ABD’den Türkiye’ye “Rusya” Uyarısı

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake, ABD’nin Türkiye’den Rusya’ya giden askeri malzemeden hala endişe duyduğunu belirterek, Ankara’yı bu ihracatı önlemek için işbirliğini arttırmaya çağırdı.

Jeff Flake, “Bu bizim için bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor ve bunu sık sık ve tutarlı bir şekilde dile getiriyoruz. Buradaki muhataplarımızla konuştuğumuzda, amacımızın Rusya’nın savaş yürütme kabiliyetinin engellenmesini sağlamak olduğunu vurgulayacağız” dedi ve ekledi:

“Hala Türkiye üzerinden gelen önemli kalemler görüyoruz. Dolayısıyla orada daha iyi bir işbirliği arıyoruz ve pek çok açıdan bunu elde ediyoruz. Rusya’nın şikayetçi olduğunu biliyorum, bu da iyi bir işaret.”

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake, Türkiye’deki görevinin sonuna yaklaşırken İstanbul’da gazetecilere açıklamalarda bulundu. Flake, “İran ile herhangi bir ilişkisi bulunan tüm müttefiklerimizden gerilimin yatışması için çaba göstermelerini istiyoruz. Bu ülkelere Türkiye de dahil” dedi.

“Türk muhataplarımız tansiyonun yükselmemesini sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlar” diyen Flake, “Gerilimin tırmanmayacağı konusunda bizden daha emin görünüyorlar” diye ekledi.

Türkiye – ABD ilişkilerinin şu an önceki döneme göre daha iyi durumda olduğunu belirten ABD Büyükelçisi, bu ay başında ABD ile Rusya arasında Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen tutuklu takasına işaret etti. Flake, Türk tarafının müzakerelerde değil, lojistik alanında yer aldığını ve önemli bir rol oynadığını söyledi.

Gazze’ye de değinen Jeff Flake, Gazze’de durumun “çok zor” olduğunu, Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın İsrail’e yönelik söyleminin, Türkiye’nin bu konuda muhatap rolü oynamasını zorlaştırdığını ifade etti.

Büyükelçi, Ankara ile Washington arasında Gazze konusundaki görüş ayrılıklarının, ABD yönetiminin aktif bir şekilde ateşkes çağrısı yapmaya başlamasıyla azaldığını, ancak hala devam ettiğini kaydetti.

Jeff Flake, ABD’nin Türkiye’den Rusya’ya giden askeri malzemeden hala endişe duyduğunu belirterek, Ankara’yı bu ihracatı önlemek için işbirliğini arttırmaya çağırdı.

Jeff Flake, “Bu bizim için bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor ve bunu sık sık ve tutarlı bir şekilde dile getiriyoruz. Buradaki muhataplarımızla konuştuğumuzda, amacımızın Rusya’nın savaş yürütme kabiliyetinin engellenmesini sağlamak olduğunu vurgulayacağız” dedi ve ekledi:

“Hala Türkiye üzerinden gelen önemli kalemler görüyoruz. Dolayısıyla orada daha iyi bir işbirliği arıyoruz ve pek çok açıdan bunu elde ediyoruz. Rusya’nın şikayetçi olduğunu biliyorum, bu da iyi bir işaret.”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Olası Erdoğan – Esad Görüşmesine İlişkin Açıklama

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, olası Erdoğan – Esad görüşmesine ilişkin, “Biz, Türkiye ve Suriye arasındaki resmi ilişkilerin iki ülkenin toprak bütünlüğünün, birliğinin ve egemenliğinin karşılıklı olarak tanınması temelinde normalleşmesinden yanayız” dedi.

Bogdanov, Erdoğan ile Esad arasındaki olası görüşmenin organizasyonu için ciddi hazırlık yapılması gerektiğini ve Moskova’nın bu tür müzakerelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda, Türkiye – Suriye ilişkilerine değindi.

Bogdanov, konuya ilişkin, “Liderler buluşsaydı çok iyi olurdu, ancak böyle bir görüşme için ciddi hazırlığa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Moskova’da bu tür görüşmeleri, üçlü görüşmeleri, yani doğrudan ilgili tarafların, Şam ve Ankara’nın resmi temsilcilerinin yer aldığı görüşmeleri gerçekleştirmeye her zaman hazırız” dedi.

