Erdoğan’ın Başdanışmanı Uçum: 2014’teki Cumhurbaşkanlığı Yeni Sistemden Sayılmaz

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılması öngörülen seçimde aday olup olamayacağı tartışmalarına ilişkin Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçiminin eski sistem ile 2018’deki seçimin ise yeni sistemle yapıldığını belirtti: Bir kanunun istisnai olarak geçmişe etkili olabilmesi için kanunda bu konuda açık hüküm olması gerekir.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılması öngörülen seçimde aday olup olamayacağı tartışmalarını kaleme aldı.

Uçum, Habertürk’te yayımlanan yazısında “en fazla iki kez seçilebilme” kuralına ilişkin tartışmalarına dair şunları yazdı:

“Anayasa’nın 101’inci maddesinin 2’nci fıkrasında görev süresinin 5 (beş) yıl, seçilme sayısının 2 (iki) olduğuna ilişkin hükümler 6771 sayılı Kanunla hem TBMM’de hem de Halkoyuyla yeniden kabul edildi. 101’inci madde bu hükümleri de içerecek şekilde tümden yeniden yazıldı, değişik hali bir bütün olarak kanunda yer aldı ve yeni şekliyle 30 Nisan 2018’de yürürlüğe girdi.

“İfadeler aynı olsa da aynı değil”

Dolayısıyla, değişen 101’inci maddede iki kez seçilme şartı metin olarak eski hükümdeki ifadelerin bire bir aynısı olsa da kanuni olarak yeni bir düzenleme söz konusudur. 101’inci maddenin değişik hükümlerinin yeni, eski metinleri tekrar eden hükümlerinin eski olduğu iddiası geçersizdir. 101’inci madde bütün hükümleriyle yeni sisteme uygun yeni bir düzenleme olarak yürürlüğe girmiştir. Bunun anlamı yeni sistem açısından iki kez seçilme şartının 101’inci maddenin yürürlüğe girdiği tarihten geçerli hale geldiğidir.

Eski sisteme göre 2014 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi 101’inci maddenin tümden değiştirilen eski haline göre gerçekleşti. 101’inci maddenin yeni hali ise sonra yapılan ve yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için geçerlilik kazandı. Nitekim 6771 sayılı Kanun’un 18/b hükmü yeni 101’inci maddenin ‘birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte’ yürürlüğe gireceğini düzenlemiştir.

“Bu seçim yeni 101 kapsamına girmiyor”

Bilindiği gibi 2014 Cumhurbaşkanı seçimi eski sistemin gereği olarak tek başına yapılan bir seçimdir. Birlikte seçim ilk kez 24 Haziran 2018 tarihinde olmuştur. Dolayısıyla yeni 101, 24 Haziran 2018 seçimleri ile sonra yapılacak seçimleri kapsar. Geçmişte tek başına yapılmış Cumhurbaşkanı seçimi yeni 101’in kapsamına girmez.

Ayrıca bir genel hukuk ilkesi olarak kanunlar geriye yürümez. Bir kanunun istisnai olarak geçmişe etkili olabilmesi için kanunda bu konuda açık hüküm olması gerekir. Ayrıca bir kanunun geriye yürümesine ilişkin hükümler geçmişe etkililiği hak kaybı doğuracak şekilde düzenleyemez. Öte yandan 101’inci maddenin yürürlüğe giren yeni haline ilişkin geçmişe etkili olacağı yönünde 6771 sayılı Kanun’da herhangi bir hüküm de yoktur.

“Kanun geriye yürümez”

Buna göre iki kez seçilme şartı, anayasal olarak 30 Nisan 2018’den sonraki dönemi kapsamaktadır. Yeni bir düzenleme yapılmış olması ve kanunların geriye yürümeyeceği ilkesi yani tek başına bu husus bile eski sistemde yerine getirilmiş cumhurbaşkanlığı görevinin yeni sistemdeki cumhurbaşkanı döneminden sayılmayacağını hukuken kesin olarak kanıtlar.

Yine kanunların zaman bakımından uygulanması açısından bakılırsa, kural bir kimsenin ikiden fazla cumhurbaşkanı seçilemeyeceğidir. Yani seçimle ilgili bir kural söz konusudur. 2014 seçimi, YSK 15 Ağustos 2014’de kesin sonuçları açıkladığında yani 30 Nisan 2018’den çok çok önce tamamlanmıştır. Dolayısıyla 2014 seçimine ilişkin devam eden bir durum yoktur. Bu durumda yeni 101’inci madde 2014 Cumhurbaşkanı seçimini kapsamaz.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN.

Paylaşın

Altılı Masa’nın “Erdoğan Aday Olamaz” Açıklamasına Ömer Çelik’ten Yanıt

Altılı Masa’nın “Erdoğan bir kez daha aday olamaz” açıklamasına yanıt veren AK Parti Sözcüsü Çelik, “Cumhurbaşkanımızın yeniden adaylığı önünde hiçbir engel yoktur. Bu esasında bir tartışma konusu bile değildir” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Altılı Masa’nın dünkü toplantısı sonrası yapılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha aday olmasının hukuki olmadığı açıklamasına yanıt verdi.

Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Cumhurbaşkanımızın yeniden adaylığı önünde hiçbir engel yoktur. Bu esasında bir tartışma konusu bile değildir. Bunun tartışma konusu yapıldığı zemin hukuk değil, geçmişte gördüğümüz gibi hukuksuz yollarla siyasete yön verme arayışlarıdır” dedi.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa’nın İYİ Parti ev sahipliğinde yapılan toplantı sonrası yapılan açıklamada, Erdoğan’ın seçimlerde TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe aday olamayacağı belirtildi:

“Türkiye, hukuksuzluk, kanunsuzluk ve başıbozuklukla hareket eden bir hükümet tarafından yönetilmektedir. Bu çerçevede, Anayasa ve kanunda hiçbir tereddüde yer vermeyecek kadar açık bir şekilde düzenlenmiş olan hükümler uyarınca, TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerde bir kez daha aday olması mümkün değildir.

Cumhurbaşkanının, Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü kez adaylığını ilan etmesi demokrasi tarihimize eklediği bir diğer kara sayfadır. Anayasa’yı yok sayan bu başıboşluğu kabul etmediğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.

Bununla beraber, Cumhuriyetimizin 100. yılında milletimizin bu hukuksuz düzene “Yeter” cevabı vereceğinden emin olan bizler, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapmayı planladığı seçime halkımızdan aldığımız destekle, kendimize olan inancımızla ve ülke sevdamızla hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.”

Paylaşın

Erdoğan’dan 28 Şubat Generalleri İlhan Kılıç Ve Kenan Deniz İçin Af Kararı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Şubat davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Orgeneral İlhan Kılıç ile eski Tümgeneral Kenan Deniz’ın cezalarını Adli Tıp Kurumunun “kocama hali” raporu gerekçesiyle kaldırdı.

Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı. Adi suçlardan 9 yıl 46 ay hüküm giyen Osman Kartal’ın cezası da sağlık sorunları nedeniyle affedildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, söz konusu kararları Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 104’üncü maddesinin 16’ncı fıkrası hükmü uyarınca verdi.

28 Şubat davasını yürüten Ankara 5’inci Ağır Ceza Mahkemesince 2018 yılında müebbet hapis cezasına çarptırılan her iki isim de Ağustos 2021’den beri cezaevindeydi.

86 yaşındaki İlhan Kılıç, 28 Şubat döneminin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri ve eski Hava Kuvvetleri Komutanıydı.

74 yaşındaki Kenan Deniz ise dönemin Genelkurmay İç Güvenlik Harekat Dairesi Başkanı ve Başbakan Askeri Başdanışmanı’ydı.

Genelgede değişikliğe gidilmişti

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada, Anayasa’nın 104’üncü maddesine göre Cumhurbaşkanı’nın sürekli hastalık, sakatlık ve engellilik hâlinde hükümlülerin cezasını hafifletme ve kaldırma yetkisi bulunduğunu hatırlatırken Adalet Bakanlığının bu konudaki genelgede gittiği değişiklikle ilgili bilgi vermişti.

Bozdağ, “Genelgenin yazımında birtakım yanlışlıklar vardı. Adli tıbbın uygulamalarında yanlışlıklar vardı. Adli tıp raporlarında, adeta cumhurbaşkanı yetkisini kullanır gibi şu ifadeleri kullanıyorlardı, ‘104. madde kapsamına girmez, 104. madde kapsamına girer.’ Halbuki bu konuda kanun ve cumhurbaşkanlığı kararnamesi var, yasalarımız var. ‘Adli Tıp Kurumuna sadece bilimsel ve teknik görüş sorulur’ diyor. Ama onlar öyle bir yetki kullanıyorlar ki 104. madde kapsamına girip girmeyeceğine karar veriyorlar. Bu kararı verme yetkisi Sayın Cumhurbaşkanı’mıza aittir. O yüzden biz genelgemizi güncelledik” demişti.

Bakan Bozdağ, “Adli Tıp Kurumu, sadece sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hâli olup olmadığına dair teşhis ve tespit yapacak. Derecesini de yazmayacak. ‘Kocama vardır’ o kadar. ‘Sakatlık vardır’ o kadar. ‘Sürekli hastalık vardır’ o kadar. Onun dışında geri kalan konu Cumhurbaşkanı’nın takdirine aittir. Affeder, etmez veya cezasını azaltır, azaltmaz. Onun takdirinde. Şimdi bizim yayınladığımız yeni genelge, bu konudaki kargaşayı ortadan kaldıracaktır. Biz genelgeyi değiştirdik. Şimdi bir bahane kalmamış oldu” ifadelerini kullanmıştı.

Bu doğrultuda 28 Şubat davası hükümlüleri Kenan Deniz ve İlhan Kılıç hakkında Adli Tıp Kurumunca “kocama hâli”ne ilişkin rapor düzenlendiğini söyleyen Bozdağ, “Tabii o, ceza işlerine gelecek, ceza işlerinden Cumhurbaşkanı’na iletilecek. Bu bir süreç tabii. Yani o yüzden henüz daha tekamül etmiş değil. Süreç işliyor” demişti.

