Romatoid artrit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Romatoid artrit (RA), vücudunuzda eklem ağrısı ve hasara neden olabilen bir otoimmün hastalıktır. Romatoid artritin neden olduğu eklem hasarı genellikle vücudun her iki tarafında da olur. Bu nedenle, kollarınızdan veya bacaklarınızdan birinde bir eklem etkilenirse, diğer kol veya bacaktaki aynı eklem de muhtemelen etkilenecektir.

Bu, doktorların romatoid artrit (RA) osteoartrit gibi diğer artrit formlarından ayırmasının bir yoludur. Romatoid artrit erken teşhis edildiğinde tedaviler en iyi sonucu verir, bu nedenle belirtileri öğrenmek önemlidir.

Nedenleri;

Sağlıklı bir insanın bağışıklık sistemi, sürekli olarak bakteriler ve virüslerden vücudu korumak için çalışır. Ancak RA gibi otoimmün hastalıklarda vücudun bağışıklık sistemi, kendi hücrelerini bakteri veya virüs gibi tehlikeli olarak görür ve inovyuma saldırır. İnovyum, eklemin düzgün hareket etmesine yardımcı olmak için sıvı üreten, eklemlerin etrafındaki dokudur. İltihaplı sinovyum kalınlaşır ve eklem bölgesini ağrılı ve hassas hissettirir. Bu bölge kızarır ve şişer, eklemi hareket ettirmek giderek zorlaşır.

Hastalığın tedavi edilmemesi halinde eklem yavaş yavaş şeklini ve yapısını kaybeder, eklemin tamamen yok olma ihtimali ortaya çıkar. RA ile ilgili olarak neden bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine saldırdığına ilişkin kesin bir teori yoktur. Birkaç görüş olsa da bunların hiçbiri kanıtlanmamıştır. İlerleyen yaşlardaki insanların ve kadınların RA olma ihtimali daha yüksektir. Kadınların bu hastalığa yatkın olmasının sebebinin östrojen hormonundan kaynaklandığına ilişkin görüşler vardır. RA’nın genetik olarak nesilden nesile aktarıldığı düşünülmektedir. Sigara içen insanlar da risk grubu içerisindedir. Ayrıca sigara bağımlılığının hastalığın şiddetini arttırdığı da bilinmektedir. Aşırı kilolu veya obez insanların eklemlerine daha fazla yük biner.

Bu nedenle obezite hastalığın riskini arttırır. Çok hareketsiz insanların da RA geliştirme riskinin yüksek olduğu bazı uzmanlar tarafından öne sürülmüştür. Halk arasında RA gibi eklem hastalıklarının çocuklarda gelişmediği yönünde bir bilgi olsa da bu yanlış bir bilgidir. Gençlerde ve çocuklarda da RA görülme olasılığı vardır. Ayrıca ailesinde RA görülen gençlerde ve çocuklarda hastalığın görülme olasılığı daha yüksektir. Hareketsiz yaşam tarzı, yaş faktörü gözetilmeksizin hastalığa yakalanma riskini arttıran faktörlerden biridir.

Belirtileri;

Romatoid artrit belirtileri ile semptomları arasında öncelikle hassas, şişmiş ve sıcak hissedilen eklemler bulunur. Bununla birlikte genellikle sabahları uyandıktan sonra ve bir süre hareketsiz kaldıktan sonra daha kötü hale gelen eklem sertliği, yorgunluk, ateş ve iştah kaybı da İltihaplı Romatizmanın belirtileri arasındadır.

Romatoid artrit erken aşamalarda bireyin özellikle küçük eklemlerini, yani parmakları ellere ve ayak parmaklarını ayaklara bağlayan eklemleri etkiler. Hastalığın ileriki aşamalarında, belirtiler ve semptomlar genellikle bileklere, dizlere, ayak bileklerine, dirseklere, kalçalara ve omuzlara yayılır. Bir çok vakada, semptomlar bireyin vücudunun her iki tarafında, simetrik eklemlerde görülür.

Romatoid artriti olan bireylerin yaklaşık yüzde 40’ında eklemler haricinde de belirti ve semptomlar görülür. Romatoid artritin etkilediği vücut yapıları arasında bulunanlar:

  • Aciğerler
  • Böbrekler
  • Cilt
  • Gözler
  • Kalp
  • Kan damarları
  • Kemik iliği
  • Sinir dokusu
  • Tükürük bezleridir

Romatoid artrit belirtileri ve semptomları bireyde görülen durumun ağırlığına ve ciddiyetinde değişebilir ve hatta aralıklarla gelip gidebilir. Gidip gelme iki farklı dönemden meydana gelir. Hastalığın etkilerinin arttığı döneme alevlenme dönemi adı verilirken, şişlik ve ağrının solduğu veya kaybolduğu dönemlere remisyon yani hafifleme dönemi adı verilir.

Tedavi ile kontrol altına alınmayan romatoid artrit zamanla eklemlerin deforme olmasına ve doğal yerinden çıkmasına neden olabilir. Bu sebeple eklemlerde sürekli rahatsızlık ve şişlik varsa mutlaka bir doktora başvurulmalıdır.

Risk faktörleri;

  • Cinsiyet; Hastalığa yakalanma olasılığı erkeklere oranla kadınlarda daha fazladır
  • Yaş; Romatoid artrit yaşa bakmadan her koşulda başlayabilir, ama en çok 45 ve 65 yaşları arasında başlar
  • Aile öyküsü; Ailenin bir üyesinde romatoid artrit olması, diğer bireylerde hastalığın çıkma olasılığı fazladır
  • Sigara içmek; Hastanın, özellikle de hastalığın oluşum ve gelişimi için gensel bir uyuşmaya sahipse, sigara içmesi, hastalık riskini ciddi düzeyde artırır. Ayrıca sigara, birçok hastalığa davetiye çıkarır
  • Çevresel faktörler; Belirsiz ve iyi anlaşılmamış olsa da, çevresel faktörlerde hastalık riskini arttırabilir
  • Obezite; Aşırı kilolu ya da obez olan hastalarda, hastalığa yakalanma ve hastalığın gelişme riski çok yüksektir

Komplikasyonları;

  • Osteoporoz riski; Romatoid artrit tedavisinde kullanılan bazı ilaçlarla birlikte, kemiklerin güçsüzlüne ve tahribatın daha yatkın hale gelmesine neden olan osteoporoz riskini artırabilir
  • Romatoid nodüller; Bu tarz nodüller genelikle dirsek ve basıncın en yüksek olduğu bölgede ve etrafında çıkar. Bu tarz nodüller akciğer, karaciğer veya herhangi bir bölgede de çıkabilir
  • Göz ve ağız kuruluğu; Romatoid artriti olan hastaların, bezelerin yanlış çalışarak gözlerindeki ve ağzındaki ıslaklığı azaltan bir hastalığa yakalanma olasılığı daha yüksektir
  • Enfeksiyonlar; Bu hastalıkta kullanılabilecek ilaç ve türevleri, vücudun dengesinde karışıklıklar çıkarabilir. Bunlar arasında bağışıklık sisteminin zayıflaması gelir. Bu da enfeksiyonlara davetiye çıkarır
  • Anormal vücut kompozisyonu; Vücut kitle endeksinde bozulmalara yol açabilir
  • Karpal tünel Sendromu; Hastalık, bilekleri etkiliyorsa, iltihaplanma, elin ve parmakların sinirlerini sıkıştırarak sendroma yol açabilir
  • Kalp sorunları; Hastalık, sertleşerek tıkanan artelleri tetikleyerek kalp hastalıklarına yol açabilir
  • Akciğer hastalığı; Hastalarda, nefes darlığına yol açabilecek iltihaplanma ve akciğer dokularında skarlaşma riski artabilir
  • Lenfoma; Romatoid artrit, lenf sisteminde büyüyüp gelişen bir kan kanseri türü olan lenfoma riskini artırır

Teşhisi;

Romatoid artritin etkili bir şekilde tedavi edilebilmesinin ilk adımı, mümkün olan en kısa sürede doğru bir teşhis koyabilmektir. Artrit tedavisinde uzmanlaşmış eğitime sahip bir doktor tıbbi öykü, fiziki muayene ve laboratuvar testlerini kullanarak doğru tanı koymak için en etkili kişidir. Doktor semptomların ne zaman başladığını, ne kadar süredir devam ettiğini, ne kadar şiddetli olduğunu, hangi hareketlerin hastayı daha iyi veya daha kötü hissettirdiğini ve aile bireylerinde romatoid artrit olup olmadığını sorarak tıbbi geçmiş ile muayeneye başlar.

Hastadaki eklem hassasiyeti ve şişme olup olmadığı, eklemlerde yanma, ateş ve şişlikler ise fiziki muayene yöntemleridir. Çoğunlukla tıbbi öykü ve fiziki muayene sonrasında romatoid artrit tanısı koymak mümkündür. Ancak romatoid artrite bağlı inflamasyon ve kan proteinlerinin (antikorlarının) tespiti için kan testleri yapılabilir. Ayrıca kandaki yüksek CRP ve ESR diğer ipuçlarıyla birlikte tanının koyulmasında yardımcıdır.

RA’nın eklemlerde oluşturabileceği aşınmaların ve diğer etkilerin görüntülenebilmesi için Tomografi, ultrason veya MRI taraması yapılabilir. Ancak hastalığın başlangıç evrelerinde görüntüleme yöntemleri bir işe yaramaz. Çünkü hastalık henüz eklemlere zarar vermemiştir. Ayrıca tıbbi görüntüleme yöntemleri hastalığın tedavisinin işe yarayıp yaramadığı konusunda da doktora fikir verebilir.

Tedavisi;

Şimdilik Romatoid artrit tedavisi olarak tamamen iyileşme yok. Güncel tedaviler ile hastalığın ilerlemesini durdurmak mümkün. Güncel tedavi metotları ağrıyı rahatlatma, iltihabı azaltma, eklem hasarını önleme veya yavaşlatma ve hastanın iyilik halini sürdürmeyi hedef almıştır. Modern tedaviler Romatoid artritli hastaların hayat kalitesini arttırmıştır. Tedavi programınız; sizin ihtiyaçlarınız, bireysel yaşam tarzınız, diğer tıbbi sorunlarınız, hastalığınızın şiddeti ve ciddiyeti göz önüne alarak düzenlenir.

Romatoid artrit tedavisinde romatolog sağlık ekibinin lideri konumundadır. Romatologlar kas, kemik ve eklem hastalıkları konusunda özel eğitimli, uzman hekimlerdir. Romatolog, RA’nın tıbbi tedavisinde sorumlu olacak kişi olarak görev görür. FTR hekimi, fizyoterapist, hemşire, psikiyatrist, ortopedik hekimi ve sosyal hizmetler uzmanı gibi diğer sağlık uzmanları hastalığı yenme konusundaki yardımlarıyla önemli roller oynarlar.