Rusya’nın Şam ve Ankara arasındaki ilişkilerin normalleşmesi konusunda İran ve Irak’la da temas halinde olduğunu anlatan Bogdanov, zira bu ülkelerin de Suriye’deki ve Suriye çevresindeki genel duruma olumlu yansıyacak bu normalleşmenin gerçekleşmesine ilgi duyduklarını aktardı.

Bogdanov, Rusya’nın olası Erdoğan – Esad görüşmesi için ev sahipliği önerisinde bulunup bulunmadığının sorulması üzerine de, bu konuda bilgisi olmadığını söyleyerek “Biz, Türkiye ve Suriye arasındaki resmi ilişkilerin iki ülkenin toprak bütünlüğünün, birliğinin ve egemenliğinin karşılıklı olarak tanınması temelinde normalleşmesinden yanayız” diye ekledi.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Net “Rusya” Uyarısı

ABD, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı.

ABD’nin özellikle Türkiye’nin, işlemciler, hafıza kartları ve amplifikatörler de dahil olmak üzere batı yapımı elektronik cihazların Rusya’ya gönderilmesinden endişe duyduğu belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli uluslararası ekonomi gazetesi Financial Times, Washington yönetiminin Türkiye’nin Rusya’ya askeri ekipman ve parça ihracatı dolayısıyla Ankara’yı uyardığını duyurdu.

Gazete, Washington yönetiminin, Türkiye’den Rusya’ya askeri ticaretini engellemek için daha fazla adım atmasını belirttiğini aktarırken, “Washington, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı” ifadesine yer verdi.

Gazete, Washington yönetiminin, Türkiye’den Rusya’ya askeri ticaretini engellemek için daha fazla adım atmasını belirttiğini aktarırken, “Washington, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı” ifadesine yer verdi.

ABD Ticaret Bakanı Yardımcısı Matthew Axelrod’un bu ticareti durdurmak için kısa bir süre önce Ankara ve İstanbul’da Türk yetkililerle ve yöneticilerle bir araya geldiğine dikkat çeken gazete, Axelrod’un söylediklerine de yer verdi. Gazeteye konuşan üst düzey bir ABD’li yetkili Axelrod’un mesajının Türkiye’nin Amerikan menşeili çiplerin ve diğer parçaların ticaretini engellemek için daha fazla çalışması gerektiği yönünde olduğunu söyledi.

Axelrod Financial Times’a yaptığı açıklamada “ABD teknolojisinin Rusya’ya yasadışı akışını durdurmak için Türkiye’nin yardımına ihtiyacımız var” dedi. Axelrod, “Türk makamları ve endüstrisinin hızlı bir şekilde ilerleme kaydettiğini görmemiz gerekiyor, aksi takdirde ihracat kontrollerimizden kaçanlara yaptırım uygulamaktan başka çaremiz kalmayacak” diye ekledi.

Financial Times, Washington’ın uyarısının Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiyi Rusya ile olan  ticaretin bozduğuna dikkat çekerken, Türkiye’nin ABD, AB ve diğer batılı müttefikler gibi Rusya’ya yönelik yaptırımlarda bulunmadığını hatırlattı.

İngiliz medyası, ABD’nin özellikle Türkiye’nin, işlemciler, hafıza kartları ve amplifikatörler de dahil olmak üzere batı yapımı elektronik cihazların Rusya’ya gönderilmesinden endişe duyduğuna dikkat çekti.

Gazeteye konuşan bir yetkili, Axelrod’un Türk hükümetine bu ticaretin “acil bir sorun” olduğunu söylediğini ve Ankara’ya “ABD kontrolündeki ürünlerin Rusya’ya aktarılmasına yasak getirmesi ve uygulaması” çağrısında bulunduğunu söyledi. Yetkili, Moskova’nın ABD parçalarına erişmek için “Türkiye’nin ticaret politikasını istismar etmeye çalıştığını” da sözlerine ekledi.

ABD’nin bazı Türk şirketlere yaptırım uyguladığına dikkat çekilirken, Türkiye’nin Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelere yaptığı ihracatın bu ülkelerin kayıtlarında gözükmediğini yazan Financial Times, Türkiye’nin son dönemde Rusya’ya ihracatının azaldığı belirtilirken yetkili, “Son dönemde bazı iyileşmeler var fakat bu yeterli değil, halen çok yüksek” dedi.

