Doktorlar 7-8 Temmuz’da ‘Şiddete Karşı’ İş Bırakıyor

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Konya Şehir Hastanesi’nde görev yapan Dr. Ekrem Karakaya’nın bir hasta yakını tarafından silahlı saldırıyla öldürülmesi üzerine basın toplantısı yaptı.

Basın toplantısında konuşan TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Nursel Şahin, şiddetin her geçen gün arttığını, iktidarın da ne toplumu ayrıştıran şiddet dilinden vazgeçtiğini ne de etkili bir şiddet yasası çıkardığını söyledi.

Şahin, “Biz suçluyu biliyoruz. Hastalarımız ve hekimlerimiz ancak birlikte hareket ederek güç alacağız. Öfkemiz mutlaka galebe gelecek” diye konuştu.

TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Kazım Doğan Eroğulları da 7-8 Temmuz’da grev kararı aldıklarını duyurdu. Yarın alanda hep birlikte olacaklarını ve gözler görmemeye, kulaklar duymamaya devam ederse daha büyük eylemler de yapacaklarını söyledi.

“Tıkanan sağlık sisteminin sorumluluğu doktorların üzerinde”

TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten tarafından okunan basın açıklaması şöyle:

“Türk Tabipleri Birliği olarak bu şiddet sarmalının genişlemesi karşısında defalarca iktidarı uyardık. Sağlıkta şiddetin münferit olmadığını, bunun toplumsal ve politik bir sorun olduğunu tekrar tekrar açıkladık. Sağlık kurumlarında meydana gelen silahlı saldırıların artışı nedeniyle bu konuda önlemler alınmasını ve 6136 sayılı yasada değişiklik yapılmasına ilişkin yasa teklifini önerdik. Ancak tüm uyarılarımız görmezden gelindi, bilinçli bir yaklaşımla şiddetin kaynağı toplumsal bağlamından koparılarak sorun bireylere indirgendi.

“Bugün bu yaklaşımın yıkıcı sonucuyla yeniden karşılaştık. Ülkede artan şiddet iklimi, bizlerin sadece çalışma koşullarını bozmakla kalmadı maalesef can güvenliğimizi de ciddi oranda tehdit eder hale geldi. Her anlamıyla tıkanan sağlık sisteminin tüm sorumluluğu hekimlerin ve sağlık çalışanlarının omuzlarına yıkılmakta, bu durum bizlerin hedef olmasına neden olmakta, sağlık alanında yürütülen politikalar bizlere, şiddet, ölüm, çaresizlik, umutsuzluk olarak geri dönmekte. Dün bize giderlerse gitsinler diyenlere sesleniyoruz, bugün bir meslektaşımız sonsuzluğa gitti. Siz de sorumlususunuz.

“İş bırakıyoruz”

“Şiddet karşısında hekimlerin/sağlık çalışanlarının kılına zarar gelmesine tahammülümüz kalmadı. Şiddet daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi, öngörülebilir ve önlenebilir toplumsal bir sorundur ve bu sorun çözüme niyetli bütünlüklü politikalarla aşılabilecektir.

“7 ve 8 Temmuz tarihlerinde ülke genelinde iş bırakıyoruz. Sağlık kurumlarımızın ve sağlık müdürlüklerinin önünde olacağız ve tepkilerimizi haykıracağız.

“Son yolculuğunda meslektaşımızın yanında olacağımızı belirterek şiddet karşındaki taleplerimize kulak tıkayanlardan, söylemleri ve politikalarıyla şiddeti teşvik edenlerden mücadelemizi yükselterek hesap soracağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”

Paylaşın

8 Yılda 18 Bin 685 Yabancı Sağlık Çalışanı Türkiye’de Çalışmaya Başladı

Çoğunluğu hekim ve yoğun bakım hemşireleri olmak üzere, son yıllarda çalışmak amacıyla yurt dışına giden Türk sağlık çalışanlarının sayısı rekor seviyede. Bunun yanısıra, yurt dışından Türkiye’ye çalışmaya gelen yabancı sağlık çalışanları da bulunuyor. 

Bu kişilere dair haberler sosyal medyada yer alırken, “aile hekimlikleri” olarak da bilinen Aile Sağlık Merkezleri’nde (ASM) çok sayıda yabancı kökenli aile hekimi olduğu görülüyor.

Peki Türkiye’deki yabancı sağlık çalışanlarının durumu nedir?

Bu kişiler yurt dışına giden Türk hekimlerinin ve diğer sağlık çalışanlarının yerini doldurabilir mi?

Yabancı sağlık çalışanlarının sayısı belli ancak kaçının hekim olduğu net değil

Konuyla ilgili Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem’e konuşan Türk Tabipler Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut Türkiye’de göreve başlayan yabancı sağlık çalışanlarının sayısına dair rakam olduğunu ancak bunların kaçının hekim olduğuna dair net bir bilgiye sahip olmadıklarını söyledi.

Çünkü Bulut’un açıklamasına göre Sağlık Bakanlığı bu bilgiyi, TTB ile paylaşmıyor.