Romatoid artrit tedavisinde kullanılan ilaçlar şikayetlerinizi (semptom) rahatlatmaya yarayan ilaçlar ve hastalığın yaptığı hasarı durduran, bu durumu devam ettirmeye yarayan (modifiye eden) ilaçlar olmak üzere ikiye ayrılırlar. Doktorunuz aynı anda iki veya daha fazla ilaç kullanmanızı önerebilir. Bunların her biri Romatoid artrit tedavisinde belirli amaçlara hizmet eden ilaçlardır. Bu ilaçların bazıları tedavi sırasında dikkatli takibi gereklidir. Bütün ilaçlar yan etkilere sahiptirler fakat RA mutlaka tedavi edilmesi gerekli bir hastalıktır.

Bu yüzden hasta tedavi seçenekleri konusunda, tedavinin yaralarına karşı riskleri konusunda mümkün olduğunca fazla bilgilendirilmelidir. Doktorunuza, hemşirenize ve eczacınıza tedavi hakkındaki bilmek istediğiniz, aklınıza takılan her türlü soruyu sorun. Tedaviye bağlı yan etkiden şüpheleniyorsanız veya tedavinin iyi gelmediğini düşünüyorsanız bunu doktorunuza bildirin. Tüm tedaviye rağmen, her şey yolunda giderken de ara ara ufak tefek de olsa yakınmalarınızın olabileceğini de unutmamalısınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Romatizma hakkında bilmeniz gereken her şey!

“Romatizma” kelimesini duyduğunuzda, artrit ile ilişkili ağrı ve sızıları düşünebilirsiniz. Ancak romatizmal hastalıklar bundan çok daha fazlasıdır. Romatizma deyimi ilk kez İsa´dan 400 yıl kadar önce Hipokrat tarafından kullanılmıştır. Yunanca kökenli bu kelime “akıyorum” anlamına gelen “rheo” kökünden türetilmiştir. Romatizma sözcüğü yüzyıllar boyunca hareket sistemini etkileyen ağrı ve bozukluklar için kullanılmış ve halk arasında halen kullanıla gelmektedir.

Ancak bu sözcük bir hastalığı ifade etmediğinden romatizmal hastalıklar deyimi daha doğru bir tanımlamadır. Peki romatizmal hastalıklar tam olarak nedir? Ve semptomları nelerdir? Bu soruları yanıtlamak için okumaya devam edin.

Romatizmal hastalıklar nelerdir?

Romatizmal hastalıklar enflamatuardır ve genellikle doğası gereği otoimmündür. Bu, bağışıklık sisteminizin yanlışlıkla sağlıklı dokulara saldırdığı anlamına gelir. Romatizmal hastalıklar, kas-iskelet sisteminin aşağıdaki kısımlarını etkileme eğilimindedir:

  • Eklemler
  • Kaslar
  • Kemikler
  • Tendonlar ve bağlar

“Artrit” genel terimi altında toplanan romatizmal hastalıklar görebilirsiniz. Romatizmal hastalıklar bazı artrit türlerini kapsarken, başka birçok durumu da içerirler.

Romatologlar en yaygın artrit tipini (osteoartrit) tedavi ederken, romatizmal bir hastalık olarak kabul edilmez. Bunun nedeni, osteoartritin, iltihaplanmanın aksine eklem çevresindeki kıkırdak ve kemiğin doğal olarak yıpranmasından kaynaklanmasıdır.

En yaygın semptomlar nelerdir?

Romatoid hastalıkların en yaygın semptomlarından bazıları;

  • Ağrılar ve ağrılar, genellikle ancak her zaman eklemlerinizi tutmaz
  • Eklemlerinizin içinde ve çevresinde veya vücudun diğer kısımlarında olabilen şişlik
  • Sertlik veya sınırlı hareket aralığı
  • Yorgunluk hissi
  • Halsizlik veya genel rahatsızlık duyguları
  • Ateş
  • Kilo kaybı

Her romatizmal hastalık türü vücudunuzun farklı bölümlerini etkileyebilir ve kendine özgü semptomlara sahip olabilir. Otoimmün hastalıklar sadece eklem tutulumuna sahip olmakla kalmaz, vücudun birçok sistemini etkileyebilir.

En yaygın romatizmal hastalık türlerinden bazılarına ve altta yatan nedenlere bakalım;

Romatizmal eklem iltihabı; Romatoid artrit (RA), bağışıklık sisteminizin eklemlerinize saldırdığı bir otoimmün hastalıktır. Bir seferde birden fazla eklem etkilenebilir. Ellerinizdeki, bileklerinizdeki ve dizlerinizdeki eklemler en yaygın hedefler olma eğilimindedir. Bağışıklık sisteminiz bu eklemlere saldırdığında ağrıya, iltihaplanmaya ve sertliğe neden olur.

Bu, eklemlerin dejenerasyonuna neden olabilir. RA’lı kişiler eklem işlevini kaybedebilir ve hatta etkilenen eklemlerde deformiteler geliştirebilir. RA ile ağrı ve iltihaplanma tipik olarak alevlenme veya alevlenme olarak bilinen dönemlerde gerçekleşir. Diğer zamanlarda semptomlar daha az şiddetli olabilir veya tamamen ortadan kalkabilir (remisyon). RA, sistemik bir hastalıktır ve gözler, akciğerler, deri, kalp, böbrekler ve sinir ve gastrointestinal sistemler gibi başlıca vücut organlarını etkileyebilir. Ayrıca kanı da etkileyebilir ve kansızlığa neden olabilir.

Lupus; Lupus, vücudunuzda iltihaplanmaya neden olabilen kronik bir otoimmün hastalıktır. Bu hastalıkta, bağışıklık sisteminiz organlara ve dokulara saldırmaktan ve onları etkilemekten sorumludur, örneğin;

  • Eklemler
  • Kalp
  • Cilt
  • Böbrekler
  • Beyin
  • Kan
  • Karaciğer
  • Akciğerler
  • Saç
  • Gözler

Lupus şiddetli ve bazen hayatı tehdit eden bir hastalık olsa da, lupuslu birçok kişi bunun hafif bir versiyonunu yaşar.

Skleroderma; Skleroderma ile vücudun cilt ve diğer bağ dokuları sertleşir. Bu, bir tür protein olan çok fazla kolajen üretildiğinde, vücutta birikmesine neden olduğunda olur. Bunda bağışıklık sisteminin rol oynadığına inanılıyor. Bazı insanlarda skleroderma sadece cildi etkiler. Ancak bazı insanlarında kan damarlarını, iç organları ve sindirim sistemini de etkileyebilir. Bu, sistemik skleroderma olarak bilinir.

Sklerodermalı kişiler, cildin sıkılaşması ve sertleşmesi nedeniyle kısıtlı hareket yaşayabilir. Cilt ayrıca çok gergin olduğu için parlak görünebilir. Ek olarak, raynaud hastalığı denen bir durum ortaya çıkabilir, burada parmakların veya ayak parmaklarının stres veya soğuk hava nedeniyle uyuşması veya ağrılı hale gelmesi. Raynaud’a neden olan ve skleroderma spektrumunda bulunan ve CREST sendromu olarak bilinen başka bir otoimmün durum. Hastaların bu tanı için belirli kriterlere sahip olması gerekir. Bunlar:

  • Kalsinoz; Ciltte kalsiyum birikmesi
  • Raynaud hastalığı; Ekstremitelerin renk değişiklikleri ile birlikte soğuk veya stres hassasiyeti
  • Özofagus dismotilitesi; Yutma güçlüğü
  • Telenjiektaziler; Basınçla beyazlaşan küçük, örümcek benzeri damarların genişlemesi

Sjögren sendromu; Sjogren sendromu, bağışıklık sisteminizin tükürük ve gözyaşı üreten bezlere saldırdığı otoimmün bir durumdur. Ana semptomlar ağız kuruluğu ve kuru gözlerdir. Sjogren sendromu, eklemler, cilt ve sinirler dahil olmak üzere vücudun diğer kısımlarını da etkileyebilir. Bu olduğunda, eklemlerinizde veya kaslarınızda ağrı, kuru cilt, kızarıklıklar ve nöropati fark edebilirsiniz.

Ankilozan spondilit; Ankilozan spondilit (AS), omurganızı hedef alan, uzun süreli sertliğe ve omurga boyunca hareketsizliğe yol açan kemik proliferasyonuna neden olan bir tür inflamatuar artrittir. Alt sırt ve pelviste ağrı ve sertliğe neden olmasının yanı sıra, kalça, omuz ve kaburga gibi diğer büyük eklemlerde de iltihaplanmaya neden olabilir. Tutulmanın önemli bir göstergesi, sakroiliak eklemlerin iltihaplanmasıdır. Daha şiddetli vakalarda, AS’den kaynaklanan iltihap, omurgada yeni kemiğin oluşmasına neden olarak sertliğe ve hareket açıklığının azalmasına neden olabilir. Gözlerde iltihaplanma ve ağrı da olabilir.

Gut; Gut, ürik asitin vücudunuzda birikmesi durumudur. Çok fazla ürik asit varsa, vücudunuzun belirli bölgelerinde, özellikle cilt ve eklemlerde kristaller oluşturabilir. Gut hastaları eklem ağrısı, kızarıklık ve şişlik yaşarlar. Genellikle ayak başparmağını etkiler, ancak diğer eklemleri de etkileyebilir. Uygun şekilde tedavi edilen bir gut atağı bir hafta içinde çözülebilir.

Psoriatik artrit; Psoriatik artrit , cildi etkileyen bir otoimmün durum olan sedef hastalığı olan kişileri etkileyebilir. Durum genellikle sedef hastalığı ile birkaç yıl yaşadıktan sonra gelişir. Buna neyin sebep olduğu bilinmemektedir.

Eklem ağrısı, şişme ve sertliğe ek olarak, aşağıdakiler de psoriatik artritin yaygın belirtileridir:

  • Çok şişmiş bir parmak veya ayak parmağı
  • Çukurlaşma veya tırnak yatağından ayrılma gibi tırnaklarla ilgili sorunlar
  • Enthesopati olarak bilinen diğer tendon eklerinde Aşil tendonunun şişmesi veya iltihaplanması
  • Sakroiliak eklemlerin tutulumu olan veya olmayan bel ağrısı

Bulaşıcı artrit; Bulaşıcı veya septik artrit, bakteriyel, viral veya mantar enfeksiyonlarından kaynaklanır. Bir enfeksiyon bir ekleme yayıldığında, bağışıklık sistemi onunla savaşmak için tepki verir. Ortaya çıkan iltihap ağrıya ve şişmeye neden olarak eklemde hasara yol açabilir. Enfeksiyöz artrit tipik olarak yalnızca bir eklemde görülür. Durum genellikle kalça, diz veya omuz gibi büyük bir eklemi etkiler. Çocuklarda, yaşlılarda ve uyuşturucuları kötüye kullanan kişilerde daha yaygın olma eğilimindedir.