(Kaynak: Sözcü)

Paylaşın

Rusya’da Ziyaret Edilebilecek 5 Muhteşem Yer

Coğrafi alan olarak dünyanın en büyük ülkesi olan Rusya, zengin kültürel değerler, çarpıcı mimari eserler ve nefes kesen manzaraların ülkesi. Hareketli şehirlerden dingin kırsal kesimlere kadar, bu ülkede her gezgin için bir şeyler var.

Haber Merkezi / Rusya’ya bir seyahat planlıyorsanız, bu 5 muhteşem yeri seyahat programınıza dahil ettiğinizden emin olun.

Kızıl Meydan (Moskova): Moskova’daki Kızıl Meydan’ı ziyaret etmeden Rusya’ya yapılan hiçbir gezi tamamlanmış sayılmaz. Bu tarihi meydan şehrin kalbidir ve UNESCO Dünya Mirası Alanıdır. Meydan, renkli Aziz Vasil Katedrali, görkemli Kremlin kompleksi ve Devlet Tarih Müzesi gibi simgesel yapılarla çevrilidir. Kızıl Meydan ayrıca Rus liderinin mumyalanmış bedenini görebileceğiniz ünlü Lenin Mozolesi’ne de ev sahipliği yapmaktadır.

Ermitaj Müzesi (St. Petersburg): St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi, 3 milyondan fazla sanat eserine ev sahipliği yapan dünyanın en büyük ve en eski müzelerinden biridir. İlk olarak 1764’te Büyük Katerina tarafından kurulmuş ve o zamandan beri altı binadan oluşan geniş bir komplekse dönüşmüştür. Müzenin koleksiyonunda Leonardo da Vinci, Rembrandt ve Van Gogh gibi ünlü sanatçıların şaheserleri yer almaktadır.

Baykal Gölü: Sibirya’da bulunan Baykal Gölü, dünyanın en derin ve en eski gölüdür ve dünyanın tatlı suyunun yaklaşık yüzde 20’sini barındırır. Aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Alanıdır ve eşsiz florası ve faunasıyla popüler bir turizm merkezidir. Gölün berrak suları, endemik Baykal foku da dahil olmak üzere 3 binden fazla bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapmaktadır. Ziyaretçiler gölde tekne turu yapabilir veya çevredeki dağların muhteşem manzaralarına tanık olmak için kıyılarında yürüyüşe çıkabilirler.

Kazan: Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan, mimarisinde, mutfağında ve geleneklerinde Rus ve Tatar etkilerinin belirgin olduğu bir kültürler karışımıdır. Şehrin en ünlü simgesi, UNESCO Dünya Mirası Alanı olan ve güzel bir cami ve katedrale ev sahipliği yapan Kazan Kremlin’dir. Ayrıca, geleneksel Tatar yemekleri sunan restoranlarıyla canlı yemek sahnesiyle de bilinir. Şehrin tiyatrolarından birinde geleneksel Tatar müziği ve dansı performansını izleme şansını kaçırmayın.

Trans – Sibirya Demiryolu: Rusya seyahatinizde yeterli zamanınız varsa, ikonik Trans – Sibirya Demiryolu’nda bir yolculuk yapmayı düşünün. Bu efsanevi tren rotası Moskova’dan Vladivostok’a 9 bin 289 kilometrelik bir mesafeyi kapsıyor ve tamamlanması yaklaşık 7 gün sürüyor. Yol boyunca, farklı manzaralardan geçerken ve çeşitli şehirlerde dururken Rusya’nın enginliğini deneyimleyeceksiniz.

Paylaşın

Rusya’dan ABD’ye Füze Uyarısı

St. Petersburg kentinde Rusya donanmasının geçit törenin konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’nin Almanya’ya uzun menzilli füzeler konuşlandırması durumunda, Batı’yı vurabilecek benzer füzeler konuşlandıracağını söyledi.

Haber Merkezi / ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) 1987 yılında 500 ila 5 bin kilometre menzilli füzelerin kısıtlanmasını öngören Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) Anlaşması imzalamıştı.

