HEDEP’li Bakırhan’dan Yerel Seçim Açıklaması: Pazarlık Ya Da Taktik Yapmıyoruz

İstanbul’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan, 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlerde Türkiye’nin her yerinden aday çıkarma eğilimine ilişkin, “Pazarlık ya da taktik yapmıyoruz” dedi ve ekledi:

“Ana muhalefet görevini yürütebilse, belediyelerimize kayyım atanırken, 81 yaşındaki Makbule Özer cezaevine kadar gönderilirken bir HÜDA PAR vekili kadar duyarlı olsaydı başka bir değerlendirme yapılabilirdi.”

Bakırhan, açıklamasının devamında, “Bölgede yedi yıldır sokağa çıkma yasakları var ama sadece HEDEP’e var, AKP etkinlik yapabiliyor. Halkımız da bu durum karşısında oy verdiğimiz muhalefet ne yapıyor diye soruyor. Sağcı bir iktidarı sağcı bir muhalefeti destekleyerek değiştirme gibi bir durumumuz yok” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları bugün İstanbul’da gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’dan Can Bursalı’nın aktardığına göre; Yerel seçimlere yönelik kullanılan ‘Kent uzlaşısı’ tanımına ilişkin Bakırhan tarafından yapılan değerlendirmede amacı hem parti tarafından kazanılabilecek belediyelerin alınması hem de batıda halkın güçlü temsilinin ortaya çıkacağı bir sonuca ulaşmanın hedeflendiği belirtildi.

“Kent nüfusunun yüzde 2-3’nün tercihiyle adaylar belirlenecek” diyen Bakırhan, batı illerinde de kendi adayları ile seçime gitme eğiliminde olduklarını ancak nihai kararın Parti Meclisi tarafından verileceğini belirtti.

“Pazarlık ya da taktik yapmıyoruz. Ana muhalefet görevini yürütebilse, belediyelerimize kayyım atanırken, 81 yaşındaki Makbule Özer cezaevine kadar gönderilirken bir HÜDA PAR vekili kadar duyarlı olsaydı başka bir değerlendirme yapılabilirdi” diyen Bakırhan, “Bölgede yedi yıldır sokağa çıkma yasakları var ama sadece HEDEP’e var, AKP etkinlik yapabiliyor. Halkımız da bu durum karşısında oy verdiğimiz muhalefet ne yapıyor diye soruyor. Sağcı bir iktidarı sağcı bir muhalefeti destekleyerek değiştirme gibi bir durumumuz yok” dedi.

Bakırhan, 28 Mayıs’ta yapılan ikinci tur öncesinde CHP ve Zafer Partisi arasında imzalanan gizli protokolün bir kırgınlık yarattığını ancak kayyımsız bir belediyecilik için kimseyle konuşmaya kapalı olmadıklarını herkesle görüşebileceklerini belirtti

Bunu sadece seçim için söylemediklerini vurgulayan Bakırhan, “CHP’nin ne düşündüğünü çok bilmiyorum. Ama kendilerine şunu sormalılar: Bizi bu noktaya ne getirdi? Bunu biraz sorsunlar, sorgulasınlar” dedi.

Eş Genel Başkan Hatimoğulları da iktidarla bir pazarlık yapıldığı yönündeki iddialara ilişkin yaptığı açıklamada, “Bir pazarlık yapmıyoruz ancak halkın meseleleri olan cezaevleri, deprem ve savaş gibi konularda halkın vekilleri olarak çözüm önerilerini yetkili mercilere taşımak durumundayız” diye konuştu.

“Bizim kadar AKP’yi tanıyan, anlayan bir parti yok” diyen Bakırhan, Türkiye’nin temel meselelerini masaya koyarak oturur tartışırız. Biz Türkiye’nin bir gerçeğiyiz. Biz ilelebet iktidara kapalı ya da muhalefetin yedeği bir parti değiliz. Türkiye kazanacaksa herkesle görüşürüz” diyen Bakırhan, “Biz aynı zamanda müzakere yürüten bir partiyiz” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, seçimlerden bağımsız her konuyla ilgili görüşme yapılabileceğini de belirtti.

Eş Başkan Tülay Hatimoğulları, ana muhalefeti eleştirerek, “Tüm çıkışı sandıkta gören bir anlayış var. Ama Türkiye’nin bir mücadele ittifakına ihtiyacı var” dedi.

“Türkiye’nin bir demokrasi mücadelesine ihtiyacı var” ifadelerini de kullanan Hatimoğulları, yerel seçimden sonra seçimsiz geçmesi beklenen 4 yıllık sürece vurgu yaparak Emek ve Özgürlük İttifakı’na ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Hatimoğulları, “Emek ve Özgürlük İttifakı bir seçim ittifakı değildi. Henüz ittifak bileşenlerleriyle değerlendirme yapmadık ama ittifak şu an için yeterli değil. En geniş yelpazede bir mücadele ittifakına ihtiyacımız var. Bu ittifakına oluşması için var gücümüzle çalışacağız” dedi.

Yerel seçimlerde İstanbul’daki tavırlarına ilişkin soruyu Eş Başkan Bakırhan yanıtladı. Bakırhan, İstanbul’un en yoğun Kürt nüfusuna sahip kent olduğuna değindi ve “İstanbul’da tabanımız var. Demokrat, ırkçı olmayan, Türkiye’deki mozaiğe saygı göstermesi gibi ölçülerimiz var. Şeffaf müzakere yürütülmesi gibi bir kriterimiz var. İsimlere çok girmek istemiyorum” diye konuştu. 2019’daki yerel seçimlerde Mansur Yavaş’a oy verdiklerini ve kazanmasında rol oynadıklarını da söyleyen Bakırhan, yaptıkları değerlendirmelerin CHP’ye özgü değerlendirmeler olmadığının altını çizdi.

2019’daki yerel seçimlerde kazandıkları kentlere atanan kayyumların uygulamalarından bahseden Bakırhan, Siirt Belediyesi’yle ilgili şunları söyledi:

2014’te belediyeyi kazandıktan sonra atanan kayyum 2.5 yıl boyunca hiçbir hizmet üretmedi. Biz teslim ettiğimizde kasada 20 milyon lira vardı. 2019’da belediyeyi tekrar kazandık, 115 milyon lira borçla devraldık. Borçları eritmeye başlayıp aynı zamanda hizmet ürettiğimiz sırada tekrar kayyum atandı. Şu anda Siirt Belediyesi’nin 400 milyon lira borcu var.”

Paylaşın

Bakırhan’dan ‘Kayyım’ Tepkisi: Bu Nasıl Kardeşlik?

Hakkari’de halka seslenen HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Recep Tayyip Erdoğan, oturuyor kalkıyor ‘Kürt kardeşlerim’ diyor. Biz kardeşsek niye iki dönemdir buraya kayyım atıyorsunuz? Niye Amasya’ya, Yozgat’a atamıyorsun da Batman’a, Siirt’e atıyorsun. Bu nasıl kardeşlik. Niye başka kapılar vızır vızır işlerken Kürtlerin sınır kapıları kapatılıyor” dedi ve ekledi:

“Bu ülkenin en demokrat, en onurlu, en kıymetli kurumlarından Türk Tabipler Birliği’nin yönetimine de buraya atadıkları gibi kayyım atadılar. Biz buradan TTB’nin mücadelesini desteklediğimizi haykırıyoruz. Hakkari’de de kayyıma hayır, Ankara’da da TTB’de de”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bir hafta önce başlattığı kent gezilerini Hakkari halk buluşmasıyla noktaladı. Sabah saatlerinde Hakkari’ye giden Bakırhan ve beraberindekiler, kalabalık bir kitle tarafından Özgürlük Meydanı’nda karşılandı.