Jüvenil idiopatik artriti; Juvenil idiopatik artrit (JIA), çocuklarda meydana gelen bir artrit türüdür. RA’ya benzer şekilde, eklemlere ve çevre dokulara saldıran bağışıklık sisteminden kaynaklanır. Çoğunlukla eklem ağrısına, sertliğine ve sıcak, şişmiş eklemlere neden olur. Çoğu JIA vakası hafiftir, ancak ciddi vakalar eklem hasarına, bodur büyümeye, düzensiz uzuvlara, uzun süreli ağrıya, anemiye ve göz iltihabına neden olabilir.

Reaktif artrit; Adından da anlaşılacağı üzere reaktif artrit, vücudunuz vücudunuzun başka bir yerindeki bir enfeksiyona tepki gösterdiğinde ortaya çıkar. Durum genellikle Salmonella , Chlamydia veya Campylobacter gibi bakterilerle enfeksiyonların ardından gelişir.

Bu reaksiyon, tipik olarak vücudun alt kısmında ve omurgada, sakroiliak eklemlerin de katılımıyla eklem iltihabına neden olur. Etkilenen eklemlerde şişlik, kızarıklık ve ağrı fark edebilirsiniz. Diğer semptomlar arasında konjunktivit ve idrar yolu iltihabı sayılabilir.

Polimiyalji romatika; Polimiyalji romatika, omuzlarda, boyunda ve kalçalarda ağrı veya sertliğe yol açan iltihaplı bir durumdur. Semptomlar genellikle sabahları daha kötüdür. Ateş ve halsizlik gibi grip benzeri semptomlarınız da olabilir. Bu durumun nedeni bilinmemektedir.

Sistemik vaskülit; Vaskülit, kan damarlarının duvarlarının iltihaplandığı bir durumdur. Birden fazla damar ve organ sistemi söz konusu olduğunda buna sistemik vaskülit denir. Vaskülitten kaynaklanan iltihaplanma, kan damarlarının duvarlarının daralmasına neden olabilir ve bu da kan akışını kısıtlayabilir. Vücuttaki belirli dokular yeterince kan almadığında, dokunun ölmesine neden olabilir. Birçok vaskülit türü eklem ve kas ağrısı ile ilişkilidir.

Risk faktörleri nelerdir?

Genetik faktörler birçok romatizmal hastalıkta rol oynar. Bazı durumlarda, bir durumla ilişkili belirli genler tanımlanmıştır. Diğer durumlarda, aile geçmişinde bir hastalık olması sizi daha yüksek risk altına sokar. Romatizmal hastalık geliştirme riskinizi artırabilecek başka faktörler de vardır. Bu şunları içerir:

Yaş; RA ve polimiyalji romatika gibi bazı durumlar için risk yaşla birlikte artar. Diğer koşullar erken yetişkinlik ve orta yaş arasında daha yaygındır. Bunlar;

  • Lupus
  • Skleroderma
  • Psoriatik artrit
  • Ankilozan spondilit

Sex; Aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli romatizmal hastalık türleri kadınlarda daha yaygındır;

  • Lupus
  • Skleroderma
  • Sjögren sendromu
  • Polimiyalji romatika

Gut ve ankilozan spondilit gibi diğer romatizmal hastalıklar erkeklerde daha sık görülmektedir.

Enfeksiyona maruz kalma; Bir enfeksiyona maruz kalmanın, aşağıdakiler gibi bazı romatizmal durumların hastalık gelişimini etkilediği veya tetiklediği düşünülmektedir;

  • Lupus
  • Skleroderma
  • Polimiyalji romatika

Temel koşullar; Having yüksek tansiyon, hipotiroidizm, şeker hastalığı, obezite, erken menopoz ve böbrek hastalığı, gut için artan risk altında geçirebiliriz. Ek olarak, RA, lupus veya skleroderma gibi romatizmal rahatsızlıklara sahip olmak, sizi Sjogren sendromu veya vaskülit gibi başkalarını geliştirme riski altına sokabilir .

Zamanında bakım neden önemlidir?

Romatizmal bir hastalıkla uyumlu semptomlarınız varsa, doktorunuzu görmeniz önemlidir. Çoğu durumda, zamanında teşhis, bir hastalığın daha ciddi hale gelmesini veya daha şiddetli semptomlara neden olmasını engelleyebilir. Romatizmal bir hastalık tedavi edilmezse, zamanla eklemlerinizde ve diğer dokularda ek hasar birikebilir.

Romatizmal hastalıklar, ağrılardan çok daha fazlasıdır. Aslında organlarınız, kaslarınız ve kemikleriniz ile eklemleriniz dahil olmak üzere vücudunuzun çoğu bölümünü etkileyebilirler. Bu tür hastalıklar cildinizi ve gözlerinizi bile etkileyebilir.

Romatizmal hastalıklar doğası gereği iltihaplıdır ve çoğu aynı zamanda otoimmün durumlardır. Bu, bağışıklık sisteminizin yanlışlıkla sağlıklı dokunuzun bir tehdit olduğunu düşündüğü ve ona saldırdığı anlamına gelir. Bu ağrıya, şişmeye, doku hasarına ve diğer komplikasyonlara neden olabilir.

Birçok romatizmal hastalığın kesin nedenleri bilinmemekle birlikte, muhtemelen genetik, çevresel faktörler ve altta yatan koşulların karmaşık bir karışımının sonucudur.

Romatizmal bir hastalığınız olabileceğini düşünüyorsanız, doktorunuzdan randevu alın. Erken tedavi, daha fazla hasarı veya daha ciddi komplikasyonları önlemek için hayati önem taşır.

Günümüzde tedavisi nasıldır?

Romatizmal hastalıkların tedavisi farklılıklar gösterir. Eklemin doğal yaşlanma süreci olan osteoatritin gidişini durduran bir tedavi yöntemi yoktur. Antiromatizmal ve ağrı kesici ilaçlar ağrının giderilmesine yardımcı olur. Fizik tedavi ve kaplıca tedavileri yine ilaçlar gibi ağrının giderilmesi ve eklemin hasta tarafından daha rahat ve uzun süreli kullanılmasına olanak sağlar. Eklem çevresi kasların, egzersizlerle güçlendirilmesi ise hasta ekleme binen yükün azalmasında yararlıdır.

Eklem yüzeyinin büyük oranda bozulduğu durumlarda ise değişik ortopedik cerrahi girişimler yapılmaktadır. Bu girişimlerin büyük çoğunluğunu hasarlı eklem yüzeyinin metal bir yüzeyle değiştirildiği eklem protezleri ve artroskopik ameliyatlar oluşturur. Türkiye´de de başarıyla yapılan protez ameliyatları en fazla kalça eklemi protezi olmak üzere diz ve daha az oranlarda omuz, dirsek ve el eklemlerine uygulanmaktadır. İlaç, egzersiz ve fizik tedaviye cevap vermeyen ağrılarla seyreden ileri omurga kireçlenmelerinde ise bu bölgeleri sağlamlaştırıcı ortopedik omurga ameliyatlarının yapılması gerekmektedir.

Romatoid artrit gibi iltihaplı eklem romatizmalarında antiromatizmal ilaçlar iltihabın yol açtığı şikayetleri bir miktar gidermekle birlikte hastalığın gidişine etkili olmazlar, Bu amaçla kullanılan bağışıklık sistemine etki eden bazı sıtma ilaçlan, iltihaplı barsak hastalıklarında kullanılan bazı ilaçlar ile düşük dozlarda bazı kanser ilaçları hastaların önemli bir bölümünde hastalığı durdurabilir veya gidişini yavaşlatabilir. İltihabın şiddetli olduğu durumlarda bir süre kortizon kullanılması da yararlı olabilir. Eklemin büyük oranda hasara uğradığı ileri dönemlerin de başta eklem protezleri almak üzere ortopedik cerrahi girişimlere gereksinim duyulur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Regurjitasyon nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Regurjitasyon, kusma, mide suları ve bazen sindirilmemiş yiyecek karışımının yemek borusundan yukarı çıkıp ağza geri girdiğinde meydana gelen durumdur. Regurjitasyon, yetişkinlerde, asit reflü ve gastroözofageal reflü hastalığının (GERD) yaygın bir semptomudur. Bebeklerde yaşamın ilk yılında regurjitasyon normal bir durumdur.

Regurjitasyon, ruminasyon bozukluğu adı verilen nadir bir durumun belirtisi de olabilir. Bu makale, hem yetişkinlerde hem de bebeklerde regurjitasyonun yaygın nedenleri, belirtileri, tanı, tedavisi v.b hakkında genişçe bilgi verilecektir.

Nedenleri;

Regurjitasyonun nedeni, bir bebekte mi yoksa yetişkinde mi meydana geldiğine bağlı olarak değişebilir.

Yetişkinler;

  • Asit reflü; Asit reflü , reflü, mide ekşimesi ve ağız kokusu ile karakterize bir durumdur. Ortak tetikleyiciler;
  1. Büyük öğünler yemek
  2. Belirli yiyecekleri yemek
  3. Yedikten hemen sonra uzanmak
  • GERD; Asit reflüsü haftada birkaç kez meydana geldiğinde, GERD olarak bilinir. Hem asit reflü hem de GERD yaygın olarak mide asidi veya regurjitasyona neden olur
  • Ruminasyon sendromu; Ruminasyon sendromu, sindirilmemiş yiyeceklerin sık sık geri çıkmasına neden olan nadir bir durumdur. Bu regurjitasyon yemek yedikten hemen sonra olur. Doktorlar bunun nedenlerini henüz tam olarak bilmiyor. Ruminasyon sendromu nadirdir, bu nedenle sürekli regurjitasyon olmadığı sürece, regurjitasyon asit reflü veya GERD’den kaynaklanma olasılığı daha yüksektir.

Diğer nedenler; Yetişkinlerde diğer regurjitasyon nedenleri şunlardır;

  • Tıkanıklıklar
  • Gebelik
  • Bazı ilaçlar
  • Sigara içmek
  • Yeme bozuklukları

Yemek borusunda yara izi veya kanser nedeniyle tıkanmalar, sık sık regurjitasyon neden olabilir. Erken gebelik hormonları, özofagus sfinkterinin gevşemesine neden olabilir ve bu da regurjitasyona yol açabilir.

Bazı ilaçlar yemek borusunun iç yüzeyini de tahriş edebilir ve bu da safra regurjitasyona neden olabilir. Sigara içmek asit reflü gibi durumları şiddetlendirebilir ve reflü ve regurjitasyonun artmasına neden olabilir.

