CHP’de Özgür Özel Ekrem İmamoğlu Ve Mansur Yavaş Zirvesi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bir araya geldi.

Haber Merkezi / Yaklaşık 2,5 saat süren görüşme sonrası CHP Lideri Özgür Özel, sosyal medya hesabından “Birlikteyiz, hep birlikte olacağız, hep beraber kazanacağız, Türkiye kazanacak…” mesajını paylaştı.

CHP bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde göstereceği adayı parti üyeleri arasında yapılacak ön seçim ile belirleme kararı alırken, iki güçlü aday olan Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu’nun adayın açıklanmasına ilişkin zamanlamaya dair farklı görüşlerde olduğu kulislere yansımıştı.

Ana hatlarıyla; Yavaş cephesi aday açıklanması için şu anda erken olduğunu düşünürken aynı zamanda adayın CHP üyeleri arasında ön seçim ile belirlenmesine de tüm Türkiye’nin eğilimini yansıtmayabileceğini söyleyerek sıcak bakmıyor.

Ekrem İmamoğlu cephesinde ise adayın bir an önce açıklanması gerektiği çünkü iktidarın yargı eliyle CHP üstündeki oluşturacağı baskının aşılmasında bu yöntemin de etkili olabileceği düşünülüyor.

Bu kanat 2023 seçimlerinde CHP’nin adayı Kemal Kılıçdaroğlu isminin son ana kadar açıklanmaması ve son anda Meral Akşener ile olan 3 Mart krizinin bir kez daha yaşanmaması gerektiğini de ifade ediyor.

Ekrem İmamoğlu, dün İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili’nin yazdığı iddianameyle üçüncü kez “siyasi yasak” talebiyle karşı karşıya kaldı.

İmamoğlu, soruşturma için ifadeye gitmeden bir gün önce 30 Ocak’ta yaptığı açıklamada, “Ülkemiz tarihinde ilk defa yapılacak olan bu demokratik uygulama, yakın geleceğimiz adına tam bir devrimdir” diyerek Özel’in yol haritasına destek verdi.

31 Ocak’ta ifade veren İmamoğlu’na destek vermek için Çağlayan’daki Adalet Sarayı’nın önüne gelen ve sonrasında İBB Başkanı’yla el ele halkı selamlayarak “birlikteyiz” mesajı veren CHP’nin diğer potansiyel cumhurbaşkanı adayı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise adayın erken belirlenmesine karşı.

Mansur Yavaş, gazetecilerin soruları üzerine, “Her şeyden önce aday belirlemenin çok erken olduğu düşüncesindeyim. Seçim tarihi belli değil. O zamana kadar Türkiye’de şartlar değişir, her şey değişir” dedi.

Ön seçim yapılırsa aday olup olmayacağı sorulan Yavaş, “Gün ola harman ola. O güne kadar kim kalacak, önce bir seçim tarihi belli olsun. Daha geniş konuşuruz” karşılığını verdi.

Paylaşın

Özel, Erdoğan’a “Gazze” Üzerinden Yüklendi

CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’nin ABD’ye bırakılmasına ilişkin açıklamasına ”sessiz” kaldığını belirterek, “Buna nasıl tepki göstermiyor Erdoğan?” dedi.

Deprem bölgesine ziyaretlerini sürdüren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Hatay Reyhanlı’da gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Artı Gerçek’in aktardığına göre; Aradan geçen zamana rağmen Hatay’daki konut sorununun hala çözülemediğini ve depremzedelere verilen sözlerin tutulmadığını belirten Özel, 10 depremzeden 7’sinin konteynırda olduğunu aktardı. Özel, “Hatay’da ev teslim edilme oranı yüzde 18. 100 Hataylıdan 82’si çadır, konteynır ya da gurbette yaşıyor. 1 yılda herkese ev verecekti. Bir an önce sandığın gelmesi gerekiyor” dedi.

Özel, yaklaştığını belirttiği büyük Marmara depremine ilişkin de iktidarı adın atmamakla eleştirdi. Deprem konusuna siyaset üstü yaklaşılması gerektiğini dile getiren Özel, ‘deprem bakanlığı’ kurulmasını önerdi. “Depremin yaklaştığını ve devletin hiçbir şey yapmadığını herkes biliyor” diyen Özel, şöyle konuştu:

“O yüzden bizim belediyelerimizin hazırlıkları çok daha fazla dikkat çekiyor. İstanbul depreminde milyonların hayatı tehlikede olacak. Daha önce Erdoğan’a da söylemiştim. Gelin siyaseti ikiye ayırın. Siyasi konular ve siyaset üstü konular olarak. Depreme siyaset üstü bir yaklaşım öneriyoruz. Acilen herkesin liyakatinden emin olduğu bir deprem bakanı atansın, her partiden bir bakan yardımcısı atansın.”

Hatay’ın önemli sorunlarından birinin de şehrin taşıyamayacağı çoğunlukta sığınmacı barındırması olduğunu ifade eden Özel, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Suriye’nin hızlı bir istikrara ihtiyacı var. Suriye’nin kapsayıcı bir anayasaya, hükümete ve serbest seçimlere ihtiyacı var. Buranın bu kadar yoğun bir sığınmacı nüfusuyla kendi mevcudiyetini sürdürmesi mümkün değil. Suriye’nin güçlendirilmesi ve buradaki misafirlerin memleketlerine dönmeleri son derece önemlidir.”

