Muhalefetin Sunduğu 3 Bin 845 Kanun Teklifi Gündeme Dahi Alınmadı

Meclis’in 27. dönemini kapsayan 5 yıllık sürede sürede muhalefetin 3 bin 845 kanun teklifinden hiçbiri yasalaşmadı. AK Parti tarafından sunulan 366 tekliften 255’i yasalaşırken, kalan teklifler ise komisyon ve Genel Kurul gündeminde yer alıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) çalışmalarına ilişkin verilen soru önergesi yanıtlandı. TBMM Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç tarafından yanıtlanan önergeye göre Meclis’in 27. dönemini kapsayan 5 yıllık sürede sürede muhalefetin 3 bin 845 kanun teklifinden hiçbiri yasalaşmadı.

Söz konusu kanun teklifleri gündeme dahi alınmazken, AK Parti’nin iktidar ortağı da ambargo ile karşılaştı. MHP tarafından hazırlanan 296 kanun teklifinin hiçbiri gündeme alınmadı. Bu dönemde AK Parti tarafından sunulan 366 tekliften 255’i yasalaşırken, kalan teklifler ise komisyon ve Genel Kurul gündeminde yer alıyor.

Kanun teklifleri

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre CHP’nin 3 bin 9, Halkların Demokratik Partisi’nin(HDP) 443, İYİ Parti’nin 301, Memleket Partisi’nin 30, Zafer Partisi’nin 13, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) 11, BBP’nin 8, Saadet Partisi’nin 7 ve Demokrat Parti’nin 5 kanun teklifi gündeme alınmadı. Ayrıca, bağımsız milletvelleri tarafından verilen 18 kanun teklifi de gündeme alınmadı.

AK Parti tarafından gündeme alınmayan kanun teklifleri arasında; elektrik, su ve doğal gazdan KDV alınmaması ve KYK borçlarının silinmesini içeren teklifler de yer aldı.

‘Komisyonlarda bekletiliyor’

Soru önergesine yanıt verilen CHP’li Tutdere, “CHP olarak verdiğimiz 3 bini aşkın kanun teklifimizin hepsi ilgili komisyonlarda bekletilmekte, gündeme dahi alınmamaktadır. İşçi, memur, esnaf, köylü, öğretmen, öğrenci, kısacası 84 milyon yurttaşımızı yakından ilgilendiren ve hayatını kolaylaştıracak olan binlerce kanun teklifimiz sümen altı ediliyor. Vatandaşlarımızın refahını artırmak, hayatlarını kolaylaştırmak için verdiğimiz kanun tekliflerimiz Meclis’te çoğunluğu elinde bulunduran Cumhur İttifakı tarafından dikkate alınmıyor. Yürütmenin denetlendiği, yasaması güçlü, adaleti bağımsız ve güçlü sistemi yeniden inşa edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

TİP’ten CHP’ye ‘Başörtüsü’ Eleştirisi; Laiklik Vurgusu

CHP’nin başörtüsü düzenlemesi içeren kanun teklifini eleştiren TİP Lideri Erkan Baş, “Türkiye’de Başörtülü olan olmayan, inanan (farklı inançlara sahip tüm inanların) ve inanmayanların herkesin özgür yaşamasının en önemli güvencesi laikliktir. Laikliği net bir biçimde savunmayan hiçbir siyasi parti bu ülkede halkın gerçek özgürlüğünü sağlayamaz. Biz AKP tarafından her gün törpülenen laikliğin güçlendirilmesi ve yeniden kazanılması için her tür katkıyı desteği vermeye açığız. Laiklik ilkesinin bu ülkede yaşayan tüm yurttaşlar için özgürlüğün teminatı olarak hayat bulması gerekiyor” dedi ve ekledi:

“Biz gerçek laiklik ve özgürlük sorunlarını konuşma çağrısı yapıyoruz. Başı açık kapalı, tüm emekçilerin yoksulların halkın çıkarlarını savunma çağrısı yapıyoruz. Halkın patronlara karşı iktidara karşı birleşik özgürlük mücadelesini büyütme çağrısı yapıyoruz. Bu ülkede yoksul çocuklarının, tarikatların cemaatlerin ellerine düşmesini engelleme çağrısı yapıyoruz. Bu ülkede laikliğin yeniden güçlü bir şekilde inşa edilmesi çağrısı yapıyoruz”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) partisinin haftalık basın açıklamasını düzenledi. Erkan Baş’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

“Şimdi iktidar mensupları çıkıp diyecekler ki bu olay münferittir. Değil kardeşim… Münferit falan değil. Adalet sisteminin paramparça edildiği, hukuksuzluğun genel kaide olduğu, katillerin sırtının sıvazlandığı, iktidar sahiplerinin cezasızlık zırhıyla donatıldığı bu memlekette hiçbir cinayet münferit değildir!

Tıpkı öldürülen kadınlar, tıpkı görevi başında katledilen Ceren Damar gibi, Onur Şener cinayeti de politik bir cinayettir.

AKP devletinin şımarık, güçten, hırstan gözü dönmüş memurları, bir müzisyeni, sırf istedikleri şarkıyı bilmediği, çalmadığı için yüzünü camla parçalayarak katlettiler.

Daha vahim tarafı katil zanlılarının sabıka kayıtlarına rağmen devletin kadrolu memuru yapılmış olması. Güvenlik soruşturmalarıyla, mülakatlarla hakkı çalışma hakkı gasbedilen bu ülkenin gençlerinin yerine sırf iktidara yakın oldukları için suç kayıtlarına rağmen bu canileri memur yapan rezil düzene lanet olsun. İşte bizim bu düzenle bir derdimiz var.

Bizim derdimiz AKP ile ama AKP ile sınırlı da değil. Biz başka bir memlekete ihtiyaç olduğunu söylüyoruz. AKP’nin yarattığı bu düzenle, bu toplumla, bu insan türüyle, bu bencillikle, bu kural tanımazlıkla, bu mafyacılıkla bir derdimiz var.

Onur Şener’in ailesine, tüm sevenlerine, pandemi döneminden bu yana iktidar tarafından açlığa, yoksulluğa itilen ve sürekli olarak hedef gösterilen tüm müzik emekçilerine bir kez daha baş sağlığı diliyorum.

Bu karanlığı mutlaka yeneceğiz. Türkiye AKP karanlığından, baskısından mutlaka kurtulacak; yaşanabilir, sevgi ve umut dolu bir ülke olacak.

Bu aşağılık düzenin cezasızlık zırhıyla donattığı bir başka erkek, Serkan Tüzün isimli sözde hakim, dün evli olduğu bir kadını katletti.

Kadının acılı annesi, televizyonda, 12 yıldır kızının sistematik şiddet uyguladığını, aileyi arkasındaki güçle tehdit ettiklerini, çocuklarını bile göstermediğini ağlaya ağlaya anlattı. Peki sonra ne oldu?

Bu ülkenin Hakimler ve Savcılar Kurulu, katledilen kadın için değil, kadını katledip ardından intihar eden bu faşist cani için bir taziye mesajı yayınladı. Neymiş bir de eski Alperen Ocakları başkanıymış.

İşte boşa demiyoruz, hesaplaşacağız! Sabah kadın katleden bir cani için akşam ‘sayın’ deyip, arkasından rahmet okuyanlarla mutlaka hesaplaşacağız!

Hiç unutmayacağız. Hiçbir cinayeti unutmayacağız, unutturmayacağız. Kadın katillerinin sırtının nasıl sıvazlandığını, nasıl cüretlendirildiklerini, nasıl aklandıklarını unutmadığımız gibi bu taziyeyi de yemin olsun unutmayacağız. Ve mutlaka, hesaplaşacağız.

Bu iki cinayet Ankara’da yaşandı, bu ülkenin başkentinde. Ve bu ülkenin başkentinde de bir meclis var. Ne yapmaya çalışıyorlar? İşte bu cinayetlerin öğrenilmesini engellenmeye çalışılıyor.

Soru şu: Bu sansür yasası çıkmış olsaydı yurttaşlar ayrıntılarını sosyal medyada ve inatla yayıncılık, gazetecilik yapmaya çalışan her geçen gün sayıları azalan basın yayın organlarından bunu öğrenebilecekler miydi? İşte iktidarın yapmaya çalıştığı şey esas olarak budur. Bu yasa gazetecileri susturmak istiyor, bu yasa halkın haber alma hakkını gasbediyor.

Oysa okulların açıldığı gün Sevgili Sera Kadıgil’in imzasıyla Meclis’e sunduğumuz bir yasa teklifimiz var. Okullarda aç, susuz eğitim almaya çalışan milyonlarca evladımız için devlet en azından bir öğün yemek versin diyoruz.

Bütün çabamıza rağmen komisyon gündemine bile alınmayan yasa teklifimizi bir kez daha yurttaşlarımızın dikkatine sunuyoruz.

Okullarda aç kalan çocuklarımız var ya, o çocukların aç kalmasının tek sorumlusu AKP grubudur. İsterse 24 saat içerisinde bu yasa çıkar, yürürlüğe girer ve çocuklarımız okullarında karınları tok biçimde eğitimlerine devam edebilirler. Açlığı engelleyebilirler ama bunların çocuklarının hiçbirisi okullarda aç kalmadığı için hepsi yurtdışında özel okullarda yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında yaşadıkları için 8 yaşında, 10 yaşında bir çocuğun aç karnına derse girmesinin ne demek olduğunu bilmiyorlar.

Bunun yerine saçma sapan yasa teklifleri ile halkın gerçekleri öğrenmesini engellemeye çalışıyorlar. Daha doğrusu, bu yasa tekliflerinin hepsinin bir amacı var. İktidarlarını korumak ve o iktidarla elde ettikleri servetlerini korumak için bu memleketin çocukları aç kalsın diyen bir iktidarla karşı karşıyayız. İşte bununla hesaplaşacağız.

Gerici bir molla rejimi tarafından zorbaca sözde kıyafet kurallarına uymadığı, sacının teli göründüğü için katledilen Mahsa Amini başta olmak üzere, bu ataerkil gerici düzenin yarattığı, cüretlendirdiği, cezasızlık zırhıyla donattığı erkekler tarafından öldürülen tüm kadınları saygıyla anıyorum.

İran’da sokağa dökülen kadınlar özgürlüğü için mücadele ediyor. Ve buradan tüm dünyaya çıkartılması gereken ve elbette ülkemize de çıkartılması gereken dersler var. Örneğin laikliğin, bir ülke için ne kadar hayati, ne kadar olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha yaşayarak görüyoruz. Sokakta yaşamlarını riske ederek mücadele eden kadınlar bize çok ama çok net bir şey gösteriyorlar. Türkiye’de de İran’da da laikliği yeniden, bir daha yitirmemek üzere mutlaka kazanacağız, kazanmak zorundayız!

Ne kazanmak istiyoruz? İnsanların inançları ya da inançsızlıkları, giydikleri ya da giymedikleri siyasetin konusu olmasın istiyoruz. Devletin bir dinin, bir yorumunu tüm topluma dayatmamasını; zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istiyoruz. Memleketin dört bir yanında yoksul emekçi çocuklarının sadece imam hatiplere mahkum edilmesini engellemek istiyoruz. Bu ülkenin gençlerinin bu ülkenin geleceğinin kan emici tarikatların cemaatlerin ellerinden almak istiyoruz. 20 yaşındaki genç kardeşimiz Enes Kara’yı öldüren karanlığı yok etmek istiyoruz. Biz bu cemaat, tarikat, siyasal İslamcı karanlığından kurtulmak, nefes almak istiyoruz! Devleti buna alet edenlerden de, bu karanlığa çanak tutanlardan da hesap sormak istiyoruz.

‘Siyasal İslam’ın sıkıştırdığı yerden muhalefet etmek marifet değildir’

Kadının bedeni üzerinde fikir zikretmeden bir politika kurma becerisi bu ülkede yıllardır neden gelişmez bunu sorgulamak istiyoruz. Bir kez daha kadın bedeni üzerinden kurulmak istenen siyaset gündemiyle karşı karşıyayız. Siyasal İslam’ın sıkıştırdığı yerden muhalefet etmek marifet değildir. AKP’nin yalanlarına ve ithamlarına muhatap olmamak için özel bir çaba sarfetmemize bunun için sınırları zorlamamıza gerek yok.

Uzunca bir süredir sorun olmayan “türban sorunu” bir kez daha yakıcı bir sorunmuş gibi iktidarın ve bu kez üzülerek söylüyorum, muhalefetinin enstrümanı haline geldi. Oysa biraz önce söyledim. Çocukların okula aç susuz gitmesi, enflasyonun rekor üzerine rekor kırması, nefret siyasetinin gündelik hayatımızı cehenneme çevirmesi, yeni bir sansür yasasıyla memlekette çıt çıkmamasını hedefleyen bir iktidar, atanamayan öğretmenler, sağlıkçılar, iş bulamayan ve yabancı ülkelere garson olarak bile gitmeye razı olan milyonlarca genç, emekli olamayan yaşlılar, emekli olup açlığa mahkum edilenler.

Tüm bunlar orta yerde dururken AKP’nin belirlediği sınırlar içerisinde, AKP’nin belirlediği gündemlerle AKP’ye karşı muhalefet etmeyi gerçekten anlamıyoruz. Çok açık söylüyorum: İran’da kadının kakülünden korkan ahlak polisleriyle Türkiye’de kadının başörtüsü üzerinden siyaset devşiren tek adam ve onun türevleri bir ve aynıdır.

Evet, çok sık istismar ettikleri türbanlı “Bacılarımız” diyerek yalanlarla gözlerini boyadıkları kadınların karşısında erkekle kadının eşit olmadığını bir fıtrat olarak kabul eden bir tek adamla yönetiliyoruz. Örneğin; İstanbul Sözleşmesi’ni bir gece attığı bir imzayla yürürlükten kaldırdığını düşünen ama sözde türban duyarlılığıyla halkı aldatan bir iktidarla mücadele ettiğimizi hiç unutmamak gerekiyor.

Ezcümle AKP kurduğu saray rejimi o saray bir yalan üretme çiftliğine dönüşmüş durumda. Burada sınır yok. Yalanın bini bir para bunlarda. Ne yapacağız mesela? Camilere ayakkabılarla girdiler diye bir yalan uyduruyorlar. Ne yapacağız mesela? Caminin 500 metre etrafında ayakkabı çıkarılmalıdır diye kanun mu çıkaracağız bunun için? Her gün attıkları bir yalan var. CHP camileri ahır olarak kullandı diye bir yalan sürekli olarak söylüyorlar. Ne yapacağız? Bir köyde cami varsa o köyde hayvan otlatmak yasaklansın mı diyeceğiz?

Hatırlıyor musunuz? Hani önümüzdeki Cuma ispat edeceklerdi kaç yüz Cuma geçti bilmiyoruz. 9 – 10 yıl oldu bunun üzerinden. Kabataş yalanının yalan olduğunu ispat etmek için deniz kenarında bile olsa belden yukarı çıplak gezmek yasaktır diye kanun mu çıkaracağız arkadaşlar. Olmaz. Bu iktidarla böyle mücadele edilemez. Biz naçizane bir uyarımızı yapmak istiyoruz. AKP’nin yalanlarına yetişemeyiz. Onları o yalanlara boğmak zorundayız. O yalanların içerisinde boğulsunlar. AKP’nin oyuncaklarıyla oyun kurulamaz.

‘Laikliğin yeniden güçlü bir şekilde inşa edilmesi çağrısını yapıyoruz’

Türkiye’de Başörtülü olan olmayan, inanan (farklı inançlara sahip tüm inanların) ve inanmayanların herkesin özgür yaşamasının en önemli güvencesi laikliktir. Laikliği net bir biçimde savunmayan hiçbir siyasi parti bu ülkede halkın gerçek özgürlüğünü sağlayamaz. Biz AKP tarafından her gün törpülenen laikliğin güçlendirilmesi ve yeniden kazanılması için her tür katkıyı desteği vermeye açığız. Laiklik ilkesinin bu ülkede yaşayan tüm yurttaşlar için özgürlüğün teminatı olarak hayat bulması gerekiyor.

Biz gerçek laiklik ve özgürlük sorunlarını konuşma çağrısı yapıyoruz. Başı açık kapalı, tüm emekçilerin yoksulların halkın çıkarlarını savunma çağrısı yapıyoruz. Halkın patronlara karşı iktidara karşı birleşik özgürlük mücadelesini büyütme çağrısı yapıyoruz. Bu ülkede yoksul çocuklarının, tarikatların cemaatlerin ellerine düşmesini engelleme çağrısı yapıyoruz. Bu ülkede laikliğin yeniden güçlü bir şekilde inşa edilmesi çağrısı yapıyoruz.

Sadece biz değil madem kadınları tartışıyoruz. Kadın örgütlerinin sesine kulak vermeliyiz. Aylardır kadın örgütleri çeşitli alanlarda bu iktidarın dayatmalarına karşı bir mücadele yürütüyorlar ve şunu söylüyorlar. Yeni yasa icat etmenize gerek yok: var olanı uygulayın. Anayasanın 10. Maddesi ortada; Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Ya da 1950’de altına imza attığın BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ortada duruyor. 2. Maddesi yani “Herkes ırk, renk cinsiyet dil siyasal veya diğer bir inanç ulusal ya da toplumsal köken, servet, doğuş ya da herhangi başka bir durumdan dolayı ayrıma uğramadan evrensel hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkına sahiptir.” Buyurun altına imza attığımız sözleşmeyi uygulayalım.

2002’de yapacağını taahhüt ettiğin Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi (CEDAW); Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi uluslararası sözleşmesinin gereğini yapmak kafidir. Hani bir gecede çıkmaya teşebbüs ettikleri İstanbul sözleşmesi, İstanbul sözleşmesi uygulanmalı. Madem kadın haklarını konuşuyoruz, madem kadın konusunda bütün siyasetçiler hassas, o zaman her insanın en temel hakkı olan yaşam hakkı, bu ülkede kadınların yaşam hakkı güvence altında değil. Bunları hayata geçirecek kanunları, anayasaları, uluslararası sözleşmeleri uygulamak gerekiyor.

‘Kadın örgütlerinin sözü sözümüzdür’

Kadın örgütlerinin sözü sözümüzdür. Yasalara dokunmayın, yasaları uygulayın. Türkiye’de dini siyasal amaçları için uygulayan bir iktidarla karşı karşıyayız ve bunların yarattığı iklimi bir bütün olarak ortadan kaldırmak tüm siyasetçilerin, tüm yurttaşların eşit, özgür bir ülke hayali kuran herkesin en önemli görevi, en önemli sorumluluğudur. Yapılması gereken şey dinin ve paranın siyaset üzerindeki egemenliğine son vermek. Din ve para siyaseti belirlediği sürece halkın özgür ve mutlu olması, ülkemizin insanlarının barış içinde kardeşçe yaşaması mümkün değil. Dolayısıyla gerçek sorunları tartışmamız gerekiyor.

DİSK/Genel-İş üyesi Kumluca Belediyesi emekçilerini saygıyla selamlıyorum. Kumluca Belediyesi emekçileri, bir süredir belediye yönetiminin sendika ve emek düşmanı, kanunsuz uygulamalarına karşı kararlı bir mücadele yürütüyor. Sendikayı tanımayan yönetim, işçilerin günlük ücretlerini düşürüyor, sendikalı işçileri istifaya zorluyor, vazgeçiremediklerini işten çıkarıyor ya da sürgüne yolluyor. Anayasa’yı, ilgili kanunları ve işçilerin sözleşmeden doğan haklarını ihlal eden belediye yönetimini uyarıyoruz. Sendika ve emekçi düşmanı bu uygulamalara derhal son verilmelidir. Atılan işçiler işe bir an evvel geri alınmalı, işçilerin talepleri karşılanmalıdır. Sömürü, baskı, haksızlık nereden gelirse gelsin, Türkiye İşçi Partililer olarak karşısında duracak; Kumluca Belediyesi emekçilerinin talepleri kabul edilene değin yanlarında olacağız.

Bugün 4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Günü, yaşam hakkı savunucularının mücadelesini selamlıyoruz. Saray’ın ve sermayenin aç gözlülüğüne bu ülkenin doğasını, yaşamını yem etmeyeceğimizi bir kez daha meclis kürsüsünden ifade etmek istiyorum. Bu ülkenin doğası, sokakları hepimiz için yaşanabilir, hepimiz için güvenli olana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

CHP’nin TBMM’ye Sunduğu Başörtüsü Teklifinde Neler Var?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’li milletvekillerinin imzasını taşıyan “Kadınların Yürüttükleri Mesleğin İcrası Kapsamındaki Kılık ve Kıyafeti Giymek Dışında Herhangi Bir Zorlamaya Tabi Tutulamaması Hakkında Kanun Teklifi” Meclis Başkanlığına sunuldu.

Teklifin gerekçesi hem İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi hem de Anayasa’ya dayandırıldı. Gerekçede Türkiye’nin de taraf olduğu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde insanlık ailesinin bütün üyelerinin eşit ve devredilemez haklara sahip olduğunun belirtildiği vurgulandı. Anayasa’da ise “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” ifadesiyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına aldığına işaret edildi.

Demokratik, laik hukuk devletlerinde bireylerin sahip olduğu dini inanç ve kanaat hürriyetinin hiçbir sınırlamaya tabi tutulamayacağı belirtilen teklifte, “Laiklik, din ve vicdan hürriyetini engelleyecek biçimde yorumlanamaz; aksine laiklik din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasının teminatıdır.” denildi.

Teklifte ne denildi?

Kadının kıyafetinin; bireylerin yaşam tarzı, inancı ve etnik aidiyetinin siyasetin konusu olmaması gerektiği vurgulanan teklifte, şu ifadelere yer verildi:

“Geçmişte yaşanmış bazı baskıcı uygulamalar toplumsal hafızamızda olumsuz izler bırakmış, ayrıca siyaseten istismar aracı olagelmiştir. Yakın geçmişimizde üniversite öğrencilerinin başörtüsüyle eğitim hakkı engellenmiş, kamuda kadınların başörtülü çalışmasına izin verilmemiştir. Benzer engellemelerin ve yasaklamaların bir daha yaşanmaması için her türlü önlemi almak parlamentonun ve kamu idaresinin görevidir. Genelge, talimat, yönetmelik ya da diğer idari düzenlemeler ve hiyerarşik amirlerinin emirleriyle kadının ne giyeceğine ya da giymeyeceğine yönelik yapılmış zorlamalara son vermek ve kadının kıyafet seçme özgürlüğünü kanuni güvence altına almak için bu teklif hazırlanmıştır. Teklif ile kadınlarımızın Anayasa ile güvence altına alınan kişisel ve mesleki kıyafet özgürlüklerinin korunması öngörülmektedir.”

Teklifte sadece 3 madde var

Üç maddeden oluşan teklife göre, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarına bağlı olarak bir mesleği icra eden kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cübbe, önlük, üniforma dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamayacak.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü konusunda “Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” açıklamasına destek vermişti.

SP Lideri Karamollaoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun, kazanımları yasal güvence altına alacak ve keyfi uygulamalara son verecek olan çağrısını kıymetli buluyor ve destekliyoruz” demişti.

DP Lideri Davutoğlu ise, “Kılıçdaroğlu’nun bütün alanlarda başörtü özgürlüğünü yasal teminat altına alma çağrısını toplumsal barış açısından çok değerli buluyorum. Bütün siyasi partileri ve milletvekillerini bu yasa teklifine destek vermeye çağırıyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Gültekin Uysal, şu açıklamayı yaptı: “AKP Genel Başkanı Erdoğan istiyor ki CHP başörtüsüne itiraz etsin ki seçimlerde kendisi suistimal edebilsin, ‘ben gidersem özgürlükler kısıtlanır’ diye propaganda yapabilsin! CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, bu teklifi ile şimdi AKP’nin elinden bu argümanı aldı”

Kılıçdaroğu’nun açıklaması

Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi barıştırma yolu zor ve engebeli bir yol. Ve bu yolda hep beraber yürümek zorundayız. Bu yaralardan biri de başörtüsü mevzusu. Burada bizim de yanlışlarımız oldu geçmişte” diyerek, “Ama değişmeyi, öğrenmeyi bildik. Şimdi bir sonraki aşamaya geçme zamanı. Bu meseleyi toplum olarak aşma, geride bırakma zamanı. Konuyu devlet ciddiyetiyle çözme ve siyasetçilerin iki dudağı arasından çıkarma zamanı. Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Kılıçdaroğlu şöyle devam etmişti:

Bu hakkı yasal güvenceye alacağız. Bunu bir tartışma konusu olmaktan tümüyle çıkartacağız. Yarın itibariyle bu yarayı sonsuza kadar kapatacak adımı atıyoruz. Kanun teklifimizi, grup toplantımızdan hemen sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunacağız. Cumhuriyet Halk Partisi grubu eksiksiz, amasız, fakatsız ve yüreklice bu kanun arkasında duracaktır. Sarayın da samimiyet turnusolu bu. Bakalım onların tutumu ne olacak? Türkiye’nin yaralarını bir bir kapatma konusunda yol arkadaşlarım benimle. Türkiye’nin çok kanayan yaralarını kapatma konusunda da. Biz daha cesur olacağız. Bundan en ufak bir şüphem yok. Ve sevgili halkım, bu zor ama zor olduğu kadar da hakiki olan yolculukta sizi de yanında görmek istiyorum.

Paylaşın

34 Vekile Ait 65 Dokunulmazlık Fezlekesi TBMM’de

Aralarında Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Salihe Aydeniz, CHP grup başkanvekilleri ve çok sayıda HDP’li milletvekilinin yer aldığı 34 milletvekili hakkında 65 dokunulmazlık fezlekesi Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyon’a havale edildi.

Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkereleri, Meclis Başkanlığı tarafından “gelen kağıtlar” listesinde yayımlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyon’a gönderildi. Gelen fezlekeler arasında Salihe Aydeniz ve Remziye Tosun’un 6, Semra Güzel’in 5, Berdan Öztürk’ün 4, Dersim Dağ, Dirayet Dilan Taşdemir, Murat Sarısaç ve Ahmet Şık’ın 3, Engin Özkoç, Utku Çakırözer, Alican Önlü, Ayşe Acar Başaran, Ömer Öcalan ile İmam Taşçıer’in 2 dosyası bulunuyor.

TBMM’ye sunulan fezleke listesindeki milletvekillerinin isimleri şöyle:

“Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı ve Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz, CHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, CHP Grup Başkanvekili ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, CHP Ankara Milletvekili Ahmet Haluk Koç, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, HDP Diyarbakır Milletvekilleri Dersim Dağ, Remziye Tosun, Semra Güzel ve İmam Taşçıer, HDP Batman Milletvekilleri Feleknas Uca ve Ayşe Acar Başaran, HDP Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan, HDP Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir, HDP Mardin Milletvekili Pero Dundar, HDP Van Milletvekilleri Tayip Temel, Murat Sarısaç ve Sezai Temelli, HDP Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk, HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik, HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, HDP Mersin Milletvekilleri Fatma Kurtulan ve Rıdvan Turan, HDP Hakkari Milletvekili Sait Dede, HDP Mardin Milletvekili Ebrü Günay, HDP Şanlıurfa Milletvekili Nusrettin Maçin, HDP Tunceli Milletvekili Alican Önlü, HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, Bağımsız İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, AKP Balıkesir Milletvekili İsmail Ok, AKP Van Milletvekili Abdulahat Arvas.”

Gelen fezlekeler arasında Salihe Aydeniz ve Remziye Tosun’un 6, Semra Güzel’in 5, Berdan Öztürk’ün 4, Dersim Dağ, Dirayet Dilan Taşdemir, Murat Sarısaç ve Ahmet Şık’ın 3, Engin Özkoç, Utku Çakırözer, Alican Önlü, Ayşe Acar Başaran, Ömer Öcalan ile İmam Taşçıer’in 2 dosyası bulunuyor.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

İsveç Ve Finlandiya, Türkiye’yi NATO Konusunda İkna Edebilecek Mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) yeni yasama yılına başlaması, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) onay süreçlerine ilişkin nasıl bir takvimin ortaya çıkacağı sorularını da beraberinde getirdi.

Türk yasalarına göre, parlamento onayı gereken uluslararası sözleşmelerin TBMM’ye ne zaman gönderilecekleri Cumhurbaşkanlığı’nın kararına bağlı. Bu da hükümete, siyasi değerlendirmesine uygun bulmadığı bir sözleşmeyi dilediği kadar tutma yetkisini veriyor.

Ankara’da yapılan değerlendirmeler, özellikle İsveç’in “terörle mücadele ve suçluların iadesi” konularında yeterince adım atmadığı ve en son 26 Ağustos’ta yapılan üçlü teknik görüşmede somut bir ilerleme sağlanmadığı şeklinde.

Hükümetin İsveç ve Finlandiya’nın katılımına ilişkin onay sürecini aceleye getirmemek niyetinde olduğu, gelecek haftalarda yapılacak toplantıların sonucuna göre atacağı adımı belirleyeceği öngörülüyor.

Ankara’da İsveç ve Finlandiya’nın başvurularının ayrı ayrı ele alınması ve ilk olarak daha az sorunlu olan Finlandiya’nın katılımının onaylanması düşüncesi zaman zaman gündeme getiriliyor.

Ancak Finlandiya, ittifaka katılımının İsveç ile ortak proje olduğunu, dolayısıyla süreçlerin ayrılmasını istemediğini kaydediyor.

İsveç’in TBMM’nin açılmasından sadece bir gün önce Türkiye’ye dönük silah ticaretindeki kısıtlamaları kaldırdığını açıklaması ise yeni hükümetin de ittifaka katılımı öncelikli bir adım olarak gördüğünü göstermesi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. İsveç, 2019 sonunda Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirdiği Barış Pınarı Operasyonu’nu gerekçe göstererek silah satışına kısıtlama getirmişti.

İsveç’ten 1 Ekim öncesi önemli adım

İsveç ve Finlandiya’nın katılım süreçleriyle ilgili olarak Ekim ayında önemli toplantılar yapılacak.

Bu toplantıların ilki, 5-6 Ekim günlerinde suçluların iadesine ilişkin teknik konuları ele alacak olan Türkiye ve İsveç adalet bakanlıkları arasında gerçekleşecek.

Türkiye, İsveç’ten özellikle “terör zanlılarının” iadesi konusunda somut adım bekliyor.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, bu konuda her iki ülkeden de henüz somut bir adım atılmadığına dikkat çekmiş, bunun Ankara için önemini gündeme getirmişti.

Ekim ayında gerçekleşmesi beklenen diğer önemli toplantı ise Türkiye-Finlandiya-İsveç üst düzey yetkililerince yapılacak 2. Ortak Daimi Mekanizma görüşmesi olacak.

İsveç’te yaşanan seçim süreci ve hükümet değişikliği nedeniyle bu toplantının tam tarihi henüz netleşmedi. Ancak İsveç ve Finlandiya, bu toplantının bir an önce yapılmasını istiyor.

İsveç’in hükümet değişikliğine karşın NATO’ya katılım müzakerelerini sürdüren ekibi değiştirmemesi bu açıdan olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İsveç ve Finlandiya’ya göre ilerleme var

Ankara’nın “ilerleme yok” açıklamasına karşın İsveç ve Finlandiyalı yetkililer, özellikle 26 Ağustos toplantısının olumlu bir havada gerçekleştiğini ve ilerleme sağlandığını kaydediyorlar.

Türk basınına konuşan Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto, “Bizim elimizdeki tablo ilerleme olduğuna işaret ediyor. Detaylara girmek istemem ama Ağustos ayındaki toplantıda olumlu bir hava görüldü ve ilerleme kaydedildi,” ifadelerini kullandı.

Fin diplomatik kaynaklar da, müzakerelerde gelinen noktayı Türkiye’den daha farklı gördüklerini, Türkiye’nin kaygılarını gidermek için çalışmalarını sürdürdüklerini kaydediyor.

Son dönemde yapılan görüşmeler sonucunda Ankara’nın dile getirdiği kaygılar karşısında daha yüksek bir farkındalık gösterip işbirliği gösterdiklerini anlatan kaynaklar, Türkiye ile Finlandiya ve Türkiye ile İsveç arasında geçmişte de yapılan birçok ikili anlaşma olduğunu, bunların daha dikkatli ve etkin şekilde uygulanması konusunda uzlaşma sağlandığına dikkat çekiyor.

2022 sonuna onay beklentisi var

Bu değerlendirmeler ışığında, Finlandiya ve İsveç’in beklentisi Türkiye’nin onay sürecini en geç 2022 sonuna kadar tamamlaması.

Fin diplomatik kaynaklar, Haziran’da başlayan müzakerelerin yılsonuna kadar altı aylık bir süreyi tamamlayacağını, bunun da sorunların aşılması için yeterli bir zaman olduğu düşüncesini dile getiriyor.

Aynı kaynaklar, Finlandiya ve İsveç’in savunma ve dışişleri bakanlarının ekim ve kasım aylarında yapılacak NATO bakanlar toplantılarına davetli ülke statüsünde katılacaklarını anımsatarak, bütün bu platformlarda yapılacak temasların iki İskandinav ülkesiyle Türkiye arasındaki sorunların çözülmesine katkı sağlayacağı değerlendirmesini yapıyor.

İsveç ve Finlandiya’nın beklentilerinin Türkiye’de nasıl karşılık göreceği, müzakerelerde elde edilen sonuçların TBMM’de onay sürecini hangi süratte başlatacağı ileriki dönemde netlik kazanacak.

Süreç nasıl gelişti?

İsveç ve Finlandiya, ittifaka resmi başvurularını 18 Mayıs’ta yapmışlardı. Bu iki ülkenin katılım protokolleri, 30 Haziran’da toplanan NATO liderler zirvesinden sonra 5 Temmuz’da Brüksel’de imzalanmış ve katılım süreci resmen başlamıştı.

1 Ekim itibarıyla 30 NATO üyesinden 28’i İsveç ve Finlandiya’nın katılımını meclislerinde onayladılar. Sürecin tamamlanması için Türkiye ve Macaristan’ın da meclis onayını tamamlaması gerekiyor.

Finlandiya ve İsveç, AB ve NATO içerisinde “başına buyruk” bir politika izleyen Cumhurbaşkanı Viktor Orban liderliğindeki Macaristan’ın yakın zamanda onay sürecini tamamlayacağı beklentisinde.

Taraflar arasında yapılan son temaslarda bu konuda bir görüş birliğine varıldığı Helsinki ve Stockholm tarafından dile getiriliyor.

Türkiye’nin pozisyonu ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 13 Mayıs’ta yaptığı açıklamadan bu yana değişmedi.

Erdoğan, o açıklamasında, İsveç ve Finlandiya’nın başta “PKK olmak üzere terör örgütlerine ev sahipliği yaptığını” söylemiş ve bu konuda adım atmamaları durumunda Türkiye’nin bu ülkelerin ittifaka katılımına olumlu bakmayacağını söylemişti.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de girişimleriyle Türkiye, İsveç ve Finlandiya, 29 Haziran’da Madrid’de üçlü bir protokol imzalamış ve ancak bu adımla iki ülkenin ittifaka davet edilmelerinin önü açılmıştı.

Üçlü protokole göre İsveç ve Finlandiya, “Türkiye karşıtı terör hareketlerine izin vermeyecekleri, terör gruplarının topraklarında faaliyet göstermeyecekleri sözünü vermiş, genel olarak terörizmle mücadelede” Ankara ile daha sıkı işbirliği yapacaklarını bildirmişlerdi.

Aynı zamanda “terör zanlılarının Türkiye’ye iadesi ve silah satışında kısıtlamaları kaldıracaklarını” da kaydetmişlerdi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Meclis’e Gönderilen Fezleke Sayısı 1600’ü Aştı

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, geçen yasama yılında Meclis Başkanlığı’na 317 dokunulmazlık fezlekesi ulaştığını, 27. Dönem boyunca Meclis’e gönderilen fezleke sayısı 1600’ü aştığını söyledi. Şentop, bu sayının şimdiye kadar ulaşılmış en yüksek rakam olduğunu ifade etti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mustafa Şentop, Meclis’te yaptığı basın toplantısında Meclis’in yeni dönem çalışmaları ile ilgili bilgi verdi ve  gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Şentop, 5. Yasama yılında Meclis Genel Kurulu’nda 112 birleşim, 486 oturum gerçekleştirildiğini, 818 saat 50 dakika çalışma yapıldığını ve 35 bin 984 sayfa tutanak tutulduğunu söyledi.  Ayrıca Seçim Yasası değişikliğini de içeren 83 yasa teklifinin yasalaşarak yürürlüğe girdiğini belirtti.

BBC Tükçeden Ayşe Sayın’ın haberine göre; Şentop, geçen yasama yılında Meclis Başkanlığı’na 317 dokunulmazlık fezlekesi ulaştığını, 27. Dönem boyunca Meclis’e gönderilen fezleke sayısı 1600’ü aştığını söyledi. Şentop, bu sayının şimdiye kadar ulaşılmış en yüksek rakam olduğunu ifade etti.

Aydeniz’in dosyası karara bağlanacak

Şentop, HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırıldığını, bir fezlekenin ise istem üzerine Cumhurbaşkanlığı’na iade edildiğini bildirdi. Şentop, bir polise tokat attığı gerekçesiyle hakkında dokunulmazlık fezlekesi düzenlenen HDP Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz’in dosyasının da yeni yasama yılının başında TBMM Genel Kurulu’na gelerek karara bağlanacağını söyledi.

Devamsız milletvekillerinin durumu

Mustafa Şentop, aralarında dokunulmazlığı kaldırılan HDP’li Semra Güzel’in de bulunduğu bazı milletvekillerinin “devamsızlık” nedeniyle milletvekilliklerinin düşürülmesinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin soru üzerine de 1 Nisan-30 Haziran 2022 tarihleri arasına ilişkin milletvekillerinin genel kurul ve komisyon çalışmalarına katılmaları ile ilgili çizelgelerin çıkarıldığını anımsattı.

Şentop, devamsızlığı saptanan milletvekillerine tebligat yapılarak mazeretlerinin sorulduğunu, bunların Başkanlık Divanı’nda değerlendirileceğini söyledi.

Şentop, “tutukluluk halinin devamsızlıktan sayılıp sayılmayacağı” yönündeki soru üzerine de bu konuda daha önce yaşanmış bir örnek olmadığını söyledi. Şentop, “Benzeri olmamış, olabileceği de düşünülmediği için mevzuatta düzenlenmemiştir, ayrı değerlendirme konusudur” diye konuştu.

‘Sosyal medya artırdı’

TBMM’deki dokunulmazlık dosyası sayısının ilk kez 1600’ün üzerine çıktığına dikkat çeken Şentop, 2016’da geçici anayasa değişikliği ile dosyaların eritildiğini anımsattı. Dosyaların Meclis’te görüşülmesinin uzun zaman alacağını kaydeden Şentop, belli kriterler düşünülerek, bazı dosyalar yönünden dokunulmazlıkların kaldırılabileceğini söyledi:

“Sosyal medya üzerinden yapılan hakaretler üzerinde bir hayli fazla fezleke olduğunu söylemek isterim. Belli kriterler düşünülerek bazı dosyalar bakımından cezanın ağırlığı suçun kamuoyunda yarattığı infial olabilir bu yöntemle dokunulmazlığın kaldırılması gerektiğini düşünüyorum.”

Yeni anayasa tartışması

Şentop, anayasa değişikliğinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin bir soru üzerinde de bazı siyasi partilerin parlamenter sisteme dönüşü savunduğunu, siyasi partiler arasında bu kadar görüş ayrılığı varken, bu dönem içinde yeni anayasa değişikliğinin gündeme gelmesini gerçekçi bulmadığını söyledi.

Şentop, ancak bir sonraki dönemde yeni anayasanın Meclis tarafından çıkarılmasının Türkiye için ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Paylaşın

TBMM’de 56 Milyar Liralık Ceza Affı Hazırlığı

2023 seçimleri için geri sayım sürerken, seçim öncesi yapılacak yasal düzenlemelerde, dar gelirliler, gençler, çiftçiler gibi geniş kitleleri doğrudan ilgilendiren alanlar dikkat çekiyor.

Meclis’in çalışmalarına başlayacağı 1 Ekim’e kadar hazırlıkların yapılması ve bazı alanlarda kanun gerektiren düzenlemelerin bir bölümünün torba teklifle Meclis’e sunulması bekleniyor. 2023 bütçe mesaisi başlamadan Ekim ayında milyonları ilgilendiren bir dizi düzenlemenin torba yasayla hayata geçirilmesi planlanıyor.

Dünya’dan Canan Sakarya’nın haberine göre ilk etapta Meclise gelmesi beklenen düzenlemeler arasında öğrenim kredileri bulunuyor. Son 11 yılda 7 kez yapılandırılan KYK öğrenim kredilerinin geri ödemelerinde yeni bir adım daha atılacak. Cumhurbaşkanı tarafından KYK öğrenim kredilerinin geri ödemelerinde enflasyon farkı veya faiz uygulaması olmaksızın sadece alınan anaparanın geri ödenmesini şeklinde açıklanan düzenleme kanunla yapılacak. Cumhurbaşkanının öğrenim kredisi alan 3 milyon 157 bin gencin bulunduğunu ve 26 milyar liralık yükün kaldırılacağını, önümüzdeki yıldan itibaren kredi ödemesi başlayacak öğrencilerin artık sadece aldıkları kredi miktarından sorumlu olacaklarını açıklamıştı. Buna ilişkin kanun düzenlemesi sonbaharda torba yasayla gelecek. Öğrencileri ilgilendiren bir diğer düzenlemeyi intörn hekim ve diş hekimlerine asgari ücret tutarı kadar ödeme yapılması oluşturuyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bu ödemenin yapılabilmesi için yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunduğu belirterek, Meclisin açılacağı 1 Ekim’e işaret etti. Bu okullardaki son sınıf öğrenciler, ödeme için Meclis’ten çıkacak yasayı bekliyor.

30 milyar liralık icra ve haciz kalkacak

Hükümetin üzerinde çalıştığı Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin duyurduğu dar gelirlilere dönük destek paketi için de yasal düzenleme gerekiyor. Hazırlanan paketle yaklaşık 6 milyon dar gelirli vatandaşın 15 Ağustos öncesine ait icra ve haciz işlemi başlatılmış 30 milyar lira tutarındaki borçları silinecek. Adalet, Hazine ve Maliye, Enerji ve Tabii Kaynaklar ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlıkları’nın ortak çalışma yürüttüğü destek paketi, yeni yasama döneminin başlayacağı 1 Ekim’de Meclise sunulmuş olacak, komisyon ve genel kurul süreçleri hızla tamamlanarak yürürlüğe konulacak.

Enflasyon düzenlemesi için istişare süreci

2023 sonuna ertelenen enflasyon düzeltmesi uygulamasının öne çekilmesi için iş dünyasından gelen talepler de ekonomi yönetiminin gündeminde. Geçtiğimiz günlerde Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’yi ziyaret eden Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran enflasyon nedeniyle işletmelerin sermayeleri eridiği halde sürekli kar ediyor gibi göründüğünü belirterek, bu süreçte, işletmeler için enflasyon muhasebesinin zorunluluk halini aldığını söyledi. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ise reel sektörün sıkıntı yaşamasını istemediklerini, bu nedenle görüş alarak karar verdikleri söyledi. Bakan Nebati’nin bu açıklaması enflasyon düzenlemesinde yeni bir adım atılabileceğinin işareti olarak değerlendirildi. Enflasyon düzeltmesini öne çekilmesi için kanun değişikliği gerekiyor.

Arabuluculukta kapsam genişliyor

İşçi-işveren, ticari uyuşmazlıklarda uygulanan arabuluculuğun kapsamının ev sahibi-kiracı arasındaki kira anlaşmazlıklarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi için de yasal düzenleme gerekiyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, kira, kat mülkiyeti ve komşuluk hukukundan kaynaklı uyuşmazlıkların arabuluculuğun konusu haline getirileceğini, bu ihtilafların kısa sürede ve daha az masrafla çözüme kavuşturulacağını düzenlemenin Meclis açıldığında gündeme geleceğini açıklamıştı. Kira, kat mülkiyeti ve komşuluk hukukundan kaynaklı uyuşmazlıklarda zorunlu hale getirilecek arabuluculukla, yılda yaklaşık 64 bin dosyanın mahkemelere gitmeden çözüme kavuşturulması hedefleniyor.

Fiyat İstikrar Komitesi’ne yasal düzenleme

Anayasa Mahkemesi’nin Fiyat İstikrar Komitesi’nin kurulmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni iptal etmesinin ardından bu konuda da yasayla yeni bir düzenlemeye gidilecek. Ekim ay1nda Meclis in açılmasıyla birlikte sunulması beklenen yasa teklifi nde bununla ilgili bir maddenin yer alması bekleniyor. CHP, Kararnamenin anayasa aykırı olduğunu belirterek, AYM’ye başvurmuştu. AYM, oy çokluğu ile anayasaya aykırılık kararı vererek, iptal etti. İptal gerekçesinde “kanunla düzenlenmesi gereken konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz” denildi.

Paylaşın

Vatandaşların Bankalara Borcu 153 Milyar TL Arttı

Son 3 ayda vatandaşların bankalara olan borçlarında 153 milyar TL’lik artış yaşandı. Ödenen faiz de 6 ayda yüzde 47,4 oranında artarak 78,9 milyar TL’ye yükseldi. BDDK verilerine göre vatandaşların kredi kartı borcunda da son bir yılda 120 milyar 800 milyon TL’lik artış yaşandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grubu’nun ekonomi raporunda da bankacılık sektöründeki gelişmeler incelendi.

Rapora göre, sektörün toplam aktiflerinin yüzde 74, özkaynaklarının ise yüzde 62,7 oranında arttığı bir dönemde net kârlarındaki artış ise yüzde 400,5’i buldu. Geçen yıl kârı 33,7 milyar TL olan bankalar bu yılın ilk 6 aylık döneminde net olarak 169,1 milyar TL kâr elde etti.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre, bankacılık sektörünün net kârını artırmasında iktidarın ekonomi politikalarının önemli rolü olduğuna işaret edilen raporda, şu bilgiler yer aldı:

“Devlet, Kur Korumalı Mevduat’la (KKM) bankaların topladığı 1,1 trilyon TL’lik mevduatın faiz maliyetinin büyük bir kısmını üstlenirken bankalar yüzde 14-17 faiz oranıyla topladıkları bu parayı Hazine’ye, şirketlere ve vatandaşlara çok daha yüksek bir faiz oranıyla borç ve kredi olarak sattı.

Bu yılın ilk 6 aylık döneminde bankaların toplam faiz ödemeleri geçen yıla göre yüzde 43,9 oranında artarken toplam faiz gelirlerindeki artış ise yüzde 99,1 olarak gerçekleşti. Net faiz geliri yüzde 203 oranında artarak 285 milyar TL’yi buldu.

Bankalar kazanırken KOBİ’lerin bankacılık sektörüne olan kredi borçları haziranda 66,9 milyar lira daha artarak bir trilyon 573 milyar TL kadar yükseldi.

Tarım sektörünün borçları ise haziranda 16,8 milyar TL artarak 224,8 milyar TL’ye yükseldi.

Son 3 ayda yurttaşların bankalara olan borçlarında ise 153 milyar TL’lik artış yaşandı. Ödenen faiz de 6 ayda yüzde 47,4 oranında artarak 78,9 milyar TL’ye yükseldi.”

Kredi kartı borçları

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre yurttaşların kredi kartı borcunda da son bir yılda 120 milyar 800 milyon TL’lik artış yaşandı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Ceplerini Dolduruyorlar, O Ceplerin Hepsini Dikeceğim

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) tatile girmesinin ardından, grup toplantılarını her hafta bir ilde yapma kararı alan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP9 Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk durağı Erzurum oldu.

Milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleri ve parti yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirilen grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, Erzurum’un sürekli kan kaybettiğini 81 il içinde gelişmişlik sıralamasında 62. Sırada yer aldığını belirterek, iktidar olduklarında kentin, bölgenin hayvancılık ve tarım merkezi olmasına dönük projesini açıkladı.

Çiftçilerin bankalara ve tarım kredi kooperatiflerine olan kredi faizlerini sıfırlayacaklarını belirten Kılıçdaroğlu, iktidarın canlı hayvandan, buğday, arpaya kadar her şeyi ithal ettiğini belirterek, “Komisyon da alıyorlar, cephelerini de dolduruyorlar. O ceplerin hepsini dikeceğim” dedi.

Proje ile bölgede 750 bin kişiye istihdam olanağı sağlayacaklarını belirten Kılıçdaroğlu, iktidara yakın müteahhitleri hedef alarak, “Eğer büyüyeceksek hep beraber büyüyeceğiz, Erzurum da, Kars da, Van da büyüyecek. Her yerin ekonomik durumuna göre coğrafi koşullarına göre öngörülen yatırımları yapacaksınız. Bu 5 yıl içinde 1 milyar dolarlık yatırım demektir. 1 milyar lira Türkiye Cumhuriyeti için büyük para değil. 5’li çetenin bir köprüsüne 35 milyar dolar garanti veriyorlar. Ben o paraların tamamını söke söke alacağım, Yok öyle Londra’daki mahkemelere gidecekler, mahkeme görülecek. Mahkemeyi ister Londra’ya ister Papua Yeni Gine’ye götür, ben o paraları söke söke alacağım.” ifadelerini kullandı.

İktidar olduklarında bütün haksızlıkların önüne geçeceklerini ve haksızlık yapanların “burnundan fitil fitil getireceğini” belirten Kılıçdaroğlu, bir kez daha partisine katılım çağrısı yaparak, “Gelir dağılımında hak hukuk adalet istiyorsanız, bize katılacaksınız,. Canlı hayvan eti ithal eden bir iktidardan kurtulmak istiyoruz, kendimiz üretelim, kendimiz işleyelim, diyorsanız. Bize katılacaksınız. 5’li çetelere devletin geliri peşkeş çekildi dönemi bitsin, diyorsanız bize katılacaksınız. Ey Bay Kemal bu 128 milyar doları hortumlayanlardan hesap sor diyorsanız bize katılacaksınız, EYT’liyseniz bu sorun çözülsün diyorsanız bize katılacaksınız.” dedi.

Erzurum’daki toplantıdan son derece memnun kaldığını belirten Kılıçdaroğlu’nu konuşmasından satırbaşları şöyle:

“TBMM tatile girdi ama ülkenin dertleri devam ediyor. Dertler; artarak devam ediyor, azalarak değil. Ve tarihin bize yüklediği bir sorumluluk var. Bu ülkenin kuruluşunda harcımız var. Bu ülkenin kuruluşunda; şehitlerin kanları var, gazilerimiz var, atalarımız var, babalarımız var. ‘Meclis tatile girdi, oturalım, Türkiye’nin sorunlarını seyredelim’ böyle bir düşüncemiz yok. O zaman karar aldık. Bir şey yapmamız lazım, bir yerden başlamamız lazım. Nereden başlayalım? Hepimizin aklına bir tek kent geldi. Erzurum’dan başlayalım. Erzurum tarihi şehir mi? Tarihi şehir. Kadım şehir mi? Kadim şehir. Dadaşların kenti. Bu kadim şehrimiz Milli Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç noktası mıydı? Evet, başlangıç noktasıydı. Mustafa Kemal Atatürk Erzurum milletvekili miydi? Evet, Erzurum, milletvekiliydi. Erzurum’un hem bizim tarihimizde hem CHP tarihinde özel bir yeri var.

“İğneyi önce kendimize batıracağız”

Peki şu soru şu, madem bu kadar önemli, madem tarihsel açıdan bu kadar derinlikli olan bir kent, neden CHP’ye sempati göstermedi, neden bir tek milletvekili bile uzun süredir CHP’den çıkarmadı? Önemli bir soru. Bu sorunun cevabını sizleri ben vereyim. Bu işin sorumlusu bu işin kabahati; Erzurumlular değil, CHP’de. İğneyi önce kendimize batıracağız. Gelmedik, sofranıza oturmadık, çayınızı kahvenizi içmedik. Ankara’da tumturaklı nutuklar attık. ‘Erzurumlu bize oy verecek.’ Niye oy versin kardeşim? Yani oturur derdini dinle. Bunları yapmadık. O nedenle Erzurum’a aynı zamanda Erzurumlular ile kucaklaşmaya ve helalleşmeye geldik. Bunu da bütün Erzurumluların bilmesini isterim.

Cumhuriyetin ilk kez dile getirildiği bir kentimiz. Durumumuz pek parlak değil yani Türkiye’nin durumu pek parlak değil. Yeni bir mücadeleyi başlatmak zorundayız. Neden yeni bir mücadele? Bu da önemli bir soru. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti asla bir kişiye teslim edilmedi. Bir kişiye bir devletin teslim edilmesi o devlet için bir felakettir. Örnek. Çanakkale’nin her karışında binlerce şehidimizin, gazimizin acısı gözyaşı kanı var değil mi? Çanakkale’yi, bu ülkenin vatandaşları geçilmez kıldılar. Milli irade uydu. Ama ne oldu? Sonra bir dönem dönüştü, bir dönem değişti. Bir kişi çıktın dedi ki, ‘o gemileri serbest bırakın gelsinler.’ 1918.

O mücadeleyi verdiğimiz, ‘Çanakkale geçilmez’ dediğimiz Çanakkale’den; o savaştığımız bütün gemiler, yol gemilerin içindeki askerler, yani düşman askerleri, Çanakkaye’ye geldiler. Dolmabahçe Sarayı’nın önünde demirlediler. Bir kişinin iradesi ve hani biz Çanakkale Savaşı vermiştik, hani Çanakkale geçilmezdi, hani gazilerimiz, şehitlerimiz vardı. Dönemin padişahı dedi ki, ‘bırakın Çanakkale Savaşını herkes gelsin’ ve geldiler ve Dolmabahçe önünde demirlediler. O zaman Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk geldi, Haydarpaşa’ya indi. Şunu söyledi. ‘Geldikleri gibi gideceklerdir.’ Erzurum’a geldi. Erzurum sıradan bir kongre değildir. Erzurum Kongresi, milli iradenin ilk kez çok açık ve net bir şekilde telaffuz edildiğini kongredir.

Milli iradeye dayanan bir millet meclisinin meydana getirilmesini ve gücünü milli iradeden alacak bir hükümetin kurulmasını kongre çalışmalarının ilk hedefi olarak gösterdi. Manda ve himayenin kabul edilmeyeceğini karar altına aldı. Manda ve himaye kabul edilemez. Biz hiçbir bayrağın altında bizim bayrağımızı dışında hiçbir bayrağın altındaki duramayız. Mandayı ve himaye kabul edemeyiz. Şunu söylüyor, Gazi Mustafa Kemal, ‘Kuvayi Milliye’yi tek kuvvet olarak tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır.’ Şimdi milli iradenin bir kişiye teslim edildiğini görüyoruz. Ağır mücadeleler verdik milli irade için. Parlamento toplandı, daha dün olağanüstü toplantıya çağırdı. Sağlık çalışanlarının sorunlarını çözmek için oturduk.

Bütün sağlık çalışanlarının dernekleriyle konuştuk, sağlıkta şiddetin nasıl engelleriz diye. Onların görüşlerini aldık. Grup başkanvekillerimiz, parlamentoyu davet etti. Gelin sorunu çözelim. Neden? Sorunların çözüm adresi TBMM. Sakın unutmayın. O sıradan bir meclis değildir. Milli Kurtuluş savaşını yöneten bir meclis. Gelmediler katılmadılar. Niye gelmiyorsunuz? Sorun var, çözülmesi gerekiyor mu? Çözülmesi gerekiyor. Çözüm adresi neresi? TBMM. Niye gelmiyorsun? O zaman gelmediniz ama gün olacak, hepsi gelecekler. Gün olacak bu Meclis’in önünde kayıtsız şartsız hakimiyetin millette olduğu çok güçlü bir şekilde seslendirecek. Bunu Millet İttifakı olarak yapacağız. Millet ittifakı olarak yapacağız.

Her kesimin sorunları var. Bir sorunlar yumağı ile karşı karşıyayız. Evde sorun var. Bu sorunları aşmak zorundayız.  Aile olarak, birey olarak bir de Türkiye olarak yaşadığımız sorunlar var. Bütün komşularımızla kavgalıyız. Niye kavgalıyız? Ömrü savaş meydanlarında geçen bir kişi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk barışın ne kadar değerli olduğunu görmüş. Bütün hayatı savaş meydanlarında geçmiş. ‘Barıştan daha değerli bir şey yoktur’ demiş. Bütün komşularımıza niye kavga ediyoruz? Hangi gerekçeyle?

Erzurumlu kardeşlerim unutmayın. Suriye’de namaz kalacaklardı değil mi? Ne oldu? Onlar Suriye’ye gitmeden. 3 milyon 600 bin Suriyeli geldi. Niçin kardeşim? Neden oldu bu? Erzurumlu kardeşim bunu sorgulayacak. Bugün sokakta esnaf gezisi yaparken ‘Suriyelileri gönderecek misiniz’ dedi. Hiç kimse endişe etmesin hiç kimse. Hiç kimseyi ırkçılık yapmadan, kimsenin onuruyla oynamadan, onları kendi ülkelerine Allah nasip ederse, sizlerin takdiriyle davul zurnayla göndereceğiz. Davulla zurnayla göndereceğiz.

14 bin taşeron işçiye sesleniyorum. Meraklanmayın. Bu kardeşiniz, yani birilerinin deyimiyle bu ‘Bay Kemal’, sizin hakkınızı teslim edeceğim.

Bakın, Erzurumlu kardeşlerim. 30 Eylül 2017, devleti yöneten kişi televizyonda konuşuyor diyor ki ‘Erzurum neden ülkemizin ilk 10 şehrine girmez’ diyor. Güzel bir laf değil mi? Doğunun Paris’i olarak biliniyordu. Rahmetli babam Patnos’ta görev yaparken, ben üniversiteye giderken; gelir önce Erzurum’da bir gece yatardık. Sonra buradan trenle veya otobüsle Ankara’ya giderdim. Erzurum bütün doğunun özlemle görmek istediği bir kenttir. Mağazaları bütün doğuda güneydoğuda konuşulurdu. Erzurum’un misafirperverliğini hepimiz biliriz. Tarımın hayvancılığın başkenti olarak bilinirdi. İş adamları buralarda büyüyemiyorlar, gelişemiyor.

Burada altyapı yetersizliği. İnterneti olmayan binlerce çocuk var. Erzurum, kişi başına gelirde sürekli kan kaybediyor. Sürekli gelir düşüyor sürekli. Bakın bu konuda da vereyim. 2018’de 5.655 dolardan 5.176 dolara düşmüş durumda. Kan kaybediyor Erzurum. 19 yılda yüzde 64 daraldı Erzurum. Tarla alanı söylüyorum, 668 bin tondan 308 bin tona düştü ekilen. Tarlalardan elde edilenden yüzde 28 azalma görüyoruz. Son bir yılda kredi borcu yaklaşık 7.4 milyar arttı. Yaklaşık 19 milyardan 26 milyara çıktı. Gelir düzeyi düşük, ciddi bir yoksulluk var. Sağlık, sosyal güvenlik primlerinin ödemiyorlar. Her dört gençten birisi de işsiz.

Şeker fabrikamız vardı. Özelleştirildi. Önce söz verdiler dediler ki ‘hiçbir işçinin işine son verilmeyecek’ sonra o işçilerin işine son verdiler. Şu anda çok dar bir kadro şeker fabrikasında çalışıyor. Erzurum ve Erzincan şeker fabrikaları birini alana diğerini diğeri bedava kampanyası ile elimizden kaydı gitti diyorlar. 34 yıl sonra Türkiye, şeker ithal etmek zorunda kaldı. Bu fabrikalar buradayken, şeker pancarı ekilirken, işçiler çalışırken; neden bu hale getirdiniz? Neden oradaki işçilerin işine son verdiniz?

“Kredilerin faizlerini ilk bir haftada sıfırlayacağız”

Allah nasip eder iktidara geldiğimizde göreceksiniz. Çiftçilerin, tarım kredi kooperatiflerinden veya bankalardan çektikleri kredilerin faizlerini ilk bir haftada sıfırlayacağız. Tarımın önemini bilmezler. Biz biliriz. Onlar tarımın stratejik sektör olduğunu bilmezler. Biz biliriz. Neden? Çünkü araban olmayabilir, mobilyan olmayabilir, buzdolabın olmayabilir ama sen eşin çoluğun çocuğun günde iki sefer ya ekmek yemek zorundasın.

Canlı hayvandan ete kadar dışarıdan getiriyorlar. Buğdaydan arpaya kadar dışarıdan getiriyorlar. Yulafta mısıra kadar dışarıdan getiriyorlar. Türkiye’de toprak mı yok, çiftçi mi yok, üreten mi yok? Hepsi var dışarıdan getiriyorlar, komisyonu alıyorlar, defterleri dolduruyorlar. Bu milletin alın teriyle çiftçinin, emekçinin alın terini birilerine çaldırmayacağım. Herkesin aklına hukukunu teslim edeceğiz. Kim yönetiyorsa kim alın teri döküyorsa, oy versin veya vermesin, başımın üstünde yeri vardır.

Hiçbir çiftçi zarar etmeyecek. Geçmişte hatırlarsınız değil mi? Toprak Mahsulleri Ofisi’nin üstüne yazardı, ‘ofis çiftçinin kara gün dostudur.’ Şimdi nerede onlar? Yine öyle yapacağız. O ofisler çiftçinin kara gün dostu olacak. Hiçbir çiftçi eksikliğinden ötürü zarar görmeyecek. 21. maddesi var Tarım Kanunu diyor ki, ‘her yıl milli gelirinin yüzde 1’i oranında çiftçiye destek.’ Hiç verilmedi. Çiftçinin bu AK Parti hükümetlerinden 273 milyar lira alacağı var.

Ben biliyorum beşi çeteleri, hiç meraktan mı onu da halledeceğim. Çiftçinin üretim araçları ve hayvanları asla haczedilemeyecek, kanun çıkaracağız. Ne demek? Traktörü haczedilir mi? Çiftçi tarlayı nasıl sürecek? Çiftçiye traktör de kullanmak üzere mazot vereceğiz. ÖTV ve KDV olmayacak. Mazot pahalı olabilir sen arabanı kullanmazsın, belediye otobüsüne binersin veya taksiye binersin veya yürüyerek gidersin. Traktörü ne yapacağız? Tarlayı sürmesi lazım. Çiftçinin ucuz kredi artı mazot alması lazım ve ona düşük bedelle mazotu vereceğiz. Yine köylerde kırsalda nasıl öğretmen varsa; nasıl köyün imamı varsa ziraat mühendisi de olacak, veterineri de olacak, ziraat teknisyeni de olacak. Bunların tamamı kamu görevlisi olacak ve size hizmet edecek.  Sosyal güvenlik primlerini devlet ödeyecek. Onlar bu işten yararlanacaktır.

“Ortak projeler ve ortak hedeflere kilitlenmesi lazım”

Erzurum için ne yapacağız? Bu bölge için ne yapacağız? Havza bazlı planlama yapmamız lazım. Erzurum coğrafi olarak da tarihi olarak da çok önemli bir yerde. İl toprak büyüklüğü açısından Türkiye’de dokuzuncu büyük il. Dolayısıyla bu bölgenin özel ekonomi bölgesi olarak ilan edilmesi lazım. Ortak projeler ve ortak hedeflere kilitlenmesi lazım. Erzurum dışında Kars, Iğdır, Ağrı, Tunceli, Bitlis, Van, Muş ve Bingöl’ün bu bölgede havza bazlı tarım ve hayvancılığın merkezi olması lazım. Bu bölge, özel yatırım alanlarıyla özel yatırım alanlarıyla teşvik edilmesi lazım. Küçük ve büyükbaş hayvan ücretsiz olarak dağıtılacak her yıl. Tarım ve hayvancılığın gelişmesi için et işleme tesisleri, deri işleme tesisleri, yem fabrikaları, tarım aletleri, tarımsal ürün paketleme tesisleri, tarım ilaçları, karbon sıvı gübre ve tekstil üretimi de bu bölgede olacak. Bu dediğim 9 ilde bunların tamamı olacak ve merkezi de.

Hedef, 30 milyar dolarlık Ortadoğu et borsasının ana merkezi olmak. 30 milyar bir merkez olacak burası şimdi. Erzurum da büyüyecek. Kars da büyüyecek, Van da büyüyecek. 85 milyonun hakkını hukukunu koruyacağız. Her yerin ekonomik durumuna göre coğrafi koşullarına göre öngörülen yatırımları yapacaksınız.

Bu söylediğim beş yıl içinde 1 milyar dolarlık yatırım demektir. Bu bölgeye yapılacak 1 milyar dolarlık yatırım demektir. Diyeceksiniz ki ya ‘1 milyar doları nereden bulacağız?’ Türkiye Cumhuriyeti Devleti için 1 milyar dolarlık para, çok büyük bir para değil. Beşli çetelerin bir köprüsüne kaç lira garanti veriyorlar biliyor musunuz? 35 milyar dolar bir köprü. Ben o paraların tamamını söke söke alacağım siz meraklanmayın. Londra’daki mahkemelere gidecekler. Orada davalar görülecek. Ya mahkemeyi ister Londra’ya götürür ister Papua Yeni Gine’ye götür ister Kongo’ya götür, ister Japonya’ya götür. Ben o paraları söke söke alacağım sizden bu milletin hakkını hukukunu alacağım.

“Bunlar beşli çeteye hizmet ediyorlar”

Sizin meşhur bir barajımız vardı. Alvar barajı. ‘Yapacağız, yapacağız.’ Yapamadılar, yapamazlar. Bunlar beşli çeteye hizmet ediyorlar. Bu kardeşiniz ise halka hizmet edecek, beşli çeteye değil. Beşli çeteye aracı koyuyor ‘acaba Bay Kemal bizim ile görüşür mü?’ Yemezler. Görüşmem ben milletimle görüşürüz, halkımla görüşürüm.

Bütçenin altı ayı, yani şimdiki bütçenin ilk altı ayından rakamlar. Tarımsal destekler için verdikleri para 21 milyar lira. Esnaf ve çiftçilere kredi toplam 29 milyar lira. Tefecilere, 134 milyar lira. Diyor ya ‘ben faize karşıyım.’  Faize karşı değil, bakmayın siz öyle. Faize karşı değilim, faizcilere hizmet eden bir siyasal iktidar var. Desinler ki çıksın ‘Bay Kemal doğruyu söylemiyor, Bay Kemal 134 milyar dedi bu rakam yanlıştır.’ 134 milyar değil, şu kadar liradır desin. Diyebilir mi? Diyemez efendim diyemez. Kime hizmet ediyorsun sen çiftçiye mi, esnafa mı, emekliye mi, apartman görevlisinin işçiye mi işsize mi? Tefecilere hizmet ediyorlar. Allah’tan korkan adam, fakiri fukarayı düşünür. Allah’tan korkan adan, sizi düşünür ya. 21. yüzyıl Türkiye’sinde çocuk yatağa aç giriyor, anne işsiz, baba işsiz, çocuk işsiz, evlat işsiz böyle bir tablo olur mu ya? Öğrenci internete ulaşamıyor. İnternet nedir Allah aşkına ya? Eğitim sistemi iflas etmiş zaten.

Hiç kimse endişe etmesin. Bütün haksızlıkların önüne geçeceğim. Hiç endişe etmeyin. Haksızlık yapanların burnundan fitil fitil getireceğim. Bu Bay Kemal kardeşimiz fitil fitil getirecek. Hiç endişe etmeyin.

“Hak, hukuk, adalet istiyorsanız bize katılacaksınız”

Bunları yapmamı istiyor musunuz? O zaman bu memlekette, adliyede, gelir dağılımında; hak, hukuk, adalet istiyorsanız bize katılacaksınız. Hiç bu işin lafı yok. Bize katılacaksınız. Hayvan yemini bile ithal eden, canlı hayvanı eti bile ithal ede bir iktidardan kurtulmak istiyoruz, kendimiz üretelim, kendi hayvanınızı kendimiz üretelim, kendi toprağımızı, kendimizi işleyelim alın terimizle kazanalım diyorsanız; bize katılacaksınız. Çiftçilerin, esnafın tarım kredi kooperatifinden veya bankalardan aldıkları kredilerin faizleri silinsin diyorsanız bize katılacaksınız. Beşli çetelere, devletin geliri peşkeş çekildi. Beşli çetelerin dönemi bitsin, memlekette hak hukuk olsun, hiçbir çocuk yatağa aç girmesin diyorsanız bize katılacaksınız. Bu işin şakası yok. 128 milyar doları götürdüler.

128 milyar dolar nereye gitti ey Bay Kemal hortumlayanlardan hesap sor diyorsanız bize katılacaksın. Emeklilikte yaşa takılanlar, bu sorun çözülsün diyorsanız bize katılacaksınız. Ataması yapılmayan öğretmenler, ataması yapılmayan sağlıkçılar, hak ve hukuk içinde yapılmasını istiyorsanız bize katılacaksınız. Askeri öğrenciler hapishanelerde sürüm sürüm sürünüyor, haksızlık diz boyu ama uyuşturucu baronuysa dışarıda. Adaleti sağlamak istiyorsanız ve uyuşturucu belasından bu ülke kurtulsun istiyorsanız bize katılacaksınız Emeklilere öyle 1100 lira değil, uyduruk para değil birer maaş ikramiye ödensin diyorsanız bize katılacaksınız.

Herkesin yaşam tarzına, kimliğine, inancına saygılıyım. Bir çocuk yatağa aç giriyorsa, gözüme uyku girmemeli. Bunu yapacağız. Kimse unutmasın. Geliyor gelmekte olan.”

Paylaşın

TBMM, Sağlık Çalışanları İçin Toplanamadı; Kılıçdaroğlu’ndan Tepki

Cumhuriyet Halk Partili (CHP) milletvekillerinin talebiyle Meclis Başkanı Mustafa Şentop tarafından Genel Kurul bugün için olağanüstü toplantıya çağrıldı. Ancak kurulun toplanması için gerekli olan yeter sayıya ulaşılamadığından toplantı çağrısı düştü.

Sağlık çalışanlarının sorunlarının ele alınması gündemiyle toplanan Genel Kurul’a CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte yaklaşık 100 CHP’li milletvekili katıldı. 32 İYİ Parti milletvekili, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, DEVA Partisi Milletvekili Mustafa Yeneroğlu Genel Kurul’da hazır bulundu.

AK Parti, MHP ve HDP Milletvekilleri daha önce açıkladıkları gibi Genel Kurul’da bulunmadı. Meclis yoklamasında gerekli çoğunluğun bulunup açılması ihtimaline karşı az sayıda iktidar milletvekili kulis ve bahçede bekledi.

Meclis Genel Kurulu saat 15.00’te Baskanvekili Süreyya Sadi Bilgiç tarafından açıldı. Bilgiç toplantı çağrısıyla ilgili bilgi verdi, daha sonra elektronik sistem üzerinden yoklama işlemini başlattı. Yoklama sırasında AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş ile birlikte 20 kadar AK Partili milletvekili Genel Kurul salonuna girdi ama yoklamaya katılmadı. CHP’li milletvekilleri oylama sırasında Genel Kurul salonuna giren ama yoklamaya katılmayan AK Partililere “Meclis’ten kaçmayın” diye seslendi.

Yapılan oylamada toplantı yeter sayısı bulunamadı. Bilgiç, yeterli sayıya ulaşılamadığını belirterek olağanüstü toplantı çağrısının düştüğünü söyledi. Bunun üzerine Genel Kurul kapandı.

Kılıçdaroğlu’ndan açıklama

“Sağlıkta şiddet Türkiye’nin temel sorunlarından birisidir” diyen Kılıçdaroğlu, “Bu sorunu çözecek organ TBMM’dir. TBMM’yi bu acı olayları engellemek açısından göreve davet ettik. CHP olarak, İYİ Parti olarak, Demokrat Parti olarak arkadaşlar buradaydı. Hepimiz görevimizi yaptık” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Ama parlamentoyu işlevsiz kılan iki organ, iki temel kurum AK PARTİ ve MHP… Dolayısıyla bundan sonra olacak bütün negatif olayların sorumlusu da onlardır” diyerek tepki gösterdi.

Paylaşın