TBMM’de Özel Filistin Oturumu: Altı Partiden Ortak Bildiri

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda AK Parti grubunun talebi üzerine Gazze oturumu yapıldı. TBBM Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un yönettiği oturumda İsrail-Filistin çatışmalarına ilişkin gelişmeler ele alındı.

Haber Merkezi / Oturumun ardından TBMM’de grubu bulunan 6 partinin imzası ile ortak bir bildirge yayımlandı.

Taraflara çatışmaya son verme çağrısı yapılan bildirgede, “Gazze’de bitmeyen insani trajediyi derinleştiren kolektif cezalandırma yöntemleri ile hedefi doğrudan siviller olan tüm saldırıları kınıyor; Filistin ve İsrail ‘i, iki devlet temelinde adil ve kalıcı bir çözüme ulaşmaları için, daha fazla gecikmeksizin kalıcı barışa yönelik müzakerelere başlamaya davet ediyoruz” denildi.

Bildirgede şu ifadelere yer verildi: “Filistin ve İsrail’de yaşanan çatışmalarda ağır sivil can kayıplarının var olması, sivil altyapının hedef alınması ve sivillerin en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak durumda bırakılmaları vicdanları yaralamaktadır. Krizin başka bölgelere de sirayet potansiyeli, bölgesel güvenlik ve istikrarı ciddi biçimde tehdit etmektedir.

Sivillerin her şartta korunması ve toplu cezalandırma mahiyetindeki uygulamalardan kaçınılması hukukun, vicdanın ve insanlığın gereğidir. Bu gerilimin telafi edilemez sonuçlar doğurmaması için tüm tarafları barış-güvenlik-istikrar vizyonumuz çerçevesinde itidale ve aklıselime davet ediyoruz.

Filistin-İsrail hattında son yaşananlar, uzun süredir tarifsiz sıkıntı, umutsuzluk ve acılara yol açan bu sorunun artık kalıcı bir çözüme kavuşturulması zaruretini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Filistin-İsrail meselesinin çözümü, sonuçları yönetmekten değil, sorunların temelinde yatan sebepleri ortadan kaldırmaktan geçmektedir. Son olaylar, 56 yıldır devam eden hukuksuz işgal ve buna bağlı politikaların doğurduğu bir sonuçtur.

Toprakları, hayat ve gelecek umutları elinden alınan Filistin halkı bugün yeni ve emsali görülmemiş bir kuşatma altındadır. İki milyon insanın yaşadığı ve 16 yıllık ablukayla çoktan bir açık hava hapishanesine dönüşmüş bulunan Gazze’ye sağlanan gıda, enerji ve insani yardımların kesilmesi, sivil yerleşimlerin hedef gözetilmeksizin vurulması uluslararası hukukun açık ve ağır bir ihlalidir. Siviller arasında bir hiyerarşi yaratılması ırkçılığın ve ayrımcılığın bir başka tezahürüdür.

İşgalle başlayan, yasadışı yerleşimcilerin mülk gaspları, kutsal mekanların statüsünü hiçe sayan saldırı ve provokasyonlarla devam eden ihlaller zinciri ve çifte standart uygulamalar, iki devlet temelindeki çözüm vizyonunu da aşındırmaya devam etmektedir.

Bu itibarla, işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden işgal uygulamalarının bir an önce sona ermesi ve adil bir barışa ulaşılması şarttır. Başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere, tüm uluslararası toplumun, artık daha fazla gecikmeksizin iki devletli çözüm vizyonu temelinde tarafları adil bir çözüme imale etmek için sorumluluk alması gerekmektedir.

Ortadoğu’da kalıcı barışın ancak Filistin-İsrail meselesinin adil bir çözüme kavuşturulmasıyla mümkün olduğunu ve bunun, 1967 sınırları temelinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz bir Filistin Devleti’nin vücut bulmasıyla mümkün olabileceğini net bir şekilde yineliyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan tüm siyasi partiler olarak, yukarıda sıraladığımız görüşler temelinde, Filistin ve İsrail’ de yaşanan çatışmaların taraflarından tırmanmaya son vermelerini ve sivilleri hedef almamalarını bekliyor; Gazze’de bitmeyen insani trajediyi derinleştiren kolektif cezalandırma yöntemleri ile hedefi doğrudan siviller olan tüm saldırıları kınıyor; Filistin ve İsrail ‘i, iki devlet temelinde adil ve kalıcı bir çözüme ulaşmaları için, daha fazla gecikmeksizin kalıcı barışa yönelik müzakerelere başlamaya davet ediyoruz.”

Bildirgeye, AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu, MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, Yeşil Sol Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya imza attı.

Paylaşın

TBMM’de Yeni Yasama Yılı Başladı: Erdoğan’dan “Yeni Anayasa” Mesajı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 28. Dönem 2. Yasama Yılı açılışı konuşmasında, Anayasa çalışmalarıyla ilgili mesajlar da verdi. Türkiye’de halen var olan Anayasa’nın 2023 Türkiye’sini taşıyamadığı ve 41 yıllık tarihinde irili ufaklı değişiklikle “yamalı bohçaya döndüğünü” savunan Erdoğan, Cumhur İttifakı olarak bu konuda 2021’de kendi hazırlıklarını yaptıklarını belirtti.

Haber Merkezi / Akabinde diğer siyasi partilerin de hazırlık sürecine davet edildiğini belirten Erdoğan, “Davetimiz maalesef karşılık bulmadı. Sürekli darbe anayasasından şikayet edenler, iş somut adım atmaya gelince konfor alanlarının dışına çıkmak istemediler. Buna rağmen ümidimizi kaybetmedik” ifadeleri ile muhalefeti eleştirdi.

Tüm partileri ve vekillerini, toplumsal kesimleri yapıcı bir anlayışla yeni anayasa çağrılarına katılmaya davet de eden Erdoğan, “milli, yerli, sivil, vizyoner bir anayasa isteyen herkesin bu çağrının muhatabı” olduğunu kaydetti. Ülkenin kırmızı çizgilerine uygun şekilde yaklaşan herkesle birlikte konuşup, tartışarak hareket edilebileceğini belirten Erdoğan, Anayasa’nın yapılmasının tüm konuların üstesinden gelmeye sağlayacak bir adım olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Cumhuriyetin 100’üncü yılını yeni anayasa ile taçlandıralım” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 28. Dönem 2. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın genel kurulda yaptığı konuşma ile başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şunları kaydetti:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28. Dönem 2. Yasama Yılı’nın, milletvekillerimizle birlikte ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Sözlerimin hemen başında 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde iradelerini sandığa özgürce yansıtarak demokrasimizin gücüne güç katan tüm vatandaşlarıma tekrar teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, millî iradenin temsilcisi olarak Meclis’teki yerlerini alan 28. Dönem Milletvekillerimizi bir kez daha tebrik ediyorum.

Meclisimizin faaliyete geçtiği 23 Nisan 1920’den günümüze kadar, bu yüce çatı altında ülkemize hizmet eden milletvekillerimizin her birine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Meclisimizde görev yapmış milletvekillerimizden vefat edenlere Mevla’dan rahmet niyaz ediyorum.

Büyük Millet Meclisimizin ilk Başkanı, millî iradenin özellikle ilk kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle anıyorum. Hangi ünvanla olursa olsun, Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, güçlenmesi için emek veren, ter döken herkese, milletim adına teşekkür ediyorum.

Vatan topraklarının müdafaası, milletimizin birliği, ülkemizin bütünlüğü, devletimizin bekası uğrunda bin yıldır canları pahasına mücadele eden şehitlerimizi ve gazilerimizi tazimle yâd ediyorum. Rabbim tüm şehitlerimizin ruhlarını şad, mekânlarını cennet eylesin.

Meclisimizin her açılışında, 103 yıl önceki heyecanı tekrar yaşıyoruz. Yeni yasama yılında; teklifleriyle, muvafık-muhalif görüşleriyle, temsilcisi oldukları milletle olan yakın irtibatlarıyla, millî iradenin üstünlüğü ilkesine bağlılıklarıyla bu çatı altında ülkemize, milletimize, şehirlerimize hizmet edecek, katkı verecek tüm milletvekillerimize başarılar diliyorum. Sizlerden millî ülkümüz olan Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır fikri ve fiili eserler bekliyoruz.

Maziden atiye kurduğumuz köprüyü ne kadar sağlam tutarsak, Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu hayata geçirme azmimiz de o kadar güçlü olacaktır. Bunun için, topyekûn millet ve onun temsilcileri olarak, farklılıklarımızı zenginlik hâline dönüştürerek, ortak hedeflerimize sıkı sıkıya sarılmalıyız.

Geçtiğimiz 21 yılda ülkemizin kalkınma ve demokrasi altyapısının eksiklerini tamamlayarak, bu doğrultuda atılacak daha büyük adımların zeminini hazırladık. Hamdolsun artık Meclis’in kapısına kilit vurulduğu, milletvekillerinin istiskale maruz bırakıldığı, Başbakanların ve bakanların idam sehpasına gönderildiği, vesayetin millî iradeyi hiçe saydığı dönemler geride kalmıştır. Meclisimiz ve milletimizle omuz omuza vererek hep birlikte yazdığımız 15 Temmuz Destanı, bu bakımdan bir dönüm noktasıdır.

İki asırlık yönetim sistemi arayışlarımızın zirvesi olan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçişin, tarihimizde ilk defa siyasetin, Meclis’in ve milletin ortak kararıyla gerçekleşmesi de aştığımız bir diğer önemli eşiktir.