Erdoğan’a “Gazze” tepkisi

Donald Trump’ın Gazzelileri kendi coğrafyalarından sürme ve işgal planı ile Erdoğan’ın konuya olan sessizliği hakkında da konuşan Özgür Özel, şöyle konuştu: “Trump’ın açıklamalarıyla kastettiği, coğrafyanın sahiplerini o bölgeden söküp atmaktır. Bu, kutsal topraklardan Filistinlileri sürmektir. Trump Filistin diye bir şey kalmasın istiyor.

Buna nasıl tepki göstermiyor Erdoğan? Erdoğan, ‘Filistin de önemlidir Ukrayna da önemlidir’ dedi geçti. Steinmeier ‘ABD’nin önerisini insanlık suçu olarak görüyorum’ dedi. Erdoğan kafasını bile sallamadı. Mikrofon uzatıldığında Erdoğan bir şey söylesin. Erdoğan nasıl Almanya Cumhurbaşkanı’nın gösterdiği hassasiyeti gösteremiyor.”

Paylaşın

Özel, “Enflasyon Ve Asgari Ücret” Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye enflasyonda dünyanın en kötü 6. ülkesi. Bizden iyi 5 ülke Zimbabve, Sudan, Güney Sudan, Arjantin ve Venezuela. Daha önce en kötü 5. ülkeydik” dedi ve ekledi:

“Bir ülkeyi geride bıraktık diye düşünürken öğrendik ki Sudan ve Güney Sudan ayrı ayrı enflasyonları olan iki ülke olarak ikisi de bizden kötüymüş. O yüzden Türkiye en kötü 6. ülke. Dünyanın geri kalan bütün ülkelerinin enflasyonları bizden daha düşük ve şu saptamaya dikkat edin: Türkiye’de aylık enflasyon dünyadaki 140 ülkenin yıllık enflasyonundan yüksek. Türkiye’nin 1 aylık yüzde 5’lik enflasyonu dünyadaki 140 ülkenin 1 yıllık enflasyonundan fazla. Bir de çıkmışlar, bu rakamlara ‘başarı’ diyorlar.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamaları şöyle:

“Değerli milletvekillerimiz, 78 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olan Kartalkaya Otel faciasının üzerinden tam 2 hafta geçti. İçişleri Bakanı olay günü tüm sorumluların 10 gün içinde belirleneceğini taahhüt etmişti. Bugün o sözün üzerinden tam 14 gün geçti. Sorumlular ortada yok. Sorumluluklar ortada yok. Adalet Bakanı’nın önce resmi yazı ile görevlendirdiği, sonra kabul etmeyip, ‘Bu rapora Bolu Belediyesi’ni ilave etmezseniz almayız.’ dedikleri, ‘Bu rapordan Turizm Bakanlığı’nı çıkarmazsanız almayız’ dedikleri rapora önce ‘korsan’ dediler. Resmi görevlendirme yazısını açıkladık. İsimleri açıkladık. Resimleri açıkladık. O günkü bilirkişi, 7 kişilik bilirkişi heyeti, mesleki namuslarına da kişisel onurlarına da sahip çıktılar ve suçlu görmediklerini o rapora ilave etmediler.

Suçlu gördüklerini de çıkarmadılar. Bu sefer önce dediler ki: ‘O rapor korsandır, yoktur.’ Bizim bu raporu ifşa etmemizden ve bilirkişinin raporunun arkasında durmasından sonra bu kez ‘İhtiyaç gördük, heyeti genişletiyoruz.’ dediler. Mevcut bilirkişiyi inkâr edemeden. O günden bugüne yeni bilirkişiler geldiler, birkaç gün çalıştılar ama ne eski rapor ne o rapora yeni bilirkişilerin ilavesi ne ayrı bir rapor, ortada hiçbir rapor yok. Oysa gözaltındakiler hâkim karşısına çıkarken o rapora göre sorumlulukları belirlenecek, gözaltından tutukluğa sevki talep edilecek ya da edilmeyecek.

Hâkim tarafından karar bilirkişinin bulduklarına göre verilecekti. Ama rapor İl Özel İdaresi’ni, dolayısıyla Bolu Valiliği’ni sorumlu tuttuğu için, rapora bu yönüyle Turizm Bakanı katılıp “Bunlar sorumlu” dediği için, rapor diğer taraftan Turizm İl Müdürlüğü’nü, Turizm Bakanlığı’nı sorumlu tuttuğu için, raporun da bu yönüne Bolu Valisi kabul edip “Doğrusu budur” dediği için raporun iki parçası birbirini suçlayan Ak Partililerden ve onların ata­dıklarından oluşuyor.

Ne raporda ne bir başka yerde olmayan sorumluluğu sosyal medya faaliyetiyle CHP’ye yüklemeye çalışanların milletin gönlünde yeri olmadığı, herkesin bu meseleyi doğru yerden okuduğunu gördüler. Gözlerine far tutulmuş tavşan gibi hakikatin karşısında hareketsiz kaldılar. 14 gündür kıpırdayamıyorlar. 14 gündür bilirkişi raporu olmaksızın tutuklamalar yapıldı ve 14 gündür hâlen daha Bolu Cumhuriyet Başsavcısı’nın Ankara’dan yediği tazyik üzerine hakikatten ‘AK Parti’yi nasıl sıyırırım, buraya Cumhuriyet Halk Partisi’ni nasıl bulaştırırım?’ bunun çabası var.

