Verilerle Rusya / Ukrayna Savaşının Bilançosu

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 24 Şubat’ta Ukrayna’ya yönelik işgal kararını açıkladığı savaş 10. gününde devam ediyor. Putin, işgali, “Ukrayna’nın doğusundaki Donbas’a özel askeri operasyon” olarak tanımladı.

Savaşın başından bu yana yüzlerce kişi yaşamını yitirirken 1 milyona yakın Ukraynalı da ülkeden kaçarak komşu ülkelere sığındı. Öte yandan Ukrayna ve Rusya heyetleri, sivil tahliyelerin yapılacağı bölgelerde geçici ateşkesin sağlanması konusunda anlaştı.

İşte savaşın 10’uncu gününde tarafların açıkladığı verilerle son durum:

Ukrayna: Savaşta 10 binden fazla Rus askeri öldü

Ukrayna Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamaya göre 10 binden fazla Rus askeri hayatını kaybetti. 39 uçak, 40 helikopter, 269 tank, 945 zırhlı araç, 105 topçu sistemi, 409 araç, 60 yakıt tankı ve 3 insansız hava aracı etkisiz hale getirildi.

Rusya: Ukrayna’da 2037 askeri altyapı tesisinin imha edildi

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov Rus ordusunun, Ukrayna’nın Mariupol kenti etrafındaki kuşatma çemberini daraltmaya devam ettiğini, Pribrajenka, Komsomolskoye, Zagornoye, Dorojniyanka, Reşetilovskoye, Konstantinovka, Şevçenko, Çubarevka, Proletarska ve Lyubimovka yerleşim yerlerini ele geçirdiklerini söyledi.

Ukrayna’ya ait askeri altyapı tesislerine yönelik saldırılara devam ettiklerini aktaran Konaşenkov, “Toplam 2037 askeri altyapı tesisi imha edildi. Bunların arasında Ukrayna ordusuna ait 71 komuta ve iletişim merkezi, 98 hava savunma füze sistemi S-300, Buk M-1, Osa ve 61 radar istasyonu bulunuyor.” dedi.

Ukrayna: Rus işgalinde şu ana kadar 2 bin sivil can kaybı

Ukrayna acil servisi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin 2000’den fazla Ukraynalı sivili öldürdüğünü ve ulaşım tesisleri, hastaneler, kreşler ve evler de dahil olmak üzere yüzlerce yapının tahrip edildiğini bildirdi.

Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı Direktörü Flippo Grandi, savaşın başından bu yana Ukrayna’dan ayrılanların sayısının 1 milyonu aştığını aktardı. Ayrıca Grandi, Ukrayna içerisinde sayısız kişinin yerlerinden edildiğini dile getirdi.

BM: Ukrayna’da ölü ve yaralı sayısı 1000’i geçti

Birleşmiş Milletler ise Ukrayna’da 24 Şubat’tan bu yana ölen ve yaralanan sivillerin sayısının 1000’i geçtiğini açıkladı. BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, Ukrayna’da Rus işgalinde şimdiye kadar 331 sivilin hayatını kaybettiğini söyledi. 24 Şubat-3 Mart’ta ölen ve yaralan sivillerin sayısının 1006’ya yükseldiğini belirten Dujarric, 1,2 milyondan fazla kişinin ise ülkeden ayrıldığını ifade etti.

Rusya ve Ukrayna arasında siviller için güvenli koridor sağlanması yönündeki anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını vurgulayan Dujarric, Ukrayna’nın birçok şehrinde günlerdir devam eden bombardıman nedeniyle alt yapının ciddi zarar gördüğünü ifade etti.

Zelenskiy’den NATO’ya eleştiri

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, NATO’nun Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etmeyi reddederken şehirlerin bombalanmasına yeşil ışık yaktığını bildirdi. Düzenlenen NATO zirvesini, “zayıf ve kafaları karıştıran bir zirve” olarak niteleyen Zelenskiy, şöyle devam etti:

“NATO ülkelerinin, güya Ukrayna üzerindeki gökyüzünü uçuşa kapatmakla Rusya’nın NATO’ya karşı doğrudan saldırganlığını kışkırtacağı yönünde bir masal oluşturduklarına inanıyoruz. Bu, kendi kendine hipnoz. Bugünden itibaren ölenlerin hepsi sizin yüzünüzden ölüyor.”

Rusya’nın nükleer konuşlanması Pentagon’un takibinde

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in nükleer güçlerin de dahil olduğu stratejik kuvvetleri teyakkuza geçirme talimatından bu yana Rusya’nın nükleer kuvvetlerinin konuşlanmasında değişiklik görmediklerini belirtti. Kirby, “Elbette ki bunu her gün yaptığımız gibi yakından takip ediyoruz. Şunu da yine ifade etmeliyim ki Bakan (Lloyd) Austin stratejik caydırıcılığımıza güveniyor ve kendi ülkemizi savunmamız konusunda rahat.” dedi.

Fransa nükleer tesislerin güvenliği için BMGK’yi acil toplantıya çağırdı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Ukrayna’daki nükleer tesislerin güvenliğinden derin endişe duyduğunu ifade ederek ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdığını belirtti.

Elysee Sarayından yapılan yazılı açıklamada, Macron’un Rus kuvvetlerinin nükleer tesislerine yönelik saldırının her türlüsünü şiddetle kınadığı kaydedildi.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

‘Ukrayna Krizi’nin Maliyeti Raflara Yansımaya Başladı

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi tüm dünya ekonomilerinde kendini hissettiriyor. Enerji fiyatları hızla yukarı tırmanırken değerli madenlerde ve gıda fiyatlarında da önemli yükselişler söz konusu. İki ülke ile toplamda 40 milyar doları aşan ticaret hacmine sahip olan Türkiye de bu krizden en fazla etkilenen ülkeler arasında.

İlk olarak enerji ve turizm gibi sektörler akla gelse de iki ülke Türkiye’nin gıda ithalatı ve ihracatı için de önemli konumda. Zira Türkiye, iki ülkeden önemli miktarda hububat ve yağ ithal ediyor. Ayrıca Türkiye’nin yaş sebze ve meyve ihracatında da Rusya çok önemli bir pazar.

Rus işgalinin devam ettiği her gün Türkiye’nin gıda tarafındaki endişeleri artıyor. Özellikle ham yağ, yağlı tohum ve buğday gibi ürünlerde Türkiye, Rusya ve Ukrayna’dan önemli ölçüde ithalat yapıyor.

Geçtiğimiz hafta gıda sektörü temsilcileri yaptıkları açıklamalarda buğday gibi ürünlerde Türkiye’nin kendi üretimini karşılayabilecek kapasiteye sahip olduğunu ancak krizin uzaması halinde gıda fiyatlarında bir artış yaşanacağını kaydetmişti.

Ancak gelinen noktada özellikle yağ ithalatında yeni sıkıntılar ortaya çıktı. Rusya ve Ukrayna’dan Türkiye’ye yağ getiren gemilerin limanlardan çıkışına Rusya tarafından izin verilmemesi bu konuda arz sorunu ortaya çıkardı. Geçtiğimiz ay 110-120 lira arasında satışa sunulan 5 litrelik sıvı yağ fiyatları market raflarında 160-170 lira bandını aştı.

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile savaşın ayçiçeği tedarikinde oluşturacağı sorunların önüne geçmek amacıyla 30 Haziran gününe kadar soya, palm yağı, ayçiçeği tohumu, aspir veya pamuk tohumu yağları, hep, kolza, hardal yağı gibi ürünlerde gümrük vergisi sıfırlandı.

Belirsizlik ortamı oluştu

DW Türkçe’den Emre Eser’in haberine göre; Piyasada oluşan belirsizlik ortamının girdi fiyatlarındaki artışla birleşmesi ile ani fiyat artışlarının yaşandığını söyleyen Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil, “Rusya tarafından gemilerimizin çıkışına izin verilmemesi de bir şok etkisi yarattı. Biz aslında arz tarafında bir sorun yaşayacağımızı düşünmüyorduk. Bu konuda iç pazarın ihtiyacı olan miktarda ürün, hasat döneminin de yaklaşması ile kısa sürede temin edilecektir ama tedarik tarafında beklenmeyen gelişmeler fiyatlara yansıyabiliyor. Bu krizin uzun sürmesi fiyatlar üzerinde baskıyı artıracak ama bir orta yol bulunursa fiyatlar da normal seviyesine geri döner. Bizim gemilerimizin Türkiye’ye yağ getirmesi de bu panik havasını dağıtacaktır” ifadelerini kullandı.

Büyükhelvacıgil, uluslararası piyasalarda yağın ton fiyatının 1400 dolar seviyesindeyken önce 1900 dolara, ardından 2 bin dolara tırmandığı bilgisini verdi.