Bulut’un TTB kayıtlarına dayanarak verdiği bilgiye göre 2012 ile 2022 arasında Türkiye’de çalışma izni alarak çalışmaya başlayan bütün branşlardaki yabancı sağlık çalışanları (doktor, hemşire, teknik eleman vs. tamamı) ile aynı dönemde yurt dışına gitmek için TTB’den “İyi Hal” belgesi alan ve branşı sadece hekimlik olan Türk çalışanlarının sayıları şöyle:

Her yıl gelen yabancı sağlık çalışanı da yurt dışına giden Türk hekim de arttı

2012: 309 yabancı sağlık çalışanı geldi, 59 Türk hekim yurt dışına gitti

2013: 555 yabancı sağlık çalışanı geldi, 90 Türk hekim yurt dışına gitti

2014: 856 yabancı sağlık çalışanı geldi, 118 Türk hekim yurtdışına gitti

2015: 1056 yabancı sağlık çalışanı geldi, 150 hekim gitti

2016: 1346 yabancı sağlık çalışanı geldi, 245 hekim gitti

2017: 1574 yabancı sağlık çalışanı geldi, 482 hekim gitti

2018: 4144 yabancı sağlık çalışanı geldi, 802 hekim gitti

2019: 4603 yabancı sağlık çalışanı geldi, 1047 hekim gitti

2020: 4242 yabancı sağlık çalışanı geldi, 931 hekim gitti

8 yılda 18 bin 685 yabancı sağlık çalışanı geldi, 3924 Türk hekim gitti

Yani 2012 ile 2020 arasında Türkiye’de 18 bin 685 (sadece doktorlar değil bütün branşlarda) yabancı sağlık çalışanı çalışma izni ile çalışmaya başlarken, aynı dönemde 3924 Türk hekim çalışmak üzere yurt dışına gitti.

Yine aynı tabloda her yıl yurt dışına giden Türk hekimler ile Türkiye’ye gelen yabancı sağlık çalışanlarının sayısının arttığı dikkat çekiyor.

Peki gelen yabancı sağlık çalışanları Türkiye’den giden hekimlerin boşluğunu doldurabilir mi?

“Yabancı hekimler giden Türk hekimlerin yerini dolduramaz”

2020’ye kadar olan net verileri paylaşan Bulut, illerden gelen verilere göre 2021 yılında da Türkiye’ye 4500 kadar yabancı sağlık çalışanının geldiğini bildiklerini kaydetti.

2021’de yurt dışına giden Türk hekim sayısının 1405 olduğunu hatırlatan Bulut, şöyle devam etti:

Elimizde Türkiye’ye gelen yabancı sağlık çalışanlarının kaçının hekim olduğuna dair veri yok. Ancak 2021’de gelen 4500 kişi içinde olsa olsa 300’ü bilemedin 500’ü hekimdir.

Oysa aynı sürede yurt dışına giden Türk hekim sayısı ortada. Dolayısıyla bir kere sayılar bile birbirlerini karşılamıyor.

Ayrıca bizde geçmişte genç ya da pratisyen hekimler yurt dışına giderken artık gidenlerin çoğu uzman hekimler.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şubat ayındaki ‘Giderlerse gitsinler’ açıklamasından sonra gidişler daha da hızlandı” diyen Bulut, “Etik gereği adlarını açıklamam doğru olmaz ama artık yurt dışına giden hekimler arasında isim yapmış cerrahlar ve profesörler bile var. Çünkü hepsinin iyi hal belgesini ben imzalıyorum” açıklamasını yaptı.

Bulut, gelen yabancı hekimlerin ise eğitim durumlarının ve mesleki deneyimlerinin bilinmediğini söyledi ve ekledi: Dolayısıyla asla gidenlerin yerini dolduramazlar.

İstanbul’da 4650 aile hekiminin 500’ü yabancı

Türkiye’deki yabancı hekimlerin cerrahi branşlardan ziyade aile hekimliklerinde yoğunlaştığı görülüyor.

Sosyal medyaya düşen belgeler de daha çok İstanbul’da aile hekimliklerine yapılan atamalarla ilgili oluyor.

İstanbul Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Serkan Özbakış, Independent Türkçe’ye yaptığı açıklamada İstanbul’da şu an 4650 aile hekimi olduğunu bunun 500 kadarının yabancı hekim olduğunu belirtti.

Özbakış, İstanbul’da beş yıldır yabancı uyruklu hekimlerin aile hekimi olarak görevlendirildiğini de söyledi.

İstanbul’da her ay aile hekimliği için yerleştirmeler yapıldığını kaydeden Özbakış, “Bu yerleştirmeye kamuda çalışan hekimler katılır. Bunun dışında iki veya üç ayda bir de kamu dışından hekim alıyoruz. Kamu dışından alınan hekimliklere genellikle yabancı uyruklu hekimler başvuruyor. Sosyal medyaya en son yansıyan listede geçen ocak ayındaki yerleştirmeye ait” diye konuştu.