Konvoyla kent merkezine geçen Bakırhan, HEDEP il binası önüne kadar yürüdü. Parti binası önünde toplanan halka seslenen Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Zannediyorlar ki engelleyerek bedel ödemiş insanlar bu davadanm vazgeçecek. Biz bir türlü onlara haklı bir dava verdiğimizi,  bu dava sonuçlanıncaya kadar bütün eziyetlerine onurumuzla katlanacağımızı anlatamadık. Ama inşallah anlatmaya devam edeceğiz. Devlet burada çok pervasızca davranıyor. Adını sayamayacağım kadar çok sivil vatandaş bu topraklarda yaşamını yitirdi. Onları katledenlerin bir gün demokratik bir yargı önünde hesap vereceklerini belirtmek istiyorum.

İki dönemdir irademize kayyım atıyorlar. Kayyım yolsuzluk demektir, kayyım yolsuzluk demektir, kayyım Ape Musa’nın ismini tabeladan silmektir, kayyım kadın karşıtıdır, genç karşıtıdır. Peki kayyım ne yapıyor? Talan ve yolsuzluk yapıyor. Diyarbakır’da Bağlar’da, Mardin kayyımının Van kayyımının yaptıklarını anlatsak 2 saatte bitmez.

Van’ın borcu ikiye katlanmış. Peki ne yapacağız? Önümüzdeki seçimde bu kayyım sistemini sandığa gömeceğiz. Sayın kayyımı kendi memleketine göndereceğiz, gitsin biraz da Uşaklılara hizmet etsin, Uşaklılar onu sevsin. Sayın valiler, sayın kayyımlar, 4 ay sonra seçim var, kendinize güveniyorsanız buyurun siz de aday olun, halk kimi destekliyor görelim.

Recep Tayyip Erdoğan, oturuyor kalkıyor ‘Kürt kardeşlerim’ diyor. Biz kardeşsek niye iki dönemdir buraya kayyım atıyorsunuz? Niye Amasya’ya, Yozgat’a atamıyorsun da Batman’a, Siirt’e atıyorsun. Bu nasıl kardeşlik. Niye başka kapılar vızır vızır işlerken Kürtlerin sınır kapıları kapatılıyor.

Bu ülkenin en demokrat, en onurlu, en kıymetli kurumlarından Türk Tabipler Birliği2nin yönetimine de buraya atadıkları gibi kayyım atadılar. Biz buradan TTB’nin mücadelesini desteklediğimizi haykırıyoruz. Hakkari’de de kayyıma hayır, Ankara’da da TTB’de de.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan’dan Yargıtay’ın “HEDEP” İsmi Kararına Tepki

Partisinin grup toplantında gündemi değerlendiren HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, HEDEP olarak belirlenen parti kısa adını HADEP’i andırdığı gerekçesiyle uygun görmemesine tepki gösterdi.

Tuncer Bakırhan, “Gün geçmiyor ki iktidar ve ortakları partisimize kumpas kurmasınlar! 11 parti kapatıldı, dava açıldı. Yerine yenilerini kurduk. Biz büyüdükçe iktidar korkuyor. Hiçbir şey bulamadılar, bu sefer de tam yerel seçime gideceğimiz bir süreçte HEDEP’in ismine kafayı taktılar. Çünkü kafaları hukuksuzluktan başka bir şeye çalışmıyor” ifadelerini kullandı.

Bakırhan açıklamasının devamında, “Neymiş efendim, HEDEP ismi HADEP’e benziyormuş. Tebrik ediyoruz, şapkadan tavşan çıkarmışlar. Türkiye’de ilk defa mı bir partinin adı ya da kısaltılmış ismi bir başka partiye benziyor! Seçimlerde ittifak yaptığınız Yeniden Refah Partisi’nin adı Refah Partisi’ne benzemiyor mu? Buna benzer onlarca parti olmasına rağmen, yargının tek uğraştığı parti biz olduğumuz için muhtmelen orayı görmüyor” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde Dört Ayaklı Minare’nin önünde 28 Kasım 2015’te katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi için anma mesajı veren Bakırhan, “Onu özlemeye, onu anmaya devam ediyoruz. “Halen katilleri bulunmadığı gibi siyasi cinayetlerde cezasızlık geleneği devam ediyor., Kürt sorununun demokrat ve barışçıl şekilde çözülmesini istemeyen Tahir Elçi’nin yokluğunu her zaman hissediyoruz” ifadelerini kullandı. Bakırhan, Tahir Elçi davasının takipçisi olacaklarını ifade etti.

1 Aralık’ta Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplanacağını hatırlatan Bakırhan, “Asgari ücret konusunda arkadaşlarımızla birlikte bir çalışma yürüttük. HEDEP olarak diyoruz ki, en düşük asgari ücret 25 bin lira olmalı, yoksulluk sınırının yarısı kadar olmalı. Ve düzenli olarak asgari ücret, yoksulluk sınırına göre her ay düzenlenmesini talep ediyoruz. Gelin hep birlikte bu kanun teklifimizin Meclis’ten geçirelim diyoruz” diye konuştu.

“Kafaları hukuksuzluktan başka bir şeye çalışmıyor”

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, HEDEP olarak belirlenen parti kısa adını HADEP’i andırdığı gerekçesiyle uygun görmemesine tepki gösteren Bakırhan, “Gün geçmiyor ki iktidar ve ortakları partimize kumpas kurmasınlar! 11 parti kapatıldı, dava açıldı. Yerine yenilerini kurduk. Biz büyüdükçe iktidar korkuyor. Hiçbir şey bulamadılar, bu sefer de tam yerel seçime gideceğimiz bir süreçte HEDEP’in ismine kafayı taktılar. Çünkü kafaları hukuksuzluktan başka bir şeye çalışmıyor” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, şöyle devam etti: Neymiş efendim, HEDEP ismi HADEP’e benziyormuş. Tebrik ediyoruz, şapkadan tavşan çıkarmışlar. Türkiye’de ilk defa mı bir partinin adı ya da kısaltılmış ismi bir başka partiye benziyor! Seçimlerde ittifak yaptığınız Yeniden Refah Partisi’nin adı Refah Partisi’ne benzemiyor mu? Buna benzer onlarca parti olmasına rağmen, yargının tek uğraştığı parti biz olduğumuz için muhtmelen orayı görmüyor.”

Yerel seçimlere ilişkin çalışma içinde olduklarını belirten Bakırhan, “Aday başvurularını almaya başladık. 10 Aralık’a kadar başvurulara devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

HEDEP’li Bakırhan’dan Yerel Seçim Açıklaması: Batıda İttifaklara Açığız

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Yerelde sürekli bizler kaybettiren konumda olmamalıyız. Bu kadar ödenen bedel ve çaba sonrasında bizler bulunduğumuz her yerde irademizin yönetimlere yansımasını istiyoruz” dedi ve ekledi:

“Bizler dolaylı olarak herhangi bir ittifak tarafı olmak zorunda değiliz, dediler. Bizler eğer bir ittifak yapılacaksa bu ittifakın açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyunun gözü önünde yapılmasını istiyoruz.”