Bu noktada fiyatların hızla tırmanması Türkiye’nin de ithalatını etkileyecek. Zira Türkiye tükettiği ayçiçeğinin yaklaşık yüzde 35’ini ithal ediyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre dünyadaki toplam ayçiçeği ithalatının 3’te birini de Türkiye gerçekleştiriyor. Bu ithalatın yarısı tek başına Rusya’dan yapılıyor. En büyük ayçiçeği üreticisi ise yüzde 30,4 ile Ukrayna, onu yüzde 26,4 ile Rusya ve yüzde 18,2 ile AB ülkeleri takip ediyor.

Tedirgin olanlar mal vermeyebilir

Şu an itibari ile piyasada bir panik havasının görülmediğini anlatan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Hububat Bakliyat Meclisi Üyesi Tevfik Dinçer ise asıl problemin belirsizlik olduğunu vurguluyor.

Piyasadaki tüm aktörlerin şimdiye kadar istedikleri tüm ürünleri rahatça tedarik edebildiğini belirten Dinçer’in altını çizdiği konu bu belirsizliğin fiyatlama üzerindeki etkisi oluyor. Dinçer’e göre bu krizin ne kadar devam edeceğini kimse öngöremiyor, tedarikçiler bir süre sonra fiyatların daha da artacağı ve arzda sorunlar yaşanacağı düşüncesi ile piyasaya ürün vermekten kaçınıyor. Bu da yavaş yavaş market raflarında tüketicinin karşısına zam olarak çıkıyor.

Gıda sektörü çok hızlı etkileniyor

İstanbul Perakendeciler Derneği (PEDDER İstanbul) Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Güzeldere de raflardaki etikette yazacak olan fiyatın ne olacağı konusunda kimsenin bir şey bilmediğini söylüyor.

“Gerçekten büyük bir belirsizlik içerisindeyiz. Bazı ürünler hakkında yüksek fiyatları duymaya başladık. Ancak şu an ciddi bir artıştan söz edemeyiz. Böyle diyoruz ama pazartesi ne olacağını da bilmiyoruz. Gıda sektörü bu belirsizliklerden en hızlı etkilenen sektör” diyen Güzeldere, fiyatların ne olacağına savaşın gidişatı karar vereceğini söylüyor.

Özellikle bitkisel yağlarda ve hububat tarafında krizden kaynaklı fiyat artışlarının yaşanabileceğine dikkat çeken Güzeldere, aynı zamanda Türkiye’nin Rusya’ya ihraç edemediği yaş sebze ve meyvenin iç piyasaya sürülmesi ile bu ürünlerde de ciddi bir ucuzlama yaşandığını kaydediyor.

Fiyatlara çözüm üretime destekten geçiyor

Burada daha çok direkt olarak yaşanan bir arz sorunundan bahsedildiğini ifade eden Büyükhelvacıgil, savaşın enerji ve diğer girdi maliyetleri üzerindeki olumsuz etkisinin de fiyatlarda önemli ölçüde etkili olduğunu dile getiriyor. Diğer yağ gruplarındaki ithalat vergisinin sıfırlanmasının kısa vadede önemli bir çözüm olduğunu vurgulayan Büyükhelvacıgil, şöyle devam ediyor:

“Savaşın uzaması gıda tarafında hem arz hem fiyat sorunu yaratacaktır. Maalesef tüm dünya gibi Türkiye de bundan etkilenecektir. Umarız savaş kısa sürede biter. Ama bizim önceliğimiz kendi iç üretimimizi arttırmak olmalı. Bu konuda üreticiye verilen desteklerin arttırılması, teşvik mekanizmalarının daha verimli olması bizim gıda tarafında bu süreci daha az hasarla atlatmamıza neden olur.”

Ekilen ürünler değişir mi?

Önümüzdeki süreçte yaşanan sıkıntılara bağlı olarak üreticilerin de ekim alanlarındaki tercihlerini değiştireceğini söyleyen İTO Hububat Bakliyat Meclisi Üyesi Tevfik Dinçer’e göre geçtiğimiz yıllarda pirinç üretimine ayrılan alanların yarısı önümüzdeki dönemde ayçiçeği ekim alanı olarak kullanılabilir. Üreticilerin bu tercihlerinde piyasada oluşan ihtiyaç temek etken olacak.

Sektör temsilcilerinin ortak görüşü yağ ve hububat tarafında Türkiye’nin büyük bir kriz yaşamayacağı yönünde. Ancak burada açılan ortak bir parantez var. O da ne olursa olsun savaş devam ettiği sürece Türkiye’nin de dünyadaki fiyat artışlarından çok fazla etkileneceği. En çok vurgulanan konu ise akaryakıt fiyatlarının neredeyse her gün artış eğiliminde olması. Nakliye giderlerinin katlanması da fiyatlara hızla yansıyor.

Vadeler düştü, nakit isteniyor

Ticaret borsalarında 3 gün önce 4 lira 90 kuruştan satılan buğdayın fiyatının bugün 5 lira 50 kuruşa çıkmasını örnek gösteren Tevfik Dinçer, “Bu fiyat artışları, arz tarafındaki belirsizlik yeni sorunlar oluşturdu. Evet henüz biz ürün temin etmekte zorlanmıyoruz ama güçlenen bir belirsizlik var. Önceden 45 gün vadeli çalıştığımız ticari partnerler artık 10 gün vadeli çalışmak istiyor. Bazı firmalar sadece nakit çalışmaya döndü. Bunun en büyük sebebi savaşın getirdiği endişeler. İnsanlar ödeme alamamaktan korkuyor” diyor.

Paylaşın

Buğday Fiyatlarındaki Artış Durdurulamıyor!

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Rusya‘nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan savaş nedeniyle dünya genelinde açlığın artmasından endişe duyuyor. Teşkilatın Almanya, Avusturya ve Lichtenstein Genel Müdürü Martin Frick, Rusya ve Ukrayna’nın dünyanın önde gelen buğday ihcaratçıları olduğunu ve bu nedenle Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile buğday fiyatlarının kürsel çapta hızlı biçimde arttığını dile getirdi.

Rusya ile Ukrayna, küresel çaptaki buğday ihracatının yüzde 30’unu elinde bulunduruyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla buğday fiyatları geçtiğimiz günlerde hızla tırmanışa geçerek rekor kırmıştı. Bugün de yüzde 10 artışla Avrupa’da buğdayın tonu 418,74 Euro’ya yükseldi.

Alman bankası Commerzbank’ın analistlerinden Carsten Fritsch, Rusya ve Ukrayna’nın dünya piyasalarından koptuğunu, bu durumun özellikle Kuzey Afrika ülkeleriyle Ortadoğu’da büyük endişe yarattığını dile getirdi. Özellikle Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri Rusya ve Ukrayna’dan buğday alıyor ve genellikle de sübvansiyonla ekmek üretilmesini sağlıyor. Nitekim bu ülkelerin çoğunda pek çok diğer az gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ekmek temel gıda maddesi olma özelliğine sahip. Söz konusu ülkelerde buğday aşırı sıcak ve kurak iklim nedeniyle yetişmiyor.

Küresel rezervler en az seviyede

Buğday fiyatlarının artmasına neden olan bir diğer konu da dünya çapında rezervlerin yeterince dolu olmaması. Uluslararası Hububat Konseyi’nin (IGC) verilerine göre dünyanın önde gelen ihracatçılarından Avrupa Birliği (AB), Rusya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada, Ukrayna, Avusturalya, Kazakistan ve Arjatın’de, 2021/2022 hasat dönemi için rezervler, 57 milyon ton ile son dokuz yılın en düşük seviyesine indi. Bu miktarın dünya ihtiyacının 27 günlük kısmına denk geldiğini belirten IGC, söz konusu ülkeler arasından Rusya ve Ukrayna çıkarıldığında mevcut buğday rezervinin dünyanın ihtiyacını ancak üç hafta karşılayabileceğini kaydetti.

Dünya rezervlerinin neredeyse yarısı Çin’in elinde

Uluslararası Hububat Konseyi’nin verilerine göre 131 milyon ton ile Çin dünyadaki buğday rezervlerinin yaklaşık yarısını elinde tutuyor, ancak Çin’deki buğday miktarına dair verilerin doğruluğunu bağımsız kaynaklardan teyit etmek mümkün değil, zira Pekin hükümeti buğdayı stratejik ürün saydığı için kesin verileri açıklamıyor.

Buğdayın stratejik ürün sayılması politikası çerçevesinde Çin yönetimi 2005-2006’dan itibaren buğday satın alımı için asgari taban fiyatı uygulamasını yürürlüğe koydu. Çin bu uygulama ile çiftçilerini buğday üretimine teşvik etmeyi hedefliyor. Ülke geçen yıl da 1 milyon ton oranında sadece Kuzey Kore’ye buğday ihraç etti.

Uluslararası Hububat Konseyi (IGC) ekonomistlerinden Alexander Karavaytsev, son iki yıl zarfında gıda tedariğinde güvence konusunun öne çıktığını, bunun sonucu olarak da Pekin’in yedi yıl aradan sonra 2021’de taban fiyatını artırdığını belirtti. Böylece hububat üretimi çiftçiler için cazip kılmaya çabalanıyor.