Şimdi önümüzde yeni bir görev ve yeni bir fırsat var. Bu da ülkemizi, Cumhuriyetin ilk yıllarının ardından tekrar yeni ve sivil bir anayasaya kavuşturmaktır.

Genel Kurul salonumuzdaki Başkanlık kürsüsünün hemen arkasında yazan ‘Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir’ ilkesinin hakkını, ancak bu şekilde verebiliriz. Türkiye’yi, 12 Eylül darbe yönetiminin 41 yıl önce milletimizin sırtına sardığı mevcut anayasa kamburundan kurtarmak, hepimizin en öncelikli sorumluluğudur.

41 yıllık tarihinde uğradığı irili ufaklı 20’den fazla değişiklikle adeta yamalı bohçaya dönen bu anayasanın 2023’ün Türkiye’sini taşıyamadığı açıktır. Bu gerçeğe ekonomiden diplomasiye, adaletten hak ve özgürlüklere çok geniş bir yelpazede farklı vesilelerle şahit oluyoruz.

Her anayasanın ayrı bir hikâyesi vardır. Türkiye; 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarıyla, dönemlerinin olağanüstü şartları içinde tanıştı. Bugün ülkemizin şartlarının, ilk defa demokratik sistemin kendi tabii işleyişi içinde bir anayasayı hazırlamaya ve milletin takdirine sunmaya uygun olduğuna inanıyoruz. Türk demokrasisinin ulaştığı olgunluk seviyesi, anayasa meselesinde, 27 Mayıs 1960 darbesiyle başlayan kötü geleneği tamamen sona erdirmeye fazlasıyla yeterlidir.

Elbette anayasanın başarısı, her siyasi partinin, her toplumsal kesimin, her bireyin kendini içinde bulacağı ve ‘benim’ diyerek sahipleneceği kapsayıcı bir metin olmasıyla orantılıdır.

Devletin ve milletin ortak geçmişini ve ortak geleceğini kuşatmayan bir anayasa ülkeye fayda getirmez.

Cumhurbaşkanı olarak şahsım ve Cumhur İttifakı partileri olarak; grubu olsun olmasın tüm partileri, tüm milletvekillerini, tüm toplumsal kesimleri, bu konuda sözü ve teklifi olan herkesi, yapıcı bir anlayışla yeni anayasa çağırımıza katılmaya davet ediyoruz. Darbecilerin direktifi olarak değil, gerçekten millî, yerli, sivil, vizyoner bir anayasa isteyen herkes bu çağrının muhatabıdır.

Anayasa metninin kısa veya uzun olacağı, hangi konuları içerip hangilerini alt düzenlemelere bırakacağı, milletin her bir ferdinin ortak manifestosu niteliğini nasıl taşıyacağı, bütün bunların tamamını hep birlikte konuşup, tartışıp, kararlaştırabiliriz.

Yeter ki meseleye, ülkenin ve milletin temel değerlerine, kırmızı çizgilerine, Türkiye Yüzyılı hedefimize uygun şekilde hüsnü niyetle ve uzlaşmaya açık şekilde yaklaşabilelim. Bunu başardığımızda diğer tüm konuların üstesinden geleceğimizden asla şüphe duymuyorum.

Türkiye, milletimizin hayali olan böyle bir anayasayı hak ediyor. Türkiye, ülkenin ve toplumun gerisinde kalan değil, önünü açan, aydınlatan, ufkunu genişleten bir anayasayı hak ediyor. 15 Temmuz gecesi darbecilerin ölüm kusan silahlarına meydan okuyan bu necip millet, demokrasi mücadelesini sivil anayasayla taçlandırmayı fazlasıyla hak ediyor. Biz de diyoruz ki, bu özlemi daha fazla geciktirmeyelim. Cumhuriyetimizin 100. yılını yeni anayasayla taçlandıralım.

Toplumlar, sadece ortak zaferlerle değil, ortak acılarla da yoğrularak millet olur, devlet olur. Türkiye, 6 Şubat’ta işte böyle bir ortak acıyla güne uyandı. Ülkemizin 11 şehrindeki 14 milyon insanı etkileyen, 50 binin üzerinde can kaybına ve 850 bin bağımsız birimin kullanılamaz hâle gelmesine yol açan bu deprem, yakın tarihimizin en büyük felaketlerinden biridir.

Dünyada böylesine büyük bir alanda, bu kadar çok insanı etkileyen bir afet karşısında, bu derece hızlı toparlanıp önce arama kurtarma, ardından acil yardım ve barınma hizmeti sağlayabilen başka devlet örneği yoktur. Buna rağmen elbette kimi aksaklıklar, eksiklikler, gecikmeler olmuştur, belki hâlâ da vardır. Ancak milletimizin bu felaket karşısında gösterdiği birlik, beraberlik ve dayanışma asırlar boyunca hayırla yâd edilecek, tüm insanlığa örnek gösterilecektir. Devlet olarak imkânlarımızın tamamını bölgenin en hızlı şekilde ihyasına hasretmiş durumdayız.

Yakında inşası tamamlanan deprem konutlarının hak sahiplerine teslimine başlıyoruz. Bu yılki ek bütçeyle bölgeye 762 milyar lira tahsis etmiştik, 2024’te bu rakam 1 trilyon lirayı geçecek.

Eylül’ün ilk haftası açıkladığımız Orta Vadeli Program’daki önceliklerimizin başında da deprem bölgesindeki yaraların sarılması yer alıyor. Depremin ülkemize toplam maliyetinin 105 milyar doları bulacağı hesaplanıyor. Böyle bir meblağ, gelişmiş ülkeler dâhil tüm ekonomiler için çok büyük bir yüktür.

Dünya genelinde enflasyon oranları son 60-70 yılın en yüksek seviyelerine ulaştı. Gıdadan enerjiye, ticaretten istihdama kadar her alanda ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Gelişmiş ülkeler dâhil hemen hiç kimse önünü net bir şekilde göremiyor. Türkiye olarak biz de ister istemez bu olumsuzluklardan etkileniyoruz.

Seçimlerin ardından, hem mevcut küresel ekonomik görünümü, hem de önümüzdeki dönemde karşılaşabileceğimiz muhtemel tehditleri dikkate alan bir politikaya yöneldik. Amacımız, bu hassas dönemden ülkemizi en az kayıpla ve şayet arzu ettiğimiz neticeleri alabilirsek en büyük kazançla çıkarmaktır.

Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyütme stratejimiz, ekonomi politikamızın omurgası olmaya devam ediyor. Milletimizin canını yakan hayat pahalılığını ortadan kaldırmak, deprem başta olmak üzere ülkemizin acil meselelerini çözmek, ülkemizi büyütmeyi sürdürmek için ne gerekiyorsa yapmakta kararlıyız.

Ülkemize 40 yıldır çok ağır insani ve ekonomik bedeller ödeten bölücü terör meselesini, sınırlarımız içinde büyük ölçüde çözdük. Terör örgütünün sınırlarımız dışındaki varlığını da ortadan kaldırarak, emperyalistlerin bölge halkının başına musallat ettiği bu belayı, ülkemiz için bir tehdit kaynağı olmaktan tamamen çıkartmak istiyoruz. Bu çerçevede son yıllarda elde ettiğimiz tarihî, siyasi ve askerî başarıları, yeni kazanımlarla daha da ileriye taşımak için hazırlıklarımızı yapıyoruz. İçeride veya dışarıda son terörist de bertaraf edilene kadar, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Terör örgütünün siyaseti yönlendirmesine ve ülkemizin kutlu yürüyüşünü engellemesine müsaade etmeyeceğiz. Bu sabah, emniyet birimlerimizin vakitli müdahalesi neticesinde iki caninin etkisiz hale getirildiği eylem, terörün son çırpınışlarıdır. Vatandaşın huzuruna ve güvenliğine kast eden alçaklar, emellerine ulaşamamıştır, asla da ulaşamayacaktır. Olaya müdahale esnasında yaralanan polislerimize Allah’tan acil şifalar diliyor, Ankaralı kardeşlerimize geçmiş olsun temennilerimi iletiyorum.

Güney sınırlarımızın tamamını en az 30 kilometre derinliğinde bir güvenlik şeridiyle koruma, onun ötesindeki faaliyetleri de mutlak denetim altında tutma stratejimiz bakidir. Atacağımız yeni adımlar sadece hazırlık, zaman ve ortam meselesidir. Bunun için, ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ sözü, kulaklardan hiç eksik olmasın, diyoruz.

“Açık ve net konuşuyorum”

FETÖ ihanet şebekesinin, bilhassa yurt dışında yuvalanan militanları vasıtasıyla yaymaya çalıştığı ‘yıkılmadık, ayaktayız’ havası, bir çeşit mezarlıkta ıslık çalma gayretidir. Açık ve net konuşuyorum… Bu ülkede bir daha asla FETÖ yeniden dirilemeyeceği gibi, benzer örgütlerin de yeni ihanetler sergileyebilmesi mümkün değildir. Ne devletimiz ne milletimiz ne de siyaset kurumu böyle bir durumun ortaya çıkmasına izin verecektir.

Biz Avrupa Birliği’ne verdiğimiz her sözü tuttuk, ama onlar bize verdikleri sözlerin neredeyse hiçbirini yerine getirmediler. Yönetimler değişse de, Avrupa Birliği’nin ülkemize yönelik adaletsiz ve ahde vefa ilkesiyle bağdaşmayan tarafgir tutumunda bir değişiklik olmadı. Kâğıt üzerinde ortaya koydukları ilkeleri, kuralları, süreçleri hiçe sayan bir yaklaşımla ülkemize haksızlık üzerine haksızlık yapıyorlar. Türkiye olarak, 60 yıldır kapısında bekletildiğimiz Avrupa Birliği’nden herhangi bir beklentimiz yok.

Şayet, bize karşı örtülü bir yaptırım gibi kullandıkları vize dayatması başta olmak üzere haksızlıklarından geri dönerlerse, kendi yanlışlarını düzeltmiş olurlar. Yapmazlarsa; siyasi, sosyal, ekonomik ve askerî olarak bizden herhangi bir beklentiye girme hakkını tümüyle kaybederler. Eğer, artık iyice lafta kalan tam üyelik sürecini sonlandırmak gibi bir niyetleri varsa, işin o tarafı da kendi bilecekleri bir iştir.

Biz, demokrasi, adalet ve özgürlükler noktasında Kopenhag Kriterleri’ni gerekirse Ankara Kriterleri yapar, yine yolumuza devam ederiz. Son 21 yılda hak ve özgürlükler konusunda hayata geçirdiğimiz, ‘sessiz devrim’ olarak nitelenen tüm reformları, birileri istediği için değil, milletimiz en iyisine, en ilerisine layık olduğu için yaptık. Avrupa Birliği’ne rağmen sabırla bugünlere getirdiğimiz tam üyelik sürecimizde yeni dayatmalara, yeni şartlara tahammülümüzün kalmadığını burada tekrar ifade etmek istiyorum.”

Paylaşın

Yeni Yasama Yılında TBMM’nin Gündeminde Hangi Konular Var?

TBMM, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasıyla, 28’inci dönem ikinci yasama yılına başladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) gündeminde yeni Anayasa’dan İsveç’in NATO üyeliğine, emekli maaşlarından fezlekelere kadar birçok kritik başlık var.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre; TBMM, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler nedeniyle Şubat ayı ortalarında çalışmalarına ara verecek. Seçim arasına kadar birçok düzenlemenin Meclis’te kabul edilmesi hedefleniyor.

İsveç’in NATO üyeliği: Meclis’in gündemindeki özellikle Batı ülkelerince yakından takip edilen en önemli başlıklarından biri İsveç’in NATO üyeliğinin oylanması olacak.

Türkiye, Temmuz ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılan NATO zirvesinde sağlanan mutabakatın ardından İsveç’in üyeliğine itirazı kaldırmıştı. Mutabakat metninde NATO desteği karşılığında İsveç’in oluşturulacak Güvenlik Paktı çerçevesinde terörle mücadele konusunda Türkiye’ye güvence verdiği belirtilmişti.

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini yeni yasama döneminde oylamaya sunması bekleniyor. Ancak AK Parti kurmaylarına göre burada süreç hızlı işletilmeyecek. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) yeni F-16’ların Türkiye’ye satışını İsveç’in NATO üyeliği şartına bağlamasına yönelik yorumlar nedeniyle bu sürecin biraz sarkabileceği belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan dönüşü gazetecilerin soruları üzerine “İsveç’i F-16 ile bağlı hale getiriyorlar. Yani diyorlar ki bunu halledin. Kanada, Amerika aynı şeyi yapıyor. Biz de diyoruz ki, ‘sizin Kongreniz varsa bizim de parlamentomuz var.’ Biz parlamentomuzu geri plana atamayız ki” açıklaması yapmıştı.

AK Parti kurmaylarına göre “NATO üyeliğine karşı F-16” şartı konuşulması doğru bir adım değil. Ancak ABD’nin bu konudaki tavrını sürdürmesi durumunda NATO’ya onay sürecinin Ekim ayı içerisinde gerçekleşmeyebileceği ifade ediliyor.

Bir diğer iddiaya göre de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden’ın Aralık ayında Washington’da görüşmesine dair hazırlıklar yürütülüyor. Bu görüşmenin gerçekleşmesinin de İsveç’in NATO üyelik sürecine etki edecek bir konu olarak görülüyor.

AK Parti’nin tek başına “evet  demesi de İsveç’in NATO üyeliği için yeterli değil. İsveç’in NATO üyeliğinin Meclis’te onaylanabilmesi için Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin ya da muhalefetin destek vermesi de gerekiyor.

Yeni Anayasa: Geçen yasama döneminde Mayıs ayındaki seçimlerden önce komisyon aşaması tamamlanan, ancak muhalefetin destek vermemesi nedeniyle Genel Kurul’da görüşülemeyen başörtüsü düzenlemesine ilişkin Anayasa teklifi de yeniden Meclis gündemine gelecek.

AK Parti ve MHP, başörtüsüne anayasal güvence getirilmesini öngören ve ailenin yeniden tanımlandığı Anayasa değişikliği teklifini 9 Aralık 2022’de Meclis’e sunmuştu. Teklife göre Anayasa’nın 24’üncü ve 41’inci maddelerinde değişiklik öngörülüyor.

Teklifi AK Parti, “seçim vaadi” olduğu gerekçesiyle gündeme almaktan yana. AK Parti kurmayları bu iki maddelik düzenlemeye İYİ Parti, Saadet, Gelecek ve DEVA partilerinden de destek bulacağı görüşünde. Anayasa değişikliği teklifinin Meclis’te kabul edilebilmesi için 400 evet oyu gerekiyor. Cumhur İttifakı ile Meclis’e giren AK Parti, MHP, Yeniden Refah, HÜDA PAR, DSP’nin vekil sayısı 323. İYİ Parti, Saadet, Gelecek, DEVA partilerinin vekilleri de dahil edildiğinde bu rakam 402’ye ulaşıyor. Bu nedenle muhalefetin destek verip vermeyeceği kritik önemde.

TBMM’de ayrıca yeni bir Anayasa süreci başlatılması hedefleniyor. Erdoğan’ın yeni yasama yılı açılış konuşmasında da ana çerçevenin yeni anayasa olacağı ifade ediliyor. Yeni Anayasa için “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” kurulması yönünde AK Parti içerisinde bir görüş hâkim. Bu konuda 2011 yılında yapılan çalışmanın dikkate alınabileceği belirtiliyor. 2011 yılında bir buçuk yıllık çalışma sonrasında Uzlaşma Komisyonu, 60 maddede tam mutabakat sağlarken 112 maddede ise şerhli olarak anlaşmıştı. Komisyon kurulması öncesi AK Parti Meclis yönetiminin diğer partilere Ekim ayından itibaren ziyaretler gerçekleştirmesi planlanıyor. AK Parti kurmayları İYİ Parti, Gelecek, DEVA ve Saadet Partileri ile de görüşmeler yapılacağını belirtirken uzlaşma beklentisinin yüksek olduğunu dile getiriyorlar.

Anayasanın yanı sıra Meclis İçtüzüğü’ne dair çalışmalar da yapılması planlanıyor. AK Parti’nin bu yönde taslak için çalışmalara başladığı, çalışmaları Anayasa süreci ile eş zamanlı olarak yürütmeyi planladığı kaydediliyor. Muhalefet cephesinde ise Meclis İçtüzüğü’ne müdahaleye olumlu bakılmıyor. AK Parti’nin “muhalefetin sesini kesme” çalışmalarının bir parçası olarak yorumlanıyor. Ancak muhalefetin gelecek tekliflerden sonra tavır belirlemesi bekleniyor.

Emekli maaşına zam ve ekonomi: Meclis’in açılmasının ardından dikkat çeken ilk toplantı 3 Ekim’de Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gerçekleşecek. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan, milletvekilleri ile ilk kez bir araya gelerek bir sunum yapacak. Erkan, Türkiye ekonomisi, enflasyon ve para politikası çerçevesinde soruları da yanıtlayacak.

Meclis’in gündemine gelecek bir diğer konu ise emekli maaşlarına yapılması beklenen ek zam. Temmuz ayında memur ve emekli maaşlarına zam yapılırken bu zam emeklilerin kök aylıklarına uygulanmıştı. Buna göre kök aylığı 6 bin lira ve altında kalanların emekli aylıkları Temmuz ayından sonra da 7 bin 500 lira olarak ödenmeye devam etti. Milyonlarca emekli bu nedenle ek zam talep ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan zam için yıl sonunu işaret etmişti. Emekli maaşlarına zam planlarının, Eylül ayında açıklanan Orta Vadeli Plan’daki hedeflerle birlikte bir torba kanun ile Meclis gündemine gelmesi bekleniyor.

Meclis’in gündemine gelecek bir diğer konu ise yeni evlenen çiftlere faizsiz kredi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Eylül’deki kabine toplantısı sonrasında yeni evlenen çiftlere faizsiz kredi için Meclis’e yasal düzenleme getirileceğini açıklamıştı. 2 yıl geri ödemesiz 48 ay vadeli 150 bin lira faizsiz olması beklenen kredi Aile ve Gençlik Bankası tarafından verilecek. Bu sistemin kurulmasına ilişkin yasal düzenleme de Meclis’e gelecek.

Hükümet, ayrıca yüksek kiralar ve araç stokçuluğuna karşı önlemler almayı hedefliyor. Ev kiralarındaki fahiş artış ile sıfır araçların stoklanarak belli yerlere satılmasına karşı hapis cezasını da içeren bir düzenleme yapılacağı belirtiliyor.

Meclis’in ekonomi gündemi Kasım ve Aralık aylarında da yoğun olacak. Yeni ekonomi yönetiminin hazırlayacağı 2024 bütçesi Meclis’te görüşülecek. Bütçe içerisinde deprem yatırımları önemli bir yer tutacak. Deprem bölgelerindeki yeniden imar çalışmalarına teşvik konusunda Meclis’e bir düzenleme paketi gelmesi de gündemde.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın çalışmalarını yürüttüğü “kentsel dönüşümün hızlandırılması”na dair yasal çalışmaların da Meclis’e getirilmesi bekleniyor.