2019 yılında ise birbirini anlaşmanın maddelerine uymamakla itham eden Washington ve Moskova anlaşmadan çekilme kararı almış ancak Rusya, ABD ülke dışında nükleer başlıklı orta ve uzun menzilli füze konuşlandırmadığı sürece silah üretimine başlamayacağını bildirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, St. Petersburg’da Rusya Donanma Günü dolayısıyla düzenlenen törende Rus, Çin, Cezayir ve Hindistanlı denizcilere hitap etti.

Putin, Washington’un Almanya’ya uzun menzilli füzeler konuşlandırması durumunda Rusya’nın da Batı’yı vurabilecek benzer füzeler konuşlandıracağı konusunda uyardı. Putin, “Gelecekte nükleer başlıklarla donatılabilecek bu tür füzelerin topraklarımızdaki hedeflere uçuş süresi yaklaşık 10 dakika olacak” dedi.

Putin, “ABD ve müttefiklerinin Avrupa ve dünyanın diğer ülkelerindeki faaliyetlerini göz önünde bulundurarak karşı tedbirler alacağız” diye ekledi.

Putin, 2022’de ordusunu soktuğu Ukrayna’daki savaşı Batı’yla tarihi bir mücadelenin parçası olarak görüyor. Putin, Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasının ardından Batı’nın, Moskova’nın nüfuz alanına girerek Rusya’yı küçük düşürdüğünü söylüyor.

Yaklaşık iki hafta önce Kremlin’den yapılan açıklamada, ABD’nin uzun menzilli füze konuşlandırması durumunda Avrupa’daki başkentlerin, Rus silahlı kuvvetleri için meşru birer hedef hâline geleceği belirtilmişti.

ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) 1987 yılında 500 ila 5 bin kilometre menzilli füzelerin kısıtlanmasını öngören Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) Anlaşması imzalamıştı.

2019 yılında ise birbirini anlaşmanın maddelerine uymamakla itham eden Washington ve Moskova anlaşmadan çekilme kararı almış ancak Rusya, ABD ülke dışında nükleer başlıklı orta ve uzun menzilli füze konuşlandırmadığı sürece silah üretimine başlamayacağını bildirmişti.

Rusya ve ABD’li diplomatlar, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 1962 Küba Füze Krizi’nden bile daha kötü olduğunu söylüyor. Hem Moskova hem de Washington, gerginliğin azaltılması yönünde çağrıda bulunurken, her ikisi de gerginliği artırma yönünde adımlar atıyor.

ABD’nin gerginliği körüklediğini ve Typhon füze sistemlerini Danimarka ve Filipinler’e gönderdiğini söyleyen Putin, ABD’nin planlarını NATO’nun 1979’da Batı Avrupa’ya Pershing II fırlatma rampaları konuşlandırma kararına benzetti.

Genel Sekreter Yuri Andropov dahil Sovyet liderleri, Pershing II konuşlandırmalarının, Sovyetler Birliği’nin siyasi ve askeri liderliğini ortadan kaldırarak birliğin başını kesmeyi amaçlayan ABD öncülüğündeki ayrıntılı planın bir parçası olduğundan endişe ediyorlardı.

Putin, “Bu durum, Soğuk Savaş döneminde Avrupa’da Amerikan orta menzilli Pershing füzelerinin konuşlandırılmasıyla ilgili olayları hatırlatıyor” dedi.

Nükleer başlık taşımak üzere tasarlanan Pershing II, 1983 yılında Batı Almanya’ya konuşlandırılmıştı. 1983 yılında, hasta durumda olan Andropov ve KGB, Pershing II konuşlandırması ve büyük bir NATO tatbikatı dahil bir dizi ABD hamlesini, Batı’nın Sovyetler Birliği’ne önleyici bir saldırı başlatmak üzere olduğunun işaretleri olarak yorumladılar.

Putin, Rusya’nın orta ve kısa menzilli nükleer kapasiteli füzelerin üretimini yeniden başlatabileceğine ve ABD’nin Avrupa ve Asya’ya benzer füzeler göndermesinin ardından bunları nereye konuşlandıracağına daha sonra karar verebileceğine dair daha önceki uyarısını yineledi.

10 Temmuz’da Washington’daki NATO zirvesi esnasında görüşen ABD’li ve Almanya’lı yetkililer, Amerikan ordusunun 20 yıl aranın ardından 2026’dan itibaren Almanya’daki üslerinde yeniden uzun menzilli füzeler konuşlandıracağını duyurmuştu.

Yetkililer, bu bağlamda konuşlandırılacak silahlar arasında, 2 bin kilometreden fazla menzili bulunan Tomahawk füzeleri ve hâlihazırda geliştirilmekte olan hipersonik silahlar olacağını bildirdi.

Paylaşın

Kremlin, “Erdoğan Ve Esad Moskova’da Görüşecek” İddiasını Yalanlamadı

Kremlin, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Ağustos ayında Rusya’nın başkenti Moskova’da görüşecek iddialarını yalanlamadı.

Haber Merkezi / Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Sabah gazetesinde çıkan bu haberle ilgili soru üzerine “Çeşitli düzeylerdeki Türk ve Suriyeli temsilciler arasında belli temaslar kurulmasının kolaylaştırılması konusu gerçekten gündemde” yanıtını verdi.

Dimitri Peskov, “Elbette bölgede önemli rol oynayan bir ülke olan Rusya dâhil birçok ülke iki ülkenin ilişki kurmasına yardımcı olmak istiyor. Bu tüm bölge için önemli” diye ekledi.

Daily Sabah’ta yer alan Dilara Aslan’ın haberinde, görüşmelere Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in arabuluculuk yapmasının planlandığı, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin de görüşmeye davet edilebileceği iddia edildi. İran’ın ise yüksek ihtimalle davet edilmeyeceği öne sürülmüştü.

Öte yandan Erdoğan’ın Esad ile Moskova’da bir araya geleceği yönündeki haberler yalanlanmıştı. Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili konuya ilişkin, “Sayın Cumhurbaşkanımızın, Suriye Cumhurbaşkanı Esad’la Moskova’da bir görüşme yapacağı yönündeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır” ifadelerini kullanmıştı.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Rusya’dan “Avrupa’nın Başkentleri Hedef Alınacak” Uyarısı

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, “Avrupa bizim füzelerimizin hedefi, bizim ülkemiz de Avrupa’daki ABD füzelerinin hedefi. Biz, bu füzeleri durdurabilecek kabiliyete sahibiz ancak bunun potansiyel kurbanları, bu ülkelerin başkentleridir” diye konuştu.

1987’de dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan ve Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov tarafından imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması, menzili 500 kilometreyi geçen ve karadan ateşlenen füzelerin kullanımını yasaklıyordu. Ancak Donald Trump yönetimindeki ABD, anlaşmadan resmen çekilmişti.

Rusya, Almanya’ya Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), aralarında Tomahawk füzelerinin de bulunduğu uzun mesafeli silahlarını konuşlandırma kararının, Avrupa başkentlerini Rus füzelerinin hedefi hâline getirebileceği tehdidinde bulundu.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, ABD’nin kararının bir “paradoks” oluşturduğunu söyledi. Peskov, “Avrupa bizim füzelerimizin hedefi, bizim ülkemiz de Avrupa’daki ABD füzelerinin hedefi. Biz, bu füzeleri durdurabilecek kabiliyete sahibiz ancak bunun potansiyel kurbanları, bu ülkelerin başkentleridir” diye konuştu.

Washington ile Berlin’in yayınladığı ortak açıklamada, SM-6 ve Tomahawk seyir füzeleri ile Avrupa’daki tüm füzelerden daha uzun menzile sahip hipersonik silahların Almanya’ya konuşlandırılacağı belirtilmişti. İki ülkenin ortak duyurusuna göre silahlar 2026’dan itibaren Almanya’ya getirilecek. Füzelerin “Avrupa’nın güvenliği” için konuşlandırılacağı belirtilirken, Rusya bu adıma “askeri yanıt” vereceğini duyurmuştu.

Söz konusu kararın duyurulmasının ardından ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Rus mevkidaşı Andrey Belusov, bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Rus Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Görüşmede, güvenlik tehditlerinin engellenmesi ve gerilimin tırmanması olasılığı riskinin düşürülmesi ifade edilmiştir” denildi.

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un sözcülerinden biri ise, Austin’in Moskova ile “iletişim hatlarının ayakta tutulmasının taşıdığı anlamı” vurguladığını kaydetti.

1987’de dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan ve Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov tarafından imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması, menzili 500 kilometreyi geçen ve karadan ateşlenen füzelerin kullanımını yasaklıyordu. Ancak Donald Trump yönetimindeki ABD, anlaşmadan resmen çekilmişti.

Söz konusu adımı savunan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, kararın “çok iyi bir karar” olduğunu söylemiş ve ABD füzelerinin Almanya’nın savunmasına katkıda bulunacağını kaydetmişti.

Ancak karar, Almanya’da tartışma yaratmış bulunuyor. Sol Parti anlaşmayı “son derece problemli” şeklinde nitelerken, Sol Parti’den kopan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) ise kararın “çok tehlikeli” olduğunu söyledi. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) ise, Konuşlandırma Almanya’yı hedef haline getiriyor” diye tepki verdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO’dan Ukrayna’ya F-16 Sevkiyatı: Rusya’dan Sert Tepki

NATO’ya üye ülkeler, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı hava savunmasını güçlendirmek için uzun zamandır beklediği adımı atarak, F-16 savaş uçaklarını ülkeye transfer etmeye başladıklarını duyurdu.

Haber Merkezi / Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Danimarka ve Hollanda’nın uçakları transfer etmeye başladığı, Belçika ve Norveç’in ise daha fazla uçak sağlama sözü verdiği belirtildi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Washington’da düzenlenen NATO’nun 75. yıl dönümü zirvesinde yaptığı konuşmada, savaş uçaklarının transferinin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e bir mesaj olması gerektiğini söyledi. Blinken, “Barışa ulaşmanın en hızlı yolu güçlü bir Ukrayna’dan geçer” diye de ekledi.

Washington’daki NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) liderler zirvesi sürerken İttifak üyesi üç ülke ortak bir açıklama yaparak Ukrayna’ya F-16 savaş jeti sevkiyatının başladığını duyurdu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Hollanda ve Danimarka’dan yapılan ortak açıklamada, “F-16’lar için transfer süreci devam ediyor ve Ukrayna operasyonel F-16’ları bu yaz uçuracak” denildi. Uçakların Hollanda ve Danimarka’dan gönderildiği kaydedildi. Hollanda hükümetinden yapılan açıklamada Ukrayna’ya 300 milyon euro değerinde de F-16 cephanesi gönderileceği belirtildi.

Üç ülkenin ortak açıklamasında Belçika ve Norveç’in de Ukrayna’ya savaş jeti gönderme kararı aldığı belirtildi. Belçika Başbakanı Alexander De Croo dün Washington’daki bir resepsiyonda yaptığı açıklamada ülkesinin 30 jet göndereceğini söylemişti. Belçika bu sözü tuttuğu takdirde Ukrayna’ya en çok F-16 sağlayan ülke olacak.

Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store da bugün yaptığı açıklamada ülkesinin bu yıl içinde Ukrayna’ya 6 adet F-16 savaş jeti göndereceğini belirtti. “Ukrayna’nın hava saldırılarına karşı kendini savunabilmesi Rusya’ya karşı savaşında hayati önem taşıyor” diyen Store, “Norveç şimdi Ukrayna’ya altı adet F-16 savaş uçağı hibe etmeye karar verdi. Uçakları 2024 yılı içerisinde teslim etmeye başlamayı planlıyoruz” bilgisini paylaştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski sosyal medyadan yaptığı paylaşımda ABD, Danimarka ve Hollanda’ya F-16 sağlayarak Ukrayna’nın hava kuvvetlerini güçlendirdikleri için teşekkür etti. Zelenski geçen hafta Ukrayna’nın hava savunma kapasitesini yaz boyunca iki katına çıkarmak istediğini ve en az yedi adet ilave Patriot sistemine ihtiyacı olduğunu söylemişti.

Rusya’da devletin kontrolündeki haber ajansı TASS’ın aktardığına göre, Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zaharova, Ukrayna’ya F-16 gönderilmesi planlarının “ABD’nin Rusya ile savaşan bir savaş çetesine liderlik ettiğini gösterdiğini” iddia etti.

Hava savunmasının güçlendirilmesi Rusya işgali altında savaşan Ukrayna için hayati önem taşıyor. NATO üyeleri, Ukrayna’ya beş adet ilave Patriot ve başka stratejik hava savunma sistemlerinin teslim edildiğini duyurmuştu.

Washington’da başlayan zirve öncesi dün gece NATO’nun kuruluşunun 75’inci yılı etkinliğinde konuşan ABD Başkanı Joe Biden, NATO ülkelerinin Ukrayna’ya hava savunma sistemleri dahil askeri desteğinin süreceği mesajı vererek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı birlik çağrısı yapmıştı.

Biden konuşmasında NATO’nun “şimdiye dek olmadığı kadar güçlü” olduğunu belirterek “Kimsenin şüphesi olmasın. Ukrayna, kolektif desteğimizle Putin’i durdurabilir ve durduracaktır” demişti.

Ukrayna’ya destek Çin’e çağrı

Öte yandan Reuters haber ajansının ulaştığı NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sonuç bildirisinin taslak metnine göre ittifak üyeleri, Ukrayna’ya üyelik sürecinde “geri dönülemez bir yol” için destek sözü verecek. İttifak üyeleri ayrıca, Çin’in Rusya’nın Kiev’e karşı savaş çabalarına verdiği tüm desteği durdurması yönünde çağrıda bulunacak.

Washington’daki NATO zirvesinde hazırlanan bildirinin taslak metnine göre Çin, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşında “belirleyici bir sağlayıcı” haline geldi ve Pekin Avrupa’ya ve güvenliğe yönelik sistematik zorluklar yaratmaya devam ediyor.

Taslak metne göre, NATO ülkeleri Ukrayna’ya önümüzdeki yıl içinde minimum 40 milyar Euro’luk fon sağlamayı ve Ukrayna’ya askeri teçhizat ve eğitim sağlanmasını koordine edecek bir mekanizma kurmayı planlıyor.

Müttefiklerin, NATO üyeliği de dahil tam Avrupa-Atlantik entegrasyonu yolunda Ukrayna’yı destekleme sözü verecekleri belirtildi. Taslakta, müttefiklerin anlaşması ve koşulların karşılanması durumunda ittifaka katılma davetinin Kiev’e iletileceği belirtildi.

Taslakta aynı zamanda Hint-Pasifik’in NATO açısından önemi de tartışıldı. Taslak metine göre, bu bölgedeki gelişmeler Avrupa-Atlantik güvenliğini doğrudan etkiliyor ve ittifak, Ukrayna’yı desteklemek için Asya-Pasifik ortaklarıyla artan işbirliğini memnuniyetle karşılıyor.

Taslakta, ittifakın Çin’in uzay yetenekleri ve faaliyetlerindeki gelişmelerden endişe duyduğu ve Pekin’i stratejik risk azaltma tartışmalarına katılmaya çağırdığı ifade edildi. Metinde ayrıca, NATO müttefiklerinin riski azaltmak ve gerilimin tırmanmasını önlemek için Moskova ile iletişim kanallarını sürdürmeye istekli oldukları belirtildi.

Paylaşın

Rusya Ve Çin’den Batı’ya Karşı İttifak Çağrısı

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Şanghay İş Birliği Örgütü (ŞİÖ) üyelerini, “soğuk savaş mantığıyla hareket ediyorlar” diye eleştirdiği Batı ülkelerine karşı, “birleşmeye ve dış müdahalelere direnmeye” çağırdı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Avrasya’da yeni bir “iş birliği mimarisi” kurma önerisini yineleyerek, bunun “modası geçmiş ve sadece belirli devletlere fayda sağlayan” Avrupa-Atlantik merkezli sisteme alternatif oluşturacağını belirtti.

Belarus’un katılmasıyla üye sayısı 10’a çıkan Şanghay İş Birliği Örgütü’nün (ŞİÖ) Kazakistan’ın başkenti Astana’da devam eden toplantıları sona erdi. Rusya, Çin, Hindistan, İran ve Pakistan’ın da aralarında bulunduğu üye ülke liderleri, burada yaptıkları konuşmalarda iş birliğini artırma niyetlerini tekrar etti.

Zirvenin ikinci ve son gününde konuşan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ŞİÖ üyelerini, “soğuk savaş mantığıyla hareket ediyorlar” diye eleştirdiği Batı ülkelerine karşı, “birleşmeye ve dış müdahalelere direnmeye” çağırdı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Avrasya’da yeni bir “iş birliği mimarisi” kurma önerisini yineleyerek, bunun “modası geçmiş ve sadece belirli devletlere fayda sağlayan” Avrupa-Atlantik merkezli sisteme alternatif oluşturacağını belirtti.

Ukrayna Savaşı’nın sorumluluğu ile ilgili olarak bir kez daha Batıyı suçlayan Putin, Kiev ve Batı’nın, Moskova’nın koşullarında masaya oturmayı kabul etmesi halinde çatışmaları durdurmaya hazır olduğunu dile getirdi. Putin ayrıca ŞİÖ ortakları arasında dolar yerine yerel parayla ticaretin yaygınlaştığını ifade ederek, bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Rus lider ayrıca, grup olarak yeni bir ödeme sistemi geliştirilmesini de önerdi.

Rusya, Ukrayna Savaşı sebebiyle Batı’nın uyguladığı yaptırımlardan dolayı, küresel ödeme yöntemi olan SWIFT mekanizmasının dışında bırakılmış durumda.

Vladimir Putin konuşmasında, ŞİÖ ve benzer oluşumlara işaret ederek, “Çok kutuplu bir dünya gerçeğe döndü. Giderek daha fazla ülke adil bir düzeni destekliyor ve kendi geleneksel değerlerini savunuyor” dedi.

Erdoğan, Putin ve Şi ile görüştü

Türkiye üyesi olmadığı ŞİÖ toplantılarına “diyalog partneri” olarak katılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Astana temasları kapsamında bugün Çin lideri Şi Cinping ve Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko ile bir araya geldi.

Erdoğan dün de Rusya lideri Putin ile ikili görüşme gerçekleştirmiş, toplantıda Suriye ve Ukrayna konularının ele alındığı açıklanmıştı. Astana’daki zirvenin tamamlanmasıyla ŞİÖ dönem başkanlığı Kazakistan’dan Çin’e geçti.

Bu arada Astana’daki zirveye katılmayan Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin 8-9 Temmuz’da Rusya’nın başkenti Moskova’yı ziyaret edeceği açıklandı. Daha önce duyurulan söz konusu ziyaretin tarihi bugüne dek net değildi.

Bölgesel rakipler olan Çin ve Hindistan, Batı yaptırımlarının ardından Rus petrolünün en büyük alıcıları haline geldi. Aynı zamanda ABD ile de yakın ilişkileri bulunan Hindistan, şu ana kadar Rusya’yı Ukrayna işgalinden ötürü kınamaktan kaçındı.

Moskova’ya son ziyaretini 2015 yılında yapan Modi, 2019 yılında Rusya’nın doğusundaki Vladivostok şehrinde resmi temaslarda bulunmuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Rusya, Türkiye’nin Arabuluculuk Önerisine Kapıyı Kapattı

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Türkiye’nin Ukrayna’da arabuluculuk teklifine ilişkin, “Hayır, bu mümkün değil” dedi. Ancak Peskov, Rusya’nın Türkiye’ye neden itiraz ettiğine dair başka ayrıntı paylaşmadı.

Rusya ile yakın ilişkileri bulunan Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyor, aynı zamanda Kiev’e silah sağlıyor. NATO üyesi Türkiye daha önce Kiev ve Moskova arasında tahıl koridoru anlaşmasına aracılık etmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna savaşında arabuluculuk teklifine Kremlin’den olumsuz yanıt geldi.

Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü Liderler Zirvesi için gittiği Kazakistan’ın başkenti Astana’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin görüştü.

İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre Erdoğan, “Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaşın önce ateşkes, ardından barışla sona erdirilmesi için uzlaşı zeminini oluşturabileceğini, iki tarafı da memnun edebilecek adil bir barışın mümkün olduğunu” ifade etti.

Türkiye’nin bu önerisine Moskova’nın yanıtını Putin’in sözcüsü Dmitri Peskov verdi.

Bir Rus televizyonuna verdiği mülakatta Türkiye’nin arabuluculuğu sorulunca Peskov, “Hayır, bu mümkün değil” dedi. Ancak Kremlin’in neden Türkiye’ye itiraz ettiğine dair başka ayrıntı paylaşmadı.

Rusya ile yakın ilişkileri bulunan Türkiye, aynı zamanda Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyor, Kiev’e silah sağlıyor. NATO üyesi Türkiye daha önce Kiev ve Moskova arasında tahıl koridoru anlaşmasına aracılık etmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın