Antibiyotik Direnci Her Yıl Bir Milyondan Fazla Can Alıyor

The Lancet dergisinde yayımlan yeni bir araştırma, 1990 ile 2021 yılları arasında dünya genelinde her yıl bir milyondan fazla insanın antibiyotik direnci nedeniyle öldüğünü ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırma göre, antibiyotik direncinin 2025 – 2050 yılları arasında toplam 39 milyondan fazla ölüme doğrudan neden olacağı ve 169 milyon ölümle daha ilişkili olacağı tahmin ediliyor.

Washington Üniversitesi’nden araştırmanın yazarı Dr. Mohsen Naghavi, “Antibiyotikler modern sağlık hizmetlerinin temel taşlarından biri ve bunlara karşı artan direnç büyük bir endişe kaynağı” dedi. Naghavi, araştırmanın, antibiyotik direncin “on yıllardır önemli bir küresel sağlık tehdidi olduğunu ve bu tehdidin giderek büyüdüğünü” ortaya koyduğunu söyledi.

Naghavi, “Antibiyotiklerin ölümlerindeki eğilimlerin zaman içinde nasıl değiştiğini ve gelecekte nasıl değişme olasılığının olduğunu anlamak, hayat kurtarmaya yardımcı olacak bilinçli kararlar almak için hayati önem taşıyor” diye ekledi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), antibiyotik direncini “küresel çapta en büyük halk sağlığı ve kalkınma tehditlerinden biri” olarak niteliyor.

Antibiyotik Direnci

İlaçların belirli bir dozda oluşturduğu etkinin aynı dozda tekrarlayan kullanımlarından sonra azalması veya aynı etkiyi oluşturmak için daha yüksek dozda kullanılmalarının gerekliliği, ilaç etkisine karşı direnç gelişimi olarak tanımlanmaktadır.

Aynı durum, etki mekanizması vücutta hastalık oluşturan patojenleri öldürmek veya baskılamak olan ilaçlar (antibiyotikler, antineoplastikler) için geçerli olduğunda, ilaca dirençli patojenlerden bahsedilir.

Bakterilerde antibiyotiklere karşı direnç gelişiminden sorumlu olan genler spontan ya da indüklenen mutasyonlarla veya direnç genlerinin başka bakterilerden transfer edilmesiyle kazanılmaktadır.

Antibiyotiklere maruziyet durumunda bu direnç genleri, bu genleri taşıyan bakterilerin hayatta kalma şansları daha fazla olduğu için, doğal olarak seçilmekte ve bu genleri taşıyan bakterilerin ekosistemde kapladığı yer artmaktadır.

Antibiyotiklere karşı direnç gelişimi, antibiyotiklerin keşif sürecinin ilk zamanlarından itibaren bilinmektedir. Zira penisilini keşfeden Alexander Fleming, 1945 yılında Nobel ödülünü alırken yaptığı konuşmasında, laboratuvar ortamında mikroorganizmaların kendilerini öldürmeye yetmeyen dozlarda penisiline belirli bir süre maruz kalmaları durumunda penisilin direnci kazanacaklarını ve aynı durumun vücutta da geçerli olduğunu söylemiştir.

Doğada antibiyotik direnç genlerinin varlığının kökeninin incelenmesine yönelik çalışmalar bu genlerin ve dolayısıyla bakterilerde gözlenen antibiyotik direncinin insanların tedavi amaçlı olarak antibiyotikleri kullanmaya başlamalarından çok daha önce de var olan doğal bir fenomen olduğunu göstermektedir.

Doğada antibiyotik varlığının antibiyotiklerin keşfinden çok daha önce de mevcut olduğu düşünüldüğünde bunun beklenilen bir durum olduğu kabul edilebilir.