Turizm Bakanı son televizyonlar önüne çıktığında 25 kez ‘Bilmiyorum, haberim yok, bilemiyorum.’ diyerek aslında nasıl bir acziyet içinde olduğunu ifade etmişti. Daha sonra kendisinin 2 yıl önce, 3 yıl önce çıktığı bir televizyon programı çıktı. O programda kendi ağzından tane tane ‘Belediyelerin iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatı dediğiniz aslında nedir biliyor musunuz? Yangın belgesidir, itfaiye içeriklidir. Bu belgeyi verirler, bir daha turizm tesislerinde denetleme yapmazlar. Bizde ise öyle değildir. Bizde sınıflandırma belgesi vardır. Bakanlığın belgesi, işletme belgesidir ve bakanlık düzenli olarak buraları kontrol eder, düzenli olarak gider, denetler’ diyerek aslında Bolu Belediyesi’nin bir kere gitmesi gerektiğini ama daha sonra denetimin, rutininin kendilerinde olduğunu ve bir şey istenecekse kendilerinin isteyeceğini açıkça söylemiş.

İçişleri Bakanı hâlen daha verdiği söze rağmen sessiz bir şekilde duruyor. Bu utanç, maalesef, bu mızrak daha fazla bu çuvala sığmaz. Bu utanç daha fazla gizlenemez ama bekleyecekler, bekliyorlar. 21 Ocak’ta yangın sürerken onlar önce 6, sonra 10 kaybımız var deyince biz 66 kaybı bilip ‘Valilik ya da bakan açıklayacak, onların görevidir, onlar açıklasın, spekülasyon olmasın’ diye beklerken 6 saat Ankara İl Kongresi’ni bekletip Kürşat Zorlu’ya orada yangın sürerken, sanki yangından kaçıyormuş Kürşat Zorlu gibi rozet takıp biz haftalık grup toplantısını ertelerken Ankara İl Kongresi’ni bir güzel yapıp oradaki konuşmasından sonra gerçek rakamı açıklayanlar bu sorumluyu da 23 Şubat’ı bekletip büyük kongrelerini yapıp güya bu yangının bakan üzerinden görevden alınınca AK Parti’nin sırtına yük olmasına engel olup çok sayıda bakan değişirken bu ve diğerlerini birlikte değiştirip bu işten kurtulma yoluna gidiyor.

Ben buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Ankara İl Kongresi ayıplı bir işti. Yanlış yaptınız. Şimdi büyük kongreyi beklemek daha büyük bir yanlıştır. Bu bakanı derhâl görevden alınız. Çünkü onu ne gün görevden alırsanız alın şu gerçeği değiştiremezsiniz: Bu bakanı da iktidarınız boyunca bu ülkeye felâketler yaşatan bütün bakanları da atayan kalem sizsiniz. Kalem sizin, mürekkep sizin, sorumlu sizsiniz. Bunu değiştiremezsiniz.

Meclis, bir araştırma komisyonu kurdu. Elbette, oy da verdik, üye de veriyoruz. Ancak bu komisyonun otele gidip ‘Yangın nasıl çıkmış? Sorumlu kimmiş? Neymiş?’ diyerek bir süreç içinde yer alması yerine bu komisyonun Kartalkaya yangınından hareketle Türkiye’de bir daha benzer facialar yaşanmasın diye, bir anneanne 6 torununu birden kaybetmesin diye, bir baba iki oğlunu, onun iki oğlunu elleriyle toprağa görmesin diye, okullar kapanıp da karne sevinciyle eve koşan 36 bebek, evlat dün okul başı yapamayıp sıralarında karanfiller olmasın diye bu Meclis’in oturup bütün kanunları, bütün mevzuatları, sorumluluk alanlarını, yetkileri, eksik yetkilendirmeleri mutlaka doğru tarif etmesi ve Türkiye’yi bir daha bu meclis üyelerinin yaşanmayacağı şekilde gerekli yasal düzenlemeleri yapması bu Meclis’in önemli görevidir.

Peki, oradaki sorumlular ne olacak? Yerelde sorumlular yargılanacak. Yargı ne karar verirse ona hepimiz de süreçleri yakından takip ederek adil yargılama, delillerin doğru tartışılması, delillerin karartılmaması noktasında hukukçu milletvekillerimizle, barolarla, meslek örgütleriyle birlikte işin üstünde olacağız.

Ama bu işin yerelde değil, daha yukarıda, burada, Ankara’da, tepelerde sorumluları var. Bunları bir savcı tutup da sorgulayamıyor. Örneğin Turizm ve Kültür Bakanı’na sorulacak çok sorunun, arılanacak çok cevabın ve gerçekten sorulacak bir hesabın olduğuna bu milletin yüzde 99,9’u ikna olmuş durumda.

Ama bunu yapmak için bir soruşturma komisyonu kurmak gerekiyor Meclis’te. Bakanlar, Meclis’te kurulacak bir soruşturma komisyonu, bunun kurulma talebi suç duyurusudur. O dilekçenin Meclis’e gelmesi savcılık aşamasıdır. Meclis’teki komisyonun oluşturduğu raporun oylanması mahkemeye sevktir.

Kabulü Yüksek Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nin yargılamayı yapmasıdır. İşte bunun için bu Meclis’e görev düşüyor ama maalesef 16 Nisan 2017 referandumu bir tek adam rejimi yaratırken sahada işlenen suçların Ankara’da, tepedeki sorumlularını, bazen ve veya iş birlikçilerini sorgulayamama konusunda da kendisine önemli güvenceler aldı.

Bakın, 1983’ten 2017’ye kadar yürütülen Anayasa’da, beğenmedikleri o Anayasa’da eğer böyle bir durum varsa 55 milletvekilinin, yüzde 10, imza atıp ‘Bu bakan soruşturulmalı.’ demesi yetiyordu. Bugün Meclis 600 kişi, 60 yetecekti. Sadece Meclis’in sayısı artsa, bu madde artmasa ama bu 60 kişi yerine şimdi sadece ‘Bu bakanın sorumluluğunu hissediyorum. Meclis bir komisyon kursun.’ diye önerecek milletvekili sayısı 301’e çıktı. 301 milletvekili imza atmadan ‘Bu bakanı konuşalım.’ bile diyemiyorsunuz ve Adalet ve Kalkınma Partisi ve MHP bir kenara ayrıldığında ve onu destekleyen DSP, bilmem tavrı ne olur, ve diğer ortakları ayrıldığında 279 milletvekili var.

Hatta yanımıza DSP de gelse, bir imza da o verse 280 kişiyiz. Sadece ‘Bakalım.’ bile diyemiyoruz. Oysaki eski Anayasa’da ‘Bakalım.’ demek 276, ‘Yargılansın.’ demek yine 276 oyla olabilecekti. Şimdi biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ilgili gölge turizm bakanımızın ve grup başkanvekillerimizin ortak çalışmasıyla bir soruşturma komisyonu önerisini hazırladık. Bu hafta içinde önce bütün muhalefet partilerinin değerli grup yönetimlerine ziyaretlerde bulunacağız. Onlardan 279 rakamını sağlayana kadar muhalefetten ‘Bu bakan yargılansın’ önerisinde ortaklaşmak için çaba sarf edeceğiz.

Bundan önceki pratikler, bu meseleye samimi yaklaşımları bunu sağlayabileceğimizi gösteriyor. Ardından ardından 21 tane vicdanlı oy aldığı Anadolu’nun ve Trakya’nın temiz insanlarından korkacak, onların yüzüne bakamayacak hâle gelmeyecek milletvekiline ihtiyacımız var. AK Parti ve MHP’ye o gün sesleneceğiz. Milletvekillerine teker teker ulaşacağız ve diyeceğiz ki: Bu ayıba ortak olmayın.

Gelin, bu bakanı Yüce Divan’a yollayalım. Anayasa Mahkemesi önünde açık bir şekilde bu çark nasıl kurulmuş, bu sistem nasıl çürümüş, bu denetimler nasıl olmamış, bu evlatlar nasıl yanmış, kül olmuş, bu hayatlar nasıl sönmüş, hep beraber bakalım. Biz ettiğimiz yeminin sorumluluğu ve ülkemizin insanlarına olan borcumuzla hepimizin içini yakan Kartalkaya’nın sorumlularının soruşturulması için Meclis’teki bulunan 593 babaya, anaya, evlada, kardeşe, bu milletin vazife verdiği 573 yüreğe ve beyne sesleniyoruz. Var mısınız? Bundan hesabı hep beraber soralım.

6 Şubat depremleri: Yangın faciası hâlâ yüreklerimizi yakarken yarın ben Adıyaman’da olacağım. Ertesi gün Kahramanmaraş’ta, ondan sonraki gün Hatay’da. Çünkü 2 yıl önce saat 04.17’de 7,7, 13.24’te 7,6 şiddetinde Kahramanmaraş merkezli ve 11 kentimizi yıkan 53.000’in üzerinde vatandaşımızın hayatını kaybetmesine sebebiyet veren ve ülkeyi o güne kadar 21 yıldır toplayan 3 trilyon dolardan fazla parayı 8 kez çıkardığı imar aflarıyla toplayıp dirençli kentler için bir kuruş harcamayan, o depremin olmaması için bir kuruş harcamayan, yalnızca imar affından 26 milyar lira toplayan, 21 yılda 3 trilyon dolar vergi toplayan ve bu faciaya engel olamayanların bu millete hem öncesindeki sorumlulukları hem deprem olduğu andan itibaren ki beceriksizlikleri, 3 gün boyunca harekete hazır Türk ordusunu korkuyla kışlada tutmaları, millet sefalet içinde, ayakları bileklerine kadar suda dururken, ilk önce hiç olmazsa bir çadır beklerken, kar altında, yağmur altında, çamur içinde duruyorken çadır sattıranları ve daha depremin 3. gününde seçim odaklı konuşmalara başlayanları, “1 yıl içinde herkes evine girecek.” diyenleri unutmadık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak 11 ilde toplam 90 milletvekilimizle birlikte önümüzdeki 3 günde depremde yıkılan neresi varsa, hasar gören tüm illerde, tüm ilçelerde var gücümüzle olmaya, onlara 2 yıl önce olduğu gibi 2 yıl sonra da dokunmaya, dinlemeye, anlatmaya, onların sorunlarını yeniden Meclis’e taşımaya, onların sorunlarını yeniden kamuoyunda görünür kılmaya deprem bölgesine gidiyoruz.