Bakırhan açıklamasının devamında, “Bizler bölgede kazanan, batıda kaybettiren pozisyon yerine, bölgede de batıda da kazanan bir pozisyonda olmamız gerektiğini söylediler. Biz de aynı şeyi tekrar ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Yerel Yönetimler Kurulu’nun “Örgütlü toplumla demokratik yerel yönetimlere” Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı bu sabah Ankara’da başladı.

MA’nın aktardığına göre; HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuşmasında, yerel seçimle ilgili stratejilerine dair bilgiler verdi:

“Bu konferansımızı yaparken bir seçim sürecine de yaklaştık. Yeni dönemde ne yapacağımız merak ediliyor. Belki buradaki arkadaşlarımızın da merak ettiği şeyler var.

Yerellerde çok geniş toplantılar yaptık. Bir önceki dönemin eksik ve yetersizliğini ortaya çıkararak onun üzerinden kendimize bir yol ve hat belirledik. Bu yapmış olduğumuz binlerce toplantıda halkımız yerel yönetimler seçimleri için de çok önemli değerlendirmeler ve öneriler sundular. Orada ortaya çıkacak sonuçlar önümüzdeki dönem yol haritamızı da netleştireceğiz dedik.

Yerelde sürekli bizler kaybettiren konumda olmamalıyız. Bu kadar ödenen bedel ve çaba sonrasında bizler bulunduğumuz her yerde irademizin yönetimlere yansımasını istiyoruz.

Bizler dolaylı olarak herhangi bir ittifak tarafı olmak zorunda değiliz, dediler. Bizler eğer bir ittifak yapılacaksa bu ittifakın açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyunun gözü önünde yapılmasını istiyoruz.

Bizler bölgede kazanan, batıda kaybettiren pozisyon yerine, bölgede de batıda da kazanan bir pozisyonda olmamız gerektiğini söylediler. Biz de aynı şeyi tekrar ediyoruz.

Önümüzdeki dönem en başta kayyım atanan belediyeleri özgürleştireceğiz. Yine AKP’nin kötü yönetiminden kaynaklı, yönetmiş olduğu belediyeleri alacağız. Birinci ve ikinci geldiğimiz bütün kentlerde kendi adaylarımızı en geniş konsensusla, en kapsayıcı belediye eş başkan adayları, belediye ve il genel meclisi adaylarıyla birlikte çıkartacağız.

Batıda ise huzurlarınızda kamuoyuyla paylaşmak istiyorum: İttifaklara açık olduğumuzu burada belirtmek istiyorum. İttifak yapacağımız güçlerle yapmış olduğumuz hiçbir konuşma, çalışma, aldığımız bir karar kesinlikle sizden habersiz olmayacaktır, sizinle paylaşacağız.

Önümüzdeki dönem hem Kürdistan’da hem batı da halklarımızın yoğun olarak bulunduğu kentlerde halklarımızın iradesinin yönetimlere yansıması için ittifaklara hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Bu herhangi bir ittifakta kesin olarak yer alacağımız anlamına gelmemeli. Halkımızın işine gelmeyen, halklarımızın, emekçilerimizin işine gelmeyen ittifaklar bize dayatılırsa seçeneksiz değiliz.

En iyi ve güçlü adaylarımızla 3. Yol siyasetimizi yerel seçimlerde hayata geçirebilecek hazırlıklarımızı tamamlamış bulunmaktayız.

Yeni dönemde seçilecek yerel yönetim adaylarımızı halkımızın onayından geçireceğiz. Sandık kurulu olur, belirlenen delegelerin oy kullanmasıyla olur. Yani bir biçimiyle halkın önerdiği, istediği adaylarla önümüzdeki dönem seçimlere gireceğimizi bir kez daha buradan belirtelim.”

Paylaşın

HEDEP’li Tuncer Bakırhan: Geri Adım Atmayacağız

İnsan Hakları Derneği’nin genel kurulunda konuşan HEDEP’li Tuncer Bakırhan, “İHD, mazlumun hakkını savunuyor, mazlumum avukatlığını, yoldaşlığını yapıyor. Ama İHD’de 37 yıldır en az hakkını savunduğu mazlum kadar baskı gördü. Yöneticileri katledildi, çalışmaları engellendi, İHD bir hak arama kurumu olarak görülmedi, terörize edilmeye çalışıldı. En son giden bir İçişleri Bakanı’nın özellikle İHD’yi sürekli hedef göstermesi, tehdit etmesi de bu ülkede hep birlikte yaşadığımız bir durumdur” dedi ve ekledi:

“Başta İHD olmak üzere her birimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Cezaevinden bir arkadaşımızla yazışıyoruz. Bizi tebrik etmek için aradığında ‘zor bir süreç’ demişti. O da, tam da hangi süreç zor değildi, hangi süreçte katliam ve faşizm yoktu, hangi süreçte demokratik ve rahat bir ortamda siyaset yaptık ki, diye sordu. Evet, bizim için hiçbir süreç kolay değil. Bu işlere bilerek ve isteyerek girdik. Yaptığımız işlerin bir karşılığın olduğunu da biliyorduk.”

Halkarın Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleşen 21’inci Olağan Genel Kurulu’nda konuştu.

İHD’nin 37 yıldır baskılara, zorluklara ve faili meçhul cinayetlere rağmen ayakta kaldığını belirterek sözlerine başlayan Bakırhan, “İHD’nin kendisi 37 yıldır hak arayanın, mazlumun, emekçinin, Kürdün, Alevinin, ezilenin kapısı oldu. Dünyada 37 yıldır tüm faşizan uygulamalara, üyeleri ve yöneticilerine yapılan suikast ve faili meçhul cinayetlere rağmen ayakta duran, yılmayan, mücadelesine devam eden bir başka kurum yoktur” dedi.

Bakırhan, İHD’deki tüm emekçilere partisi adına teşekkür etti. Tuncer, “İHD’nin duruşu bize bir şey öğretti” dedi.

Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, Kongre divanının tamamen kadınlardan oluşmasından duyduğu memnuniyeti de dile getiren Bakırhan, “Kadın arkadaşlardan oluşan divanı selamlamak istiyorum. Dünyada sadece kadınlar olsaydı, bu şiddet, bu faşizm olur muydu diye düşünmemek elde değil” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, sözlerine şöyle devan etti: İHD’nin genel kurulunda bulunurken Vedat Aydın’ı, Ayşenur Zarakolu’nu, Leman Fırtına’yı şehit düşmüş, yaşamını yitiren arkadaşları anmadan geçmek istemiyorum. Rahmetle anıyoruz. Mücadelelerinin devamcısı olacağımızı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Bu dönem çok büyük emek ve katkılar sunan şu anki yönetime teşekkürlerimi ve seçilecek yönetime de başarı dileklerimi iletmek istiyorum. Son 20 yıldır bir siyasi darbe anlayışı ile yönetiliyoruz. Askeri darbelerin ömrü bu kadar uzun değildi. Yargının, siyasi erkin eline geçtiği, ekonominin parti ekonomisi olduğu, adaletin yine iktidarın denetiminde olduğu bir parti devleti, parti darbesiyle birlikte devam ediyor Türkiye’deki yaşam.

