Aşırı İşlenmiş Gıdalar Daha Hızlı Yaşlanmaya Neden Olabilir

Yeni bir araştırma, aşırı işlenmiş gıdaların fazla tüketilmesinin, beslenmedeki diğer faktörlerden bağımsız olarak, insanların gerçek yaşlarından daha yaşlı olmalarına neden olabileceğini öne sürüyor.

Haber Merkezi / LUM Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen araştırmada, aşırı işlenmiş gıdaların yaşlanma üzerindeki etkisini araştırmak için 22 binden fazla katılımcının verileri analiz edildi.

Araştırma, The American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayımlandı.

Aşırı işlenmiş gıdalar, evde yemek pişirme sırasında genellikle kullanılmayan bazı yağlar, tatlandırıcılar, koruyucu maddeler ve katkı maddeleri gibi malzemelerle yapılan ürünlerdir.

Bu yiyecekler arasında paketlenmiş atıştırmalıklar, şekerli içecekler, bazı yoğurtlar, kahvaltılık gevrekler ve hatta bazı et ikameleri gibi ürünler yer alır.

Bu yiyecekler, yüksek miktarda şeker, tuz ve sağlıksız yağlar içerir ve yoğun endüstriyel işlemlerden geçer.

Araştırmada, bir kişinin yaşından ziyade organ ve dokuların sağlığı da dahil olmak üzere vücudun durumunu yansıtan yaşa bakıldı. Bilim insanları, her katılımcının biyolojik yaşını belirlemek için 30’dan fazla kan biyobelirteci kullandı.

Bilim insanları, daha sonra bu yaş ölçümlerini, katılımcıların ayrıntılı beslenme anketlerine dayanarak tahmin edilen aşırı işlenmiş gıda tüketimleriyle karşılaştırdılar.

Araştırmanın sonuçları, aşırı işlenmiş gıdaların fazla tüketimi ile daha hızlı yaşlanma arasında güçlü bir bağlantı olduğunu gösterdi.

Araştırmada yer alan Simona Esposito, aşırı işlenmiş gıdaların genel sağlığa zarar vermekten daha fazlasını yaptığını, hatta yaşlanmayı hızlandırdığını söyledi.

Marialaura Bonaccio ise, ultra işlenmiş gıdaların gıdanın doğal yapısını bozan işlemlerden geçtiğini belirterek, bu bozulmanın glikoz metabolizması ve bağırsak sağlığı gibi bedensel süreçlere zarar verebileceğini vurguladı.

Araştırmayı yapan ekibin lideri Licia Iacoviello, mevcut beslenme kurallarının yeniden gözden geçirilmesinin önemi olduğunu belirtti.

Araştırma, çok fazla işlenmiş gıda tüketmenin potansiyel risklerini vurguluyor ve gıda kalitesi, sağlık ve yaşlanma arasındaki bağlantının daha geniş bir şekilde anlaşılması çağrısında bulunuyor.

Paylaşın

Enerji İçecekleri Kalbiniz İçin Güvenli Mi?

Çoğu enerji içeceği yüksek kafein ve şeker içeriği nedeniyle vücut üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Peki kahveye alternatif olarak popülerlik kazanan enerji içecekleri, kalbiniz için güvenli mi?

Haber Merkezi / Rochester Tıp Üniversitesi’nden kardiyak elektrofizyolog Mehmet Aktaş, enerji içecekleri sık sık veya aşırı miktarda tüketildiğinde hayır yanıtını veriyor. Aktaş, “Kafein vücudu uyarır ve adrenalin salgılanmasına neden olur, bu da çarpıntı, yüksek tansiyon ve uyku bozukluklarına yol açabilir” diyor.

Uzmanlar, “Hangisi daha sağlıklı: kahve mi, enerji içeceği mi?” sorusuna genellikle kahve yanıtını veriyorlar. Ortalama 200 gramlık bir fincan kahvede genellikle yaklaşık 80 mg kafein bulunurken, aynı boyuttaki bir enerji içeceği 100 – 150 mg kafein içerebilir.

Mehmet Aktaş, “Uyanmanıza yardımcı olacak ufak bir enerji arıyorsanız, bir fincan kahve, enerji içeceklerinde bulunan tüm katkı maddelerini içermeyen kafeini sağlar” diyor.

Enerji içeceklerindeki içeriklerin neden olabileceği sorunlardan bazıları:

Taşikardi: İstirahat halinde kalp atış hızının artması
Aritmi: Düzensiz kalp atışı
Hipertansiyon: Yüksek tansiyon
Kalp krizi ve diğer damar hastalıklarına yol açabilen atardamar spazmları

Aktas, “Gençlerde kalp krizi nadirdir” diyor ve ekliyor: “Ancak son araştırmalar, enerji içeceklerinin bu riski artırabileceğini gösteriyor, özellikle de kalp rahatsızlıklarına genetik yatkınlığı olanlarda.”

Genetik kalp rahatsızlığı olan kalp krizi geçirenler üzerinde yapılan son bir araştırma, bu kişilerin yüzde 5’inin enerji içeceği içtikten sonra kalp krizi geçirdiğini ortaya koydu.

Paylaşın

Afrika’nın Yaşlanma Karşıtı Sırrı: Baobab Yağı

Afrika’nın cilt bakımında önemli bir yeri olan baobab ağacının tohumlarından elde edilen Baobab yağı, yüzyıllardır Afrika’nın en zorlu çevre koşullarına karşı, cilt için doğal bir kalkan olarak kullanılır.

Haber Merkezi / A, D, E ve F vitaminleri ile omega 3, 6 ve 9 yağ asitleri bakımından zengin olan Baobab yağı, tüm cilt tipleri için adeta çok amaçlı bir kahraman gibidir.

Tüm cilt tipleri için doğal nemlendirici: Baobab yağı her cilt tipine uygun, harika bir doğal nemlendiricidir. Hızlı emilen formülü yağlı bir kalıntı bırakmadan cilde hızla nüfuz eder.

Bu, onu kuru cilde sahip olup derinlemesine nemlendirmeye ihtiyaç duyanlar veya yağlı cilde sahip olup gözenekleri tıkamayacak hafif bir nemlendirici arayanlar için mükemmel bir seçenek haline getirir.

Kolajen üretimini artırır: Baobab yağının en önemli faydalarından biri ciltte kolajen üretimini desteklemesidir. Kolajen, cildin elastikiyetini ve sıkılığını korumak için gereklidir.

Yaşlandıkça vücudumuz daha az kolajen üretmeye başlar, bu da kırışıklıklara ve sarkık cilde neden olur. Baobab yağını düzenli olarak kullanarak bu yaşlanma belirtileriyle savaşabilir, sağlıklı ve güçlü bir cilde sahip olabilirsiniz.

İltihaplı cildi yatıştırır: İçeriğindeki yüksek A ve E vitamini, hasarlı cilt hücrelerini aktif bir şekilde onarır ve bu durumlarla ilişkili rahatsızlıklara karşı çok ihtiyaç duyulan rahatlamayı sağlar.

Bu, baobab yağını iltihaplı veya tahriş olmuş cildi yatıştırmak isteyen herkes için olmazsa olmaz bir ürün haline getiriyor.

Yara izlerini ve çatlakları azaltır: Baobab yağının güçlü yenileyici özellikleri zamanla yara izlerini ve çatlakları etkin bir şekilde azaltır. İçeriğindeki yüksek esansiyel yağ asitleri cilt elastikiyetini artırır ve hücre yenilenmesini teşvik eder.

Bu iki yönlü yaklaşım sadece yara izlerini azaltmaya yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda düzenli kullanımda çatlak izlerini de etkili bir şekilde en aza indiriyor ve yağın olağanüstü cilt gençleştirme potansiyelini ortaya koyuyor.

Çevresel hasara karşı korur: Cildinizi UV ışınlarının ve kirliliğin zararlı etkilerinden koruyarak çevresel hasara karşı güçlü bir doğal savunma oluşturan Baobab yağı, yüksek antioksidan içeriğiyle cildi etkin bir şekilde korur.

Baobab yağının düzenli kullanımı, çevresel stres faktörlerinin neden olduğu erken yaşlanma belirtilerini önlemede önemli rol oynar ve bu da onu genç bir cilt görünümünü korumada önemli bir yardımcı haline getirir.

Paylaşın

Kuru Üzümün Dokuz Şaşırtıcı Faydası

Kuru üzüm, zengin bir temel vitamin, mineral ve antioksidan kaynağı, besin açısından yoğun ve çok yönlü bir atıştırmalık olarak öne çıkar. Bu nedenle, kuru üzümü günlük beslenme rutininize dahil etmek genel sağlığınızı korumaya katkıda bulunabilir.

Haber Merkezi / İşte kuru üzümün dokuz şaşırtıcı faydası:

Hipertansiyonu kontrol edebilir: Hipertansiyon, yüksek tansiyon ve yüksek LDL veya kötü kolesterol nedeniyle oluşan metabolik bir hastalıktır. Araştırmalar, kuru üzüm tüketmenin kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olduğunu göstermektedir.

Bağırsak sağlığını destekler: Bir porsiyon kuru üzüm, hem çözünür hem de çözünmez olmak üzere 2 gram lif içerir. Beslenme lifi içeriği, düzenli bağırsak hareketlerine yardımcı olarak sindirim sağlığını destekler. Ayrıca, çözünür lifler, bağırsak bakterilerinin gelişmesi için istenen bir ortam sunarak bağırsak sağlığının korunmasına yardımcı olur.

Mükemmel antioksidan kaynağı: Kuru üzümlerin kuersetin, kateşinler ve flavonoidler gibi çok çeşitli faydalı antioksidanlar içerdiği bilinmektedir. Bu bileşikler, vücutta oksidatif stres, dejeneratif hastalıklar ve inflamasyona neden olan reaktif oksijen türlerini nötralize etmeye yardımcı olur.

Anemiyi önler: Kuru üzüm, kırmızı kan hücrelerinde hemoglobin oluşumu için önemli bir mineral olan demirin iyi bir kaynağıdır. Bu molekül, kırmızı kan hücrelerinin hücrelere oksijen taşıması için anahtardır. Bu nedenle, yeterli demir içeriği, normal metabolik işlevleri yerine getirmek için gerekli olan hücrelere oksijen transferini dolaylı olarak düzenler, böylece yorgunluğu ve anemi adı verilen bir demir eksikliği hastalığını önler.

Kemikleri güçlendirir: Araştırmalar, incir, hurma, kuru üzüm veya yaban mersini gibi tam gıdaları tükettikten sonra kemik kaybının geri kazanıldığını göstermiştir. Bunun nedeni, kuru üzümlerde kemik sağlığını destekleyen kalsiyum ve bor gibi minerallerin bulunmasıdır. Yeterli kalsiyum alımı, güçlü kemikleri korumak ve osteoporoz gibi durumları önlemek için önemlidir.

Kardiyovasküler sağlığı korur: Kuru üzüm, kan basıncını düzenlemede önemli rol oynayan bir mineral olan potasyum içerir.

Diş sağlığını iyileştirir: Kuru üzümlerde bulunan oleanolik asit ve diğer fitokimyasallar gibi bileşikler, etkili antimikrobiyal özellikler sunarak ağız bakterilerinin büyümesini baskılamaya yardımcı olabilir.

Kilo yönetimine yardımcı olur: Beslenmenize orta miktarda kuru üzüm eklemek, açlığı azaltarak ve temel besinleri sağlayarak kilo yönetimine yardımcı olabilir. Özellikle yüksek doğal şekerleri ayrıca hızlı bir şekilde enerji sağlar ve bu da onları kilo verme diyetinize uygun ve lezzetli bir katkı haline getirir

Egzersiz sonrası: Kuru üzümdeki glikoz ve fruktoz gibi doğal şeker, hızlı ve kolay sindirilebilir bir enerji kaynağı sağlar. Bu, kuru üzümü özellikle fiziksel aktiviteler sırasında veya egzersiz sonrası atıştırmalık olarak hızlı bir enerji artışı için ideal bir atıştırmalık yapar.

Paylaşın

Yüksek Tansiyon, Kemiklerin Zayıflamasına Nasıl Neden Olabilir?

Yüksek tansiyonun kalp hastalığı ve felç için bilinen bir risk faktörü olmasına rağmen, son araştırmalar başka bir potansiyel riski daha ortaya çıkardı: Kemik zayıflaması.

Haber Merkezi / Osteoporoz, kemiklerin kırılgan hale geldiği ve kırılma olasılığının daha yüksek olduğu bir durumdur ve genellikle yaşlılıkla ilişkilendirilir. Bilim insanları, hipertansiyonun da kemiklerin zayıflamasında rol oynayabileceğini ortaya koydular.

Bilim insanları, yüksek tansiyon ile kemik yoğunluğu kaybı arasındaki ilişkinin hipertansiyonun kan damarlarını nasıl etkilediğiyle ilgili olduğuna inanıyor.

Journal of Bone and Mineral Research dergisinde yayınlanan bir araştırmada, yüksek tansiyonu olan kişilerde özellikle kalça ve alt omurgada düşük kemik yoğunluğu ve osteoporoz riskinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Bu bağlantının bir nedeni yüksek tansiyonun neden olduğu iltihaplanmadır. Tansiyon yüksek olduğunda, kan damarlarında küçük yaralanmalar oluşturur ve iltihaplanmaya yol açar. Bu iltihaplanma yalnızca kalbi ve kan damarlarını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda kemiklere de ulaşır.

İltihaplanma, vücutta osteoblast adı verilen kemik oluşturan hücreleri ve osteoklast adı verilen kemik kıran hücreleri bozabilecek belirli kimyasallar salgılar. Bu dengesizlik, yeniden inşa edilenden daha fazla kemiğin parçalanmasına ve bunun sonucunda daha zayıf kemiklere yol açar.

Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen başka bir araştırma, yüksek tansiyonun idrar yoluyla kalsiyum atılımını artırabileceğini bulunmuştur. Kalsiyum, güçlü kemikler oluşturmak ve korumak için gereklidir.

Kan basıncı yüksek olduğunda böbrekler çok fazla kalsiyumu filtreleyebilir ve kemik sağlığını desteklemek için kullanılabilecek kalsiyum miktarını azaltabilir. Zamanla, bu kalsiyum kaybı kemik yoğunluğunda azalmaya yol açabilir, kemikleri daha kırılgan ve kırılmaya yatkın hale getirebilir.

Bazı tansiyon ilaçları da kemik yoğunluğu üzerinde de etkili olabilir. Örneğin diüretikler, vücuttaki fazla tuzu ve suyu atarak tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Ancak, bu ilaçlar vücudun kalsiyum kaybetmesine de neden olabilirler.

Osteoporosis International dergisinde yayınlanan bir araştırmada, uzun süre belirli tipte diüretik kullanan kişilerin kemik yoğunluğunun, diğer tansiyon ilaçları kullanan kişilere kıyasla daha düşük olduğu bulunmuştur.

Ancak, tüm tansiyon ilaçları bu etkiye sahip değildir. Kan damarlarını gevşetmek için kullanılan kalsiyum kanal blokerleri, kemik yoğunluğunu etkilemiyor gibi görünüyor.

İlginçtir ki, yüksek tansiyon ve kemik kaybı da benzer risk faktörlerini paylaşır. Örneğin, tuz oranı yüksek bir beslenmenin tansiyonu yükselttiği bilinir, ancak bu beslenme modeli vücuttaki kalsiyum emilimini de azaltabilir.

Ayrıca, hareketsiz bir yaşam tarzı sürdüren veya yeterli egzersiz yapmayan kişilerde hem yüksek tansiyon hem de osteoporoz riski daha yüksektir. Bu, daha sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemenin her iki duruma karşı da aynı anda korunmaya yardımcı olabileceğini düşündürmektedir.

Hem yüksek tansiyon hem de kemik yoğunluğu kaybı riskini azaltmanın yolları var. Yürüme, ağırlık antrenmanı veya yoga gibi düzenli egzersizler kemikleri korumaya ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilir.

The American Journal of Medicine dergisinde yayınlanan bir araştırma, haftada birkaç kez yapılan orta düzeyde egzersizin bile yaşlılarda hem kan basıncını hem de kemik yoğunluğunu iyileştirmeye yardımcı olduğunu göstermiştir.

Ayrıca kemik sağlığı için kalsiyum ve D vitamini açısından zengin bir beslenme düzenine sahip olmak, tuz alımını azaltmak da kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, araştırmalar yüksek tansiyonun kemik yoğunluğunda kayba ve osteoporoz riskinde artışa katkıda bulunabileceğini göstermiştir. Bu, iltihaplanma, kalsiyum kaybı ve bazı ilaçların etkileri yoluyla gerçekleşmektedir.

Sağlıklı bir yaşam tarzı benimseyerek hem kalbinizi hem de kemiklerinizi koruyabilirsiniz: Düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve uygun kan basıncı yönetimi…

Paylaşın

Vücudunuzdan Toksinleri Atmak Mı İstiyorsunuz? Bu Detoks Suyunu Deneyin

Gün boyu tükettiğiniz gıdaların vücudunuzda bıraktığı toksinleri temizlemek için salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu detoks suyunu tercih edebilirsiniz.

Haber Merkezi / Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu suyu sabah aç karnına içmek vücudu toksinlerden tamamen temizleyecektir.

Detoks suyu nasıl yapılır: Salatalık ve limonu dilimler halinde doğrayın, nanenin yapraklarını ayırın bir gece suda bekletin. Sabah uyandığınızda suyu süzüp aç karnına için.

Faydaları:

Sindirimi iyileştirir: Bu detoks suyu yavaş sindirim sürecini hızlandırır ve midenizi kolayca temizler.

Kilo vermeye yardımcı olur: Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu su, metabolizmayı hızlandırır. Bu sayede vücut yağ ve kalorileri daha hızlı yakmaya başlar. Bu da kilo vermeyi kolaylaştırır.

Vücudun detoksifikasyonuna yardımcı olur: Bu detoks suyu içildiğinde vücutta bulunan kötü maddeler atılır. Bu, cildi iyileştirir ve sivilce ve akne sorununu da ortadan kaldırır.

Vücudu nemli tutar: Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu su, gün boyu susuz kalmayı önler. Salatalık ve nane, midedeki ısıyı yatıştıran soğutucu maddeler olarak işlev görür. Limonun asidik özellikleri de sindirimi iyileştirir.

Antioksidan ve C vitamini açısından zengindir: Bu detoks suyu aynı zamanda bağışıklığı güçlendirir ve vücudu serbest radikallerden korur.

Paylaşın

Her Gün “1 Yumurta” Tüketerek Demans Riskini Önleyebilirsiniz

Yeni yayınlanan bir araştırma, her gün bir yumurta tüketenlerin “demans” geliştirme riskinin, haftalık veya aylık bir yumurta tüketenlere göre daha düşük olduğunu öne sürüyor.

Haber Merkezi / Nutrients dergisinde yayınlanan araştırmada, iki yıl boyunca Çin’deki 233 yetişkinin yeme alışkanlıklarına ilişkin veriler incelendi.

Sonuçlar, haftada bir yumurta tüketen kişilerde demans ve özellikle Alzheimer hastalığı olasılığının, günde bir yumurta tüketen kişilere göre 1,76 kat daha yüksek olduğunu gösterdi.

Bilim insanlarına göre; yumurta iyi bir kolin, folat, D vitamini, iyot, B vitaminleri ve yüksek kaliteli protein kaynağıdır.

Ayrıca, yumurtada bulunan doymamış yağ asitlerinin tamamı da demansa karşı koruyucu rol oynarlar.

Tam bir protein kaynağı olan yumurta, vücudun kendi başına üretemediği 9 temel amino asidin tamamını içerir.

Bilim insanları, daha önce yumurta sarısındaki yüksek kolesterol nedeniyle yumurtanın kalp sağlığına zararlı olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyordu.

Bu düşünce zamanla büyük ölçüde değişti ve son zamanlarda yapılan araştırmalar, günde bir yumurta tüketmenin sağlık için önemli olduğunu ortaya koydu.

Paylaşın

Düz Bir Karın İçin 10 Etkili Meyve

Dengeli beslenmede önemli bir role sahip olan meyveler, genel sağlığı artırmaya da yardımcı olan temel besinlerle doludurlar. Peki meyvelerin kilo vermenize de yardımcı olabileceğini biliyor muydunuz?

Haber Merkezi / Uzmanlara göre, meyvelerde bulunan çeşitli enzimler kilo vermeye ve yağ yakmaya yardımcı olabiliyor.

Meyve yemenin doğru yolu: Meyve suyu içmenin kilo vermenize yardımcı olabileceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Uzmanlara göre, yüksek lif içeriğinden dolayı meyvelerden maksimum faydayı alabilmek için doğrudan tüketmek çok önemli.

Üzümsü meyveler: Uzmanlara göre, kalori oranı düşük, antioksidan oranı yüksek yaban mersini, çilek ve ahududu gibi üzümsü meyveler, metabolizmayı hızlandırmaya ve göbek yağını azaltmaya yardımcı olabilir.

Greyfurt: Araştırmalara göre, greyfurt insülin seviyesini düşürerek kilo vermeye yardımcı olabilir.

Ananas: Ananasın sindirime yardımcı olan ve şişkinliği azaltan bromelain enzimini içerdiği bilinmektedir. Bu meyvenin yüksek lif ve su içeriğinin kilo vermeye yardımcı olabileceği ifade edilmekte.

Karpuz: Kalorisi düşük, su içeriği yüksek olan karpuz, kilo vermeye yardımcı olabilir.

Avokado: Kalori oranı yüksek olan avokado, kilo vermeye yardımcı olan sağlıklı yağlar ve lif açısından zengindir.

Kivi: Bu meyve sindirime, kan şekerinin düzenlenmesine ve kilo vermeye yardımcı olabilecek C vitamini ve lif bakımından oldukça zengindir.

Elma: Lif ve su açısından zengin olan elmanın, daha uzun süre tokluk hissi vererek kilo vermeye yardımcı olabileceği ifade edilmekte.

Armut: Armut, uzun süre tokluk hissi veren lif açısından oldukça zengindir. Armut, bu özelliğiyle kilo vermeye yardımcı olabilir.

Portakal: Bu meyve, kilo vermeye yardımcı olabilecek C vitamini ve lif açısından zengindir.

Papaya: Papaya, sindirime yardımcı olabilen, şişkinliği ve kilo kaybını azaltan enzimler açısından oldukça zengindir.

Paylaşın

Kışın Sağlıklı Kalmanıza Yardımcı Olacak En İyi 6 Meyve

Kış, sağlıklı bir beslenme sürdürmek için zor bir dönem olabilir, ancak bu mevsimde de besleyici birçok meyve mevcuttur. Bu meyveler lezzetli olmalarının yanı sıra kalorileri düşük ve besin değerleri yüksektir.

Haber Merkezi / İşte, kışın sizi sağlıklı tutmaya yardımcı olabilecek en iyi 6 meyve:

Portakal: Portakal, soğuk algınlığı ve gribe karşı savaşmaya yardımcı olan C vitamini açısından zengin bir kış turunçgilidir. Ayrıca kalbi korumak için gerekli olan potasyum ve folat açısından da iyi bir kaynaktır.

Armut: Armut, lif açısından zengin, tatlı ve sulu bir kış meyvesidir. Bağışıklık sistemini korumak için gerekli olan C vitamini ve potasyumun iyi bir kaynağıdır.

Elma: Elma, lif, C vitamini ve antioksidan açısından zengin klasik bir kış meyvesidir. Elma, kolesterol seviyelerini düşürmeye, kalp sağlığını iyileştirmeye ve belirli kanser türlerinin riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Nar: Nar, antioksidan ve iltihap giderici bileşikler açısından zengin bir kış meyvesidir. Kalp sağlığını iyileştirmeye, iltihabı azaltmaya ve kanser hücreleriyle savaşmaya yardımcı olur.

Hurma: Hurma, A vitamini ve beta-karoten açısından zengin, tatlı ve hafif baharatlı bir kış meyvesidir. Hurma ayrıca, görme yeteneğini iyileştirmeye, bağışıklık sistemini güçlendirmeye ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Kızılcık: Kızılcık, antioksidan ve iltihap giderici bileşikler açısından zengin ekşi ve keskin bir kış meyvesidir. Kızılcık ayrıca, idrar yolu enfeksiyonlarını önlemeye, kalp sağlığını iyileştirmeye ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Paylaşın

Sonbaharda Bu Vitaminle Sağlıklı Kalın

D vitamini esas olarak güneş ışığı yoluyla elde edilir; Ancak yılın ikinci yarısında güneş ışığına erişiminiz azaldığı için D vitamini eksikliğiyle karşı karşıya kalabilirsiniz.

Haber Merkezi / D vitamini, kemik sağlığı ve bağışıklık da dahil olmak üzere vücudun düzgün işleyişinde önemli bir rol oynar. Hatta depresyon, tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve multipl skleroz gibi birçok kronik hastalığa karşı korunmaya bile yardımcı olur.

Araştırmalar, D vitamini eksikliği ile soğuk algınlığı, bronşit ve zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra hepatit, grip, covid-19 ve AIDS gibi çeşitli viral hastalıklar arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor.

Sonbahar ve kış aylarında D vitamini almanın üç önemli nedeni:

Kemik sağlığı: D vitamini vücudun kalsiyumu emmesine yardımcı olan tek vitamindir. Yeterli miktarda kalsiyum olsa bile, yeterli miktarda D vitamini alınmadan vücut bu özelliğini kullanamaz. Bu nedenle D vitamini eksikliği kemiklerin zayıflamasına (osteomalazi) ve daha ciddi vakalarda osteoporoza neden olabilir.

İnflamatuar hastalık riskinin azalması: D vitamini eksikliği kronik inflamasyon riskini artırır ve bazı kanser, kalp krizi vb. gibi ciddi hastalıklar riskini artırır.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek: Sonbahar ve kış aylarında pek çok kişi grip ve soğuk algınlığı virüslerinden dolayı hastalanıyor. Bağışıklık sisteminin aktivasyonu için gerekli olan D vitamini, akciğerleri ve solunum sistemini güçlendirerek bağışıklık sisteminin fonksiyonlarını iyileştirir ve soğuk algınlığı, bronşit, grip ve yaygın görülen solunum yolu enfeksiyonlarını uzak tutar.

D vitamini eksikliğinin yaygın belirtileri:

Yorgunluk: Aşırı yorgunluk, D vitamini eksikliğinin bariz belirtilerinden biridir.
Kemik ve sırt ağrısı: Kemik ve sırt ağrıları D vitamini eksikliğinin belirtileri arasındadır.
Anksiyete ve depresyon: D vitamini eksikliği özellikle yaşlılarda anksiyete ve depresyonla ilişkilidir.
Yaraların yavaş iyileşmesi: Yaraların yavaş iyileşmesi D vitamini eksikliğinin belirtilerinden biridir.

Osteoporoz: D vitamini eksikliği osteoporoz ve sarkopeni (kas erimesi) gibi kemik hastalıkları riskini artırabilir.
Saç dökülmesi: Araştırmalar saç dökülmesinin D vitamini de dahil olmak üzere besin eksikliğinden kaynaklanabileceğini gösteriyor.
Kilo alımı: Obezite, D vitamini eksikliği için bir risk faktörüdür. Araştırmalar, D vitamini eksikliği ile karın yağlanması ve kilo alımı arasında olası bağlantılar ortaya koymuştur.

Paylaşın