8-10 Şubat tarihlerinde Erdoğan yaptığı açıklamada, yani depremden 2 gün sonra ve depremden 4 gün sonra, 650.000 konutun yıkıldığını, devletin güçlü olduğunu ve 1 yıl içinde tüm konutların yapılarak vatandaşlara teslim edileceğinin sözünü vermişti. Devamında 15 Mart tarihli grup konuşmasında da ilk geri dönüşü yapıp 650.000 yıkılan konuttan 1 yıl içinde 319.000 konutu teslim edeceğinin sözünü vermiş, bu sözle seçimlere gitmiş. Bütün Türkiye’de günde defalarca yaptığı seçim konuşmalarında “1 yıl içinde herkesin evlerine kavuşacağını” söylemişti.

Depremin 1. yılı bittiğinde çıktık, açıkladık. Teslim edilen konut sayısı ne 650.000 ne 319.000, sadece 18.019’du. Yani söz verilenin yüzde 2,7’si. Bu konuşmadan 2 ay sonra deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın çaresizliğini yalanla istismar ederek ve onların evlerine kavuşacağı ümidine oy veren seçmenlerin duygularını istismar ederek seçimi 2. turda kazanmış birisinin verdiği sözü yerine getirme oranı yüzde 2,7’ydi. Şimdi ise depremin 2. yılındayız. İnsan duyunca kulaklarına inanamıyor.

‘Deprem bölgesine verdiğimiz sözleri tutmanın mutluluğu içindeyim’ diyor. Oysa bakın, Erdoğan’ın toplam yıkılan ev olarak söylediği rakam 650.000. 2 yıl sonunda kendi ağzından defalarca söylediği teslim edilen konut 201.000. Verdiği sözün sadece yüzde 30’unu tutmuş durumda. Diyor ki: ‘Verdiğim sözü tutmanın kıvancı içindeyim.’ Sayın Erdoğan, verdiğin söz bu. İlk gün, ilk gece, sonra 14 Mart’ta ‘650.000 konut yıkıldı. İlk gün hepsini vereceğim.’ dedin. 1 ay sonra “319.000’ini ilk yıl sonunda.’ dedin. Şu anda 650.000 konutun 201.000’ini verdin. Verdiğin sözün yüzde 30’undasın. Erdoğan’a inananların 10 tanesinin 3 tanesi konutta, 7 tanesi konteynerda ya da gurbette akrabalarının yanında.

Boş kentler, akrabalarının yanlarına sığınmış aileler, tutulmayan sözlerin 2. yıl dönümündeyiz. Şimdi, ‘3. yılın sonunda konutlar bitecek’ diyor. İlk sözü 1 yılken ve 2 yılın sonunda yüzde 30’unu tutmuşken 3. yılda. Tut ki 3. yılda verildi. 2 yıl boyunca, verdiğin sözden sonra 2 yıl boyunca konteynere mahkûm ettiklerinin yüzüne bakıp ‘Sözlerimizin hepsini tuttuk Allah’a şükür’ diyemezsiniz.

Ayrıca ev teslim oranı Türkiye genelinde %30’ken Hatay’da 256.000 konutun sadece 46.000’i verilmiş, sözün tutulma oranı yüzde 18’dir. Hatay depremde kaybın da, maddi kayıpların da, can kayıplarının da neredeyse yarısına sahipken Hatay’a giderken de gecikenler, Hatay’ın bütün süreçlerinde de Hatay’a bir türlü yüzünü dönmeyenler bugün rakamlarla da yüzde 39’luk Hatay dışındaki yerlerde konut teslimi varken Hatay’ın oranıyla yüzde 30’a düşmekte, Hatay’ın kendi gerçekliği yüzde 18’de kalmaktadır.

Deprem bölgesinde sadece teslim edilmeyen konut sorunu da yoktur. İlk başta sağlıkta, eğitimde, ticari yaşamda, sosyal yaşamda çok sayıda sorunlar varken bir yandan da bu iktidar rezerv alanla rant peşine koşmuş, bilimsel olanla çıkar ilişkili olan birbirine karışmış. Bir yeri rezerv alanı ilan edilmesiyle oraya yıllarca emek vermiş, evini kaybetmiş kişilerin mülksüzleştirilmesi söz konusu olabilmekte ve başta Hatay’da rezerv alan konusunda kimsenin içi rahat olmamakta, evinden olanlara, ellerinden aldıkları yerlerin kimlere nasıl peşkeş çekildiği konusunda duydukları kaygılara kimse net bir cevap verememektedir. Depremin ardından yapılan yargılamalar tam bir fiyaskodur. 2.031 soruşturma var, 1.397’si hakkında iddianame düzenlenmiş.

Yani her 3 sorumludan biri şu ana kadar savcı karşısına bile çıkmamıştır. Ayrıca 2.031 dosyadan karara bağlananlar 75’tir. Oran yüzde 2,7’dir. Yani her 100 sorumludan 97’si henüz haklarında bir karar verilmemiştir.

Yani her 100 aileden 97’sinin adalet beklentisi devam etmektedir. Biliyorsunuz, apartman isimleriyle, site isimleriyle bu salonda her hafta birkaç ailenin sorununu dile getirdik. Kiminin kısmi iyileşmeler oldu ama kimi hâlâ daha bu sorunla karşı karşıya ve sorumluların yurt dışına kaçmasından, izini kaybettirmesinden ya da bir şekilde işini halletmesinden acı çeken insanlar vardır. Yüz binlerce vatandaşımız koruyucu sağlık hizmetlerine ulaşamamaktadır. Aile hekimi yoktur, sağlık merkezi, aile sağlık merkezi yoktur, hemşire sayısı, doktor sayısı yetersizdir. Meslek örgütlerinin gönüllü onca dayanışmasına, çabasına rağmen bu alanı devlet hâlâ regüle edememiştir.”

Aşı yapacak hemşire bulunmamakta, hemşire bulunduğunda aşı bulunmamaktadır. Ayrıca yoğun bakım sorunu en büyük sorundur. Yoğun bakıma yatırılması gereken hastalar 12, 24, 36 saat acil servislerinde beklemekte, yetersiz yoğun bakımları ölümlere sebebiyet vermektedir. Deprem bölgesinde binlerce okul yıkılmıştır, yüzlerce okul yıkılmıştır, binlerce okul ağır hasar almış, o yüzden yıkılmıştır. ‘Açtık’ denilen okulların çoğu konteyner okullardır. 3 okul, 5 okul bir konteyner okulda birleştirilmiş, sağlıksız, elverişsiz, eğitime uygun olmayan şartlarda öğrenciler yıllarını kaybetmektedir.

Mücbir sebep böylesi bir depremde sadece 22 ay uygulanmış. Her 3 ayda bir Hataylılar, her 3 ayda bir Maraşlılar, Adıyamanlılar kalkıp gelip heyet heyet burada gezmiş, 3 ay daha uzatılmış. Sonuncusu başta uzatılmamış, sonra kapsamı çok daraltılmıştır ve 31 Mayıs’ta yeniden bitecektir. Oysa sadece Van depreminde bir seferde 6 yıl mücbir sebep uzatılmış ve uygulanmıştır. Böylesi bir depremde konteynerda çorap satıp geçinen adamdan vergi almaya çalışmanın, oya örüp geçinmeye çalışan ablamdan beyanname istemenin, kendi karnını doyuramayandan devletin vergi toplamasının bir vicdani gerekçesi ortada yoktur ve yine kentsel dönüşüm, yerinde dönüşüm bölgenin en büyük ihtiyacıdır. 750.000 lira hibe, 750.000 lira kredi yeterli değildir.

Grubumuzun önerisi, bölgenin talebi en az 1,5 milyon lira hibe, 1,5 milyon lira kredidir. Bunların hiçbiri yerine getirilmemiş, bölgedeki sorunlar herkesin boyunu aşmış ama salon insanı Erdoğan sıcak salonlardan, kongre konuşmalarından ‘Ben sözümü tuttum.’ diyerek algı operasyonlarına bulaşmış, algı operasyonlarına sığınmıştır.

Buradan salon adamı Erdoğan’a, sıcak salon seven Erdoğan’a, ata­dıklarının alkışını milletin teveccühü sayan Erdoğan’a diyorum ki: Sokağa çık, oraya git, isyanı gör. Millet açtır, açıktadır, perişandır. Değerli milletvekillerim, kıymetli konuklar, konut krizi yalnızca deprem bölgesinde değil, 81 ilimizde en büyük sorundur.

Enflasyon ve asgari ücret: Geçen yıl OECD verileriyle bu kürsüden bir veri paylaşmıştım. OECD diyordu ki: ‘Yaptığım çalışmaya göre kişi başına milli gelire oranla kiranın karşılanması.’ Yani kiranın ülkenin kişi başı milli gelirine oranlanması durumunda ‘En pahalı kiranın en pahalı olduğu ülke dünyada Türkiye.’ diyordu ve kendi karşılaştırmasıyla 2015’te 100 birim Türkiye’deki kirayı kabul ettiğinde 2023 kirası 405 birim.

Yani 8 yılda 4 kat artmıştı. Bu yıl aynı raporun devamı yayınlandı. OECD diyor ki: 2024’te, 2015’te 100 olan, 2023’te 405 birim olan kira Türkiye’de 880 birime çıktı. Yani kiralar geçen seneden bu seneye kişi başına milli gelirle Türkiye’de 2 kat daha pahalandı ve bu oranla dünyada geçen sene biz en pahalı kirayken hemen arkamızdaki Litvanya ile aramızdaki fark 2,3’tü.

Bu sene kirada yine dünyada en pahalıyız, hemen arkamızdaki Macaristan’la fark 4,8 kat, neredeyse 5 kat. Dünyanın kişi başına milli gelire göre kirası en pahalı ülkesi Türkiye, 5 kat azıyla Macaristan bir arkamızda ve bu şartlar altında geçen seneye göre kiralar yüzde 100 artmışken emekliye, asgari ücretliye yüzde 30, emekliye yüzde 12’lik zamlarla en düşük emekli maaşını 14.500 lira yaparak bu insanların hem barınması hem de karınlarını doyurması bekleniyor.

Ocak ayı enflasyonu açıklandı. TÜİK’e göre fiyatlar 1 ayda yüzde 5,03 arttı. Bu rakam TÜİK’e, yani Tayyibi üzmeyen istatistik kurumuna göre hesaplanmış rakamlar. Oysa ENAG, yani bağımsız bilim insanlarından oluşan bir kuruluş, yüzde 8,22’lik bir enflasyon hesapladı. Geçen ay TÜİK enflasyonu yüzde 1 çıkarırken aslında bu aya doğru ötelediğini hepimiz biliyorduk. Yapılacak zamları ocağa bırakarak, kendilerince ilan etmeleri gereken bütün yeni fiyatları ocağa bırakarak hesabı TÜİK’te 1 tuttular ve bu ay 5 oldu.

Bu, her emeklinin, her memurun, her asgari ücretlinin değil, emekli ve memurun cebine girecek paradan yüzde 4 çalmak demektir devlet marifetiyle. 1,5 yıl önce göreve geldiğinde enflasyon yüzde 8 olan Maliye Bakanı, dünkü enflasyonu, geldiğinde enflasyon oranı yüzde 38 olan Maliye Bakanı dün yüzde 42 olarak gerçekleşen enflasyonu başarı saydığını söylemiş.

Türkiye enflasyonda dünyanın en kötü 6. ülkesi. Bizden iyi 5 ülke Zimbabve, Sudan, Güney Sudan, Arjantin ve Venezuela. Daha önce en kötü 5. ülkeydik. Bir ülkeyi geride bıraktık diye düşünürken öğrendik ki Sudan ve Güney Sudan ayrı ayrı enflasyonları olan iki ülke olarak ikisi de bizden kötüymüş.

O yüzden Türkiye en kötü 6. ülke. Dünyanın geri kalan bütün ülkelerinin enflasyonları bizden daha düşük ve şu saptamaya dikkat edin: Türkiye’de aylık enflasyon dünyadaki 140 ülkenin yıllık enflasyonundan yüksek. Türkiye’nin 1 aylık yüzde 5’lik enflasyonu dünyadaki 140 ülkenin 1 yıllık enflasyonundan fazla. Bir de çıkmışlar, bu rakamlara ‘başarı’ diyorlar. 2024 yılı bitmeden uyarmıştık, bu kürsüden uyardık.

‘Yoksa asgari ücret çalışanın cebine girmeden açlık sınırının altında kalacak’ dedik. Erdoğan’ın ‘İçimize sindi.’ diye makul gördüğü, hatta ‘Çatlasalar da patlasalar da asgari ücret 22.000 TL’dir, kabul edecekler’ dediği bu ücret daha ilk aydan, yani emekçinin cebine girmeden tam da dediğimiz gibi açlık sınırının altında kalmıştır. Açlık sınırı 22.131 lira olarak açıklanmıştır ve 22.104 lira olan asgari ücret cebe girmeden altında kalmıştır. Ocak enflasyonuna göre asgari ücretten 1.100 lira uçtu.

Asgari ücretin bugünkü alım gücü ilan edildiği güne göre 20.992 liraya eridi. 1.100 lira kaybetti. ‘Bu asgari ücretle geçim olmaz, sefalet bitmez. demeye, işçinin hakkını savunmaya çalışırken biz, bizi duymayanlar, ‘30.000 lira asgari ücret, Hedef 30. Altında yokuz’ derken bunu dinlemeyenler emekçilerimizi 1 yıl sefalete mahkum etmişlerdir. Şimdi enflasyon hedeflerinin tutturulması için, enflasyona güya yük olduğu için ki olmadığını hepimiz biliyoruz, asgari ücreti 1 yıl boyunca arttırmamaya niyetleniyorlar. Ayda 1.000 lira kaybediyor asgari ücret şimdilik. Yani 4 ay sonra verildiği günün gerisine,17.000 TL’nin altına düşecek alım gücü. 7 ay boyunca geçen senenin de altında azalan bir asgari ücretle sefalete zorlamaya çalışıyorlar.

Diğer yandan 3 milyon 870 bin emekli için Meclis’te bir yasal düzenleme yapılması gerekti. Çünkü kök maaşları 12.500’nin altındaydı ve eğer düzenleme yapılmasa 12.500 almaya devam edeceklerdi. Maalesef, bu Meclis’in düzenlemesiyle ilgili yetki, yasa yetkisi olduğu için münasebet sadece burada olduğu hâlde bakan ‘En düşük emekli maaşını 14.469 yaptık’ dedi. O bunu dedikten tam 23 gün sonra, bakan bunu deyince biz bakana ‘Yavaş ol.’ dedik. ‘Yetki Meclis’indir.’ dedik.

Herhâlde ‘Güçlü meclis.’ diye milletten oy isteyip, referandumda ‘Meclis güçlenecek, yasa yetkisi sadece Meclis’te olacak, bakanlar teklif edemeyecek, yürütme işine bakacak, yasayı biz yapacağız.’ diyenler, AK Parti Grubu, ar varsa, namus varsa ‘14.469’ diye açıklanan rakamı kendi vicdanına göre belirler. Bakana ‘Sus!’ der. ‘Hadsiz!’ der. ‘Sen kim oluyorsun bizim yetkimize karışıyorsun?’ der. Üzüntüyle, utançla ifade etmek isterim ki bakanın o hadsizliği yapışından tam 23 gün sonra bir gece yarısı Meclis’ten en düşük emekli maaşının 14.469 olmasına el kaldırdılar.