Bugün 4 Kasım. Aslında Kürt siyasi hareketine yapılan en büyük darbelerin olduğu bir gündür. 4 Kasım’da başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak ve yüzlerce arkadaşımız gözaltına alınıp tutuklandı. 4 Kasım ile birçok kurumumuzun kapısına kilit vuruldu. İHD tam da bugünlerde mazlumun, ezilenin yanında durduğu için çok kıymetlidir. Bu darbe devam ediyor. Orta Doğu’da bir savaş devam ediyor, yoksulluk ve işsizlik devam ediyor. Hiçbir dönem karşılaşmadığımız kadar bir ötekileştirme devam ediyor. İnsanların güpegündüz sokak ortasında vurulduğu, çok basit gerekçelerle ağır cezalarla çarpıtıldıkları, aş ve iş arayan insanların artık örgütlenemediği ve her türlü şiddet ve baskıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde İHD’nin yaptığı gibi dayanışmak, sahip çıkmak, birlikte mücadele etmek gibi bir zorunluluğumuz olduğunu belirtmek istiyorum.

“Bu faşizm, zor ve zulüm sür git değil”

İHD, mazlumun hakkını savunuyor, mazlumum avukatlığını, yoldaşlığını yapıyor. Ama İHD’de 37 yıldır en az hakkını savunduğu mazlum kadar baskı gördü. Yöneticileri katledildi, çalışmaları engellendi, İHD bir hak arama kurumu olarak görülmedi, terörize edilmeye çalışıldı. En son giden bir İçişleri Bakanı’nın özellikle İHD’yi sürekli hedef göstermesi, tehdit etmesi de bu ülkede hep birlikte yaşadığımız bir durumdur.

Başta İHD olmak üzere her birimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Cezaevinden bir arkadaşımızla yazışıyoruz. Bizi tebrik etmek için aradığında ‘zor bir süreç’ demişti. O da, tam da hangi süreç zor değildi, hangi süreçte katliam ve faşizm yoktu, hangi süreçte demokratik ve rahat bir ortamda siyaset yaptık ki, diye sordu. Evet, bizim için hiçbir süreç kolay değil. Bu işlere bilerek ve isteyerek girdik. Yaptığımız işlerin bir karşılığın olduğunu da biliyorduk.

Sistem karşısında hak aramak ve talep etmek, ezilenin hakkını savunmanın bir karşılığı olduğunu biliyorduk. Biz bildiğimiz bu durum karşısında hiçbir zaman İHD gibi geri adım atmadık, atmayacağız. Zor bir süreç ama Türkiye halkları, başta Kürtler, Aleviler, ezilenler olmak üzere bizden çok büyük beklentileri var. Bu faşizm, zor ve zulüm sür git değil. Emin olun bizler, bugün genel kurulu dolduran Siirt, Batman, Adana, Mersin, Türkiye’nin dört bir yanından gelen arkadaşlar gibi Türkiye’de hak arayan devrimciler, sosyalistler, Kürtler, kadınlar, gençler, ötekileştirilen bütün kesimler güçlü bir mücadele zemini oluşturabilirsek bunları göndermemek, bu faşizmi zulme durdurmamak elde değil.

Önümüzdeki dönemin zor olduğunu biliyorum, bu bilinçle hareket edeceğimizi de biliyorum. Bu siyasi darbeyi önleyeceğimizi, darbeyi yapan aktörleri göndereceğimizi, bir gün demokratik ortamda bu darbeyi ve zulmü yapanların yargılanabileceği günlerin uzak olmadığını biliyorum. Bu duygu ve düşüncelerle genel kurulunuza başarılar diliyorum. İyi ve güzel özgür eşit yarınlarda buluşmak üzere büyük bir mücadele bizi bekliyor.”

Paylaşın

HEDEP’li Bakırhan’dan Devlet Bahçeli’ye Yanıt: Haddinizi Bilin

TBMM Başkanvekili Celal Adan’ın HEDEP Milletvekili Sırrı Sakık’a ettiği küfre sahip çıkan MHP lideri Devlet Bahçeli’ye yanıt veren HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Biz özür beklerken Bahçeli o sözlere sahip çıktı. MHP Genel Başkanı aslında kendi vekiline sahip çıkarak bize gerçekliği bir kez daha gösterdi” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bunların küfürden ve antidemoktatik uygulamaları savunmaktan başka amacı yok. Küfür ve hakaretleri konuşmalarından çıkarınca bunlardan geriye bir şey kalmıyor. Tehdit ediyor, yetmiyor Celal Adan’ı savunuyor. İnsanın ağzına alamayacağı sözler için Bahçeli ‘İsabetli sözlerdir’ diyor. Biz böyle bir grup başkanvekilini tanımıyoruz. Haddinizi bilin. Sizin arkanızda mafyalar olabilir, bizim arkamızda halk var.”

TBMM Genel Kurulu’nda HEDEP’li Sırrı Sakık ile tartışma yaşayan Celal Adan, mikrofonun kapalı olduğunu düşünerek küfür etmişti.

MHP lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında Celal Adan’a sahip çıkarak, “Geçtiğimiz hafta TBMM’de haince konuşma yapan tescilli bir bölücüye hak ettiği cevabı yüreklice veren Meclis Başkanvekilimiz ve İstanbul Milletvekilimiz sayın Celal Adan’ın isabetli sözleri bizim sözümüzdür. Sayın Adan sahipsiz değildir, yalnız değildir, saldırılar, istifa çağrıları ve hakaretler ayaklarımızın altındadır” demişti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Grup Başkanvekili Tuncer Bakırhanpartisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına toplantıya katılanları selamlayarak başlayan Bakırhan, “Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere bütün farklı etnik ve inanç gruplarının inkar ve imhaya maruz kaldığını, asimile edilmeye çalışıldığını ifade eden Bakırhan, “Cumhuriyetin yüzyılında yüzyıllardır devam eden Kürt-Türk kardeşliği aslında çok büyük darbeler yedi. Bu, Kürt-Türk ilişkilerinin zedelenmesi tüm ülkenin tamamının yaşamına acı, yokluk, savaş olarak yansıdı. Birçok yıkımlara yol açtı. Cumhuriyetin yüzyılı darbelerle geçti. Aynı zamanda büyük katliamlarla da geçti” dedi ve ekledi:

“Cumhuriyetin yüzyılı içerisinde başta Şeyh Sait, Koçgiri, Zilan, Dersim, Maraş, Gazi, Sivas, Roboski, Ankara Gar, Suruç ve en sonda Antep’te Beybahçe’de adını daha sayamadığımız onlarca katliamla geçti. Cumhuriyetin birinci yüzyılı maalesef farklılıkları tek tip vatandaş yapma dayatmasıyla geçti. Kürdün dilini, kimliğini inkarla geçti. Kürdün köyünü yakmakla, yaylalarını yasaklamakla geçti. Kürdü yerinden yurdundan etmekle geçti, ölümle, zindanla, ölümle, sürgünlerle geçti. On binlerce faili meçhul cinayetlerle darbelerle ve son yaşadığımız OHAL rejimi ve kayyımlarla geçti.”