28 Şubat davası

2 Eylül 2013’te başlayan 28 Şubat davasında 103 sanık, 28 Şubat sürecinde “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak”la suçlandı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Nisan 2018’de 103 sanıktan 21’i hakkında müebbet hapis cezası verdi. 68 sanık beraat etti. 10 sanık için zaman aşımının dolması, 4 sanık için de hayatlarını kaybetmiş olmaları nedeniyle dava düşürüldü.

1 numaralı sanık olan dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, 26 Mayıs 2020’de temyiz süreci devam ederken hayatını kaybetti.

Yargıtay 9 Temmuz 2021’de 14 sanık (Ahmet Çörekçi, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Doğan, Çetin Saner, Çevik Bir, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Hakkı Kılınç, İdris Koralp, İlhan Kılıç, Kenan Deniz, Vural Avar ve Yıldırım Türker) hakkında verilen müebbet hapis cezalarını onadı.

Davada hüküm giyen emekli generallerin rütbeleri Genelkurmay Başkanlığı’nın kararıyla söküldü.

Vural Avar, 22 Aralık 2022’de tutuklu bulunduğu Sincan Cezaevi’nde demans hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmişti. Çevik Bir, Çetin Saner ve Aydan Erol’dan sonra bu ay Hakkı Kılınç da sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmişti.

Paylaşın

MGK Bildirisinde “Suriye’nin Toprak Bütünlüğü” Vurgusu

MGK toplantısı sonrası yayınlanan bildiride, “PKK/KCK-PYD/YPG ve destekçilerinin, Suriye halkının barış, huzur ve refaha kavuşmasının önündeki en büyük engeli teşkil ettiği, terör örgütlerinin tamamen bertaraf edilerek Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini esas alan kapsayıcı ve bütüncül bir çözüme ulaşılmasının, kalıcı barışa giden yolu açacağı konuşuldu.” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Türkiye’nin, NATO’nun açık kapı politikasını desteklediği belirtilen bildiride, şunlar kaydedildi: “Buna mukabil NATO İttifakı’na katılmak isteyen devletlerin de müttefiklik hukukuna ve ruhuna uygun hareket etmeleri gerektiğinin altı çizilmiş, PKK/KCK-PYD/YPG ile FETÖ başta olmak üzere terör örgütleri ile mücadele konusundaki mutabakat zaptından kaynaklanan yükümlülüklerini somut adımlarla bir an evvel yerine getirmelerinin zaruri olduğu ifade edilmiştir.

İslam karşıtı ırkçılığın bir tezahürü olan ve milyarlarca insanın kutsal değerlerini hedef alan menfur saldırılar şiddetle kınanmış; din, vicdan ve düşünce hürriyeti gibi değerleri temellerinden sarsan, demokrasi ve ifade özgürlüğü ile de izah edilemeyecek eylemleri teşvik ve himaye edenlerin, insan haklarını hiçe sayan bu nefret suçuna ortak oldukları hatırlatılmıştır.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının ardından bildiri yayımlandı. Bildiride şu ifadeler yer aldı:

“PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere milli güvenliğe, birlik ve beraberlik ile bekaya yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında Kurul’a bilgi sunulduğu ve ihtiyaç duyulması halinde daha ileri adımların atılacağı, bunun için gereken iradenin ve hazırlıkların tam olduğu kaydedilmiştir.

PKK/KCK-PYD/YPG ve destekçilerinin, Suriye halkının barış, huzur ve refaha kavuşmasının önündeki en büyük engeli teşkil ettiği, terör örgütlerinin tamamen bertaraf edilerek Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini esas alan kapsayıcı ve bütüncül bir çözüme ulaşılmasının, kalıcı barışa giden yolu açacağı belirtilmiştir.

Yunanistan’ın sürdürdüğü kışkırtıcı eylem ve söylemleri ile silahlanma gayretlerinin, bölgemizdeki gerilimi artırmanın ötesinde bir fayda sağlamayacağı belirtilmiş, Türkiye’nin milli güvenliğini ve menfaatlerini hedef alan herhangi bir oldubittiye hiçbir surette müsaade edilmeyeceği hususu, bir kez daha kuvvetle vurgulanmıştır.

Buna mukabil NATO İttifakı’na katılmak isteyen devletlerin de müttefiklik hukukuna ve ruhuna uygun hareket etmeleri gerektiğinin altı çizilmiş, PKK/KCK-PYD/YPG ile FETÖ başta olmak üzere terör örgütleri ile mücadele konusundaki mutabakat zaptından kaynaklanan yükümlülüklerini somut adımlarla bir an evvel yerine getirmelerinin zaruri olduğu ifade edilmiştir.

İslam karşıtı ırkçılığın bir tezahürü olan ve milyarlarca insanın kutsal değerlerini hedef alan menfur saldırılar şiddetle kınanmış; din, vicdan ve düşünce hürriyeti gibi değerleri temellerinden sarsan, demokrasi ve ifade özgürlüğü ile de izah edilemeyecek eylemleri teşvik ve himaye edenlerin, insan haklarını hiçe sayan bu nefret suçuna ortak oldukları hatırlatılmıştır.”