Bulimia ayrıca regurjitasyona neden olabilir. Bulimia, aşırı yemek yeme ve yiyeceği temizleme ile karakterize bir yeme bozukluğudur. Bulimia, gönüllü regurjitasyonun çok daha ciddi bir nedenidir. Ruh sağlığı tedavisi gerektirir.

Bebekler;

Kusma bebeklerde ve bebeklerde yaygındır. Bununla birlikte, bazı bebekler sık ​​sık regurjitasyon yaşarlar.

Bu regurjitasyona başka semptomlar eşlik etmediğinde, fonksiyonel bebek regurjitasyonu olarak bilinir. Bu durum, yaşamın ilk yılında günde bir defadan fazla sık sık regurjitasyonla karakterizedir.

GERD, yetişkinleri etkilediği kadar yaygın olmasa da bebekleri de etkileyebilir. Özofagusun kısa olması nedeniyle GERD’li bebeklerin sadece reflü yerine regurjitasyon yaşama olasılığı daha yüksektir.

Semptomlar;

Regurjitasyon belirtileri, altta yatan nedene göre değişir. Bebeklerde regurjitasyon söz konusu olduğunda belirli semptomlara dikkat edin.

Yetişkinler;

Regurjitasyona eşlik eden semptomların çoğu, asit reflü ve GERD gibi regurjitasyona neden olan koşullardan kaynaklanmaktadır.

Asit reflü ve GERD semptomları;

  • Mide ekşimesi veya göğüs ağrısı
  • Boğazın arkasında acı veya ekşi tat
  • Yutma güçlüğü
  • Boğazda bir yumru hissetmek
  • Mide asidi veya sindirilmemiş yiyeceklerin regurjitasyonu

Regurjitasyon, diğer asit reflü veya GERD semptomları olmaksızın sık sık kendi kendine meydana geldiğinde, ruminasyon sendromu olabilir.

Ruminasyon sendromunun belirtileri;

  • Yemekten hemen sonra sık sık regurjitasyon
  • Göbekte dolgunluk
  • Ağız kokusu
  • Mide bulantısı
  • Kilo kaybı

Bebekler;

Bebeklerde ve bebeklerde yemek borusunun büyüklüğü nedeniyle, yaşamın ilk yıllarında regurjitasyon yaygındır. Bebeğinizin fonksiyonel bebek regurjitasyonu varsa, aşağıdaki semptomları fark edebilirsiniz:

  • Sık sık regurjitasyon, günde en az iki kez
  • En az 3 hafta regurjitasyon
  • Hayatın ilk yılında meydana gelir

Genellikle regurjitasyonun dışında bu duruma eşlik eden başka semptomlar yoktur. Bununla birlikte, regurjitasyon GERD’nin bir semptomuysa, buna aşağıdakiler eşlik edebilir:

  • Öğürmeye veya boğulmaya neden olabilecek yiyecek ve sıvıları yutma sorunu
  • Yemek sırasında sinirlilik, sırt kemeri veya kaçınma
  • Sık öksürük ve zatürre

Bebeğinizin başka semptomları olduğunu fark ederseniz, daha ciddi bir durumun göstergesi olabilir. Dikkat;

  • Regurjitasyonda kan veya safra
  • Beslenme sorunları
  • Aşırı ağlama
  • Nefes alma sorunları

Teşhisi;

Yetişkinler;

Asit reflü genellikle resmi bir teşhis gerektirmeyen geçici bir durumdur. Bununla birlikte, GERD uzun vadeli diyet ve yaşam tarzı yönetimi gerektirdiğinden, doktorunuz bazı teşhis testleri yapmak isteyebilir.

Bu testler şunları içerebilir;

  • Röntgen
  • Üst endoskopi
  • Yemek borusu görüntüleme

Bu testler, doktorunuzun GERD’e bağlı yemek borusu hasarının ve komplikasyonların boyutunu belirlemesine yardımcı olabilir. Ruminasyon sendromunu teşhis etmek için, doktorunuz önce GERD gibi diğer durumların olasılığını ortadan kaldıracaktır. EGD testi ve mide boşalma testi dahil ek testler gerekli olabilir. Bu testler, sık sık yetersizliğe neden olabilecek herhangi bir tıkanıklığı veya yavaşlamış geçiş süresini arar.

Bebekler;

Bebek regurjitasyonu, yaşamın ilk yıllarında beslenmenin sık ve normal bir yan etkisidir. Doktorların fonksiyonel bebek regurjitasyonunu test etmesi zordur. Bununla birlikte, ek semptom yoksa, yaşamın ilk yılında 3 hafta boyunca günde en az iki kez regurjitasyonu meydana gelirse tanı konulabilir. Doktorların yetişkinlerde için kullandıkları aynı fonksiyonel testleri bebekler için de kullanılabilir.

Tedavileri;

Yetişkinler;

İlaç, asit reflüsü ve GERD’si olan kişiler için popüler bir birinci basamak tedavi seçeneğidir. Aşağıdakiler dahil olmak üzere bu koşulları tedavi edebilecek ilaçlar vardır; Şu anda ruminasyon sendromunu tedavi etmek için kullanılan herhangi bir ilaç bulunmamaktadır. Bunun yerine tedavi, yaşam tarzı değişikliklerine dayanır.

Bebekler;

Şu anda fonksiyonel bebek regurjitasyonu tedavi etmek için kullanılan herhangi bir ilaç veya ameliyat bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bebeğinizin GERD nedeniyle regurjitasyon varsa, çocuk doktorunuz yetişkinlerde kullanılan aynı GERD ilaçlarını önerebilir.

Yaşam tarzı değişiklikleri;

  • Sağlıklı bir kiloyu hedefleyin
  • Sigara içmeyi bırakın
  • Kafein ve alkol tüketimini sınırlayın
  • Yemek sırasında daha küçük öğünler yiyin, yemeğinizi iyice çiğneyin ve en az 2-3 saat yedikten sonra uzanmayın
  • Geceleri uzanırken ekstra yastıklarla başınızı ve boynunuzu destekleyin

Ruminasyon sendromu için tedavi seçenekleri, aşağıdakiler dahil olmak üzere yetersizliğe neden olan davranışları değiştirmeye odaklanır;

  • Yedikten sonra rahatlamak
  • Yemek sırasında ve sonrasında dik kalmak
  • Yemek sırasında stresi azaltmak
  • Bazı durumlarda psikoterapi gerekli olabilir

Sık sık regurjitasyonu olan bebekler için, doktorlar beslenme sırasındaki bazı değişikliklerin regurjitasyonu azaltmaya yardımcı olabileceğini önermektedir :

  • Beslenme sırasındaki stresi ve huzursuzluğu azaltmak için bebeğinizi sessiz, rahatsız edilmeyen bir yerde besleyin
  • Sindirime yardımcı olması için formülü veya sütü mısır gevreği ile koyulaştırın
  • Bebeğinizi fazla beslemeyin. Aşırı besleme, artan kusmaya neden olabilir
  • Yetişkinlerde GERD için benzer yaşam tarzı önerileri bebeklere uygulanabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Reflü nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Reflü, mide asidinin yemek borusuna geri akması durumunda ortaya çıkan durumdur. Bu ters akma yemek borunuzun iç yüzeyini tahriş edebilir. Çoğu insan zaman zaman reflü yaşar. Reflü rahatsızlığı yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Reflü, tedavi edilmezse bazen ciddi komplikasyonlara neden olabilir.

Reflü, sıklıkla yemeklerden sonra olur. Reflü hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sıkça rastlanan bir hastalıktır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada toplumun yüzde 20’sinde reflü hastalığı olduğu ortaya çıkmıştır.

Reflü neden olur?

Reflü nedenlerinin kökeninde yemek borusunun uzun bir süre, fazla miktarda mide asidik içeriği ile teması yatmaktadır. Mide asidik içeriğinin yemek borusu ile uzun süreli teması yemek borusunda hasara yol açar ve bu da yanma hissine sebep olur. Normal olarak yemek borusunun alt ucundaki alt özefagus sfinkteri dediğimiz kastan oluşmuş kapak benzeri bir yapı vardır.

Bu yapı asidin yemek borusuna geri kaçmasını önleyerek midenin içinde kalmasını sağlar. Reflü nedenleri arasında yer alan sfinkter kapağının sık aralıklar ile gevşemesi çok önemlidir. Bu kapak sık aralıklar ile gevşer ve mide asidik içeriği yemek borusuna geri kaçar.

Belirtileri;

Reflü hastalığı tipik ve atipik semptomlar olmak üzere 2 başlık altında incelenebilir. En sık karşılaşılan tipik reflü belirtileri arasında; midede yanma, ekşime, ağızda acı bir tat hissedilmesi, göğüste ağrı veya yediklerinin ağıza gelmesidir.

Atipik reflü bulguları ise genellikle kulak burun boğaz hastalıklarıyla karıştırılmaktadır. En sık görülen atipik reflü belirtileri ise; sinüzit,kuru öksürük, ağız kokusu, seste kısılma veya diş çürümesi gibi bulgulardır.

Reflü hastalığı genellikle göğüs ağrısına neden olduğu için kalp veya göğüs hastalıklarıyla sıklıkla karıştırılmaktadır.

Reflü birçok hastalığa da neden olabilmektedir. Örneğin kronik farenjitin en sık nedenlerinden biri reflü hastalığıdır. Aynı şekilde midedeki sıvıların yukarı çıkarak soluk borusuna kaçması ve akciğerlere karışması halinde uzun vadede reflü, akciğer hastalıkları veya astıma da neden olabilir.

Tanısı;

Reflü belirtileriyle kişinin hekime başvurmasının ardından hekim, ayrıntılı olarak hastanın anamnezini alır. Semptomların giderilmesi için hastaya proton pompa inhibitörleri (PPİ) olarak tanımlanan ilaçlar verilir. Hasta 1-2 hafta sonra kontrole çağırılır. Eğer şikayetler ilaç kullanımıyla giderilip, bırakıldığında devam ediyorsa kişiye reflü tanısı koyulur. Tanı için kullanılan bir diğer yöntem ise 24 saatlik pH monitörizasyonudur.

Mide girişine, burundan bırakılan küçük bir cihaz 24 saat boyunca kişinin yemek borusundaki belirli noktaların pH seviyesini ölçer. Bu tetkikin sonucunda da kişiye reflü tanısı koyulabilir. Baryumlu özofagus mide duodenum grafisi yönteminde ise radyoloji uzmanı, hastayı baryum içtiği sırada inceler. Bir diğer tanı yöntemi ise gastroskopidir. Gastroskopi, endoskopik bir görüntüleme yöntemidir. Bu işlemin sonucunda da reflü tanısı koyulabilir.

Tedavisi;

Reflü kronik bir hastalıktır. Tedavide amaç, reflü yakınmalarını gidermek, varsa yemek borusunda oluşmuş hasarı iyileştirmek ve gelişebilecek komplikasyonları önlemek yönündedir. Bu amaçla 3 tip tedavi uygulanır:

Yaşam tarzı değişiklikleri;

  • Yemeklerinizi daha az miktarda ve daha sık öğünler halinde yemeye dikkat edin
  • Yağlı, ağır salçalı, sirkeli, kremalı, kızartılmış yiyecekler, çikolata, nane, acılı gıdalar ve asitli içeceklerden uzak durun
  • Fazla kilolarınızı verin
  • Sigara ve alkol kullanmayın
  • Çok sıcak yiyecek ve içecekler yemek borusu hasarına yol açar
  • Yemeklerden sonra en az 2‐3 saat, yatmaktan ve egzersiz yapmaktan kaçının
  • Belinizi sıkan kemer, korse ve dar kıyafetler kullanmayın
  • Yatağınızın başını 15‐20 cm yükseltin
  • Yemekten sonra eğilerek iş yapmayın
  • Bazı ilaçlar reflüye yol açabilir. Kullandığınız ilaçlar konusunda hekiminize danışınız

İlaç tedavisi; Yaşam tarzı değişikliklerinin yanında uygulanan ilaç tedavisinde amaç, yemek borusuna geri kaçarak reflü belirtilerine yol açan mide asidini azaltmaktır. Günümüzde çok etkili ilaçlar ile hastalık bulguları tümüyle tedavi edilebilmektedir

Cerrahi tedavi; Reflü tedavisinde cerrahi tedavinin amacı yemek borusu alt ucunu sıkıştırarak mide asidinin geriye kaçışını engellemektir. Ancak yukarıdaki tedavi yöntemlerini denedikten sonra gerekli durumlarda başvurulacak tedavi yöntemidir.

Reflü için risk faktörleri;

  • Obezite
  • Gebelik
  • Mide fıtığı
  • Bağ dokusu bozuklukları

Reflünün potansiyel komplikasyonları;

Çoğu insanda reflü ciddi komplikasyonlara neden olmaz. Ancak nadir durumlarda, ciddi ve hatta yaşamı tehdit eden sağlık sorunlarına yol açabilir. Potansiyel komplikasyonlar;

  • Özofajit , iltihabı
  • Özofagusunuz daraldığında veya daraldığında ortaya çıkan yemek borusu darlığı
  • Yemek borunuzun iç yüzeyinde kalıcı değişiklikler içerir.
  • Yemek borusu kanseri
  • Mide asidini akciğerlerinize solursanız ortaya çıkabilecek astım , kronik öksürük veya diğer solunum problemleri
  • Diş minesinde erozyon, diş eti hastalığı veya diğer diş problemleri

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Raynaud (fenomeni) nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Vücudunuzun bazı bölgelerinin (parmaklarınız ve ayak parmaklarınız gibi) soğuk havaya veya strese tepki olarak uyuşuk ve soğuk hissetmesi durumu olan raynaud, cildinize kan sağlayan daha küçük arterler daralır ve etkilenen bölgelere kan akışını sınırlar. Kadınların raynaud fenomeni veya sendromu olarak da bilinen bu rahatsızlığa yakalanma olasılığı erkeklerden daha fazladır.

Daha soğuk iklimlerde yaşayan insanlarda daha yaygın görünmektedir. Raynaudun tedavisi, hastalığın şiddetine ve başka sağlık sorunlarınız olup olmadığına bağlıdır. Çoğu insan için raynaud sakat bırakmaz, ancak yaşam kalitenizi etkileyebilir.

Belirtileri;

  • Soğuk el veya ayak parmakları
  • Soğuğa veya strese tepki olarak cildinizde renk değişiklikleri
  • Isınma veya stres rahatlaması üzerine uyuşma, dikenli his veya batma ağrısı

Raynaud sırasında, cildinizin etkilenen bölgeleri genellikle önce beyazlaşır. Daha sonra genellikle maviye döner ve üşür ve uyuşur. Isınırken ve dolaşımınız düzeldikçe, etkilenen alanlar kızarır, zonklayabilir, karıncalanabilir veya şişebilir.

Raynaud en yaygın olarak el ve ayak parmaklarınızı etkilese de burnunuz, dudaklarınız, kulaklarınız ve hatta meme uçlarınız gibi vücudunuzun diğer bölgelerini de etkileyebilir. Isındıktan sonra, bölgeye normal kan akışının dönmesi 15 dakika sürebilir.

Raynaud semptomlarının ortak tetikleyicileri;

  • Soğuk hava
  • Duygusal stres
  • Titreşim yayan el aletleriyle çalışmak

Ne zaman bir doktora görünmeli?

Şiddetli raynaud geçmişiniz varsa ve etkilenen el veya ayak parmaklarınızdan birinde yara veya enfeksiyon gelişirse hemen doktorunuza görünün.

Nedenleri;

Doktorlar raynaudun nedenini tam olarak bilmiyorlar. İkincil Raynaud’lar genellikle kan damarlarınızı veya bağ dokunuzu etkileyen tıbbi durumlar veya yaşam tarzı alışkanlıklarıyla ilgilidir, örneğin:

  • Sigara içmek
  • Beta engeleyiciler ve amfetaminler gibi arterlerinizi daraltan ilaçların ve ilaçların kullanımı
  • Artrit
  • Atardamarlarınızın sertleşmesi olan ateroskleroz
  • Lupus , skleroderma , romatoid artrit veya sjogren sendromu gibi otoimmün durumlar

Komplikasyonları; 

İkincil raynaud şiddetliyse – ki bu nadirdir – parmaklarınıza veya ayak parmaklarınıza azalan kan akışı doku hasarına neden olabilir.

Tamamen tıkalı bir arter, her ikisinin de tedavisi zor olabilen yaralara (cilt ülserleri) veya ölü dokuya yol açabilir. Nadiren, tedavi edilmeyen vakalarda vücudun etkilenen kısmı çıkarılabilir.

Teşhisi;

Doktorunuz bir fizik muayene yapacak, tıbbi geçmişinizi alacak ve raynaudu teşhis etmek için kanınızı alacak.

Size semptomlarınız hakkında sorular soracaklar ve birincil veya ikincil raynaudunuz olup olmadığını belirlemek için tırnaklarınızın yakınındaki tırnak kıvrımlarının mikroskobik incelemesi olan bir kapilleroskopi yapabilirler.

İkincil raynaud hastaları genellikle tırnak kıvrımlarının yakınında genişlemiş veya deforme olmuş kan damarlarına sahiptir. Kan testleri, antinükleer antikorlar için pozitif test edip etmediğinizi ortaya çıkarabilir

Antinükleer antikorların varlığı, otoimmün veya bağ dokusu bozuklukları yaşama olasılığınızın daha yüksek olduğu anlamına gelebilir. Bu koşullar sizi ikincil raynaudlar için risk altına sokar.

Tedavisi;

  • Yaşam tarzı değişiklikleri; Yaşam tarzı değişiklikleri, raynaud  için tedavi sürecinin büyük bir parçasıdır. Kan damarlarınızın daralmasına neden olan maddelerden kaçınmak, tedavinin ilk basamağıdır. Bu, kafein ve nikotin ürünlerinden kaçınmayı içerir. Sıcak kalmak ve egzersiz yapmak da bazı saldırıların şiddetini önleyebilir veya azaltabilir. Egzersiz, özellikle dolaşımı teşvik etmek ve stresi yönetmek için iyidir
  • İlaç tedavisi; Sık, uzun süreli veya yoğun vazospazm ataklarınız varsa doktorunuz ilaç yazabilir. Kan damarlarınızın gevşemesine ve genişlemesine yardımcı olan ilaçlar önerilebilir

Önleme;

  • Hava soğuk olduğunda, dışarı çıkmadan önce bir şapka, atkı, çorap ve bot ve iki kat eldiven veya eldiven giyin. Soğuk havanın ellerinize ulaşmasını önlemek için eldivenlerinizin veya eldivenlerinizin etrafından dolaşmak için sıkı bir ceket giyin. Ayrıca kimyasal el ısıtıcıları kullanın
  • Burnunuzun ucu ve kulak memeleriniz soğuğa duyarlıysa kulaklık ve yüz maskesi takın
  • Soğuk havada sürmeden önce araç ısıtıcınızı birkaç dakika çalıştırın
  • Buzdolabından veya dondurucudan yiyecek alırken eldiven, eldiven veya fırın eldiveni kullanın
  • Bazı insanlar kışın yatağa eldiven ve çorap giymeyi faydalı buluyor
  • Klima tetikleyebileceğinden, klimanızı daha yüksek bir sıcaklığa ayarlayın

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Radyodermatit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kanser hücrelerini yok etmek ve kötü huylu tümörleri küçültmek için X ışınları kullanır. Radyasyon tedavisi olarak bilinen bu yöntem birçok farklı kanser türü üzerinde etkili bir tedavi yöntemidir. Ancak, bu tedavi yönteminin yaygın bir yan etki olarak radyodermatit ortaya çıkmaktadır.

Radyodermatit, adı verilen ve aynı zamanda X-ışını dermatiti veya radyasyon yanıkları olarak da bilinen bir cilt rahatsızlığıdır . Radyasyona yoğun şekilde maruz kalmak ciltte ağrılı izlere neden olur.

Radyasyon yanıklarının nedenleri;

Kanser hastalarının yaklaşık üçte ikisi radyasyon tedavisi görüyor. Kabaca bu insanlardan yüzde 85’i orta ila şiddetli cilt reaksiyonları yaşar. Bunlar tipik olarak tedavinin ilk iki haftasında ortaya çıkar ve tedavi tamamlandıktan sonra birkaç yıl sürebilir.

Radyasyon tedavisi sırasında, konsantre X-ışını ışınları ciltten geçer ve ışınlanmış serbest radikaller üretir. Bu durum şunlara neden olur;

  • Doku hasarı
  • DNA hasarı
  • İltihaplı cilt (hem epidermisi hem de dermisi veya cildin dış ve iç katmanlarını etkiler)
  • Radyasyon tedavisi devam ederken, cilt iyileşmek için dozlar arasında yeterli zamana sahip değildir. Sonunda, etkilenen cilt bölgesi bozulur. Bu ağrıya, rahatsızlığa ve kızarıklığa neden olur.

