Bu Vitamin Diş Çürümesini Yüzde 50 Oranında Önleyebilir

1920’lerden 1980’lere kadar olan araştırmaları analiz eden yakın zamanlı bir araştırma, D vitamini ile diş çürüğü insidansının azalması arasında önemli bir bağlantı olduğunu ortaya koydu.

Haber Merkezi / Günümüzde diş hekimi randevusu almak kolay değil, sorunları gidermek için harcamanız gereken paradan bahsetmiyorum bile.

Diş çürüğü basit ve uygun fiyatlı bir besinle önlenebilseydi ne olurdu? Bir araştırma, diş çürüğü ile vitamin eksikliği arasında bir bağlantı buldu. Nutrition Reviews’da yayınlanan araştırma, belirli bir vitaminin diş çürüğü oranını düşürdüğünü buldu.

Araştırma, D vitamininin diş çürüğü insidansında yüzde 50’lik bir azalma ile bağlantılı olduğunu buldu. D vitamini ile diş çürüğü arasındaki bağlantıyı anlamak için araştırmacılar, 1920’lerden 1980’lere kadar uzanan ve birkaç ülkede yaklaşık 3 bin çocuk üzerinde yapılan 24 kontrollü araştırmaları inceledi. Bu araştırmalar, D vitamininin diş çürüğü insidansında yaklaşık yüzde 50’lik bir azalma ile bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

D vitamini nedir?

“Güneş vitamini” olarak da bilinen D Vitamini, vücutta önemli bir rol oynayan yağda çözünen bir besindir. Kemik sağlığının korunmasından, bağışıklık fonksiyonuna ve ruh halinin düzenlenmesine kadar D vitamini birçok hayati fonksiyonda yardımcı olur.

Vücut güneş ışığına maruz kaldığında D vitamini üretebilir. Güneşin ultraviyole B (UVB) ışınları cilt hücrelerindeki kolesterolle etkileşime girer ve D vitamini sentez sürecini tetikler. Bu besini yağlı balık (somon, uskumru), yumurta sarısı ve güçlendirilmiş gıdalar (süt, portakal suyu) gibi yiyeceklerden de alınabilir.

Paylaşın

Nane Çayı Hafızayı Güçlendiriyor, Peki Neden?

Sağlıklı bir yaşam için çabalayanlar arasında nane çayına olan ilgi artmaya devam ediyor. Araştırmalar, nane çayının sinir sinyallerini yoğunlaştırdığını ve zihinsel aktiviteyi belirgin şekilde artırdığını ortaya koyuyor.

Haber Merkezi / Uzmanlara göre, nanenin içindeki faydalı bileşenler kan dolaşımını uyarıyor ve beyin dokularına daha fazla oksijen ve besin ulaştırılmasına yardımcı oluyor. Bu da bilişsel aktivite, dikkat ve algıdan sorumlu reseptörlerin daha verimli çalışmasını sağlıyor.

Günlük yaşamda, sık sık yorgunluk, dikkat dağınıklığı veya hatırlama zorluğu yaşıyorsanız, nane çayı doğal bir yardımcı olabilir.

Araştırmalar sırasında, nane çayı içen katılımcıların hafıza ve dikkatle ilgili bilişsel görevleri çok daha hızlı ve daha doğru bir şekilde tamamladıkları kaydediliyor.

Ayrıca, nane çayı vücudu sakinleştirmeye, stresi azaltmaya ve uyku kalitesini iyileştirmeye yardımcı olabilir. Beyin aktivitesini artırmak isteyenler için (özellikle öğrenciler, araştırmacılar veya düzenli olarak entelektüel çalışma yapanlar) bu içecek doğal ve güvenli bir çözüm olarak kabul edilir.

Nane çayının faydalı özelliklerinin doğru kullanımı, herkesin günlük yaşamda beyin kaynaklarını en üst düzeye çıkarmasına yardımcı olabilir.

Nane (Mentha), Lamiaceae familyasına ait aromatik bir bitkidir ve dünya genelinde yaygın olarak kullanılır. Nanenin genel özellikleri:

Mentol: Nane’nin ferahlatıcı kokusundan ve serinletici etkisinden sorumlu ana bileşendir. Antiseptik ve spazm çözücü özelliklere sahiptir.

Rosmarinik asit: Güçlü bir antioksidandır, iltihap önleyici etkiler sunar.

