Demokrasi İçin Birlik Meclisi’nden Muhalefete Birliktelik Çağrısı

Seçimlerin konu edildiği sonuç bildirgesini yayınlayan Demokrasi İçin Birlik (DİB) Meclisi, bildirgede, “Bu süreçten ancak iktidar dışında muhalefet bloğunun en küçük ortaklaşma imkanını değerlendirmesi, demokrasi güçleriyle diyalog halinde temel talepleri gözeten ortak adaydan sandık güvenliğinin sağlanmasına kadar her konuda ortaklaşmasıyla çıkılabilir” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Bildirgenin devamında ise “Seçimden tek adam rejimini yıkarak, emek, demokrasi, özgürlük ve eşitlikten yana kazanımlarla çıkacağımıza inancımız tamdır.” ifadeleri kullanıldı.

Demokrasi İçin Birlik (DİB) Meclisi, seçimlerin konu edildiği sonuç bildirgesini açıkladı. Bildirgede, “iktidar dışındaki muhalefet bloğunun en küçük ortaklaşma imkanını değerlendirmesi gerektiği” vurgulandı ve şu ifadelere yer verildi:

“Demokrasi güçleriyle diyalog halinde temel talepleri gözeten ortak adaydan sandık güvenliğinin sağlanmasına kadar her konuda ortaklaşmasıyla çıkılabilir.

İktidarın Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) ve muhalif güçlere dönük çok önceden başlamış siyasi saldırganlığı, bugün parti kapatma, hesaplara blokaj, siyaset yasağı, medya sansürü, trol ordusu, tehdit ve suikast girişimleri ve benzeri boyutlarıyla sürerken, benzer yöntemlerin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Millet İttifakı’na da yöneldiği görülmektedir. Dolayısıyla demokratik haklar ve özgürlükler tanımayan iktidar bloku karşısında ortak hareket vazgeçilmezdir.

“Seçimden tek adam rejimini yıkarak…”

Taleplerini ve itirazlarını her baskıya rağmen dile getirmekten vazgeçmeyen toplum kesimlerini birleştirecek, sinerji yaratacak, ortak aklı ortaya çıkaracak ve besleyecek bu meclisler aynı zamanda halkın özneleşmesinin de yoludur. 2016 Referandumundaki Hayır Meclisleri gibi yurttaşların inisiyatifiyle kurulacak bu meclislerin hızla hayata geçirilmesi acil bir adımdır.

Bu süreçten ancak iktidar dışında muhalefet bloğunun en küçük ortaklaşma imkanını değerlendirmesi, demokrasi güçleriyle diyalog halinde temel talepleri gözeten ortak adaydan sandık güvenliğinin sağlanmasına kadar her konuda ortaklaşmasıyla çıkılabilir. Seçimden tek adam rejimini yıkarak, emek, demokrasi, özgürlük ve eşitlikten yana kazanımlarla çıkacağımıza inancımız tamdır.”

Paylaşın

Millet İttifakı’ndan Erdoğan’a “Adaylık” Yanıtı: Aday Olamaz

Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden oluşan Millet İttifakı (Altılı Masa) kurmayları, “Kronometre sıfırlandı” diyerek yeniden aday olacağını belirten Erdoğan’a yanıt verdiler.

“‘Kilometre sıfırlamak’ için 101. maddede değişiklik yaparken oraya geçici madde hükmü konulması gerekiyordu.

Erdoğan yeniden aday olamaz. O sistem, bu sistem, şu sistem hiç fark etmez. Kanun aynı; 5+2 diyor, bunu getiren kendileri.

Anayasa 101. madde açık. Sayın Erdoğan’ın aklı neredeydi, demek ki aklı anayasada değilmiş, okumamış. 3. kez aday olamazsın, olman mümkün değil.”

Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan, adaylığı üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin  dün (28 Ocak) “Türkiye, 2018 seçimleriyle birlikte yeni yönetim sistemine geçti. Kronometreyi sıfırladı. Aklen de hukuken de fiilen de 2018’de seçilen cumhurbaşkanı yeni sistemin ilk cumhurbaşkanıdır” açıklamasını yaptı.

Altılı masanın kurmayları Erdoğan’ın ‘kronometre sıfırlandı’ sözlerini değerlendirdi. Cumhuriyet gazetesine konuşan Altılı Masa kurmayları, Erdoğan’a tepki gösterdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, “2017’de OHAL döneminde referandum yaptılar, kendilerinin aklı neredeydi? Biz hiçbir şeyi sıfırlamadık. Yeni bir anayasa da yapmadık” dedi.

İyi Parti Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Bahadır Erdem, şunları söyledi:  “Kişinin kendi arsuzuna göre ‘kilometre sıfırlandı’ gibi hukuka uymayan, sadece kendi isteğini ve iradesini yansıtan yaklaşımlarla Türkiye yönetilemez. İyi Parti bu hukuksuzluğa geçit vermeyecektir.”

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, “İki yılı aşkın süredir Erdoğan’ın aday olamayacağını söylüyoruz. “Kilometre sıfırlamak” için 101. maddede değişiklik yaparken oraya geçici madde hükmü konulması gerekiyordu”  değerlendirmesini yaptı.

Demokrat Parti Sözcüsü Neslihan Çevik, “Erdoğan yeniden aday olamaz. O sistem, bu sistem, şu sistem hiç fark etmez. Kanun aynı; 5+2 diyor, bunu getiren kendileri” diye konuştu.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, “Anayasa 101. madde açık. Sayın Erdoğan’ın aklı neredeydi, demek ki aklı anayasada değilmiş, okumamış. 3. kez aday olamazsın, olman mümkün değil” dedi.

Paylaşın

Seçim Analizi: Erdoğan, Müjdelerle Destek Toplamaya Çalışıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimler öncesin izlediği stratejileri değerlendiren Washington Post (WP), Cumhurbaşkanı’nın, halkın desteğini kazanabilmek için vergi affı, asgari maaş zammı, ucuz kredi ve öğrenim kredisi borç faizlerinin silinmesi gibi ekonomik hamleler yaptığına dikkat çekti.

Yazıda, seçimlerin en büyük meselesinin ekonomi olacağı, Erdoğan’ın bu krizle başa çıkması durumunda kendi tabanındaki memnuniyetsiz kesimleri yeniden kazanabileceği değerlendirmesi de paylaşıldı.

ABD’nin tanınmış gazetelerinden Washington Post (WP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimler öncesinde izlediği stratejileri değerlendiren, kuruluşun İstanbul Büro Şefi Kareem Fahim’in imzasını taşıyan bir analiz yayımladı.

“Şimdiye kadarki en zor seçimle karşı karşıya kalan Erdoğan, ‘müjdelerle’ seçmenlerin gönlünü fethetmeye çalışıyor” başlıklı yazıda, seçimler yaklaşırken Cumhurbaşkanı’nın, halkın desteğini kazanabilmek için vergi affı, asgari maaş zammı, ucuz kredi ve öğrenim kredisi borç faizlerinin silinmesi gibi ekonomik hamleler yaptığına dikkat çekildi.

Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Berk Esen’in görüşlerine de başvuran WP, Esen’in “Enflasyon, Erdoğan’ın tabanını yiyip bitirdi” yorumunu öne çıkardı.

Analizde Esen’in, seçimlerin en büyük meselesinin ekonomi olacağı, Erdoğan’ın bu krizle başa çıkması durumunda kendi tabanındaki memnuniyetsiz kesimleri yeniden kazanabileceği değerlendirmesi de paylaşıldı.

“Muhalefetin Erdoğan’a çok büyük darbe indirme şansı vardı”

Yazıda, muhalefetin adayını açıklamamasının Erdoğan’ı güçlendirdiği görüşü aktarılan Berk Esen’in şu sözlerine de yer verildi:

Muhalefetin Erdoğan’a çok büyük darbe indirme şansı vardı ama bunu gerçekten başaramadı.

WP’nin analizinde Cumhurbaşkanı için “Medyaya yönelik yıllardır süren ve bağımsız haberciliği engelleyen hükümet baskısı da dahil, yönetimine kafa tutanları engellemek için geniş ve otokratik yetkiler kullandı” yorumu da yapıldı.

Bunlara örnek olarak HDP’ye yönelik kapatılma davası ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezası gösterildi.

14 Aralık’ta görülen duruşmada, Yüksek Seçim Kurulu üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle İmamoğlu’na iki yıl 7 ay 15 günlük hapis cezası verilmiş ve kendisi hakkında siyasi yasak süreci başlatılmıştı. Daha sonra İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcılığı, kararın usul ve esas yönünden yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle istinafa başvurmuştu. İBB Başkanı’nın cezası henüz kesinleşmedi.

WP, cezanın kesinleşmesi halinde İmamoğlu’nun Erdoğan’a rakip olarak yarışamayacağını da hatırlattı.

“Halkın enflasyona karşı kendisini koruyabileceği bir mekanizma yok”

“Enflasyon, Erdoğan için temel zayıf noktalardan biri” yorumunun yapıldığı analizde, Kadir Has Üniversitesi’nden Erinç Yeldan’ın “Halkın enflasyona karşı kendisini koruyabileceği bir mekanizma yok” görüşüne de yer verildi.

WP, Yeldan’ın şu değerlendirmelerini öne çıkardı:

Hükümetin duruma yanıtı, finansmanı epey şüpheli olan ücret destek programlarıyla işgücü piyasasına gelişigüzel, geçici ve düzensiz müdahalelerden ibaret. Siyasi açıdan bu, Erdoğan’dan gelen bir hibe ve kendisinin gösterdiği bir minnettarlık şeklinde sunuluyor. Ekonomik açıdansa ‘Günün sonunda bu maliyetleri kim ödeyecek?’ sorusu doğuyor.

WP, konuştuğu İstanbullu yurttaşlardan Nurten Çaylak’ın, eşinin kazandığı asgari maaşla ancak kiraların ödeyebildiklerini söylediğini aktardı.

Yazıda, Kurtuluş semtinde yaşayan 44 yaşındaki kadının önceki seçimlerde Erdoğan’a oy verdiğini ama bu sefer farklı bir kişiyi tercih edeceğini söylediği de ifade edildi.

“Ya çok zenginler ya da çok yoksullar var”

Gazete, konuştuğu İstanbullu yurttaşlardan Ersin Fuat Ülkü’nün, devletin sağladığı yardımların restoranını ayakta tutmakta yetersiz kaldığını ve ailesiyle Almanya’ya taşınmayı planladıklarını söylediğini aktardı.

Değerlendirme yazısı, Fatih semtinde yaşayan 40 yaşındaki Ülkü’nün “Artık orta sınıf yok. Ya çok zenginler ya da çok yoksullar var” sözleriyle noktalandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan’ın Başdanışmanı Uçum: 2014’teki Cumhurbaşkanlığı Yeni Sistemden Sayılmaz

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılması öngörülen seçimde aday olup olamayacağı tartışmalarına ilişkin Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçiminin eski sistem ile 2018’deki seçimin ise yeni sistemle yapıldığını belirtti: Bir kanunun istisnai olarak geçmişe etkili olabilmesi için kanunda bu konuda açık hüküm olması gerekir.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılması öngörülen seçimde aday olup olamayacağı tartışmalarını kaleme aldı.

Uçum, Habertürk’te yayımlanan yazısında “en fazla iki kez seçilebilme” kuralına ilişkin tartışmalarına dair şunları yazdı:

“Anayasa’nın 101’inci maddesinin 2’nci fıkrasında görev süresinin 5 (beş) yıl, seçilme sayısının 2 (iki) olduğuna ilişkin hükümler 6771 sayılı Kanunla hem TBMM’de hem de Halkoyuyla yeniden kabul edildi. 101’inci madde bu hükümleri de içerecek şekilde tümden yeniden yazıldı, değişik hali bir bütün olarak kanunda yer aldı ve yeni şekliyle 30 Nisan 2018’de yürürlüğe girdi.

“İfadeler aynı olsa da aynı değil”

Dolayısıyla, değişen 101’inci maddede iki kez seçilme şartı metin olarak eski hükümdeki ifadelerin bire bir aynısı olsa da kanuni olarak yeni bir düzenleme söz konusudur. 101’inci maddenin değişik hükümlerinin yeni, eski metinleri tekrar eden hükümlerinin eski olduğu iddiası geçersizdir. 101’inci madde bütün hükümleriyle yeni sisteme uygun yeni bir düzenleme olarak yürürlüğe girmiştir. Bunun anlamı yeni sistem açısından iki kez seçilme şartının 101’inci maddenin yürürlüğe girdiği tarihten geçerli hale geldiğidir.

Eski sisteme göre 2014 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi 101’inci maddenin tümden değiştirilen eski haline göre gerçekleşti. 101’inci maddenin yeni hali ise sonra yapılan ve yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için geçerlilik kazandı. Nitekim 6771 sayılı Kanun’un 18/b hükmü yeni 101’inci maddenin ‘birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte’ yürürlüğe gireceğini düzenlemiştir.

“Bu seçim yeni 101 kapsamına girmiyor”

Bilindiği gibi 2014 Cumhurbaşkanı seçimi eski sistemin gereği olarak tek başına yapılan bir seçimdir. Birlikte seçim ilk kez 24 Haziran 2018 tarihinde olmuştur. Dolayısıyla yeni 101, 24 Haziran 2018 seçimleri ile sonra yapılacak seçimleri kapsar. Geçmişte tek başına yapılmış Cumhurbaşkanı seçimi yeni 101’in kapsamına girmez.

Ayrıca bir genel hukuk ilkesi olarak kanunlar geriye yürümez. Bir kanunun istisnai olarak geçmişe etkili olabilmesi için kanunda bu konuda açık hüküm olması gerekir. Ayrıca bir kanunun geriye yürümesine ilişkin hükümler geçmişe etkililiği hak kaybı doğuracak şekilde düzenleyemez. Öte yandan 101’inci maddenin yürürlüğe giren yeni haline ilişkin geçmişe etkili olacağı yönünde 6771 sayılı Kanun’da herhangi bir hüküm de yoktur.

“Kanun geriye yürümez”

Buna göre iki kez seçilme şartı, anayasal olarak 30 Nisan 2018’den sonraki dönemi kapsamaktadır. Yeni bir düzenleme yapılmış olması ve kanunların geriye yürümeyeceği ilkesi yani tek başına bu husus bile eski sistemde yerine getirilmiş cumhurbaşkanlığı görevinin yeni sistemdeki cumhurbaşkanı döneminden sayılmayacağını hukuken kesin olarak kanıtlar.

Yine kanunların zaman bakımından uygulanması açısından bakılırsa, kural bir kimsenin ikiden fazla cumhurbaşkanı seçilemeyeceğidir. Yani seçimle ilgili bir kural söz konusudur. 2014 seçimi, YSK 15 Ağustos 2014’de kesin sonuçları açıkladığında yani 30 Nisan 2018’den çok çok önce tamamlanmıştır. Dolayısıyla 2014 seçimine ilişkin devam eden bir durum yoktur. Bu durumda yeni 101’inci madde 2014 Cumhurbaşkanı seçimini kapsamaz.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN.

Paylaşın

İsveç Ve Finlandiya’nın NATO Üyelik Onayı Seçimden Sonraya Mı Kaldı?

Türkiye’nin eski Stockholm Büyükelçisi Selim Kuneralp, Mayıs’taki seçim öncesinde İsveç Ve Finlandiya’nın NATO üyelik onayının zor olduğunu belirterek, iki ülke açısından NATO üyeliğinin bu aşamada bir aciliyet olmadığına dikkat çekiyor.

Kuneralp, Ukrayna savaşı ile NATO genişlemesi arasındaki ilişkiye dair son durumu şöyle açıklıyor: İsveç ve Finlandiya NATO’ya girmek için müracaat ettiklerinde Rusya’nın Ukrayna’daki durumu şimdikine nazaran çok daha güçlüydü. Tüm Avrupa’da sadece Ukrayna ile sınırlı kalmayacağına dair ciddi bir endişe vardı. Ama şimdi durum pek öyle değil. Rusya’nın Ukrayna’yı pek ele geçiremediği belli, geçiremeyeceği de. Hatta tersine Ukrayna karşı taarruza geçecek gibi.

Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü başkanı Paul Levin, TBMM’nin NATO genişlemesini seçimlerden önce onaylama şansının artık “yok denecek kadar az” olduğunu düşünen isimlerden.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri için Türkiye’den beklenen onaya dair süreç son gelişmelerle olumsuz etkilendi. Üç ülke arasındaki mekanizmanın Şubat toplantısı iptal edilirken, iki ülkenin İttifak’a katılımına onayın Türkiye’deki seçimden önce gelmesine çok ihtimal verilmiyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından tarihten gelen Rusya’ya yönelik tehdit algıları en üst seviyeye çıkan İsveç ve Finlandiya NATO’ya üyelik için başvurmuştu. Ancak iki ülkenin NATO üyeliği için şu an Macaristan ve Türkiye’nin onayı eksik durumda. Macaristan’ın önümüzdeki haftalarda onay sürecini tamamlaması beklenirken Türkiye ise özellikle İsveç’ten “terörle mücadele” alanında bazı taleplerinin karşılanmasını şart koşmuştu.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü bir mekanizma kurulurken, İsveç Ankara’nın taleplerini karşılamaya yönelik bazı adımlar atmış ancak bunlar yeterli bulunmamıştı. Son olarak İslam ve göç karşıtı aşırı sağcı Sıkı Yön partisinin lideri Rasmus Paludan’ın Türkiye’nin İsveç’teki büyükelçilik binası önünde Kur’an-ı Kerim yakması Ankara tarafından sert tepkiyle karşılanmış ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dünkü konuşmasında “İsveç bizden NATO desteği beklemesin” demişti.

Son günlerde yaşanan gelişmelerin ardından üç ülke arasındaki ortak mekanizmanın önce süresiz ertelendiği bilgisi verilirken, ardından toplantıların “ileri bir tarihe ertelendiği” belirtildi.

Ancak Ankara’nın talebiyle bu toplantının ertelendiğinin duyurulmasından önce Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto dün sabah saatlerinde yaptığı açıklamada ülkesinin NATO’ya İsveç olmadan katılması seçeneğini değerlendirmesi gerektiğini ifade ederek, üçlü görüşmelerde bir molaya ihtiyaç olduğunu belirtmişti.

Bu aşamada görüşmelere nasıl ve ne zaman devam edileceği, iki ülkenin birlikte mi yoksa ayrı ayrı mı üye olacakları ve seçimlerden önce Türkiye’nin onayının gelip gelmeyeceğine ilişkin çok sayıda soru işareti bulunuyor.

Seçimden önce onay zor görünüyor

Sürece dair gelinen noktada Türkiye’nin onayı seçimden önce vermesinin zorluğuna dikkat çekilerek, iktidarın bu konuyu seçmenleri etkilemek için sonuna kadar kullanmak isteyeceği belirtiliyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü başkanı Paul Levin, TBMM’nin NATO genişlemesini seçimlerden önce onaylama şansının artık “yok denecek kadar az” olduğunu düşünen isimlerden.

“Üçlü mekanizmanın toplantılarını iptal etme kararıyla ilgili son haberler doğruysa, bu sürecin şimdilik ölü olduğu anlamına gelir” diyen Levin, sözlerini şöyle sürdürüyor: Erdoğan bir anlaşmadan değil de bir kavgadan daha çok fayda sağlayacağına karar vermiş görünüyor. En azından seçimler sonrasına kadar bu değişmeyecek.

Levin, İsveç ve Finlandiya hükümetlerinin artık hızlı bir onayı zorlamak yerine sürecin tamamen raydan çıkmasını engellemeye odaklanmış olabileceklerini söyleyerek, şu anda ortadaki en iyi senaryonun Türkiye’de Mayıs ayında yapılacak seçimden sonra ama Temmuz ayındaki NATO zirvesinden önce bir onayın gerçekleşmesi olduğunu belirtiyor.

Türkiye’nin eski Stockholm Büyükelçisi Selim Kuneralp de Mayıs’taki bir seçim öncesinde onayın gelmesinin zor olduğunu belirterek, iki ülke açısından NATO üyeliğinin bu aşamada bir aciliyet olmadığına dikkat çekiyor. Kuneralp, Ukrayna savaşı ile NATO genişlemesi arasındaki ilişkiye dair son durumu şöyle açıklıyor:

“İsveç ve Finlandiya NATO’ya girmek için müracaat ettiklerinde Rusya’nın Ukrayna’daki durumu şimdikine nazaran çok daha güçlüydü. Tüm Avrupa’da sadece Ukrayna ile sınırlı kalmayacağına dair ciddi bir endişe vardı. Ama şimdi durum pek öyle değil. Rusya’nın Ukrayna’yı pek ele geçiremediği belli, geçiremeyeceği de. Hatta tersine Ukrayna karşı taarruza geçecek gibi.”

Kuneralp ayrıca iki ülkenin de aslında fiilen NATO içinde gibi olduğunu da söyleyerek, NATO Genel Sekreteri’nin İttifak’ın 5. maddesinin bu iki ülke için de uygulanacağına dair sözlerini hatırlatıyor.

Üç ülke arasındaki mekanizmanın ertelenmesinin belki diplomatik açıdan şu anda daha mantıklı olduğunu belirten Kuneralp, “Çünkü NATO kamuoyunda iki ülkenin Türkiye’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirdiği görüşü var. Bu durumda toplantının ertelenmesini istemek çok mantıksız değil. Çünkü toplantıda yine aynı şeyler söylenecekti, bunu yapmaktansa ertelemek belki daha iyi” yorumu yapıyor.

İsveç’teki aşırı grupların etkisi

Süreci etkileyen unsurlar arasında Türkiye’deki seçimler kadar İsveç’te NATO üyeliğini istemeyen kesimler ile aşırı grupların etkisi de bulunuyor.

Levin, bir süre öncesine kadar aslında müzakerelerin olumlu gittiğine ve iyi bir kimya yakalandığına işaret ederek, atmosferin değişmesi ile ilgili şöyle konuşuyor:

“Bir yanda Türkiye’deki seçim siyaseti diğer yanda İsveç’teki üyelik istemeyen ya da Türkiye’yi eleştiren aşırı sol ve aşırı sağ gruplar ve onların provokasyon girişimlerinden oluşan birleşim, bu süreci zorlaştırdı. Ben en azından seçimlere kadar bu sürecin böyle devam edeceğini düşünüyorum.”

Akademik hayatını İsveç’te sürdüren Siyaset Bilimci Emrah Gülsunar da Kur’an yakılması olayının İsveç’te çok büyük bir gündem olmadığını, çünkü bunu yapan siyasetçinin bunu daha önce pek çok kez yaptığını söyleyerek, bu kez Türkiye Büyükelçiliği önünde yapmasının olaya ayrı bir boyut kattığını belirtiyor.

Gülsünar, İsveç kamuoyunda son dönemde “Türkiye’ye bu kadar çok taviz verilmesinin yanlış olduğu” yönündeki düşüncenin güçlenmeye başladığını belirterek, son seçimler sonrasında kurulan merkez sağ hükümete dışardan destek olan göçmen karşıtı sağcı partinin de bu görüşü seslendirmekte olduğunu söylüyor.

Muhalefetteki sol partilerin İsveç hükümetine Türkiye’ye verilen tavizlerle ilgili sert eleştiriler yönelttiğini ifade eden Gülsunar, “Bugüne kadar zaten Rusya’ya karşı hissedilen bir tehdit algısı vardı. Şu anda ise ‘Rusya’ya boyun eğmemek için NATO’ya üye olmak istiyoruz ama bu kez de Türkiye’ye çok taviz veriyoruz’ diye düşünülmeye başlandı” diyor.

Türkiye’ye bakış nasıl etkileniyor?

Peki NATO genişlemesini bloke eden tek ülke olarak kalmak Türkiye açısından nasıl bir etki doğurabilir?

Deneyimli diplomat Kuneralp Ankara’nın gerekli onayı seçimden sonra, yeni seçilecek Meclis’in toplanma durumuna göre en geç sonbaharda vereceği ve sorunu çok uzatmayacağı görüşünde.

Kuneralp, Türkiye’nin daha önce eski Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in NATO genel sekreterliğine atanmasını veto ettiğini ancak müzakerelerin ardından ittifakın siyasi ve askeri yapısı içinde bazı pozisyonlar elde etme karşılığında Rasmussen’in genel sekreterliğine onay verildiğini hatırlatıyor.

Levin de Erdoğan’ın 2017’de referandum öncesinde Hollanda ile de benzer bir süreç yaşadığını ancak referandum sonrasında ilişkilerin normale döndüğünü anımsatarak, “Belki de İsveç için de benzeri mümkün olabilir. Ama benim korkum hasarın bu kez daha uzun süreli olması” yorumu yapıyor.

Son döneme kadar Türkiye’nin İttifak üyelerine sadece güvenlik çıkarları nedeniyle talepte bulunduğuna yönelik algı bulunduğunu belirten Levin, ancak marjinal bir sağcı tarafından çoğu İsveçlinin de yanlış bulduğu Kur’an yakılması girişiminin NATO ile ilgisi bulunmadığına işaret ediyor.

Levin, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Pek çok müttefik tarafından bu olaya verilen tepki bir seçim taktiği olarak görülüyor ve Erdoğan’ın iç siyasi gündemini NATO için stratejik açıdan önemli bir gelişmenin önüne koyduğu anlamına geliyor.”

Pek çok şeyin Mayıs seçimlerinin sonucuna bağlı olduğunu söyleyen Levin, Erdoğan’ın iktidarda kalması durumunda müttefiklerin Türkiye’yi ikna için üzerlerine düşeni yapmaya çalışması gerekeceğini belirtiyor.

“Bunun için göz önünde olmayan sopalar ve kamuoyuna açık havuçlar gerekebilir” diyen Levin, Türkiye’nin genişlemeyi seçimden sonra da engellemeye devam etmesi durumunda ise Türkiye-NATO ilişkilerinde daha ciddi bir kriz riskinin oluşacağını kaydediyor.

Paylaşın

Seçim Tarihi Netleşmeye Başladı; CHP Çalışmalarına Hız Verdi

CHP’de seçim için il başkanlıkları bünyesinde kurulacak seçim ofislerinin yanı sıra 30 seçim ofisi daha kurulması kararlaştırıldı. Bu seçim ofisleri bölge bazlı çalışacak. O bölgenin sorunları, hassasiyetleri ve öncelikleri belirlenecek.

Seçim çalışmaları da bu kapsamda gerçekleştirilecek. Partinin enerjisi özellikle oy oranının düşük olduğu yerlere kanalize edilecek.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) seçim stratejisi toplantısı gerçekleştirildi. Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri, grup başkanvekilleri ile CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanları Tuncay Özkan ile Erdoğan Toprak’ın da katıldığı toplantıda seçim çalışmaları değerlendirildi.

Habertürk’ten Mahir Kılıç’ın haberine göre, son yapılan anketlerin masaya yatırıldığı toplantıda bundan sonra anketlerin daha sık ve daha düzenli değerlendirilmesi görüşü benimsendi.

Seçim için il başkanlıkları bünyesinde kurulacak seçim ofislerinin yanı sıra 30 seçim ofisi daha kurulması kararlaştırıldı. Bu seçim ofisleri bölge bazlı çalışacak. O bölgenin sorunları, hassasiyetleri ve öncelikleri belirlenecek. Seçim çalışmaları da bu kapsamda gerçekleştirilecek. Partinin enerjisi özellikle oy oranının düşük olduğu yerlere kanalize edilecek.

Erdoğan: Seçim 14 Mayıs’ta

Kabine toplantısı sonrası açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Mayıs’ta seçim yapılması için meclisten gerekli çoğunlukla karar alınmasını memnuniyetle karşılayacaklarını, aksi durumda yetkisini kullanarak süreci başlatacağını söylemişti.

Normal seçim tarihinin 18 Haziran olduğunu hatırlatan Erdoğan, “Ancak tarihi, hem Kurban Bayramı arifesine, Hac dönemine hem sınav takvimine hem de ilk ve orta öğretim tatiline denk gelmesi sebebiyle güncelleme ihtiyacı duyduk. Milletin talebini karşılama yanında, milli iradenin en yüksek katılımla ve en ideal şartlarda tecellisini sağlamakla sorumluyuz” demişti.

Paylaşın

HDP’yi Yok Saymak, Cumhur İttifakı’na Mı Millet İttifakı’na Mı Yarıyor?

“HDP’yi yok saymak, “vebalıymış” gibi uzak durmak Cumhur İttifakı’na mı yoksa Millet İttifakı’na (Altılı Masa) mı yarıyor?” sorusunu, siyaset bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun, “HDP’yi yok saymanın Altılı Masa’nın zararına bir durum olduğu görüşünde” şeklinde yanıtlarken, siyasal iletişimci ve stratejist Ateş İlyas Başsoy da kimsenin HDP’yi yok saymak gibi bir lüksü olmadığı görüşünde.

Siyasal iletişimci ve kamuoyu araştırmacısı Dr. İbrahim Uslu da HDP’nin hiçbirine yaranamadığını söyledi. Cumhur İttifakı’nın bugüne kadar kutuplaştırmaya zemin hazırlamak için HDP’yi kriminalize ettiğini ifade eden Uslu, “Bu kısmen işe yaradı gibi görünüyor ama bir bedel de ödedi” dedi.

HDP’ye karşı kullandığı sert dil nedeniyle Cumhur İttifakı’nın Kürt seçmenleri kaybettiğine vurgu yapan Uslu, “HDP gibi bir sosyolojiyi görmezden gelmenin ya da onun desteği ve katkısını alamamanın her iki bloğa da yarattığı maliyetler var. HDP seçmeninin büyük çoğunluğu yani 11 puanın yaklaşık 1 puanı Erdoğan’a oy verebileceğini söylerken diğer 10 puan muhalefete oy vereceğini ifade ediyor” diye konuştu.

Türkiye seçim sathı mahalline girdi. Bugün itibariyle seçimlere 110 gün kaldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısı’nda seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılacağının işaretini vermişti.

Erdoğan, dün akşam Bursa’da gençlik buluşmasında seçimin 14 Mayıs’ta olacağına yönelik mesajını yineleyerek, “10 Mart’ta Cumhurbaşkanı olarak bu yetkimizi kullanacağız ve 60 gün süre var o süreyi de YSK değerlendirecek” dedi.

Bir sürpriz olmazsa cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin 14 Mayıs’ta yapılacağı kesin. İktidar bunun erken seçim olmadığını, sadece öne almak olmak olduğunu iddia ederken, muhalefet tam tersini savunuyor.

Tabii ki tartışmalar bununla sınırlı değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üçüncü kez aday olup olamayacağı, yeni seçim kanunun geçerliliği gibi tartışmalı birçok konu var.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Parti başta olmak üzere muhalefetteki parti temsilcileri işin peşini bırakmayacaklarını, tüm hukuki yollara başvuracağını söyledi.

HDP’nin desteğini alamayan adayın ilk turda kazanması neredeyse imkansız. Nihai kararı Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verecek ve tartışma da noktalanacak. Zira YSK’nın kararlarına itiraz yolu kapalı.

Cumhur İttifakı, Erdoğan’ın adayını açıklayalı aylar oldu ve seçim çalışmasına başladı. Seçimlere kısa süre kalmasına rağmen Altılı Masa adayını hala belirlemedi. Bu belirsizliğin yanı sıra Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yaklaşımları da tam netlik kazanmadı.

Kamuoyu araştırmalarına göre ise HDP’nin destek vermediği hiçbir adayın birinci turda kazanma ihtimali neredeyse imkansız. Bu nedenle Millet İttifakı veya bir diğer ismiyle Altılı Masa, HDP’yi yok saydığı, görmezden geldiği için kimi kesimlerce sürekli eleştiriliyor.

“Altılı Masa aday belirlemede HDP’yi dikkate almalı”

Altılı Masa’yı eleştirenlerden biri de eski Kültür ve Turizm Bakanı Fikri Sağlar.

Ortak aday belirlenirken HDP’nin de beklentilerinin dikkate alınması çağrısında bulunan Sağlar, “HDP’ye ‘görünmez parti’ muamelesi yapmak AKP’ye yarıyor. Sıkışınca mektup okutanların 6’lı masayı hapsetmeye çalıştığı köşeden artık çıkılmalı. Ortak adayın belirlenmesinde HDP, TİP ve Sosyalist Güç Birliği’nin beklentileri dikkate alınmalıdır” paylaşımında bulundu.

Geçen günlerde İz gazetesinden Pınar Teke’nin sorularını yanıtlayan Selahattin Demirtaş da Türkiye’de Kürt sorunu ve HDP olunca söz konusu olduğunda herkesin kendini özel harekatçı gibi konumlandırdığı eleştirisinde bulunmuştu.

Aslında sadece Demirtaş değil, şimdiye kadar HDP’li birçok üst düzey yönetici, partilerinin “vebalı” muamelesi gördüğünü söyledi, söylüyor.

HDP’yi yok saymak, “vebalıymış” gibi uzak durmak Cumhur İttifakı’na mı yoksa Millet İttifakı’na (Altılı Masa) mı yarıyor?

“HDP desteği olmadan birinci turda seçim kazanma imkansız”

Independent Türkçe’den Abdulhakim Günaydın’a değerlendirmede bulunan siyaset bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun, HDP’yi yok saymanın Altılı Masa’nın zararına bir durum olduğu görüşünde.

Tosun’a göre özellikle cumhurbaşkanı seçimi için konuşulduğunda yapılan kamuoyu anketleri her iki ittifakın da HDP desteği almadan birinci turda seçim kazanma ihtimalinin neredeyse imkansız.

HDP’nin büyük olasılıkla aday çıkaracağını, ikinci turda da HDP seçmenin önemli bir kısmının Millet İttifakı’na yöneleceğini düşündüğünü kaydeden Tosun, “Fire tabii ki olabilir. Bunu neden söylüyoruz? çünkü özellikle son dönemde iktidarın uyguladığı ekonomi politikaları HDP seçmeninde iktidara karşı çok ciddi bir antipati üretti ve çok sert bir kutuplaşma oluştu” yorumunu yatı.

“Millet İttifakı için hala atılabilecek ortak adımlar var”

İktidar ile HDP seçmeni arasında sosyal mesafe aşıldığı için bu saatten sonra Cumhur’un yakın durması ittifak bileşenlerinin kompozisyonuna bakıldığında mümkün görünmediğine değinen Prof. Dr. Tosun, devamında şunları kaydetti:

Ama Millet İttifakı için hala atılabilecek ortak adımlar var ki bu da demokrasi üst söylemi üzerinden inşa edilebilir. Birinci turda ayrı ayrı adaylar ile çıksalar bile bu demokrasi üst söyleminde Millet İttifakı’nın daha proaktif bir söylem geliştirmesi ikinci turda HDP seçmeninin azımsanmayacak ölçüde Millet İttifakı’na yönelmesine imkan sağlayabilir.”

“Kullanılan sert dil Kürt seçmenleri kaybettirdi”

Siyasal iletişimci ve kamuoyu araştırmacısı Dr. İbrahim Uslu da HDP’nin hiçbirine yaranamadığını söyledi. Cumhur İttifakı’nın bugüne kadar kutuplaştırmaya zemin hazırlamak için HDP’yi kriminalize ettiğini ifade eden Uslu, “Bu kısmen işe yaradı gibi görünüyor ama bir bedel de ödedi” dedi.

HDP’ye karşı kullandığı sert dil nedeniyle Cumhur İttifakı’nın Kürt seçmenleri kaybettiğine vurgu yapan Uslu, “HDP gibi bir sosyolojiyi görmezden gelmenin ya da onun desteği ve katkısını alamamanın her iki bloğa da yarattığı maliyetler var. HDP seçmeninin büyük çoğunluğu yani 11 puanın yaklaşık 1 puanı Erdoğan’a oy verebileceğini söylerken diğer 10 puan muhalefete oy vereceğini ifade ediyor” diye konuştu.

“Oy vermede aday profili önemli”

İkinci turda seçmenin kendi vicdanıyla baş başa kalacağını ve HDP seçmenin büyük ekseriyetinin muhalefetin ortak adayına oy vereceğini aktaran Dr. Uslu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Burada tamamının da sandığa gidip oy vereceğini varsayamayız. Eğer bu sürede incitici süreçler yaşanırsa ya da muhalefetin ikinci tura kalan adayını çok içine sindiremiyorsa o zaman bir kısmı da sandığa gitmez. Az bir kısmı Erdoğan’a, bir kısmı sandığa gitmez bir kısmı da muhalefetin adayına verir. İşte ne kadarı sandığa gitmeyecek veya ne kadarı sandığa gidip muhalefetin adayına oy verecek onu da adayın profili önem kazanacak.”

“Millet İttifakı korkularından kurtulmalı”

Siyasal iletişimci ve stratejist Ateş İlyas Başsoy da kimsenin HDP’yi yok saymak gibi bir lüksü olmadığı görüşünde. Millet İttifakı başta olmak üzere muhalefetin korkularından kurtulması çağrısında bulunan Başsoy, sözlerini şöyle tamamladı:

Millet İttifakı ‘Ne dersek AKP’ye yarar, Erdoğan mağdur olur, bize şöyle derler, böyle derler’ zihniyetin de kurtulmalı. Şu halleriyle ‘konu komşu ne der’ diye kendini eve kapatan insanlara benziyorlar. AKP konu ve komşuysa, HDP de konu ve komşu…”

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan Aday Açıklaması: 30 Ocak’ta Olmayacak

Nevşehir’de katıldığı bir etkinlikte Altılı Masa’nın ortak adayına ilişkin değerlendirmede bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, 26 Ocak’ta toplanacak Altılı Masa’nın 30 Ocak’ta iktidara gelmeleri durumunda atacakları adımları açıklayacaklarını, bu toplantıda adaylıkla ilgili herhangi bir açıklamanın olmayacağını söyledi.

Karamollaoğlu, ancak 26 Ocak toplantısında adaylıkla ilgili bir karar alınması durumunda ise durumun farklılaşabileceğini söyledi.

Altılı Masa’da yer alan siyasi partilerin genel başkanları, İYİ Parti’nin ev sahipliğindeki 11’inci toplantısını 26 Ocak’ta yapacak. Bu toplantının ardından 30 Ocak’ta “Ortak Politikalar Metni” ve “Geçiş Sürecinin Yol Haritası”nı açıklayacak.

Altılı Masa onuncu toplantısını 5 Ocak’ta Gelecek Partisi Genel Merkezi’nde gerçekleştirmişti.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Nevşehir’in Kozaklı ilçesinde Şuurlu Öğretmenler Derneğinin (ÖĞ-DER) düzenlediği toplantıya katıldı.

SP Lideri Karamollaoğlu, “Şu ana kadar yaptığımız geçen toplantıdaki görüşmelerimizde 30 Ocak’ta sadece iktidara gelindiğinde politikalar görüşülecek. Onlar deklare edilecek. Yani adayla ilgili açıklama 30 Ocak’ta olmayacak ama önümüzde yapacağımız toplantıda böyle bir karar alınırsa o farklı. O zaman olabilir” dedi.

Temel Karamollaoğlu, ancak 26 Ocak toplantısında adaylıkla ilgili bir karar alınması durumunda ise durumun farklılaşabileceğini belirtti.

TV5’in haberine göre Karamollaoğlu, partisinin cumhurbaşkanı adayı kriterlerini ise şöyle yineledi: Bizim için söylediğimiz bugüne kadar yapılan çalışmalarda ortaya konulan politikalara uyum sağlaması gerekecek. Tabii herkes aynı şeyi söylüyor. Seçilebilir olma ihtimali yüksek olacak.

Karamollaoğlu, “İlk turda sonucun çıkmasını bekliyor musunuz?” yönündeki soruya da şu şekilde yanıt verdi: Aslında bekliyoruz. Anketlerde öyle bir ihtimal güçlü olarak gözüküyor. Ama yüzde 100 bir şey söylemek mümkün değil.

Paylaşın

“HDP Aday Sayısını İkiye Düşürdü” İddiası

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) cumhurbaşkanı aday sayısını ikiye düşürdüğü ileri sürüldü. Adayın kadın olma ihtimalinin yüksekliği doğrulanırken milletvekili olmayacağı iddiası ise yalanlanmıyor.

HDP’nin adayla ilgili daha fazla bilgi paylaşmak istememesinin bir nedeni Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak Salı günü yapacağı toplantı olarak gösteriliyor. Aday önerilerinin önce bu toplantıda ittifak ortakları ile değerlendirileceği ardından şubat ayı başında açıklanacağı kaydediliyor.

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, kendi cumhurbaşkanı adayını çıkaracağını ilan eden HDP, “aday müzakere sonrası ilk tura girmeden çekilir” iddiaları sonrası el yükseltti! HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin cumhurbaşkanlığı seçimine kendi adayıyla girme kararlığını bu kez “6’lı Masa adayını çeksin, bizim adayımıza oy versinler. Bu kadar net konuşuyoruz” sözleriyle dile getirdi.

Peki HDP’nin adayı kim olacak? Parti içinde adayla ilgili görüşmelerin sürdüğü biliniyor. Son bilgi, oluşturulan isim havuzunda aday sayısının son görüşmelerin ardından ikiye düşürüldüğü yönünde. Adayın kadın olma ihtimalinin yüksekliği doğrulanırken milletvekili olmayacağı iddiası da yalanlanmıyor.

HDP’nin adayla ilgili daha fazla bilgi paylaşmak istememesinin bir nedeni Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak Salı günü yapacağı toplantı olarak gösteriliyor. Aday önerilerinin önce bu toplantıda ittifak ortakları ile değerlendirileceği ardından şubat ayı başında açıklanacağı kaydediliyor.

Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişte” üç senaryo

Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın

AK Partili Bülent Turan: Seçim Kararı 9-10 Mart’ta Açıklanabilir

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son grup toplantısında seçim için 14 Mayıs tarihini işaret ettiğini hatırlatan AK Partili Turan, “Resmi takvim hala 18 Haziran’dır. Bir erken seçim gündemimiz yok. 18 Haziran’da neden yapmayacağız.” dedi ve ekledi:

“Ramazan Bayramı, Hac dönemi, mevsimlik işçiler, Kurban Bayramı… Hem ilk turu hem ikinci turu planlamak zorundasınız. Bu hac meselesinin 2 turda da olmadığı 7 Mayıs ve 14 Mayıs var. Biz istiyoruz ki 18 Haziran’a en yakın tarih olan 14 Mayıs var. Seçim büyük ihtimalle 14 Mayıs’ta olacak.”

Turan, “Kararın Meclis’ten çıkmasını isterdik. İYİ Parti ve CHP yolu kapattı. Seçim tarihini Cumhurbaşkanının almasını bekliyoruz. Karar 9-10 Mart tarihlerinde açıklanabilir” ifadelerini kullandı.

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, CNN Türk’te katıldığı bir programda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son grup toplantısında seçim için 14 Mayıs tarihini işaret ettiğini hatırlatan Turan, “Öncelikle ülkemiz için hayırlı olsun. Cumhurbaşkanımız son grup toplantısında 14 Mayıs’ı işaret etti. Resmi takvim hala 18 Haziran’dır.

Bir erken seçim gündemimiz yok. 18 Haziran’da neden yapmayacağız. Ramazan Bayramı, Hac dönemi, mevsimlik işçiler, Kurban Bayramı… Hem ilk turu hem ikinci turu planlamak zorundasınız. Bu hac meselesinin 2 turda da olmadığı 7 Mayıs ve 14 Mayıs var. Biz istiyoruz ki 18 Haziran’a en yakın tarih olan 14 Mayıs var” dedi.

“Seçim büyük ihtimalle 14 Mayıs’ta olacak” diyen Turan, “Kararın Meclis’ten çıkmasını isterdik. İYİ Parti ve CHP yolu kapattı. Seçim tarihini Cumhurbaşkanının almasını bekliyoruz. Karar 9-10 Mart tarihlerinde açıklanabilir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın yeniden adaylığı ile ilgili tartışmalara değinen Turan, “Sayın Erdoğan bugüne kadar birçok engelle karşılaşmış bunları aşmış bir lider. YSK sürece ilişkin itiraz konuları varsa bunlar değerlendirilir. Erdoğan, 2018’de yeni sisteme göre ilk kez Cumhurbaşkanı oldu. ‘Aday olamaz’ diyen hukuk cahilidir” iddiasında bulundu.

Seçim yasası

‘Seçim yasası’ ile ilgili de konuşan Turan, şunları söyledi: “Mecburum diye anlatmaya çalışıyorum. Dön dolaş aynı konuların tartışılması vahim. Bunlar üzücü şeyler. 2010 yılında YSK’nın bir kararı var. Seçim günü esastır diye bir kararı var, neyi tartışıyorsunuz. Seçimin tarihi hangi gün ise 1 yıl hesabı o zaman başlar.”

EYT ne zaman Meclis’e gelecek?

Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) ile ilgili düzenlemenin ne zaman Meclis’e geleceğine yönelik soruya Turan, şu yanıtı verdi:

“AK Parti’nin kendisinden önceki sorunları çözmesinde iyi bir örnek bu. ‘Yapacağım’ dediği ne varsa hepsini yaptı AK Parti. Şimdiye kadar ocak sonu gibi Meclis’e gelir, şubatta görüşmelere başlanır. Önce komisyon ardından Genel Kurul görüşmeleri var. EYT meselesi 5 milyona yakın kişiyi ilgilendiriyor.

Çok büyük bir sayı. 5 milyon çalışan emekliden bahsediyorsunuz. Kalifiyeli elemanlarını gönderecek, yeni işçi bulacak, tazminatları aynı şekilde. Bakanlığımız bunları çalışıyor. Ocak sonu gelir, şubatta görüşürüz. Ümit ediyorum yakın zamanda Meclis’e gelir. Şubat ortasını geçmez diye ümit ediyorum. Yani şubat ayı içerisinde bu konu halledeceğiz diye düşünüyorum.”

Paylaşın