Kobani Davası’nda Ceza Yağdı: Selahattin Demirtaş’a 42, Figen Yüksekdağ’a 30 Yıl Hapis

Aralarında Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’nda 47 ayrı suçla itham edilen Selahattin Demirtaş’a 42, Figen Yüksekdağ’a ise 30 yıl hapis cezası verdi.

Haber Merkezi / Öte yandan Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verildi.

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

“Mücadele etmeye devam edeceğiz”

Hakkında 10 yıl hapis cezası verilen Mardin Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk, aldığı ceza ile ilgili Halk TV’de açıklamalarda bulundu. Kararın siyasi olduğunu belirten Ahmet Türk, “Biz bir vahşet örgütüne karşı düşüncelerimizi ifade ettiğimiz için böyle bir dava açıldı. Aslında bu, bir kesimin toplumsal barışı bozmaya yönelik bir kararıdır. Bu mahkemenin verdiği bir karar değil, siyasilerin verdiği bir karardır. Üzüntülerimiz cezalara için değil, bu ülkenin toplumsal barışa ihtiyaca var. Bizler senelerce halkların ortaklaştığı bir sürecin arayışı içerisindeydik, bizim mücadelemiz bu.

Ama maalesef bazı kesimler ötekileştirme siyasetini sürdürme anlayışıyla hareket ediyor. Bunu aslında demokratik geleceğe, halkların kardeşliğine vurulan bir darbe olarak değerlendirmek lazım. Bizim Kobanê olaylarında devlete karşı bir şeyimiz yok, IŞİD’e karşı tepkimiz olmuştu. Elimizden geldiğince bu ülkenin barışı için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu sürecin nasıl yürüyeceğini tahmin ediyorduk. Bir kesimin harekete geçtiğini ve bu normalleşme sürecini baltalamaya çalıştığını görüyoruz” dedi.

Meclis’te Kobani Davası protestosu

Kobani Davası’nda kararın açıklanmasıyla eş zamanlı olarak Meclis’te de protesto başladı. Meclis Genel Kurulu’nda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekilleri ceza verilen tutsak siyasetçilerin fotoğraflarını kaldırarak kararı protesto etti. Vekillerin protestosu masalara vurarak devam ederken, Genel Kurul’a ara verilmek zorunda kalındı.

Kobani olayları

Davaya konu olan Kobani olayları, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün, Eylül 2014’te Kobani’ye karşı bir saldırı başlatmasını takiben Türkiye’de yaşanan protesto ve şiddet olaylarını kapsıyor. Arapça adıyla Ayn-el Arab, Kürtçe adıyla Kobani, Suriye’nin kuzeybatısında yer alan, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine komşu bir kasaba.

Halep Vilayeti’ne bağlı kasabanın kontrolü, Suriye’de 2011 yılında iç savaşın başlamasından kısa süre sonra Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) geçti. IŞİD, Eylül 2014’te Kobani’ye karşı kapsamlı bir harekât başlattı. Türkiye’de bu dönemde, kamuoyunda “çözüm süreci” olarak bilinen süreç devam ediyordu.

IŞİD, Ekim ayında kasabanın çevresinden merkezine doğru ciddi bir ilerleme kaydetmeye başladı. Bu süreçte, Türkiye’nin farklı kentlerinde “Kobani’ye destek” eylemleri yapıldı. HDP yetkilileri, krizin başından itibaren Türk yetkilerle çeşitli görüşmelerde bulundu.

HDP’lilerin en önemli taleplerinden biri, Suriye’nin kuzeyindeki diğer bölgeler ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden gelecek askeri yardımın ulaşması için Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye bir koridor açılmasıydı.

6 Ekim’de HDP Genel Merkezi, Kobani’yle ilgili olarak Twitter üzerinden sokak protestosu çağrısı yaptı. Bunun ardından önemli bir bölümü Doğu ve Güneydoğu kentlerinde olmak üzere Türkiye çapında kitlesel sokak eylemleri başladı.

Bu arada Batılı ülkelerin Kobani’ye hava operasyonu da gündemdeydi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Ekim’de Gaziantep’te yaptığı konuşmada, Batılı ülkelere seslenerek IŞİD’e karşı mücadelenin havadan bombardımanla çözülemeyeceğini söyledi.

Erdoğan, “Yerde, kara harekâtı ifa edenlerle işbirliği kurulmadıkça hava harekâtıyla bu iş bitmez. İşte aylar geçti, herhangi bir netice yok. Şu anda Ayn-el Arab da, diğer adıyla Kobani de, buyrun, düştü düşüyor” dedi.

Bu açıklama HDP’den tepki gördü. 8 Ekim’e gelindiğinde gösterilerde şiddet olayları arttı. Olaylarda hem güvenlik güçleriyle göstericiler hem de bazı yerlerde göstericilerle onlara karşı çıkanlar arasında çatışmalar yaşandı. Güvenlik güçleri yer yer gerçek mermi de kullanarak müdahale etti; göstericiler ise taş, sopa, molotof kokteyli ve havai fişek kullandı.

Bazı kentlerde eylemcilerle Hür Dava Partisi (Hüda-Par) yanlıları arasında gerilim ve şiddet olayları yaşandı. Selahattin Demirtaş, 9 Ekim’de Diyarbakır’da bir basın açıklaması yaptı ve protestoları savunurken şiddet olaylarını eleştirdi. Bunların durması çağrısını yaptı ve tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan’ın da kendilerine ulaşan mektubunda bunu savunduğunu söyledi.

9 Ekim’de olaylar sona erdi. Resmi açıklamalara göre 35 il ve 96 ilçede yaşanan olaylarda 37 kişi yaşamını yitirdi, 326’sı güvenlik görevlisi 761 kişi de yaralandı. Bu açıklamalarda, olaylarda 197 okulun yakıldığı, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve iş yerinin yağmalandığı, 1230 aracın da zarar gördüğü belirtildi. İktidar, ilerleyen yıllarda ölümlerle ilgili olarak sokak eylemi çağrısı yapan HDP’yi suçlayacaktı.

Kobani Davası

Eylül – Ekim 2014’te IŞİD’in Kobani bölgesine saldırıları yoğunlaştırması üzerine Türkiye’nin farklı şehirlerinde “Kobani’ye destek” adıyla başlayan eylemlere ilişkin ilk soruşturma 2014 yılında başlatıldı. İktidar, ilerleyen yıllarda ölümlerle ilgili olarak sokak eylemi çağrısı yapan HDP’yi suçladı.

HDP Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticileri hakkında suç duyuruları yapıldı. İfade veren HDP’li siyasetçi ve MYK üyeleri savcılıklarda ifade verdiler. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, o tarihte milletvekili olanlar ile olmayan MYK üyeleri hakkında iki ayrı soruşturma başlattı. Başlayan soruşturmalar nedeniyle HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekilleri hakkında fezleke hazırlandı.

HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının gündeme gelmesi de bu olaylardan sonra başladı ve 20 Mayıs 2016’da Meclis’te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı. Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP’nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP’li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020’de 17 HDP’li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

Sanıklar arasında, HDP’nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kandıra F Tipi Cezaevi’nden cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydonörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer alıyor.

Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 26 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan davada 20’si tutuklu 108 HDP’li siyasetçi yargılanıyor.

Kobani dava dosyası 3 bin 530 sayfalık bir iddianame ile 324 klasör delil ve eklerinden oluşuyor. 2 bin 676 mağdur müştekinin bulunduğu iddianamede sanıkların 29 ayrı suçlamayla 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680’er yıl hapsi isteniyor. “Adam öldürme”, “yağma”, “kamu görevlisini silahla yaralama”, “bayrak yakma”, “devletin birliğini, ülkenin bütünlüğünü bozma” yöneltilen suçlamalardan bazıları.

Paylaşın

Kürtler’in En Beğendiği Lider “Selahattin Demirtaş”

Kürtler’in en beğendiği liderin yaklaşık 7,5 yıldır Edirne F Tipi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş.

Demokrat, barış yanlısı, cesur, zeki, karizmatik ve Kürt kimliğinin savunucusu olarak görülen Selahattin Demirtaş, yalnız HDP’nin değil Kürt sivil siyasetinin de “lideri” olarak değerlendiriliyor.

“Kürtler’i birleştiriyor, Türkler’i uzaklaştırmıyor” olarak değerlendirilen Demirtaş, Kürt sorununda çözümün ve Türkler’le Kürtler’in “birlikte yaşama” fikrinin en güçlü temsilcisi olarak görülüyor.

Rawest Araştırma, 31 Mart Seçimleri sonrası Kürtler’le ilgili yapılmış en kapsamlı araştırmayı dün yayımladı. “Kürt meselesi, Kürt siyaseti ve Demirtaş” başlıklı araştırma kapsamında, 1.406 kişiyle yüz yüze görüşme yapılarak veriler oluşturulurken, Kürt Barometresi ve Kürt Çalışmaları Merkezi’nin daha önce 1.492 kişiyle yaptığı görüşmelerden de yararlanıldı.

Araştırmaya göre Kürtler’in yüzde 85,8’i kendisini “yüksek” veya “orta” düzeyde Kürt olarak görüyor. Çalışmaya katılanlardan kendilerini nasıl tanımladıklarını iki kavramla anlatmaları istenmiş. Birinci sırada yüzde 53,5 ile “müslüman” çıkarken, onu yüzde 28,1 ile “özgürlükçü”, yüzde 24,8 ile “dindar”, yüzde 11,9 “muhafazakar”, yüzde 11,5 “sosyalist”, yüzde 9,9 Kürt milliyetçisi, yüzde 9,2 “demokrat”, yüzde 8 “sosyal demokrat” yanıtları takip etmiş.

Yüzde 58,2 “Kürt sorunu” olduğunu düşünürken yüzde 17,3 ise “Kürt sorunu değil de Kürtler’in sorunları olduğu” kanaatinde.

“Sizce Kürt sorununun kaynağında sayacaklarımdan hangi ikisi en çok etkilidir?” sorusuna verilen yanıtlar da ise “Kürt kimliğinin tanınmaması” (yüzde 51,6) ve devletin Kürtlere ayrımcılık yapması (yüzde 49,6) öne çıkıyor. Dış güçlerin kışkırtması (yüzde 18) ve silahlı örgütün varlığı (yüzde 14,2) ise son iki sırada yer alıyor.

Kürtler’in ana talepleri ise eşitlik (yüzde 35) adalet (yüzde 33) anadil (yüzde 32) ve özgürlük (yüzde 18). Araştırmaya katılanların yüzde 58’i DEM Parti varken yeni bir parti kurulmasına ihtiyaç olmadığını söylerken “ideallerindeki parti”nin niteliği değişiklik gösteriyor.

İlk sırada yüzde 35 ile “sosyal demokrat” bir parti yer alırken, onu yüzde 34 ile “Kürtler’e yakın”, yüzde 26 ile “islamcı”, yüzde 25 ile “demokrat”, yüzde 23 ile “dini hassasiyetleri olan” ve yüzde 19 ile “modern” parti seçenekleri izliyor.

Araştırmaya göre, Kürtler’in idealindeki partide iki aks var. Birincisi sosyal demokrat – demokrat, modern, sosyalist ve laik, ikinci aks ise islamcı, dindar hassasiyetli, muhafazakar. Bu iki aksı birbirine Kürt olmak bağlıyor.

Araştırmanın bir başka temel bulgusu ise, Kürtler’in en beğendiği liderin yaklaşık 7,5 yıldır cezaevinde bulunan HDP’nin eski genel başkanı Selahattin Demirtaş olması.

Demokrat, barış yanlısı, cesur, zeki, karizmatik ve Kürt kimliğinin savunucusu olarak görülen Selahattin Demirtaş, yalnız HDP’nin değil Kürt sivil siyasetinin de “lideri” olarak değerlendiriliyor. “Kürtler’i birleştiriyor, Türkler’i uzaklaştırmıyor” olarak değerlendirilen Demirtaş, Kürt sorununda çözümün ve Türkler’le Kürtler’in “birlikte yaşama” fikrinin en güçlü temsilcisi olarak görülüyor.

“Kürt legal siyasetinin çıkardığı ilk sivil lider Demirtaş”

Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun, Selahattin Demirtaş’ın seçmenler nezdinde yaklaşık 35 yıllık legal siyaset deneyimi olan Kürt siyasal partilerindeki diğer genel başkanlardan ayrıştığı görüşünde.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu‘nun sorularını yanıtlayan Girasun, “Demirtaş’a atfedilen güçlü bir aktör olmaktan öte bir şey. Yeni bir lider olarak değerlendiriliyor. Kürt legal siyasetinin çıkardığı ilk sivil lider olduğu ve yeni bir taşınmaz olarak sabit olarak orta yerde duruyor. Demirtaş’ın toplumla olan bağı çok kopmuş değil. Bazı seçmen gruplarıyla 7 Haziran’a giden süreçteki tutumu nedeniyle aşınma olabilir. Ama çoğunluk öyle görmüyor.

Bununla beraber Demirtaş’ın cezaevinde olmasının kendisine getirdiği korunaklı alan da var. HDP’nin yanlışlarından soyutlanması Demirtaş’ın önceki başarı profilinin yarattığı popülaritesinin devamına olanak sağlıyor. Kürt toplumun önemli kısmı ki buna AK Parti’ye oy verenler de dahil Kobani davasında yargılanan Demirtaş’ın suçlu olmadığını ve adil yargılanmadığını düşünüyor” dedi.

Selahattin Demirtaş 2023 Seçimleri’nden sonra aktif siyaseti bıraktığını açıkladı. Her ne kadar eşi Başak Demirtaş’ın İstanbul’dan adaylığı söz konusu olsa da yerel seçimler sürecinde güçlü bir mesaj vermekten kaçındı. Tüm bunlar DEM Parti ile Demirtaş arasında sorunlar olduğu iddialarını gündeme getirse de bu taraflarca doğrulanmadı.

Araştırmaya katılanlara Demirtaş ile DEM Parti’nin yolları ayrılırsa ne yapacakları da sorulmuş. Yanıtlar çarpıcı. Yüzde 48,8 “Demirtaş’ın yanında olurum” derken DEM Parti ile yol yürümeye devam edeceklerini söyleyenlerin oranı yüzde “8,8.

Profesör Mesut Yeğen, Demirtaş ve DEM Parti arasında yaklaşım farkı olduğunu ancak bir ayrışmanın şimdilik ihtimaller arasında görülmediğini vurguluyor.

Prof. Yeğen “DEM Parti ve Demirtaş iki ayrı hayatiyet gibi. Bir DEM Partisi, Kürt partisi gerçeği var. Bir de Demirtaş gerçeği. Bunlar yüzde 100 örtüşmüyor. Bu araştırmada Demirtaş’ın da partiden bağımsız gerçeklik kazandığını görüyoruz bu durum Demirtaş ile DEM’in ayrıştığı anlamına gelmiyor.

Benim izlediğim ne Demirtaş ne de DEM Parti bu iki ayrı hayatiyetten çıkan ayrışmayı derinleştirme niyetlerinde değiller. İkisi de birbirine ihtiyaç duyuyor. Muhakkak birlikte yol açacaklar gibi görünüyor. Ama şunu söylemeliyim bütün bu gerçekler DEM’den bağımsız bir Demirtaş gerçeği ile karşı karşıya olduğumuz hakikatini de değiştirmiyor” ifadelerini kullandı.

Araştırma yıllarca Kürtler’in ağırlıklı olduğu kentlerden milletvekili çıkaramayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kürt seçmenler nezdinde AK Parti’nin önüne geçtiğini ortaya koyuyor. Partilerin yakınlığını ölçen soruda DEM Parti 10 üzerinden 5,96 puan alırken onu 3,80 ile CHP, 3,16 ile AK Parti, 2,67 ile Türkiye İşçi Partisi ve 2,37 ile Yeniden Refah Partisi izliyor.

Yine 10 üzerinden notlanan bir başka soruda ise en itibarlı lider 7,1 ile Selahattin Demirtaş çıkarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bile arkasında yer aldı.

Ekrem İmamoğlu 5,5 ile ikinci sırada yer alırken onu 5,1 ile Leyla Zana, 4,8 ile Pervin Buldan, 4,7 ile Mansur Yavaş, 4,1 ile Özgür Özel, 3,8 ile Kemal Kılıçdaroğlu, 3,4 ile Recep Tayyip Erdoğan, 2,7 ile Hakan Fidan, 2,6 ile Fatih Erbakan, 2 ile Devlet Bahçeli ve 1,9 ile Ümit Özdağ takip etti.

Dicle Hukuk Fakültesi’nden Vahap Coşkun, son on yılda AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürt seçmen nezdinde güven erozyonu yaşadığını belirtiyor.

Doçent Coşkun, “10 yıl önce bu araştırmayı yapsaydınız DEM seçmenlerinin büyük bir bölümünün ikinci partisi olarak AK Parti çıkardı. Yine en beğenilen liderlerden birisi Erdoğan çıkardı. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çözüm Süreci’nin bitmesinden sonra girmiş olduğu yol ona dönük desteği tahribata uğrattı.

Bunu sandıkta da görmek mümkün. Yalnız bölgede değil batıda da desteğini çekti. Bu da AK Parti’nin büyükşehirleri kaybetmesine yol açtı. Diğer taraftan CHP’li aktörlere ilgi var. Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve Mansur Yavaş’ı, Kürt seçmen ilgiyle izliyor” diye konuştu.

Core Araştırma’dan Ulaş Tol da 7 Haziran 2015 Seçimleri’nden sonra MHP ile ilişkileri sürekli geliştiren AK Parti’nin bu tercihinin Kürt seçmende hayal kırıklığı yarattığını ve bu yeni durumu en erken fark eden ve alana hamle eden kişinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu söylüyor.

Tol, “Tutum değişikliği sonrası Kürtlerdeki Erdoğan sempatisi kaybolmaya başladı. İmamoğlu ise seçim kampanyasında Kürtçe şarkı kullanması, selam söylemesi, Kürtçe öğrenmeye çalıştığını açıklaması, kayyum atandığında bölgeye gelmesi gibi yaptığı jestleri elbette Kürtler’de pozitif karşılık üretti.

Kürtler, İmamoğlu’nu ‘sistem partileri arasında haklarımıza az da olsa değer verecek bir lider’ olarak görüyor. Elbette beğenmeyenler de yok değil. Ama İmamoğlu’nun dışında da bir CHP gerçeği var. Kürtler batıda CHP’yi alternatif olarak görmeye başladı. Bu tabii DEM’den kopuş anlamına gelmiyor daha stratejik bir yönelim bir yandan. Ama şu da var. Oraya kızdığı zaman oy vereceği bir adres haline geldi CHP, Bu da epey önemli” diye konuştu.

Paylaşın

“Demirtaş Ve Mızraklı’ya Ağır Tecrit Uygulanıyor” İddiası

Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye olan bir kişi, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye (DBB) Başkanı Selçuk Mızraklı’ya yönelik ağır bir tecrit uygulandığını iddia etti.

Eski tutuklu, “Edirne, yüksek güvenlikli bir F tipi cezaevi. Yani en ağır suçlular bu cezaevinde. İletişim olanakları tüm mahkumlar için olabildiğince sınırlı. Ama Demirtaş ve Mızraklı için daha da sınırlı. Onlar hapis içinde hapisteler, tecrit içinde tecritteler” dedi.

Cezaevi yönetiminin sert tutumuna rağmen gardiyanların Demirtaş’a ve Mızraklı’ya saygı duyduğunu belirten eski tutuklu, “Gardiyanlar çok iyi ve saygılılar. Hatta Demirtaş’ın koridorunda görevli olmak isteyen, bunun için gönüllü olan gardiyanlar var. Yeni gelen gardiyanların bilinçsiz olabileceğini, televizyonlarda duyduklarına inanıp saygısızlık edebileceğini düşünüyorlardı” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nden 7 yıldır tutuklu olan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la hücre komşusu olan tutuklulardan biri tahliye oldu, İsminin açıklanmasını istemeyen eski tutuklu, Demirtaş’ın cezaevi günlerini anlattı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre, cezaevinde Demirtaş’ın diğer mahkumlarla karşılaşmasının bile engellendiğini iddia eden eski tutuklu, Demirtaş için alınan önlemleri için şunları söyledi:

Onun koridoruna ondan başka kimse giremiyor, ayrı bir koridoru var. Herhangi bir sebeple mesela revir için, resim atölyesi için çıkması gerektiğinde tüm koridor boşaltılıyor. Demirtaş’ın koridorlarda herhangi bir tutsağı görmesi mümkün değil.

Eski tutuklu kendisinin tanıklık olduğu bir olayı da şöyle anlattı: Bir gün ben telefon saati için koridordaydım. 10 dakikalık telefon hakkımı kullanırken birden gardiyan bana ve diğer mahkuma ‘arkanızı dönün’ dedi. Döndüm ama ne olduğunu da anlamaya çalıştım. Hızlıca dönüp baktığımda koridorun ta öbür ucunda Demirtaş’ın çıkarıldığını gördüm. Bir hayli uzak bir noktada olmamıza rağmen arkamızı dönmemizi istediler. Biz koridorun en başındayız o en sonunda. Bizi görmesine bile tahammülleri yoktu.

Demirtaş’a ve hücre arkadaşı Selçuk Mızraklı’ya yönelik ağır bir tecrit uygulandığını iddia eden eski tutuklu, “Edirne, yüksek güvenlikli bir F tipi cezaevi. Yani en ağır suçlular bu cezaevinde. İletişim olanakları tüm mahkumlar için olabildiğince sınırlı. Ama Demirtaş ve Mızraklı için daha da sınırlı. Onlar hapis içinde hapisteler, tecrit içinde tecritteler” dedi.

“Birbirlerinden başka kimseyi görmüyor”

Demirtaş ve Mızraklı’nın birbirlerinden başka hiç kimseyi görmediğini söyleyen eski tutuklu, “Bizler mesela revire giderken pek çok kişiyi görüp selamlaşıyoruz. Kısa sürelerde sohbet ediyoruz. Cezaevinde bu tip iletişimler çok önemlidir. Ama onlar hiç kimseyi göremiyor. Belki Selahattin Başkan kendi durumuna çok dikkat çekmemek için detaylı anlatmıyor ama zaten insanlık dışı olan F tipi cezaevinde onlar çok daha beterini yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Cezaevi yönetiminin sert tutumuna rağmen gardiyanların Demirtaş’a ve Mızraklı’ya saygı duyduğunu belirten eski tutuklu, “Gardiyanlar çok iyi ve saygılılar. Hatta Demirtaş’ın koridorunda görevli olmak isteyen, bunun için gönüllü olan gardiyanlar var. Yeni gelen gardiyanların bilinçsiz olabileceğini, televizyonlarda duyduklarına inanıp saygısızlık edebileceğini düşünüyorlardı” dedi.

Haberin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Demirtaş, Erdoğan’a Seslendi: Halkın İradesine Saygı Duymak Bu Şekilde Olmaz

Abdullah Zeydan’ın mazbatasının Abdulahat Arvas’a verilmesine ilişkin açıklama yapan Demirtaş, Erdoğan’a seslenerek, “Seçim gecesi halkın iradesine saygı duyacağınızı ve mesajı aldığınızı belirtmiştiniz. Van’da yaşananlar sizin bu mesajlarınızla uyumlu değil maalesef. Halkın iradesine saygı duymak bu şekilde olmaz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bunu halk da Hak da kabul etmez. Bu gidişata daha en başından dur demenizi bekliyoruz. Tüm sorunların diyalog ve karşılıklı güven çerçevesinde çözümüne dönük iradeyi boşa çıkaran bu hukuksuz girişime, ülkenin Cumhurbaşkanı olarak dur demenizi bekliyoruz.”

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Abdullah Zeydan’ın memnu hakkının (seçilme hakkı) geri alınması ve mazbatasının Abdulahat Arvas’a verilmesine ilişkin açıklamada bulundu. Demirtaş’ın mesajı şöyle:

“Saygıdeğer halkımız, değerli kardeşlerim,

Hepinizi hasretle kucaklıyor, yürek dolusu selam, sevgilerimi gönderiyorum. Van başta olmak üzere, irademize en güçlü şekilde sahip çıkarak seçimlerde gösterdiğiniz başarı nedeniyle sizleri canı gönülden kutluyorum. Bizleri onurlandırdığınız, gururlandırdığınız için binlerce kez teşekkür ediyorum. Bu başarıda emeği olan tüm halkımıza, parti emekçilerimize ve Eş Başkanlarımız Abdullah Zeydan ve Neslihan Şedal’a şükranlarımı sunuyor, başarılar diliyorum.

Halkımız bu tutumuyla hücrelerimizi aydınlatmış, özgürlükteki ısrarıyla yakın geleceğin siyasi yol haritasını da çizmiştir. Ancak belli ki halkın kararlı iradesine halen saygı duymayanlar, geçen on yıldan ders almayanlar da var. Biz tüm hukuksuzluklara rağmen diyaloğun, barışın önünü açmaya çalışırken birileri ısrarla provokasyon peşinde koşmaktadır.

Buradan sizler aracılığıyla Sayın Cumhurbaşkanı’na seslenmek istiyorum. Seçim gecesi halkın iradesine saygı duyacağınızı ve mesajı aldığınızı belirtmiştiniz. Van’da yaşananlar sizin bu mesajlarınızla uyumlu değil maalesef. Halkın iradesine saygı duymak bu şekilde olmaz. Bunu halk da Hak da kabul etmez. Bu gidişata daha en başından dur demenizi bekliyoruz. Tüm sorunların diyalog ve karşılıklı güven çerçevesinde çözümüne dönük iradeyi boşa çıkaran bu hukuksuz girişime, ülkenin Cumhurbaşkanı olarak dur demenizi bekliyoruz

Van halkı başta olmak üzere tüm halkımızı, demokrasi yanlısı tüm güçleri, siyasi partileri bu hukuksuzluğa karşı durmaya çağırıyoruz. Zaman gerilim, çatışma zamanı değil, barışı inşa etme zamanıdır. Tüm siyasetçiler ve ülkeyi yönetenler Kürt halkının bu sesini duymalıdır. Halkımız, baskılara karşı sonuna kadar iradesine sahip çıkacaktır.

Van halkımız başta olmak üzere tüm halkımıza dayanışma dileklerimizi, sıcak selam, sevgilerimizi gönderiyor, özgür yarınlarda görüşebilmeyi diliyoruz.

An serkeftin an serkeftin.”

Paylaşın

Demirtaş’ın Avukatlarından “Mektup” İddialarına Yalanlama: Tümüyle Uydurma

Demirtaş Savunma Grubu, “Selahattin Demirtaş’ın, DEM Parti Genel Merkezi’ne seçime ilişkin mektup ilettiği” iddialarını yalanlayarak, “Haberler tümüyle uydurmadır” açıklamasında bulundu.

Haber Merkezi / Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere ilişkin bir süredir konuşulan açıklamasını avukatları aracılığıyla DEM Parti (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) Genel Merkezi’ne ilettiği iddia edildi.

İddialara ilişkin açıklama yapan Demirtaş Savunma Grubu, açıklamada, “Müvekkilimiz Sayın Selahattin Demirtaş’ın, DEM Parti Genel Merkezine seçime ilişkin mektup ilettiği haberleri tümüyle uydurmadır” ifadelerine yer verildi. Açıklamanın devamında, “Avukatları ve DEM Parti Genel Merkezini zan altında bırakan bu tür uydurma haberlere itibar edilmemesini rica ediyoruz” denildi.

Öte yandan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Selahattin Demirtaş’ın yerel seçimlere birkaç gün kala açıklama yapacağı iddialarına ilişkin açıklama yapmıştı. Hatimoğulları, “Selahattin Başkan bir açıklama yapacak olsa bile partimizin almış olduğu kararların paralelinde olacağı kanaatindeyim” demişti.

Paylaşın

DEM Parti’den Dikkat Çeken Selahattin Demirtaş Ve Leyla Zana Açıklaması

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Selahattin Demirtaş’ın yerel seçimlere birkaç gün kala açıklama yapacağı iddiaları ve Leyla Zana’nın Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarında yaptığı açıklamalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtlayan Tülay Hatimoğulları, “Selahattin Başkan bir açıklama yapacak olsa bile partimizin almış olduğu kararların paralelinde olacağı kanaatindeyim” dedi.

“Selahattin Demirtaş’ın bir açıklama yapması bekleniyor, siz de bekliyor musunuz?” sorusuna Hatimoğullları şu yanıtı verdi: “Biz Selahattin Bey’in bir açıklaması olup olmayacağını bilmiyoruz. Selahattin Başkan bir açıklama yapacak olsa bile partimizin almış olduğu kararların paralelinde olacağı kanaatindeyim. Biz stratejimizi belirlerken, biliyorsunuz seçilmişlerimizin çoğu cezaevindedir.

Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Ankara Büyükşehir Eş Başkan adaylarımızdan Gültan Kışanak, tutukluluk süresi bittiği halde cezaevinde tutuluyor. Biz elbette bu arkadaşlarımızın da görüş ve önerilerini aldık merkez yürütme kurulu ve parti meclisi olarak. Onların görüş ve önerileriyle süreci birlikte inşa ettik. O yüzden yapılacak bir açıklama olup olmadığını bilmiyorum, yapılacaksa da bu paralellikte olacağı kanaatindeyim.”

Tülay Hatimoğulları, Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarıyla birlikte sekiz yılın ardından siyaset sahnesine dönen Leyla Zana hakkında Çakır’ın yönelttiği “Leyla Zana’nın durumu nedir? Parti çizgisinden farklı bir duruşu mu var, yoksa DEM Parti ile aynı şeyleri mi söylüyor?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Leyla Zana’nın 8 sene sonra siyasete neden döndüğü sorusu bize çok soruluyor. Sizin sorunuzda da böyle bir ima var. Leyla Zana elbette Kürt halkının yetiştirmiş olduğu çok önemli bir Kürt kadın siyasetçi, çok önemli bir aktör. Bizimle birlikte olması, çalışmalarımıza destek vermesi, kampanyamıza destek vermesi bizleri güçlendiren bir şey. Leyla Zana ile bizim seçimlere dair yaklaşımlarımızda çok önemli bir farklılık olmadığı kanaatindeyim.”

Ne olmuştu?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 31 Mart yerel seçimlerine birkaç gün kala açıklama yapacağı iddia edilmişti.

Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarında konuşan Leyla Zana, “Ben umut ediyorum ki seçimlerin ardından barışın ve özgürlüğün yolunu açacağız” demişti.

Öte yandan 31 Mart yerel seçimi öncesi ‘ittifak’ tartışmaları devam ederken; DEM Parti bileşenlerinden Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nden (SYKP) CHP’nin yeniden aday gösterdiği İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na destek gelmişti.

SYKP, HDP’nin Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve DEM Parti’nin sert sözlerle yalanladığı Ahmet Saymadi’nin de kurucuları arasında yer aldığı bir parti.

İstanbul İl Başkanlığı’nın sosyal medya hesabından “Faşizmin inşasına karşı 31 Mart’ta AKP-MHP blokuna kaybettirelim” başlıklı bir açıklama yapan SYKP, “İstanbul başta olmak üzere yerel yönetimleri geri almanın AKP-MHP iktidar blokunun faşizmi inşa etme sürecindeki önemi ortadadır” demişti.

Paylaşın

İstanbul Seçimleri: “Demirtaş, Devreye Girebilir” İddiası

31 Mart’ta yapılacak seçimlere sayılı günler kalırken, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın İstanbul için devreye girebileceği öne sürüldü.

Selahattin Demirtaş, 2023 Genel Seçimleri’nin hemen ardından aktif siyaseti bıraktığını açıklamıştı. Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olmayacağını açıklamış ardından da vazgeçtiğini duyurmuştu.

Medyascope‘tan Ferit Aslan’ın haberine göre; Selahattin Demirtaş, seçimlere iki-üç gün kala sosyal medya hesabından açıklama yayımlayabilir ya da demeç vererek devreye girebilir. Kulislere göre Demirtaş, DEM Parti İstanbul adayları Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni’yi destek açıklayabilir.

Demirtaş, eşi Başak Demirtaş için sessizliğini bozmuştu

Demirtaş, 2023 Genel Seçimleri’nin hemen ardından aktif siyaseti bıraktığını açıklamıştı. Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olmayacağını açıklamış ardından da vazgeçtiğini duyurmuştu.

Başak Demirtaş yaptığı açıklamada, “Gelinen aşamada benim İstanbul Büyükşehir Belediyesi adaylık beyanımın bir başvuruya dönüşmemesi konusunda da Partimizle ortak görüş birliğine varmış bulunmaktayız. Tüm halkımız ve partililerimiz bilmeli ki bütün kararlar Partimizle tam bir uyum ve koordinasyon içerisinde alınmıştır” demişti.

Selahattin Demirtaş da yaptığı açıklamada, “Başak Hanımın adaylık açıklaması partimize güç vermek içindi, geri çekilme açıklaması da partimizin bilgisi dahilinde. Bütün bu süreçler birlikte yürütülmüştür halkımız bilsin. Halkımız bize güvensin, ne yaptığımızı biliyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Selahattin Demirtaş, Başak Demirtaş’ın İstanbul adaylığına isminin geçmesiyle ortaya atılan AKP ile iş birliği iddialarına tepki göstererek “Şu son yirmi günde yaşanan tartışmalara bile bakarak maalesef ki şu tespiti rahatlıkla yapabiliriz; Türkiye’de artık siyaset değil ‘tüccarlık’ yapılıyor” demişti. Demirtaş, tüm partilerin birbirleriyle görüşmesi gerektiğine de vurgu yapmıştı.

Paylaşın

Demirtaş Ve Mızraklı: Gasp Edilen Özgürlüklerimizi İstiyoruz

Diyarbakır’da düzenlenen barış konferansına mesaj gönderen Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı “Kürt halkının meşru haklarını kabul etmeyenler; ezmeye, yok etmeye çalışanlar açısından ise evet, bu onların ‘Kürt sorunu’dur. Biz Kürtlerin bir ‘Kürt sorunu’ yoktur. Halk olmaktan kaynaklı özgürlük hakkımız vardır” dedi ve eklediler:

“Bu hakkımızı kullanmak istediğimizde ise maruz kaldığımız katliamlar, zulümler, infazlar, işkenceler, sürgünler, idamlar, esaretler vardır. Kürt halkının kimseden bir talebi de yoktur. Çünkü talep etmek hiyerarşik bir ilişkiye gönderme yapar. Kürtler talep etmek yerine, gasp edilen özgürlüklerini geri almak istiyor.”

7 yıldan uzun zamandır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutulan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile 2019’daki yerel seçimlerde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) Başkanı seçildikten 5 ay sonra yerine kayyum atanan ve yaklaşık 5 yıldır cezaevinde Selçuk Mızraklı, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesinin düzenlediği “Kürt Sorununda Çözüm ve Barış Konferansı”na mesaj gönderdi.

Barış Vakfı’ndan Hakan Tahmaz’ın okuduğu mesajda şu ifadeler yer aldı: “Özellikle, Halepçe Katliamının yıl dönümü vesilesiyle, o vahşetin kurbanı olan tüm kardeşlerimizi anıyoruz. İnsanlığın henüz layıkıyla yüzleşmediği bu katliamın, tarihin tozlu sayfaları arasında unutulup gitmesine izin verilmeyeceğinin bilinmesini de istiyoruz.

Konferansınızın da konusu olan meselenin ‘Kürt sorunu’ şeklinde kavramsallaştırılmasını aslında hiçbir zaman içimize sindirmedik. Fakat ne yazık ki bu şekilde isimlendirildi ve kabul gördü. Bu kavramsallaştırmada ‘Kürt’ ve ‘sorun’ sözcükleri yan yana gelince Kürt’ün sorun olduğu veya sorun çıkardığı algısı da oluşuyor. Esasında bizim açımızdan doğru isimlendirme, ‘Kürtlerin özgürlük hakkı’dır. Kürt halkının meşru haklarını kabul etmeyenler; ezmeye, yok etmeye çalışanlar açısından ise evet, bu onların ‘Kürt sorunu’dur. Biz Kürtlerin bir ‘Kürt sorunu’ yoktur. Halk olmaktan kaynaklı özgürlük hakkımız vardır. Bu hakkımızı kullanmak istediğimizde ise maruz kaldığımız katliamlar, zulümler, infazlar, işkenceler, sürgünler, idamlar, esaretler vardır.

Kürt halkının kimseden bir talebi de yoktur. Çünkü talep etmek hiyerarşik bir ilişkiye gönderme yapar. Kürtler talep etmek yerine, gasp edilen özgürlüklerini geri almak istiyor. Bizim açımızdan Ankara, Tahran, Bağdat veya Şam birer talep makamı değildir, çözümün muhatabıdırlar. Tartışma konumuz ise anavatanımız Kürdistan’ın fiili, zoraki işgaliyle ortaya çıkan gasp hukukunun nasıl sonlandırılacağıdır.

Bizler, Türkiye’de siyaset yapan Kürt siyasetçiler olarak bu gasp hukukunun son bulması için demokratik, barışçıl, siyasi mücadeleyi tercih ettik ve bunun bedellerini ödüyoruz. Ancak karşılaştığımız tüm zorbalıklara, adaletsizliklere, hukuksuzluklara rağmen siyasi mücadelede, diyalog ve müzakerede ısrarcıyız. Konuşarak, tartışarak varılacak adil bir uzlaşmanın sonucunda onurlu bir barışın kurulmasından yanayız. Bunun koşullarının er geç sağlanacağından kuşkumuz yoktur. Fakat ne yazık ki, bu konuda gecikildiği her gün, her saat kan akmaya, canlarımız toprağa düşmeye devam ediyor. Dolayısıyla sizlerin yürüteceği cesur, hakkaniyetli tartışmaların pratik girişimlere vesile olmasını da yürekten diliyor, destekliyoruz.

Türkiye açısından, ‘Kürt sorunu’ başlığında bugüne kadar söylenmedik hiçbir şey kalmadı. Ama onurlu barış sağlanıncaya kadar ısrarla ve tekraren söylemekte de yarar var. Başka türlü, sorunlarımızı çözüm yoluna koyamayız. Türkiye’de ‘Kürt sorunu’nda diyalog ve müzakerenin tarafları, muhataplık konusunda da yeni arayışlara gerek yoktur, sonuç da alınamaz. Başarısız da olsa her çözüm süreci bizlere önemli deneyimler sunmuştur. Buralardan herkesin çıkaracağı doğru derslerle bu defa başarabiliriz diye umut ediyor, inanıyoruz.

Elbette Kürt sorununun çözümü, resmi olarak bir masa etrafında konuşulacaksa -ki bizce gecikilmeden konuşulmalıdır- masada Türkiye Cumhuriyeti devletini temsilen Hükümet olmak zorundadır. Hükümet de bugün itibarıyla Sayın Erdoğan şahsında temsil edildiğine göre, bu işin birinci muhatabı Sayın Erdoğan’dır. Yine geçmiş deneyimlerden bilinen, kabul gören ve devletin de resmi hafızasında meşruiyeti kayıt altına alınmış Sayın Öcalan bir başka muhataptır. Ancak böylesine köklü ve grift bir sorun iki şahsiyetin tek başına çözebilecekleri bir mesele de değildir.

Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisinin bizzat kendisi, Meclis’teki tüm siyasi partiler, Kürt siyasi partileri, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, aydınlar, kadın hareketleri, sendikalar, barolar gibi tüm toplumsal yapılar da konunun tarafı ve muhatabıdırlar. Onurlu, adil barışa inanan herkes bu sürecin aktif katılımcısı, yürütücüsü ve sahibi olmak zorundadır. Başka türlü, bu zorlu meselenin altından kalkılamaz. Bizler de Kürt siyasetçiler olarak, karşı karşıya olduğumuz tüm adaletsizliklere rağmen; rövanşist, intikamcı duygulara teslim olmak yerine, halkımızın hak ettiği onurlu barış uğruna her türlü desteği sunmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.

Onurlu barış için elini, gövdesini taşın altına koymaya hazır olanlar; küçük, şahsi hesaplar içine giremezler, girmemeliler. Sizler gibi bugün bu salonda tartışmaya katkı sunan tüm dostlarımız bizler açısından kıymetli barış elçileridir. Rolünüzün ve misyonunuzun, bu salonda konuşup dağılmaktan ibaret olmadığının sizler de farkındasınızdır. Yürüteceğiniz her onurlu barış çabasının arkasında, milyonlarca barışsever gibi bizim de desteğimizin, yüreğimizin olduğunu bilmenizi isteriz. Barış arayışımızın, ilgili tüm kesimlerce duyulmasını, önemsenmesini temenni ediyoruz. ‘Bu yaz büyük askeri harekatlara hazırlanıyoruz.’ diyenlerin, bunun yerine, ‘Bu yaz büyük barışa kapıları açacağız.’ demeleri herkese kazandırır. Öbür türlüsü, çok daha büyük felaketlere yol açar ve büyük kaybettirir.

Çabalarınızın somut girişimlere dönüşmesi, emeklerinizin onurlu barışa katkı sunması dileğiyle, bir kez daha her birinizi ayrı ayrı içten selamlıyor, özgür yarınlarda görüşebilmeyi umuyoruz.”

Paylaşın

Avrupa Konseyi’nden Osman Kavala Ve Selahattin Demirtaş Kararı

Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkındaki AİHM kararlarını görüşen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Osman Kavala için Ankara ile “diyaloğu sürdürme”, Selahattin Demirtaş için derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Avrupa Konseyi, Avrupa çapında insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü savunmak amacıyla 1949’da kurulmuş hükümetlerarası bir kuruluştur. Avrupa Konseyi’ne Rusya, Belarus, Kosova, Kazakistan ve gözlemci Vatikan hariç tüm Avrupa ülkeleri üyedir.

DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre, Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen iş insanı ve insan hakları aktivisti Osman Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından 10 Aralık 2019 tarihinde açıklanan ve 11 Temmuz 2022 tarihinde de onaylanan kararın uygulanma süreci Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından bu hafta Strasbourg’da bir kez daha ele alındı.

Bakanlar Komitesi, AİHM kararları gündemli toplantısı sonunda AİHM’nin Osman Kavala kararının uygulanış sürecinde Ankara ile teknik diyaloğu ön plana çıkaran politikasını sürdürdü. Komite, Ankara ile yürütülen üst düzey siyasi ve teknik görüşmelerin devam etmesini kararlaştırdı.

Kavala’nın tutukluluğuna ilişkin hak ihlali kararı veren ve Kavala’nın serbest bırakılmasını talep eden AİHM’nin kararını uygulamayan Türkiye, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin denetimine girmişti. AİHM kararı gereği Kavala’nın ‘derhal serbest bırakılması’ için Ankara’ya yeniden çağrıda bulunan ve diyalog vurgusu yapan Komite, Ankara’ya yönelik bir yaptırım kararı almadı. Komite, Kavala’nın avukatları ve kimi uluslararası sivil toplum kuruluşlarının Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) Kavala dosyasında devreye girmesi için yaptıkları çağrılara da olumlu yanıt vermedi.

Kavala dosyası 13 Kasım 2023 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic-Buric ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Ankara’da gerçekleşen görüşmelerinde ele alınmış, Bakanlar Komitesi bu ziyaret sonrası Aralık 2023’teki toplantılarında Mart 2024’e kadar üst düzey teknik temasların devam etmesi yönünde karar almıştı. Bu karar kapsamında Avrupa Konseyi’nden üst düzey bir heyet ‘Kavala’nın serbest bırakılması için Türk yargı sistemindeki mevcut yolları’ görüşmek üzere 15 Şubat 2024 tarihinde Ankara’da temaslarda bulunmuştu.

Bakanlar Komitesi’nin aldığı kararda geçen yıl her düzeyde başlatılan diyalog sürecinin ‘yapıcı’ ve ‘sonuç odaklı’ devam etmesi çağrısı yer aldı. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nin Osman Kavala tarafından yapılmış bireysel başvuruları AİHM kararları temelinde ivedilikle inceleyip karara bağlamasına özellikle vurguda bulunuldu. Komitenin kararında, Osman Kavala serbest bırakılmadıkça Türkiye’nin ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülüklerini ve hukuk devleti ilkelerini ihlale devam edeceği’ de özellikle not edildi.

Komite, AKPM’nin Kavala dosyasında devreye girmesine şimdilik sıcak bakmıyor. Kavala’nın avukatları ve kimi uluslararası sivil toplum kuruluşları (Human Rights Watch, The International Commission of Jurists, Turkey Human Rights Litigation Support Project) AKPM’nin 12 Ekim 2023 tarihli Osman Kavala kararı gereği Bakanlar Komitesi ile ‘Ortak Tamamlayıcı Prosedür’ adı verilen sürecin başlatılması çağrısında bulunmuştu.

Bugüne kadar somut olarak kullanılmayan bu yöntem, Bakanlar Komitesi’nde daha ziyade teknik düzeyde yürütülen diyalog sürecinin siyasi bir platform olan AKPM gündemine daha yoğun biçimde taşınması anlamına geliyor.

Geçtiğimiz haftalarda Kavala hakkında Strasbourg’a ayrıntılı bir dosya ileten uluslararası sivil toplum kuruluşları Bakanlar Komitesi’ne AKPM’nin 12 Ekim 2023 tarihli kararını olduğu gibi benimsemesi çağrısında bulunmuştu. AKPM kararında, Avrupa Konseyi ve AB ülkelerinin, Osman Kavala hakkındaki AİHM kararının yerine getirilmemesi halinde ‘Magnitsky mevzuatları’ ya da benzeri hukuksal araçları kullanarak Ankara’ya spesifik yaptırımlar uygulamaları da istenmişti.

AİHM kararlarının infazı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetleniyor. Bakanlar Komitesi, AİHM’nin 10 Aralık 2019 tarihli Osman Kavala kararı yerine getirilmediği gerekçesiyle 2 Şubat 2022 tarihinde Türkiye hakkında “ihlal prosedürü” adı verilen süreci başlatmış, bu kapsamda Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini AİHM’ye sormuş, AİHM 11 Temmuz 2022 tarihinde Osman Kavala kararının yerine getirilmediğine hükmetmişti.

Kavala’nın avukatları bu yıl Ocak ayında AİHM’e yeni bir dava başvurusunda bulundu. Başvuru AİHM’nin 2019 yılında verdiği kararla ilgili ihlal sürecinin devamı ve Kavala hakkında Türk mahkemeleri önünde 28 Eylül 2023 tarihinde kesinleşmiş mahkumiyet kararına ilişkin hak ihlali iddialarını kapsıyor. Başvuru henüz AİHM tarafından Türk hükümetine tebliğ edilmedi.

AKPM’nin her yıl insan hakları aktivistlerine verdiği Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’ne geçen yıl Osman Kavala layık görülmüş, ödülü 9 Ekim 2023 tarihinde Strasbourg’da düzenlenen bir törenle Kavala adına eşi Ayşe Buğra Kavala almıştı.

Selahattin Demirtaş için tahliye çağrısı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu hafta Selahattin Demirtaş hakkındaki son AİHM kararını da ele aldı. Komite, AİHM kararı gereği Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması çağrısını yineledi ve durumunda değişiklik olmaması halinde Haziran 2024’teki oturumlarında ikaz niteliğinde bir ara karar alacağı mesajı verdi.

Paylaşın

Demirtaş’a ‘Üst Araması Dayatması’ndan Vazgeçildi

Selahattin Demirtaş’ın avukatı Ramazan Demir, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Demirtaş’a yönelik Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla başlatılan üst araması dayatmasının sona erdiğini ifade etti.

Haber Merkezi / Cezaevi görevlileri, Selahattin Demirtaş’tan görüşe çıkacağı sırada ayakkabılarını çıkartmasını istemiş (üst araması dayatması), Demirtaş’ta bunun üzerin, aile, milletvekili ve avukat görüşlerine çıkmayacağını duyurmuştu.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a yönelik Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla başlatılan üst araması dayatması sona erdi.

Demirtaş’ın avukatlarından Ramazan Demir, Demirtaş Savunma Grubu adına yazılan metni sosyal medyadan paylaştı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Müvekkilimiz Sayın Selahattin Demirtaş’a avukat görüşü öncesi ve sonrası dayatılan ayakkabı çıkarma şeklindeki hukuksuzluktan, yapılan görüşmeler sonucu vazgeçilmiştir.

Konuya gösterilen duyarlılık ve verilen destek için herkese teşekkür ediyor, müvekkilimiz Sayın Demirtaş’ın selamlarını iletiyoruz.”

Ne olmuştu?

Demirtaş’ın avukatı Ramazan Demir, dün yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla onur kırıcı üst arama dayatmasına maruz bırakıldığı belirtilerek, “Sayın Demirtaş’ın görüş için odadan her çıkış ve girişinde, kameraların önünde ayakkabılarını çıkarması dayatılmaktadır” demişti.

“Sayın Demirtaş, bu uygulamayı onur kırıcı bir zorbalık olarak tanımladığını ve asla kabul etmeyeceğini belirterek bundan böyle aile, avukat ve milletvekili görüşlerine çıkmayacağını ifade etmektedir” sözlerinin yer aldığı açıklama şöyle son bulmuştu:

“Konuyla ilgili, DEM Parti Genel Merkezi de acilen bilgilendirilmiştir. Parti yetkilileri, Adalet Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunarak bu onur kırıcı dayatmadan derhal vazgeçilmesini isteyecektir.”

Demirtaş’a yönelik dayatmaya DEM Parti bir açıklama ile tepki göstermişti. DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu’nun açıklamada şu ifadelere yer verilmişti:

“Edirne Cezaevi’nde hukuksuz şekilde rehin tutulan yoldaşımız Selahattin Demirtaş’a, görüşlere gidip gelirken onur kırıcı üst araması uygulamasının dayatılmaya başlandığı avukatları tarafından kamuoyuna duyurulmuştur.

Demirtaş’a yönelik bu onur kırıcı ve hukuksuz dayatmayı reddediyoruz. Seçim çalışmalarımızın engellenmesini de amaçlayan cezaevlerindeki artan bu baskıların sorumluluğunun Adalet Bakanlığı ve iktidarda olduğunu ifade ediyoruz.

DEM Parti olarak, seçim çalışmalarımızı seçilmişlerimizin ve tutsak arkadaşlarımızın da katıldığı bir kampanyayla yürütmekteyiz. Seçim çalışmaları başladığından bu yana halkımızın her alanda partisini sahiplenmesi karşısında siyasi acziyet yaşayan iktidar her türlü hukuksuzluğu devreye koymaktadır. Ancak bilinmelidir ki insanlık onuruna aykırı olan bu hukuksuzluklar ile DEM Parti durdurulamaz.

Demirtaş’a ve cezaevlerindeki arkadaşlarımıza karşı artan insanlık dışı uygulamaların bir an önce son bulması çağrısı yapıyoruz. Demokratik muhalefeti ve kamuoyunu da bu hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz.”

Paylaşın