Cumhuriyet boyunca Kürtçenin ve halayın yasak edildiğine işaret eden Bakırhan, Kürtçenin Meclis’te bilinmeyen dil olarak kayıtlara geçtiğini, düğünlerde Kürtçe şarkı ve türkü söylemenin, halay çekmenin yasaklandığını vurgulandı. Eskişehir’de Kürtçe şarkı nedeniyle gözaltına alınan 23 kişiyi örnek veren Bakırhan, şöyle konuştu:

“Cumhuriyetin yüzyılı Emin şahsında nasıl işlediğini en iyi şekilde ortaya koyuyor. Emin Soyal, 78 yaşında, yüzde 91 engelli ve kalbinde pil taşıyan yoksul bir Kürt emekçisidir. Onun tutuklanmasıyla geçti. Yine cumhuriyetin 100 yılı Sincan Cezaevinde tutuklular Kürtçe türkü söyledikleri ve halay çektikleri için disiplin cezaları verilmesiyle geçti. Bu disiplin cezaları aynı zamanda infazlarının yakılması için bir gerekçe yapıldı.

Cumhuriyetin 100 yılı annelere çocuklarının cenazelerinin kargoyla verilmesiyle geçti. Cumhuriyetin 100 yılında sadece barış istiyoruz dedikleri için onlarca akademisyenin görevine son verildi. Kadın hakları hiç olmadığı kadar kısıtlandı. Kadınların mücadele ile yaratmış olduğu başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere birçok hakları gasp edildi. Baskılara uğradılar. İşçilerin emekçilerin adil ücret talepleri baskıyla karşılandı. İşçiler ve emekçiler artık hakların aramak için bir araya gelemiyorlar. Tutuklamalarla, cezalarla, işten atılmalarla sonuçlanıyor” diye konuştu.

Yüzyıl boyunca yaşanan doğa talanına ve sermayeye peşkeş çekilmesine de işaret eden Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Halkın bütçesi olarak oluşturulan bütçeler, savaşlara bastırmaya inkara ve imhaya harcandı. Son olarak da bu ayrımcılığa, 100 yıldır yaşadığımızı bu durama en iyi örnek cumhuriyetin 100 yılında Şırnak sokaklarında askerlerin silahlarıyla dipçikleriyle yürümesi ile geçti. Giresun’da, Bolu’da, Samsun’da cumhuriyetin 100 yılı ile ilgili konser verenler, Şırnak’ta dipçikle, asker postallarıyla biz Kürtlere ve bölgeye nasıl yaklaşıldığının, nasıl ikili bir politika siyaset izlendiğinin en iyi göstergesidir. Bunları saya saya bitiremiyoruz.

Bu yüzyılın son 20 yılı AKP-MHP iktidarı döneminde geçti. AKP-MHP iktidarı geçen 80 yıldan daha farklı değildi, hatta daha ayrımcı, inkar politikalarını en üst seviyeye çıkaran ve bunları katmerleştiren katı bir siyaset izledi. AKP ve MHP iktidarı döneminde her alanda tekçilik dayatıldı ve bütün kamu kurumları buna göre dizayn edildi. Yüzyıllık cumhuriyet tekçi ve otoriterdir, demokratik olmayan bir cumhuriyet de biçimsel olmaktan öteye geçmedi, geçemez. Geride bıraktığımız yüzyılın muhasebesiyle elimizde kalan ne diye sorarsanız; demokrasiden uzak sözde bir cumhuriyet kaldı.

Değerli arkadaşlar, Kürt sorunu yüzyıldır çözümsüz. Bu iktidar Kürtlerin hiçbir coğrafyada kazanımlarına tahammül etmiyor. Türkiye’de demokrasi ve barışın hayata geçmesini engellemek için İmralı’da kendi anayasa ve yasalarını da hiçe sayarak mutlak bir tecrit uyguluyor. Tecridin bu ülkeye demokrasi ve barışa bir yarar sunmadığını defalarca dile getirdik, dile getirmeye çalışacağız. Tecrit daha fazla kavga, ölüm ve yoksulluk demektir. Biz bu mutlak tecride son vermek için arkadaşlarımızla elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyarak hukuksuzluğu ortadan kaldırmak için elimizden geleni yapacağımızın sözünü veriyoruz.”

Bakırhan, 7 yıllık azami tutukluluk süresi dolmasına rağmen tahliye edilmeyen Gültan Kışanak’tan bahsetti ve “Kışanak bu halkın iradesidir ve derhal serbest bırakılmalıdır” dedi. AYM’nin verdiği ‘hak ihlali’ kararına rağmen tahliye edilmeyen TİP Milletvekili Can Atalay’ın durumunu da değerlendiren Bakırhan, “Mevcut hukuk katledilmeye çalışılıyor” dedi.

Bahçeli’ye yanıt

Meclis’teki vekillere küfür eden Grup Başkanvekilini savunan MHP lideri Bahçeli’ye yanıt veren Bakırhan, şöyle konuştu: “Biz özür beklerken Bahçeli o sözlere sahip çıktı. MHP Genel Başkanı aslında kendi vekiline sahip çıkarak bize gerçekliği bir kez daha gösterdi. Bunların küfürden ve antidemoktatik uygulamaları savunmaktan başka amacı yok. Küfür ve hakaretleri konuşmalarından çıkarınca bunlardan geriye bir şey kalmıyor. Tehdit ediyor, yetmiyor Celal Adan’ı savunuyor. İnsanın ağzına alamayacağı sözler için Bahçeli ‘İsabetli sözlerdir’ diyor. Biz böyle bir grup başkanvekilini tanımıyoruz. Haddinizi bilin. Sizin arkanızda mafyalar olabilir, bizim arkamızda halk var.”

Paylaşın

HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan’dan “İttifak” Açıklaması

HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, ittifaklara ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bizim ittifak yeterince toplumsallaşamadı, bir güç biriktiremedi. Sadece seçimle sınırlı kaldı. Zaten seçimle sınırlı kalan bir ittifakın ne topluma ne halklarımıza ne kimseye bir hayrı olmadığını defalarca test etmiştik” dedi ve ekledi:

“İttifakların sığ, daha çok seçim endeksli olması, bu seçimde bizlere çok büyük dersler verdi. Geçmişteki pratiği tekrar etmek bu halka yapılacak en büyük kötülüklerdendir. En sağlıklı en doğru ittifak, en geniş toplumsal zemini, siyasal partilerle sınırlı kalmayan bir mücadele zemini oluşturmaktır.”

Tuncer Bakırhan, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmelerin devamında, “Bugüne kadar başaramadığımız, geçmişteki bagajlardan kurtularak bu halka umut olacak bir seçenek yaratmamaktan kaynaklı bir şeydir. Ya bütün iddialarımızdan vazgeçeceğiz, biz dâhil olmak üzere, artık bu toplumu ‘İttifak altında birleşiyoruz, başaracağız’ diyerek tekrar yanıltmak gibi büyük bir yanlış içine girmeyeceğiz. Ya da demokrasi için emekçiler için geleceğimiz için en doğru olan neyse asgari müşterekte de olsa bir araya gelip hem zeminde hem sahada yeri gelirse de seçimde hayata geçirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, BirGün’den Nurcan Gökdemir ve Hüseyin Şimşek’e konuştu. Bakırhan, ittifaklara ilişkin şunları söyledi:

“Sonuç itibarıyla dediğimiz şeye çok da hizmet etmediği ortaya çıktı. Bizim ittifak yeterince toplumsallaşamadı, bir güç biriktiremedi. Sadece seçimle sınırlı kaldı. Zaten seçimle sınırlı kalan bir ittifakın ne topluma ne halklarımıza ne kimseye bir hayrı olmadığını defalarca test etmiştik. İttifakların sığ, daha çok seçim endeksli olması, bu seçimde bizlere çok büyük dersler verdi. Geçmişteki pratiği tekrar etmek bu halka yapılacak en büyük kötülüklerdendir.

En sağlıklı en doğru ittifak, en geniş toplumsal zemini, siyasal partilerle sınırlı kalmayan bir mücadele zemini oluşturmaktır. Bugüne kadar başaramadığımız, geçmişteki bagajlardan kurtularak bu halka umut olacak bir seçenek yaratmamaktan kaynaklı bir şeydir. Ya bütün iddialarımızdan vazgeçeceğiz, biz dâhil olmak üzere, artık bu toplumu ‘İttifak altında birleşiyoruz, başaracağız’ diyerek tekrar yanıltmak gibi büyük bir yanlış içine girmeyeceğiz. Ya da demokrasi için emekçiler için geleceğimiz için en doğru olan neyse asgari müşterekte de olsa bir araya gelip hem zeminde hem sahada yeri gelirse de seçimde hayata geçirmemiz gerekiyor.

İttifaklarımız toplumsal mücadeleyi büyütmedi, mevcut iktidar karşısında başarılı bir sonuç ortaya koymadı. Kıymetlidir, değerlidir, hiç yoktan iyidir ama kendisi değil… Bir arada olmamız gerekiyor. Son dönem yaşadığımız şeyler de çok net şekilde bunu bir ödev olarak karşımıza koyuyor. Biz geçmişte birbirimize karşı olan eleştiriler üzerinden birbirimize mesafe koyma, araya duvarlar örme şansına sahip değiliz.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde, masada görünmek gibi bir derde düşmedik. Bizim için bu sistemi değiştirebilir miyiz, daha demokratik bir zemine kavuşabilir miyiz, mevcut iktidardan kurtulabilir miyiz, Erdoğan gönderilebilir mi, savaş politikaları biter mi, insanların yaşamına, düşüncesine, giyim kuşamına karışmayan, görece daha ılımlı bir politika ortaya çıkar mı, önemliydi. Ne kadar katkı verdik, katkımız ne kadar görüldü o ayrı bir mesele. Yaptığımız şeyin karşılığının verilmesi onlarla ilgili bir durumdur.

Ama şu bilinmeli ki yanlış anlaşılmasını istemiyorum Kürt oyu basit bir oy değildir. Gözaltı, cezaevi, köyü yakılan insanlar… Ağır bedeli olan bir kâğıt parçasıdır. Büyük bedeller ile oluşmuş oyun gittiği yerin kıymetli olması gerekiyor. Denedik bir sonuç ortaya çıkmadı ama büyük dersler ortaya çıktı. Önümüzdeki dönemde ne yapacaksak açık ve şeffaf olmalı. Bizim desteğimize ihtiyaç duyanlar açısından da böyle olmalı. Artık arka kapı diplomasisinin yürüdüğü, Türkiye toplumunun kabul etmediği, topluma kapalı ittifaklar olmamalıdır. Olacaksa açık olmalıdır, ilkeleri belli olmalıdır.

“İktidarla hiçbir konuda bir görüşme durumumuz olmamıştır”

Yapacağımız çalışmalar seçim ittifakı olarak algılanabilir. Ama bununla sınırlı tutmayacağız. Savaş tezkeresi, İsrail – Filistin savaşı, eğitim sistemi ya da benzeri konularda da ittifak yapmalıyız. Yerel seçimler için bir çalışmamız var. Yapacağımız her işte kesinlikle demokratik değerleri, halklarımızı esas alacağız. Yapacağımız iş ne ise açık ve şeffaf olacak. Tanımlanmış olacak. 7 Haziran 2015’ten beri hükümete kaybettirme, muhalefete kazandırma stratejisini izliyoruz. Tamam, iktidar kaybetsin ama kazanacak muhalefet de daha anti demokratik olmasın.

Evet, ihtiyaç varsa değişim olsun ama bir öncekinden daha demokrat, daha kapsayıcı, daha şeffaf, daha halkçı olması lazım desteklenecek adayın. Hükümetle şu an bu konuda bir görüşme söz konusu değildir. Seçim dâhil olmak üzere iktidarla hiçbir konuda bir görüşme durumumuz olmamıştır. Ancak kim olursa olsun ne istediğini ve beklediğini kamuoyu ile net bir şekilde paylaşmak kaydıyla ve çözümü mümkün kılacaksa her kesimle yeri gelince görüşebiliriz.”

Paylaşın

HDP’li Tuncer Bakırhan: Kimse Bizi Zorlamasın…

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, “Üç adaylı çıkıldığı durumda, muhalefetin adayı ikinci tura kalırsa HDP açısından tavır bir ehven-i şer tercihi mi olacak yoksa ikisine de destek vermemek mi?” sorusuna verdiği yanıtta şu ifadeleri kullandı:

“Ehven-i şer bizde asla olmaz. Millet ittifakı noktaya getirmesin bizi. Bu olmasın diye uğraşıyoruz. Demokrasi adına dünya kadar bedel ödeyelim sonra kötüler arasında bir seçim mi yapalım? Kimse bizi zorlamasın yanlış yapar. Sizin aracılığınızla da bunu tekrar söyleyelim, kesinlikle HDP’yi ehven-i şer noktasına getirecek bir tutum içerisine girmesinler.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Altılı Masa’nın çıkaracağı ortak adayla ilgili konuşan Bakırhan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın aday olması durumunda muhalefete asla destek vermeyeceklerini belirtti.

BirGün’e konuşan Bakırhan, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili henüz Emek ve Özgürlük İttifakı içerisinde bir tartışmaya girmedik. Ama neden sol, sosyalist, demokrat çevreler iki kötü arasında seçim yapmak zorunda kalsın? Kendi adayımızı çıkarırız. Ankara Belediye Başkanı’nın ismi tartışılıyor. Asla ve kat’a ilkelerimizle ters düşen bir adaya oy vermeyiz. Erdoğan’dan ne farkı var? Nasıl bir niteliğe sahiptir. Türkiye’nin temel sorunlarını çözmeye ilişkin bir inanca iradeye sahip midir? Cumhurbaşkanlığı niteliği taşıyor mu? Neden kötüler arasında seçim yapsın Türkiye?” ifadelerini kullandı.

“Asla taraf olmayız”

“Bu durumda asla taraf olmayız. Kendi adayımızı çıkarırız. Ortaklaşabilirsek demokratik sosyalist çevrelerle bir aday çıkarırız. Brezilya’da Kolombiya’da oluyor burada niye olmasın” diyen Bakırhan, şöyle devam etti:

“İki bloğa mahkum değiliz. Kürtlerin, muhalefetin oyunu alabilecek bir aday çıkarmak durumundadır muhalefet. Peşinen söylüyorum, böyle bir tartışmamız yok henüz ama Mansur Yavaş veya ona benzeyen bir adaya asla ve kat’a oy vermeyiz. Biz Türkiye halkları için iyi şeyler yapma arayışında bir siyasi parti olarak niye sicili olumsuz tartışılan birini tercih edelim? Türkiye’nin devrimci demokrat bir geçmiş var, neden bu ilkelere uygun bir adayı hep beraber çıkarmayalım?”

