” mesajı vereceğini belirtiyor.

Ancak yenilenen Suriye politikasının seçimlere yansıyabilecek bazı maliyetlerinin olmasını da beklediğini söyleyen Sezer, “Ilımlı ılımsız, silahlı silahsız muhalefetin Türkiye-Suriye yakınlaşmasına vereceği tepkinin hiç beklenmedik maliyetleriyle de karşılaşabiliriz. Benim en çok beklediğim terör saldırıları” yorumu yapıyor.

Özdağ da seçim öncesi Suriye ile yakınlaşmadan çok ciddi sonuçlar beklemeyenler arasında. Sembolik bazı adımlar atılabileceğini söyleyen Özdağ, şunları söylüyor:

“Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi Esad’ın kazanımı olur. MHP ile ittifak halindeki AKP hükümeti seçim öncesinde Suriye’den çekilebilir mi? Bu sandığa nasıl yansır? Birkaç bin mültecinin Suriye’ye dönmesi belki sağlanır. Ama Suriye meselesinde dengeler çok karışık ve seçim öncesi tam normalleşme beklemek çok zor görünüyor.”

Rusya’dan seçimlere bakış nasıl?

Türkiye ile Rusya arasında atılan adımlar Türkiye’de farklı açılardan yorumlanırken Rusya’nın seçimlere ve olası sonuçlarına bakışı da merak ediliyor.

Rusya’da çalışmalarını sürdüren Siyaset Bilimci ve Rusya Uzmanı Ümit Nazmi Hazır, Rus resmi makamlarının şu ana kadar genel prensip gereği Türkiye’deki seçimle ilgili bir açıklama yapmadığını belirterek buna karşılık kamuoyundaki genel tutumun Erdoğan ile yola devam etmenin daha olumlu olacağı yönünde olduğunu söylüyor.

Hazır bunun nedenleri ise şöyle sıralıyor:

“Putin ile Erdoğan arasında 20 yıllık bir ilişki var, iki taraf birbirini tanıyor ve doğrudan iletişim kurabiliyor. Rusya açısından bakıldığında Erdoğan’ın iktidarda olması bazı kolaylıklar da sağlıyor. Mesela birincisi muhatap olunan tek bir kişi var. Yani Türkiye ile politikasını doğrudan Erdoğan ile belirleyebiliyor. Muhalefetin seçimi kazanması durumunda ise çok fazla aktörle Rusya’nın ikili ilişkileri ve Türkiye’yi yönlendirme kapasitesi azalmış olacak.”

Buna ek olarak iki ülke arasındaki yatırımların devamı açısından da Erdoğan iktidarının sürmesine olumlu bakıldığını söyleyen Hazır, buna karşılık genel tutumu yansıtmayan bazı yorumcuların ise Erdoğan’a eski Sovyet cumhuriyetlerinde daha proaktif bir politika izleyebileceği düşüncesiyle güven duymadığını belirtiyor.

Paylaşın