AK Parti Seçimi Öne Çekmek İçin Harekete Geçti

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Lideri Bahçeli’nin, yılbaşından birkaç gün önce yaptığı görüşmede de seçimlerin öne alınması konusunda uzlaştığı kulislere yansımıştı. AK Parti, normal zamanı 18 Haziran 2023 olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimini öne çekmek için harekete geçti.

AK Parti Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında, seçimlerin 9 Nisan’dan sonra, 18 Haziran’dan önceki bir  tarihte yapılmasına dönük alternatif senaryolar ele alındı.

30 Nisan, 7 Mayıs seçeneklerinin de değerlendirildiği MYK’de kesin karar alınmamakla birlikte ağırlıklı görüş, seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılması yönünde oldu.

Normal takvime göre 18 Haziran’da yapılması gereken seçim tarihinin, üniversite sınavları ile çakışması, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun Kurban Bayramı’na denk gelmesi, hac ve okulların tatil olması gibi nedenlerle, AK Parti’de uzun süredir seçimlerin öne alınacağı konuşuluyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, yılbaşından birkaç gün önce yaptığı görüşmede de seçimlerin öne alınması konusunda uzlaştığı kulislere yansımıştı.

Erdoğan’la son görüşmesine kadar seçimlerin hep “zamanında” yapılacağını söyleyen Bahçeli de dünkü grup toplantısında, “Cumhurbaşkanı ve milletvekili genel seçimleri ister zamanında ister erkene alınsın biz iki seçeneğe hazırız. Seçim kararının alınabilmesi için ya 360 vekilin oyu ya da Cumhurbaşkanımızın Türkiye’yi seçime götürmesi lazımdır. İki yol da hukukidir” diyerek ilk kez seçimlerin öne alınacağının sinyalini verdi.

MYK’de seçim sunumu yapıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında Pazartesi günü yapılan AK Parti MYK toplantısında, Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, seçim hazırlıkları ve seçimin öne alınması halinde takvimin nasıl işleyeceğine ilişkin sunum yaptı.

Edinilen bilgiye göre, toplantıda ittifak sisteminde değişiklik de öngören yeni seçim yasasının yürürlüğe gireceği tarih de dikkat alınarak, 9-18 Haziran tarihleri arasına denk gelen pazar günlerine göre alternatif senaryolar masaya yatırıldı.

Toplantıda, Ramazan ayı olması ve 21-23 Nisan’ın da bayrama denk gelmesi nedeniyle, en erken 30 Nisan tarihi en geç de 28 Mayıs tarihleri tarihlerinde seçim yapılabileceği değerlendirmesi yapıldı. Erdoğan-Bahçeli görüşmesinde 30 Nisan tarihinde uzlaşma sağlandığı iddiaları kulislere yansımakla birlikte AK Parti MYK’de bazı üyeler, 30 Nisan’da seçimin yapılması halinde, kampanya dönemi büyük oranda Ramazan ayına denk geleceği  için hem mitinglerde hem de sahada çalışma yapmakta zorlanılacağı görüşünü dile getirdi.

Toplantıdan sonra BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a değerlendirmede bulunan bir üst düzey bir AK Partili, Ramazan ayında kampanya yürütmenin son derece zor olacağına işaret ederek, “Seçim tarihine ilişkin bir karar alınmadı, en elverişli tarihler ne olabilir, onlar değerlendirildi. Ama seçimlerin kesinlikle 30 Nisan’da yapılmayacağını söyleyebilirim” dedi.

14 Mayıs ağırlık kazandı

7 Mayıs tarihi üzerinde yapılan simülasyonlarda ise cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması halinde, Cuma gününe denk gelen 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle üç gün tatil olacağı için seçmen hareketliliği olabileceği tespiti yapıldı.

MYK’de, hem Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara geliş yıldönümü olması nedeniyle simgesel önem taşıyan, hem de cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tur ihtimali hesap edilerek, ağırlıklı görüş seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılması yönünde oldu. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması halinde ikinci tur 15 gün sonra, yani 28 Mayıs’ta yapılacak.

Bu tarihlerde, tatil, hac veya bayram gibi etkenler olmayacağı değerlendirmesi yapıldı.

‘Seçim kararını Erdoğan alabilir’

Toplantıda seçim tarihi ile ilgili muhalefetin tutumu da değerlendirildi. CHP ve İYİ Parti’nin 6 Nisan’dan sonraki bir erken seçime “evet” demeyeceği yönündeki açıklamalar da dikkate alınarak, parlamentodan karar çıkmayabileceği değerlendirildi.

HDP de diğer muhalefet partileri gibi 6 Nisan’dan sonraki bir erken seçim önerisine destek vermeyecek.

Parlamentonun seçim kararı alabilmesi için en az 360 milletvekilinin destek vermesi gerekiyor.

Ancak AK Parti, MHP ve BBP’den oluşan Cumhur İttifakı’nın sandalye sayısı 334’te kaldığı için, erken seçim kararını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın alması gerekebilir.

EYT en geç Şubat başında yasalaşacak

Siyasi kulislerde AK Parti’nin seçim tarihi belirlemesinde yılbaşında çalışan veya emekli kesimlere yapılan zamlar, EYT düzenlemesi, başörtüsüne ilişkin anayasa değişiklikleri gibi partiye oy getirileceği hesap edilen düzenlemelerin etkisini yitirmeden seçime gideceği konuşuluyordu.

MYK toplantısında da başörtüsüne ilişkin anayasa değişikliği, düzenlemesi, sözleşmeli personele kadro ve başörtüsüne ilişkin anayasa değişikliği ile ilgili Meclis süreci de değerlendirildi.

EYT ve sözleşmeli personele kadro düzenlemesinin Ocak ayı içinde Meclis’e sunulması ve en geç Şubat ayı başında yasalaştırılması görüşü benimsendi.

Başörtüsüne anayasal güvence içeren düzenleme için muhalefet grupları ile ikinci kez görüşülmesi de kararlaştırıldı.

Bu çerçevede, AK Parti grup başkanvekillerinin 15 Ocak’tan sonra muhalefet turuna çıkacağı ve ardından da teklifin Meclis’te görüşme sürecinin başlatılacağı öğrenildi.

Üç dönem kuralı işletilecek mi?

Edinilen bilgiye göre Erdoğan MYK’de ayrıca, aday olmak için görevlerinden istifa edecek olan belediye başkanları, teşkilat yöneticileri ile “üç dönem” kuralına takılan milletvekilleri ile ilgili çalışma yapılması talimatı verdi.

AK Parti tüzüğüne göre bir kişi en fazla üç dönem milletvekili olabiliyor.

Bu süreyi dolduranların bir dönem ara vermesi gerekiyor.

Aralarında TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Binali Yıldırım, Hayati Yazıcı, Ali İhsan Yavuz, Cevdet Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda milletvekili ve parti yöneticisi üç dönem kuralına takılıyor.

Ancak AK Parti tüzüğünde daha sonra yapılan değişiklikle, bu kural esnetildi ve üç dönem kuralına takılanların aday gösterilip gösterilmemesi konusunda Merkez Karar Yönetim Kurulu’na (MKYK) yetki verildi.

2023 seçimlerinde de, üç dönem kuralına takılanlarla ilgili MKYK kararıyla istisnalar getirilerek bazı isimlerin yeniden aday gösterileceği belirtiliyor.

CHP’de beklenti 30 Nisan

6 Nisan’dan sonraki bir tarihte seçim kararına parlamentoda destek vermeme kararı alan CHP kulislerinde ise seçim tarihine ilişkin beklenti 30 Nisan.

Erdoğan ve Bahçeli’nin bu tarihte anlaştığı iddiasına dile getiren bazı üst düzey CHP’liler, AK Parti’nin “simge tarihleri sevdiğine” işaret ederek, 30 Nisan’da seçime gidilmesi halinde takvimin 28 Şubat’ta başlayacağına dikkat çekiyor.

CHP kulislerinde AK Parti’nin, muhafazakar tabanın Ramazan hassasiyetini de dikkate alarak, özellikle “iftar programları” ile seçim kampanyasını yürüterek avantaj elde etme hesabı yapacağı dile getiriliyor.

Paylaşın

AK Parti Olası Seçim Tarihlerini Ele Aldı: 10 Seçenek

AK Parti Seçim İşlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz olası tarihlere dair AK Parti MYK’ya sunum yaptı. MYK’da olası 10 haftadan 30 Nisan, 7 Mayıs ve 14 Mayıs tarihlerinden birinde yapılması konusunda görüş birliği oluştu.

Edinilen bilgilere göre, AKP’de kurmayların ağırlıklı eğilimi 14 Mayıs olurken üç tarihten birisi için karar alınmadı. Hem MHP hem de BBP ile yapılacak temaslardan sonra kararın netleşmesi bekleniyor.

Cumhur İttifakı’nın paydaşları Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, geçtiğimiz hafta Beştepe’de seçim tarihini görüşmüştü. İki lider 30 Nisan konusunda eğilimini ifade ederken partilerle görüşmelerin ardından netleştirilmesi kararı alınmıştı.

Erdoğan-Bahçeli görüşmesinde ele alınan konu başlıkları dün toplanan AK Parti MYK’da da detaylı bir şekilde masaya yatırıldı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK sonrası “Seçimler 18 Haziran’dan önceye çekilebilir ama bu erken seçim denebilecek kadar erken bir tarih olmayacak” ifadelerini kullandı.

6 Nisan’dan sonra 10 seçenek

DW Türkçe’den Kıvanç El’in AK Parti kaynaklarından edindiği bilgiye göre MYK’da 6 Nisan ile 18 Haziran arasında 10 hafta tek tek artıları ve eksileriyle ele alındı. AK Parti Seçim İşlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz olası tarihlere dair MYK’ya sunum yaptı. MYK’da olası 10 haftadan 30 Nisan, 7 Mayıs ve 14 Mayıs tarihlerinden birinde yapılması konusunda görüş birliği oluştu. Edinilen bilgilere göre, AK Parti’de kurmayların ağırlıklı eğilimi 14 Mayıs olurken üç tarihten birisi için karar alınmadı. Hem MHP hem de BBP ile yapılacak temaslardan sonra kararın netleşmesi bekleniyor.

AK Parti MYK’da 30 Nisan tarihinin bayramdan sonraki hafta olması nedeniyle parti teşkilatlarında seçime bayram arası vermesinin miting takvimini de olumsuz etkileyeceği görüşü dile getirildi. Bu nedenle AK Parti kurmayları 14 Mayıs’ı işaret etti. İlk turun 30 Nisan’da olması durumunda eğer ikinci tura seçim kalırsa bu tarihin 14 Mayıs’a gelmesi nedeniyle bu tarihi savunanlar da azınlıkta olsa da yer aldığı kaydedildi.

Neden hemen açıklanmıyor?

Edinilen bilgiye göre Erdoğan seçimin öne çekileceğine dair açıklamayı partisinin grup toplantısında yapacaktı, ancak bundan vazgeçildi. Bunun gerekçesinin de seçim tarihini şimdiden açıklamanın bürokrasiyi kilitleyebileceği endişesi. Ayrıca Meclis çalışmaları sürerken seçim kararı açıklanmasının Meclis çalışmalarını da olumsuz etkileyeceği görüşü dile getirildi.

Bu noktada Şubat ortasından Mart ayına kadar zaman olduğu değerlendirildi ve erken seçim kararının bu tarihte açıklanması görüşü dile getirildi. AK Parti MYK’da seçimin erken tarihte açıklanmasının “seçim ekonomisi uygulayacaklar” eleştirilerine de yol açabileceği endişesi dile getirildi. 18 Haziran tarihi ise hem hac işlemleri hem sınav takvimi nedeniyle öne çekilmek isteniyor.

“Seçimin erkene alınması kesinleşti”

Muhalefet seçimin eğer 18 Haziran’dan öne çekilecekse 6 Nisan tarihinden önce yapılmasında ısrarlı. Çünkü seçim kanunlarında değişikliği içeren Anayasa 6 Nisan 2022 tarihinde yürürlüğe girdiğinden 6 Nisan 2023’ten sonra yapılacak seçimlerde milletvekili hesabında değişikliğe gidilecek. Bu durumda mevcut son seçim dikkate alındığında muhalefetin milletvekili sayısı olumsuz etkileniyor.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve MHP lideri Bahçeli’nin açıklamaları sonrasında seçimin erkene alınması konusunun artık kesinleştiğini söyledi ve “CHP olarak, iktidarın hatalar yaptığını, yanlış kararlar aldığını ve seçimlerin erkene alınması gerektiğini bir süredir ısrarla söylüyoruz” dedi.

“6 Nisan sonrası kararında biz yokuz”

6 Nisan’dan önce yapılması kaydıyla seçimlerin erkene alınması kararına CHP’nin olumlu oy kullanacağını söyleyen Özgür Özel, “Ancak 6 Nisan’dan sonra yapılması öngörülen seçimlerin bir siyaset mühendisliği anlamına geleceğini ve erken seçim kategorisinde sayılamayacağından hareketle, bu karara dahil olmayız. Eğer 6 Nisan’dan sonrası için bir karar alınması öngörülüyorsa, bunun nasıl olacağı mevzuatımızda açıktır, biz 6 Nisan’dan sonrası için alınacak bir kararda yokuz. Biz bu düşüncemizi, geçen yıl iki partiyle birlikte diğer partilerle istişare etmeden kendi çıkarlarına uygun biçimde Seçim Kanunu’nda değişiklik getirdikleri zamanda söylemiştik” açıklaması yaptı.

Meclis mi Erdoğan mı?

AK Parti MYK’da öncelikle Meclis”ten bu kararın çıkması fikri de oluştu. Mecliste grubu bulunan muhalefet partileri ile temas kurulacak. AK Parti, MHP ve BBP’nin 335 oyu bulunuyor. Seçim kararı için 25 vekilden destek aranacak.

Muhalefetten öne çekilmeye destek gelirse seçim kararı alınabilecek. Muhalefet destek vermemesi durumunda ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla seçime gidilebilecek. Alınacak kararın ardından Mart ayının ilk haftasında YSK’nın da seçim takvimini başlatması bekleniyor.

Devlet Bahçeli: İki yol da hukuki

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de seçim tarihine ilişkin grup toplantısında konuştu, “Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri ister zamanında yapılsın isterse de erkene alınsın, biz iki seçeneğe de varız ve hazırız” dedi.

Seçim kararı için 360 milletvekilinin “evet” oyuyla Meclis kararı gerekli olduğunu ya da Cumhurbaşkanı’nın yetkisine dayanarak Türkiye’yi seçime götürmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Bahse konu bu iki yol da hukukidir, anayasal bir yetkinin kullanım hakkıdır. Altılı masayı oluşturan partilerin 6 Nisan 2023’ten önce yapılacak bir seçime sıcak bakıp, sonrası için ipe un sermesi demokratik ve dengeli bir siyasi tavır değildir” açıklaması da yaptı.

Başörtüsü için ziyaretler

Öte yandan MYK toplantısında başörtüsü ve aileye dair Anayasa teklifine dair süreç de değerlendirildi. Meclis’te grubu bulunan partilere ziyaretlerinin önümüzdeki iki hafta içinde başlaması bekleniyor. Altılı masa da 5 Ocak’taki toplantısında ortak tutumu görüşecek.

Paylaşın

Hangi Davalar, 2023 Seçimlerini Doğrudan Etkileyecek?

Seçim takvimine göre 18 Haziran 2023’te yapılması gereken Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinin öne alınması planlanırken, seçim sonuçlarını etkileyecek gelişmelerde öne çıkan konular arasında. Gözler, sandıktan önce mahkeme salonlarına çevrilmiş durumda.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; 2023 yılında karara çıkması beklenen üç dava, hem Cumhurbaşkanlığı seçimini hem de TBMM’deki sandalye dağılımını doğrudan etkileyecek.

HDP kapatma davası ne aşamada?

Bunlardan ilkini HDP kapatma davası oluşturuyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Haziran 2021 yılında HDP hakkında temelli kapatılması talebiyle iddianame hazırlamıştı. 843 sayfalık iddianamede, partinin temelli kapatılması ve hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılması istenmişti. Selahattin Demirtaş’ın arasında bulunduğu 451 partili hakkında ise siyasi yasak talep ediliyor. Dava Anayasa Mahkemesi’nde bugüne kadar dosya üzerinden görüşüldü.

Ancak 5 Ocak Perşembe günü kritik bir talep görüşülecek. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in “HDP’nin PKK ile organik bağının dava sürecinde de devam ettiği” iddiasıyla Hazine yardımı bulunan hesaplarına ivedilikle bloke konulmasını talebini 5 Ocak’ta görüşecek. Bu konuda Yargıtay Başsavcılığı’nın yeni göndereceği “deliller” belirleyici olacak. Bu talep kabul edilirse HDP, 2023 seçimleri için Hazine’den alacağı 539 milyon TL yardımı kullanamayacak.

10 Ocak’ta sözlü beyan

Kapatma davasına ilişkin ilk açık duruşma Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu’nda 10 Ocak günü yapılacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, bu tarihte davanın esasına ilişkin sözlü beyanlarda bulunacak.

Bekir Şahin’in beyanlarına karşı HDP’nin sözlü savunma yapması için bir ay süre verilecek. AYM, talep halinde bu bir aylık süreyi uzatabilecek. Sürenin sonunda AYM Başkanı’nın belirleyeceği bir günde açılacak duruşmada HDP yöneticileri suçlamalara karşı savunma yapacak. Ancak 13 Şubat’ta AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın başkanlıktaki görev süresi doluyor. Bu nedenle yeni başkanlık seçimi yapılacak. Zühtü Arslan’ın aday olmaması veya yeniden seçilememesi durumunda yeni başkan, kapatma davası sürecini yönetecek.

Sözlü beyanlardan sonra AYM Başraportörü, davaya ilişkin esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu rapor AYM üyelerine dağıtılacak. Anayasa Mahkemesi Başkanı, raporun dağıtılmasından sonra belirli bir gün tespit ederek, kapatma davasının esastan görüşme aşamasını başlatacak. Bu görüşme sonunda kapatma kararı çıkıp çıkmayacağı belli olacak. Kapatma kararı alınabilmesi için 3’te 2 oy çoğunluğu aranacak.

Kapatma kararı seçimleri nasıl etkileyecek?

Kapatma kararı, seçime girecek partilerin belirlenmesi ve milletvekili aday listelerinin kesinleştiği bir dönemde çıkarsa HDP seçimlerde saf dışı kalacak. Bu durumda parti seçime giremeyecek. Ancak HDP’nin olası bir kapatma kararına karşı, ittifak yaptığı bileşenlerinden bir partiyi desteklemesi bekleniyor.

Ancak seçimlerin ardından kapatma kararı çıkarsa, seçilen milletvekilleri bağımsız olarak görevine devam edecek. Ancak içlerinde siyasi yasak kararı verilen olursa bunlar milletvekilliğini sürdürecek fakat beş yıl boyunca hiçbir siyasi partiye üye olamayacak.

Kobani davası hızlandı

HDP kapatma davasına paralel olarak Ankara’da açılan Kobani olayları davası sürüyor. Selahattin Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu dava Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Geçen yılın sonunda yapılan duruşmada, mahkeme HDP’nin eski eş genel başkanları Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın arasında bulunduğu beş sanığın savunması tamamlanmadan, dosyanın esas hakkındaki mütalaa için savcıya gönderilmesine karar verdi.

Duruşmalar 7, 8, 9 Şubat tarihlerinde yapılmak üzere ertelendi. Bu duruşmada savcının mütalaasını açıklaması bekleniyor. Bu aşamadan sonra 108 sanık ve avukatları, mütalaaya karşı esas hakkında savunmalarını yapacak. Bu davadaki sürecin de seçim öncesinde bitmesi bekleniyor.

Davada ceza alanlar, karar kesinleşmediği için siyasi yasaklı olmayacak. Ancak milletvekili seçilenlerin, karar daha sonra kesinleştiğinde milletvekilliği düşecek. Bu nedenle Kobani davasının sonuçları, 2023 seçimleri sonrasına etki edecek ve milletvekili dağılımı etkileyecek.

Ekrem İmamoğlu’nun cezası kesinleşecek mi?

2023 seçimlerinin olası Cumhurbaşkanı aday adayları arasında adı geçen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kaderi de yargıya bağlı.

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi, İmamoğlu’na Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine “ahmak” dediği gerekçesiyle 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası vermişti. Ancak cezada herhangi bir iyi hal indirimi yapılmadı. Kararda, İmamoğlu’na siyasi yasak anlamı taşıyan Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi de uygulandı. Ancak kararın hayata geçmesi için mahkûmiyetin İstinaf ve Yargıtay aşamalarından geçmesi gerekiyor.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi’nin kararı onamasından sonra dosya Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne gidecek. Olağan şartlarda dosyanın temyiz aşamasının tamamlanmasının en az 2 yıl alması gerekiyor. Ancak seçim öncesinde sürecin hızlı yürütülmesi halinde ceza onanırsa İmamoğlu siyasi yasaklı hale gelecek. Bu durumda Cumhurbaşkanı adayı olamayacak ve aynı zamanda 2024’teki yerel seçimlerinde de adaylık yolu kapanacak. Mevcut belediye başkanlığı ise onama kararıyla birlikte düşecek.

İçişleri Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürüttüğü “terör” soruşturması sonucunda hazırladığı rapor, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilmişti. İmamoğlu hakkında bu kapsamda “görev” veya “terör” suçu iddiasıyla bir soruşturma başlatılırsa İçişleri’nin İmamoğlu’nu görevden alma yetkisi doğuyor. Ancak bu durum Cumhurbaşkanı adaylığına engel değil.

Paylaşın

CHP’de 40 İl Ve 39 İlçe Başkanı İstifa Etti

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 2023’te yapılacak olan seçimler için milletvekili aday adayı olmak isteyen ve aralarında İzmir, Bursa, Mersin’in de olduğu 40 il ve 39 ilçe başkanı görevlerinden istifa etti.

CHP’nin, il ve ilçe başkanlarına milletvekili aday adayı olmak için verilen istifa süresi 26 Aralık’ta doldu. CHP’den milletvekili aday adayı olabilmek için aralarında İzmir, Bursa, Mersin’in de olduğu 40 il başkanı ile 39 ilçe başkanı istifa etti.

CHP’den milletvekilliği adaylığı için istifalara dair Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı tarafından yapılan bilgilendirme notunda istifa eden il başkanları ve görev yaptıkları iller şu şekilde sıralandı:

Manisa: Musa Semih Balaban
Aydın: Ali Çankır
Kırklareli: Alaaddin Güncer
İzmir: Deniz Yücel
Muğla: Adem Zeybekoğlu
Kayseri: Ümit Özer
Çanakkale: Metin Ümit Ural
Bursa: İsmet Karaca
Nevşehir: Kamil Gülmez
Malatya: Enver Kiraz
Isparta: Hikmet Yalım Halıcı
Erzincan: Ayhan Doğan
Aksaray: Ali Abbas Ertürk
Tokat: Çağdaş Kurtgöz
Uşak: Ali Karaoba
Yalova: Mehmet Gürel
Çorum: Mehmet Tahtasız
Balıkesir: Serkan Sarı
Konya: Barış Bektaş
Burdur: İzzet Akbulut Burdur
Mersin: Adil Aktay
Kırşehir: Şeref Baran Genç
Hakkari: Nazım Demir

Tunceli: Ali Mustafa Çelik
Van: Seracettin Bedirhanoğlu
Batman: Hüseyin Yaşar
Trabzon: Ömer Hacısalihoğlu
Kocaeli: Özgür Yıldızlı
Karaman: Mustafa Cem Kağnıcı
Ordu: Atilla Şahin
Hatay: Hasan Ramiz Parlar
Afyonkarahisar: Yalçın Karagöz
Edirne: Fevzi Karagöz
Kırklareli: Alaaddin Güncer
Aydın: Ali Çankır
Rize: Saltuk Deniz
Denizli: Bülent Nuri Çavuşoğlu
Karabük: Abdullah Çakır
Artvin: Ahmet Biber
Gümüşhane: Bedri Ağaç
Kilis: Mehmet Akif Perker
Sivas: Yılmaz Coşkun

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, Seçim Kurullarıyla İlgili İptal Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) il ve ilçe seçim kurulları başkanlarının seçilmesiyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yapılan değişiklik üzerine açtığı iptal davasını oybirliği ile reddetti.

Anayasa Mahkemesi, geçen yıl mart ayında Meclis’ten geçen Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkındaki Kanun’daki değişikliklerle ilgili yapılan başvuruyu karar bağladı.

Seçimlerde görev yapacak il ve ilçe seçim kurulu başkanlarının en kıdemli hakimler yerine birinci sınıfa ayrılmış veya birinci sınıfa ayrılma niteliği taşıyan hakimler arasından kura ile belirlenmesi kuralı getirilmesiyle ilgili CHP’nin yaptığı başvuruyu değerlendiren AYM, düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verdi.

Kısa Dalga’dan Ersin Tatar‘ın haberine göre AK Parti’nin kendi seçim hakimlerini belirleyeceği eleştirilerine neden olan düzenlemeyle ilgili başvuru oybirliğiyle reddedildi.

Yüksek Mahkeme, il seçim kurulu başkan ve üyelerinin “kınama veya daha ağır disiplin cezası almamış en az birinci sınıfa ayrılmış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş hâkimler arasından” seçilmesinde Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına hükmetti.

Anayasa Mahkemesi’nin kararında aynı şekilde ilçe seçim kurulu başkan ve üyelerinin birinci sınıfa ayrılmış veya bu niteliği taşıyan hakimler arasından kura ile belirlenmesinin de Anayasa’ya uygun olduğuna karar verdi. Mahkeme bu iki kritik kararı oybirliğiyle aldı.

Mahkeme, “İl seçim kurulu başkan ve üyeleri ile ilçe seçim kurulu başkanları, bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde belirlenmesi”ni içeren düzenlemenin iptali istemini ise oy çokluğuyla reddetti. Mahkeme bu kararını ise aralarında Başkan Zühdü Arslan’ın da bulunduğu 5 üyenin karşı oyuyla aldı.

Paylaşın

AFP’den Dikkat Çeken Haber: Kürtler, Kendilerini Temsil Edecek Cesur Aday Arıyor

2019’daki yerel seçimlerde oyların yüzde 72’sini alarak Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Bismil Belediye Eş Başkanı olan ama daha sonra yerine kayyum atanan Orhan Ayaz, “6 milyon seçmenimiz var ve Kürtleri destekleyecek cesur bir aday arıyoruz” görüşlerini paylaştı. 

Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nden (DİTAM) Mesut Azizoğlu, “Seçimler öncesinde hem hükümetin de hem de muhalefetin Kürtlerle yakın olarak görülmekten kaçındığı” ifade ederek şu ifadeleri kullandı: Korkmayın, biz Türkiye’yi bölmek istemiyoruz. Buna rağmen muhalefet liderleri de Kürtlerle birlikte görülmek istemiyor. Sessiz kalmaları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işine yarıyor.

Fransız haber ajansı AFP, abonelerine bugün servis ettiği “Kürtler, Türkiye’deki seçimlerde ‘cesur’ adaylar arıyor” başlıklı haberinde Kürt siyasetçilerle yaptığı görüşmeleri aktardı.

Habere eski Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin 28 Kasım 2015’te Diyarbakır’ın Sur ilçesinde başından vurularak öldürüldüğünün hatırlatmasıyla başlayan AFP, sonrasında ajansa konuşan Orhan Ayaz’ın görüşlerini aktardı.

Ajansın, “6 milyon seçmenimiz var ve Kürtleri destekleyecek cesur bir aday arıyoruz” görüşlerini paylaştığı Ayaz, 2019’daki yerel seçimlerde oyların yüzde 72’sini alarak Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Bismil Belediye Eş Başkanı olmuş ama daha sonra yerine kayyım atanmıştı.

Ayaz’a bu yıl martta “terör örgütü üyeliği” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti.

Haberde, Ak Parti hükümetinde bugüne dek HDP’den seçilmiş en az 60 siyasetçinin benzer suçlamalarla karşı karşıya kaldığı ve yerlerine kayyım atandığı hatırlatıldı.

Haziranda yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken, 2018’deki seçimlerde oyların yaklaşık yüzde 12’sini kazanan HDP’nin kapatılmasının yeniden gündeme geldiği belirtildi.

HDP’nin kapatılması davası, 17 Mart 2021’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından açılmıştı.

Halen süren davada HDP’nin “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladığı” gerekçesiyle kapatılması talep edilirken, parti üyelerine de siyasi yasak getirilmesi isteniyor.

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise 2016’dan beri “terör örgütü üyeliği” suçundan hapiste tutuluyor.

AFP, Ayaz’ın HDP üyelerine yönelik bu suçlamaların “HDP’yi yasadışı hale getirme amacıyla kullanıldığını” savunduğunu aktardı.

Fransız haber kuruluşu, Ayaz’ın yanı sıra Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nden (DİTAM) Mesut Azizoğlu’nun görüşlerine de başvurdu.

Ajans, Azizoğlu’nun “seçimler öncesinde hem hükümetin de hem de muhalefetin Kürtlerle yakın olarak görülmekten kaçındığı” iddiasını paylaştıktan sonra şu değerlendirmelerini öne çıkardı:

Korkmayın, biz Türkiye’yi bölmek istemiyoruz. Buna rağmen muhalefet liderleri de Kürtlerle birlikte görülmek istemiyor. Sessiz kalmaları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işine yarıyor.

İnsan Hakları Derneği’nin Diyarbakır şubesinden avukat Abdullah Zeytun’un görüşlerine de başvuran ajans Zeytun’un açıklamasından “Bu hükümet en ufak bir eleştiriye bile müsamaha göstermiyor” yorumunu öne çıkardı.

HDP’den Zeyyat Ceylan da Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde oyların yüzde 71’ini kazanmasına rağmen KHK’lı olduğu gerekçesiyle mazbatası verilmemişti.

Ceylan yerine Yüksek Seçim Kurulu tarafından atanan Ak Partili Hüseyin Beyoğlu’nun görüşlerine de yer verilen haberde, kendisinin “Türkiye’de, özellikle de Diyarbakır’da hiçbir zaman Kürt sorunu diye bir şey olmadı” sözleri aktarıldı.

Tigris Haber’den gazeteci Naci Sapan’ın görüşlerine yer verilen haberde, Sapan’ın kötümser olduğu yorumu yapıldıktan sonra şu sözleri aktarıldı:

1980’lere kıyasla bugün ekonomik, siyasi ve toplumsal açıdan daha kötü durumdayız. Bugün gazeteci ya da yurttaş farketmez, haklarımızı koruma şansımız yok.

Arabaşlıklarında “HDP’nin yasadışı hale gelmesi”, “Korkmayın” ve “Kürt sorunu yok” ifadelerine de yer verilen haber, Sapan’ın “Gençler, hükümetin politikasından en çok etkilenen kesim. Bu onları harekete geçirmeli. Değişimi onlar getirecek” sözleriyle noktalandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Seçmen, Cumhurbaşkanı Adayının Dini Ve Etnik Kimliğini Önemsiyor Mu?

Günümüz Türkiye’sinde bir kişinin etnik veya dini kimliği seçmenin oy tercihinde ne kadar belirleyici oluyor? Bu konunun etkili olduğunu düşünenler durumu abartıyorlar mı yoksa gerçekten bahsettikleri kadar seçimi belirleyecek faktörlerin başında mı geliyor?

Farklı Alevi kurumlarının organizasyonuyla 25 Aralık 2022 Pazar günü İstanbul’da Yenikapı Gösteri Merkezi’nde “Büyük Alevi Kurultayı” adlı bir etkinlik düzenledi. Binlerce kişinin katıldığı kurultaya pek çok siyasi partinin temsilcisi katıldı.

Kurultaya bizzat katılmayıp gönderdiği mesajla tebrik eden siyasilerden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmasına karşın özellikle onun etrafında dönen tartışmalar gündemdeydi.

Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat konuşmasının bir bölümünde “Alevi cumhurbaşkanı olmaz diyorlar. Biz de diyoruz ki bal gibi olur” dedi. Fırat’ın bu açıklaması birçok medya kuruluşu tarafından kullanıldı.

Muhalefetin olası cumhurbaşkanı adayları yer alan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun inançsal kimliğinin Alevi olması zaman zaman polemik konusu oluyor.

Bazı kişiler, Kılıçdaroğlu’nun Alevi ve Tuncelili bir Kürt olmasından dolayı kimi muhafazakâr ve milliyetçi çevrelerden oy alamayacağı iddiasında bulunuyor.

Konsensus: Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasından dolayı oy vermem diyenler yüzde 1

Bu sorunun sorulduğu kimi kamuoyu araştırmaları iddiayı doğrulamıyor.

Konsensus Araştırma Şirketi Başkanı Murat Sarı, 17 Eylül 2022’de yaptıkları bir anket çalışmasında, “Kılıçdaroğlu’nun kimliği, -Alevi olması- oy vermenizi etkiliyor mu” diye sorduklarını, buna  “etkiliyor” diye cevap verenlerin oranının yüzde 1 olduğunu söyledi.

Aksoy anketine göre ‘Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasını sorun’ edenlerin oranı yüzde 23,6

HalkTV yazarı İsmail Saymaz, 12 Eylül 2022 tarihli yazısında Aksoy Araştırma Şirketi’nin sahibi Ertan Aksoy’un CHP parti meclisine (PM) sunduğu seçim anketine göre “Alevi cumhurbaşkanı adayına oy verir miydiniz” sorusuna katılımcıların yüzde 33,8’inin ‘kesinlikle verirdim’, yüzde 22,3’ünün de ‘veririm’ cevabını verdiğini iddia etmişti.

Yani her iki oran da toplandığında katılımcıların yüzde 56,1’i Alevi adaya oy vereceğini belirtiyor.

Buna karşılık oy vermeyeceğini söyleyenlerin oranı ise şöyle: “Kesinlikle vermem” diyenler yüzde 17,8, “vermem” diyenler ise yüzde 5,8. Bunların toplamı ise yüzde 23,6 ediyor.

Bu konuda kararsız olanların oranı ise yüzde 20,3’te kaldı. Araştırmaya göre AK Parti’lilerin yüzde 40,9’u, İYİ Partililerin yüzde 25’i ve MHP’lilerin yüzde 24,6’sı Alevi bir adaya oy vermeyeceğini söyledi.

Aksoy ve Konsensus şirketlerinin ulaştığı veriler arasında ciddi farklar olsa bile Kılıçdaroğlu’nun olası bir seçimi kazanıp kazanamamasında tek başına inançsal kimliğinin çok da etken olmayacağı görülüyor.

Seçmen adayın dini ve etnik kimliğini önemsiyor mu?

Sadece Kılıçdaroğlu’nun şahsına indirgemeden günümüz Türkiye’sinde bir kişinin etnik veya dini kimliği seçmenlerin oy tercihlerinde ne kadar belirleyici oluyor?

Bu konuda etkili olduğunu düşünenler durumu abartıyorlar mı yoksa gerçekten bahsettikleri kadar seçimi belirleyecek faktörlerin başında mı gelecek?

Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem bu soruyu farklı isimlere sordu. İşte cevaplar:

“Din, oy verme davranışı üzerine etkili”

Konya’daki Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Prof. Dr. Gürcan Şevket Avcıoğlu, muhafazakâr ve milliyetçi seçmenin yoğun olduğu bir kentte ikamet ediyor.

Avcıoğlu’na göre Türkiye ve Türkiye gibi sonradan modernleşme sürecine giren toplumlarda geleneklerin ve din gibi unsurların oy verme davranışı üzerinde etkisi var.

Avcıoğlu, “İnsanlar kendilerine benzeyen, kendi düşünce, davranış ve beklentilerine göre adaylara oy verme eğilimdeler” dedi.

Günümüzde oy verme tercihlerinde ekonomi ve gelecek kaygısının da önemli etken olduğunu kaydeden Avcıoğlu, “Belki daha rahat durumlarda insanların hem bugününü hem geleceğini güvende hissettiği durumlarda dini hassasiyetlerine göre oy verme eğilimi daha fazla olabilir ama bu tür çalkantılı ve geçiş süreci denebilecek dönemlerde insanların farklı saiklerle, farklı eğilimlerle oy verebileceğini düşünüyorum” diye konuştu.

Yüzde 4-5’lik bir seçmen üzerinde etkili

Toplumbilimci ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilal Sambur ise Türkiye’de rasyonel ölçütlere göre bir siyaset yapılmadığını söyledi

Sambur’a göre Türk siyasetinin geleneksel kimlik, mezhep, din ve kültür savaşları üzerine politika yapma şeklinde bir alışkanlığı var. Bu da toplumsal bazı kesimlerde bir seçmen davranışını belirlemede rol ve tutumun belirlenmesinde etkili olabiliyor.

“Ancak bunun Türkiye’de seçmen üzerindeki karşılığı sanıldığı gibi büyük değil” diyen Prof. Sambur, “Yani marjinal düzeyde bir etki yaratıyor. Bunun etki oranı yüzde 4 ya da 5 oranındaki bir kesim üzerinde çok etkisi bulunuyor” ifadelerini kullandı.

“Oya dönüşmese bile kampanyayı gölgeliyor”

“Bu tür söylemlerim oya dönüşmesinden çok kampanya süresince kampanyayı gölgeleyerek ana mesele haline gelme gibi bir durum yaratabiliyor” diyen Sambur, şunları kaydetti:

Bugün Türkiye’de hiç kimse Kılıçdaroğlu’nun Alevi olup olmadığıyla veya Demirtaş’ın Kürt olmasıyla ilgilenmiyor. Seçmenin ilgilendiği tek bir konu var şu anda. Mevcut ekonomik siyasal krizden nasıl çıkılacağı. Adaylar eğer sahici bir ekonomik siyasal politikayla toplum önüne çıkmadıklarında bu boşluk ortaya çıkıyor ve bu boşlukta bu sefer adayların etnik ya da ideolojik ya da mezhepsel kimliği üzerinde birtakım tartışmaların yapılmasına ve bunların ana gündem yapılmasına yol açabiliyor.

“Siyasette dini ve etnik kimliklerin etkisi var ama etkisi artık marjinal düzeyde”

Siyaset bilimci akademisyen Özgün Emre Koç da Türkiye siyasetinde dini ve etnik kimliklerin etkisi olduğunun inkar edilemeyeceğini söyledi.

“Bunun etkisinin artık marjinal kaldığı kanaatindeyim” görüşünü dile getiren Koç, şu değerlendirmede bulundu:

“Belediye seçimlerinden önce İmamoğlu hakkında AKP’liler tarafından Pontus yakıştırması yapıldığını gördük. Bu ters tepti, hatta Trabzonluları kızdırdı. Benzer şekilde bugün Kılıçdaroğlu’nun mezhep ve etnisite nedeniyle dezavantajlı olacağını iddia etmek gerçekçi değil. Kılıçdaroğlu’nun adaylığı tartışmasının bu zeminden savunulması da aynı şekilde gerçekçi değil diye düşünüyorum. Adaylığını istemeyenlerin Alevi olduğu için istemediğini söylemek doğru değil. Aynı şekilde destekleyenlerin gerekçesi de bu değil. Abartılmış bir duyarlılık. Hedef seçmende bu meselenin karşılığı sanıldığı kadar büyük değil, önemsiz.”

“Belirleyici olduğu iddiası abartılı”

Samsun da Konya gibi muhafazakâr ve milliyetçi seçmenin yoğunlukta yaşadığı kentlerden biri.

Karadeniz Bölgesindeki bu kentte yer alan 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsrafil Balcı’ya benzer soruyu yönelttik.

Balcı, Türkiye’de seçmen tercihlerinin belirlenmesinde adayların dini ve etnik kimliğinin belirleyici olduğu iddiasını abartılı olduğunu ifade etti.

Türkiye’de belli kesimde etnik ve mezhepsel yönleri öne çıkarma çabası olmasına rağmen bunun pek bir karşılığının olmadığını savunan Balcı, “Yani bunları önemseyen insanlar olsa dahi günümüzde siyasetin belirlenmesinde tek başına bir karşılığı olmaz” dedi.

“Yerelde kimi yerlerde karşılığı olsa bile genelde hiç karşılığı yok”

Avrasya Araştırma Şirketi Sahibi Kemal Özkiraz ise adayların dini ve etnik kimliğinin yerelde bazı yerlerde bir karşılığının olabileceğini aktardı.

Türkiye’de kutuplaşmanın artık o kadar büyük bir karşılığının olmadığının Adana ve Mersin’de görüldüğünü hatırlatan Özkiraz, “Örneğin Kars gibi mikro milliyetçiliğin olduğu bir yerde kişinin etnik ve dinsel kimliğinin karşılığı olabilir ama genelde hiçbir karşılığı yok. Çünkü muhalefetin adayına Alevi diye oy vermeyecek herhangi bir kişi muhalefetin Sünni adayına da oy vermiyor” tespitinde bulundu.

2019’daki yerel seçimlerinden örnek veren Özkiraz, “Hem Adana hem de Mersin’deki seçimlerde mezhep ve etnik konular etkili olabilirdi ama en ufak etkisi olmadı. Çünkü her iki yerde de hem mezhepçilik hem etnisite işin içine giriyordu. Muhalefetin buralardaki adaylarına hem Alevi hem Arap diyorlardı ama bu tür söylemlerin hiçbir etkisi olmadı. Her iki ilde de muhalefetin adayları kazandı” şeklinde konuştu.

“Kimse bu Alevi, bu Sünni diye bakacak durumda değil”

Seçimlerde artık asıl etkili olan tercih nedenin ekonomi ve biraz da yaşam tarzı olduğunu söyleyen Özkiraz, “Burada kimse bu Alevi, bu Sünni diye bakacak durumda değil” görüşünü dile getirdi.

“Zaman zaman farklı algılar yapan gruplar oluşuyor ama anlamı olmamalı”

İYİ Parti Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ise sorumuz üzerine “Seçme ve seçilme hakkına sahip herkesin bu ülkede her göreve aday olması normal olmalı” dedi ve şunları söyledi:

Ancak ülkede bu konuda zaman zaman farklı algılar yaratan sistematik olarak bunları uygulayan gruplar oluşuyor. Bölge bölge değişebiliyor. Şahsi düşüncem bunların hiçbir anlamı olmamalı. Herkes haklarını kullanmalı. Siyaset dilini değiştirirse zaten sorunu halledeceğiz. Ülkeyi yönetenlerin ötekileştirme algısını değiştirmesi halinde Türkiye’de yaşayanlar olarak bunu aşabileceğimizden kuşkum yok.

“Geçmişte olduğu kadar etkili değil”

Muhafazakâr kesimleri yakından takip eden isimlerden sosyolog, araştırmacı ve yazar Müfid Yüksel de Balcı gibi bu konunun günümüzde abartıldığı görüşünde.

“Geçmişte belli bölgelerde ve özellikle köylerde adayın Alevilik – Sünnilik konusu etkiliydi” diyen Yüksel, “Günümüzde belli yaşın üstünde, yine Anadolu’nun bazı yerlerinde ve kutuplaşmadan etkilenen insanların bir kısmı için önemli olabilir ama eskisi kadar belirleyici değil” dedi.

“Gençler adayın kimliği hiç önemsemiyor” diyen Müfid Yüksel, şunları söyledi:

Özellikle sandığa gitmeleri durumunda seçim sonuçlarını belirleyeceğine inanılan Z kuşağı denilen genç kesimler için adayın dini kimliğinin hiç önemli olmadığı görülüyor. Gençler adayın kimliğini önemsemiyor ama buna karşın genç, dinamik, karizmatik lider istiyor. Mevcut adaylar açısından asıl tercih edilip edilmeme nedenleri bunlar olabilir.

Paylaşın

“İktidarın Kafasındaki Seçim Tarihi Net: 14 Mayıs” İddiası

Türkiye hızlı bir şekilde seçime giderken, gazeteci Fatih Altaylı, “İktidarın kafasındaki seçim tarihi net. Seçimi mutlaka ve mutlaka 14 Mayıs günü yapmak istiyorlar. Bunun simgesel önemini vurguluyorlar sürekli olarak” dedi.

Habertürk yazarı Fatih Altaylı, AK Parti kulislerinden edindiği bilgileri aktardığı bugünkü yazısında, seçim tarihinin iktidar partisi için ‘net’ olduğunu söyledi. Altaylı, görüştüğü kişilerin Demokrat Parti’nin iktidara geldiği günü seçim günü yapmak istediklerini kaydetti.

Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayına dair, “Bir an önce karşılarında kimin olacağını görmek istiyorlar” diyen Altaylı’nın yazısının ilgili kısmı şu şekilde:

“İktidar kulislerinde gezindim biraz.

Epey bir şey öğrendim.

Mesela iktidarın kafasındaki seçim tarihi net.

Seçimi mutlaka ve mutlaka 14 Mayıs günü yapmak istiyorlar.

Bunun simgesel önemini vurguluyorlar sürekli olarak.

“O gün Demokrat Parti 27 yıllık tek parti iktidarını sona erdirdi. O gün önemli bir gün.”

Bunu söyleyen AK Partiliye ‘Ya o gün uzun süreli iktidarlara yaramayan bir gün ise. Ya o gün muhalefet de 21 yıllık bir iktidara son vereceğiz derse’ deyince ‘Ne alakası var’ diyor ama biraz bozuluyorlar.

Ama bana göre 21 yıldır Türkiye’de de hemen hemen bir tek parti iktidarı var gibi.

Bu tarih AK Parti’nin kafasında netleşmiş.

‘Ya muhalefet kabul etmezse. Ya zamanında derse. Ya daha erken isterse’ diye soruyorum.

‘Demezler’ diyen kesin bir tavır görüyorum.

Muhalefetin hala bir aday açıklamamış olmasından ise rahatsızlar.

Bir an önce karşılarında kimin olacağını görmek istiyorlar.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

“CHP’de 40’a Yakın İl Başkanı İstifa Hazırlığında” İddiası

Türkiye hızlı bir şekilde 2023’te yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimine giderken, Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) de adaylık çalışmaları başladı. İddialara göre çok sayıda il ve ilçe başkanı, milletvekili aday adaylığı için genel merkezin nabzını yokluyor. 40’a yakın il başkanının istifaya karar vermesi bekleniyor. 

CHP Genel Merkezi’nin, 22 Kasım’da il ve ilçe başkanlıklarına gönderdiği genelgede, milletvekili aday adayı olmak isteyen il ve ilçe başkanlarının istifa dilekçelerini 5 Aralık ile 26 Aralık tarihleri arasında parti genel sekreterliğine iletmeleri istenmişti.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, il ve ilçe başkanlarına tanınan süre dün başlarken, milletvekili adayı olmak isteyen il ve ilçe başkanları da genel merkezde adaylık kulisi yürütmeye başladı. Edinilen bilgiye göre çok sayıda il ve ilçe başkanı, milletvekili aday adaylığı için genel merkezin nabzını yokluyor. 40’a yakın il başkanının istifaya karar vermesi bekleniyor. İstifa edecek il ve ilçe başkanlarının dilekçelerini 26 Aralık tarihine birkaç gün kala genel merkeze ileteceği ifade ediliyor.

Atama yöntemine Kılıçdaroğlu karar verecek

İstifa eden il başkanlarının yerine yapılacak görevlendirmede ise iki yöntem üzerinde duruluyor. Parti tüzüğüne göre il yönetim kurulları kendi içinden bir üyeyi başkan olarak seçebiliyor. Yine parti tüzüğüne göre 26 Aralık tarihi itibariyle, seçime 6 aydan az bir süre kalmış olacağı için genel başkan tarafından doğrudan atama yapılabiliyor. İstifa eden başkanların yerine hangi yöntemle görevlendirme yapılacağına Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu karar verecek.

Kaftancıoğlu aday olamıyor

Bu arada CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun durumu ise merak konusu olmaya devam ediyor. Yargıtay, 14 Haziran 2022’de CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun siyasi parti üyeliğini düşürmüş ve kararı CHP Genel Merkezi’ne iletmişti. Kaftancıoğlu, fiili olarak il başkanlığı görevini yürütse de siyasi yasağı bulunduğu için milletvekili adayı olamıyor.

Paylaşın

AK Parti Toparladı Ama Seçimi Kazanmaya Yetmiyor

Yöneylem Araştırma Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, “AKP 1,5 yıl boyunca devam eden istikrarlı oy kaybını durdurmayı başardı 3 aydır oyları artıyor. Kasım’da Türkiye vizyonu’yla seçim kampanyasının başlaması, asgari ücret ve EYT’yle ilgili beklenti, Taksim’deki saldırı ve Suriye harekatı kararsız AKP seçmeni üzerinde etkili oldu.” dedi ve ekledi:

“AKP’nin artan oy oranına rağmen 2018 seçimlerinin hala 10 puan gerisinde olduğunu, MHP’yle birlikte Cumhur İttifakı’nın 4,5 yılda 14 puan kaybettiğini görmek gerekir. Bu toparlanma seçim kazandırmanın epey uzağında. Artışın devam edeceğine ya da kalıcı olacağına dair bulgu yok.”

Yöneylem Araştırma Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, yaptıkları anket sonuçlarından yola çıkarak bir seçim analizinde bulundu. Kömürcü’ye göre, Cumhur İttifakı’nda istikrarlı bir düşüş yaşandığını belirte Kömürcü, EYT meselesi, Taksim’deki saldırısı kararsız olan AK Parti seçmeni üzerinde etkili oldu. Ancak Kömürcü yaptığı açıklamada tüm gelişmelerle birlikte AK Parti’nin bir önceki seçimde yakaladığı oy oranında olmadığını söyledi.

Kömürcü, sosyal medya hesabından yaptığı analizde AK Parti’den bir yıl boyunca oy kaybettiğini söyledi. Kömürcü’ye göre AK Parti son dönemde toparlama aşamasına girdi. Kömürcü bu toparlanmayı da şöyle açıkladı: AKP 1,5 yıl boyunca devam eden istikrarlı oy kaybını durdurmayı başardı 3 aydır oyları artıyor. Kasım’da Türkiye vizyonu’yla seçim kampanyasının başlaması, asgari ücret ve EYT’yle ilgili beklenti, Taksim’deki saldırı ve Suriye harekatı kararsız AKP seçmeni üzerinde etkili oldu.

Kömürcü bu toparlamanın seçim kazandırmayacağını da belirtti: AKP’nin artan oy oranına rağmen 2018 seçimlerinin hala 10 puan gerisinde olduğunu, MHP’yle birlikte Cumhur İttifakı’nın 4,5 yılda 14 puan kaybettiğini görmek gerekir.  Bu toparlanma seçim kazandırmanın epey uzağında. Artışın devam edeceğine ya da kalıcı olacağına dair bulgu yok.

Kömürcü, kararsız olan AK Parti ve MHP seçmenine dikkat çekerek muhalefetin oy kaybetmediğini söylüyor: İktidar oylarındaki artış muhalefet seçmeninin karşı tarafa geçmesi şeklinde gerçekleşmiyor. AKP-MHP’nin oyları arttığında toplam muhalefet oyu azalmıyor. Bekleneceği üzere bir miktar kararsız ve oy kullanmayacak eski AKP-MHP seçmeni partilerine geri dönüyor.

“Muhalefet tarafındaki seçmenden iktidar tarafına bir geçiş olmadığını çok net bir biçimde cumhurbaşkanlığı seçimine dair tercihlerde görüyoruz” diyen Kömürcü şöyle devam etti: Erdoğan’a asla oy vermem” ve “muhalefet adayına oy veririm” diyenlerin %50 üzerindeki konsolidasyonu devam ediyor.

Kömürcü’nün CHP’yle ilgili analizi ise şöyle: CHP, 4 ay önce birinci parti olabilir yorumları yaptıran bir seviyedeydi. Şu an oy oranı o seviyenin çok da altına inmiş değil, ama AKP’deki oy artışıyla birlikte arada ciddi bir makas oluştu. CHP’nin %30’u geçemediği bir tabloda birinci parti olma olasılığı çok düşük.

Kömürcü son olarak şunları söyledi: CHP’nin 3 Aralık’taki “vizyon belgesi” toplantısının ardından, ama özellikle cumhurbaşkanı adayı belli olduktan sonra bir ivme kazanması beklenebilir. 3 Aralık toplantısının örgütte, partililerde ve CHP seçmeninde bir karşılığı olacaktır.

Paylaşın