“Kimse bizi zorlamasın yanlış yapar”

“Üç adaylı çıkıldığı durumda, muhalefetin adayı ikinci tura kalırsa HDP açısından tavır bir ehven-i şer tercihi mi olacak yoksa ikisine de destek vermemek mi?” sorsunu da yanıtlayan Bakırhan, şunları kaydetti:

“Ehven-i şer bizde asla olmaz. Millet ittifakı noktaya getirmesin bizi. Bu olmasın diye uğraşıyoruz. Demokrasi adına dünya kadar bedel ödeyelim sonra kötüler arasında bir seçim mi yapalım? Kimse bizi zorlamasın yanlış yapar. Sizin aracılığınızla da bunu tekrar söyleyelim, kesinlikle HDP’yi ehven-i şer noktasına getirecek bir tutum içerisine girmesinler.”

Paylaşın

HDP’li Bakırhan: Seçim İttifakı Gibi Bir Derdimiz Yok

HDP öncülüğünde kurulan ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’nın sadece seçime yönelik olduğuna dair yapılan eleştirileri değerlendiren HDP’li Bakırhan, ittifakların merkezinde mücadele, dayanışma ve direniş olduğunu vurguladı. Bakırhan, seçimleri de yok saymadıklarını ancak kendilerine dönük bu eleştirilere katılmadıklarını söyledi.

Bakırhan, “Bu ittifak Türkiye’nin en mücadeleci, en direnişçi zemin olacaktır. Bu ittifakı seçimle daraltmak çok gerçekçi ve doğru bir tarif olmaz. Bu zemin içerisinde yer almayan partileri, kurumları saygı ile karşılarız. Ancak hak etmediğimiz eleştirileri de kabul etmeyiz. Bizim seçim ittifakı gibi bir derdimiz yok. Bizim derdimiz Türkiye’nin demokratikleşmesi, geleceği, içeride ve dışarıda Kürt karşıtlığının ortadan kaldırılması, emekçilerin insanca yaşam koşullarının oluşturulması, kadınların katledilmediği, gençlerin nitelikli öğrenim görebildiği demokratik bir Türkiye koşulların oluşturulmasıdır. Bunun için mücadele yürüteceğiz” şeklinde konuştu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) çağrısıyla bir araya gelen Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Emek Partisi (EMEP), “mücadele ortaklığı” adıyla sürdürdükleri çalışma ve tartışmalar sonuncunda ittifak kararı aldı. 6 parti ve örgüt, 25 Ağustos’ta “Emek ve Özgürlük İttifakı” kurduklarını açıkladı. İttifak, eylül ayının sonuna doğru İstanbul’da bir deklarasyon açıklayacak.

HDP’nin STK ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, ittifakın kuruluşu, yol haritası ve çalışmalarına dair Mezopotamya Ajansı’ndan Berivan Altan’a konuştu.

Bakırhan, ittifak ismi için tartışmalar yürüttüklerine işaret ederek, “İsimler sadece sembolik değil, çok önemlidir. Tarihi belge niteliğindedir. Türkiye’de ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyor, insanlar geçinemiyor. Bir avuç sermaye sahibinin, Türkiye’nin artı değerlerini istediği gibi kullandığı ama emekçilerin bundan pay alamadığı bir süreci yaşıyoruz. Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere toplumun ötekileştirilen kesimlerinin özgürlük ve hak arayışları da devam ediyor. Emek ve özgürlük Türkiye halklarının temel talepleridir. Bu ismi seçmemiz tesadüf değildir. İttifakımızın nitelik ve içeriği bu kavramlar etrafında şekilleniyor. Özgürlük ve emek için, talan ve yoksulluk düzeninden kurtulmak için mücadele edeceğiz. Yani geleceği de mücadeleyi de tarif ediyor. Bu isim sadece seçimlerde ve geçici bir birlikteliği değil, gelecekte ortaklaşarak yürümenin de bir zemini olacaktır” ifadelerini kullandı.

İttifak görüşmelerine başladıkları günden bu yana toplumsal muhalefet yapıları, emek-meslek örgütleri ve sendikalarla yoğun temas içerisinde olduklarını ifade eden Bakırhan, deklarasyon metnini kapalı kapılar ardında hazırlamayacaklarını belirtti. Deklarasyonda toplumun mevcut sorunlarını iyi belirleyeceklerini ve çözüm önerilerini de barındıracağını kaydeden Bakırhan, “tarihi bir belge” açıklayacaklarını dile getirdi.

Bakırhan, deklarasyona dair şunları söyledi: “Deklarasyonumuz Türkiye’nin mevcut çıkmazlarını giderecek, ona sahici çözümler üreten, somut tespitlerle öneriler sunacak. Her kelimesi tartışılarak, karşılığının sokakta, toplumda ne anlama geldiği bilinerek hazırlanmış bir deklarasyon olacak. Restorasyoncu, pansumancı bir deklarasyon olmayacak. Tam değişimi, dönüşümü esas alıyoruz. Dar bir sınıfa, inanç grubuna, kesime hitap eden bir durum söz konusu olmayacak. Samsun’dan Kilise, Edirne’den Kars’a kadar coğrafyanın sorunlarını iyi okuyan bir çıkış belgesi sunacağız. Henüz çalışmaları sürüyor. Ara süreci de bütün çevrelerle daha güçlü temaslarla, çalışmalarla yürüteceğiz. Toplumsal muhalefet ile görüşeceğiz. Sorun alanlarının temsilcileriyle bir araya geleceğiz.”

‘Seçim ittifakı gibi bir derdimiz yok’

İttifaklarının sadece seçime yönelik olduğuna dair yapılan eleştirilere de değinen Bakırhan, ittifaklarının merkezinde mücadele, dayanışma ve direniş olduğunu vurguladı. Seçimleri de yok saymadıklarını ancak kendilerine dönük bu eleştirilere katılmadıklarını söyleyen Bakırhan, “Bu ittifak Türkiye’nin en mücadeleci, en direnişçi zemin olacaktır. Bu ittifakı seçimle daraltmak çok gerçekçi ve doğru bir tarif olmaz. Bu zemin içerisinde yer almayan partileri, kurumları saygı ile karşılarız. Ancak hak etmediğimiz eleştirileri de kabul etmeyiz. Bizim seçim ittifakı gibi bir derdimiz yok. Bizim derdimiz Türkiye’nin demokratikleşmesi, geleceği, içeride ve dışarıda Kürt karşıtlığının ortadan kaldırılması, emekçilerin insanca yaşam koşullarının oluşturulması, kadınların katledilmediği, gençlerin nitelikli öğrenim görebildiği demokratik bir Türkiye koşulların oluşturulmasıdır. Bunun için mücadele yürüteceğiz” şeklinde konuştu.

‘Devrimci bir hareketiz’

Türkiye’de sorunların sadece seçimlerle çözülebileceğine inanmadıklarını dile getiren Bakırhan, “Biz devrimci bir hareketiz, bu mevziiyi önemsiyoruz ve halkın, emekçinin, Kürtlerin lehine kullanmaya çalışıyoruz. Bugüne kadar doğru bir şekilde de değerlendirdiğimizi düşünüyorum. Biz de seçilmiş ile bir ilçe yöneticimizin bir farkı yoktur. İkisi de barikatın arkasına geçer, haksızlıklara karşı direnir. Kendisine bahane üretmeye çalışan dost kurumlara çok yoldaşça bir tavsiyede bulunmak istiyorum; Biz zor koşullarda hem teorik hem de pratik bir zeminde mücadele ediyoruz. Bizi sadece seçim odaklı gören sığ tartışmalar yerine, Türkiye sol-sosyalist hareketinin içerisinde bulunduğu bölünmüşlüğü ortak bir mücadele zemininde nasıl buluşturacağımıza yoğunlaşmak ve Türkiye toplumunun beklentilerini ve hayallerini nereye getirdiğimize bakıp eksikliklerimizi gidermeye odaklanmalıyız” şeklinde konuştu.

‘Ezilenin ittifakı olacaktır’

HDP’nin dinamik bir hareket olduğuna dikkati çeken Bakırhan, şunları söyledi: “Yürürken barikat da mevzi de kurarız, direniriz de. Aynı zamanda eksik ve yetmezliklerimizi de görür, giderir ve yolumuza devam ederiz. Mücadeleyi de barikatı da iyi biliriz. Devletin baskılarına karşı yılmadan mücadele etmeyi esas alırız. Şimdi yine yeniden bir yola çıktık. Yaşamın her alanında mücadele ediyoruz. Ezilenler neredeyse biz oradayız. Parlamentoya sıkışmış bir gelenek değiliz. Seçimler önemsizdir demiyoruz, önemsiyoruz. Ancak her şey olmadığını da iyi biliyoruz. Mücadele etmek isteyen, değiştirmek isteyen, yürümek isteyen bir gelenek oluşturmaya çalışıyoruz. Bu mücadele zemini büyüyecektir. Emekçinin, Kürdün, ezilenin ittifakı olacaktır.”

‘Asıl iş Erdoğan sonrası başlıyor’ 

Deklarasyon ilanı ardından kitlesel halk buluşmalarıyla yollarına devam edeceklerini ifade eden Bakırhan, “Tek adama dayalı bir sistemde yaşıyoruz. Karşılığı radikal değişiklikler olmalı. Sadece Erdoğan’ı göndermek yetmiyor. Erdoğan’ın anlayışı 20 yıldır bu ülkenin en ücra köşelerinde kurumsallaşmış, örgütlenmiş durumdadır ve Türkiye’nin ekonomisine, siyasetine, yargısına yön veriyor. Sadece Erdoğan’ın gidişiyle her şeyin düzeleceğine inanan bir parti değiliz. Asıl iş ondan sonra başlıyor. Türkiye’nin gerçek anlamda demokrasiye ihtiyacı var. Türkiye seçimden sonra yeni bir inşa sürecine girmelidir. Kendisini öteki olarak gören ve ötekileştirilen tüm kesimlerin eşit haklar zemininde buluştuğu, bütün yasaların ona göre düzenlediği bir sistemden bahsediyoruz. Bu yeni sistemi, mevcut durumuyla Millet İttifakı’nın karşılaması zor görünüyor. Bütün varlık gerekçesini Erdoğan’ın gidişine bağlayan ama Erdoğan sonrasını net bir şekilde ortaya koyamayan, çözüm önerilerini bilmediğimiz, bir anlayışla karşı karşıyayız” diye konuştu.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Geleceği Birlikte İnşa Edebiliriz

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partinin Eş Genel Başkan Yardımcıları Tülay Hatimoğulları, Şaziye Köse ve Tuncer Bakırhan ile PM üyesi Emrali Türkmen, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve bağlı sendikaların yöneticileri ile bir araya geldi.

Sancar, “Yıkımı durdurmak yetmiyor, bu talanı durdurmak da yetmiyor, yeni bir başlangıç için de güçlü bir irade ortaya çıkarmak gerekiyor” dedi.

Eğitim Sen Genel Merkezi’nde yapılan görüşmede, HDP’nin 3 Temmuz’da gerçekleştireceği 5’inci Büyük Olağan Kongresi’ne dair görüş alışverişinde bulundu. KESK Eşbaşkanı Mehmet Bozgeyik, Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, SES Eş Genel Başkanları Selma Atebey ile Hüsnü Yıldırım ve sendika yöneticileri HDP heyetini karşıladı.

Toplantının basına açık kısmında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, yapacakları kongreye işaret ederek, “Bu kongre olağan kongre ama Türkiye’nin çok olağanüstü koşullarında gerçekleştireceğimiz bir kongre. Türkiye’nin özel bir virajdan geçtiği konusunda hepimiz hemfikiriz. Bu yılın önemli bir hesaplaşma yılı olacağı, hatta final evresine doğru ilerlediğimizi söylüyoruz. İktidarın Türkiye’yi getirdiği durum ortada; tam bir talan politikası izleniyor. Sadece yağmadan ibaret değil, demokrasi, özgürlük, emek ve ekmek talan ediliyor. Bu talanın ortasında büyük bir yıkımın eşiğinde bizler de büyük saldırılara rağmen yolumuza devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre, tarihi bir dönemde bir araya geldiklerinin altını çizen Sancar, şunları söyledi:

“15-16 Haziran’ın yıl dönümündeyiz. 15-16 Haziran Türkiye emekçi mücadele tarihinde özel bir yere sahip. Ben o dönemle ilgili yazıları okurken en çok ‘Gücümüzü birliğimizden alıyoruz’ pankartına takılıyorum. Gerçekten büyük bir birlik vardı, o birlik büyük bir mücadele yarattı ve Türkiye emekçilerinin mücadelesinde büyük bir miras yarattı. Büyük bir birikim yarattı.

Bizler bu tür durumlarda böyle ağır şartlarda demokrasinin, özgürlüklerin, emeğin, ekmeğin talan edildiği, sömürüldüğü, sömürünün derinleştirildiği dönemlerde ne yapmak gerektiğini belki de en 15-16 Haziran’daki o slogana bakarak anlayabiliriz. Yani birlik olarak gücümüzü artırabiliriz. Bugün gidişatı en geniş birliktelik ve en güçlü ortak mücadeleyle aşabiliriz. Bu yıkımı durdurabiliriz. Geleceği birlikte inşa edebiliriz. Yıkımı durdurmak yetmiyor, bu talanı durdurmak da yetmiyor, yeni bir başlangıç için de güçlü bir irade ortaya çıkarmak gerekiyor.

‘Birlik, ancak konuşarak ve istişare ederek sağlanabilir’

Bu yeni başlangıç da mutlaka Türkiye’nin bütün emekçilerini, mazlumlarını, ötekileştirilenlerini, yok sayılanlarını bir araya getirecek bir ortak mücadele hedefiyle sağlanması ile mümkün. Bizler olağan kongreye giderken, bu olağanüstü şartların farkındayız.

Aynı şekilde bu olağanüstü şartlarda ne yapılması gerektiğine tek başına bizim kurulların karar veremeyeceğini, vermemesi gerektiğinin bilincindeyiz. Mücadele hattını, kongremizin gelişimini ve sonraki politikalarımızı emek ve meslek örgütleriyle, halk gruplarıyla, inanç gruplarıyla, kadın ve gençlik hareketlerine danışarak, halkımızla istişare ederek oluşturmak istiyoruz. Birlik, ancak konuşarak ve istişare ederek sağlanabilir.”

Paylaşın