Paylaşın

Bloomberg’den Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan’a Baskı Yapılmalı

“NATO liderleri, en geç 18 Mayıs’a kadar, İskandinav ülkelerinin üyeliğini onaylaması için Erdoğan’a baskı yapmalıdır. Türkiye direnirse ABD Kongresi, Ankara’ya F-16 savaş uçağı satışını durdurarak yanıt vermelidir. NATO, Türkiye’nin ortak tatbikatlara katılımını azaltmalı ve temmuzdaki NATO liderleri zirvesinde Erdoğan’ı dışlamalıdır. İttifaktan ihraç da masada olmalı.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Stockholm’deki Kuran yakma eylemi sonrası İsveç’in NATO üyeliğini engelleme açıklamasının yankıları sürüyor.

Son olarak ABD merkezli medya kuruluşu Bloomberg’in internet sitesinde, “NATO, Erdoğan’ın genişlemeyi ertelemesine izin vermemeli” başlıklı bir analiz yayınlandı. Macaristan ile birlikte İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine henüz onay vermeyen Türkiye, ‘inatçı bir ülke’ olarak nitelendirildi.

‘Milliyetçi seçmenlerin desteğine ihtiyacı var’

Erdoğan’ın da önümüzdeki aylarda düzenlenecek seçimler öncesi milliyetçi seçmenlerinin desteğine ihtiyacı olduğu ve bu yüzden ‘geri adım atmayacağı’ belirtildi.

“Türkiye’nin inatçılığı sadece İskandinav ülkelerinin üyelik hedeflerini tehlikeye atmıyor, Avrupa’nın güvenliği de risk altına giriyor” denilen analizde, şu ifadelere yer verildi: “NATO’ya katılmak üzere tarafsızlık politikasını terk eden ancak tam üyeliğin getirdiği güvenlik garantilerinden mahrum olan Finlandiya ve İsveç, Rus baskısına karşı benzersiz bir şekilde savunmasız durumdalar.”

‘Erdoğan’ı dışlamalı, ittifaktan ihraç da masada olmalı’

Bloomberg editörlerinin kaleme aldığı analizde, ABD ile Avrupa’nın ‘NATO açmasını çözmesi’ gerektiği belirtilirken, ‘NATO liderlerinin Erdoğan’a baskı yapması gerektiği’ savunuldu. Analizde, şu ifadeler kullanıldı:

“İttifak liderleri, en geç 18 Mayıs’a kadar, İskandinav ülkelerinin üyeliğini onaylaması için Erdoğan’a baskı yapmalıdır. Türkiye direnirse ABD Kongresi, Ankara’ya F-16 savaş uçağı satışını durdurarak yanıt vermelidir. NATO, Türkiye’nin ortak tatbikatlara katılımını azaltmalı ve temmuzdaki NATO liderleri zirvesinde Erdoğan’ı dışlamalıdır. İttifaktan ihraç da masada olmalı.”

Macaristan Şubat ayında onaylayacağını açıklamıştı

NATO’nun 30 üyesinden 28’i Rusya’nın Ukrayna işgalinden sonra NATO üyeliği başvurusunda bulunan İsveç ve Finlandiya’nın ittifaka katılımına kendi parlamentolarında onay vermiş durumda.

Türkiye ve Macaristan henüz onay sürecini tamamlamamış olan iki NATO üyesi. Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, Şubat ayında Meclis toplandığında İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerini onaylayacaklarını belirtmişti.

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’den Erdoğan’a İsveç Tepkisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Stockholm’deki Kuran yakma eylemi sonrası İsveç’in NATO üyeliğini engelleme açıklamasına Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jans Stoltenberg, tepki gösterdi.

Alman Die Welt televizyon kanalına açılama yapan Stoltenberg, aşırı sağcı siyasetçinin eylemini eleştirirken, eyleme izin verdiği için Ankara tarafından sert bir şekilde eleştirilen İsveç hükümetine üstü kapalı destek verdi.

Jans Stoltenberg, “İfade özgürlüğü, fikir özgürlüğü İsveç’te ve diğer tüm NATO ülkelerinde değerli bir ilke. Bu nedenle bu uygunsuz eylemler otomatik olarak yasa dışı sayılmaz.” dedi.

İsveç hükümetinin bu eylemi açık bir şekilde kınadığını kaydeden Stoltenberg, kendisinin de Stockholm sokaklarında yaşanan, başka insanların görüş ve inançlarına yönelik bu tür hakaretlere kesinlikle karşı olduğunu ifade etti.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, son gelişmelere rağmen Türkiye’nin şu ana kadar NATO üyeliğiyle ilgili tartışmada ittifakla önemli ölçüde işbirliği içinde olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, abine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, İsveç’te Cumartesi günü gerçekleşen Kuran yakma eylemine tepki göstermiş ve Stockholm’ün NATO üyelik başvurusuna destek verilmeyeceğini söylemişti.

Finlandiya, NATO’ya İsveç’le birlikte girme kararını gözden geçiriyor

Öte yandan Finlandiya haber ajansı YLE’ye konuşan Dışişleri Bakanı Haavisto, kendileri için ilk seçeneğin hala NATO’ya birlikte girme stratejisi olduğunu ancak İsveç’in başvurusunun daha da ertelenmesi halinde bu kararı gözden geçireceklerini söyledi.

Reuters haber ajansına da konuşan Haavisto, Finlandiya, İsveç ve Türkiye arasındaki iki İskandinav ülkesinin NATO’ya katılma planlarına ilişkin müzakerelere birkaç haftalık ara verilmesi gerektiğini söyledi:

“Üçlü müzakerelere dönmeden önce ara vermemiz ve son yaşananlardan sonra sular durulduğunda nerede olduğumuzu görmemiz gerekiyor, yani hemen bir sonuca varılmamalı… Birkaç haftalık bir duraksama olacağını düşünüyorum.”

Macaristan Şubat ayında onaylayacağını açıklamıştı

NATO’nun 30 üyesinden 28’i Rusya’nın Ukrayna işgalinden sonra NATO üyeliği başvurusunda bulunan İsveç ve Finlandiya’nın ittifaka katılımına kendi parlamentolarında onay vermiş durumda.

Türkiye ve Macaristan henüz onay sürecini tamamlamamış olan iki NATO üyesi. Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, Şubat ayında Meclis toplandığında İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerini onaylayacaklarını belirtmişti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a EYT Çağrısı: Oyalamayı Bırak

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) kanunuyla ilgili “Meclis’e getir hemen” çağrısı yaptı. 

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “EYT’lileri oyalamayı bırak. Millet senin bu seçim oyunlarından bıktı. İnsanlarımızın haklarını seçimlere malzeme etmeye çalışma. Her şeyi berbat ettin, son dakika çabaların zaten fayda etmeyecek. EYT’yi Meclis’e getir hemen @RTErdogan.”

Emeklilik başvurusu nasıl yapılıyor?

Yasalaşması beklenen yeni emeklilik düzenlemesiyle ilgili olarak Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ya da e-Devlet uygulaması üzerinden bilgi alınabiliyor.

SGK, EYT düzenlemesi yasalaşınca oluşabilecek yoğun emeklilik başvurusu işlemleri için birtakım önlemler aldığını duyurdu.

Kurum, emeklilik işlemlerinin yürütüleceği merkezlerin çoğaltıldığını ve ilave personel ekleneceğini belirtti, emeklilik başvurusunda bulunacakların süreci hatasız tamamlamaları için tanıtıcı videolar hazırlandı.

Emeklilik başvuruları için e-Devlet uygulaması üzerinden talep oluşturulabiliyor.

Uygulamada ilk olarak “gelir, aylık ödenek talep belgesinin verilmesi” sekmesine tıklamak, ardından “yeni başvuru” sekmesi üzerinden “yaşlılık aylığı” butonunun seçilmesi gerekiyor.

SSK kapsamında aylık talep edeceklerin ise “4A”, BAĞ-KUR kapsamına girenlerin ise “4B” seçeneğini işaretleyip ‘Başvur’ butonunu tıklaması gerekiyor.

EYT düzenlemesi kimleri kapsıyor?

Emeklilikte Yaşa Takılanlar, sigortalı çalışırken 8 Eylül 1999’daki bir yasal değişiklikten sonra emekli olma koşulları büyük oranda değişen kişilere deniyor.

Sigorta başlangıç tarihi 9 Eylül 1999’dan önce olanları ve emekli olmak için gereken prim günü ve sigortalılık süresi şartını sağlamış olanlar, getirilen yaş zorunluluğu sebebiyle emekli olamadı.

Kanundaki değişiklik öncesinde kadınlarda 20 yıl, erkeklerde ise 5000 gün prim şartı ve 25 yıl sigortalılık süresi yeterliydi. Dolayısıyla 18 yaşında çalışmaya başlayan bir kadın 38, 18 yaşında çalışmaya başlayan bir erkek ise 43 yaşında emekli olabiliyordu.

1999 yılında yapılan değişiklikle birlikte kadınlarda emeklilik yaşı 58, erkeklerde 60 oldu. 2008 yılında ise ilk kez sigortalı olarak işe başlayacaklar için emeklilik yaşı 65’e yükseltildi.

Bu düzenlemenin bütçeye getireceği yük, yaş şartı, prim gün sayısı ve hizmet yılı şartları gibi etkenleri göz önünde bulundurarak ve hesaplayarak bir düzenlemenin yapılması gerekliliği uzun zamandır bu sorunun çözülememesinde büyük bir etken.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2018’de yaptığı açıklamalarda EYT yasasının kamuya yıllık maliyetinin 26 milyar TL olacağını söylemişti. EYT Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Serpil Şahin ise düzenlemenin bütçeye yükünün 8 milyar TL olacağını söylemişti.

Sorun neydi?

EYT’ler, 1999 yılında çıkarılan kanunun hukuka aykırı olarak geriye doğru işletildiğini ve neticesinde yüz binlerce emeklinin yıllarca süren ve mağdur sayısının katlanarak arttığı bir sistem yarattığını söylüyordu.

Bu zamana dek pek çok siyasinin kapısını çaldıklarını söyleyen EYT’ler son olarak bir federasyon kurmuş ve eylemlerini tek çatı altında yürütmüştü.

Siyasi partiler her defasında söz aldıklarını ancak her seçim döneminde “seçim malzemesi” haline getirildikleri savunan EYT’ler, bu yıl bu mağduriyetin “yaş sınırlaması getirilmeksizin” giderilmesini talep ediyordu.

Emeklilikle yaşa takılma sorunun “erken emeklilik” demek olmadığı belirten dernekler, “EYT erken emeklilik değil, gasp edilmiş emeklilik hakkının peşindedir” açıklamasını yapmıştı.

Paylaşın

Erdoğan, Seçim Tarihini Açıkladı: 14 Mayıs

Kabine toplantısı sonrası açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Mayıs’ta seçim yapılması için meclisten gerekli çoğunlukla karar alınmasını memnuniyetle karşılayacaklarını, aksi durumda yetkisini kullanarak süreci başlatacağını söyledi.

Haber Merkezi / Normal seçim tarihinin 18 Haziran olduğunu hatırlatan Erdoğan, “Ancak tarihi, hem Kurban Bayramı arifesine, Hac dönemine hem sınav takvimine hem de ilk ve orta öğretim tatiline denk gelmesi sebebiyle güncelleme ihtiyacı duyduk. Milletin talebini karşılama yanında, milli iradenin en yüksek katılımla ve en ideal şartlarda tecellisini sağlamakla sorumluyuz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrasında açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Yaptığımız kapsamlı değerlendirmeler sonunda 14 Mayıs 2023 Pazar gününün her bakımdan seçim için en uygun tarih olduğunu gördük.

Mecliste gereken çoğunluğun sağlanamaması halinde, seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılabilmesini temin edecek bir takvimle kararımızı alıp süreci başlatacağız.

Kağıthane’den havalimanına ulaşımı fevkalade kolay, hızlı ve konforlu hale getirecek bir projenin açılış törenine katıldık. Paris’te bile yok. Paris’teki metronun çatısı akıyor. Bizim metromuz dört dörtlük.

İsveç’teki çirkin eylem en başta Müslümanlar olmak üzere insanların temel hak ve özgürlüklerine saygı duyan herkese yapılmış hakarettir.

(İsveç açıklaması) Büyükelçiliğimiz önünde böyle bir kepazeliğin yaşanmasına sebebiyet verenler NATO’ya üyelik başvuruları konusunda bizden herhangi bir hayırhahlık beklemesin.

Türkiye Cumhuriyeti’nin veyahut Müslümanların dini inancına saygı göstermiyorsanız, bizden de NATO konusunda herhangi bir destek göremeyeceksiniz.

Terör örgütü mensupları ve İslam düşmanlarını bu kadar seviyorlarsa, ülkelerinin savunmalarını da onlara havale etmeleri tavsiyesinde bulunuyoruz.

Kurumlarımızın kamu alacaklarını yeniden yapılandıran bir kanun teklifini hazırlıyoruz. Borçların cezalarını kaldırıyoruz. Tüm bu borçları taksitle ödeme imkanı getiriyoruz.

Vergi dairelerine 31 Aralık 2022’den önce 2 bin lirayı aşmayan borcu olan vatandaşlarımızın cezalarının tahsilinden vazgeçiyoruz.

İnşallah önümüzdeki aylarda enflasyonun hızla yüzde 30’lara düştüğünü de göreceksiniz. İyi bir hazırlık yaptık, iyi bir altyapı kurduk. Milletimizin her bir kesimine ayrı destek programları hazırlayıp uyguladık.

(Yükseköğrenim kredisi) Endeks dışındaki borcun da yeniden yapılandırılarak taksitle ödenmesini mümkün hale getiriyoruz.

Sürücülerimizin alkol, uyuşturucu, ölümlü ve yaralanmalı kaza, drift ve aday sürücülük halleri dışındaki ihlallerden kaynaklanan ceza puanlarını siliyoruz.”

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Erdoğan – Esad Görüşmesi İçin Yeni Koşul

2022 yılının aralık ayında Türkiye, Suriye ve Rusya savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Moskova’da bir araya gelmişti. Moskova’daki toplantı, Türkiye ve Suriye arasında çatışmaların başladığı 2011 yılından bu yana en üst düzey görüşmeydi.

Moskova’da yapılan üçlü görüşme uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Türkiye ile Suriye ilişkilerinin normalleşme sürecinde Şam yönetiminden ‘toprak bütünlüğü’ ve ‘işgal’ açıklamaları gelirken, müzakere sürecinde dikkatlerin M4 karayolunun yeniden açılmasına çevrildiği belirtildi.

‘M4’ adıyla bilinen Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun yeniden açılması için Lazkiye’nin Kasab bölgesinde, ‘gizli’ görüşmeler yapıldığı iddia edildi.

Suudi gazetesi Şarkul Avsat, Ankara ve Şam arasında güvenlik düzeyinde görüşmelerin gerçekleştirildiğini aktardı. Toplantılar kapsamında, Türkiye’nin M4 karayolunun kontrolünü devralma konusunda ‘esneklik gösterdiği’ ileri sürüldü.