Günümüzde antibiyotik direnç mekanizmaları bakterilerin evrimsel sürecinin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Buna göre, antibiyotik direncinin hep var olduğu gibi her zaman da var olacağı ve etkisine direnç olmayan bir antibiyotiğin olmadığı ve olmayacağı öngörülmekte ve antibiyotik direnciyle mücadele planının bu varsayım üzerinden gerçekleştirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Paylaşın

Cildiniz Yaşlanmaya Mı Başladı? Süreci Yavaşlatmak İçin Dört İpucu

Yaş aldıkça cildimizin yaşlanma belirtileri göstermeye başlaması doğaldır. Yaşlanma sürecini tamamen durduramasak da sağlıklı, genç görünümlü bir cildi korumaya yardımcı olmak için atabileceğimiz adımlar mevcuttur.

Haber Merkezi / Cilt yaşlanması hakkında bilmeniz gereken bazı önemli noktalar ve cildin yaşlanmasını yavaşlatmaya yardımcı olabilecek bazı ipuçları şunlardır:

Kolajen ve elastin kaybı: Kolajen ve elastin, cildimize yapı ve elastikiyet sağlayan proteinlerdir. Yaşlandıkça, vücudumuz bu proteinlerden daha az üretir ve bu da ciltte sarkma kırışıklığa yol açar.

Ciltte incelme: Cilt zamanla doğal olarak daha ince ve kuru hale gelir. Bu onu daha kırılgan ve nemi daha az tutabilir hale getirir.

Güneş hasarı: Güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalmak cilt yaşlanmasına büyük katkıda bulunur. UV ışığı cildin DNA’sına zarar vererek kırışıklıklara, yaşlılık lekelerine ve düzensiz cilt tonuna yol açar.

Hücre  yenilenmesi: Yaşlandıkça cilt hücrelerimiz kendilerini daha yavaş yeniler. Bu, daha donuk, daha düzensiz bir cilt tonuna ve yüzeyde ölü deri hücrelerinin birikmesine neden olur.

Yağ dağılımındaki değişiklikler: Yaş ilerledikçe cildin altındaki yağ yastıkçıkları aşağı doğru inmeye başlar ve özellikle göz çevresi, yanaklar ve çene hattında cildin sarkmasına ve kırışmasına neden olur.

Hormonal dalgalanmalar: Özellikle menopoz döneminde yaşanan hormonal değişiklikler cildin yağ üretimini, elastikiyetini ve nem tutma özelliğini etkileyebilir.

Yaşam tarzı faktörleri: Sigara, aşırı alkol tüketimi ve yüksek stres seviyesi gibi alışkanlıklar yaşlanma sürecini hızlandırabilir ve erken kırışmaya ve sarkmaya yol açabilir.

Cilt yaşlanmasını yavaşlatmaya yardımcı olmak için uygulayabileceğimiz bazı adımlar:

Güneş kremi kullanın: Her gün SPF değeri 30 veya üzeri olan geniş spektrumlu bir güneş kremi uygulamak, güneşin zararlarına karşı korunmanın en etkili yollarından biridir.

Yaşlanma karşıtı ürünler kullanın: Retinoidler, C ve E vitaminleri ve hyaluronik asit gibi bileşenler kolajen üretimini artırmaya, cilt elastikiyetini iyileştirmeye ve ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümünü azaltmaya yardımcı olabilir.

Sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürün: Besin açısından zengin bir beslenme, bol su, yeterli uyku ve stresi yönetme, daha sağlıklı ve daha genç görünen bir cilde sahip olmanıza katkıda bulunabilir.

Kozmetik tedavileri düşünün: Kozmetik tedaviler, kolajen üretimini uyararak ve kırışıklıkları gidererek belirli yaşlanma belirtilerinin giderilmesine yardımcı olabilir.

Paylaşın

Karma Ciltler İçin En İyi Bakım Rutini

Karma ciltler yüzün aynı anda iki veya daha fazla farklı cilt tipinin olması anlamına gelir. Bu tip ciltlerde dengeyi sağlamak için doğru cilt bakım ürünlerini kullanmak çok önemlidir.

Haber Merkezi / Bu bazen cildinizin farklı bölgeleri için farklı ürünler kullanmanız gerektiği anlamına gelse bile.

Karma cildinizin dengesini geri kazanmanın ilk adımı, cildinizi hafif, kokusuz bir ürünle temizlemektir. Yağlı ve kuru ciltlerin bir karışımına sahipseniz, jel bazlı bir temizleyici veya hafif köpüren bir temizleyici kullanmanız en iyisidir.

Rosacea veya güneş hasarı belirtileri gösteren daha kuru bir cildiniz varsa, hafif, kremsi bir losyon temizleyici kullanın.

Cildinizi onarmak için, içbir tahriş edici bileşen içermeyen, bir tonik kullanın. Yani alkol, mentol ve koku (sentetik veya doğal) gibi. Sadece sağlıklı bileşenler içeren bir tonik kullanın.

Güneş filtresi içeren bir gündüz kremi kullanarak cildinizi güneş hasarından koruyun (en az SPF 30). Cilt tipinize bağlı olarak daha zengin (normalden kuruya cilt) veya daha açık dokuya sahip (yağlı cilt) bir ürün seçin.

Cildiniz hassassa veya rosacea hastasıysanız, güneş filtresi olarak yalnızca titanyum dioksit ve / veya çinko oksit içeren bir ürün seçin.

Ölü deri hücrelerini temizlemek için peeling yapın. Beta hidroksi asit (salisilik asit bir BHA’dır ) veya alfa hidroksi asit (AHA, glikolik asit gibi) içeren bir peelingin düzenli kullanımı, normal, sağlıklı cildinizi tekrar ortaya çıkarır.

AHA, güneş hasarı olan kuru veya donuk görünümlü bir ciltte iyi sonuç verir: Ölü deri hücrelerini temizler ve cildi nemlendirir.

BHA, normal veya yağlı bir ciltte ve / veya siyah noktalara ve sivilcelere eğilimli bir ciltte özellikle etkilidir çünkü BHA tıkalı gözeneklere de nüfuz eder. Dahası, BHA lekelerin enfekte olmasını önler.

Cildin farklı bölgelerine yönelik lokal bakım:

Cildinizin kuru bölgelerine losyon veya krem ​​formunda bir nemlendirici, yüzünüzün hafif yağlı bölgelerine losyon veya jel formunda bir nemlendirici ürün kullanın. Cildinizin çok yağlı bölgelerine ise sadece tonik sürmek bile cildi nemli tutmak için yeterli olur.

Eğer cildinizin hem kuru hem de yağlı bölgeleri varsa, mat bitişli bir fondöten kullanın, ancak kuru bölgelere altına nemlendirici bir serum uygulayın.

Göz çevrenizdeki cilt kuru ise zengin içerikli bir yüz kremi kullanın. Yüzünüzün yağlı bölgelerine yoğun içerikli ürünler kullanmaktan kaçının, bu durum cildinizin daha da yağlanmasına ve parlak bir görünüme neden olacaktır.

Sadece en iyi ürünleri seçin:

Cildinizi iyileştiren, yatıştıran, sakinleştiren ve sağlıklı kalmasına yardımcı olan antioksidanlar ve içeriklerle dolu hafif ürünler kullanın. Mümkün olduğunca hava ve ışık geçirmez ambalajlarda, yani şeffaf olmayan paketlerdeki ürünlerin satın alın.

Paylaşın

Kolajen Kaybına Ne Sebep Olur?

Vücudumuzdaki proteinlerinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan kolajenin lif benzeri yapısı bağ dokusunun oluşumuna yardımcı olur ve cilt, kemikler, kaslar, kıkırdak ve tendonların önemli bir bileşenidir.

Haber Merkezi / Dokularımızı güçlendirmeye yardımcı olan kolajen, cildimize güç ve elastikiyet verir, ölü deri hücrelerinin yenilenmesinde rol oynar, yeni hücrelerin büyümesine yardımcı olur, eklem sağlığına katkıda bulunur ve organlarımız için koruyucu bir tabaka oluşturur.

İnsan vücudunda 28 çeşit kolajen vardır ve bunların yüzde 90’ından fazlası tip I kolajendir. Yara dokusunda, tendonlarda, bağlarda, kemiklerde, dermiste, dentin ve organ kapsüllerinde bulunur.

Tip II kolajen, eklem desteği sağlayan elastik kıkırdakta bulunur. Tip III kolajen, büyük kan damarlarında, rahimde ve bağırsakta önemli bir yapısal bileşendir.

Kolajen kaybına ne sebep olur?

Yaşlandıkça vücudumuz giderek daha az kolajen üretmeye başlar, ancak aşırı güneşe maruz kalma, sigara ve alkol, uyku ve egzersiz eksikliği, çok fazla şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi gibi dış etkenler kolajen seviyesinin daha hızlı düşmesine neden olur.

Güneş ışığına uzun süre maruz kalmak, kolajenin hızla parçalanmasına ve üretiminin azalmasına neden olur.

Sigara içmek, onarım mekanizmalarına zarar veren ve kolajen ile elastin sentezini azaltan serbest radikallerin oluşmasına neden olarak cildin erken yaşlanmasına yol açar.

Düzenli alkol tüketimi cildin antioksidan savunma sistemini azaltır, cildi kurutur (bu da kırışıklıkların oluşmasına neden olur), yüzdeki kılcal damarların genişlemesine neden olur, bu da cildin kızarmasına yol açar.

Uyku, bağışıklık sisteminin onarılmasında hayati bir rol oynar ve bağışıklık tepkisindeki değişiklikler kolajen üretimini etkileyebilir; aslında, uzun süreli uyku eksikliği cilt bariyerinin işlevini bozar.

Şeker, iki kolajen lifini çapraz bağlayarak cildin yaşlanmasına neden olur ve bu da ikisinin de kolayca onarılamaz hale gelmesine yol açar.

Glikasyon, bir karbonhidratın protein, lipit veya DNA gibi başka bir biyomoleküle eklenmesidir. Glikasyon ve ileri glikasyon son ürünleri (AGE’ler) ilk olarak diyabet bağlamında tanımlanmıştır.

Ancak çalışmalar, insan dokusunda AGE’lerin birikmesinin, mekanik strese karşı direncin azalması, daha yavaş yara iyileşmesi ve bozulmuş dermal damarlanma gibi cilt yaşlanmasıyla da bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Paylaşın

Daha Sağlıklı Saçlar İçin 10 İpucu

Sağlam bir saç bakım rutini, görünümünüzde ve hislerinizde önemli bir fark oluşturabilir. Amacınız ister sade görünmek ister profesyonel bir imaj oluşturmak olsun, uygun saç bakımına olan ihtiyacınız yadsınamaz.

Haber Merkezi / Peki, vücudunuzun ışıltısıyla uyumlu, gür ve sağlıklı saçlara nasıl kavuşabilirsiniz? İşte saç rutininizi dönüştürmenize yardımcı olacak 10 ipucu:

Doğru şampuan ve saç kremini seçin: Temel saç bakımı ipuçlarından biri doğru şampuan ve saç kremini seçmektir. Saç tipinize uygun ürünler kullanın; yağlı, kuru veya herhangi bir kombinasyon. Daha sağlıklı saçlar için paraben ve sülfat içermeyen seçenekleri tercih edin.

Saçınızı düzenli olarak yıkayın: Saçınızı düzenli yıkamak, kir ve yağdan arınmasına yardımcı olur. Ancak aşırı yıkama, saçınız için hayati öneme sahip yağların yok olmasına neden olabilir. Saçınızı haftada iki ila üç kez yıkamaya çalışın.

Ilık su kullanın: Sıcak su hoş olsa da saçınıza zarar verebilir. Saçınızı kurutur ve kırılgan hale getirir, doğal yağları yok eder. Bunun yerine saçınızı ılık suyla yıkamaya çalışın.

Isıyla şekillendirme aletlerinden kaçının: Saç kurutma makineleri, düzleştiriciler ve maşaların aşırı kullanımı, saçınıza ciddi şekilde zarar verebilir. Bunları kullanmanız gerekiyorsa, önce ısı koruyucu sprey sıkarak hasarı en aza indirin. Saçınızı sağlıklı tutmak için, mümkün olduğunca kendi kendine kurumasına izin verin.

Düzenli saç kesimi: Saçınızın düzgün ve sağlıklı görünmesi için düzenli saç kesimi yaptırmak önemlidir. Sık sık saç kesimi yaptırmak, kırık uçlardan kurtulmanıza ve daha fazla hasarı önlemenize yardımcı olur.

Dengeli beslenin: Beslenmeniz saçınızın durumu üzerinde doğrudan etkilidir. Vitamin ve mineraller açısından zengin dengeli bir beslenme saç büyümesini ve gücünü destekler.

Su içmeye devam edin: Sağlıklı saçlara sahip olmak nemlendirmeyi gerektirir. Yeterli su almak saç derinizi sağlıklı tutar ve saçlarınızın güçlü ve parlak görünmesini sağlar. Saçınızın sağlığına içeriden dışarıya yardımcı olmak için her gün yeterli su içmeyi hedefleyin.

Saç derinize masaj yapın: Saç derinize düzenli olarak masaj yapmak saçlarınızın çok daha sağlıklı olmasına yardımcı olur. Saç derinize masaj yapmak saç köklerine kan akışını teşvik eder, saç büyümesini ve köklerin güçlenmesini destekler.

Haftada birkaç kez, beş ila on dakika boyunca parmak uçlarınızla dairesel hareketlerle saç derinize yumuşak bir şekilde masaj yapın. Masaj sırasında, nane veya biberiye gibi uçucu yağlar kullanabilirsiniz.

Saç yağı veya serumu kullanın: Özellikle saçlarınız kuru veya kıvırcıksa, saç bakım rutininize saç yağı veya serumu eklemek büyük bir etki yaratabilir.

Saç spa tedavisini düşünün: Saç spası bakımı saçınızın en doğal şekilde görünmesini sağlayacaktır. Saçınızın durumunu korumak için her ay kendinize bir saç spası yaptırın.

Paylaşın

Diyabet İle Beslenme: Sağlıklı Bir Beslenme İçin 7 Kural

Diyabetin (tip 1 veya tip 2) yönetiminde sağlıklı beslenme çok önemlidir. Bunun nedeni, ister parlak, kırmızı bir elma, ister bir çatal dolusu makarna veya peynir olsun, yediğiniz her lokmanın kan dolaşımınıza farklı seviyelerde şeker salmasıdır.

Haber Merkezi / Vücudunuza giren şeker miktarını azaltmak, diyabet semptomlarını yönetmenize, muhtemelen hipoglisemi ve hiperglisemiyi önlemenize ve böbrekleriniz, kalbiniz, gözleriniz, ayaklarınız ve daha fazlasında diyabetin ciddi komplikasyonlarından korumanıza yardımcı olabilir.

Diyabeti yönetmek için sağlıklı beslenmede aklınızda bulundurmanız gerekenler:

Gerekirse kilo verin: Uzmanlar, fazla kiloları vermenin insülin duyarlılığınızı artırabileceğini ve diyabetle ilgili komplikasyon riskinizi azaltabileceğini ifade ediyor. Bu, sizin için sağlıklı olan yemekleri seçmenin yanı sıra porsiyon boyutlarını da izlemeniz gerektiği anlamına geliyor.

Karbonhidratlara dikkat edin: Karbonhidratlar sağlıklı bir beslenmenin kritik bir parçasıdır (ve onları yemeyi bırakmanız gerekmez) ancak belirli bir öğünde veya atıştırmalıkta ne kadar tükettiğinizi izlemek istersiniz. Bu, her kişi için yaşa, kiloya, aktivite seviyesine ve hangi ilaçları aldıklarına bağlı olarak değişmektedir.

Öğün atlamayın: Öğün atlamak, kalorileri azaltmanın ve kilo vermenin basit bir yolu gibi görünüyor, ancak diyabetle başa çıkmak için akıllıca bir strateji değil.

Tabağınızı dengeleyin: Doymuş yağ, kalori ve karbonhidratları yönetmek, tabağın içeriğini dinsel bir şekilde incelemek anlamına gelmez. Tabağın yarısı meyve ve sebzeler, dörtte biri tam tahıllar ve kalan dörtte biri balık gibi yağsız proteinler gibi.

Daha fazla lif tüketin: Lifin tok hissetmenize, kan şekeri yönetimine ve kilo vermeye yardımcı olmak gibi birçok faydası vardır. Lifi tam tahıllar, fasulye, sebzeler ve meyveler gibi yiyeceklerde bulabilirsiniz.

Belirli yiyecekleri azaltın: Bunlara soda, şekerli meyve suları, yüksek tuzlu yiyecekler ve kızarmış yiyecekler dahildir.

Kendinize ölçülü davranın: Evet, diyabet hastaları kesinlikle tatlı yiyebilirler, ancak bunu planlamalılar. Örneğin, yemekten sonra kek olacağını biliyorsanız, akşam yemeğinde yediğiniz karbonhidratları (pirinç veya ekmeği) azaltın.

Paylaşın

Türkiye’de Bir Aile Hekimine 3 Bin 72 Kişi Düşüyor

İPA tarafından hazırlanan genel sağlık istatistiklerine göre; Türkiye genelinde bir aile hekimine ortalama 3 bin 72 kişi düşerken, İstanbul’da bu rakam 3 bin 187’ye kadar yükseliyor.

Haber Merkezi / Türkiye Halk Sağlığı Haftası kapsamında, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) tarafından hazırlanan Genel Sağlık İstatistikleri yayımlandı.

Verilerden öne çıkan bölümler şöyle: “İstanbul’da ortalama yaşam süresi (79,1 yıl) Dünya ve Türkiye ortalamasının üzerinde, OECD ve AB ortalamasının ise altında.

Türkiye genelinde bir aile hekimine ortalama 3 bin 72 kişi düşerken, İstanbul’da bu rakam 3 bin 187’ye kadar yükseliyor.

İstanbul’daki özel hastane sayısı kamu hastanelerinin 3 katından fazla. Bu dengesizlik İstanbul’da sağlık hizmetine erişim ihtiyacı duyan kişileri büyük ölçüde özel hastanelere gitmek zorunda bırakmakta.

İstanbul’da 100 bin kişiye düşen toplam hekim sayısı (284), Türkiye ortalamasının (228) üzerinde, OECD ortalamasının (372) altında.

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) açıkladığı verilere göre, yurt dışında hekimlik yapmak üzere İyi Hal Belgesi’ne
başvuru yapan kişi sayısı 2022 yılında 2 bin 685 iken 2023 yılında 3 bin 25’e yükseldi.

İstanbul’da 100 bin kişiye düşen yatak sayısı 30 olup OECD (43) ve Türkiye ortalamasının (31) altında.

İstanbul’da yaşayan milyonlarca kadın cinsel sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 9 – 26 yaş arasındaki kişiler için ücretsiz HPV aşı uygulamasını başlattı.

Kadın sağlığı konusunda önemli alanlardan biri de meme kanseri farkındalık hizmetleri. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu kapsamda ücretsiz meme kanseri teşhisine yönelik hizmet vermekte.

Önemli bir halk sağlığı sorunu olan obezite toplumda günden güne artış göstermekte. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’de obez bireylerin oranı yüzde 20,2 iken İstanbul’da bu oran çok daha yüksektir: yüzde 30,1.”

Paylaşın

Sabah Güneşinin Beş Şaşırtıcı Sağlık Faydası

Sabah güneşi neden iyi hissettiriyor hiç merak ettiniz mi? Sabah dışarı çıkmak lüks gibi görünebilir, ancak sabahları güneş ışınları altında geçirilen zaman, genel sağlığınız üzerinde olumlu etkilere neden olabilir.

Haber Merkezi / O halde kahvenizi alın, dışarı çıkın ve o nazik güneş ışınlarının sihrini yapmasına izin verin!

D Vitamini seviyesini artırır: Sabah güneş ışığı, D vitamininin en iyi kaynaklarından biridir. Sabahın erken saatlerinde sadece 15 – 30 dakika güneş ışığına maruz kalmak, günlük D vitamini gereksiniminizi karşılayabilir.

Ruh halini iyileştirir: Güneş ışığı, mutluluk ve rahatlama hissini destekleyen serotonin hormonunun salınımını tetikler. Güne güneş ışığıyla başlamak, kaygı ve depresyon gibi hisleri savuşturmanıza yardımcı olabilir.

Uyku kalitesini artırır: Sabah güneş ışığı almak vücudunuzun iç saatini, yani sirkadiyen ritmini düzenlemeye yardımcı olur. Bu, uyku – uyanıklık döngünüzü iyileştirir, geceleri uykuya dalmayı ve sabahları dinlenmiş bir şekilde uyanmayı kolaylaştırır.

Kilo  yönetimini destekler: Sabah güneş ışığı, vücudunuzun enerji seviyelerini düzenlemesine ve yağları daha verimli bir şekilde yakmasına yardımcı olabilir. Çalışmalar, erken saatlerde güneş ışığına maruz kalmanın sağlıklı bir vücut ağırlığını korumakla da ilişkili olduğunu göstermektedir.

Kalp sağlığını iyileştirir: Güneş ışığında bulunan UV ışınları ciltte nitrik oksit üretmeye yardımcı olur, bu da kan damarlarını genişleterek daha iyi kan akışına olanak tanır. Bu, daha sağlıklı kan basıncı seviyesi ve kalp hastalığı riskinin azalmasıyla sonuçlanabilir.

Paylaşın

Hangi Yüz Maskesi Cildiniz İçin En İyisi?

Cilt bakım rutinini bir adım öteye taşımak için yüz maskesinden daha iyi bir şey yoktur! Doğru yüz maskesini seçmek, cildinizin genel sağlığını daha iyi bir seviyeye çekmenizi sağlayacaktır.

Haber Merkezi / Doğru yüz maskesi, cilt kuruluğundan akneye kadar çeşitli cilt sorunlarının tedavisinde de size yardımcı olabilir.

Kil ve kömür maskeleri: Kil ve kömür maskeleri yağlı ciltten karma cilde veya parlak T bölgelerine kadar her cilt tipi için uygundur. Bunun nedeni hem kil maskesinin hem de kömür maskesinin cildin yüzeyindeki fazla yağı emmesidir.

Kömür maskesi ayrıca tıkalı gözeneklerden kiri nazikçe çekme konusunda eşsiz bir özelliğe sahiptir. İyi formüle edilmiş bir maske cildi parlamadan bırakır, ancak kuru veya gergin bırakmaz.

Uyku maskeleri: Uyku maskeleri genellikle cilde ekstra besin sağlamak için gece boyu uygulanan nemlendirici maskelerdir. Maskeyi daha uzun süre uygulamak, maskedeki bileşenlerin etki etmesi için daha fazla zaman tanır.

Uyku maskeleri genellikle diğer maskelere oranla daha hafif bir dokuya sahiptir. Bu maskeler, akşam cilt bakım rutininizin son adımı olarak kullanılırlar, cildin kuruluğuna bağlı olarak gece nemlendiricisi yerine kullanılabilirler.

Aydınlatıcı maskeler: Aydınlatıcı maskeler, donuk ve kuru cilde sahip olanlar veya cilt tonu eşitsizliği ve renk bozulması yaşayanlar için idealdir. Bu kategorideki iyi bir maske, arbutin, C vitamini ve niasinamid gibi güçlü aydınlatıcı bileşenler içermelidir.

Kağıt maskeler: İçerdikleri bileşenlere bağlı olarak farklı cilt tiplerine uygun birçok farklı kağıt maske vardır. Kağıt maskeler eğlencelidir ancak geleneksel maskelere oranla cilde daha fazla fayda sağlamazlar.

Soyulabilir maskeler: Soyulabilen iyi bir maske, gözeneklerden ölü deri hücrelerinin ve yüzey kirinin ince bir tabakasını temizler ve bu da cildin pürüzsüz görünmesini sağlar.

Ancak soyulabilen maskeler gözeneklere nüfuz etme ve siyah noktaları ve kiri ‘çekme’ özelliğine sahip değildir. Siyah noktaları azaltmak ve gözenekleri açmak için bir Beta Hidroksi Asitler (BHA) eksfoliant kullanmak en iyisidir.

Not: Maske için en iyi kural, alkol, nane, mentol, okaliptüs, kafur ve kokular (doğal ve sentetik) gibi tahriş edici maddeler içerenlerden kaçınmaktır.

Paylaşın

Doomscrolling Nedir Ve Nasıl Etkiler?

Dünya genelinde yaklaşık 5 milyar sosyal medya kullanıcısı var! Evet, doğru okudunuz. Sosyal medya, her yaştan insan için en etkili iletişim yöntemlerinden biri haline gelmiş durumda.

Haber Merkezi / Sosyal medyanın avantajları olmasına rağmen kaçınılmaz olarak dezavantajları da var. Bunlardan biri de doomscrolling.

Kendinizi sosyal ağlarda sürekli olarak olumsuz haberler, makaleler, paylaşımlar veya gönderiler okurken mi buluyorsunuz? Buna doomscrolling denir.

Doomscrolling terimi henüz resmi olarak Türkçeye çevrilmemiş olmasına rağmen, dilimizde kötü haber bağımlılığı, uzun saatler negatif haber okuma eğilimi ve felaket kaydırması gibi kullanımları mevcuttur.

Doomscrollingin etkileri nelerdir?

Artan stres ve kaygı: Sürekli olarak olumsuz haberlere maruz kalmak, özellikle haber devam eden bir krizle ilgiliyse, kaygı, stres ve çaresizlik duygularını tetikleyebilir.

Uyku bozuklukları: Gece geç saatlerde sosyal medyada gezinmek uyku kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir.

Zaman kaybı: Doomscrolling, daha üretken veya keyifli aktivitelere harcanabilecek değerli zamanı sizden çalabilir.

Depresyon: Olumsuz haberlere sürekli maruz kalmak umutsuzluk, çaresizlik ve depresyon duygularına yol açabilir.

Fiziksel sağlık sorunları: Kötü içerikler aynı zamanda baş ağrısı, göz yorgunluğu ve boyun ağrısı gibi fiziksel sağlık sorunlarına da yol açabilir.

Doomscrollinginden korunmak için birkaç ipucu:

Zaman sınırları belirleyin: Her gün sosyal medya için belirli bir zaman sınırı belirleyin ve buna uyun.

Güvenilir kaynakları seçin: Takip ettiğiniz kaynaklar konusunda seçici olun. Doğru bilgi sağlayan saygın kaynakları seçin.

Mola verin: Özellikle bunalmış veya endişeli hissettiğiniz zamanlarda mola verin.

Öz farkındalığınızı geliştirin: Sosyal medyanın sizi nasıl etkilediğinin farkında olun. Belirli konuların veya içeriklerin olumsuz duyguları tetiklediğini fark ederseniz, tüketim alışkanlıklarınızı yeniden değerlendirin.

Sınırlar oluşturun: Sosyal medya tüketimi için sınırlar koyun.

Başkalarıyla bağlantı kurun: Arkadaşlarınız ve ailenizle sanal olarak bağlantı kurun.

Paylaşın