Karavaytsev, sadece Çin‘de değil başka ülkelerde de kötü hasat ve pandemi nedeniyle son iki senede gıda temininde güvence konusunun ana gündem maddesi haline geldiğini belirtiyor. Buğday fiyatları Avrupa’da son iki sene zarfında neredeyse ikiye katlanarak tonu önce 390,75 euro olmuştu. Bugün de yüzde 10 artışla 418,74 Euro’ya yükseldiği bildirildi.

Türkiye’de de endişe: Bazı un ve yağ ürünleri ihraç kısıtlaması listesine alındı

Buğday ihtiyacının yüzde 70’ini Rusya, yüzde 15’ini de Ukrayna’dan karşılayan Türkiye’de de son günlerde buğday sıkıntısı yaşanabileceğine dair endişe hakim. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla Türkiye’nin kendi ihtiyacını karşılayıp karşılayamayacağı sorusu gündemde.

27 Ocak’ta bazı Tarım Ürünlerinin İhracatına İlişkin Tebliğ Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tebliğ, Tarım ve Orman Bakanlığı’na, belirlenen kimi ürünlerin ihracatında, gerektiğinde dönemsel düzenlemeler yapma yetkisi veriyor. Akabinde 20 tarım ürününün ihracatına ilişkin yetki alan Bakanlık, Rusya-Ukrayna savaşının etkisiyle girilen bu hafta başında önce zeytinyağı, fasulye ve kırmızı mercimek ihracatına kısıtlama getirmişti. Bugün de yine Resmi Gazete’de yayınlanan bir tebliğ ile bu listeye, Ukrayna’ya Rusya’nın saldırmasıyla oluşabilecek arz sıkıntısı sebebiyle bazı un ve yağ çeşitlerinin de eklendiği duyuruldu. Böylece ihracatına kısıtlama getirilen ürün sayısı 37’ye çıktı.

Bunlar arasında büyükbaş ve küçükbaş hayvan eti, pirinç, buğday, mısır unu, aşurelik buğday, soya, zeytinyağı, zeytin, ayçiçeği tohumu yağı, pamuk yağı, patates, sivri biber, patlıcan, elma, limon gibi yaygın kullanılan gıda ürünleri de bulunuyor.

Tahılın hayvan yemi ve enerji üretiminde kullanılması nedeniyle başka alanları da olumsuz etkileyeceği bildiriliyor. Almanya’daki tavuk ve kanatlı havyan ticareti ile uğraşan çiftçiler, buğday ve mısırın yakıt üretiminde kulanılmasına son verilmesi için hükümete çağrıda bulundular. Çok sayıda örgüte üye çiftçilerin, Federal Tarım Bakanı Cem Özdemir ile Aşağı Saksonya Eyalet Tarım Bakanı Barbara Otte-Kinast’a’e bir mektup yazarak, küresel çapta yaşanan hububat sıkıntısına dikkat çektikleri ve yakıt üretiminde kullanılmaya devam edilmesi halinde hayvanların yem ihtiyacının karşılanmasında sıkıntıya girileceğini ve besiciliği tehlikeye atacağını ilettikleri bildiriliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna’da Savaşı Bitirecek Beş Farklı Senaryo

Savaş ortamındaki belirsizlikte geleceğe dair tahminlerde bulunmak zor olabilir. Cepheden gelen haberler, diplomatik açıklamalar, yerlerinden edilen ve yas tutan insanların acıları çok yoğun duygulara yol açabilir. Bir anlığına bunları bir kenara koyup Ukrayna’daki çatışmanın nasıl sonlanabileceğini düşünelim.

Siyasetçilerin ve askeri planlamacıların incelemekte olduğu senaryolar neler? Bu kişilerin çoğu geleceği tahmin etmenin zor olduğunu söylese de bazı öngörüleri var. Senaryoların büyük bir kısmı iç karartıcı olsa da BBC Diplomasi Muhabiri James Landale bunları inceledi.

Kısa savaş

Bu senaryoda Rusya askeri operasyonlarını artırır. Ukrayna genelinde topçu ve roket saldırıları, sivil kayıpları önemsemeksizin artar. Şimdiye kadar büyük bir faaliyetini görmediğimiz Rus Hava Kuvvetleri yıkıcı hava saldırıları yapar. Büyük siber saldırılar, kritik altyapı tesislerini hedef alır. Enerji nakil hatları ve iletişim altyapısı kesilir. Binlerce sivil ölür. Kiev cesurca direnişe rağmen günler içinde düşer. Hükümet devrilir ve Moskova’nın yerleştireceği bir kukla hükümet başa gelir. Devlet Başkanı Zelenskiy öldürülür veya kaçmak zorunda kalır. Putin zafer ilan eder ve güçlerinin bir kısmını geri çekip Ukrayna’yı kontrol altında tutmaya yetecek kadar askeri geride bırakır. Binlerce sığınmacı Batı’ya kaçar. Ukrayna, Belarus gibi Rusya’nın bir uydu devletine dönüşür.

Bu senaryo kesinlikle imkansız değil ama birkaç faktörün değişmesine bağlı: Rus ordusunun daha iyi performans göstermesi ve Ukrayna ordusunun direncinin kırılması. Putin Kiev’de bir rejim değişikliği ve Ukrayna’nın Batı’yla entegrasyonunun sonlanması gibi hedeflerini hayata geçirebilir.

Fakat Rus yanlısı bir hükümet gayrimeşru olarak görülecek ve isyanlarla karşılaşabilecektir. Bu nedenle bu, istikrarsızlık ve isyanlarla sonuçlanma ihtimali yüksek bir senaryo.

Uzun savaş

Bundan daha olası olan senaryo çatışmaların uzun bir savaşa dönüşmesi. Rus kuvvetleri düşük moral, kötü lojistik ve beceriksiz liderlik nedeniyle ilerlemekte zorlanabilir. Rusya’nın Kiev gibi kentleri sokak sokak savaşarak alması daha uzun sürebilir. Uzun kuşatmalar yaşanır. Böylesi bir savaş, Rusya’nın 1990’lardaki uzun ve kanlı bir savaşla, büyük oranda yıkılmış durumdaki Çeçenistan’ın başkenti Grozni’yi ele geçirmesine benzeyebilir.

Rus birlikleri Ukrayna kentlerinde biraz varlık gösterebilse bile tam bir kontrol sağlamakta zorlanabilirler. Belki de Rusya, bu kadar büyük bir ülkeyi kontrol altında tutmaya yetecek kadar asker sağlayamaz. Ukrayna’nın silahlı birlikleri, yerel halk tarafından da desteklenen bir isyan gücüne dönüşebilir. Batı silah ve mühimmat göndermeye devam eder. Yıllar sonra Moskova’da yönetimin değişmesiyle birlikte Rus güçleri, elleri kanlı ve boyunları bükük bir şekilde Ukrayna’yı terk edebilir. Tıpkı 1989’da Afganistan’ı terk ettikleri gibi.

Avrupa savaşı

Bu çatışmanın Ukrayna sınırları dışına taşması da mümkün olabilir mi? Putin eski Rus imparatorluğuna ait parçaları ele geçirmek için Moldova ve Gürcistan gibi NATO üyesi olmayan eski Sovyet ülkelerine asker gönderebilir. Belki de yanlış hesaplar gerilimin artmasına yol açar. Putin, Batı’nın Ukrayna’ya silah yardımını saldırganlık olarak yorumlayıp intikam almak isteyebilir. NATO üyesi olan Baltık ülkelerine asker göndermekle tehdit edebilir.

Bu çatışmanın Ukrayna sınırları dışına taşması da mümkün olabilir mi? Putin eski Rus imparatorluğuna ait parçaları ele geçirmek için Moldova ve Gürcistan gibi NATO üyesi olmayan eski Sovyet ülkelerine asker gönderebilir. Belki de yanlış hesaplar gerilimin artmasına yol açar. Putin, Batı’nın Ukrayna’ya silah yardımını saldırganlık olarak yorumlayıp intikam almak isteyebilir. NATO üyesi olan Baltık ülkelerine asker göndermekle tehdit edebilir.

Bu durum NATO ile büyük bir savaş riskine yol açar. NATO sözleşmesinin 5. maddesi, bir NATO üyesine yönelik saldırının tüm üyelere yönelik bir saldırı olarak değerlendirileceğini belirtiyor. Fakat Putin iktidarda kalmasının tek yolu olarak bunu görürse bu riski alabilir. Örneğin Ukrayna’da yenilmekte olduğunu görürse, gerilimi daha da artırmak isteyebilir. Rus liderliğinin uluslararası normları göz ardı edebildiğini biliyoruz. Aynı mantık, nükleer silahların kullanımında da kendini gösterebilir. Putin bu hafta nükleer güçlerini yüksek alarm seviyesine getirdi. Çoğu analist bu silahların kullanılmayacağını düşünüyor. Fakat yine de bu durum Rus doktrininin, nükleer silahların kullanımına izin verdiği gerçeğini hatırlatıyor.

Diplomatik çözüm

Bütün bu yaşananlara rağmen diplomatik bir çözüm mümkün olabilir mi?

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Şimdi silahlar konuşsa da diyalog yolu her zaman açık olmalıdır” dedi. Diyalog kesinlikle devam ediyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Rusya Devlet Başkanı Putin ile telefonda konuştu. Diplomatlar Moskova’yı yoklamaya devam ediyor. Rus ve Ukraynalı yetkililer Belarus sınırında görüşüyor. Çok bir ilerleme sağlayamasalar da, Putin’in görüşmelere devam etmesi bir ateşkes ihtimalini reddetmediğini gösteriyor.

Burada esas soru, Batılı diplomatların Rusya’ya kabul edilebilir bir teklif sunup sunamayacağı. Diplomatlar Rus liderliğinin, yaptırımların kalkması için neler beklediklerini bilmesinin önemli olduğunu söylüyor.

Bir de bu senaryoyu düşünün:

Rusya için savaş kötü gider. Yaptırımlar Moskova’yı çok rahatsız eder. Asker cenazeleri arttıkça ülke içinde muhalefet de artar. Putin boyundan büyük bir işe kalkışıp kalkışmadığını sorgulamaya başlar. Savaşa devam etmenin, iktidarda kalma hedefine küçük düşürücü bir şekilde savaşı sonlandırmaktan daha fazla zarar vereceğini fark eder. Çin devreye girer ve Moskova’ya uzlaşı için baskı yapar, gerilim azaltılmazsa Rus gazı ve petrolü almayacağını söyler.

Bunun üzerine Putin bir çıkış yolu arar. Ukraynalı yetkililer de ülkelerindeki yıkım ve hayat kaybı nedeniyle savaşa devam etmektense bir siyasi uzlaşıyı tercih eder. Örneğin Ukrayna, Donbas’ın bir kısmı ve Kırım’daki Rus egemenliğini tanır. Putin de buna karşılık Ukrayna’nın Batı ile entegre olmasına itiraz etmeyi bırakır. Bütün bunlar olası gözükmeyebilir. Fakat kanlı bir çatışmanın sonunu getirebilecek kadar mümkün görülen bir senaryo da bu.

Putin’in devrilmesi

Peki ya Vladimir Putin? İşgale başladığında “Her türlü sonuca hazırız” demişti.

Peki bu sonuç, iktidarı kaybetmesi olursa? Düşünmesi zor gelebilir. Fakat dünya son günlerde değişti ve bu artık imkansız görülmüyor. Kings College’dan Savaş Çalışmaları Profesörü Sir Lawrence Freedman bu hafta “Artık Moskova’da bir iktidar değişikliği, Kiev’deki bir iktidar değişikliği kadar olası” diye yazdı.

Neden böyle yazmış olabilir? Belki de Putin’in savaşı ülkesinde bir felakete yol açar. Binlerce Rus askeri ölür. Ekonomik yaptırımlar büyük etki gösterir. Putin halk desteğini kaybeder. Belki de bir halk devrimi tehlikesi baş gösterir. Kolluk kuvvetlerini kullanarak bu muhalefeti bastırmaya çalışır. Fakat işler planladığı gibi gitmez ve Rus ordusu ile ekonomik ve siyasal elitinin önemli bir kısmı ona karşı çıkmaya başlar. Batı Putin’in yerine daha ılımlı bir liderin gelmesi durumunda bazı yaptırımların kaldırılabileceği ve diplomatik ilişkilerin normale dönebileceğini açıklar. Kanlı bir saray darbesiyle Putin devrilir. Bu senaryo da şu an çok olası gözükmeyebilir. Fakat Putin’in iktidarda kalmasından fayda gören kişiler, artık Putin’in çıkarlarına hizmet etmediğini düşünürse bu gerçekleşebilir.

Sonuç

Bunlar birbirini dışlayan senaryolar değil. Bunların çeşitli öğeleri bir araya gelerek farklı sonuçlara da yol açabilir. Fakat bu çatışma nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın dünya artık eski dünya değil. Eski statükoya bir dönüş olmayacak. Rusya’nın diğer ülkelerle ilişkisi daha farklı olacak. Avrupa’nın güvenlik politikaları değişmiş olacak. Liberal, uluslararası kurallara bağlı düzenin inşa edilme nedeni de tekrar hatırlanacak.

Paylaşın

Putin, Rusya’nın Nüfuz Alanlarını Nasıl İnşa Etti?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’yı işgal ederek Rusya’nın nüfuzunu genişletme sürecini bir üst noktaya taşıdı. Gazeteci Fehim Taştekin, Putin’in hamlelerini “Çeçenistan, Gürcistan ve Ukrayna: Putin, Rusya’nın nüfuz alanlarını nasıl inşa etti?” başlıklı yazı ile BBC Türkçe için analiz etti Taştekin’in yazısı şöyle;

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’in dağılmış Sovyet coğrafyasındaki Rus gücü ve nüfuz alanlarının yeniden inşasında Ukrayna çok farklı bir noktaya işaret ediyor.

“Çar’ın dönüşü” yakıştırmasına konu olan bu süreç; Çeçenistan’daki savaştan Gürcistan’dan bağımsızlığını ilan etmiş Abhazya ve Güney Osetya’nın tanınmasına, Güney Kafkasya ve Orta Asya’da istikrar misyonlarından Ukrayna’daki son müdahaleye kadar farklı çerçevelerde ilerleyen bir yol izledi.

Tüm bunlar, Sovyetler döneminin milliyetler siyasetine kara çalıp, imparatorluk döneminin kodlarıyla konuşan Putin’in ilan edilmemiş “Çar” tablosunu peyderpey tamamlar nitelikteydi.

2000’lerin ortalarından bu yana, Rusya Federasyonu’nun temelini oluşturan özerk cumhuriyetler ve oblastların (Slavca eyalet ve bölge anlamına geliyor) özerk karakterlerini daraltan otoriter bir merkezileşme yaşanıyor.

Hakim unsur, Rus kültürü ve kimliği

Bu sürece paralel olarak, Rus kültürü ve kimliği hakim unsur olarak tahkim ediliyor.

Komünist sistemde gerileyen muhafazakâr değerler desteklenirken, Çarlık ve imparatorluk dönemlerinde sisteme meşruiyet katan Ortodoks Kilisesi’ne itibarı iade ediliyor.

Ekonomik alanda sadakatlerini sunanlar hariç, oligarkların kontrol altına alınması “muktedir lider” imgesinin inşasında diğer ayağı oluşturuyor.

Savunmadan hücum pozisyonuna geçilirken, Batı’nın propaganda hegemonyasını kırmak için “agresif” bir medya yaratılıyor.

Bütün bunlar sistemin önce toparlanmasına, sonra otoriter sistemin yeniden inşasına hizmet etti.

Çeçenistan’a tankların sürülmesi ve Putin’in yükselişi

Çeçenistan’da 1994-1996’da Rusya aleyhine biten savaş hem Sovyetlerin çöküşünün biriktirdiği öfkeyi hem de iç bütünlüğü koruma kaygısını yansıtıyordu. Batı açısından da Rusya’nın toparlanmasını geciktiren bir savaştı.

1996’da Hasavyurt Anlaşması’yla Çeçenler karşısında yenilgiyi kabul eden Rusya’nın 1999’da yeniden Çeçenistan’a tankları sürmesi ile Putin’in yükselişi arasında bir bağ var.

Çeçenistan’da bağımsızlık iradesi tamamen ezilip Çeçen müftü Ahmet Kadirov ve oğlu Ramazan Kadirov eliyle Kremlin’e bağlı bir rejim oturtulurken, otoritenin restorasyonunda iki kolaylaştırıcı faktöre başvuruldu:

İlk olarak, Çeçenistan’ın siyasi, idari, bürokratik, güvenlik ve askeri birimleri Çeçenlere bırakıldı. Yani operasyon dahilde bir Ruslaştırılma işlemi değildi. Asi cumhuriyeti “Çeçenizasyon” ile merkeze taşıyan bir strateji güdüldü.

İkinci unsur, direngen Çeçen karakterini pasifize edecek Sufi İslam geleneğinin desteklenmesiydi.

Putin düzenli olarak Ortodoks Kilisesi’ne giderken Kadirov’un da kafasındaki takkesiyle dua edip Çeçenleri etrafında toplayacağı Osmanlı tarzı bir cami inşa edilmişti. Yerle yeksan edilmiş Grozni’nin yeni simgesiydi.

Direnişi ezme görevini Ruslardan devralan Kadirov’un İslam ve Çeçen geleneği adına yadırganan ya da tepki çeken ne kadar eylemi varsa Kremlin’in sonsuz hoşgörüsüne sahipti.

‘Muktedir’ lider Putin

Çeçenistan zaferi, Putin’i “muktedir” bir lidere dönüştürdü. Artık “Slavik” altın çağını yaşayabilirdi. Çeçenistan’daki kanlı dönem Rusya için gücünü ispat ve toparlanma iddiasıydı. Ve sonra sıra civara geldi.

Putin, Kafkasya’daki isyanı tamamen dış kaynaklı aşırılıkçı Vahabizme indirgeyen söylemine, El Kaide’nin 11 Eylül 2001’deki saldırılardan sonra Amerikalılardan karşılık buldu.

Ancak Çeçenistan’da savaşın bitmesinden sonra Batı’nın Rus nüfuz alanlarına yönelik operasyonları Gürcistan’da kendini gösterdi.

2003’te Mihail Saakaşvili’yi iktidara taşıyan “Gül Devrimi”, Sovyet kadrolarından gelmiş kliğin kırılmasında ilk başarıydı.

İkinci halka ertesi yıl “Turuncu Devrim”le Ukrayna’da koptu. Ardından sıra 2005’te Kırgızistan’daki Lale Devrimi’ne (Sarı Devrim) geldi. Orta Asya değişim sancısına tutulmuştu.

Afganistan işgaliyle ABD’nin Orta Asya’da edindiği üslere karşın Rusya da nüfuz alanını kaybetmemeye çalışıyordu.

Bu dönemde ayrıca Putin, Balkanlarda Slav dünyasının aleyhine gelişmelere dikkat kesilmek durumundaydı.

2006-2008’de Kosova’nın bağımsızlığını ve Birleşmiş Milletler kararı olmadan tanınmasını “Olumsuz emsal olur” uyarılarıyla karşılamıştı.

Rusya yakın çevrede Rus etkisine karşı gelişmeleri birkaç yıl izlemekle yetindi. Rusya’nın sabır saati rövanşın alınacağı günlere ayarlıydı.

Rusya’nın argümanı: ‘Vatandaşlarımız saldırıya uğradı, yanıtsız bırakamazdık’

ABD’nin 2002’den itibaren Gürcistan’da Türkiye’nin de yakın işbirliği ile yürüttüğü “Eğit ve Donat” programıyla Gürcü ordusunu bir savaşa hazırladığı yıllar sonra anlaşılacaktı.

Hedef Abhazya ve Güney Osetya’yı geri almaktı.

Durumu yakından izleyen Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu kararı uyarınca ambargo uyguladığı Abhazya ile Güney Osetya’da daha belirgin bir korumacı politikaya yöneldi; Abhazlar ve Osetlere Rus pasaportu dağıtmaya başladı.

Gürcistan’ın 2008’de Güney Osetya’ya askeri harekât başlatıp operasyonun ilk anlarında başkent Tshinval’deki Rus Barış Gücü Karargâhı’nı vurunca Putin’e tarihi fırsat doğmuştu.

Tankları birkaç saat içinde Vladikavkaz’dan Tshinval’e indirmekle kalmayıp Tiflis yakınlarına kadar sürerek, Gürcistan yönetimine “Güney Osetya ve Abhazya’yı ebediyen unutabilirsin” demiş oldu.

Rusya’nın argümanı, “Vatandaşlarımız saldırıya uğradı, yanıtsız bırakamazdık” şeklindeydi.

Ardından iki “de facto” bağımsız cumhuriyeti tanıyan adımlar atıldı. Fakat Abhazya ve Güney Osetya ilhak edilmedi. Abhazya, Güney Osetya ve Moldova’nın ayrılıkçı bölgesi Trans-Dinyester yıllardır pek çok konuda üçlü fotoğraf veriyor.

Rusya askeri güç bulundurduğu ve pasaport dağıttığı Trans-Dinyester’i henüz tanımadı. Yıllardır “Rusya ile geleceğe doğru” sloganıyla yaşayan Trans-Dinyester 2006’da Rusya’ya katılma önerisini yüzde 97 oyla referandumdan geçirmiş, 2014’te Duma’dan bu konuda adım atılmasını istemişti.

2008’e gelindiğinde Putin için izleme dönemi bitmiş, arka bahçeyi toparlama vakti gelmişti. 2013’de Mihail Saakaşvili’nin koltuğu kaybedip ülkesinde istenmeyen adam durumuna düşmesiyle Gürcistan, Rusya ile daha sakin bir döneme girdi.

Ukrayna’da Yanukoviç dönemi ve kaybedenler

Ukrayna’da ise Rus yanlısı Viktor Yanukoviç, 2003’te koltuğu Batı yanlılarına kaptırmanın intikamını 2010’daki seçimde alma şansını buldu. Ama Putin’in Ukrayna’yı yeniden yoğuracak siyasi araçlara sahip olduğu söylenemezdi.

Yanukoviç Avrupa Birliği ile ortaklık anlaşması için şansını denemiş ancak kredi için Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) dayattığı reformlar konusunda epey zorlanmıştı.

Sonunda 2013’te yüzünü tekrar Rusya’ya döndüğünde, Meydan Gösterileri (EuroMaidan) tetiklenecekti.

2014’te Almanya, Polonya, Fransa ve Rusya’nın arabuluculuğunda Yanukoviç; erken seçim, 2014 anayasasına dönüş ve parlamenter sistemin güçlendirilmesini öngören bir anlaşmayı muhalif liderlerle birlikte imzalamıştı.

Ancak Rus istihbaratının yardımı ve keskin nişancılarla Meydan’ın dağıtılacağına dair gizli belgelerin sızdırılmasıyla olaylar tekrar çığırından çıkmış, imzalanan anlaşma çöpe atılmış ve milislerin tehdidi altındaki parlamento Yanukoviç’in fişini çekmişti.

Kaybeden sadece Yanukoviç değildi. Radikal sağ, aşırı milliyetçi ve neo-Nazi gruplarının zehirlediği siyasal iklimde etnik Ruslar da ayrılıkçı yola sürüklenecekti.

Paylaşın

AB’nin Rusya Yaptırımları: Neyi Kapsıyor, Neyi Amaçlıyor?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali beşinci gününe girerken hükümetlerin ve kuruluşların açıkladığı yaptırımlara her geçen gün yenileri ekleniyor. Avrupa Birliği (AB) bu kapsamda bir bilgilendirme metni yayınlayarak yaptırımların kapsamını ve amaçlarının ne olduğu konusunda bilgilendirme yaptı.

Şimdiye kadarki en sert kısıtlayıcı tedbir paketini olduğu belirtilen yaptırımların amacını AB;

  • Kremlin’in savaşı finanse etme kabiliyetini kırmak;
  • Rusya’nın işgalden sorumlu siyasi elitlerine açık ekonomik ve siyasi bedeller ödetmek ve;
  • Rusya’nın ekonomik temellerini zayıflatmak.

olarak sıraladı.

Yaptırımların hedefinde Rus siyasi elitler bulunurken, Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov dahil 654 kişi ve 52 kuruluş yaptırım listesinde.

Bu kişi ve kuruluşların üzerinde de seyahat yasağı, varlıkların dondurulması ve fon sağlama yasağı var. Ayrıca AB şu an yaptırım listesine alma kriterlerinin genişletilmesi için çalışıyor.

İlk hedef finans sektörü

AB, finans sektörü yaptırımlarıyla Rusya’nın sermaye piyasalarına erişimini kesmek istiyor. Böylelikle yaptırım uygulanan kuruluşlar için borçlanma maliyetlerinin arttırılmasını ve Rusya’nın sanayi tabanının kademeli olarak aşındırılmasını hedefliyor. AB’nin finans sektörü yaptırımları şunları içeriyor:

  • Rus bankaları ve hükümeti (Merkez Bankası dâhil) tarafından her türlü menkul kıymet ödünç verme ve satın alma işleminin yasaklanması;
  • Üç önemli Rus bankasının tüm varlıklarının dondurulması ve bunlara finansal yasak getirilmesi;
  • Yaptırım uygulanan devlet şirketlerinin listesinin genişletilmesi;
  • Paralarını AB’de saklamalarını önlemek amacıyla Rus elitlerinin AB bankalarındaki mevduatlarının yasaklanması

Bu yaptırımlarla birlikte Rus bankacılık sisteminin (varlıklar itibariyle), hükümetin ve önemli devlet şirketlerinin yüzde 70’i artık AB sermaye piyasalarında finansman işlemi yapamayacak.

Enerji sektörü yaptırımları petrol fiyatlarını yükseltecek

AB, 2014’ten beri uygulanan mevcut petrol ekipmanı yasağını belirli rafineri teknolojilerinin ihracatını kapsayacak şekilde genişletti. AB, bu yaptırımla Rusya’nın petrol rafinerilerini yenilemesinin zorlaştırılmasını ve daha maliyetli hale gelmesini amaçlıyor.

AB’ye rafine petrol ihracatı 2019’da Rusya’ya 24 Milyar Euro kazandırmıştı.

Ticari hava filosunun dörtte üçü yurtdışından 

AB’nin ulaştırma sektörü yaptırımları Rusya’ya tüm uçak, uçak parçaları, teçhizatı ve ilgili tüm onarım, bakım ve finansal hizmetlerin ihracatının, satışının, tedarikinin ve transferinin yasaklanmasını içeriyor.

Rusya’nın mevcut ticari hava filosunun dörtte üçü AB, ABD ve Kanada yapımı. AB, söz konusu yaptırımlarla, Rusya’nın filosunu uluslararası standartlarda tutamamasını amaçlıyor.

AB, Rusya’nın teknolojik olarak geriye düşmesini istiyor 

AB, Rusya’nın önemli teknolojilere erişimini engelleyerek zamanla teknolojik kabiliyetini yitirmesini için de bir dizi yaptırım kararı aldı. Rusya’nın ileri teknolojilere erişiminin sınırlandıran yasaklar listesi şöyle:

  • İnsansız hava araçları ve bunların yazılımları;
  • Şifreleme cihazı yazılımları;
  • Yarı iletkenler ve gelişmiş elektronik ürünler

Vize tedbirleri

Son olarak vize tedbirleri. Diplomatlar için vizesiz seyahatin ile hizmet pasaportu sahipleri ve iş insanları için vize kolaylığının askıya alınmasını gündemde. Belirlenen vize politikasına göre;

  • Rus diplomatik pasaport hamilleri artık AB’ye vizesiz seyahatten yararlanamayacak
  • Rus hükümet yetkilileri ve iş insanları artık vize başvurusunda bulunurken daha düşük vize ücreti gibi kolaylıklardan faydalanamayacak
  • Ancak bu durum şu anda Vize Kolaylaştırma Anlaşması kapsamında aynı faydalardan istifade etmeye devam edecek olan Rus vatandaşlarını etkilemeyecek.

Donetsk ve Luhansk da listede

AB, 23 Şubat’ta da hâlihazırda hükümetin kontrolü dışındaki iki alan olan Donetsk ve Luhansk oblastları ve AB arasındaki ticareti hedef almıştı. Bu anlamda, AB şu yasak ve kısıtlamalar getirmişti:

  • Bu bölgelerden mal ithalatı yasağı;
  • Belirli ekonomik sektörlerle ilgili ticaret ve yatırımlar üzerindeki kısıtlamalar;
  • Turizm hizmetleri sağlama yasağı;
  • Belirli mal ve teknolojiler için ihracat yasağı.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Demokrasi İttifakı: Savaşa Karşı Barış, Hemen Şimdi Ve Her Yerde

HDP, EMEP, EHP, Halkevleri, HDP, SMF, TİP ve TÖP’ün oluşturduğu Demokrasi İttifakı, “Savaşa Karşı Barış, Hemen Şimdi ve Her Yerde” başlığıyla Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan savaşa dair ortak açıklama yaptı.

Haber Merkezi / Donetsk, Lugansk ve Ukrayna’da sivillerin hayatını kaybettiği, halklar yerinden yurdundan edilerek kitlesel göçe maruz kaldığı belirtilen açıklamada, “Bütün savaş ve işgal güçleri bölgeden çekilmeli, halklara kendi kaderini tayin hakkı tanınmalıdır. Emperyalizm ve faşizm, verilen talimatlardan da görüldüğü üzere; nükleer silahları dahi devreye sokacak kadar gözü dönmüş ve çılgındır. Hiroşima, Nagazaki, Vietnam ve Halepçe bu vahşetin tarihsel vesikalarıdır. Bu vahşete seyirci kalmayacağız! Savaşa karşı, barış ve kardeşlik için şimdi seslerimizi yükseltme zamanı!” ifadelerine yer verildi.

“Dünya pandeminin yaralarını sarmaya çalışırken büyük ve yeni bir savaş tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Kapitalizm insanlığın ekmeğini, sağlığını düşünmüyor; enerji ve silah tekellerinin çıkarları için halkların boğazlaştığı yeni bir savaşa alan açıyor.” cümleleriyle başlayan açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı;

Donbas üzerinden tırmanan Ukrayna-Rusya gerilimiyle başlayan savaş ve işgalin arkasında esas olarak bu gerçeklik vardır. Rusya ve ABD öncülüğündeki NATO’nun halkların iradesini yok sayan yayılmacı politikalarının tarafı değiliz. Halklar, bu iki odaktan birine taraf olmak zorunda değildir. Haksız savaşları ve savaşa güç toplama çağrılarını reddediyoruz. Tarafımız barıştır, tarafımız bütün dünyada savaşa karşı ayağa kalkan halklarla aynıdır.

Türkiye’de “Barış hemen şimdi!” diyerek sokaklara çıkan emek ve demokrasi güçlerini selamlıyoruz. Savaş aygıtlarının küresel tahkimatına karşı küresel barışın hayat bulması için tüm halklarımızı alanları doldurmaya çağırıyoruz. Türkiye, 3. Dünya savaşının ateşini fitilleme ihtimali olan bir kamplaşmanın ve çatışmanın tarafı olmamalıdır. Dış politikasında uzunca bir dönemdir küresel ve bölgesel güçlerle işbirliği halinde agresif ve komşu halklarla sürekli çatışma pozisyonunda olan AKP iktidarını uyarıyoruz. Türkiye ne NATO’nun ne de Rusya’nın savaş blokuna dahil edilemez. Barış isteyen halklar da buna geçit vermeyecektir.

Savaş, eşitlik ve insanca bir yaşam için mücadele eden emekçinin düşmanıdır. Savaşların en büyük kaybedeni emekçiler, yoksullar, kadınlar ve gençlerdir. Ülkemizin bütün halkları, işçi ve emekçileri savaşa, militarizme ve şovenizme karşı birleşmelidir. Savaş aynı zamanda demokrasinin düşmanıdır. Diktatörlüğe, otokrasiye, oligarşiye giden en kestirme yol savaşlardır. Savaş kadınlar için daha çok göç, taciz ve tecavüzdür. Savaş doğanın yıkımıdır. Sadece insanların değil tüm canlıların yaşamlarına kast eder. Ülkemizde demokrasi için mücadele eden tüm kesimler savaşa karşı birleşmeli, halkların boğazlanmasından ve savaş baronlarının daha da güçlenmesinden başka hiçbir işe yaramayacak bu savaşı bertaraf etmek için büyük bir dayanışma göstermek demokrasi mücadelesinin zorunlu bir parçasıdır.

Donetsk, Lugansk ve Ukrayna’da siviller hayatını kaybediyor, halklar yerinden yurdundan edilerek kitlesel göçe maruz kalıyor. Bütün savaş ve işgal güçleri bölgeden çekilmeli, halklara kendi kaderini tayin hakkı tanınmalıdır. Emperyalizm ve faşizm, verilen talimatlardan da görüldüğü üzere; nükleer silahları dahi devreye sokacak kadar gözü dönmüş ve çılgındır. Hiroşima, Nagazaki, Vietnam ve Halepçe bu vahşetin tarihsel vesikalarıdır. Bu vahşete seyirci kalmayacağız! Savaşa karşı, barış ve kardeşlik için şimdi seslerimizi yükseltme zamanı!”

Paylaşın

Rusya’ya Uygulanan SWIFT Yaptırımı Türkiye’yi Nasıl Etkiler?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi ile birlikte uluslararası kamuoyundan ardı ardına yaptırım açıklamaları geldi. Ancak bu yaptırımların arasında en etkili konu başlıklarından biri Rusya’nın SWIFT sisteminden çıkartılma kararı oldu.

Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication’ın kısaltması olan SWIFT için en doğru tanım uluslararası ödemeler ağı olarak öne çıkıyor.

Bu sistem tüm dünya ticaretinde kilit bir role sahip. Bu yüzden Rusya’nın sistem dışında kalması hem ticari hem de finansal hizmetlerin büyük oranda durmasına neden olabilir. Bu da Rusya üzerindeki ekonomik baskıyı arttıracak.

Ancak burada Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiren bir ilişki var. O da Türkiye’nin enerjiden gıdaya, turizmden tekstile kadar çok sayıda sektörde Rusya ile olan güçlü ticareti. Geçtiğimiz yıl Rusya ile ikili ticarette yaklaşık 35 milyar dolarlık bir hacim yakalayan Türkiye için bu aynı zamanda büyük bir ekonomik zorluk sürecini de beraberinde getirebilir.

DW Türkçe’den Emre Eser’e değerlendirmelerde bulunan Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir Politikaları eski Genel Müdürü ve eski IMF Ekonomisti Dr. Burcu Aydın Özüdoğru’ya göre Rusya ekonomisindeki bir daralma veya yaptırım Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Gıda, turizm ve müteahhitlik gibi alanlarda çok büyük bir ticari ilişkinin bulunduğunu belirten Özüdoğru, “Rusya’nın ödeme sistemleri konusunda yaşayacağı problemler Türk şirketlerinin ihracat yapma kapasitesini zorlayabilir ve tahsilat süreçlerini geciktirebilir” diyor.

Rusya ile Türkiye’nin ikili ticaretinde ilk akla gelen sektörler turizm ve gıda oluyor.

Alternatif pazar arayışı

Rusya’nın Türkiye’nin gıda ithalatında çok önemli bir yere sahip olduğunu belirten Tayaş Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “SWIFT engeli bizim Rusya olan ticaretimizi ciddi ölçüde engeller. Bugün itibarıyla Rusya’dan ithalat konusunda ciddi bir sıkıntı yaşamıyoruz. Ruslar ile şu an görüşüyoruz. Ama bu kararların daha kapsamlı uygulanması bizim için uzun vadede büyük bir problem oluşturacaktır. Sonuçta bir un fabrikası Rusya’dan buğday alıyor ve onun ödemesini bu sistem üzerinden yapıyor. İç tüketim için bir sıkıntı görülmese de biz şimdiden alternatif pazar arayışına girdik. B ve C planlarımızı devreye almak için çalışıyoruz. Buğday ithalatı yapabileceğimiz ülkeler üzerine yoğunlaşıyoruz” diye konuştu.

Gıda sektörü alternatif pazar arayışına girerken turizmciler ise Rusya pazarının yerinin Türkiye için çok stratejik olduğunu başka bir ülke ile doldurulamayacağını ifade ediyor.

Turizmci nasıl ödeme alacak?

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Batı Akdeniz Bölge Temsil Kurulu Başkanı Özgen Uysal, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle beraber rezervasyonların durduğunu söyledi. Yeni rezervasyon alamadıklarını belirten Uysal, “Turizm sektörü için çok kritik bir pazar. Ülkenin SWIFT sisteminden çıkarılması demek turizmcinin verdiği hizmetin ödemesini alamaması demek. Nasıl olacak? Eskisi gibi çanta ticareti mi yapacağız? Kripto para ile mi ödeme olacak? Bunlarla ticaret olmaz. Büyük bir belirsizlik var” ifadelerini kullandı.

Turizmciler Rus halkının ekonomik endişelerinin artmasının ve Ruble’nin hızla değer kaybetmesinin de Türkiye turizmi için olumsuz bir fotoğraf ortaya çıkaracağını düşünüyor.

“Hava sahası kapanırsa biteriz”

Üstelik Uysal, turizmcinin asıl endişesinin hava sahası sorunu olduğunu söylüyor. Buna göre turizme en büyük darbeyi Türkiye’nin de diğer Avrupa ülkeleri gibi hava sahasını Rus uçaklarına kapatması vurabilir. “İşte o zaman turizmciler dükkân kapatır. Biteriz” diyen Uysal, “Tek umudumuz bu işgalin ve savaş halinin sonlanması. Ukrayna ve Rusya’daki olayların Türkiye’yi etkilememesi imkânsız. Gözlerimiz yapılan toplantılarda. Umarız savaş en kısa sürede sonlanır. Durum hızla normale döner ve etkilerini daha fazla yaşamayız” şeklinde konuştu.

Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor

Rusya ekonomisinde yaşanan sıkıntıların Türkiye’yi her alanda etkileyebileceğini anlatan ekonomist Dr. Burcu Aydın Özüdoğru şöyle konuştu:

“Bu etkilerden birisi de finansal kırılganlık göstergeleri. Aslında bunu da görmeye başladık. Geçtiğimiz hafta Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile beraber Türk Lirası Dolar karşısında hızla değer kaybetti. Şu an biraz toparlanma olsa da önemli bir riski işaret ediyor. Ayrıca şu aşamada önemli risklerden birisi de kur korumalı mevduat sistemi üzerinden üstlenilen garantiler. Son verilere göre sistemde yaklaşık 470 milyar lira birikti. Örnek vermek gerekirse kur veya altına karşı verilen garantilerde mevduat faiz oranı yüzde 14-17. Orada kurun her bir puanlık yükselişi kamu maliyesi açısından 5 milyar dolarlık maliyet demek.”

“Enflasyonu tetikler”

Doğalgaz, petrol ve kurdaki yukarı yönlü çıkışın enflasyon üzerindeki baskıyı arttıracağını belirten Özüdoğru, Türkiye’nin, Rusya ve Ukrayna’dan önemli ölçüde tahıl ithal ettiğini hatırlattı. Her ülkede uzun sürecek sıkıntıların Türkiye’deki gıda fiyatlarının üzerinde de olumsuz etkisi olabileceğini söyleyen Özüdoğru, “Ayrıca turizmde de önemli bir kayıp söz konusu. Tüm bunlar ekonominin her alanında kendini gösterebilir” dedi.

Peki Rusya ile ticarette yerel parayla ticaret bu konuda bir rahatlama sağlayabilir mi?

“Yerel para ile daha zor”

Dolar ve Euro’nun uluslararası ticarette vazgeçilmez bir ağırlığının bulunduğunu dile getiren Özüdoğru, şöyle konuştu:

“Hatırlarsanız İran’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle Halkbank ABD’de ciddi suçlamalarla karşı karşıya kalmıştı. Ticarette buna dikkat edilecektir. Türkiye, Ruble gibi farklı para birimlerine yönelebilir ama burada Dolar ve Euro’nun dışına çıkması da kısa vadede pek mümkün değil gibi görünüyor. Bu geçiş çok kolay olmayacaktır.”

“Rusya’nın üzerinde ciddi etkisi olacak”

Son olarak Rusya’ya uygulanacak yaptırımların Rus finansal sistemi üzerindeki ciddi etki bırakacağını vurgulayan Özüdoğru bunları şöyle açıkladı:

“Rusya Merkez Bankası faiz oranlarını yüzde 9.5 seviyesinden yüzde 20’ye çıkardı. Ama buna rağmen Ruble, Dolara karşı yüzde 30’a yakın değer kaybetti. Yaptırımlar, Rus halkının bankacılık sistemine olan güvenini de etkileyecek. Özellikle SWIFT engellemesi bu konuda bir bankacılık krizine ve Ruble’nin daha da hızlı değer kaybetmesine neden olabilir. Ama dileğimiz barış müzakerelerinin başlaması ve bu etkilerin de yaşanmaması” diye konuştu.

Paylaşın

Savaş Makinesi NATO, Rusya Kadar Savaşın Sorumlusu

Demokrasi İçin Birlik, “Ukrayna’ya silah yığarak Rusya’yı sıkıştırmaya çalışan, halkı katleden Neonazileri finanse eden ABD de; Soğuk Savaş sonrasında dağıtılmayarak ısrarla genişletilmek istenen emperyalizmin savaş makinesi NATO da, Rusya kadar savaşın sorumlusudur” açıklamasını yaptı.

Demokrasi İçin Birlik (DİB), Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı ve bugün dördüncü gününe giren işgal harekatıyla ilgili açıklama yaptı.

“Emperyalist çıkarlar için başlatılmış bir savaş olduğu” vurgusu yapılan açıklamada “Halkların hayatı kararırken, savaş tacirlerine gün doğuyor” denildi.

“Irak’ta, Yemen’de, Suriye’de olduğu gibi Ukrayna’da yaşanan işgalin de karşısındayız” diyen DİB,  açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

“Yine, yeniden emperyalist çıkarlar uğruna, enerji ve petrol kaynaklarına egemen olmak için girişilen bir savaşla karşı karşıyayız. Hepimizin ortak evi olan dünyanın bir bölgesinde insanlar öldürülüyor, göçe zorlanıyor, diğer canlılar ve doğa yok ediliyor.

Savaşların insani, toplumsal, ekonomik, ekolojik yıkım yarattığını, savaşın bedelini en çok kadın, çocuk, emekçi ve yoksulların ödediğini biliyoruz.

Ülkemizde ve dünyanın her bölgesinde barış istiyoruz. Emperyalist devletlerin çıkarları için dünyanın yok edilmesine göz yummayacağız. Bölgede kan dökülmesine neden olan Rusya’nın işgal ve savaş politikasından derhal vazgeçmesi, halkların kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesi için sesimizi yükseltiyoruz.

“Bombardıman altındaki halkla birlikteyiz”

Ukrayna’ya silah yığarak Rusya’yı sıkıştırmaya çalışan, halkı katleden Neonazileri finanse eden ABD de; Soğuk Savaş sonrasında dağıtılmayarak ısrarla genişletilmek istenen emperyalizmin savaş makinesi NATO da, Rusya kadar savaşın sorumlusudur.

Emperyalist ve işbirlikçi devletlerle değil bombardıman altındaki Ukrayna halkıyla, barış için sokağa çıkan Rus savaş karşıtlarıyla; Türkiye’de ve dünyada barış, demokrasi ve kardeşlik mücadelesini yükselten herkesle aynı safta ve dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz.”

Paylaşın

Hiçbir Yaptırım Putin’i Durdurmayacak; İpler Onun Elinde

Gazeteci Banu Güven, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesi sonrası uygulanmaya başlayan ekonomik yaptırımlara ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Yayılmacı, işgalci politikası dışında, muhaliflerini en acımasız şekilde, zehirleyerek ortadan kaldırmakla suçlanan Putin’e yönelik ciddi bir yaptırım hiç söz konusu olmadı. Şimdiyse artık çok geç.  Bankalardan para transferini engellemek de dahil hiçbir yaptırım Putin’i durdurmayacak” ifadelerini kullandı.

Güven, konuya ilişkin değerlendirmesinin devamında, “Putin’i ekonomik yaptırımlarla durdurmak imkansız, çünkü en önemli yaptırım kartı, yani enerji kartı onun elinde. O yüzden Avrupa’da hemen her ülkede, Ukrayna haberlerinin yanında bir de “Rus doğal gazı kesilirse bunun maliyeti ne olacak” sorusu soruluyor” dedi. Güven, değerlendirmesini tek adam rejimlerine göndermede bulunarak, “Otoriter tek adam rejimlerinde işler böyle yürüyor. Tek bir adam, sadece ülkesinin değil, çok daha geniş coğrafyaların kaderini böyle değiştirebiliyor işte.” sözleriyle noktaladı.

Gazeteci Banu Güven DW Türkçe için “İpler artık Putin’in elinde” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Güven’in yazısı şöyle;

Avrupa, ABD, NATO… Hepsi Rusya’nın otoriter lideri, tek adamı Putin’i hafife aldı. Herkes Putin’in iktidarda olduğu 22 yıla yaydığı saldırgan ve yayılmacı politikasının, 2014’te Kırım Yarımadası’nı ilhakından sonra, doğudaki Donbas bölgesini de kontrol altına almaktan ibaret olacağını düşündü. NATO’yla “Barış için Ortaklık” anlaşması imzalamış olan Ukrayna’yı hepten işgal etmeye kalkışacağına inanmadılar. Putin’den gelen sinyallere değil, yalanlara inanmayı tercih ettiler. Ukrayna sınırına 150-200 bin askerlik bir ordu yığılırken, Kremlin sözcüsünün “savaş kelimesini kullanacak en son ülkeyiz” sözlerine inanmak istediler. Putin sağ gösterdi, sol vurdu. Dünya Rusya’nın Ukrayna’nın doğusundaki Donbas’ta, Rus ayrılıkçıların bağımsızlık ilan ettiği Donetsk ve Luhansk’a girmekle yetineceğini düşünürken, o başkenti hedefledi. Sonra da Batı’ya dönüp, pazılarını şişirdi. “Müdahale etmeye kalkışırsanız, tarihinizde görmediğiniz kadar kötü bir karşılık alırsınız” diye tehdit salladı. ABD ve NATO Soğuk Savaş’tan bu yana böylesine tehdit görmedi. Oysa ki, Putin neler yapabileceğinin sinyallerini, çok önceden vermişti. Herkes sinyalleri duydu, gördü, ama inanmak istemedi, çünkü işin ucunda ticaret, para ve en önemlisi doğal gaz vardı.

Rusya’ya verilen ödünler

Mesela bugün Rusya’nın üyeliğini askıya alan Avrupa Konseyi daha önce ne yapmıştı, bakalım. Rusya’nın Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ndeki (AKPM) oy hakkı, 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesinin ardından dondurulmuştu. Rusya, bu yaptırıma Konsey’in bütçesine katkı payını keserek cevap verdi. Rusya’nın bu misillemesi Avrupa Konseyi’ne faiziyle beraber 87,2 milyon euroya mal oldu. Sonra ne oldu? Rusya’nın oy hakkı, 25 Haziran 2019’da Kırım ilhakı devam etmesine rağmen iade edildi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde o dönem Türkiye’yi temsil eden ve oylamaya katılan tüm vekiller Rusya’nın lehine oy kullandı. Almanya’yı temsil eden vekillerin de biri hariç hepsi Rusya’nın oy hakkının iadesini destekledi.

Bu durum, karardan birkaç ay sonra Avrupa Konseyi’nde düzenlenen Dünya Demokrasi Forumu’nda da protesto edildi. Konsey binasının Parlamenterler Meclisi’nden kantine kadar her köşesine plastikten yapılmış binlerce oyuncak asker ve Rusya’nın Ukrayna’da işgalci olduğunu hatırlatan, #notatoysoldier, yani “oyuncak asker değil” başlıklı bildiriler iliştirilmişti. Mesaj netti: “Bu oyuncak askerler Rusya’nın saldırı tehdidini sembolize etmektedir. Ukrayna Rusya’nın saldırganlığına maruz kaldı ve Kırım ile Donbas’ı kaybetti. Bu durumun uzağınızda yaşandığını ve sizi ilgilendirmediğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü Rusya’nın askerleri her yerde. Savaşta, bilgi iletişim sektöründe, diplomaside, ekonomide, seçimlerde. Rusya Federasyonu’nun eylemleri karşısında sessiz kalmanız, sadece Ukrayna’ya değil, tüm dünyaya karşı bir tehdit oluşturmakta. Aynı hatayı bir daha yapmayın. Ukrayna’nın hali hazırda ödediği ve sizin de ödeyeceğiniz bedel çok yüksek olacaktır! Zihninizi işgal etmelerine izin vermeyin.” Kimse Ukrayna’dan yükselen bu sesi ciddiye almadı. Yayılmacı, işgalci politikası dışında, muhaliflerini en acımasız şekilde, zehirleyerek ortadan kaldırmakla suçlanan Putin’e yönelik ciddi bir yaptırım hiç söz konusu olmadı. Şimdiyse artık çok geç. Bankalardan para transferini engellemek de dahil hiçbir yaptırım Putin’i durdurmayacak.

Yaptırımlara karşı doğal gaz kartı

Putin’i ekonomik yaptırımlarla durdurmak imkansız, çünkü en önemli yaptırım kartı, yani enerji kartı onun elinde. O yüzden Avrupa’da hemen her ülkede, Ukrayna haberlerinin yanında bir de “Rus doğal gazı kesilirse bunun maliyeti ne olacak” sorusu soruluyor. Mesela Almanya bu konuda kara kara düşünüyor, çünkü 2020’de petrol ve doğal gaz ihtiyacının yüzde 44’ünü Rusya’dan karşılamış. 2011’de açılan Kuzey Akım (Nord Stream) hattından her yıl 55 milyar metreküp doğal gaz geçiyor. Hükümet bu hatta ek olarak planlanan Kuzey Akım 2’yi şimdilik askıya alsa da, bu Rus doğal gazına bağımlı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Türkiye de Almanya gibi Rus doğal gazına bağımlı. Aralık 2021’de Rusya’dan alınan doğal gaz miktarı 2 milyar 66 milyon metreküp. Rusya, Türkiye’nin sadece en çok doğal gaz aldığı ülke değil, aynı zamanda en çok ithalat yaptığı ikinci ülke. Geçen yıl Rusya’dan gelen turist sayısı ise 4 milyon 600 bini buluyor. Kısacası, ne yaptırım uygulanırsa uygulansın, ipler eninde sonunda Putin’in elinde.

Avrupa’nın sınırında Rus füzeleri

“Ukrayna” Rusça’da “sınır bölgesi” anlamına geliyor. Aslında göçebe toplumlarla yerleşik olanların kesiştiği hattı anlatan bu isim, Putin için ise “Benim sınır bölgem” demek. Her fırsatta “Ukrayna tarihsel olarak Rusya toprağıdır” diyen Putin, burada da Belarus ve Çeçenistan’da yaptığı gibi bir kukla rejim kurmak, böylece Büyük Rusya Federasyonu hayalini gerçekleştirmek istiyor. Bunu yaparken de eski KGB günlerinden kalan psikolojik savaş, şantaj gibi becerilerini de sergiliyor. Ukrayna ordusunun moralini, Rus ordusunun gücünü hatırlatarak bozmak istiyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’i kendi ordusunu kullanarak devirmeyi deniyor. Putin tüm dünyanın gözlerinin önünde şantaj yoluyla darbe çağrısı yapıyor.

Batılı ortakları NATO ve AB, Ukrayna’yı, sınırlı yardımlar ve sözlerle avutmaya çalışırken, Putin kendine, Belarus’tan sonra füze sistemlerini yerleştirebileceği bir alan daha açmakla meşgul. Bu onun dışarıda genişleyen NATO’yu durdurma hamlesi, içerideyse popülaritesini artırıp, iktidarını sağlamlaştırma çabası. Tek sesli Rus medyası halka Putin’in Ukrayna’daki Ruslar’ı ve zaten aslen Rus olduğunu iddia ettikleri Ukraynalılar’ı “Naziler’den” kurtarmak için operasyon yaptığını anlatıyor. İçeride de kimse Putin’e “Dur” diyemiyor. Dış İstihbarat Şefi Sergey Narişkin bile. Putin istihbarat şefini herkesin önünde “Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığını tanımayı destekliyor musun, desteklemiyor musun? Açık ve net konuş” diye sıkıştırabiliyor. Otoriter tek adam rejimlerinde işler böyle yürüyor. Tek bir adam, sadece ülkesinin değil, çok daha geniş coğrafyaların kaderini böyle değiştirebiliyor işte.

Paylaşın