‘Çekilme için takvim belirlensin’

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentyev’in, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmek üzere Şam’a gittiği belirtildi. Esad’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılacak olası bir görüşme öncesi ‘Türkiye’nin ülkenin kuzeyinden çekilmesi’ talebini yinelediği, ‘en azından bir takvim belirlenmesi gerektiğini’ söylediği aktarıldı. Geçtiğimiz haftalarda açıklama yapan Rus diplomat Lavrentyev, Erdoğan ile Esad arasında bir görüşme için ‘zemin aradıklarını’ duyurmuştu.

“Şam, Esad ve Erdoğan’ı bir araya getirmeden önce bir tür ‘sembolik başarı’ talep ediyor” ifadelerinin yer aldığı haberde, Ankara’nın Suriye topraklarından çekilme talebini reddettiği aktarıldı. Buna göre Ankara, ‘Türkiye’nin Suriye’den hiçbir koşulda, hatta Amerikalılar çekilse bile çekilmeyeceği’ mesajını verdi.

Fidan ile McGurk arasında gizli görüşme

Öte yandan, MİT Başkanı Hakan Fidan’ın da bir Körfez ülkesinde Beyaz Saray’ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk ile görüştüğü ileri sürüldü. Fidan ile Brett McGurk’ün gündeminde, Türkiye’nin talepleri ile operasyon ihtimali ve IŞİD’le mücadelenin yer aldığı belirtildi.

Fidan-McGurk görüşmesinin ardından ise, ABD Dışişleri Bakanlığı Suriye Özel Temsilcisi Nicholas Granger’ın Ankara ve Kamışlı’ya bir dizi gizli ziyaret gerçekleştirdiği iddia edildi. Habere göre, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı iç güvenlik güçlerinin (Asayiş) sınırın 30 kilometre güneyine çekilmesi ve Suriyeli mültecilerin bu bölgelere geri dönüşü, Granger’in başlıca gündem maddelerini oluşturdu.

Paylaşın

“Abdullah Gül’e Yasak Konulmasını Erdoğan İstedi” İddiası

“AKP’nin getirdiği, 31 Mayıs 2007 tarihli kanun Cumhurbaşkanlığı’nın kurallarını belirliyordu. Buna göre Cumhurbaşkanlığı süresi 7 yıldan 5 yıla düşmüş, Cumhurbaşkanı 2 kez seçilebilir hale gelmişti. 31 Ekim 2007’de resmen yürürlüğe girdi.

Bu sırada Abdullah Gül, 11. cumhurbaşkanı seçilmişti. Haliyle, Gül için soru, 5 yıl mı 7 yıl mı, 1 kez mi 2 kez mi şeklindeydi. İşin ilginci, yanıtını Gül bile bilmiyordu.

Açık kapı bırakmamak için Erdoğan, 19 Ocak 2012’de yasaya bir madde ekletti. Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğunu ifade ettikten sonra özetle şunu söylüyordu: ‘Değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce seçilmiş olan cumhurbaşkanları ikinci defa seçilemez.’

Kişiye özel bir kanundu. Açıkça ‘Abdullah Gül yeniden aday olamaz’ maddesiydi. Bu kanunu da bir zamanlar AKP’nin başında olan Gül’ün arkadaşları hazırlamıştı.”

Seçimlere beş aydan az bir sürenin kaldığı Türkiye’de siyasetin başlıca gündem maddesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez aday olup olamayacağı. Yasalar açık bir şekilde cumhurbaşkanının iki kez seçilebileceğini söylüyor; ancak muhalefet liderleri, konuyu hukukçuların uyarısına rağmen “Yirmi yıllık iktidar ardından yine mağduru oynamaya kalkmasın” diye özetlenebilecek bir tavırla açmak dahi istemiyor. İktidara yakın çevreler ise Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilmesinin önünde hiçbir engelin olmadığını iddia ediyor.

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu, bu tartışmaları ‘Cumhurbaşkanı aday olamaz’ diyen AKP’liler’ başlıklı yazısıyla köşesine taşıdı. Önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kanunlar tarihine geçecek şekilde “Bir daha aday olamaz” maddesiyle sınandığını öne süren Terkoğlu, Ahmet Sever’den alıntılar yaparak perde arkasında yaşananları şöyle paylaştı:

“AKP’nin getirdiği, 31 Mayıs 2007 tarihli kanun Cumhurbaşkanlığı’nın kurallarını belirliyordu. Buna göre Cumhurbaşkanlığı süresi 7 yıldan 5 yıla düşmüş, Cumhurbaşkanı 2 kez seçilebilir hale gelmişti. 31 Ekim 2007’de resmen yürürlüğe girdi. Bu sırada Abdullah Gül, 11. cumhurbaşkanı seçilmişti. Haliyle, Gül için soru, 5 yıl mı 7 yıl mı, 1 kez mi 2 kez mi şeklindeydi. İşin ilginci, yanıtını Gül bile bilmiyordu.

Açık kapı bırakmamak için Erdoğan, 19 Ocak 2012’de yasaya bir madde ekletti. Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğunu ifade ettikten sonra özetle şunu söylüyordu: ‘Değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce seçilmiş olan cumhurbaşkanları ikinci defa seçilemez.’

Kişiye özel bir kanundu. Açıkça ‘Abdullah Gül yeniden aday olamaz’ maddesiydi. Bu kanunu da bir zamanlar AKP’nin başında olan Gül’ün arkadaşları hazırlamıştı.

Gül’ün basın müşavirliğini yapan Ahmet Sever, söz konusu yasanın içerdeki yansımasını, ‘Abdullah Gül ile 12 yıl’ kitabında şöyle anlattı:

‘Bana, Cumhurbaşkanı Gül’ü 7 yıl boyunca en fazla nelerin üzdüğü ve kırdığı sorulsa, görev süresinin neredeyse 5 yıl boyunca belirsiz bırakılmasını ve arkasından da bir daha aday olamayacağına dair yasak konulmasını bunların başında sayabilirim. (…) Kendi partisinden ve arkadaşlarından gelen bu tavır, cumhurbaşkanının çok ağırına gitti. Ne olmuştu da kendisine böyle bir yasak reva görülmüştü? Buna bir anlam veremiyordu. Çok kırılmış ve incinmişti.’

Talimatı Erdoğan vermiş

Düğümü CHP çözdü. 22 Mart 2012’de kişiye özel kanunun iptali için AYM’ye gitti. AYM, 16 Haziran 2012’de ‘Gül tekrar aday olamaz’ maddesini iptal etti.

Ahmet Sever’in anlattığına göre CHP sayesinde, herkes gibi adaylık hakkına kavuşan Gül, şunu söyledi: ‘Bakar mısın, nereden nereye geldik’.

AYM, AKP’nin seçtirdiği Gül için, ‘yine aday olabilir’ kararı vermişti. AYM’nin ‘Eski yeni olmaz, anayasada yazan hak herkes için geçerlidir’ hükmüne AKP’den gelen tepkiler neydi dersiniz?

En önemlisi, bugün Adalet bakanı olan dönemin Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, şunu söylemiş: ‘İkinci kez seçilme kararı anayasaya aykırıdır. (…) Anayasa Mahkemesi seçme ve seçilme hakkını veya eşitlik ilkesini düşünmüş olabilir. Ancak anayasada ikinci kez seçilememe hükmü varken bu hükmü görmemezlikten gelmesi de düşünülemez.’

AKP’den Gül kararına tepkiler o kadar çoktu ki Abdullah Gül’ün izniyle, Ahmet Sever, Vatan gazetesine ‘Cumhurbaşkanı pekâlâ yeniden aday olabilir, neden olmasın’ başlıklı bir röportaj verdi. Tepkiler daha da büyüdü. Erdoğan ile Gül’ün o röportajdan sonra gerçekleştirdiği diyaloğu Sever, şöyle aktarıyor:

‘Erdoğan: Basın müşaviriniz böyle bir açıklamayı nasıl yapar? Bu hiç doğru olmadı.

Gül: Onun yerine ben konuşsam daha mı iyi olurdu?’

Sever, sonraki kitabı, İçimde Kalmasın’da, meseleyi ayrıntılandırıyor. Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile konuşan Sever, Ergin’in açıklamasını şöyle aktarıyor:

‘Adalet Bakanlığı’nın Bakanlar Kurulu’na sevk ettiği tasarı metninde, ‘görev yapan cumhurbaşkanlarının yeniden aday olamayacağına dair geçici 1’inci madde’ yer almıyordu. Aynı şekilde, Bakanlar Kurulu’ndan TBMM’ye gönderilen hükümet tasarısında da yoktu. Bu madde, TBMM Alt Komisyonu’nda eklendi. Komisyonda bu madde görüşülürken bunun doğrudan Sayın Gül’ü hedef aldığı ve son derece yanlış anlamalara yol açacağı konusunda uyarıda bulundum.’

Erdoğan’ı da bu konuda uyardığını belirten Ergin, devam ediyor:

‘Hiç beklemediğim bir şekilde, madde son anda yeniden eklendi. Sonradan öğrendim ki, talimat doğrudan Sayın Başbakan Erdoğan’dan gelmişti.’

Kısacası Gül’e yasak konulmasını bizzat Erdoğan istemişti.

Aday olmasın diye yasa

Peki neden? Neden Erdoğan böyle bir şey yaptı?

Sever, Gül’e kadar ulaşan sebebi, İçimde Kalmasın’da anlatıyor:

‘İsmi bende saklı bu gazeteci, Erdoğan’a bir görüşmesinde açıkça, ‘Neden Sayın Gül’e böyle bir yasak koyma ihtiyacı duydunuz?’ diye sormuş. ‘Son anda çıkıp adaylığını koyabilir. O yüzden koydurdum yasağı’ cevabını vermiş.’

Erdoğan sayesinde oldu sanıyoruz ama… Sever’in aktardığına göre 367 krizinin ardından seçimi iptal edilen Gül, aslında Erdoğan’a bir basın toplantısıyla emrivaki yaparak aday olmuş:

‘Abdullah Gül de cumhurbaşkanı seçildikten bir süre sonra makamında Büyükelçi Gürcan Türkoğlu ve benim yanımda, ‘O gün o basın toplantısını yapıp adaylığımı açıklamasaymışım bugün cumhurbaşkanı ben olmayacakmışım’ diyecekti.”

Paylaşın