Semptomları;

  • Kırmızılık
  • Kaşıntı
  • Dökülme
  • Peeling
  • Ağrı
  • Nemlilik
  • Kabarma
  • Pigmentasyon değişiklikleri
  • Fibroz veya bağ dokusunun yara izi
  • Ülser gelişimi

X ışını dermatiti akut ila kronik arasında değişir ve genellikle şiddetin dört evresinde gelişir. Dört derece radyodermatiti şunlardır;

  • Kırmızılık
  • Peeling
  • Şişme
  • Cilt hücrelerinin ölümü

Risk faktörleri;

Bazı kişilerin radyodermatiti olma olasılığı diğerlerinden daha yüksektir. Bu risk faktörleri şunlardır;

  • Cilt hastalığı
  • Obezite
  • Tedaviden önce krem ​​uygulaması
  • Yetersiz beslenme
  • HIV gibi belirli bulaşıcı hastalıklar
  • Diyabet

Tedavisi;

Doğru yaklaşımla bu yan etki azaltılabilir veya ortadan kaldırılabilir. En iyi yöntem, topikal ve oral tedavi seçeneklerini birleştirmektir.

  • Kortikosteroid krem; Topikal steroid krem genellikle radyodermatiti için reçete edilir, ancak bu tedavi seçeneği ile ilgili klinik kanıtlar karışıktır
  • Antibiyotikler; Oral ve topikal antibiyotikler, radyoterapi ile ilişkili yanıkların tedavisinde etkililik göstermiştir
  • Gümüş yapraklı naylon örtü; Derideki yanıklar tipik olarak gazlı bezle tedavi edilir. Bu cilt pansumanı, antimikrobiyal ve anti-enfektif özelliklerinden dolayı etkilidir. Naylon sargıda kullanılan gümüş iyonları cilde salınır ve rahatsızlığı gidermek ve iyileşmeyi iyileştirmek için hızla çalışır.

Ayrıca aşağıdaki semptomların giderilmesi için de faydalıdır:

  1. Ağrı
  2. Kaşıntı
  3. Enfeksiyon
  4. Şişme
  5. Yanak
  • Çinko; Vücut, bağışıklık fonksiyonunu desteklemek için çinko kullanır. X ışını dermatitine ek olarak sivilce, yanıklar, kesikler ve ülserleri tedavi etmek için topikal olarak kullanılabilir. Doktorlar çinkoyu etkili bir tedavi yöntemi olarak tam olarak onaylamamış olsa da cildinizi iyileştirebilecek birçok faydası vardır. Ağızdan alınırsa çinko, ülser ve şişlik için etkili bir tedavi yöntemidir
  • Amifostin; Amifostin, serbest radikalleri ortadan kaldıran ve radyasyondan kaynaklanan toksisiteyi azaltan bir ilaçtır. Klinik araştırmalara göre, amifostin kullanan kemoterapi hastalarında, ilacı kullanmayanlara kıyasla yüzde 77 oranında daha az radyodermatiti riski vardır

Radyasyon yanıklarının önlenmesi;

Radyasyon yanıklarının daha ciddi semptomlarını önlemek için alabileceğiniz bazı önlemler vardır. Genel olarak şunlardan kaçınılmalı;

  • Etkilenen deride kaşıma
  • Parfüm, deodorant ve alkol bazlı losyon
  • Kokulu sabun
  • Klorlu havuzlarda veya sıcak küvetlerde yüzme
  • Güneşte çok fazla zaman geçirmek
  • Cildinizi temiz, kuru ve nemli tutmak, radyasyon yanıkları için genel bir önleme planı olabilir.
Paylaşın

Radikülopati nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Radikülopati, omurgada sıkışan bir sinir durumudur. Aşınma ve yıpranma veya yaralanma nedeniyle çevredeki kemiklerde ve kıkırdakta meydana gelen değişikliklerle ortaya çıkar. Bu değişiklikler sinir kökü üzerinde baskıya neden olabilir. Sinir kökü, omuriliğinizden çıkan ve omurganızdaki bir açıklıktan geçen her bir spinal sinirin parçasıdır.

Sinir kökleriniz sıkıştırıldığında, iltihaplanarak uyuşukluk, halsizlik ve ağrıya neden olabilir. Zamanında ve uygun tedavi bu semptomları azaltabilir.

Radikülopatinin semptomları ve türleri nelerdir?

Radikülopatinin semptomları hafiften şiddetliye kadar değişebilir. Semptomların yeri, hangi sinir kökünün etkilendiğine bağlıdır.

Üç tür radikülopati vardır;

  • Servikal radikülopati; Boynunuzdaki sinir köklerinden biri üzerindeki baskıdır. Omzunuzda, kolunuzda, elinizde veya parmağınızda güçsüzlüğe, yanmaya veya karıncalanmaya veya his kaybına neden olabilir
  • Torasik radikülopati; Omurganızın üst arka kısmında sıkışmış bir sinir olduğunda meydana gelir. Bu, göğsünüzde ve gövdenizde ağrıya neden olur. Yaygın değildir ve zona ile karıştırılabilir
  • Lomber radikülopati; Belinizdeki sinir köklerinden biri üzerindeki baskıdır. Kalça ağrısına ve siyatiğe veya bacağınızda ağrıya neden olabilir . Ağır vakalarda idrar kaçırma, cinsel işlev bozukluğu veya felç de ortaya çıkabilir

Semptomlar, sahip olduğunuz radikülopatinin türüne bağlı olarak değişir. Belirtiler sırtınızın, kollarınızın ve bacaklarınızın farklı bölgelerini etkileyebilir;

  • Belirli hareketlerle kötüleşebilecek keskin bir ağrı
  • Ateş yapan acı
  • Uyuşma
  • Zayıflık ve karıncalanma
  • Duyu kaybı veya değişikliği
  • Refleks kaybı

Radikülopatiye ne sebep olur?

Radikülopati, bir sinir çevredeki doku tarafından sıkıştırıldığında ortaya çıkar. Bazen fıtıklaşmış bir omurga diskinden kaynaklanır. Bu, diskin dış kenarının zayıflaması veya yırtılmasıyla başlar. Çekirdek veya iç kısım daha sonra dışarı doğru iter ve yakındaki bir spinal sinire baskı uygular.

Kemik mahmuzları da radikülopatiye neden olabilir. Bu, omurganın bir kısmında fazladan kemik oluşmasıdır. Kemik mahmuzları travma veya osteoartrit nedeniyle gelişebilir. Bu mahmuzlar omurgayı sertleştirebilir ve sinirlerin bulunduğu alanı daraltarak sıkışmalarına neden olabilir. Radikülopati yaşlanma veya travmadan kaynaklanabilir.

Radikülopati için kimler risk altındadır?

Yaşlandıkça birçok omurga değişikliği olur. Radikülopati genellikle 30 ile 50 yaş arasındaki insanları etkiler. Osteoartrit, romatoid artrit ve obezite gibi durumlar radikülopati riskini artırabilir. Diğer risk faktörleri kötü duruş, skolyoz gibi omurga anormallikleri ve tekrarlayan hareketlerdir. Hamile kadınların riski daha yüksektir. Kalıtsal da olabilir, bu nedenle ailenizde radikülopati öyküsü varsa risk altındasınız.

Radikülopati nasıl teşhis edilir?

Radikülopatiyi teşhis etmek için doktorunuz önce fizik muayene yapacaktır. Daha sonra aşağıdakiler gibi belirli testleri veya taramaları yapabilirler;

  • Disklerin kemik hizalamasını veya daralmasını görüntülemek için bir röntgen
  • Yumuşak doku, omurilik ve sinir köklerinin görüntülerini almak için bir MR taraması
  • Kemik mahmuzları da dahil olmak üzere kemiklerinizin ince ayrıntılarını görmek için bir BT taraması
  • İstirahat halindeyken ve kasılmalar sırasında kaslarınızın elektriksel uyarılarını ölçmek için bir elektromiyogram , doktorunuzun hasarı belirlemesine yardımcı olur
  • Sinirlerin elektrik sinyalleri gönderme yeteneğini ölçmek için bir sinir iletim çalışması

Radikülopati nasıl tedavi edilir?

Doktorunuz evde bakım, ilaçlar, ameliyat veya tedavilerin bir kombinasyonunu önerebilir.

Evde bakım; Ağrınızı şiddetlendiren aktiviteleri sınırlamalısınız. Doktorunuz etkilenen bölgeyi hareketsiz hale getirmek için bir atel, kuşak veya yumuşak boyun askısı yazabilir. Bu, yaralı bölgeyi dinlendirmenizi kolaylaştırır.

Kısa süreli yatak istirahati veya mekanik çekişli tedaviler, doktorunuzun önerebileceği seçeneklerdir. Çekiş, omurganızın kemikleri arasında boşluk oluşturarak omurilik siniriniz üzerindeki baskıyı hafifletmek için ağırlıkların veya diğer özel cihazların kullanılmasını içerir.

Doktorunuz ayrıca fizik tedavi önerebilir. Fizik tedavi, sıcak ve soğuk terapi ve diğer tedavileri içerebilir. Terapistleriniz size etkilenen bölgeyi güçlendirmenin, esnetmenin ve korumanın yollarını öğretebilir. Bazı insanlar için kilo kaybı, etkilenen bölgedeki baskıyı azaltmaya yardımcı olabilir.

İlaçlar; Bazı ilaçlar radikülopatinin tedavisinde etkili olabilir:

  • Analjezikler
  • Nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ibuprofen (advil ) venaproksen (aleve)
  • Kas gevşeticiler
  • Oral kortikosteroidler
  • Etkilenen bölgeye spinal kortikosteroid enjeksiyonları

Ameliyat; Durumunuz belirli bir süre içinde düzelmezse doktorunuz ameliyat önerebilir. Bu tipik olarak yaklaşık altı ila 12 haftalık konservatif tedaviden sonradır. Birden fazla sinir etkilenirse veya tedaviye rağmen sinir işlevi azalırsa ameliyat önerebilirler.

Cerrahi, etkilenen siniri basınçtan kurtarabilir. Bir prosedür diskektomi olarak adlandırılır. Bu, kemik çıkıntılarının veya fıtıklaşmış bir diskin bir kısmının çıkarılmasını içerir. Bu prosedür sırasında, omurunuzun bir bölümünün çıkarılması veya birbirine kaynaştırılması gerekebilir. Her ameliyatta olduğu gibi, anesteziden kaynaklanan enfeksiyon, kanama ve komplikasyonlar gibi riskler vardır. Ameliyattan kurtulduktan sonra, bazı kişilerde hala ağrı veya başka semptomlar olabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kuduz (rabies) nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kuduz kelimesi muhtemelen ağızda köpüren öfkeli bir hayvanı akla getiriyor. Enfekte bir hayvanla karşılaşma, ağrılı, hayatı tehdit eden bir duruma neden olabilir. Göre Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) her yıl dünya çapında yaklaşık 59.000 insanın kuduzdan ölüğünü rapor ediyor. Bu ölümlerin yüzde doksan dokuzu bir köpek tarafından ısırılması sonucu.

Bununla birlikte, hem hayvanlar hem de insanlar için aşıların mevcudiyeti kuduz vakalarında keskin bir düşüşe yol açmıştır. Kuduz, merkezi sinir sistemini etkileyen ve özellikle beyinde iltihaplanmaya neden olan bir virüsten kaynaklanır. Evcil köpekler, kediler ve tavşanlar ve kokarcalar, rakunlar ve yarasalar gibi vahşi hayvanlar, virüsü insanlara ısırık ve çiziklerle aktarabilir.

Kuduzu belirtilerini tanıma;

Isırık ile semptomların başlangıcı arasındaki süreye kuluçka dönemi denir. Bir kişinin enfekte olduktan sonra kuduz semptomları geliştirmesi genellikle dört ila 12 hafta sürer. Bununla birlikte, kuluçka dönemleri de birkaç günden altı yıla kadar değişebilir.

Kuduz başlangıcı grip benzeri semptomlarla başlar;

  • Ateş
  • Kas Güçsüzlüğü
  • Karıncalanma
  • Ayrıca ısırık yerinde yanma

Virüs, merkezi sinir sistemine saldırmaya devam ederken, gelişebilecek iki farklı hastalık türü vardır.

Öfkeli kuduz; Öfkeli kuduz geliştiren enfekte kişiler hiperaktif ve heyecanlı olur ve düzensiz davranışlar sergileyebilir. Ssemptomları:

  • Uykusuzluk hastalığı
  • Kaygı
  • Bilinç bulanıklığı, konfüzyon
  • Çalkalama
  • Halüsinasyonlar
  • Aşırı tükürük
  • Yutma problemleri
  • Su korkusu

Felçli kuduz; Bu tür kuduzun ortaya çıkması daha uzun sürer, ancak etkileri de aynı derecede şiddetlidir. Enfekte insanlar yavaş yavaş felç olur, sonunda komaya girer ve ölür. Kuduz vakalarının yüzde 30’u felçlidir.

Kuduza nasıl yakalanırız?

Kuduzlu hayvanlar virüsü diğer hayvanlara ve insanlara tükürük yoluyla ya da çizik yoluyla aktarırlar. Bununla birlikte, mukoza zarlarıyla herhangi bir temas veya açık bir yara da virüsü yayabilir. Bu virüsün yalnızca hayvandan hayvana ve hayvandan insana bulaştığı kabul edilir. Virüsün insandan insana bulaşması son derece nadir olmakla birlikte, korneaların nakledilmesinin ardından bildirilen bir avuç vaka olmuştur. Kuduz hastalığına yakalanan insanlar için, aşılanmamış bir köpeğin ısırması, en yaygın suçludur.

Bir kişi ısırıldığında, virüs sinirleri yoluyla beyne yayılır. Baş ve boyundaki ısırıkların veya çiziklerin, ilk travmanın yeri nedeniyle beyin ve omurilik tutulumunu hızlandırdığı düşünülmektedir. Boynunuz ısırıldıysa, mümkün olan en kısa sürede yardım isteyin.

Bir ısırmanın ardından kuduz virüsü sinir hücreleri yoluyla beyne yayılır. Virüs beyne girdiğinde hızla çoğalır. Bu aktivite beyin ve omurilikte şiddetli iltihaplanmaya neden olur ve sonrasında kişi hızla kötüleşir ve ölür.

Kuduz yayabilen hayvanlar;

Hem vahşi hem de evcil hayvanlar kuduz virüsünü yayabilir. Aşağıdaki hayvanlar, insanlarda kuduz enfeksiyonunun ana kaynaklarıdır;

  • Köpekler
  • Yarasalar
  • Yaban gelinciği
  • Kediler
  • İnekler
  • Keçiler
  • Atlar
  • Tavşanlar
  • Kunduzlar
  • Çakallar
  • Tilkiler
  • Maymunlar
  • Rakunlar
  • Kokarcalar
  • Dağ sıçanları

Kim kuduza yakalanma riski altındadır?

Çoğu insan için kuduza yakalanma riski nispeten düşüktür. Bununla birlikte, sizi daha yüksek bir risk altına sokabilecek belirli durumlar vardır. Bunlar;

  • Yarasalarla dolu bir bölgede yaşamak
  • Vahşi hayvanlara daha fazla maruz kalınan ve aşılara ve immünoglobülin önleyici tedaviye çok az erişimin olduğu veya hiç olmadığı kırsal bir alanda yaşamak
  • Sık kamp yapmak ve vahşi hayvanlara maruz kalmak
  • 15 yaşın altında olmak (kuduz en çok bu yaş grubunda görülür)
  • Dünya çapında çoğu kuduz vakasından köpekler sorumlu olsa da, yarasalar kuduz ölümlerinin çoğunun sebebidir

Doktorlar kuduzu nasıl teşhis eder?

Kuduz enfeksiyonunun erken evrelerini tespit edecek bir test yoktur. Semptomların başlamasından sonra, bir kan veya doku testi , bir doktorun hastalığa sahip olup olmadığınızı belirlemesine yardımcı olacaktır. Vahşi bir hayvan tarafından ısırıldıysanız, doktorlar tipik olarak semptomlar ortaya çıkmadan önce enfeksiyonu durdurmak için önleyici bir kuduz aşısı uygulayacaktır.

Kuduz tedavi edilebilir mi?

Kuduz virüsüne maruz kaldıktan sonra, bir enfeksiyonun yerleşmesini önlemek için bir dizi enjeksiyon yapabilirsiniz. Enfeksiyonla savaşmanız için size hemen bir doz kuduz antikoru veren kuduz immünoglobülini, virüsün ayak basmasını önlemeye yardımcı olur. O halde, kuduz aşısı yaptırmak, hastalığı önlemenin anahtarıdır. Kuduz aşısı, 14 gün boyunca beş aşılık bir seri halinde yapılır.

Hayvan kontrolü muhtemelen sizi ısıran hayvanı bulmaya çalışacak, böylece kuduz testi yapılabilecektir. Hayvan kuduz değilse, büyük kuduz atışlarından kaçınabilirsiniz. Bununla birlikte, hayvan bulunamazsa, en güvenli eylem, önleyici atışlar yapmaktır.

Bir hayvan ısırığından sonra mümkün olan en kısa sürede kuduz aşısı yaptırmak, enfeksiyonu önlemenin en iyi yoludur. Doktorlar yaranızı en az 15 dakika sabun ve su, deterjan veya iyotla yıkayarak tedavi edeceklerdir. Ardından, size kuduz immünoglobini verecekler ve kuduz aşısı için enjeksiyon turuna başlayacaksınız. Bu protokol, “temas sonrası profilaksi” olarak bilinir.

Kuduz tedavisinin yan etkileri;

Kuduz aşısı ve immünoglobulin çok nadiren aşağıdakiler dahil bazı yan etkilere neden olabilir;

  • Enjeksiyon bölgesinde ağrı, şişme veya kaşıntı
  • Baş ağrısı
  • Mide bulantısı
  • Karın ağrısı
  • Kas ağrıları
  • Baş dönmesi

Kuduz nasıl önlenir?

Kuduz, önlenebilir bir hastalıktır. Kuduza yakalanmanızı önlemek için alabileceğiniz bazı basit önlemler vardır:

  • Evcil hayvanlarınızı aşılayın
  • Evcil hayvanlarınızın dışarıda dolaşmasını önleyin
  • Başıboş hayvanları hayvan kontrolüne bildirin
  • Vahşi hayvanlarla temastan kaçının
  • Yarasaların evinizin yakınındaki yaşam alanlarına veya diğer yapılara girmesini önleyin
  • Enfekte bir hayvanın tüm belirtilerini yerel hayvan kontrol veya sağlık merkezlerine bildirmelisiniz

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Püstül nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Püstüller vücudun herhangi bir yerinde gelişebilir, ancak çoğunlukla sırt, göğüs ve yüzde oluşurlar. Vücudun aynı bölgesinde kümeler halinde bulunabilirler. Püstüller, tipik olarak vücuttaki hormonal dengesizlikler veya hormonal değişikliklerin neden olduğu bir akne şekli olabilir.

Bu, özellikle gençler ve genç yetişkinler arasında çok yaygın bir cilt rahatsızlığıdır. Rahatsız edici hale gelirlerse, püstülleri ilaçla veya aşırı durumlarda ameliyatla tedavi edebilirsiniz.

Püstüllerin oluşmasına ne sebep olur?

Cildiniz bir nedenden iltihaplı hale geldiğinde Püstüller oluşturabilir. Bununla birlikte, püstüllerin en yaygın nedeni sivilcedir. Akne, cildinizin gözenekleri yağ ve ölü deri hücreleriyle tıkandığında gelişir. Bu tıkanma, cilt lekelerinin şişmesine neden olarak bir sivilceye neden olur. Aknenin neden olduğu püstüller sertleşebilir ve ağrılı hale gelebilir. Bu meydana geldiğinde püstül kist haline gelir. Bu durum kistik akne olarak bilinir.

Püstüller neye benziyor?

Püstüllerin tanımlanması kolaydır. Cildinizin yüzeyinde küçük yumrular olarak görünürler. Yumrular genellikle ortada beyaz olmak üzere beyaz veya kırmızıdır. Dokunulduğunda acı verici olabilirler ve yumrunun etrafındaki cilt kırmızı ve iltihaplı olabilir. Vücudun belirli bölgeleri, püstüller için ortak yerlerdir;

  • Omuzlar
  • Göğüs
  • Yüz
  • Boyun
  • Koltuk altı
  • Kasık bölgesi
  • Saç bölgesi

Püstüller ne zaman tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyar?

Yüzünüzün her yerinde veya vücudunuzun çeşitli yerlerinde yamalar halinde aniden patlayan püstüller, bakteriyel enfeksiyonunuz olduğunu gösterebilir. Ani bir püstül salgınınız varsa doktorunuza başvurun. Püstülleriniz ağrılıysa veya sıvı sızdırıyorsa doktorunuzu da aramalısınız. Bunlar ciddi bir cilt enfeksiyonunun belirtileri olabilir. Aşağıdaki semptomlardan herhangi birini püstüllerle birlikte yaşarsanız, hemen en yakın acil servise gitmelisiniz;

  • Ateş
  • Püstül bölgesinde sıcak cilt
  • Nemli cilt
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • İshal
  • Püstülleri içeren bölgede ağrı
  • Son derece ağrılı olan büyük püstüller

Püstüller nasıl tedavi edilir?

Küçük püstüller tedavi olmaksızın basitçe kaybolabilir. Küçük püstüller devam ederse cildinizi ılık su ve hafif bir yüz temizleyici kullanarak yıkamak faydalıdır. Bunu günde iki kez yapmak, aknenin ana nedeni olan yağ birikintilerinin giderilmesine yardımcı olacaktır.

Yüzünüzü temizlemek için el bezi yerine parmak uçlarınızı kullandığınızdan emin olun. Püstüllerin bir bezle ovulması cildinizi daha da tahriş edebilir. Akne ilaçları, sabunlar veya küçük akne püstüllerini tedavi etmek için kremler. Püstül tedavisi için en iyi topikal ürünler peroksit, salisilik asit ve kükürt içerir. Ancak bu tedaviler asla genital bölgenizde kullanılmamalıdır. Ve bir kükürt alerjiniz varsa, o maddeyi içeren herhangi bir ürünü kullanmaktan kaçının.

OTC ürünleri, cildin üst tabakasını kurutarak ve fazla yüzey yağlarını emerek püstüllerin tedavisine yardımcı olur. Bazı ürünler güçlüdür ve cildinizin aşırı derecede kurumasına ve soyulmasına neden olabilir. Hassas cildiniz varsa, durumunuzun daha da kötüye gitmemesi için cilt tipinize özel olarak üretilmiş ürünleri arayın.

Püstüllerinizi patlatarak çıkarmak cazip gelebilir, ancak onları asla sıkmamalı, toplamamalı veya kıstırmamalısınız. Bunu yapmak cildinize zarar verebilir veya enfeksiyonu daha da kötüleştirebilir. Ayrıca püstüllerden etkilenen bölgelerde losyon veya vazelin gibi yağ bazlı ürünler kullanmamalısınız. Bu ürünler gözeneklerinizi daha da tıkayabilir ve daha fazla püstül büyümesine neden olabilir.

Doktorunuzu ne zaman görmelisiniz;

Püstülleriniz ev ilaçları ve OTC tedavileri ile iyileşmiyorsa, bir dermatologla konuşun ve onlara daha agresif tedavi seçenekleri hakkında soru sorun. Püstüllerinizi güvenli bir şekilde boşaltabilirler veya daha güçlü bir ilaç yazabilirler.

Reçeteli ilaçlar, özellikle bakteriyel enfeksiyonların neden olduğu akne püstüllerinin giderilmesinde çok faydalı olabilir. Doktorunuzun yazabileceği bazı ilaçlar;

  • Doksisiklin ve amoksisilin gibi oral antibiyotikler
  • Dapson gibi topikal antibiyotikler
  • Reçeteli salisilik asit

Şiddetli vakalarda, püstülleri tedavi etmek için fotodinamik terapi (PDT) adı verilen bir prosedür kullanılabilir. PDT, ışığı ve sivilceyi hedef alan ve yok eden özel bir ışıkla aktive olan çözümü birleştiren bir tedavidir. PDT, sivilcenin neden olduğu püstülleri ve diğer ilgili cilt rahatsızlıklarını ortadan kaldırmanın yanı sıra, eski sivilce izlerini de azaltabilir ve cildinizi daha pürüzsüz hale getirebilir. Fotodinamik tedavinin durumunuzu tedavi etmek için uygun olup olmadığını öğrenmek için dermatoloğunuzla konuşun.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Premenstrüel sendrom (PMS) nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Premenstrüel sendrom (PMS), bir kadının duygularını, fiziksel sağlığını ve adet döngüsünün belirli günlerinde, genellikle adetinden hemen önce davranışını etkileyen bir durumdur. PMS çok yaygın bir durumdur. Semptomları adet gören kadınların yüzde 90’ından fazlasını etkiler. Doktorunuzun sizi teşhis etmesi hayatınızın bazı yönlerine zarar vermelidir.

PMS semptomları menstrüasyondan beş ila 11 gün önce başlar ve genellikle menstrüasyon başladığında kaybolur. PMS’nin nedeni bilinmemektedir. Bununla birlikte, birçok araştırmacı, adet döngüsünün başlangıcında hem seks hormonu hem de serotonin seviyelerindeki bir değişiklikle ilgili olduğuna inanıyor.

Ayın belirli zamanlarında östrojen ve progesteron seviyeleri yükselir. Bu hormonlardaki artış, ruh hali değişimlerine, kaygıya ve sinirliliğe neden olabilir. Yumurtalık steroidleri ayrıca beyninizin adet öncesi semptomlarla ilişkili bölümlerindeki aktiviteyi düzenler.

Serotonin seviyeleri ruh halini etkiler. Serotonin, ruh halinizi, duygularınızı ve düşüncelerinizi etkileyen beyninizde ve bağırsağınızda bulunan bir kimyasaldır.

Premenstrüel sendrom için risk faktörleri;

  • Doğum sonrası depresyon veya bipolar bozukluk gibi depresyon veya duygudurum bozuklukları öyküsü
    ailede PMS öyküsü
  • Ailede depresyon öyküsü
  • Aile içi şiddet
  • Madde bağımlılığı
  • Fiziksel travma
  • Duygusal travma

İlişkili koşullar;

  • Dismenore
  • Majör depresif bozukluk
  • Mevsimsel duygusal bozukluk
  • Genelleştirilmiş anksiyete bozukluğu
  • Şizofreni

PMS Belirtileri;

Bir kadının adet döngüsü ortalama 28 gün sürer. Yumurtalıklardan yumurtanın salındığı dönem olan yumurtlama, döngünün 14. gününde gerçekleşir. Adet veya kanama, döngünün 28. gününde meydana gelir. PMS semptomları 14. gün civarında başlayabilir ve adet kanamasının başlamasından yedi gün sonrasına kadar sürebilir.

PMS semptomları genellikle hafif veya orta derecelidir. Semptomların şiddeti kişiye ve aya göre değişebilir. PMS semptomları;

  • Karın şişkinliği
  • Karın ağrısı
  • Acıyan göğüsler
  • Akne
  • Özellikle tatlılar için yeme isteği
  • Kabızlık
  • İshal
  • Baş ağrısı
  • Işığa veya sese duyarlılık
  • Yorgunluk
  • Sinirlilik
  • Uyku düzenindeki değişiklikler
  • Kaygı
  • Depresyon
  • Üzüntü
  • Duygusal patlamalar

Ne zaman doktora görmelisiniz?

Fiziksel ağrı, ruh hali değişiklikleri ve diğer semptomlar günlük yaşamınızı etkilemeye başlarsa veya semptomlarınız geçmezse doktorunuza görünün.

  • Anemi
  • Endometriozis
  • Tiroid hastalığı
  • Irritabl bağırsak sendromu (IBS)
  • Kronik yorgunluk sendromu
  • Bağ dokusu veya romatolojik hastalıklar

Doktorunuz, belirtilerinizin PMS veya başka bir durumun sonucu olup olmadığını belirlemek için ailenizdeki herhangi bir depresyon veya duygudurum bozukluğu öyküsü hakkında sorular sorabilir. IBS, hipotiroidizm ve hamilelik gibi bazı durumlar PMS’ye benzer semptomlara sahiptir.

Doktorunuz, tiroid bezinizin düzgün çalıştığından emin olmak için bir tiroid hormon testi, hamilelik testi ve herhangi bir jinekolojik sorunu kontrol etmek için muhtemelen bir pelvik muayene yapabilir .

Belirtilerinizin günlüğünü tutmak, PMS olup olmadığını belirlemenin başka bir yoludur. Her ay belirtilerinizi ve adet görmenizi takip etmek için bir takvim kullanın. Belirtileriniz her ay yaklaşık aynı saatte başlıyorsa, PMS olası bir nedendir.

PMS semptomlarını hafifletmek;

PMS’yi tedavi edemezsiniz, ancak belirtilerinizi hafifletmek için adımlar atabilirsiniz. Hafif veya orta şiddette adet öncesi sendromunuz varsa, tedavi seçenekleri şunlardır;

  • Karın şişkinliğini hafifletmek için bol miktarda sıvı almak
  • Genel sağlığınızı ve enerji seviyenizi iyileştirmek için dengeli bir diyet yemek; bu, bol miktarda meyve ve sebze yemek ve şeker, tuz, kafein ve alkol alımınızı azaltmak anlamına gelir
  • Krampları ve ruh hali değişimlerini azaltmak için folik asit , B-6 vitamini , kalsiyum ve magnezyum gibi takviyeleri almak
  • Semptomları azaltmak için D vitamini almak
  • Yorgunluğu azaltmak için gece en az sekiz saat uyumak
  • Şişkinliği azaltmak ve zihinsel sağlığınızı iyileştirmek için egzersiz yapmak
  • Egzersiz yapmak ve okumak gibi stresi azaltmak
  • Etkili olduğu gösterilen bilişsel davranışçı terapiye gitmek

Kas ağrılarını, baş ağrılarını ve mide kramplarını hafifletmek için ibuprofen veya aspirin gibi ağrı kesiciler alabilirsin. Ayrıca şişkinliği ve su ile kilo almayı durdurmak için bir idrar söktürücü de deneyebilirsiniz. İlaçları ve takviyeleri yalnızca doktorunuzun önerdiği şekilde ve doktorunuzla konuştuktan sonra alın.

Şiddetli PMS;

Şiddetli PMS semptomları nadirdir. Şiddetli semptomları olan kadınların küçük bir yüzdesinde adet öncesi disforik bozukluk (PMDD) vardır. PMDD, kadınların yüzde 3 ila 8’ini etkiler.

PMDD’nin semptomları;

  • Depresyon
  • İntihar düşünceleri
  • Panik ataklar
  • Aşırı kaygı
  • Şiddetli ruh hali değişimleri ile öfke
  • Günlük aktivitelere ilgi eksikliği
  • Uykusuzluk hastalığı
  • Düşünme veya odaklanma sorunu
  • Çok fazla yemek
  • Ağrılı kramp
  • Şişkinlik

Doktorunuz diğer tıbbi sorunları ekarte etmek için aşağıdakileri yapabilir;

  • Fiziksel bir sınav
  • Jinekolojik muayene
  • Bir tam kan sayımı
  • Karaciğer fonksiyon testi

Ayrıca psikiyatrik bir değerlendirme önerebilirler. Kişisel veya ailede majör depresyon, madde kötüye kullanımı, travma veya stres öyküsü, PMDD semptomlarını tetikleyebilir veya kötüleştirebilir.

PMDD tedavisi;

  • Günlük egzersiz
  • Vitamin takviyeleri, örneğin kalsiyum, magnezyum ve B-6 vitamini
  • Kafeinsiz diyet
  • Bireysel veya grup danışmanlığı
  • Stres yönetimi

Doktorunuz ayrıca düşüncelerinizi ve duygularınızı anlamanıza ve buna göre davranışınızı değiştirmenize yardımcı olabilecek bir danışmanlık şekli olan bilişsel davranışçı terapi önerebilir.

PMS veya PMDD’yi önleyemezsiniz, ancak yukarıda özetlenen tedaviler semptomlarınızın şiddetini ve süresini azaltmaya yardımcı olabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın