Erdoğan’dan “Enflasyon” Mesajı: Kalıcı Düşüş Trendine Girdik

TBMM Genel Kurulu’nda açılış konuşması yapan Erdoğan, “Önümüzdeki aylarda enflasyondaki düşüş devam edecek ve milletimiz bu düşüşü çarşıda, pazarda, alışveriş sepetinde, mutfağında daha fazla hissedecek. Ekonomi programımız meyvelerini veriyor. Temel göstergelerdeki iyileşmeye paralel olarak risk primi düşüyor. Kararlı duruşumuz sayesinde enflasyonda kalıcı düşüş trendine girmiş bulunuyoruz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Genel Kurulu’nda açılış konuşması gerçekleştirdi. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle: “Aziz milletim, sayın başkan, değerli vekiller. Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. TBMM’nin 28. dönem 3. yasama yılının ülkemize milletimize hayırlı olsun.

Meclis’imizin ilk başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın gazi ve şehitlerini saygı ile yad ediyorum. 28. dönem meclisimiz ilk 2 yasama yılında yoğun faaliyet içinde oldu. Şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Önümüzdeki yasama yıllarında da meclisimiz özverili yasama yılı geçirecek ve milletin ihtiyacı olan kanunları çıkaracaktır. Hepiniz için hayırlı bereketli, verimli bir yıl olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

TBMM, 23 Nisan 1920’de açılmış, milli mücadeleyi sevk ve idare etmiş, istiklal harbimizi zafere taşımız 29 Ekim 1923’te de cumhuriyeti kurmuştur. Türkiye parlamento tecrübesi ile asırlarca birikime sahiptir. Milletimiz Selçuklu’dan günümüze istisnai milletlerden biridir. Meclis’imiz milletimizin hürriyetinin somut nişanesi olarak daima var olacak, nice seneler milletimize alnının akıyla hizmet edecektir.

Meclis’imiz Gazi unvanını bileğinin gücüyle elde etmiştir. 15 Temmuz gecesi Meclis’imiz, işgal kuvvetlerinin hain uşaklarına kahramanca direnmiştir. Bölge ülkeleriyle kıyaslandığında parlamento tecrübemiz oldukça erken başlamıştır. Meclis en kuşatıcı anayasayı yapma kudretine haizdir.

12 Eylül askeri darbesi sonrasında silahların gölgesindeki mevcut anayasa milletimize biçilmiş dar bir gömlektir. İrili ufaklı 20’den fazla değişiklik milletin memnuniyetsizliğini göstermektedir. 82 Anayasası’nın miadı doldu. Büyük hedef ve iddialarını gerçekleştirmemiz yeni uzlaşmacı özgürlükçü sivil anayasa ile mümkündür. Yeni sivil anayasa ihtiyacı kendini günden güne daha fazla belli ediyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak kendi hazırlıklarımızı titiz şekilde yapıyoruz. Tüm fikirlere kapımızı kapatıyoruz demek değildir.

Her fikre saygı duyar her düşünceyi dinleriz. Kutuplaştırıcı değil uzlaştırıcı, yasakçı değil özgürlükçü olması temel ve sarsılmaz ilkemizdir. Milleti ve devleti birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Devlet milletin üzerimde değildir. Millet de devletsiz ayakta kalamaz. Ne devletimizin zayıflatılmasına ne de milletin ayrıştırılmasına eyvallah etmeyiz. Yeni anayasa devleti ve milleti ayrı yerlere koyan değil devlet ile milleti kucaklaştıran niteliklere haiz olmalı.

Meclis’imizin yeni anayasa için daha fazla gayret göstereceğine inancımız tamdır. Toplumun tüm kesimlerini yeni ve sivil anayasa mücadelemize omuz vermeye davet ediyorum.

Toplumlar ve devletler de bir sisteme, nizama sahiptir. Düzen devletin ve milletin temel direğidir. Düzeni sağlayan kanundur. Bir devleti ayakta tutan adalettir. Milleti huzur içinde tutan adalettir. Devleti her türlü tehditten koruyacak olan adalettir. Çalışanı, sanayiciyi, tüccarı koruyacak olan yine adalettir. Suçlu elini kolunu sallayarak gezerken masum cezalandırılırsa adalet sarsılır. Kolluk kuvvetlerimiz adaletin tecellisi için büyük özveri ile çalışmaktadır. Menfur saldırı ile şehit edilen Şeyda Yılmaz başta olmak üzere tüm şehitlerimize minnet duygularımı ifade etmek istiyorum. Güvenlik güçlerimizi rabbim muhafaza buyursun.

Kanunların kendilerine çizdiği kanunlar çerçevesinde vazifelerini ifa etmeyi sürdürecekler. Kanun ve düzen dışına çıkanlar tereddüt edilmeden yargı karşısına çıkacaktır. Yargı mensuplarının da görevini yerine getirdiğini hatırlatmak isterim. Kanun sınırları kaldığı için kimse yargımızı yıpratmaya kalkışmamalı. Yargı mensuplarımızın tehdit edilmesine hiçbirimiz müsaade etmemeliyiz. Savcı ve hakimlerimizin suçu cezalandırma, karar ve infaz konusunda sıkıntıları varsa şüphesiz bu kanunların konuşulmasını gerektirir. Kanun koyucu ise TBMM’dir. Kanunlarımız infaz ve ıslah konularına eğilmeli milletin taleplerine kulak vermelidir. Meclis’imizin bu konuda daha hassas olacağına inanıyorum. El birliği içinde çalışarak adalet hizmetlerimizin standardını daha da yükselteceğiz.

“Enflasyondaki düşüş devam edecek”

Reform programlarımız meyvelerini veriyor. Gündemimizdeki birçok meseleyi geride bıraktık. Merkez bankası 98.5 milyar dolar olan 156 milyar doları aşarak Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Türkiye’nin artık rezerv meselesi yoktur. Cari açığı sürdürülebilir düzeye çektik. Gayretlerimiz ile 20 milyar dolar altına indi cari açık. İhracat 256 milyar dolar ile rekor kırdı. Turizmde 2023 yılını rekor ziyaretçi sayısı ve gelir ile kapattık. 1 milyon 105 bin ilave istihdam oluşturduk. Milli gelirimiz 1 trilyon doları geçerek 1 trilyon 119 milyar dolara ulaştı.

Kredi notu 3 kuruluş tarafından yükseltilen öteki ülke olduk. Türkiye’yi siyasi sebeplerle anılan gri listeden çıkardık. 114 milyar dolarlık ilave faturaya rağmen mali disiplinden taviz vermedik. Kararlı duruşumuzla enflasyonda düşüş trendine girdik. Gıda enflasyonu 4 yıl sonra aylık bazda negatife geldi. Önümüzdeki aylarda enflasyondaki düşüş devam edecek ve milletimiz bu düşüşü çarşıda, pazarda, alışveriş sepetinde, mutfağında daha fazla hissedecek.

İsrail’in Filistin’deki terör ve soykırım bugünlerde Lübnan’a uzandı. Dün işgal güçleri Lübnan’a karadan girdiğini duyurdu. İsrail bir yandan Gazze’de soykırım yaparken aynı anda bölge ülkelerini kendi ateşine çekmek için her türlü provokasyonu deniyor. Bütün bölgeyi ateşe atmayı amaçlayan Gazze’de 42 bin insanı katleden, şimdi de Lübnan’da katliama başlayan İsrail, dünyadan gereken tepkiyi almamakta. Bunu BM Genel kurulunda da ifade ettim. İsrail, Netanyahu isimli Hitler benzeri kişinin yönetiminde soykırım işlemiştir. Utanç verici bu tabloya rağmen bazı ülkeler İsrail’e destek sağlamaya devam ediyor. Diğer ülkeler de susarak bu vahşete ortak oluyor. Ne yaparsa yapsın İsrail, er ya da geç durdurulacak. Kendini dev aynasında gören hitler gibi Netanyahu da aynı şekilde durdurulacak. Anaların, babaların ahı bu zalimleri rezil rüsva edecektir.

“Siyonist lobinin itibar suikastlarına boyun eğmeyeceğiz”

Bugün batıdakiler başta olmak üzere devletlerin alnına yapışan o kara leke unutulmayacaktır. Halkı Müslüman olan o yöneticiler bu teröre sessiz kalması bir utanç vesilesi olarak asırlarca silinmeden kalacak. Bugün 360 gün oldu soykırım başlayalı. 42 bin kardeşimiz alçakça şehit edildi. İnsanlığa dar tüm değerleri ayaklar altına aldılar. Müslüman ülkeler bir ortak tepki göstermedi. Müşterek bir tavır dahi sergilenmedi. Hamas’ın kabul ettiği ateşkese zorlayıcı hiçbir adım atılmadı. Susmak, bu şebekenin saldırganlığından kurtaramayacak. Bu duygusuzluğun sona ermesi için hakkı savunmaya, zalimler karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. Siyonist lobinin itibar suikastlarına boyun eğmeyeceğiz.

Vadedilmiş topraklar hezeyanıyla hareket eden İsrail yönetiminin, Filistin ve Lübnan’dan sonra gözünü dikeceği yer bizim vatan topraklarımız olacaktır. Netanyahu hayallerine Anadolu’yu da katıyor. Türkiye tarafsız olsun diyenlere, Hamas terör örgütüdür diyenlere sesleniyorum; karşımızda bir devlet değil kandan beslenen bir katil sürüsü var. Karşımızda tüm bölgeyi ateşe atmaya niyetli işgal şebekesi var. Böyle bir katliam şebekesi karşısında zerre vicdan taşıyan kimse sessiz kalamaz. Sessiz kalanlar, yarın çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız. İsrail’in saldırganlığı Türkiye’yi de içine almaktadır. Vatanımız için, bağımsızlığımız için bu saldırganlığa elimizdeki tüm imkanla karşı durmayı sürdüreceğiz.

Bedeli ne olursa olsun Türkiye İsrail karşısında durmaya ve dünyayı da bu onurlu duruşa davet edecektir. Bir insanlık cephesinin kurulması için Türkiye elinden geleni yapacaktır. Sayın Mahmud Abbas bu kürsüden hem sizlere hem dünyaya seslendi. İran’a, Yemen’e, Suriye’ye de saldırıyor. Bu gazi Meclis sadece Türkiye’nin değil dünyadaki mazlum halkların umudu olan Meclis’tir. Çevremizde bir canavar kontrolsüzce büyürken, yanı başımızda sınırlar yeniden çizilmeye çalışılırken Meclisi’miz vakar, sağduyu, uzlaşma içinde yol gösterici olacaktır.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Kabine Toplantısı Sonrası Dikkat Çeken Mesajlar

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Ülkemizin ticari hayatını zehirleyen fırsatçılığa karşı aldığımız tedbirleri masaya yatırdık. Fahiş fiyat artışı yapanlar ile etiket oyunları yapanlara denetimlerimizi daha da sıklaştıracağız. Fiyat köpüğünün yavaş yavaş ortadan kalktığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde bu daha da hızlanacaktır” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“13 Eylül tarihinde mensubu ve mezunu olmaktan her zaman iftihar ettiğim Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi’ni gerçekleştirdik. Toplam 12 milyar liralık hayata geçirdiğimiz külliyemizin üniversitemize ve tüm öğrencilerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. 1,5 asra yaklaşan tarihinde Türkiye’ye büyük hizmetlerde bulunmuş Marmara Üniversitemize böyle bir eseri kazandırmak şahsım için ayrı bahtiyarlık kaynağıydı. Yeni akademik yılda tüm hocalarımıza ve öğrencilerimize üstün başarılar diliyorum.

Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren üst aklın son günlerde Balkanlar’da da toplumsal fay hatlarını karıştırdığını görüyoruz. Biz Balkanlarda özellikle Bosna Hersek’te barış, huzur ve istikrarın korunmasından yanayız. Hassasiyetimizi Demokratik Eylem Partisi Genel Başkanı Bakir İzzetbegoviç’e de ifade ettim. Bundan sonra da Bosna Hersek’in yanında olduğunu sürdüreceğiz.

Son yıllarda bilhassa 15 Temmuz gecesi sergiledikleri yürekli duruş akabinde Diyanet teşkilatımıza yönelik sinsi bir kampanya yürütülüyor. 28 Şubat’tan gayet iyi hatırladığımız faşizan manşetlerin tekrar atılmaya başlanması linç kampanyasının parçasıdır. Manşetleriyle darbecilere selam çakanlar, bugün de 28 Şubat zihniyetini başörtülü, çarşaflı, sakallı, cübbeli diyerek yeniden hortlatmaya çalışıyorlar. Farklı yaşam tarzlarının hayatın bütün alanlarında görünür olmasından rahatsızlık duyuyor, milletimizin bazı kesimlerini adeta öcü gibi göstermeye kalkıyor.

Bu devlet hiçbir ayrım yapmadan tüm kurumlarıyla milletindir. 85 milyonun tamamıdır. İnsanımızın kılık kıyafetinden dolayı devletin belli kurumlarına giremediği dönemler artık sona ermiştir. Başörtü, saç, sakal ve çarşafından dolayı insanımızın ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü günler artık mazide kalmıştır. Sırf başındaki örtüsünden dolayı annelerin çocuklarını lojmanlarda ziyaret edemediği, yemin törenine katılamadığı kötü günler artık tamamen geride kalmıştır. Bu makamlarda olduğumuz müddetçe Allah’ın izniyle hiç kimse o kara günleri bir daha geri getiremeyecektir. Hak ve hürriyetlerin vesayet heveslileri tarafından gasp edilmesine kesinlikle izin vermeyeceğiz.

Adalet hizmetlerinde ülkemizi hak ettiği yere getirmek için yoğun gayret sarfediyoruz. 23 yıldır güven veren ve erişebilir adalet hedefimizden asla kopmadık. 9 bin civarında olan hakim savcı sayımız 15 Temmuz ihanetine rağmen yaklaşık 3 kat artışla 25 bini geçti. Nicelikle beraber niteliğin de artırılmasına öncülük veriyoruz. Bu sene uygulamaya geçirdiğimiz yardımcılık müessesesi ile hakim ve savcı adaylarımızın mesleğe daha donanımlı hazırlanmasını amaçlıyoruz. Bağımsız, tarafsız, adil ve etkili yargı sisteminin kökleşmesi için bundan sonra da çalışmayı sürdüreceğiz.

İnfaz sistemiyle ilgili bazı tartışmaları yakından takip ediyoruz. Vicdanları rahatlatacak, devlete olan güveni güçlendirecek cezasızlık algısının önüne geçecek adımları Meclisimiz de işbirliği ile mutlaka ama mutlaka atacağız. Ülkemizi yurt dışında gururla temsil eden müteahhitlerimizi bir kez daha kutluyorum. Çin’den sonra ikinci olduğumuz bu sektörde inşallah gelirlerimizi hak ettiği yere getireceğiz.

Bizim polisimiz, jandarmamız, askerimiz, vatandaşımıza karşı müşfik, suç işleyenlere, suçta kibirlenenlere karşı daima tavizsiz olmalıdır. Vazifesini hakka, hukuka, ahlaka uygun şekilde icra eden tüm güvenlik görevlilerimizin Cumhurbaşkanı olarak her zaman yanındayım.

Liglerimizin başlamasıyla birlikte Süper Lig futbol kulüplerimizin bir kısmını ve TFF yönetimini külliyemizde konuk ettik. Tüm liglerimizde rekabet, centilmenlik ve fair play seviyesi yüksek bir sezon izlemeyi arzu ediyoruz. Tüm yönetici ve sporcularımızdan azami hassasiyet bekliyorum.

BM 79. Genel Kurulu’na iştirak etmek üzere gittiğimiz New York’ta 4 gün boyunca oldukça verimli görüşmeler gerçekleştirdik. İran, Sırbistan, Ukrayna, Maldivler Cumhurbaşkanları, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı, Arnavutluk, Pakistan, Lübnan, İran, Hollanda, Yunanistan ve Ermenistan başbakanları. BM Genel Sekreteri, UCM başsavcısı ile verimli görüşmelerimiz oldu. BM ile birlikte Türkevimiz de küresel diplomasinin nabzının arttığı merkezlerden biri haline geldi. Böyle bir eseri ülkemize kazandırmanın haklı gururunu yaşıyoruz.

Ana muhalefet partisinin devrik eski genel başkanının Türkevi’nden niye bu kadar rahatsız olduğunu açıkçası anlayamıyoruz. Türkevi 85 milyonundur, 85 milyonun iftihar vesilesidir. Kapısı Türk milletinin her bir ferdine açıktır. Bunda ayıplanacak, eleştirilecek bir durum da göremiyoruz. Türkiye’nin başarılarına sevinmek yerine bundan gocunanları milletimize havale ediyoruz.

BM’deki hitabımda İsrail’in Gazze halkına uyguladığı soykırım başta olmak üzere bölgemizdeki çatışmalara özellikle dikkat çektim. Yine konuşmamızda Türkiye’nin dış politika vizyonuna dair kapsamlı bir ufuk turu yaptık. Yaklaşan kış mevsimi öncesinde insanlık olarak Filistin halkına yönelik yardımlarımızı artırmamız gerektiğini dile getirdim. Aldığımız tepkiler son derece olumluydu. Verdiğimiz mesajlarla bir kez daha insanlığın ortak vicdanına tercüman olduğumuzu gördük. Türkiye özgürlük, adalet, hak ve hakkaniyet için mücadele eden tüm mazlumların küresel platformda sesi haline gelmiştir.

Biz New York’ta iken İsrail, Lübnan’a yönelik saldırılarını daha da artırdı. Aralarında çok sayıda çocuğun olduğu 1000’i aşkın Lübnanlı hayatını kaybetti. Lübnan Başbakanı sayın Mikati ile görüşmemizde Türkiye’nin güçlü desteğinin yanlarında olduğunu çok net söyledim. 30 ton insani yardım Çarşamba günü Beyrut’a ulaştı. Yardımlarımızı güvenlik şartları elverdiği ölçüde devam ettireceğiz. Lübnanlı kardeşlerimizin ihtiyaçları katlanarak artıyor. Şimdiden 1 milyona yakın Lübnanlı sivil yerlerinden edildi. Sivil toplum kuruluşlarımız zor koşullara rağmen sahadalar, insani yardım konusunda ellerinden geleni yapıyorlar.

“İsrail’i ateşkese zorlayacak…”

Biz de diplomatik temaslarda hız verdi. Dışişleri Bakanımız, MİT Başkanımız Bu süreçte aslolan İslam dünyasının tavrıdır. Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da yaşanan zulme en büyük tepkiyi İslam ülkeleri vermelidir. Mazluma el uzatma noktasında bizim tüm dünyaya liderlik yapmamız gerekiyor. Kardeşlerimize biz sahip çıkmazsak başkalarının destek olmasını zaten bekleyemeyiz. İsrail’i ateşkese zorlayacak, ekonomik, ticari ve ekonomik adımlar atılmıyor. Bu atalet karşısında üzüntü duyduğumuzu özellikle söylemek isterim.

Bugün Filistin ve Lübnan’a sahip çıkmak, insanlığa sahip çıkmak, barışa, farklı inançların bir arada yaşama kültürüne sahip çıkmaktır. İsrail nesiller boyunca husumet tohumları serpmekte ona destek verenler bu suça ortak olmaktadır. İsrail sadece uluslararası hukuka olan inancı değil kendisine destek veren ülkelerin itibarını da yok etmektedir. Biz bu zulme, bu barbarlığa asla rıza göstermeyiz. Siyonist lobinin şahsımızı hedef alan hadsizliklerine de boyun eğmeyiz. Bugüne kadar hakkı haykırmaktan çekinmedik, hiçbir zaman da çekinmeyeceğiz. BM Genel Kurulu’nun 1950 tarihli Barış İçin Birlik Kararında olduğu gibi kuvvet kullanma tavsiyesinde bulunma yetkisi süratle devreye alınmalıdır. BM gerekirse güç kullanmalıdır.

İslam alemi ve dünyanın vicdan sahibi tüm ülkeleri bu modern barbarlığa karşı birleşmeye davet ediyorum. Bu ittifak kurulmadığı her gün tehlike daha da büyüyecektir. İsrail’in saldırılarının etkileri katliamı trübünden seyredenlere ulaşacaktır. Müslüman, Musevi, Hristiyan demeden uluslararası toplumu ve İslam alemini harekete geçmeye çağırıyoruz.

Göç yönetimi ile yürütülen çalışmaları kapsamlı şekilde ele aldık. Düzensiz göçü kaynağında engellemeye dönük çabalarımız sürüyor. Ülkemizdeki sığınmacıların güvenli, onurlu geri dönüşüne dair tüm paydaşlarla istişare içinde çalışıyoruz. Bu ülkeye bir daha Boraltan köprüsü utancı yaşatmadan, ülkemizin ticari ve ekonomik çıkarlarına zarar vermeden bu hassas süreci çok boyutlu şekilde yönetiyoruz ve yöneteceğiz. Yeni düzensiz göç akınlarına karşı tedbirlerimizi de sınır ötesinde alıyoruz.

Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, Doğu Karadeniz ve Konya ovasına özel olarak odaklanacağız. Burada sulama yatırımlarını tamamlamayı, akıllı tarım uygulamalarına hızla geçmeyi ve turizm gelirlerini artırmayı hedefliyoruz. Özel sektörümüz için yerel kalkınma hamlesi teşvik programını önümüzdeki haftalarda ilan edeceğiz. Ülkemizin ticari hayatını zehirleyen fırsatçılığa karşı aldığımız tedbirleri masaya yatırdık. Fahiş fiyat artışı yapanlar ile etiket oyunları yapanlara denetimlerimizi daha da sıklaştıracağız. Fiyat köpüğünün yavaş yavaş ortadan kalktığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde bu daha da hızlanacaktır.”

Paylaşın

Erdoğan’dan BM Mesajı: Daimi Üye Olmanın Gayretindeyiz

Cuma namazının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, “(BM) Türkiye olarak daimi üye olmanın gayretindeyiz ama şu ana kadar aldığımız bir netice yok. Daimi üyelerin de bizleri daimi üye yapma gibi hesapları yok” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Üsküdar’daki Hz. Ali Camisi’nde kıldığı cuma namazı sonrası açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e daimi üye olma gayreti içinde olduğunu söyleyerek, “Ama şu ana kadar aldığımız bir netice yok ve daimi üyelerin de bizleri daimi üye yapma gibi bir hesapları yok” dedi.

BM Genel Kurulu’na katıldığı ABD temaslarını tamamlayarak dün Türkiye’ye dönen Erdoğan, İstanbul’da Cuma namazı sonrası yaptığı açıklamada Birleşmiş Milletler’in yapısını eleştirdi.

BM’ye üye 15 geçici üyenin karar alma mekanizmasının bir etkisinin olmadığını belirten Erdoğan şöyle konuştu:

“Beş daimi üye dünyayı adeta yöneten, idare eden ülkeler konumunda. Dolayısıyla şu anda Japonya, Türkiye, Almanya gibi üyeler her ne kadar daimi üye olma teşebbüsü varsa da şu an itibariyle daimi üye olamadıkları için herhangi bir tesirleri de söz konusu değil. Şu anda Türkiye olarak daimi üye olma gayreti içindeyiz. Ama şu ana kadar aldığımız bir netice yok ve daimi üyelerin de bizleri daimi üye yapma gibi bir hesapları yok.”

Erdoğan konuşmalarında, sıklıkla BM’nin yapısını eleştiriyor. Cumhurbaşkanı son olarak önceki gün New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’na katılmasını “utanç vesilesi” olarak tanımlamıştı. Erdoğan daha önce de BM’nin beş daimi üyesine göndermede bulunarak “dünya beşten büyüktür” diye seslenmişti.

BM’nin beş daimi üyesi arasında Çin, Fransa, Rusya, İngiltere ve ABD bulunuyor.

Erdoğan’a New York’ta Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’le görüşmesi ve iki ülke arasındaki Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey toplantısının ne zaman yapılacağı soruldu.

Toplantının gelecek yılın başında yapılmasının planlandığını ifade eden Erdoğan, hem toplantıyı hem de Ege’de son dönemde yaşanan sıkıntıları görüşmede ele aldıklarını kaydetti. Erdoğan, “Bu konuları Sayın Başbakan masaya yatıracağını, bu sorunu da çözeceğini bizlere ifade etti” dedi.

Yunan sahil güvenlik botlarının 20 Eylül’de Bodrum ve 23 Eylül’de Datça’da Türk karasularını ihlal ettiğine dair görüntüler kamuoyuna yansımıştı. Erdoğan ile Miçotakis’in bu haftaki görüşmesi öncesinde “karasularının ihlali” konusunda görüş beyan eden CHP’liler, gerek AK Parti hükümetinin gerekse İçişleri Bakanlığı’nın gereken tepkiyi vermediğini savunmuştu.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’la görüşmesine ilişkin soru üzerine de Cumhurbaşkanı, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sıkıntıları görüştüklerini ifade etti. “Bu konularda Paşinyan’ın olumlu yaklaşım içerisinde olduğunu gördüm” diyen Erdoğan, benzer yaklaşımlarla Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunların çözülmesini umduğunu dile getirdi.

Paylaşın

Erdoğan: Birleşmiş Milletler İşlevsiz Bir Kuruma Dönüştü

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşan Erdoğan, Birleşmiş Milletler’in giderek atıl ve işlevsiz bir kuruma dönüştüğünü belirterek, “Üzülerek görüyoruz ki son yıllarda BM kuruluş misyonunu ifa etmekte yetersiz kalıyor” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin New York kentinde Birleşmiş Milletler (BM) 79’uncu Genel Kurulu oturumuna hitap etti. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Sayın Başkan, değerli devlet ve hükümet başkanları, sayın genel sekreter, kıymetli delegeler sizleri şahsım, ülkem ve milletim adına en kalbi duygularımla, saygıyla selamlıyorum. BM Genel Kurulu’na bir kez daha seslenme fırsatı bulmaktan bahtiyarlık duyuyorum.

Genel kurul başkanlığını tamamlayan sayın Francis’i tebrik ediyorum görevi devralan sayın Yang’a başarılar diliyorum. Dost ve kardeş Filistin’in temsilcisinin üye ülkeler arasında hak ettiği yerde görmekten memnuniyeti ifade etmek istiyorum.

Filistinli tanımayan diğer devletleri de bu kritik dönemde tarihin doğru tarafında yer alarak Filistin devletini bir an evvel tanımaya davet ediyorum. Buradaki dostlarımın çoğunun ekranlarda seyrettiği krizleri biz an be an yaşıyor ve yönetmeye çalışıyoruz. Sizlere gerilimin uzağında değil kalbinde yer alan ülkenin lideri olarak sesleniyorum.

Şu an BM milyonlarca insanın hayatını kaybettiği II. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası barışı ve güvenliği korumak amacıyla kuruldu. Küresel istikrar, huzur ve adalete beklentiler yeniden yeşermişti. Ancak üzülerek görüyoruz ki son yıllarda BM kuruluş misyonunu ifa etmekte yetersiz kalıyor, giderek işlevsiz, hantal ve atıl bir yapıya dönüşüyor.

Dünya beşten büyüktür şiarının temsil ettiği değerlere bugünlerde daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. 7 Ekim’den beri aralıksız süren İsrail tarafından saldırılarda 41 bin hayatını kaybetti. Çocuk, kadın 41 can hayattan koparıldı. 10 binden fazla Gazzeli’nin nerede olduğunu kimse bilmiyor. 100 bine yakın insan yaralandı, sakat kaldı.

172 gazeteci öldürüldü. Hayat kurtarmak için çalışan 500’ü aşkın sağlık görevlisi öldürüldü. Savaşta dahi dokunulmaması gereken 820 cami, 3 kiliseyi vurdular. Onlarca hastane, yüzlerce okul, hasta taşıyan 130’dan fazla ambulansı vurdular. BM şartını parçalayarak utanmadan tüm dünyaya, vicdan sahibi tüm insanlara bu kürsüden meydan okudular.

Dostlarım, İsrail’in temerküz kampına çevirdiği hapishanelerden sızan görüntüler nasıl bir zulümle karşı karşıya olduğumuzu net bir şekilde gösteriyor. Gazze dünyanın en büyük çocuk ve kadın mezarlığı haline gelmiştir. 17 binden fazla çocuk kurşun ve bombaların hedefi oldu.

Recep sadece 6 yaşındaydı, yakınlarıyla güvenli yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vuruldu. Dayısı, yengesi, kuzenleri herkes ölmüş sadece o hayatta kalmıştı. 12 boyunca çaresizce kurtarılmayı bekledi. ‘Beni almaya gelecek misiniz, korkuyorum’ diyerek yardım elinin kendisine uzanmasını bekledi.

Dünyamızın geldiği seviyeye, teknolojiye rağmen çatısı altında binlerce personel çalıştıran devasa bütçeli kuruluşlarımıza rağmen 8 milyarlık insanlık ailesi olarak 6 yaşındaki kız çocuğu, yaralı bir serçeyi maalesef kurtaramadık. Bir lokma kuru ekmek, su, çorba bulamadığı için yüzlerce Gazzeli çocuk öldü ve halen ölüyor.

Gazze’de aynı zamanda BM sistemi ölüyor, hakikat ölüyor. Batı’nın savunduğunu iddia ettiği değerler ölüyor. İnsanlığın daha adil dünyada yaşama umudu tek tek ölüyor.

Ey insan hakları örgütleri, Gazze’dekiler, Batı Şeria’dakiler insan değil mi? Filistin’deki çocukların okuma, yaşama, sokakta oynama hakkı yok mu? Ey uluslararası basın kuruluşları İsrail’in canlı yayında katlettiği gazeteciler sizin me meslektaşınız değil mi?

Ey BM Güvenlik Konseyi, Gazze soykırımının önüne geçmek, bu zulme dur demek için daha neyi bekliyorsunuz? Filistin halkıyla birlikte kendi vatandaşlarının canını tehlikeye atan katliam şebekesini durdurmak için daha neyi bekliyorsunuz?

“Uluslararası toplum kötü bir sınav verdi”

Ey İsrail’e kayıtsız, şartsız destek verenler, bu katliamı seyretmenin, vahşete ortak olmanın utancını daha ne kadar taşıyacaksınız. Gazze, Ramallah, Lübnan’da çocuklar ölürken, bebekler küvezde can verirken, maalesef uluslararası toplum da çok kötü sınav vermiştir.

Filistin’de yaşananlar çok büyük ahlaki çöküşün göstergesidir. Ülke liderlerin, uluslararası kuruluşların bu acı tablo üzerine düşünmesi gerektiğine inanıyorum. İsrail yönetimi temel insan haklarını hiçe sayarak bir millete, halka karşı etnik temizlik, apaçık soykırım uygulamakta, topraklarını adım adım işgal etmektedir.

Özgürlük, bağımsızlığı, temel hakları gaspedilen Filistinliler haklı biçimde bu işgale, etnik temizliğe karşı meşru direniş haklarını kullanmaktadır. Sergilediği haklı direniş gayrimeşru gösterilemeyecek kadar asildir, onurludur, kahramancadır.

Buradan bir kez daha canları pahasına vatanlarını savunan Filistinli kardeşlerimi yürekten selamlıyorum. İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırganlığının tek nedeni bir avuç ülkenin İsrail’e olan kayıtsız şartsız desteğidir.

Etki sahibi ülkeler tavşana kaç, tazıya tut politikasıyla bu katliama açıkça ortak oluyor. Sahne önünde güya ateşkes için uğraşanlar arka planda İsrail’e silah ve mühimmat göndermeye devam ediyor. Bu tutarsızlık ve samimiyetsizliktir.

Mayıs ayından beri gidip gelen bir kâğıt var. Hamas ateşkes teklifini kabul ettiğini defalarca ilan etti. Ama İsrail hükümeti işi sürekli yokuşa sürerek ateşkese en yakın olduğunu özellikle müzakere ettiği muhatabını kalleşçe öldürerek, barışı istemeyen taraf olduğunu net bir şekilde gösterdi.

İsrail’in oyalama ve aldatma hamlelerine daha fazla prim verilmemelidir. 2735 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmadığı ortamda İsrail’e yönelik zorlayıcı tedbirler gündeme alınmalıdır.

İsrail’in tutumunun uluslararası toplumun Filistinli sivillere yönelik bir koruma mekanizması geliştirilmesi zaruridir. Nasıl Hitler insanlığın ittifakı ile durdurulmuşsa, Netanyahu ve cinayet şebekesi insanlığın ittifakı ile durdurulmalıdır.

Barış için birlik kararında mevcut olduğu gibi kuvvet kullanma tavsiyesinde bulunma yetkisinin bu süreçte mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Acil ve kalıcı ateşkes sağlanmalı, mahkum takası gerçekleştirilmeli, insani yardımlar engelsiz ve kesintisiz olarak Gazze’ye ulaştırılmalıdır.

Kış mevsiminden önce zor koşullar altında hayatta kalmaya çalışan Gazze halkına yardım eli uzatmamız şarttır. Şu an Gazze’deki su kaynaklarının yüzde 70’i, fırınların yüzde 75’i tahrip edildi. Sağlık merkezlerinin yüzde 95’i kısmen veya tamamen zarar gördü.

150 bin konut tamamen, 200 bin konut kısmen yıkıldı. 80 bin konut oturulamaz hale geldi. Çocuk felci, hepatit ve bulaşıcı hastalıklar giderek artıyor. Gazze halkı ihtiyacı olan yardım miktarının dörtte birine ancak ulaşabiliyor. Türkiye olarak Filistinli kardeşlerimize yönelik insani yardım faaliyetlerini sürdürdük, sürdürüyoruz. Türkiye Gazze’ye en fazla yardım gönderen ülke konumundadır.

İsrail’le olan ticari işlemleri durdurarak konudaki hassasiyetimizi ortaya koyduk. Lübnan halkının ve hükümetinin de yanındayız. Artık hepimiz şu gerçeği görebiliyoruz. 41 bin insanı katledenler talimatı verenden, tetiğini çekene, bombayı bırakana kadar işledikleri suçların hesabını vermeden vicdanlar rahata kavuşamaz.

Yıkılan yok edilen, enkaza çevrilen şehirlerde oluşan milyarlarca dolarlık hasarın faturası faillerden mutlaka tazmin edilmelidir ve edilecektir.

İsrail’in işlediği suçların cezasız kalmaması için Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davayı destekliyoruz. Adaletin tecelli etmesi için her türlü adımı atacağız. Nablus’ta İsrail askerleri tarafından başından vurulan Ayşenur Ezgi Eygi kızımızın da kanının yerde kalmaması için her türlü mücadeleyi veriyoruz, vereceğiz.

Gazze’de ateşkes acil ihtiyaç olsa da asıl sorun Filistin topraklarının İsrail tarafından işgal edilmesidir. Bağımsız, egemen, coğrafi bütünlüğe haiz Filistin devletinin vücut bulması daha fazla ertelenemez. Mescid-i Aksa ve Harem-i Şerif’ eyönelik saldırıları da yakından takip ettiğimizi belirtmek isterim.

“Antisemitizme karşıyız”

Tayyip Erdoğan olarak bu kürsüde hamasetin diliyle konuşmuyorum. Vicdandan, ecdadımın duruşundan aldığım cesaretle konuşuyorum. Tarih boyunca daima mazlumun yanında, zalimin ve zulmün karşısında olmuş bir milletiz.

Bundan 500 yıl önce engizisyondan kaçan musevilere de Hitler’in toplama kampından kaçan yahudilere de kucak açtık. Ülke ve millet olarak İsrail halkına yönelik herhangi düşmanlığımız yoktur. Müslümanların inançlarından dolayı hedef alınmasına nasıl karşıysak antisemitizme aynı şekilde karşıyız.

Sorunumuz İsrail hükümetinin katliam politikalarıyladır, zalimle ve zulümledir. Şunu herkes bilsin ki; hakkı haykırmaktan çekinmeyiz. Birileri rahatsız olsa da doğruları söylemekten korkmayız. Haklının yanında durmaya, doğru bildiklerimizi acı da olsa söylemeye devam edeceğiz.

Buradan inanç, ülke, dil, din ayrımı yapmadan Filistin halkıyla dayanışma sergileyen, her hafta sokakları doldurarak Gazze’deki katliama sesini yükselten tüm yürekli insanlara, özellikle üniversiteli gençlere teşekkür ediyorum.

Suriye maalesef istikrardan uzaktır. Ekonomik ve insani durum vehametini koruyor. 2254 sayılı BMGK kararının temelinde milli uzlaşısının sağlanmasını temenni ediyoruz. Komşumuz Irak terörle mücadelesini sürdürürken, kalkınma, yeniden imar ve bölgesiyle bütünleşme yolunda kararlı adımlar atıyor. Uluslararası toplum Irak’ın bu faaliyetine destek vermelidir.

Kalkınma Yolu gibi girişimlerin hayata geçirilmesi çok ama çok önemlidir. Tüm bunlar PKK başta olmak üzere Irak’taki terör tehdidin bertaraf edilmesine bağlıdır.

Ukrayna’daki savaş üçüncü yılını bitirirken adil ve kalıcı barışın tesisinden hala uzaktayız. Silahlanma yarışı hızlandıkça diplomasinin alanı giderek daralıyor. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü temelinde savaşın sona erdirilmesine yönelik çabalara desteğimizi daha da artıracağız.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulamaya devam edeceğiz. Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki barış sürecini destekliyoruz. Türkiye-Ermenistan kulvarında adımlar atıyoruz.

Ayrılmaz parçası olduğumuz Balkanların refah ve huzuru için yapıcı rol oynuyor, bölgedeki tüm aktörlerle yakın işbirliği içinde hareket ediyoruz. Bosna Hersek’in egemenliği, siyasi birliği, toprak bütünlüğünün önemini her platformda vurguluyoruz.

Belgad-Priştine diyalog sürecini destekliyoruz. Ege Denizi’nde tüm tarafların menfaatlerine saygı duyulan bir istikrar bölgesi olmasını istiyoruz.

Türkiye enerji ve çevre başta olmak üzere her konuda yapıcı işbirliğine hazırdır. Komşularımızdan aynı yaklaşımı bekliyoruz. Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye’nin anahtar rolü yadsınamaz. Kıbrıs adasında Türkiye’nin, Kıbrıs Türkleri’nin hakları vardır.

Kıbrıs meselesine adil, kalıcı, sürdürebilir barış için samimi irade koyan taraf Kıbrıs Türkleri ve Türkiye’ydi. Federasyon modeli artık geçerliliğini tamamen yitirmiştir. Adada iki ayrı devlet ve iki ayrı halk vardır. Kıbrıs Türklerinin egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüleri yeniden tecil edilmeli ve tecrit artık son bulmalıdır.

Bugün uluslararası toplumu bir kez daha Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya, diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmaya davet ediyorum. Libya’da ülkenin birlik ve muhafazasına aktif destek sağlıyoruz. Tüm devletleri Libya’nın yanında samimi şekilde yer almaya davet ediyoruz.

Sudan’daki çatışmaların sona ermesi için daha fazla çaba harcamalıyız. Yerlerinden edilmiş milyonlarca Sudanlıya insani yardım ulaştırılması noktasında hepimize sorumluluk düşüyor.

Eşit ortaklık ve karşılıklı saygı ilkeleri temelinde Afrika halklarıyla kıtanın barış, istikrar ve kalkınma çabalarına destek veriyoruz. Afrikalı kardeşlerimizle tam bir dayanışma içinde olmayı sürdüreceğiz.

Yükselen ekonomileri bir bir araya getiren BRICS’le ilişkilerimizi geliştirme irademizi canlı tutuyoruz. Orta Asya ülkeleri ile işbirliğimizi ikili ve çok taraflı zeminde daha da güçlendiriyoruz. Türk devletleri teşkilatımız giderek cazibe merkezine dönüşüyor.

Türk dünyası olarak birlik ve beraberliğimizi daha da tahkim edeceğiz, Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı çevresinde güçlü tarihi, kültürel, beşeri ilişkilerimizin bulunduğu Uygur Türkleri’nin temel hakları için Çin’le yakın ilişki halindeyiz. Latin Amerika ülkeleri ile dostane bağları daha da güçlendirmeye gayret ediyoruz.

Üyesi olduğumuz G-20 başta olmak üzere adil, kapsayıcı, büyüme ve kalkınmayı temin edecek çalışmalara destek veriyoruz.

Hiçbir ülke emisyon azaltımı ve iklim değişikliğine uyum sürecini tek başına göğüsleyemez. Gelişmekte olan ülkeler için en önemli hususlar, finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirmedir. Bakü’deki zirvenin bu meselelerin çözülmesine katkı yapacağına inanıyorum.

İslam ve yabancı düşmanlığı ile ırkçılığın zehirli sarmaşık gibi dünyayı sarmakta olduğunu görüyoruz. Camilere ve mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılara şahit olmadığımız neredeyse tek bir gün yok.

İnsanların evleri ateşe veriliyor, hayatlarına kast ediliyor. En temel hakları göz göre göre gasp ediliyor. Büyüyen bu tehlikeyi kimse daha fazla görmezden gelemez. 15 Mart’ta kabul edilen karar tasarısının en yakın zamanda BM’de islamofobi ile mücadelede özel temsicilik atanmasını bekliyoruz.

Toplumun temel direği olan aile kurumuna yönelik saldırılar giderek yoğunlaşıyor. 2024 Olimpiyat Oyunları’nın açılışında sahnelenen rezalet insanlık olarak karşı karşıya olduğumuz tehdidin boyutlarını gözler önüne sermiştir. Masum çocukların her yaştan ve inançtan yüz milyonlarca insanın izlediği spor etkinliği çok çirkin şekilde cinsiyetsiz hale getirilmiş, propagandasına alet edilmiştir.

Cinsiyetsizleştirme meselesi tercihden ziyade küresel dayatmaya, kutsala ve fırsata karşı savaşa dönüşüyor. Bu yıkım projesi karşısında ses çıkaran, tepki gösteren herkes susturulmakta, linç kampanyalarının hedefi olmaktadır. Ne pahasına olursa olsun Türkiye bu kuşatmayı yarmakta, yıpratmakta kararlıdır.

Diğer üye ülkelerle dayanışma içinde aileyi, insanı, fıtratı savunmaktan geri duymayacağız. Bizimle aynı endişeleri paylaşan ülkeleri de bu mücadeleye omuz vermeye davet ediyorum.”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Erdoğan’dan “Yanıt Bekliyoruz” Açıklaması

Ankara – Şam hattındaki normalleşme sürecine ilişkin konuşan Erdoğan, “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Esad ile görüşme iradesini ortaya koyduk, artık karşı taraftan yanıt bekliyoruz. Yeni dönem böyle bir görüşmeyle birlikte başlar diye düşünüyorum” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 79’uncu Genel Kurulu’na katılmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) hareketi öncesi Atatürk Havalimanı’nda basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısında, 24 Eylül Salı günü BM Genel Kurulu’na hitap edeceğini belirten Erdoğan, ABD’deki temaslarında özellikle “Gazze’deki soykırıma ve İsrail’in saldırgan politikalarına karşı atılabilecek ortak adımlar” icin görüşmelerde bulunacağını vurguladı.

BM Güvenlik Konseyi ve uluslararası finans mimarisi başta olmak üzere küresel yönetişim mekanizmasının reform ihtiyacına dikkat çekeceğini de belirten Erdoğan, “Netanyahu ve şebekesi radikal siyonist ideolojilerini hayata geçirmek için her türlü provokasyona, her türlü tahrike başvurmaktadır. Lübnan’a yönelik son günlerde yapılan saldırılar, İsrail yönetiminin savaşı bölgeye yayma planlarına dair endişelerimizi haklı çıkardı. İsrail bir kez daha maalesef devlet gibi değil, bir terör örgütü gibi saldırılar düzenliyor” diye konuştu.

Erdoğan’a, ABD’ye hareketi öncesinde düzenlenen basın toplantısında Suriye ile ilişkilerdeki son durum da soruldu. Erdoğan, buna şöyle cevap verdi: “Suriye topraklarının tamamında huzur ve istikrarın sağlanması için Türkiye ve Suriye’nin birlikte atabileceği adımlar Şam yönetimini muhaliflerin bir süredir Suriye’de çatışmasızlığın sağladığını görüyoruz. Bu durum kalıcı çözüm için etkin bir kapı aralamak adına elverişli bir ortam sağlıyor.

Suriye dışında milyonlarca insan vatanlarına dönmek için bekliyor. Biz bu konuda çağrımızı yaptık ve Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esad ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz. Biz buna hazırız. Halkı Müslüman iki ülke olarak artık bu birlikteliği, bu birlikteliği, bu beraberliği bir an önce gerçekleştirelim istiyoruz. İki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemde böylesi bir görüşme neticesinde inşallah başlar diye inanıyorum.”

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Suriye Halk Meclisi’nde konuşan Devlet Başkanı Beşar Esad, “Egemenlik ve uluslararası hukuk, ilişkilerin onarılması konusunda ciddi olan tüm tarafların ilkeleriyle tutarlıdır ve terörle mücadele her iki tarafın da ortak çıkarıdır” demiş ve eklemişti:

“Komşu ülkenin topraklarını oradan çekilmek için işgal etmedik, teröre desteğimizi durdurmak için de destek vermedik … Çözüm açık sözlü olmak ve kibri değil hatayı tespit etmektir… Gerçek nedenlerini göremediğimiz bir sorunu nasıl çözebiliriz? İlişkiyi yeniden tesis etmek için öncelikle bu ilişkinin bozulmasına neden olan sebeplerin ortadan kaldırılması gerekir ve biz hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Savunma Sanayi” Mesajı: Çalışmalarımızı Devam Ettireceğiz

Jandarma ve Emniyet teşkilatlarına yeni araçların hizmete alımı nedeniyle düzenlenen törende konuşan Erdoğan, “Savunma sanayiinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşana kadar çalışmalarımızı devam ettireceğiz” dedi.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Havalimanında, Jandarma ve Emniyet teşkilatlarına yeni araçların hizmete alımı dolayısıyla düzenlenen törende açıklamalarda bulundu. Erdoğan şunları söyledi:

“Vatan için hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Dün Gaziler Günü’ydü, tüm gazilerimizi şükran ile yad ediyorum. Emniyet ve Jandarma teşkilatımız hiç tartışmasız ülkemizin de milletimizin de kıvanç kaynağıdır. Tüm kutsal değerlerimiz teminat altındaysa hiç şüphesiz bunda aslan payı polis ve jandarmalarımızındır.

Bugün Jandarma ve Emniyet teşkilatımıza 7 bin 204 aracı kazandırıyoruz. Ömrü dolan araçlarımızı yeniliyoruz. Bu araçların 5 bin 1 tanesini emniyet, 2 bin 203 adedini ise jandarmamız kullanacak. BU araçlar asayiş, terör ve uyuşturucu faaliyetlerinde kullanacaklardır. Yeni araçlarımızın şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Sadece personel sayısı ile güvenliği sağlayamayız. Teknik donanım ve teknolojik kapasitemizi de kullanmamız şart.

Devletin asli vazifesi vatandaşın huzur ve güvenliğini sağlamaktır. Huzur ve güven olmazsa devlet de huzur da demokrasi de olmaz. Biz yakın tarihimizde güvenlik noktasında yaşanan sıkıntıların acılarını çok çekmiş bir ülkeyiz. 70’lerde ülkemizin nasıl kaosa sürüklendiğini gayet net hatırlıyoruz. Pırıl pırıl evlatlarımızı 90’larda kaybettik. Ekonomik olarak da çok ciddi kaybımız oldu.

“Ülkemizi büyük yatırımlarla donattık”

2002’de göreve geldiğimizde asayiş konusuna büyük önem verdik. Ülkemizi büyük yatırımlarla donattık. Yeni mücadele konseptleri geliştirdik. Terörü kaynağında yok etme stratejimiz bunlardan biriydi. Zehir tacirlerine göz açtırmama bunlardan biriydi. Kendini devletten, kanundan nizamdan üstün gören alçakların tepesine tepesine bindik.

Terör örgütlerine sınırımızın içinde ve dışında nefes alacak alan bırakmadık. 2024’te PKK’sından FETÖ’süne, DEAŞ’ından DHKP/C’sine 35 bin 500 operasyon düzenlendi. 835 terörist etkisiz hale getirildi. 70 terör eylemi engellendi. Her gün üst düzey bir teröristten imha haberini alıyoruz. Bunu kendi silahlarımızla gerçekleştiriyoruz.

Lübnan’a yönelik düzenlenen siber saldırılar, yerli sistemlere yaptığımız yatırımların kıymetini ortaya koydu. Savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşana kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Güvenlik güçlerimiz katil sürelerinin peşlerini bırakmıyor. Aynı şey zehir ve insan tacirleri için de geçerlidir. Türkiye’nin huzurundan en ufak bir taviz veremeyiz. Devletimize, milletimize ya da demokrasimize yönelik en küçük tehdidi görmezden gelemeyiz.

Türkiye’nin bugün ulaştığı seviyede sizin emeğinizin büyük rolü bulunuyor. Aşılmaz denilen dağlarda Gabar’da, Cudi’de, Bestler-Dereler bölgesinde mağaralara girdiniz ve oraları teröristlerden temizlediniz. Allah ayağınıza taş değdirmesin, sizler bizim gururumuzsunuz. Siz bu milletin bağrından çıkmış öz ve öz evlatlarısınız.

Vaadedilmiş toprak hayalleri kuranlar bizden rahatsız oluyorlar. Silah lobileri, bizden, büyüyen ve güçlenen Türkiye’den rahatsız oluyor. Rehavete kapılmayacağız, gardımızı asla indirmeyeceğiz. Tahriklere karşı her zaman dikkatli olun. Milletimizle el ele, gönül gönüle verin. Üzerinizdeki üniformada şehitlerimizin, gazilerimizin hakkının olduğunu unutmayın.

Kahramanlıkla yürüttüğünüz tüm hizmetleriniz için şimdiden teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Anayasa” Açıklaması: İlk Dört Maddeyle Bir Sıkıntımız Yok

Erdoğan, Anayasa tartışmalarına ilişkin, “Anayasa’nın ilk 4 maddesiyle ilgili bizim açımızdan bir tartışma yoktur” dedi. Erdoğan, “Partimizin bu konudaki yaklaşımı açıktır. Biz yeni anayasa sürecini yönetmek arzusundayız. Biz milletimizi darbe anayasasından kurtarmak ve milletimizin önünü açmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Anayasa’nın ilk üç maddesinde devletin şekli, cumhuriyetin nitelikleri ve devletin bütünlüğü, resmi marşı, bayrağı ve başkenti belirleniyor. Dördüncü maddesinde de ilk üç maddenin değiştirilemeyecek oluşuna vurgu yapılıyor: “Anayasa’nın 1. maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da düzenlenen ‘Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetleri Başarı Ödülleri Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bugüne kadar inşaat sektörünün gelişmesine yönelik her adımımız itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Müteahhitlik firmalarımızın özellikle yurt dışında yazdığı başarı hikayesi ısrarla görmezden gelindi, yok sayıldı. Oysa biraz ekonomi bilseler, inşaat sektörünün ne derece kritik konuma sahip olduğunu anlayabilirlerdi.

Türk müteahhitlik sektöründe firma sayısı itibarıyla Çin’den sonra ikinci sıradayız. Gelir sıralamasına göre ise ilk 8 ülkeden biriyiz. Firmalarımızın yurt dışında aldığı işler hem ülkemize döviz kazandırmakta hem de marka değerimizi yükseltmektedir.

2012-2013 ve 2021 yıllarında 32 milyar dolarlık proje tutarlarında rekor kırdık. 2023 yılında ise Rusya -Ukrayna çatışması gibi sorunlara rağmen proje büyüklüğü 28 milyar dolar olarak gerçekleşti. Her alanda her başlıkta çok ciddi ilerleme kaydettik. İnşallah bunları çok daha yukarılara taşıyacağız.

En büyük 250 müteahhitlik firmasının toplam uluslararası gelirlerinin, 2023 yılında 430 milyar dolar sınırına geldi. İş adamlarımızın, müteahhitlerimizin, girişimcilerimizin meselelerini yaptığımız görüşmelerde sık sık dile getiriyor, çözüm arıyoruz. İnşallah sizin yanınızda olmaya devam edeceğiz. Son 22 yılda ekonomiden dış politikaya geniş bir yelpazede devrim niteliğinde adımlar attık, atıyoruz.

Türk dış politikası uzun yıllar içe dönük bir karaktere sahipti. Risk almayalım, belli aktörlerle aman karşı karşıya gelmeyelim anlayışı Türkiye’ye uzun yıllar mahkum etti. Bunun faturasını birçok başlıkta ödedik, halen de ödüyoruz. 2002’den itibaren dış politikamızda köklü bir değişikliğe gittik. Komşularımızla ilişkilerimizi farklı mekanizmalarla güçlendirdik. Pek çok bölgesel ve uluslararası kuruluşla ortaklıklar tesis ettik.

Bugün Türk ürünlerinin girmediği neredeyse hiçbir ülke kalmadı. Göreve geldiğimizde turizmde 13 milyon turist sayısından 56,7 milyon turist rakamına ulaştık. Son 20 yılda ekonomimiz yüzde 5,4 büyüdü. milli gelirimiz tarihimizde ilk kez 1,1 trilyon doları aştı. Artık trilyonu konuşuyoruz. Neredeydik, bakın şimdi neredeyiz.

Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde göz kamaştıran bir başarı yakaladık. Hemen her ülke ile ekonomik ilişkilerimizde artış yaşadık. Dış politikamızı bölgesel ve küresel meselelerdeki tutumumuzu anlamakta ısrar edenler olduğunu görüyoruz. 2024 Türkiye’sini 30-40 yıl öncesinin kalıplarına mahkum etmek ülkemize yapılacak çok büyük bir haksızlıktır

Dünya değişirken, ekonomide, üretimde, teknolojide yeni güç merkezleri ortaya çıkarken biz de kendimizi buna adapte etmek mecburiyetindeyiz. Türkiye olarak yüzümüz elbette Batı’ya dönüktür. Ancak bu Doğu’ya sırtımızı döneceğimiz, ilişkilerimizi geliştirmeyeceğimiz anlamına gelmez. Siyah beyaz, iki bloktan birinin tercih edilmek zorunda olduğu bir dünyada artık yaşamıyoruz. Kazan-kazan temelinde dengeli bir anlayışla işbirliğimizi tüm aktörlerle geliştirmeyi arzu ediyoruz.

Türkiye’nin dış politikada kendine yeni rotalar keşfetmesi tenkit edilecek değil takdir edilecek, övgüyle karşılanacak bir çabadır. Milleti darbe anayasasından kurtarmak istiyoruz. Biz mümkün olan en geniş toplumsal mutabakatla yeni anayasa sürecini yönetmek ve başarıyla neticelendirmek arzusundayız. Anayasa’nın ilk 4 madde ile ilgili tartışma yoktur. Maksimalist yaklaşımların sürece zarar verdiğini düşünüyoruz.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Sosyal Medya” Uyarısı

Adalet Akademisi’nde konuşan Erdoğan, “Hiçbir kuralın, değerin, ahlaki sınırın olmadığı sosyal medya mecraları giderek büyük bir operasyon aygıtına dönüşmeye başladı” dedi ve ekledi:

“Etkileşim odaklı yeni medya düzeninin en büyük kurbanı adaletin temel ilkeleri oluyor. Sanal alemde karşılıklı mevzilenmiş infaz mangaları her gün hedef tahtasına konacak bir şahıs olay ve kurum mutlaka buluyor. Pek çok hukuksuzluğa imza atılıyor.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde 1’inci Dönem Hakim ve Savcı Yardımcıları Eğitimi Açılış Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Adalet Akademimizi yeniledik, güçlendirdik. Yargı sistemimizin bel kemiğini oluşturan hakim ve savcılarımızın en iyi şekilde yetişmeleri noktasında hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık.

Bugün ülkemizde hukuk eğitimi veren önemli sayı ve çeşitlilikte kurumlarımız var. Hakim ve savcı sayısı 3 kat arttı. Son 22 yılda avukat noter hukuk eğitimi görmüş personel hakim sayılarında artış sağladık.

Hakim-savcı sayımız bugün 25 bine yaklaştı. Mesleki bilgi beceri fakülte eğitimini aşan bir çabayı gerektirir. Değerler ile bilgi arasında bağ kurmayı sağlayan köprü ise tecrübedir. Hakim ve savcı yardımcılığı mekanizması ile bilgiyle tecrübeyi harmanlamayı amaçlıyoruz. Yardımcılıkta süreyi 3 yıla çıkardık. Akademideki eğitim süresini 7 aydan 10 aya yükselttik.

Yargı gücünü adalete bağlılıktan alır. Köklü adalet sisteminin yerleşmesine büyük önem verdik. Yeni mahkemeler kurarak milletimizin adalete erişimini kolaylaştırdık.

Yargıda nicelik ve nitelik artıyor. Adalete dair her başlıkta kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz. İnsanın olduğu her yerde çatışma ve çelişkiler de kaçınılmazdır. Arzu edilmese dahi suç işlenir.

Hukuk devleti bu çatışmalara hızlı cevaplar vermeyi gerektirir. Adil işleyen yargı sistemi bunun kurumsal çerçevesidir. Tarafsız işleyen yargı bu sistemin varlığı ekonomik kalkınmanın da güvencesidir.

Adliyenin kapsını adaletin kapısı haline getirmek sürekli çalışmayı toplumu takip etmeyi gerektirir. 1960’tan beri bu ülkede yargı siyasete istikamet çizmenin vesayetin bir vasıtası olarak kullanıldı. Yassıada mahkemelerinin 12 Eylül mahkemelerinin verdiği kararların utancı yıllarca adalet sistemimizin peşini bırakmadı.

Önce 17-25 Aralık emniyet-yargı girişiminde, ardından 15 Temmuz darbe girişimini çok iyi hatırlıyoruz. Bu ülkeye verdikleri zararın faturasını hala ödüyoruz. Devletimizi, vesayet aparatlarından ve FETÖ artıklarından ne kadar temizlemiş olursak olalım dikkati elden bırakmadan mücadeleyi sürdüreceğiz.

Suç işleyenin, milletin malına, canına kast edenin yeri sokaklar değil hapishanelerdir. Burada bir sıkıntı varsa gidermek boynumuzun borcudur.

Hiçbir kuralın, değerin, ahlaki sınırın olmadığı sosyal medya mecraları giderek büyük bir operasyon aygıtına dönüşmeye başladı.

Etkileşim odaklı yeni medya düzeninin en büyük kurbanı adaletin temel ilkeleri oluyor. Sanal alemde karşılıklı mevzilenmiş infaz mangaları her gün hedef tahtasına konacak bir şahıs olay ve kurum mutlaka buluyor. Pek çok hukuksuzluğa imza atılıyor.

Toplumun merakını gideren yayınlar yaparken, yürüyen soruşturmanın selametini de korumak, gözetmek herkesin mesuliyetidir. İnsanlık olarak toplum olarak nereye gidiyoruz? Masum çocukların naaşı üzerinden milletin inanç değerleri ile aile kurumu ile dini müesseselerle siyasi hesap görülmesine müsaade etmemeliyiz.”

Paylaşın

Erdoğan: Camileri Kapattılar, Kur’an-ı Kerim’leri Toplattılar

İstanbul’da “Mevlid-i Nebi Haftası Açılış Programı”nda konuşan Erdoğan, “Bu milletin iman kalesini çökertmek için hiç olmazsa bu kalede gedik açmak için yıllardır saldırıyorlar. Bunu bir dönem camilerimizi kapatarak, ahıra çevirerek, satarak yaptılar” dedi ve ekledi:

“Bir dönem minarelerimizden yükselen Allah-u Ekber nidalarını susturarak yaptılar. Bir dönem Kur’an-ı Kerim’leri, ilmihalleri toplatarak yaptılar. Bir dönem imam hatip okullarının kapısına zincir vurarak, başörtülü kızları üniversite kapılarında ağlatarak yaptılar.

Bu yıkım projesinde kimi zaman medya kullanıldı, kimi zaman sinema, tiyatro, televizyon dizileri kullanıldı. Kimi zaman kaleminden nefret akan sözde aydınlar kullanıldı. Kimi zaman terör örgütleri, marjinal örgütler, ihanet çeteleri kullanıldı. Kimi zaman da siyasetçiler kullanıldı.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da “Mevlid-i Nebi Haftası Açılış Programı”nda konuşma yaptı. Erdoğan’ın konuşmasından başlıklar şu şekilde:

“Güçlü şahsiyetler sağlam bir toplumun teminatıdır. Bireyler ahlaklı, erdemli, merhametli olduğunda, toplumda da adalet, huzur, emniyet ve refah olur. Ama tek tek kişiler bozulursa, aile bozulur. Aile yozlaşırsa, toplum çürür. Toplum çürürse, devlet çürü, memleket çürür. Bütün insanlık zeval görür. Millet olarak son 2 asırdır çok yönlü, çok ince düşünülmüş bir kuşatma ile karşı karşıyayız.

Bu milletin iman kalesini çökertmek için hiç olmazsa bu kalede gedik açmak için yıllardır saldırıyorlar. Bunu bir dönem camilerimizi kapatarak, ahıra çevirerek, satarak yaptılar. Bir dönem minarelerimizden yükselen Allah-u Ekber nidalarını susturarak yaptılar. Bir dönem Kur’an-ı Kerim’leri, ilmihalleri toplatarak yaptılar.

Bir dönem imam hatip okullarının kapısına zincir vurarak, başörtülü kızları üniversite kapılarında ağlatarak yaptılar. Bu yıkım projesinde kimi zaman medya kullanıldı, kimi zaman sinema, tiyatro, televizyon dizileri kullanıldı. Kimi zaman kaleminden nefret akan sözde aydınlar kullanıldı. Kimi zaman terör örgütleri, marjinal örgütler, ihanet çeteleri kullanıldı. Kimi zaman da siyasetçiler kullanıldı.

Artık eskisi kadar olmasa da hala birilerinin bu manevi işgal projesine taşeronluk yaptığını görmekteyiz. Aralarında FETÖ’cü ve bölücülerin de olduğu malum mahfiller bunu son derece planlı, sinsice ve kurnazca yapıyor. Biz bunlardan ülkeye kötülük dışında, nifak ve husumet dışında zaten bir şey beklemiyoruz. Kimileri de millet düşmanlarının tuzağına düşerek bu manevi yıkım projesine istemeden destek veriyor.

Şurayı özellikle dikkatinize getiriyorum: Bu ideolojik bağnazlık, son günlerde öyle vahim boyutlara ulaştı ki cuma hutbesini, hutbede okunan ayet-i kerimeleri hedef almaya başladılar. Kendini bilmezin birisi çıkıyor ahkam kesiyor, hem de bu ülkenin muhalefet partisi adına, doğru düzgün bilgisinin olmadığı dini konularda ahkam kesiyor. Hocalarımıza utanmazca had bildirmeye kalkıyor.

Bunu yaparken de cehaletini gizlemek için Gazi Mustafa Kemal’in arkasına saklanıyor. İçinde ne varsa ortaya dökmek yerine Gazi Mustafa Kemal’i hadsizliğine alet ediyor. Buram buram tek parti faşizmi kokan bu ilkellik karşısında maalesef mensubu olduğu parti içinde kimse itiraz etmiyor, genel başkan dahil kimse tepki göstermiyor.

Aynı ideolojik fanatizm, hepimizin yüreğini yakan Narin yavrumuzun katledilmesi hususunda da yaşanıyor. Birileri daha olayın ilk anından itibaren cinayeti kutuplaşma, kamplaşma aracına dönüştürmek için her yola başvuruyor. Oysa ortada vahşi bir cinayet var. Buna rağmen kimileri 8 yaşında hayattan koparılmış bir çocuğun cenazesi üzerinden siyaset yapacak kadar insanlıktan çıkabiliyor.

40 yılda yüzlerce çocuğun kanını akıtan, yüzlerce Narin’i bizden alan, binlerce vatandaşımızı acımasızca öldüren terör örgütünün uzantıları aynaya bakmadan millete insanlık dersi verme cüretinde bulunuyor. Bu vahşet öne sürülerek aile müessesi ve dini kurumlar hedef alınıyor. Hatta ve hatta Diyarbakır halkı ve Kürt kardeşlerimiz hedef alınıyor. Açık söylüyorum bu vicdansızlıktır, fırsatçılıktır, ikiyüzlülüktür, milleti provoke etmek, toplumun sinir uçları ile oynamak demektir.

Masum bir yavruyu alçakça katledenlerden bunun hesabını yargı önünde sorulması, döktükleri her damla kanın burunlarından fitil fitil getirilmesi için gereken her türlü adımı hukuk çerçevesinde atacağız. Tekirdağ’daki alçaklığın da hesabını mutlaka adalet karşısında soracak, bu sabiye işkence eden çukurların da en ağır cezayı almaları için mücadele edeceğiz. Aynı zamanda bu rezil olaylar üzerinden bölücü örgütün uzantılarının ve marjinallerin günah çıkarmalarına, milleti kışkırtmalarına, aile kurumunu hedefe koymalarına da eyvallah etmeyeceğiz.”

Paylaşın

Siyasette “Özür Dile” Polemiği: Özel’den Erdoğan’a Yanıt

Aydın’ın Didim ilçesinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Gezi direnişi ile ilgili sözlerine yanıt verdi.

Gezi davasında hükümlü bulunan Tayfun Kahraman’ın kızı Vera’yı hatırlatan Özel “Gezi’de birinden özür dilenecekse, Vera okula babasız başladı. Vera’dan özür dileyin. Ben kavga etmem, vatandaşın derdiyle dertlenirim. Bir kavgam varsa vatandaşın yoksulluk, işsizlik kavgasıdır” dedi.

Erken seçim çağrısını tekrar eden Özgür Özel şöyle konuştu:  Nasıl 31 Mart’ta millet doğruyu gördüyse ve verdiği karardan memnunsa gelecek sene kasım ayı son tarihtir. Tayyip Bey gelsin vatandaşı rahatlatsın. En büyük hakem karar versin. Biz yeterince küfür ve hakaret duyduk. Bunlara cevap vermediğimiz için de milletimizin teveccühünü gördük bundan sonra da böyle olacak

Ne olmuştu?

Bir sokak röportajında söyledikleri nedeniyle tutuklanan ve gece vakti tahliye edilen Dilruba Kayserilioğlu, 30 Ağustos resepsiyonunda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile birlikte protokolde yer almıştı.

Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında Dilruba Kayserilioğlu’nun 30 Ağustos resepsiyonunda CHP’nin konuğu olarak kendisine yer verilmesini eleştirmişti. Erdoğan “AK Parti’ye oy veren insanlara hakaret edeni yanlarına aldılar. Biz Sayın Özel’den bir özür bekliyoruz” diye konuşmuştu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelik ‘önce özür dilesin’ sözlerine yanıt vermişti.

CHP Lideri Özgür Özel, ”Tutturmuş ‘Özgür Özel özür dilesin’ ben ne dedim de özür dileyeyim. Ben Dilruba adına söylediği sözlerden alınmış kötü hissetmiş kim varsa özür dilerim. Şimdi sıra Erdoğan’da ağzıma alamayacağım ifadelerle Gezi’ye katılanlara ‘sürtük’ dedi. Şimdi Erdoğan da onlardan özür dilesin” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan, Özel’in sözlerine verdiği yanıtta, “Gezi olayları ile ilgili tarih ve bağımsız Türk mahkemeleri hükmünü vermiştir. Ağaç bahanesiyle ayaklanmanın Türkiye’ye maliyeti 1,4 milyar dolardır. Ekonomimizde en parlak dönem yaşanırken bu olayların alevlendirilmesi bir komplodur. Bir özür bahsi açıyorlar. Gezi olayları için çıkıp özür dilemesi gerekenler varsa milletin otobüsünü yakıp yıkanlardır” demiş ve eklemişti:

“Gezi olayları ile ilgili çıkıp özür dilemesi gereken biri varsa, asıl özeleştiri yapması gerekenler haftalarca sokakları kargaşaya boğanlardır. Çıkıp özür dilemesi gerekenler AKM duvarını hakaret pankartlarıyla kirletenlerdir. Çıkıp özür dilemesi gerekenler polise ve esnafa saldıranlardır.”

Sokak röportajında Instagram’ın erişime engellenmesi ve sokak hayvanlarıyla ilgili yasayı eleştiren Dilruba Kayserilioğlu, 12 Ağustos’ta tutuklanmıştı. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları yöneltilen Kayserilioğlu’nun tutukluluğuna avukatı Hüseyin Yıldız, itiraz etmişti. Ancak itiraz reddedilmişti.

İkinci itiraz üzerine Dilruba Kayserilioğlu’nun “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından tahliyesine karar verilmişti. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan tutukluluğu süren Kayserilioğlu’nun serbest bırakılması için tekrar itiraz edilmişti. Bu son itiraz üzerine Kayserilioğlu 29 Ağustos’ta tahliye edilmişti.

Dilruba Kayserilioğlu, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu basın yoluyla işlenmekten 6 yıla hapis istemiyle hakim karşısına çıkmıştı. Mahkeme, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu oluşmadığından Kayserilioğlu’nun beraatine karar verilmişti.

Kayserilioğlu’nu “Halkın bir kesimini alenen aşağılamak” suçundan 6 ay hapis cezasına çarptıran mahkeme, bu eylemin basın yayınla yapıldığı için cezayı 1/2 artırarak 9 aya çıkarmıştı. Mahkeme ayrıca, iyi hal indirimi uygulayarak cezayı 7 ay 15 güne düşürmuştü. Hakim, hükmün açıklanmasını geri bıraktı ve Dilruba Kayserilioğlu hakkındaki adli kontrol kararını kaldırmıştı.

Serbest bırakılmasının ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Kayserilioğlu hakkında bu kez de “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla iddianame hazırlamıştı. Kayserilioğlu’nun 4 yıla kadar hapsi istenmişti.

Paylaşın