Flavonoidler: Antioksidan özellikleriyle hücre hasarını azaltır.

Uçucu yağlar: Nane yağında menton, sineol ve limonene gibi bileşenler bulunur; bunlar aromaterapide kullanılır.

Besin değeri: Taze nane yaprakları düşük kalorilidir ve A vitamini, C vitamini, demir, kalsiyum ve potasyum gibi mikro besinler içerir. Nanenin antioksidan kapasitesi yüksektir, serbest radikallerle savaşır.

Paylaşın

Sıcak Havalarda Yapılmaması Gerekenler!

Sıcak hava dalgaları, her yıl, diğer tüm doğal afetlerin toplamından daha fazla insanının hayatını kaybetmesine neden oluyor. Buna kasırgalar, seller, hortumlar ve yıldırım düşmeleri de dahil.

Haber Merkezi / Kendinize, sıcak hava dalgalarının neden bu kadar tehlikeli olduğunu soruyor olabilirsiniz. Bunun nedeni, çoğu insanın aşırı sıcaklığın gerçekte ne kadar tehlikeli olabileceğinin farkında olmamasıdır.

Kendi iç sıcaklığınıza, su içmenize veya eforunuza dikkat etmiyorsanız, sonuçları korkunç olabilir. İşte sıcak hava dalgasında yapmamanız gerekenler:

Susamayın: Susuz kalmamak vücudun serin kalmasına yardımcı olur. Susamasanız bile gün boyunca düzenli olarak su tüketmelisiniz.

Çok fazla alkol tüketmeyin: Çok fazla alkol tüketmek, vücudunuzun su kaybetmesine neden olur.

Ağır yemekler yemeyin: Protein gibi daha ağır yiyecekler yemek, vücudunuzun daha fazla su kaybetmesine neden olarak metabolik ısı üretiminizi artırır. Salatalar, çiğ sebzeler ve soslar, krakerler ve peynir veya meyve ve biraz fıstık ezmesi gibi serin, hafif yemeklerle yetinin.

Güneşte çok fazla zaman geçirmeyin: Güneşli alanlar gölgeli alanlardan daha sıcak olmakla kalmaz, aynı zamanda güneş yanığı olursanız vücudunuz ısıyı dağıtmada daha fazla zorlanır.

Klima olmayan yerlerde kalmayın: Klima, yalnızca ara sıra olsa bile, ısı tehlikelerini önemli ölçüde azaltır. Evinizde klima yoksa, kliması olan halka açık bir yere veya soğutma merkezine gidin. Serin bir banyo veya duş da yardımcı olabilir.

Egzersiz yapmayın: Günün en sıcak saatlerinde egzersiz yapmayın veya yorucu aktivitelerde bulunmayın. Vücudunuz kolayca aşırı yüklenebilir ve işlevini yerine getiremez hale gelebilir. İdeal olarak, sadece ısı endeksi 80 derecenin altındayken yorucu dış mekan aktiviteleri yapmalısınız.

Kendinizi zorlamayın: Eğer dışarıdaysanız ve kas spazmları, yoğun terleme, yorgunluk, mide bulantısı veya halsizlik yaşamaya başladıysanız, mola vermenin zamanı çoktan geçmiş demektir. Dışarısı sıcak olduğunda, daha sık dinlenmeniz, sık sık serinleme molaları vermeniz (içeride, klimada) ve bol su içmeniz gerekir.

Çok fazla kafein veya şekerli içecekler içmeyin: Alkol gibi bunlar da vücudunuzun su kaybetmesine neden olur.

Koyu renkli, dar veya ağır giysiler giymeyin: Hafif malzemelerden yapılmış açık renkli, bol giysiler serin kalmanıza yardımcı olacaktır.

Paylaşın

Yaşlandıkça Kilo Vermek Neden Zorlaşır?

Fazla ve rahatsız edici kilolardan kurtulmaya çalışan herkes, vücutta gerçekleşen biyolojik ve hormonal süreçler nedeniyle, yaşlandıkça kilo vermenin daha zor hale geldiğini bilir.

Haber Merkezi / Yaşlandıkça kilo vermenin zorlaşmasının birkaç temel nedeni vardır. İşte o nedenler:

Metabolizma yavaşlaması: Yaş ilerledikçe bazal metabolizma hızı (BMR) azalır. Vücut, dinlenme halinde daha az kalori yakar çünkü kas kütlesi azalır ve yağ oranı artar. Kaslar daha fazla enerji tükettiği için bu kayıp metabolizmayı yavaşlatır.

Kas kütlesi kaybı (Sarkopeni): 30’lu yaşlardan itibaren her on yılda yaklaşık yüzde 3-5 kas kütlesi kaybı yaşanabilir. Bu, daha az kalori yakılmasına ve kilo vermenin zorlaşmasına neden olur.

Hormonal değişiklikler: Yaşla birlikte östrojen (kadınlarda), testosteron (erkeklerde) ve büyüme hormonu gibi metabolizmayı düzenleyen hormon düzeyleri azalır. Bu, yağ depolanmasını artırabilir ve kilo kaybını zorlaştırabilir.

Fiziksel aktivite azalması: Yaşlandıkça hareket etme eğilimi azalabilir. Eklem ağrıları, düşük enerji veya yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle egzersiz yapmak zorlaşabilir, bu da kalori yakımını azaltır.

İnsülin direnci ve şeker metabolizması: Yaşla birlikte insülin direnci artabilir, bu da vücudun şekeri enerjiye dönüştürme yeteneğini azaltır ve yağ depolanmasını kolaylaştırır.

Beslenme alışkanlıkları: Yaş ilerledikçe iştah düzenlemesi değişebilir ve kalorisi yüksek gıdalara yönelim artabilir. Ayrıca, duygusal yeme gibi alışkanlıklar kilo kontrolünü zorlaştırabilir.

Uyku ve stres: Yaşlandıkça uyku kalitesi düşebilir ve stres hormonları (kortizol) artabilir. Bu, iştahı artırarak ve yağ depolamayı teşvik ederek kilo vermeyi zorlaştırır.

Paylaşın

Bu Besinleri Tüketerek Diyabetin Önüne Geçebilirsiniz

Diyabet söz konusu olduğunda, çoğu kişinin aklına insülin, periyodik testler ve ilaçlar gelir. Ancak diyabetin önlenmesinde sağlıklı beslenmenin rolü de göz ardı edilemez.

Haber Merkezi / Sağlıklı besinler, özellikle düşük glisemik indekse sahip olanlar, kan şekeri seviyelerini optimum aralıkta tutabilir. Ayrıca, bu besinlerde bulunan bazı doğal bileşikler insülin fonksiyonunu artırmaya ve iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir.

İşte diyabet yönetiminde etkili olabilecek bazı besinler:

Tam tahıllar: Yulaf, kinoa, esmer pirinç gibi kompleks karbonhidratlar, düşük glisemik indeksleriyle kan şekerini yavaş yükseltir.

Yeşil yapraklı sebzeler: Ispanak, pazı, kale gibi sebzeler düşük kalorili, yüksek lifli ve antioksidan açısından zengindir.

Meyveler (Düşük Glisemik İndeksli): Elma, armut, çilek, yaban mersini gibi meyveler lif ve antioksidan içerir, ancak porsiyon kontrolü önemlidir.

Kurubaklagiller: Mercimek, nohut, fasulye gibi besinler yüksek lif ve protein içeriğiyle kan şekerini dengelemeye yardımcı olur.

Yağlı balıklar: Somon, sardalya, uskumru gibi omega-3 açısından zengin balıklar, insülin direncini azaltabilir.

Kuruyemişler ve tohumlar: Badem, ceviz, chia tohumu, keten tohumu gibi besinler sağlıklı yağlar ve lif sağlar.

Baharatlar: Tarçın, Zencefil ve Zerdaçal’in iltihap giderici ve kan şekerini düzenleyici özellikleri vardır.

Az yağlı ve fermente süt ürünleri: Yoğurt, kefir ve az yağlı ayran, protein ve kalsiyumun yanı sıra probiyotik de içeren süt ürünleri arasındadır. Bu yararlı bakteriler bağırsak sağlığını iyileştirmeye ve kan şekerini daha iyi kontrol etmeye yardımcı olur.

Yeşil çay: Şekerli içeceklere sağlıklı bir alternatif arıyorsanız, yeşil çay harika bir seçenektir. Yeşil çaydaki antioksidanlar, özellikle EGCG, hücrelerin insüline duyarlılığını artırabilir ve kan şekerinin yükselmesini önleyebilir.

Su: Basit görünebilir, ancak susuzluk yüksek kan şekerine yol açabilir. Gün boyunca yeterli su içmek vücudun insülinle daha iyi çalışmasına ve atık ürünleri ortadan kaldırmasına yardımcı olur.

Diyabet önleyici beslenme için bazı ipuçları:

İşlenmiş gıdalardan ve ilave şekerlerden uzak durun.
Öğünlerinizi daha az ve düzenli hale getirin.
Zeytinyağı ve susam gibi sağlıklı yağlar kullanın.
Egzersizi ve fiziksel aktiviteyi sağlıklı bir beslenmeyle birleştirin.

Paylaşın

Yeterince Su Tüketmediğinizi Gösteren Yedi İşaret

Su, insan vücudunun temel bir parçasıdır ve insan kütlesinin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturur. Su, vücut sıcaklığını düzenlemekten sindirime yardımcı olmaya ve toksinleri atmaya kadar çeşitli biyolojik süreçlerde kritik bir rol oynar.

Haber Merkezi / Ancak birçok insan günlük olarak yeterli su tüketmez ve bu da çeşitli sağlık sorunlarına yol açar. İşte yeterli su tüketmediğinizi gösteren yedi işaret:

Sürekli yorgunluk ve enerji eksikliği: Görünürde hiçbir sebep yokken kendinizi bitkin hissediyorsanız, bu susuz kalmış olduğunuzun bir işareti olabilir. Susuzluk, kan hacminde azalmaya neden olarak kalbinizin hücrelerinize oksijen ve besin pompalamasını zorlaştırır. Sonuç olarak, vücudunuz yorgun ve enerjisiz hissedebilir.

Kuru cilt ve elastikiyet eksikliği: Cildiniz kuru, çatlamış veya parlaklığını kaybetmiş görünüyorsa, bu susuzluğun bir işareti olabilir. Su eksikliği cilt elastikiyetini azaltır ve kırışıklıklara ve tahrişe daha yatkın hale getirir.

Baş ağrısı ve baş dönmesi: Su, normal beyin fonksiyonunun sürdürülmesinde önemli bir rol oynar. Yetersiz sıvı alımı baş ağrısına ve baş dönmesine yol açabilir. Beyin, susuzluğa karşı aşırı hassastır ve bu da konsantrasyon ve bilişsel fonksiyonda azalmaya yol açabilir.

Koyu renkli idrar ve idrara çıkmada azalma: Yeterli su tüketmediğinizi anlamanın en kolay yollarından biri idrarınızın rengini izlemektir. Açık sarı veya berrak idrar iyi hidrasyonun bir işaretidir, koyu renkli idrar ise susuzluğun bir göstergesi olabilir. Ayrıca, normalden daha az sıklıkta idrara çıkmak da susuzluğun bir işareti olabilir.

Ağız kuruluğu ve kötü nefes: Tükürük, ağız hijyeninin sağlanmasında önemli bir rol oynar. Yetersiz sıvı alımı ağız kuruluğuna yol açabilir, bu da kötü nefese ve diş eti enfeksiyonları ve çürük riskinin artmasına neden olabilir.

Kabızlık ve sindirim sorunları: Su, sindirim sisteminin düzgün çalışması için önemli bir bileşendir. Yeterli su tüketmemek kabızlığa yol açabilir, çünkü su yiyeceklerin bağırsaklarda hareket etmesine yardımcı olur ve atıkların vücuttan atılma sürecini kolaylaştırır.

Açlık ve aşırı kilo hissi: Bazen vücudunuz susuzluğu açlıkla karıştırabilir. Eğer sık ​​sık açlık hissediyorsanız, hatta yedikten sonra bile, bu susuz kaldığınızın bir işareti olabilir. Yeterli su tüketmek iştahınızı kontrol etmenize ve gereksiz kilo alımını önlemenize yardımcı olabilir.

Paylaşın

Sağlıklı Şekilde Kilo Vermenin 10 “Altın Kuralı”

Sürdürülebilir kilo kaybı bir gecede gerçekleşmez. Kilo vermek istiyorsanız, kilo vermenizi ve verdiğiniz kiloyu kalıcı olarak korumanızı sağlayacak sağlıklı bir yaşam tarzını öğrenmeniz gerekir.

Haber Merkezi / Sağlıklı bir şekilde kilo vermenin 10 altın kuralı, sürdürülebilir alışkanlıklar oluşturmaya ve genel sağlığı iyileştirmeye odaklanır. İşte sağlıklı şekilde kilo vermenin 10 “altın kuralı”:

Kalori açığı: Günlük kalori alımını, harcadığından 500 – 750 kalori az tutun. Bu, haftada 0.5-1 kg sağlıklı kilo kaybı sağlar. Kalori takibi için bir uygulama kullanın.

Dengeli beslenme: Her öğünde protein (tavuk, balık, yumurta, baklagiller), lifli gıdalar (sebzeler, tam tahıllar) ve sağlıklı yağlar (avokado, zeytinyağı) tüketin. Rafine şeker ve işlenmiş gıdalardan kaçının.

Protein alımı: Günde vücut ağırlığı kg başına 1.6 – 2.2 g protein alın (ör. 70 kg biri için 112-154 g). Protein, kas kütlesini korur ve tokluğu artırır.

Bol su: Günde 2-3 litre su tüketin. Su, metabolizmayı destekler ve açlık hissini azaltır. Şekerli içecekleri tamamen kesin.

Düzenli egzersiz: Haftada 150 – 300 dakika kardiyo (yürüyüş, koşu, bisiklet) ve 2-3 gün kuvvet antrenmanı (ağırlık kaldırma, plank) yapın. Kardiyo yağ yakar, kuvvet çalışması metabolizmayı hızlandırır.

Yeterli uyku: Günde 7 – 9 saat uyumaya özen gösterin. Yetersiz uyku, açlık hormonlarını (ghrelin) artırır ve kilo vermeyi zorlaştırır.

Stresi yönetimi: Kronik stres kortizolü yükselterek yağ depolanmasını artırır. Meditasyon, yoga veya nefes egzersizleriyle stresinizi azaltın.

Porsiyon kontrolü: Yemekleri yavaş ye, küçük tabaklar kullan ve porsiyonları ölçün. Bu, gereksiz kalori alımını önler.

Planlı beslenme: Haftalık yemek planı yap, sağlıklı atıştırmalıklar (fındık, yoğurt, meyve) hazır tutun. Ani açlık krizlerinde sağlıksız seçimlerden kaçının.

Tutarlılık: Hızlı kilo kaybı yerine sürdürülebilir değişimlere odaklanın. Haftada 0.5 – 1 kg kayıp sağlıklıdır. İlerlemeyi mezura veya vücut yağ oranıyla takip edin.

Paylaşın

Yeni Fitness Trendi: 30 Dakikalık Japon Yürüyüşü

“Japon yürüyüşü” veya “aralıklı yürüyüş” (Interval Walking Training – IWT), Japonya’da geliştirilen ve son dönemde sosyal medyada hızla popülerleşen bir fitness trendidir.

Haber Merkezi / 2007 yılında Shinshu Üniversitesi’nden Dr. Hiroshi Nose ve ekibinin araştırmalarına dayanan bu yöntem, 30 dakikalık bir egzersizle geleneksel yürüyüşten çok daha fazla fayda sağlıyor. Günde 10 bin adım hedefini zaman açısından zor bulanlar için etkili bir alternatif sunuyor.

Japon yürüyüşü nedir?

Japon yürüyüşü, 3 dakikalık yavaş tempolu yürüyüşü, 3 dakikalık hızlı tempolu yürüyüşle dönüşümlü olarak birleştiren bir aralıklı egzersiz modelidir. Toplam 30 dakika süren bu döngü, 5 kez tekrarlanır:

3 dakika yavaş yürüyüş: Rahat konuşabileceğiniz, normal bir hız (saatte ~3-4 km).
3 dakika hızlı yürüyüş: Nefes nefese kalacak kadar yoğun, ancak konuşmayı sürdürebileceğiniz bir tempo (saatte ~5.5-6 km, dakikada ~100 adım).

Egzersizi tamamlamak için son birkaç dakika hafif yürüyüşle soğuma yapılır. Haftada 4 – 5 gün bu rutini uygulamak, maksimum fayda için yeterlidir.

Faydaları nelerdir?

Japonya’da yapılan araştırmalar, bu yöntemin sağlık üzerinde çarpıcı etkileri olduğunu gösteriyor:

Aerobik kapasite: Geleneksel yürüyüşe kıyasla 29 kat daha fazla artış.
Bacak gücü: Yüzde 20-40 oranında kas gücü artışı; yaşa bağlı fiziksel gerilemeyi yavaşlatıyor.
Kalp sağlığı: Kolesterol, tansiyon ve kan şekeri düzeylerinde iyileşme; koroner arter hastalığı riskini yüzde 50’ye yakın azaltıyor.
Kilo kontrolü: Daha fazla kalori yakımı (30 dakikada ~200-300 kalori, kiloya ve tempoya bağlı) ve metabolizma hızlanması.
Diyabet yönetimi: Kan şekeri kontrolünü iyileştiriyor, özellikle yaşlı bireylerde denge ve yürüme yeteneğini artırıyor.
Zihinsel sağlık: Stresi azaltıyor, ruh halini iyileştiriyor ve uyku kalitesini artırıyor.

Neden bu kadar etkili?

Japon yürüyüşü, yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman (HIIT) prensiplerine dayanır. Hızlı yürüyüş sırasında kalp atış hızı artar, kaslar daha fazla çalışır ve glikojen depoları kullanılır.

Yavaş tempo ise vücudun toparlanmasını sağlayarak egzersizi sürdürülebilir kılar. Bu “nefes al-ver” ritmi, metabolizmayı harekete geçirir ve oksijen talebini artırarak daha fazla kalori yakımı sağlar.

Nasıl uygulanır?

Ekipman: Özel bir ekipmana gerek yoktur; sadece rahat, yastıklı bir spor ayakkabı yeterlidir.
Başlangıç: Hareketsiz bir yaşam tarzınız varsa, ilk hafta 15-20 dakikayla başlayın ve süreyi kademeli olarak artırın.
Zaman ve yer: Sabah veya akşam, kendiniz için en uygun zamanı seçin. Önceden belirlenmiş bir rota, alışkanlık kazanmanı kolaylaştırır.

Kimler için uygundur?

Japon yürüyüşü, her yaştan ve fitness seviyesinden birey için uygundur. Egzersize yeni başlayanlar, kilo vermek isteyenler, yaşlı bireyler veya yoğun tempolu sporlara vakti olmayanlar için idealdir. Koşuya kıyasla eklemlere daha az yük bindirir ve sakatlanma riski düşüktür.

Dikkat edilmesi gerekenler

Gerçekçi beklentiler: Japon yürüyüşü etkili olsa da, “mucize” bir çözüm değildir. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizle desteklenmelidir
Bireysel farklılıklar: Kalori yakımı ve faydalar, yaş, kilo ve fitness seviyesine göre değişir.
Sürdürülebilirlik: Uzun süreli sonuçlar için haftada 3-4 gün tutarlılık önemlidir.

Dikkat Edilmesi: Kalp hastalığı veya eklem sorunları gibi sağlık problemin varsa, başlamadan önce doktora danış.

Paylaşın

Gençlerin Yüzde 50’si İnternetin Hiç İcat Edilmemiş Olmasını İstiyor

Gençlerin yüzde 50’si sosyal medya kullanımına “sokağa çıkma yasağı” gibi bir sınırlama getirilmesini desteklerken, yüzde 47’si gençliklerini internetsiz bir dünyada geçirmeyi tercih edeceklerini söyledi.

İngiltere’de yapılan yeni bir anket, 16-21 yaş aralığındaki gençlerin neredeyse yarısının internetin hiç var olmamış olmasını tercih edeceğini ortaya koydu. British Standards Institution (BSI) tarafından yürütülen ankete göre, katılımcıların yüzde 68’i sosyal medyada zaman geçirdikten sonra kendilerini daha kötü hissettiklerini belirtti.

Gençlerin yüzde 50’si sosyal medya kullanımına “sokağa çıkma yasağı” gibi bir sınırlama getirilmesini desteklerken, yüzde 47’si gençliklerini internetsiz bir dünyada geçirmeyi tercih edeceklerini söyledi.

Smart Phone Free Childhood (Akıllı Telefonsuz Çocukluk) girişiminin kurucularından Daisy Greenwell, sonuçlarla ilgili yaptığı açıklamada, “Gençlerin neredeyse yarısının internetsiz bir dünyada büyümeyi tercih etmesi, hepimiz için bir uyarı olmalı. Çocukların her gün saatlerini dijital alanlarda geçirmesini normalleştirdik” ifadelerini kullandı.

Araştırmalar, küçük yaşta aşırı tablet kullanımı ile duygusal ve sosyal sorunlar arasında bağlantı olduğunu gösteriyor. Ergenlik dönemine geçildiğinde ise internet kullanımı daha da riskli hale geliyor. Gençler hem çevrimiçi sorunlarla, hem de aşırılıkçı içeriklere yönlendiren algoritmalarla karşı karşıya kalabiliyor.

Yapay zekanın yükselişi de bu tabloya yeni etik problemler ekliyor. Özellikle çocuklara yönelik gibi görünen bazı yapay zeka sohbet uygulamalarında suistimal vakaları yaşandı. Bunlardan en çarpıcısı, bir gencin bir chatbot ile sağlıksız bir bağ kurduktan sonra intihar etmesiyle sonuçlanan ve halen süren bir dava.

Ankete katılan gençlerin üçte ikisi günde iki saatten fazla sosyal medyada vakit geçirdiğini söyledi. Kadın katılımcıların yüzde 37’si, erkeklerin ise yüzde 28’i çevrimiçi tacize uğradığını bildirdi.

Sosyal medya kullanımının, doğrudan depresyon belirtilerini artırdığına dair uzun vadeli bilimsel bulgular da mevcut. 12 bin çocuğu üç yıl boyunca takip eden bir araştırma, sosyal medya kullanım süresi arttıkça depresyon belirtilerinin de yükseldiğini ortaya koydu.

Greenwell, “Gençler artık sınırlar, yaş kontrolü, anlamlı sınırlamalar ve gerçek koruma talep ediyor. Değişime hazırlar” dedi.

Ancak uzmanlara göre sadece bir dijital sokağa çıkma yasağı ile bu sorunların üstesinden gelmek mümkün değil. NSPCC’nin (Çocukları İstismardan Koruma Ulusal Derneği) çevrimiçi çocuk güvenliği politikaları yöneticisi Rani Govender, The Guardian’a yaptığı açıklamada, “Dijital kısıtlama tek başına çocukları internette karşılaşacakları risklerden koruyamaz. Bu risklerle günün başka saatlerinde de karşılaşacaklar ve etkileri aynı olacaktır” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Çok Fazla Şeker Tükettiğinizi Gösteren 10 İşaret

Aşırı şeker tüketimi modern çağın en yaygın sağlık sorunlarından biridir. Şeker içeren tatlılar anlık hazlar verse de, sınır aşıldığında vücut sessiz kalmıyor ve uyarı işaretleri veriyor.

Haber Merkezi / İşte vücudun fazla şeker tükettiğine dair uyarı işaretleri:

Sürekli yorgunluk: Şeker, hızlı enerji artışı sağlar ancak ardından kan şekeri düşüşü (crash) yorgunluğa neden olabilir.

Aşırı susuzluk ve sık idrara çıkma: Yüksek şeker alımı, kan şekeri seviyelerini artırarak susuzluğa ve sık idrara çıkmaya yol açabilir.

Kilo artışı: Fazla şeker, özellikle fruktoz içeren içecekler ve işlenmiş gıdalar, kilo alımı ve yağ birikimine neden olabilir.

Diş problemleri: Şeker, ağızdaki bakterileri besleyerek çürük ve diş eti hastalıklarını artırabilir.

Cilt sorunları: Aşırı şeker, akne veya ciltteki iltihaplanmayı tetikleyebilir.

Ruh hali dalgalanmaları: Şeker, kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak sinirlilik veya anksiyeteye yol açabilir.

Tatlı isteği: Daha fazla şeker tüketme isteği, şeker bağımlılığına işaret edebilir.

Bağışıklık zayıflığı: Yüksek şeker, bağışıklık sistemini zayıflatıp enfeksiyonlara yatkınlığı artırabilir.

Konsantrasyon zorluğu: Şeker pikleri ve düşüşleri, odaklanma sorunlarına neden olabilir.

Eklem ve kas ağrıları: Şekerin yol açtığı iltihap, eklem ve kas ağrılarını artırabilir.

Not: Bu belirtiler, özellikle uzun süre devam ederse, bir sağlık uzmanına danışmayı gerektirebilir. Şeker tüketimini azaltmak için işlenmiş gıdalardan kaçınmak, etiketleri okumak ve doğal gıdalara yönelmek faydalı olabilir.

Paylaşın