“Dil sınavından geçmeden göreve başlatılıyorlar”

Özbakış, buna karşın Anadolu’daki boş aile hekimliklerinin kamudan gelen hekimlerce doldurulabilmesinden dolayı, İstanbul dışında daha az yabancı aile hekiminin olduğunu kaydetti.

İstanbul Aile Hekimleri Derneği Başkanı Özbakış, yabancı aile hekimleri konusunda en önemli sıkıntının dil noktasında yaşandığını belirterek şunları söyledi:

Yurt dışına giden Türk hekimlerin gittikleri ülkelerde önce dil sınavından geçmesi gerektiği halde Türkiye’deki şu anki mevzuatlar gereği yabancı sağlık çalışanlarının işe başladıktan sonraki bir yıl içerisinde Türkçe’yi bildiğini sınava girip göstermesi gerekiyor idareye.

Yani başladığı zaman aslına bakarsanız yeterli bir Türkçeye sahip olmayabiliyor. Onun için sıkıntılar yaşanıyor.

“Dilimize hakim olmayanların görevlendirilmesi sıkıntılar yaratıyor”

Aile hekimleri olarak “Yabancı doktor gelmesin” diye bir tavırlarının söz konusu olamayacağını kaydeden Özbakış, “Gerçekten donanıma sahip, gerekli eğitimleri tamamlamış yabancı uyruklu bir hekim de çalışabilir. Ancak Türkiye’de okumamış, dilimize, kültürümüze, yeterli donanıma sahip olmayan bir kişinin gelip çalışması hem sistem, hem hizmet sunumu açısından sıkıntılar yaratıyor” şeklinde konuştu.

Özbakış, ayrıca yabancı kökenli hekimlerin her semtte görevlendirilebildiklerini ancak mültecilerin yoğun olduğu semtlerde kadro boşluğunun daha fazla olmasından dolayı buralarda yoğunlaştırıldıklarını söyledi.

“Türkiye’de tıp fakültesi okuyan yabancılar ülkelerine dönmüyorlar”

Kendisi de bir aile hekimi olan TTB Merkez Delegesi Dr. Recep Koç da yabancı kökenli hekimlerin ciddi bir kısmının Türkiye’deki tıp fakültelerinde eğitim gördüğünü söyledi.

Türkiye’deki tıp fakültelerinde çok sayıda yabancı kontenjanı açıldığını hatırlatan Koç, “Okulu bitirince ülkelerine dönmüyorlar. Bunlara zorunlu hizmet yok. Bir kısmı ihtisas yapıyor, bir kısmı da pratisyen hekim olarak sözleşmeli olarak aile hekimliklerinde çalışmaya başlıyor. Çünkü artık aile hekimliği cazibeli bir yer değil” dedi.

Recep Koç, “Kamudan hekim bulamadıkları için boş kalan birimlere yabancı uyrukluları yerleştiriyorlar. Son zamanlarda yabancı dil sınavlarını bile işe başladıktan sonra yaptıklarından, Türkçe’yi çok az bilenler bile çalışabilmektedir” diye konuştu.

Paylaşın

TTB’den Kovid 19 Uyarısı: Maskeye Geri Dönülmeli

Kovid-19 vaka sayısında artış yaşanması üzerine açıklama yapan TTB, çocukları kapsayacak şekilde aşıların başlatılması, kapalı ortamda maskeye geri dönülmesi ve verilerin günlük olarak paylaşılması çağrısında bulundu.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Kovid-19 vaka sayılarında artış yaşanması üzerine hükümete çağrıda bulundu. TTB’den yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı;

“COVID-19 vaka sayılarında artış görülmektedir. Başta riskli yurttaşlar olmak üzere durma noktasına gelen aşılanma çocukları da kapsayacak şekilde başlatılmalı, kapalı ortamlarda maskeye geri dönülmeli, testler artırılmalı, veriler test sayılarıyla birlikte günlük paylaşılmalıdır.”

Vaka sayısında artış

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, 13-19 Haziran 2022’de 10 bin 954 olan haftalık vaka sayısı, 20-26 Haziran 2022’de 26 bin 635’e yükseldi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da vaka sayılarında bir süredir artış gözlemlendiğini belirterek, günlük binin altına inen vaka sayılarının şu anda 4 bine doğru ilerlediğini ifade etti. Türkiye genelinde 2. doz aşı yapılma oranı yüzde 85, 1. doz aşı yapılma oranı ise yüzde 93.

Paylaşın

TTB: Maymun Çiçeği Solunum Yoluyla Da Bulaşıyor

TTB, Sağlık Bakanlığı’nın olağandışı bir durum olduğunu kabul etmesi gerektiğini belirterek, enfekte hastaları izole etmesi gerektiğinin altını çizdi. TTB, ayrıca, önlemlerin ivedilikle alınması ve hazırdaki önlemlerin gözden geçirilmesi gerektiğini de vurguladı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye’de ilk vakası görülen maymun çiçeği virüsü ile ilgili olarak açıklama yaptı. Hastalıkla ilgili bilgi veren TTB, maymun çiçeği hastalığının halk sağlığı açısından öneminin hafife alınmaması gerektiğinin altını çizdi.

Hangi yolla bulaşıyor?

“Maymun çiçeği hastalığı, maymun çiçeği virüsünün yol açtığı, hayvandan insana ve insandan insana bulaşabilen bir hastalıktır. İnsandan insana bulaş mekanizması olarak; enfeksiyöz yaralar, kabuklar ve vücut sıvıları ile yakın temas, enfeksiyöz materyalle kontamine olmuş çarşaf gibi eşyalarla temas, uzun süre yüz yüze temas (solunum salgıları ile temas veya damlacıklara maruz kalmak) ve gebeden fetüse geçiş düşünülmektedir. Hastalığın başlangıcından, yaraların kabuklanıp tamamen epitelizasyonu gerçekleşene kadar kişiler bulaşıcı kabul edilmektedir.”

Kesin tanının PCR testi ile konulduğunu belirten TTB, hastalığın kuluçka süresinin ise 4 ile 21 gün arasında değişebildiğini belirtti.

Belirtiler: Döküntüler ağrılıdır

“Sonrasında; genellikle tipik olarak 5 güne kadar sürebilen ve ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrıları, lenf bezlerinde şişme ile kendini gösterebilen prodromal (ön belirti) dönem yaşanır. Yüzde, el ve ayak tabanlarında daha sık olmak üzere bütün vücutta görülebilen içi sıvı dolu döküntüler, genellikle ateşin ortaya çıkmasından sonra 1-4 gün içinde başlayıp 2-3 hafta boyunca devam edebilmektedir. Döküntüler genelde ağrılıdır, ancak iyileşme sürecindeki döküntüler kaşıntılı olabilir.”

Öneriler: Maskeler yayılımı önler

“Hastalığın oluşturduğu salgının kontrolünde hastaları sağlıklı bireylerden ayırma (izole etme), karantina ve sürveyans sisteminin etkin çalışması gerekmektedir. Ayrıca maskeler maymun çiçeğinin yayılmasını önleyebilir. Uzun süreli yüz yüze maruz kalma durumlarında maymun çiçeği virüsü solunum yoluyla yayılabilir. Bu nedenle enfekte hastalarla yakın temas kurması gereken kişilerin ve sağlık çalışanlarının hastalanmalarının önüne geçmek için maske yararlı olabilir. Hastalığa karşı çeşitli ilaçlar ve aşılar kullanılmaktadır. Çiçek hastalığına karşı bağışıklamanın da hastalığı engellemede veya asemptomatik (belirtisiz) geçirilmesinde etkili olduğu düşünülmektedir.”

“Bakanlık enfekte hastaları izole etmeli”

TTB son olarak şu uyarıda bulundu:

“Son elli yıldaki maymun çiçeği hastalığı sayılarına ve son iki aydaki hızlı vaka artışına baktığımızda; maymun çiçeği hastalığı, devam eden COVID-19 pandemisi ile karşılaştırılabilir bir tehdit düzeyine henüz ulaşmamıştır. Bu nedenle Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak salgının kontrol altına alınacağı konusunda ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyiz.

“Sağlık Bakanlığı olağandışı bir durum olduğunu kabul edip ciddiyetle aşağıdaki önlemleri ivedilikle almalı ve hali hazırdaki önlemleri gözden geçirmelidir.

  • Zaman kaybetmeden Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirim Sistemi Hakkında Tebliğ’de değişiklik yaparak maymun çiçeği hastalığını bildirimi zorunlu bir hastalık olarak listelemelidir.
  • Enfekte hastaları izole etmelidir.
  • Temaslı takibi ile olası yeni vakaların tespitini erken yapmalıdır.
  • Uygun enfeksiyon önleme ve kontrol önlemlerinin uygulanmasını sağlamalıdır.
  • Paniğe neden olmayacak biçimde sağlık çalışanları başta olmak üzere toplumun geneline yönelik eğitim ve bilgilendirme çalışmaları planlamalı ve yapmalıdır.
  • Riskli ve temaslı kişilere yönelik bir aşı programı planlamalı ve uygulamalıdır (Halihazırda iki farklı aşı seçeneği mevcuttur; ACAM2000 ve JYNNEOS).
  • Hastalar için ilaç teminini gerçekleştirmeli, semptomları olabileceğinden endişe duyan herkesin sağlık hizmetlerine erişebileceğini hissetmesini sağlamak için, maymun çiçeği hastalığı ve şüpheli maymun çiçeği hastalığının teşhis ve tedavisini tamamen ücretsiz yapmalıdır.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Türkiye’yi Terk Eden Doktor Sayısı Son 6 Ayda Bine Yaklaştı

Türkiye’de TÜİK verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 70’i geçmesi ve ekonomik dengenin bozulması birçok iş alanında yurt dışına göçü artırdı. Son dönemde daha iyi yaşam şartları için özellikle Avrupa ülkelerine yönelenler arasında sağlık çalışanları da bulunuyor. 

Türk Tabipleri Derneği’ne (TTB) göre bu yılın ilk yarısında 938 doktor ülkeden ayrıldı. Bu sayı geçen yıl bin 400 olarak rapor eldi.

Erdoğan, Mart ayında yaptığı bir konuşmada, “Açık konuşuyorum, gidiyorlarsa gitsinler” demiş “Bizler de üniversiteyi yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz. Biz asistan doktorlarımız ile buralarda devam ederiz. Daha da ileri gidiyorum; yurt dışından dönmek isteyenlerin dönüşünü sağlar, buralarda görevlendiririz” demişti.

“Sorun eriyen maaşlar ve zorlu çalışma koşulları”

Gelir meselesi en büyük endişelerden biri. Enflasyon nedeni ile gelirleri eriyen doktorlar hem maaşlarını hem de zorlu çalışma koşullarını protesto ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise maaşların düşük olmadığını “En az alan doktor ne alıyor dedim, ‘8-9 bin’ dediler. En fazla alan ne alıyor dedim, ’25-30 bin’ dediler. Özel sektör çok veriyormuş, oraya gidiyorlar. Varsın gitsinler” cümleleri ile bu protestolara yanıt veriyor.

Benzer sorunlardan yakınan ve ismini vermek istemeyen başka doktorlar, ekonomik sebeplerden ötürü çalışanların özel hastanelere yöneldiğini belirtiyor. Kamu hastanelerinde maaşlar düşük olması ve hasta sayısının fazla olması, yurt dışına gidemeyen bu doktorları özel hastanelere itiyor.

Ülkede resmi kurumların açıkladığı ve son 20 yılın en yüksek seviyesini işaret eden enflasyon oranları ise kamuoyu yoklamalarına göre inandırıcı bulunmuyor. Halkta bu oranın çok daha yüksek olduğu kanısı hakim.

Bu yönde açıklamalarda bulunan bir grup bağımsız iktisatçı da asıl enflasyon oranının yüzde 160’ları bulduğunu ileri sürüyor. Bu uzmanların kurduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hakkında TÜİK savcılığa şikayette bulunmuş ve soruşturma başlatılmıştı.

euronews muhabiri Kristina Jovanovski’ye konuşan ENAGrup kurucularından Veysel Ulusoy, enflasyon oranlarının siyaset üzerinde de etki oluşturduğunu ve iktidar partisinin oy oranlarında azalmaya neden olduğunu belirtti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

TTB: Günde 7 Doktor Yurtdışına Gidiyor

Son yıllarda binlerce doktor Türkiye’deki kötü çalışma koşulları ve sağlık sektöründe çözülmeyen problemler nedeniyle farklı ülkelere göç etti. Yurtdışında çalışabilmek için Sağlık Bakanlığı’ndan sicil belgesi isteyen hekimlerin sayısı her geçen yıl artıyor. 2021 yılında 1405 hekim yurtdışına çıkmıştı. Bu yıl sayının çok daha fazla olması bekleniyor.

Türk Tabipler Birliği (TTB) Genel Sekreteri Vedat Bulut, Sağlık Bakanlığı’ndan günlük ortalama 7 hekimin yurtdışına çıkmak için sicil belgesi aldığını söyledi:

“Bu sayı 2022 Mart ayında 213 ile rekor kırdı. Nisan ayında bu sayı 214 oldu. Geçtiğimiz yıl 1405 hekim yurtdışına çıkmıştı. Yıl sonunda 2500 olması bekleniyor. Bunların yüzde 55’i uzman hekim. Bu sayılar sadece yurtdışına göç edenler. Özel sektöre geçenleri sayamıyoruz. O sayıyı sadece Sağlık Bakanlığı biliyor.”

Sahil kesimlerinde durum daha kötü

Sahil kesimlerinde çok daha fazla hekimin istifa etmeye başladığını söyleyen Bulut, bu durumun nedenini şöyle açıklıyor:

“Rotasyon ile görevlendirilen hekim arkadaşların gidecekleri yerde konaklama imkanları yok. Konaklama ücretleri çok pahalı. İnsanlar belirli bir yaşa geldiklerinde sahil kesimlerine gitmek isterlerdi. Şimdi bir telefon mesajı ile görevlendiriliyor. Eskiden kamu yerleri mevcuttu. Onlar da satıldığı için gecelik 500 TL konaklama ücreti ödeyemiyorlar.”

“Parçalanmış yüzlerce doktor ailesi var”

Hekimlerin içinde bulunduğu birçok zor durum olduğunu aktaran Bulut, şöyle devam etti:

“Hekimler üç aylığına görevlendiriliyor. Bir-iki günlük değil. Aileler parçalanıyor. Eşi Adana’da kendisi İstanbul’da görevlendiriliyor. Aile bizi Adana’da birleştirin diyor, Kütahya öneri olarak sunuluyor. Sağlık Bakanlığı hekimleri köle olarak görüyor. Bu son derece hatalı bir tutum. Parçalanmış yüzlerce doktor ailesi var. Bize her gün hekim arkadaşlarımızdan telefonlar geliyor.”

Erdoğan doktorlara seslenmişti

Erdoğan, Mart ayında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu’nda kadın muhtarlar ile bir araya gelmişti. Bu buluşmada Erdoğan doktorlara, “Açık konuşuyorum; varsın gidiyorlarsa gitsinler, bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz” demişti. Erdoğan’ın bu sözlerine, Türk Tabipleri Birliği (TTB) olmak üzere birçok hekim, siyasetçi ve ünlü isim sosyal medyadan yaptıkları paylaşımlar ile tepki göstermişti.

29 Mayıs’ta Ankara’da miting

Hekimler, özlük haklarından sağlıkta şiddete, kötü çalışma koşullarından yurtdışına göçe kadar sorunlarını gündeme taşımak için 29 Mayıs Pazar günü Ankara’da “Emek Bizim Söz Bizim, Sağlık Hepimizin” başlıklı mitingde buluşacak.

Paylaşın

TTB: Pandemi Bitmedi, 2 Buçuk Ayda 11 Bin 565 Kişi Öldü

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Bilim Kurulunun bugün yapacağı duyurulan toplantının ertelenmesinin ardından Türk Tabipleri Birliği (TTB), dikkat çeken bir açıklama yaptı.

TTB, Bakan Koca’nın geçtiğimiz hafta yaptığı “maskesiz yaşama geçiş” açıklamasını hatırlattı ve toplantı konusunun önceden paylaşılmasını “salgının ciddiye alınmadığı anlamı” taşıdığını belirtti.

Türk Tabipleri Birliği Pandemi Çalışma Grubu’nun imzasıyla yapılan açıklamada “Sağlık Bakanlığı’na ve Bilim Kurulu’na salgının bitmediğini ve devam ettiğini tekrar hatırlatıyoruz” denildi:

“Maske, temizlik ve mesafe gibi kişisel koruyucu önlemlerin devam etmeli. Havalandırma ve kapalı ortamlarda fazla kalınmaması gibi birçok tedbiri günlük yaşamımızdan bir süre daha çıkarmamamız gerekiyor.

“Aşılama oranı düşük”

Tam aşı oranlarımızın düşük olduğunu, olası bir varyant değişikliği ihtimalinin bulunduğunu ve bu nedenle aşı konusunun daha fazla önemsenmesi gerektiğini savunuyoruz.

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 29 Ocak 2022’de yaptığı bir konuşmasında; ‘Artan vaka sayılarının sizi ürkütmemesini Sağlık Bakanınız olarak en yüksek sesle söylüyorum. ’Endişe etmeyiniz, hastalık eski günlerde ki gücünde değil’ dedikten sonra 30 Ocak’tan 19 Nisan tarihine kadar resmi rakamlara göre Covid-19 nedeniyle 11 bin 565 kişi ölmüştür. Ne yazık ki salgın, Sağlık Bakanı ‘bitti’ dediğinde bitmiyor.

Sağlık Bakanlığı’nın öncelikle yapması gerekenler; özellikle riskli kişilerin tam aşılanmasının sağlanmasıyla,  toplumun yeni ölümcül varyantlara karşı yeterli derecede korunabileceği mekanizmaları oluşturmak ve pandemi dönemindeki 300 bine yakın önlenebilir fazladan ölümün hesabını vermektir.”

Paylaşın

Bu Düzen Böyle Gitmez!

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği (TDB) ortak bir basın toplantısıyla 1 Mayıs programını açıkladı. 

Kurumların genel başkanları ve yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla DİSK Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasının gündemi ekonomik krizdi. Toplantıda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Ekonomik kriz, işsizlik, zamlar, pandemi, borçlanma derken ülkemizde insanca yaşamak bir yana hayatta kalmak bile her gün zorlaşıyor” dedi.

Bu düzen toplumun işini, aşını, geçimini ve sağlığını korumuyot aksine tehdit ediyor” diyen Çerkezoğlu, “Bu düzenin çarkları, dünyanın tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten bizleri, işçileri, emekçileri, kamu emekçileri, mühendisleri, mimarları, hekimleri, avukatları, aydınları, akademisyenleri, sanatçıları, gençleri, kadınları, emeklileri, emekli dahi olamayanları ezdikçe eziyor” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:

Bu düzenin çarkları, zengini daha zengin etmek, bankaların kasalarını doldurmak, şirketleri ihalelerle beslemek üzere kurulmuş. Bu düzenin çarkları sermayeye sömürecek ucuz emek, yağmalanacak doğa, talan edilecek kentler yaratmak üzere dönüyor.

Halk işsizlikle, açlıkla, yoksullukla, artan borçlarla, salgınla mücadele ederken 20 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ülkenin tüm kaynaklarını, bir avuç patronu ve ayrıcalıklı zümreyi korumak için seferber etti, etmeye devam ediyor.

Halk işe, ekmeğe, insanca bir yaşama olduğu kadar demokrasi, adalet ve hukuka da aç. Bu düzen yurttaşların hakkını, hukukunu çiğniyor, adaletsizliği büyütüyor.

Halkın gerçeği ile bir avuç ayrıcalıklı kesimin gerçeği arasındaki fark, tek sesli medyanın propaganda yayınlarıyla perdelenmek isteniyor. Üstü örtülemeyen hakikate dair çığlıklar, baskı ile, şiddet ile, sansür ile, zor ile bastırılmak isteniyor. Hakkını arayan ve gerçekleri söyleyen herkes bu düzenin hukuk dışı zorbalıklarıyla karşı karşıya kalıyor.

“Bu düzen böyle gitmez”

Bu düzen böyle gitmez. Halkı yoksulluğa, açlığa, işsizliğe, borçluluğa ve güvencesizliğe mahkûm eden bu akıl dışı düzen Türkiye’nin sırtında bir yüktür.

20 yıldır ülkeyi yönetenler ve tüm yetkileri tek kişide toplayanlar sorumluluktan kaçamaz. Ülkenin kanayan sorunlarını kendi dışındaki herkese ve her şeye bağlayan bir yönetim anlayışına artık yeter diyoruz.

Gün şikâyet etme günü değildir. Biz tüm sömürülenler, yoksullaşanlar, ezilenler olarak bu düzeni değiştirme, 82 milyonun insanca yaşayacağı bir ülkeyi inşa etme gücümüz var.

1 Mayıs, İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma günü ülkenin dört bir yanında gücümüzü ve coşkumuzu meydanlara taşıdığımız bir gün olacaktır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de işçilerin ve emekçilerin, bu günü kendi belirledikleri, kentin en merkezi meydanlarında, İstanbul’da da Taksim 1 Mayıs alanında coşkuyla kutlama hakkı vardır.

Ulusal ve uluslararası mahkemelerce de kabul edilen bu hakkın 2013’ten beri keyfi biçimde gasp edilmesini, Taksim 1 Mayıs alanının yasaklanmasını kabul etmediğimizi ve Taksim 1 Mayıs meydanı yasağı başta olmak üzere, yasakların kalktığı bir ülke için mücadele kararlılığımızı buradan bir kere daha ifade etmek isteriz.

Biz 1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Gününe giderken birlikte değiştirme irademizi işyeri işyeri, sokak sokak, meydan meydan örgütleyeceğimizi, Türkiye’nin dört bir yanında 1 Mayıs meydanlarında omuz omuza olacağımızı ilan ediyor, emekten, barıştan, demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten yana olan herkesi 1 Mayıs meydanlarında buluşmaya çağırıyoruz.

Paylaşın

TTB: Taleplerimiz Görmezden Gelinmeye Devam Ediliyor

İş bırakma eyleminin ardından bir açıklama yayınlayan TTB, açıklamasında grev çağrısına katılan meslektaşlarına teşekkür etti ve “Cumhurbaşkanı tarafından dün yapılan açıklamalar taleplerimizin görmezden gelinmeye devam edildiğini gösterdi” dedi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), hekimler ve sağlık çalışanlarının, taleplerinin karşılanması amacıyla 14 ve 15 Mart’ta yaptıkları iş bırakma eyleminin ardından bir açıklama yayınladı.

TTB açıklamasında grev çağrısına katılan meslektaşlarına teşekkür etti:

“Emeğimiz, haklarımız, sağlığımız ve geleceğimiz için ’14-15 Mart’ta G(ö)REVdeyiz’ çağrımıza uyarak ülkenin dört bir yanında, tüm sağlık kurumlarında tarihin en yoğun katılımlı G(ö)REV’ine katılan tüm meslektaşlarımıza ve bizleri yalnız bırakmayan insanlarımıza teşekkür ederiz: Birlikte mücadele ederek kazanacağız.

14-15 Mart’ta bizleri mutsuz, hastaları mağdur eden; sağlığı ticarete, hastaları müşteriye, hastaneleri ticarethanelere dönüştüren bu sağlık politikalarına karşı emeğimiz, sağlığımız ve geleceğimize hep birlikte sahip çıkacağımızı bir kez daha gösterdik.

Bizi duymazdan, görmezden gelip yok sayanlara; sesimize kulaklarını tıkayanlara; ‘Varsın gidiyorlarsa gitsinler’ diyerek bizi değersizleştirenlere karşı emeğimize, mesleğimize, geleceğimize hep birlikte bir kez daha sahip çıktık.

Beyaz Yürüyüş, Beyaz Forum, Beyaz Nöbetlerle acil taleplerimizin karşılanmasını, sesimize kulak verilmesini istedik. Cumhurbaşkanı tarafından dün yapılan açıklamalar taleplerimizin görmezden gelinmeye devam edildiğini gösterdi. Bilinmesini isteriz ki emeğimiz ve meslek onurumuz görmezden gelinmeye devam edildikçe; tüm haklılığımızla bizleri değersizleştiren anlayışın karşınızda durmaya, emeğimize geleceğimize sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Yoğun katılım ile gerçekleşen eylemimiz gelecek için bizlere umut vermiştir. Örgütlü mücadelemizin sonunda haklı taleplerimizi de elde edeceğiz.

Şiddet üreten bu sağlık sistemine, emeğimizin karşılığını alamadığımız bu çalışma koşullarına, bizleri değersizleştiren anlayışlara karşı hekimlik değerlerinden gelen gücümüzle itiraz etmeye, mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. Çünkü Biliyoruz: Sorunlarımızın çözümü ancak birlikte mücadelemizle olacaktır.”

Paylaşın

Sağlık Çalışanları İki Gün Grevde

Sağlık çalışanları, yaşadıkları sorunları ve taleplerini dile getirmek için birçok kentte eylem düzenledi. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) de aralarında olduğu 10 sağlık örgütünün çağrısıyla düzenlenen eylem süresince acil sağlık hizmetleri dışında hizmet verilmeyecek. Grev bugün ve yarın devam edecek.

Haber Merkezi/ Konuya ilişkin Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından yaptığı açıklamada, “Toplumun sağlığı her geçen gün daha kötüye gitmekte, sağlığa ulaşım ise güçleşmektedir. Sağlık sistemi sürdürülemez durumdayken; bizler sağlıkta şiddet ve malpraktis tehdidi altında, düşük ücretlerle ve ağır iş yüküyle çalışmak zorunda kalmaktayız. Meslek onurumuzun ve emeğimizin en değersiz hale getirildiği dönemdeyiz” denildi.

TTB’nin iki gün boyunca gerçekleştireceği grev boyunca; acil hastalar, diyaliz hastaları, acil gebeler, yoğun bakım hastaları ve kanser hastalarının bakımı ise aksatılmayacak.

Türk Diş Hekimleri Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Dev Sağlık-İş, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Birlik ve Dayanışma Sendikası ile Genel Sağlık-İş de greve katılıyor.

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu ise 14-16 Mart tarihleri arasında grevde olacağını açıkladı. Ahesen, Hekimsen, BDS, Hekim Birliği, Genel Sağlık İş, Tabip-Sen, Hürriyet-Sen ve diğer STK’ların da bu üç günlük iş bırakma kararına katılacağı belirtildi.

Sağlıkçıların talepleri şöyle:

  • Şiddetsiz ve güvenli bir çalışma ortamı için yeni ve etkili “Sağlıkta Şiddet Yasası” çıkarılsın, mobbing ve baskılar son bulsun.
  • Performans, ek ödeme değil, insanca yaşamaya yetecek, yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyacak temel ücret sağlansın.
  • 3600’den 7200 kadar kademeli ek gösterge uygulansın.
  • Fiili hizmet süresi (yıpranma payı) sağlık hizmetlerinde çalışan tüm emekçilere yıllık 90 gün üzerinden tam olarak uygulansın.
  • OECD ortalamasında kadrolu güvenceli personel istihdamı yapılsın. Taşeron çalışma ortadan kaldırılsın.
  • Toplumsal sağlık için güçlü ve etkin birinci basamak sağlık örgütlenmesi sağlansın. Ceza yönetmeliği kaldırılsın.
  • Özgür ve bilimsel çalışma ortamı için meslek örgütleri üzerindeki baskılara son verilsin.
  • Liyakatsiz atamalara, tip sözleşme dayatmalarına, tıp ve sağlık bilimleri eğitimlerini niteliksizleştiren, altyapısı uygun olmayan tıp fakültelerinin, eczacılık fakültelerinin, diş hekimliği fakültelerinin, hemşirelik fakültelerinin, sağlık bilimleri fakültelerinin ve sağlık meslek yüksekokullarının açılmalarına son verilsin.
  • Covid-19 iş kazası ve meslek hastalığı olarak kabul edilsin
  • Haklarında kesinleşmiş yargı karar bulunmayan ihraç sağlık ve sosyal hizmet emekçileri derhal göreve başlatılsın.
  • Sağlık hizmeti için ödediğimiz vergiler, katkı katılım payları ve ilave ücretler kaldırılsın
  • Sağlık ve sosyal hizmetlerin planlanmasından sunulmasına kadar emekçiler örgütleri aracılığıyla, halk da merkezde siyasi partiler, yerellerde ise yerel yönetimler, muhtarlıklar, örgütlü yapılar ve siyasi partiler eliyle süreçlere dâhil olsun.
  • Şehir hastanelerine, özel hastanelere aktarılan teşvik ve bütçeler kamu sağlık kurumlarına aktarılsın
  • Her işyerine kreş açılsın, sağlık emekçileri çocukları ile işleri arasında tercih yapmak zorunda kalmasın.
  • Kamu sağlık kurumları daha demokratik bir yapıya kavuşturulsun
Paylaşın