Sezgin Tanrıkulu fezlekesi: CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasına dair fezleke de Meclis Genel Kurul gündemine gelecek.

Tanrıkulu 8 Eylül tarihinde katıldığı TV100 canlı yayınında, “Benim takip ettiğim davalar var. 15 köylüyü helikopterden atan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) değil mi? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla sabit hale gelen… Biz eleştirel yaklaşırız. Soru sorarız, doğru olup olmadığını sorgularız, TSK üzerinden bu tür şaibelerin kalkması amacıyla bunu sorarız. 40 yılda her şeyi doğru yapsaydı Türkiye bu durumda olmazdı. AİHM kararı orada, 15 tane köylü, kim attı? Bu kadar köyü yaktı?” diye konuşmuştu.

Bu sözler üzerine AK Parti ve MHP’nin yanı sıra kendi partisi CHP’nin bazı yöneticileri tarafından tepki gören Tanrıkulu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatıldı. Tanrıkulu’nun dokunulmazlığının kaldırılması için hazırlanan fezleke Meclis’e iletilmek üzere Cumhurbaşkanlığı’na gönderildi. Bu fezlekenin Meclis’e gelmesinden sonra Anayasa ve Adalet komisyonlarından oluşan Karma Komisyon gündemine gelecek. Tanrıkulu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin hem komisyondaki hem de genel kuruldaki oylamanın muhalefeti de bölebileceği belirtiliyor. İYİ Parti’nin Tanrıkulu’nun dokunulmazlığının kaldırılması oylamasında nasıl tavır alacağı merak edilirken, CHP içerisinden de “dokunulmazlık kaldırılsın” diyenlerin olabileceği ifade ediliyor.

TİP Milletvekili Can Atalay: Gezi Davası’nda Yargıtay’ın cezasını onadığı beş isim arasında yer alan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay hakkındaki karar TBMM Başkanlığı’na gelecek. Bu kararın Meclis Genel Kurulu’nda okunmasıyla birlikte Atalay’ın milletvekilliği de düşecek. Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi’nin olası bir ihlal kararı vermesi durumunda Atalay’ın milletvekilliğine dönüşü mümkün olabilecek. Aksi bir kararda ise dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınacak.

Tezkereler: Meclis gündemine Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına asker göndermesine yönelik tezkerelerin de gelmesi bekleniyor. Ekim ayı içerisinde Türk askerinin operasyonlarını sürdürdüğü Suriye-Irak ve Lübnan tezkereleri görüşülecek. Bu tezkerelerin yanı sıra Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki harekâtına katılım için gereken tezkerenin de Ekim ayı içerisinde Meclis’ten geçmesi gerekiyor.

Paylaşın

Meclis’te HDP Milletvekili Kalmadı: Sancar Ve Buldan YSP’ye Geçti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın Yeşil Sol Parti’ye (YSP) geçişiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) HDP milletvekili kalmadı. Yeşil Sol Parti’nin milletvekili sayısı ise 57’ye yükseldi.

HDP’nin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan 14 Mayıs seçimlerine Yeşil Sol Parti listelerinden katılmışlardı.

Anayasa Mahkemesi’nde devam eden kapatma davasının yarattığı risk nedeniyle 14 Mayıs seçimlerine Yeşil Sol Parti listeleriyle giren Halkların Demokratik Partisi (HDP), 27 Ağustos’ta gerçekleştirdiği kongresinin ardından çalışmalarının tümünü yeni partiye devretti.

Alınan bu kararla birlikte HDP, aktif siyasete bir nevi ara vermiş oldu. HDP’yi Meclis’te temsil eden iki milletvekili; partinin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan da bu kararın ardından Yeşil Sol Parti’ye geçti. Bu geçişle birlikte Meclis’te HDP milletvekili kalmadı.

HDP’nin hiç milletvekili kalmadı

HDP’nin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan 14 Mayıs seçimlerine Yeşil Sol Parti listelerinden katıldı. Yeşil Sol Parti’den seçilen 57 milletvekili arasında bulunan iki eş genel başkan ittifak yasası doğrultusunda kayıtlarını HDP Milletvekili olarak yaptırdı.

HDP’nin Meclis’teki varlığını sürdürmek ve kapatma davası sonuçlanana kadar partinin Eş Genel Başkan düzeyinde temsiliyetini sağlamak adına alınan bu karar sonucu Meclis’te 55 Yeşil Sol Parti, 2 HDP milletvekili görev almış oldu.

Gazete Duvar’dan Ceran Bayar‘ın haberine göre; HDP’nin 27 Ağustos kongresinde aldığı ‘partinin çalışmalarının tümünü Yeşil Sol Parti’ye devretmesi’ kararıyla birlikte HDP’nin Eş Genel Başkanları Buldan ve Sancar da istifa ederek Yeşil Sol Parti’ye geçti.

Meclis kayıtlarındaki milletvekili sandalye dağılımı bu istifalarla birlikte değişmiş oldu. Yeşil Sol Parti’nin 55 olan milletvekili sayısı 57’ye çıkarken HDP’nin hiç milletvekili kalmadı.

Paylaşın

Yeniden Seçilemeyen 310 Vekil 149’ar Bin Lirayı Afiyetle Yedi

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 27’nci döneminde görev yapan 314 milletvekili, 14 Mayıs seçimlerinde ya aday gösterilmedi ya da seçilemedi. Vekillikleri sona eren 314 isme Nisan-Mayıs-Haziran ayları için toplam 70 milyon TL ödendi. Söz konusu ödemenin 46 milyon 786 bin lirası hak edilmeyen 2 aylık maaştan oluştu.

Mayıs ayının yarısı ve Haziran aylarında vekil olmadıkları halde fazladan ücret alan 314 vekilden sadece 4’ü parayı iade etti. Üç aylık maaş olarak 223 bin 500’er lira maaş alan 310 milletvekilinden ise ses çıkmadı. Vekillik yapmadan aldıkları 149 bin lirayı kabul etti.

Meclis’in 27’nci döneminde görev yapan 314 milletvekili, 14 Mayıs seçimlerinde ya aday gösterilmedi ya da seçilemedi. Vekillikleri sona eren 314 isme Nisan-Mayıs-Haziran ayları için toplam 70 milyon TL ödendi. Bunun 46 milyon 786 bin lirası hak edilmeyen 2 aylık maaşı kapsıyor.

Sözcü’den Zekeriya Albayrak‘ın haberine göre; mayıs ayının yarısı ve Haziran aylarında vekil olmadıkları halde fazladan ücret alan 314 vekilden sadece 4’ü “Biz bu parayı hak etmedik” diyerek parayı iade etti. Üç aylık maaş olarak 223 bin 500’er lira maaş alan 310 milletvekilinden ise ses çıkmadı. Vekillik yapmadan aldıkları 149 bin lirayı kabul ettiler.

İki aylık maaşı iade eden Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal “İki aya yakın fazladan ücret ödendi. Hak etmediğim bir parayı alamazdım, iade ettim” dedi. Uysal’ın yanı sıra BBP lideri Mustafa Destici, eski İYİ Parti Bursa milletvekili ve Kamil Erozan, eski AKP Balıkesir milletvekili Adil Çelik de iki aylık maaşlarını TBMM muhasebesine iade etti.

Paylaşın

Babacan Liderliğindeki DEVA Partisi Yol Haritasını Netleştiriyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 15 milletvekili ile temsil edilen Ali Babacan Liderliğindeki Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nde her bir milletvekili “gölge bakan” gibi çalışacak.

Bu yeni görevlendirmeye göre Adalet Bakanlığı’ndan Mustafa Yeneroğlu; İçişleri Bakanlığı’ndan İdris Şahin; Milli Savunma Bakanlığı’ndan Sadullah Ergin; Sağlık Bakanlığı’ndan İrfan Karadutlu; Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan Evrim Rızvanoğlu;

Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Seda Kaya Ösen; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan Elif Esen ve Selma Aliye Kavaf sorumlu olacak. Ekonomi Politikaları ve Siyasi İşler Başkanı İbrahim Çanakçı da Meclis ve Genel Merkez arasındaki çalışmaların koordinasyonunun sağlanmasından sorumlu olacak.

Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ile grup kurmayı reddeden ve Meclis’te 15 milletvekili ile temsil edilen DEVA Partisi’nin yol haritası netleşmeye başladı. Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre DEVA Partisi’nin 15 milletvekili için yeni görevlendirmeler yapıldı. Buna göre DEVA Partisi’nin her bir milletvekili bir bakanlıktan sorumlu olacak.

Milletvekilleri sorumlu oldukları bakanlıkları takip edecek

“Gölge bakanlar” gibi çalışacak olan milletvekilleri, sorumlusu oldukları bakanlıkların tüm icraatlarını takip edecek, muhalefet edilmesi gereken durumlarda partiyi bilgilendirecek, vatandaşlardan, sivil toplumdan gelen bakanlıklarla ilgili talep ve şikayetlerin takipçisi olacak. İlgili bakanlıklarla temas gereken durumlarda bakanlarla iletişime geçerek talep ve şikayetleri de aktaracak.

Yeni görevlendirmeler belli oldu

Bu yeni görevlendirmeye göre Adalet Bakanlığı’ndan Mustafa Yeneroğlu; İçişleri Bakanlığı’ndan İdris Şahin; Milli Savunma Bakanlığı’ndan Sadullah Ergin; Sağlık Bakanlığı’ndan İrfan Karadutlu; Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan Evrim Rızvanoğlu; Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Seda Kaya Ösen; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan Elif Esen ve Selma Aliye Kavaf sorumlu olacak. Ekonomi Politikaları ve Siyasi İşler Başkanı İbrahim Çanakçı da Meclis ve Genel Merkez arasındaki çalışmaların koordinasyonunun sağlanmasından sorumlu olacak.

Milletvekili bulunmayan iller 15 milletvekili arasında paylaşıldı

DEVA Partisi’ndeki bir diğer görevlendirme de milletvekili bulunmayan iller için oldu. Milletvekili çıkarılamayan iller, 15 milletvekili arasında bölüştürüldü. Bu milletvekilleri sorumlusu oldukları şehirlerin sorunlarını, ihtiyaçlarını yakından takip ederek o ilin milletvekili gibi görev yapacaklar. Milletvekilleri, Meclis kapanır kapanmaz sorumlu oldukları illere gidecek ve ilk etapta yaz sonuna kadar kapsamlı çalışmalar yürütecekler.

Meclis ve Genel Merkez’de sınırlı kalmayan bir siyaset hedefi

Milletvekilleri ve parti yöneticileri, Meclis’teki faaliyetlerinin dışında daha çok sahada olacakları bir çalışma yöntemi de işletecek. Yaşanan sorunların muhatabı kurumların önünde eylem ya da açıklama yapmak gibi pratiğe dönüşecek çok sayıda programla sadece Meclis ve Genel Merkez’de sınırlı kalmayan bir siyaset yapma biçimini tercih edecekler.

Paylaşın

AK Parti’den Meclis’te Çoğunluk İçin Yeni Adım; Muhalefetten Tepki

Saadet Partisi ile Gelecek Partisi’nin Saadet Partisi adı altında TBMM’de (Türkiye Büyük Millet Meclisi) grup kurma kararı sonrası AK Parti, komisyonlarda üye kaybı yaşamamak için yeni adım attı.

Seçimlerin ardından Meclis’in açılmasıyla belirlenen komisyon üyeliklerinde AK Parti’nin önergesi ile değişikliğe gidildi. Muhalefet partileri ise bu düzenlemeye tepki gösterdi.

CHP Grup Başkanı Özgür Özel de AK Parti’nin komisyon ve Meclis Başkanlık Divanı’nda hesap yaparken, Meclis Başkanı’nın dahil edilmemesi gerekirken dahil ederek hesaplama yaptığını kaydetti. Özel, “Bunun yanlış olduğunu herkes biliyor. Sağır sultan biliyor. İlk düğmeyi yanlış iliklediniz ve Meclis Başkanının tarafsızlıkla ilgili taahhütlerini ilk günden sakatladınız. Bu haksızlığa ‘kabul’ demiyoruz” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti adına Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu da söz alarak, AK Parti’nin üye sayısının azaltılmaması için bu adımı attığını kaydederek, “İsminde ‘adalet’ olan bir partiyi TBMM’deki temsil yetkileri belirlenirken dahi adalet çizgisine getirmeye muvaffak olamadık. AK Parti komisyonlarda üye kaybetmemek için komisyondaki üye sayılarıyla oynuyor” diye konuştu.

Meclis Genel Kurulu’nda AK Parti’nin getirdiği önerge ile Meclis’teki bazı komisyonların üye sayıları ve TBMM Başkanlık Divanı’ndaki üye sayıları artırıldı. AK Parti’nin bu hamlesi ile Saadet Partisi’ne kaybedilecek koltuklar da korunmuş oldu.

Seçimlerin ardından Meclis’in açılmasıyla belirlenen komisyon üyeliklerinde AK Parti’nin önergesi ile değişikliğe gidildi. Saadet Partisi ile Gelecek Partisi’nin Saadet Partisi adı altında grup kurma kararı sonrası bazı komisyonlarda AK Parti 1 üye kaybedecekti.

Siyasi parti gruplarına göre yapılan dağılımlarla örneğin 26 kişilik komisyonlarda AK Parti’nin üye sayısı 13’ten 12’ye düşecek ve 1 üye Saadet Partisi’ne geçecekti. Ancak AK Parti yaptığı hamle ile bu koltuk kaybının önüne geçti ve 26 kişilik komisyonların üye sayısını 27’ye çıkardı.

AK Parti önergesi ile Plan ve Bütçe Komisyonu’nun üye sayısı 30’dan 31’e, Meclis Başkanlık Divanı’ndaki katip üye sayısı 10’dan 11’e, aralarında Anayasa, Adalet, Milli Savunma, İçişleri, dışişleri, Milli Eğitim, Bayındırlık, Çevre, Sağlık, Tarım, Sanayi, komisyonlarının da üye sayısı da 26’dan 27’ye çıkarıldı.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in aktardığına göre; AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Meclis’te yapılan bu düzenlemeyi, “komisyonlarda mevcut görev yapan milletvekillerinin konumunu korumak” olarak açıkladı.

Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, düzenlemeyi eleştirirken, AK Parti’nin Meclis’te çoğunluk partisi olmasa da komisyonlardaki gücünü artırdığını ifade etti. Kaya, geçmişte Erbakan ile beraber siyaset yapanların AK Parti içerisinde olduğunu hatırlattı ve Erbakan’ın bir sözüyle AK Parti’lileri eleştirdi.

Bülent Kaya, “Erbakan Hoca, ‘Batılın hak anlayışı ya kuvvetten doğar ya çoğunluktan doğar ya imtiyaz ve ayrıcalıktan ya da menfaat ve çıkardan doğar. Ne kuvvet ne çoğunluk ne imtiyaz ne de menfaat hak sebebi olamaz, bu ancak batıl hak anlayışıdır’ derdi. Burada buna inanan AK Parti’lilerin olduğunu biliyorum” dedi.

“Yanlış olduğunu sağır sultan biliyor”

CHP Grup Başkanı Özgür Özel de AK Parti’nin komisyon ve Meclis Başkanlık Divanı’nda hesap yaparken, Meclis Başkanı’nın dahil edilmemesi gerekirken dahil ederek hesaplama yaptığını kaydetti. Özel, “Bunun yanlış olduğunu herkes biliyor. Sağır sultan biliyor. İlk düğmeyi yanlış iliklediniz ve Meclis Başkanının tarafsızlıkla ilgili taahhütlerini ilk günden sakatladınız. Bu haksızlığa ‘kabul’ demiyoruz” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti adına Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu da söz alarak, AK Parti’nin üye sayısının azaltılmaması için bu adımı attığını kaydederek, “İsminde ‘adalet’ olan bir partiyi TBMM’deki temsil yetkileri belirlenirken dahi adalet çizgisine getirmeye muvaffak olamadık. AK Parti komisyonlarda üye kaybetmemek için komisyondaki üye sayılarıyla oynuyor” diye konuştu.

Meclis’te 16 üyesi bulunan Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu’nun üye sayısı ise değiştirilmedi. Bu komisyonda Saadet Partisi, 1 üyelik hakkını AK Parti’den değil YSP’den alacaktı. AK Parti’nin bu komisyonda üye kaybı olmadığı, kaybın kendisi yerine YSP’den olduğu için değişikliğe gitmediği dikkat çekti.

AB Uyum Komisyonu, Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile İnsan Hakları Komisyonlarında grubu olmayan partilerin temsiline zaten olanak sağlandığı için bu komisyonların üyelikleri de değiştirilmedi.

AK Parti’nin getirdiği düzenleme Cumhur İttifakı içerisinde yer alan partilerin verdiği destek ile kabul edildi.

Paylaşın

Bahçeli’den NATO Çıkışı: Türkiye’nin Milli Güvenliği Göz Ardı Edilmiştir

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, “Türkiye’nin NATO’yla ittifak kültürü 71 yıllık gelgitli bir maziye dayanmaktadır. Ne var ki köprülerin altından çok sular akmıştır. Ne dünya eski dünyadır, ne de Türkiye 1950’li yılların Türkiye’sidir. Bir defa bu yalın ve yakın gerçeğin telaffuz sorumluluğu bihakkın omuzlarımızdadır. Türkiye, NATO hukuku çerçevesinde üstlendiği askeri, stratejik ve siyasi misyonları harfiyen yerine getirirken aynı hakkaniyeti, aynı hassasiyeti maalesef ittifak ortaklarından görmemiştir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bugüne kadar hiçbir görevden, hatta hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan Türkiye’nin milli güvenliği hemen hemen her seferinde göz ardı edilmiştir. Finlandiya’nın katılımıyla NATO üyesi ülkelerin sayısı 31’e çıkmıştır. Şimdi üyelik peronuna İsveç yanaşmıştır. Bu ülkenin üyeliğine karşı Türkiye’nin haklı ve meşru itirazları vardır. İsveç’in terörle arasına mesafe koymaktan ısrarla imtina ettiği malumlarınızdır. Üstelik İsveç hükümetinin Kur’an-ı Kerim’e yönelik şerefsiz ve vandal saldırıları sürekli alttan aldığı, görmezden geldiği, sıkışınca da durumu kurtarmak için cılız kınama mesajları yayımladığı bilinen bir husustur.”

Bahçeli, konuşmasının devamında, “Türkiye dayatmaları sineye çekecek kabile devleti değildir. NATO’nun açık kapı politikasının maksat ve mahiyeti de milli bekamızdan, egemenlik haklarımızdan, iç ve dış güvenlik mülahazalarından daha mühim, daha öncelikli olamayacaktır. Geldiğimiz bu aşamada cevabını aradığımız sarsıcı soru şudur: Milli varlığımızı doğrudan tehdit eden kanlı terör örgütlerine kucak açan, bunların terörist devşirmesine ve haraç toplamasına kendi başkentinde göz yuman mahut ülkeyle bir güvenlik mimarisinin bünyesinde nasıl buluşacağız? Böylesi bir acizliğe nasıl göz yumacağız? Bunu nasıl hazmedeceğiz?” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Bahçeli’nin açıklamaları şöyle:

Türk siyaseti, ahlaki ve milli uzlaşma vasatından bir yanda kaçıp diğer yanda korkanların elinde itibar ve irtifa kaybına acıklı şekilde maruz kalmaktadır. Bu kaybın önüne geçmek, bu kaybın zarar ve ziyanlarını telafi etmek sahici ve samimi siyaset yapanların öncelikli vazifesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Ekim 2023 tarihine kadar çalışmalarına ara vermeden gündemde bulunan kanun tekliflerini sırasıyla kabul ederek milletimizin haklı beklentilerini karşılamak durumundayız. Özellikle 6 Şubat Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin neden olduğu ekonomik hasarların telafisi için bazı düzenlemeler yapılacaktır.

Bu düzenlemeler can sıkıcı olsa da daha güzel ve gelişmiş bir ülke tablosuna vasıl olmak için dişimizi sabırla sıkmamız işin doğası gereğidir. Nimet-külfet dengesi adaletle kurularak depremin ağır sonuçları inanıyorum ki en aza indirilecektir. Bildiğiniz gibi depremin neden olduğu sosyal, toplumsal, sosyolojik ve psikolojik maliyetlerin yanında kabarık ekonomik faturası yaklaşık 104 milyar dolar düzeyindedir. Devlet deprem bölgesinde seferber olmuştur. Bütün imkanlar harekete geçirilmiş, mağdur vatandaşlarımıza el uzatılmıştır. Bunun yanı sıra, depreme karşı güvenli konutların temel atma ve yapım süreçleri tavsamadan ve teklemeden devam etmektedir.

Olağanüstü bu mücadele sürecinin desteklenmesi, depremzede vatandaşlarımızın her türlü ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla 2023 yılı Merkezi Yönetim Bütçesine ilave ödenek eklenmesi söz konusudur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, TBMM’de görüşülecek kanun tekliflerini tereddütsüz destekleyeceğimizi, vatanımızın ve milletimizin başta deprem olmak üzere, farklı sebeplerden kaynaklanan akut ihtiyaçlarının karşılanması için yapıcı ve müspet irademizi göstereceğimizi huzurlarınızda açıklamak istiyorum.

Tezvirat ve tefrikalarıyla vapur bacası gibi ses çıkaran bedhahlara aldanmayız, hiç de aldırış etmeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’ncü yıldönümünde milli birlik ve kardeşlik ruhuyla her meselenin üstesinden geliriz, bunu da başarmaya azimli ve muktediriz. Ekonominin fırtınalı denizlerden güvenli limana yüzerek demirleyeceğine, günün sonunda insanımızın yüksek refah standardına ulaşacağına; yakın vadede kalkınmış, büyümüş, zenginleşmiş, fiyat ve finansal istikrarıyla, gelir ve servet dağılımı adaletini sağlamış bir Türkiye’nin yıldız gibi parlayacağına yürekten inanıyorum.

Hayat pahalılığı kaderimiz değildir. Kur, faiz ve enflasyondaki oynaklıklar sağlıklı bir yönetim sistemi, güçlü bir iktidar ve millet desteğiyle gündemdeki ağırlığını inşallah kaybedecektir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi siyasal ve ekonomik istikrarın güvencesidir. Böylelikle ekonomide huzur ve refah sökün edecektir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında 3 Haziran 2023 tarihinde açıklanıp göreve başlayan ikinci dönem Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Türkiye ekonomisinin maruz kaldığı risk ve tehlikeleri en aza çekmek için kolları sıvamıştır.

Hiçbir vatandaşımızı enflasyona ezdirmeme gayesi taşıyan bir iktidar görevinin başındadır. Biz de bu gayenin sonuna kadar yanındayız. Memurlarımıza ve emeklilerimize yapılacak zamların da destekçisiyiz.

Ekonomik şartlar iyileştikçe, ekonomik toparlanma genişledikçe, ümit ediyorum ki memur ve emeklilerimizin maaşları çok daha yüksek düzeylere ulaşacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi işçinin, memurun, esnafın, emeklinin, çiftçinin, sanayici, müteşebbisin, bakıma muhtaç her insanımızın şartta arkasındadır. 1 Temmuz 2023 itibarıyla tüm kamu görevlilerimizin maaşlarında, ilk 6 aylık enflasyon farkına ek olarak yılın ikinci yarısı için toplu sözleşmeden kaynaklanan oranla toplam yüzde 17,55’lik zam ve seyyanen net 8 bin 77 liralık artış yapılacaktır.

Gönül isterdi ki, bu maaş yükselişi daha fazla olsun. Ancak bütçe imkanları bellidir, Türkiye ekonomisinin türbülanstan çıkma sürecinin zorlukları ortadadır. Kamu çalışanlarımızla ilgili gelişmeler böyleyken, sayıları 15,9 milyona ulaşmış emeklilerimize yapılan yüzde 25’lik maaş artışı gördüğümüz kadarıyla makul ve yeterli bulunmamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak açık ve samimi teklifimiz şudur: İlk olarak, memur maaşlarına ilavesi planlanan 8 bin 77 liralık seyyanen artışın kök ücrete ve aynısıyla emekli maaşlarına yansıtılması beklentimiz ve talebimizdir.

İkinci olarak, Perakende Kanununda haksız rekabeti önleyecek değişiklikler yapılması, SGK üst limiti, gelir vergisi dilimleri ve kıdem tazminatıyla ilgili düzenlemeler işçi ve işveren yararını dikkate alacak şekilde gözden geçirilmelidir. Enflasyondaki düşüşe eşzamanlı olarak, işçilerimize ve asgari ücretle geçinen kardeşlerimize yapılan iyileştirmelerle beraber memur ve emeklilerimizin maaşlarının artırılması satın alma gücünü nispeten koruyacaktır.

Milletimizin her güzel insanına ne yapsak eksik, ne versek azdır. Döviz fiyatlarındaki dalgalanmalardan haksız fiyat artışlarıyla istifadeye kalkışan, fiyat etiketlerini güncellemek bahanesiyle acımasızlığa ortak olan, vatandaşımızın kesesine, devletimizin kasasına göz koyan fırsatçılarla da amansız şekilde mücadele edilmelidir. Hiç kimse ahlaksız bir kazanç hırsının yanlarına kalacağını sanmamalıdır. Vatandaşlarımızın ekmeğinden aşıranlara kesinlikle göz açtırılmamalıdır.

Harç ve vergilerdeki yeni düzenlemeler karşısında kaşıkla verilip kepçeyle alınıyor diye yaygara koparan müflis siyasetçileri de iyi niyetten yoksun, samimiyetten uzak, ekonominin gerçeklerinden tamamıyla kopuk olduğunu hem not hem de teyit ediyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türkiye ekonomisi hakkında söyleyeceği pek çok şey vardır ve bunlar temelsiz değildir. Bu kapsamda parti olarak “Ekonomik Büyüme, Sosyal Gelişme ve Milli Bütünleşme” temelinde “Geleceğin Ekonomi Vizyonu”nu 20 uzman ve akademisyenimizin iştirakiyle hazırlayıp kamuoyunun bilgisine sunduğumuz hafıza kaybına uğramamış her insanımızın, her dava arkadaşımızın, konuyla ilgilenen herkesin malumudur.

Merhum Mithat Cemal Kuntay’ın başucu eseri “Üç İstanbul” isimli romanında, “kazanıp sırıtanlarla kazanamayıp somurtanların” Birinci Dünya Savaşı yıllarında ülkenin genel tarifi olduğu yazılıdır. Romanın bir başka yerinde de şu ifadeler satırlara işlenmiştir: “Bizde ihtiyarlamadan zengin olanı dağdan şehre inmiş canavar gibi taşlıyorlardı.” Bu ekonomi politik mahiyetli tespitlerin o dönemin hayat gerçeğiyle bağdaşıp bağdaşmadığı başka bir tartışma konusu olsa da, adil bölüşümün ve hakkaniyetli paylaşımın insan ve toplum huzurunun vazgeçilmez bir öğesi olduğunu bir an olsun dikkatlerden kaçırmamak hedef tayin edilmelidir. Çok yiyenle hiç yemeyen arasındaki uçurum kapanmadan dünya genelinde çatışma ve gerilimlerin eksen kaymasına uğraması neredeyse muhal bir hayaldir.

Bizim için ekonomik hayat, tıpkı merhum Prof. Dr. Sabri Fehmi Ülgener’in isabetle kaydettiği gibi, yalnız verilerin bir araya gelişinden ibaret bir madde dünyası değildir. Kendine has tavır ve davranışlarıyla özümsenmesi gereken insan gerçeği ekonominin olmazsa olmaz kemer taşıdır. Bugüne kadar, insanın değerleri ve duygusal eğilimleri tarihin akışına her şeyden daha fazla yön vermiştir. İnsanı unutan ideolojik ve siyasi akımların ekonomiyle ilgili söyleyecekleri tek bir kelamları yoktur. Ve insan nasıl teşekkül ettiği muamma olan rasyonel dürtülerle sadece ekonomik çıkarlar peşinde koşan bir varlık da değildir. Şu doğru soruyu on yıllar evvel Merhum Prof. Dr. İdris Küçükömer sormuştur: “Varsayalım ki ekonomi büyüdü, işsizlik azaldı, enflasyon aşağılara çekildi.

Bunlar yurdumuz insanının var olma sorununa ışık getirmiş olur mu?” Yani rakam ve oranlar müreffeh ve muzaffer bir zirveden ekonomik aydınlığı müjdelerken bizim için her şey bitmiş, her sorun çözülmüş, her kumpas ve karanlık kampanya son bulmuş olacak mıdır? Elbette bu sorulara müspet cevap vermekten mazur ve uzağız. Anadolu coğrafyasını vatan yapmamızın bir bedeli vardır ve bu bedelin sancılarına ebediyete kadar muhatap kalıp mukavemet göstermemiz kaçınılmazdır. Ne zaman ki, nihai hedefimiz olan İ’la-yi Kelimetullah dünya çapında hasıl ve hakim olur, işte o zaman çağa ve insanlığın çağrısına Müslüman Türk milleti mühür vuracaktır.

“Türkiye’nin milli güvenliği hemen hemen her seferinde göz ardı edilmiştir”

Türkiye’nin NATO’yla ittifak kültürü 71 yıllık gelgitli bir maziye dayanmaktadır. Ne var ki köprülerin altından çok sular akmıştır. Ne dünya eski dünyadır, ne de Türkiye 1950’li yılların Türkiye’sidir. Bir defa bu yalın ve yakın gerçeğin telaffuz sorumluluğu bihakkın omuzlarımızdadır. Türkiye, NATO hukuku çerçevesinde üstlendiği askeri, stratejik ve siyasi misyonları harfiyen yerine getirirken aynı hakkaniyeti, aynı hassasiyeti maalesef ittifak ortaklarından görmemiştir. Bugüne kadar hiçbir görevden, hatta hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan Türkiye’nin milli güvenliği hemen hemen her seferinde göz ardı edilmiştir. Finlandiya’nın katılımıyla NATO üyesi ülkelerin sayısı 31’e çıkmıştır.

Şimdi üyelik peronuna İsveç yanaşmıştır. Bu ülkenin üyeliğine karşı Türkiye’nin haklı ve meşru itirazları vardır. İsveç’in terörle arasına mesafe koymaktan ısrarla imtina ettiği malumlarınızdır. Üstelik İsveç hükümetinin Kur’an-ı Kerim’e yönelik şerefsiz ve vandal saldırıları sürekli alttan aldığı, görmezden geldiği, sıkışınca da durumu kurtarmak için cılız kınama mesajları yayımladığı bilinen bir husustur. Türkiye dayatmaları sineye çekecek kabile devleti değildir. NATO’nun açık kapı politikasının maksat ve mahiyeti de milli bekamızdan, egemenlik haklarımızdan, iç ve dış güvenlik mülahazalarından daha mühim, daha öncelikli olamayacaktır.

Geldiğimiz bu aşamada cevabını aradığımız sarsıcı soru şudur: Milli varlığımızı doğrudan tehdit eden kanlı terör örgütlerine kucak açan, bunların terörist devşirmesine ve haraç toplamasına kendi başkentinde göz yuman mahut ülkeyle bir güvenlik mimarisinin bünyesinde nasıl buluşacağız? Böylesi bir acizliğe nasıl göz yumacağız? Bunu nasıl hazmedeceğiz? Sadece ABD istedi diye, F-16’yla ilgili parmak sallanıyor diye zillete tamam mı diyeceğiz? İsveç, PKK’nın Avrupa’daki mağarasıdır. Kandil Dağı neyse Stockholm aynısıdır. İsveç hükümeti bugüne kadarki köhne ve kötürüm politikalarından 180 derece dönüş yaparsa, bu çerçevede bir ıslah ve terbiye hali müşahhas ölçülerde görülürse, bizim diyeceğimiz bir şey yoktur, nitekim karar Sayın Cumhurbaşkanımızındır.

Kaldı ki, İsveç askeri unsurları fiilen NATO operasyonlarına dahil olmaktadır. 26 üyesi NATO ülkesi olan Avrupa Savunma Birliği içinde İsveç de yer almaktadır. İsveç’in dolaylı yollardan NATO korumasına alındığı, ABD’nin Avrupa’daki ana üstlerinden birisi olduğu meydandadır. 19 Haziran 2023 tarihinde ABD’ye ait 2 adet B-1B Lancer uzun menzilli stratejik bombardıman uçağının İsveç’e konuşlanması tesadüf değildir. Kuşkusuz NATO’nun da Türkiye’nin ahlaki ve hukuki tezlerini, milli güvenliğiyle ilgili duyarlılık ve taleplerini gözetmesi ihmali ve inkarı olmayan bir sorumluluğudur. Bir defa ABD başta olmak üzere, NATO üyesi bazı ülkelerin PKK/YPG’yle irtibat ve ilişkileri kabul ve izah edilemez boyutlardadır.

ABD’li yetkililerin, PKK/YPG terör örgütüyle “taktiksel ve dönemsel ittifak” içinde olduklarını açıklamaları kaygı ve utanç verici bir ilkellik, NATO ittifak ahlakına şirret bir suikasttır. ABD, terör örgütüyle ittifak halindeyse, Türkiye’yle yaptığı ve kurduğu ittifaka ne diyeceğiz? Bunu nasıl ifade edeceğiz? Bu yaman çelişki NATO’nun itibar ve inandırıcılığını, ABD’nin dostluk ve müttefiklik iradesini yıllar içinde aşındırmıştır. Biz, gündüz şapkalı gece külahlı ne dost istiyoruz, ne de ittifak ortağı arıyoruz. Müttefik olacaksak mertçe olalım, adam gibi olalım, karşılıklı hak ve çıkarlara sonuna kadar da saygılı olalım. 12 Eylül’de söylenen “bizim çocuklar başardı” itirafını unutmadık.

15 Temmuz gecesi tepemizde uçuşan NATO uçak ve helikopterlerini, bunları kullanan alçak ve ahlaksızları unutmadık. Türkiye’yi içeriden çökertmek, milli bağları çözmek, devlet ve millet varlığını çürütmek için NATO oyunlarını ve küresel emperyalizmin komplolarını asla hatırımızdan çıkarmadık. 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan vahşet ve ihanetin henüz NATO namına kuşkulu ve tartışmalı pek çok noktası olduğunu da biliyor ve gerilen sinirlerimizle yumruğumuzu sıkıyoruz. FETÖ’cü alçaklar, Fransa’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önünde miting yaparken NATO müttefiklerimizden gık çıkmadı.

“Dünya’nın NATO’dan ve ABD’den ibaret olmadığı bilinmelidir”

Teröristbaşı Gülen’in Pensilvanya’dan yaka paça alınıp ülkemize iadesi bugüne kadar bir türlü gerçekleşmedi. Hala FETÖ’nün kripto damarının siyaset, bürokrasi, eğitim, ekonomi, medya ve diğer alanlarda dip dalga halinde faaliyet içinde olduğunu bilmeyen, duymayan, görmeyen kalmadı. FETÖ’yü başımıza bela eden azgınlaşmış Türk ve İslam düşmanlarıdır. Aynısını PKK/YPG için de söylemek mümkün ve mutlaktır. Bizim nezdimizde PKK neyse FETÖ odur. Ve bu iki hunhar terör örgütünün acımadan, gözünün yaşına bakmadan kökü kazınmalıdır.

Gerekirse NATO üyesi bir kısım ülkeyle yüzleşmek, hesaplaşmak, sayfaları ıstırapla damgalanmış kara kaplı defterleri açmak kaçınılmaz bir mecburiyet olarak gündeme gelebilecektir. 15 Temmuz 2016’da işgal ve istila hevesleri hainlerin ve haşhaşilerin kursağında bırakılmıştır. NATO heyecanlı bir futbol müsabakasını seyreder gibi ihaneti seyretmiş, hatta zemin hazırlamıştır. Bizim NATO’ya bakışımız bellidir. Esasen hiç değişmemiştir. Dünya’nın NATO’dan ve ABD’den ibaret olmadığı bilinmelidir. Fakat Türkiye’nin stratejik tercih ve kararlarının da arkasında duracağımızı, Litvanya zirvesini tek yürek halinde takip edip ülkemizin çıkarları neyi gerektiriyorsa onun yanında olacağımızı üstüne basa basa ifade ediyorum.

Emperyalizmin kilit aktörleri, bin yıllık bir nefretle Türk’ü önce Avrupa’dan atmaya, sonra doğu ve güney vilayetlerinden koparmaya, hitamında da Anadolu’da küçük bir havzaya sıkıştırıp orada imha etmeye niyetlendiler. Bir zamanlar hâkimiyetimizde olan coğrafyaların sınırlarını masa başında cetvelle çizip ecdadımıza silah zoruyla ve tehdit yoluyla dayattılar. Bugün ne yaşıyorsak, neyle mücadele edip sınanıyorsak, biliniz ki, Birinci Dünya Savaşı’yla ilişkilidir. Ve bu savaş henüz bitmemiştir.

Bugünün ve geleceğin sorunları 1914-1918 arasındaki yılların dünyasında mahfuzdur. Kan revan içindeki Ortadoğu 100 yıllık kanlı ve kahredici bir yanlışın mahkumudur. 19 Ağustos 1914’de Sofya’da çıkan Hoydan Ermeni Gazetesindeki şu manşet her şeyin özetidir. Bu manşet diyordu ki: “Dünya Türk denen musibetten kurtulmalıdır.” Her şeyin özü ve özeti bu cinnet ve cinayet halinde temerküz etmiştir. Biz de diyoruz ki, Dünya’dan Türk’ü çekip çıkarın geriye yalnızca boş bir küre, boşuna dönen bir gezegen kalacaktır.”

Paylaşın

Ek Bütçe Meclis’e Sunuldu: 1 Trilyon 119 Milyar TL

Ek bütçe Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunuldu. Ek bütçenin büyüklüğü 1 trilyon 119 milyar 514 milyon 513 bin TL olarak belirlendi.

Bütçede en yüksek ödenek 482,2 milyar TL ile AFAD’a ayrıldı. İkinci en yüksek ödenek 279,7 TL ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ayrıldı.

Teklifte, deprem zararlarının giderilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan ödeneklerin toplamının 527,3 milyar TL olacağı ifade edildi.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, en düşük memur maaşının 22 bin 17 liraya çıkarılması ile bazı vergi artışlarını öngören “6 Şubat 2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin geneli üzerinde görüşmelere başlandı.

KDV’de artışa gidildi

Karardan önce 6 bin 91 lira olan vergi 20 bin liraya çıkarıldı. KDV ise yüzde 18’den yüzde 20’ye yükseltildi. Diğer ürünlerde yüzde 8 olan KDV de yüzde 10’a çıkarıldı.

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Harçlar Kanunu’nda yer alan vergilerde artışa gidildi.

Karar kapsamında; Yargı, Noter, Vergi Yargısı, Tapu ve Kadastro, Konsolosluk, Pasaport, İkamet Tezkeresi, Çalışma İzni, Çalışma İzni Muafiyeti, Vize, Dışişleri Bakanlığı Tasdik, Gemi ve liman, İmtiyazname, Ruhsatname, Diploma ve Trafik harçlarını kapsayan 492 Sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı tariflerde yer alan maktu harçlara yüzde 50 oranında artış yapıldı.

Zamlanan vergi kalemleri

Harçlar yüzde 50 arttı,
Yolcu beraberi getirilen telefon kullanım harcı 20 bin TL oldu,
Tüketici kredilerinde BSMV yüzde 10’dan, yüzde 15’e yükseldi
KDV yüzde 20’ye çıktı,
Şans Oyunları vergisi yüzde 10, yüzde 14 ve yüzde 20’ye yükseldi.

Yurt dışından getirilen cep telefonlarından alınan izin harcı da yüzde 228 oranında artırıldı. Karardan önce 6 bin 91 lira olan vergi 20 bin liraya çıkarıldı. KDV ise yüzde 18’den yüzde 20’ye yükseltildi. Diğer ürünlerde yüzde 8 olan KDV de yüzde 10’a çıkarıldı.

Karara göre, trafik harçları kapsamında bulunan “sürücü belgesi harçları” yapılan artıştan hariç tutuldu.

Paylaşın

Meclis’te 6 Grup: Saadet Partisi Ve Gelecek Partisi

Gelecek Partisi ve Saadet Partisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) ortak grup karma kararı aldı. Meclis’teki altıncı siyasi parti grubunu oluşturacak olan Gelecek Partisi ve Saadet Partisi, 14 Mayıs parlamento seçimlerine CHP listelerinden girmişlerdi.

Haber Merkezi / Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, ortak grup kurmaya karar verdiklerini açıkladılar.

Davutoğlu, ortak basın toplantısında “Gelecek ve Saadet milletvekileri ortak bir grup çalışması içine girecek. Bugün grup dilekçesi, TBMM’ye iletilecek. Her parti milletvekili kendi kimliğini korumakla birlikte TBMM çatısı altında bir devre için Saadet Partisi grubu olarak faaliyet gösterecek. Grup başkanı Gelecek Partisi’nden olacak.” dedi.

Karamollaoğlu ise, “Gelecek Partisi de bir fedakarlıkta bulundu. Bizim amblemimiz altında birleşerek Meclis’te grup oluşturmaya karar verdik. Meclis’te en ciddi çalışmaları yapan grup inanıyorum ki bu grup olacak. Fikirlerde bazı farklılıkların olmasını bakış açısına göre değerlendirmek mümkün” ifadelerini kullandı.

Basın toplantısında konuşan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu şunları söyledi: “Mayıs seçimlerinden sonra siyaset hayatımızın en önemli gelişmesine şahit oluyoruz. Siyasi tabloyu değerlendirdiğimizde şu sonuçlara ulaştık… Siyasi iktidar her türlü yola başvurarak iktidarını sürdürüyor. Statükoyu sürdürmeye çalışıyorlar. Muhalefet partileri kendi içinde muhasebesini yaptı. Değerlendirmeye baktığımızda seçmenimiz bize güçlü alternatif ihtiyacı duyduklarına dair verdiği mesajdır.

İki parti olarak önemli adım attık. Saadet-Gelecek ittifakı altında önemli adımlar atacağız. Ortak grup çalışması içine girecek. Bugün ortak grup talebi dilekçesi Meclis’e iletilecek. Saadet Partisi grubu olarak faaliyet gösterecek. Grup Başkanı, Gelecek Partisi’nden olacak. Görüş ayrılıklarımız doğaldır. Görüş farklılıklarına rağmen işbirliği yapmayı zorunlu kılıyor içinde bulunduğumuz durum”

Saadet Partisinin amblemiyle grup kurulacak

Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu ise şöyle konuştu: “Kürsülerde meydanlarda dile getirdiğimiz konuların siyasette de dile getirilmesi için grup ihtiyacı oldu. Grup olmadan yapılacak çalışmalar çok zayıf kalıyor Meclis çatısı altında. Vekillik yapan, iktidarda bulunan ülkeyi yöneten tecrübede bulunan kardeşlerimiz biliyor. Seçimlerde istediğimiz neticeyi elde edemedik. Meclis’te bir araya geldiğimizde grup oluşturacak kadar vekilimiz var. Bir araya gelmeyi ülkemiz için bir ihtiyaç olarak gördük.

Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi de bir fedakarlıkta bulundu. Bizim amblemimiz altında birleşerek Meclis’te grup oluşturmaya karar verdik. Meclis’te en ciddi çalışmaları yapan grup inanıyorum ki bu grup olacak. Fikirlerde bazı farklılıkların olmasını bakış açısına göre değerlendirmek mümkün.

Bunu çatlak meselesi olarak da görmek zenginlik olarak da görmek mümkün. Bu büyük zenginliktir diye düşünüyorum. Hepimiz aynı çatı altında seçime girdik. Niye böyle oldu diye sorgulayanlar var, herkes sorgulayabilir. Aynı çatı altında seçime girmeseydik bu kararın alınması mümkün gözükmüyordu. Bugün Meclis’te arkadaşlarımızla bir araya geleceğiz. İlk grup toplantısını Meclis tatile girmeden önümüzdeki hafta gerçekleştireceğiz.

İttifakın gerekçeleri

İki partinin yaptığı ortak basın açıklamasında ise ittifakın gerekçeleri şöyle sıralandı;

Geniş toplum kesimlerinin önüne daha güçlü bir alternatif koyabilmek,
Siyasi yelpazedeki dağınıklığı giderebilmek,
Muhalefetin TBMM’ndeki denetim gücünü artırabilmek,
Genel seçimler sonrası oluşan alternatifsizlik duygusuna dayalı karamsar toplumsal psikolojiyi dağıtarak yeni bir umut ve vizyon dalgası oluşturmak,
Yerel seçimlere hazırlıkları daha etkin şekilde yürütebilmek,
İktidarın milli ve manevi değerlerimizi istismar ederek sürdürdüğü otoriter yolsuzluk düzenine karşı siyasi ahlak başta olmak üzere ortak değerlerimizi siyasi hayatımıza egemen kılmak,

Yanlış ekonomik politikaların yol açtığı yoksullaşma süreci ile büyük bir çoğunluğu açlık sınırının altında yaşamak zorunda bırakılan halkımızın gür sesi olmak,
Temel hak ve özgürlükler bağlamında siyasi çıkarları değil insan onurunu ve adaleti yücelten bir siyasi iklimin oluşmasını sağlamak,
İktidarın kutuplaştırmaya, sloganlara ve kaba hakaret diline dayalı siyaset yöntemine karşı ortak aidiyet bilincine, akla, vicdana ve siyasi nezakete dayalı bir siyaset yöntemine öncülük edebilmek.

Grup kurmak ne sağlıyor?

Meclis’te grup kurmak için 20 milletvekili gerekiyor. İki partinin 10’ar milletvekilinin kuracağı ortak grup ile Meclis’te hem görünürlük sağlanması hem de idari açılardan çeşitli avantajlar elde edilebiliyor. Grup kurulmasıyla birlikte genel kurulda söz hakkı artarken, haftada bir düzenlenen grup toplantıları ile kamuoyunda daha çok etki yaratma imkanı doğuyor ve aynı zamanda Meclis komisyonlara üye verilmesi gibi pek çok hak kazanılıyor.

Saadet Partisi ile Gelecek Partisi’nin ortak grubunun kurulması Meclis’teki komisyonların üye sayıları da değişiyor. Buna göre yeni grupla birlikte ihtisas komisyonlarında AKP’ye düşen 1 üye yeni gruba geçecek. Böylelikle 26 üyeli komisyonlarda AKP’nin 12, CHP’nin 6, Yeşil Sol Parti’nin 3, MHP’nin 2, İYİ Parti’nin 2 ve yeni kurulan grubun 1 üyesi olacak.

Paylaşın