Bu Meclis’i, milletten oy aldıkları bu yasama meclisini, ‘Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.’ diye o duvara, Amasya Tamimi’nden beri o yazıyı nakşettiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu Meclis’i bir atanmışın 23 gün sonra iki dudağı arasından vazettiği rakama el kaldıracak kadar mahcup ettiler ve saraya mahkûm olduklarını tescil ettiler.

Gülünce mangalda kül bırakmayanlara diyoruz ki: Bu utanç size yeter. Bu rakama 20 lira bile zam yapmaya, bu rakama 31 lira zam yapıp 14.500 bile demeye cesareti olmayanlara şunu söylüyoruz: Bu milletin yakasından düşeceksiniz. İlk seçimde düşeceksiniz. Ve kısa birkaç rakamla ilerleyelim. Bu yaptıkları emekli maaşı zammının bütçeye yükü kendi açıklamalarıyla 47,7 milyar lira. Bütün emeklilerin asgari ücret alması için gerekli bütçe 400 milyar lira. Bizim grubumuz önerdi.

Ret oy verdiler, ‘Bu kadar para yok.’ diye. Oysa 3 ay önce Plan ve Bütçe’de 37’si 0 TL vergi veren 43 yandaş müteahhidin, büyük firmaların kurum vergilerinden, kurumlar vergilerinden ödeyecekleri 701 milyar lirayı almamak için bütçeye para koymuşlardı, vazgeçilen kurumlar vergisi payı. Yine kur korumalı mevduat için 1,8 trilyon lira para koymuşlardı. Toplamı 2,5 trilyon lira. Emeklinin asgari ücret alması için lazım olanın tam 6 katı. Bu yüzden AK Parti’ye oy vermiş emeklilere, MHP’ye oy vermiş emeklilere ellerini öperek söylüyorum, ellerini öperek.

Size bulamadıkları paranın, sana 14.500 lira verenler, tam 6 katını zengin müteahhitlere buldular anneciğim. Dedeciğim, amcacığım, bunları müteahhide 6 katını bulanlar emekliye bulmadılar. Bundan önce o sebeple bu sebeple bunlara oy vermiş bütün emeklilere diyorum ki: Cumhuriyet Halk Partisi gelecek, halkın partisi, emeklinin partisi gelecek, size hakkınızı verecek, zenginlere değil. Bir başka tartışma, bayram geliyor, bayram ikramiyesi. 2015’te önerdik. ‘Yapacağız.’ dediler. ‘7 Haziran’da olmaz.’ dediler. Çoğunluğu kaybedince ‘1 Kasım’da vereceğiz.’ dediler.

15’te söz verip 18 seçimlerinden günler kala verdiler. O gün 1.000 TL’ydi emekli ikramiyesi, iki bayramda verilen, hem Ramazan hem Kurban Bayramı’nda verilen. 1.000 liralık ikramiye şu anda 3.000 lira. Bayram geliyor. O gün bizim önerip ki biz yine de 5.000 lira önermiştik, 1.000 lira vermişlerdi. O gün bizim önerip onların verdikleri 1.000 lira, 24 kg dana kıymaya denk geliyordu.

Bugün 3.000 lira, 6 kg dana kıyma alıyor. Bu yüzden bu iktidarın verdiği sözlere, onları tutmamasına ve enflasyona karşı emekliye, emekçiye ne yaptığına bakmak lazım. Sanıyor ki bu hesaplardan kurtulacak. ‘Ey” diyor, ‘Özgür Bey’ diyor, ‘Ey Özgür Bey, elinde bir hesap makinesi sarraf sarraf gezmeyi bırak.’ diyor. Vallahi bırakmayacağım. İşte sarraftaki hesap. En düşük emekli aylığı Tayyip Erdoğan geldiği gün 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün 3 çeyrek altın alıyor. Tayyip Bey’in iktidarının emekliye maliyeti her ay 5 çeyrek altın. O geldiğinde 57 kg dana kıyma alan maaş, 24 kg dana kıyma alıyor. Emekliye maliyeti 33 kg dana kıymadır.

O geldiğinde 1.285 simit alan maaş, 964 simit alıyor, maliyeti 320 ama simit 15 liralık hesaba göre. İstanbul’da simit 20 lira oldu, bütün Türkiye’de 20 lira olmaya hazırlanıyor. Bu rakam 1.200’den 700’e düşecek ama simit hesabına çok önem verdiği için bugün Ticaret Bakanlığı soruşturma başlatmış simiti 20 yapana. 15 lira geçen sene yapılan simiti 20 lira yapana soruşturma açılacaksa zavallı fırıncıya değil, Recep Tayyip Erdoğan’a gideceksiniz, Recep Tayyip Erdoğan’a.

Arka tarafta asgari ücret. Tayyip Bey geldiğinde 7 çeyrek alırdı asgari ücret, şimdi 4 alıyor, 3 çeyrek kayıptır. O geldiğinde 41 kg dana kıyma alırdı, 29’a düşmüş, 12 kg kıyma kayıptır. O geldiğinde 44 kg zeytin alırdı, 37 kg’dır, 7 kg zeytin kayıptır. Zeytincinin perişan durumuna rağmen yine de zeytinde dahi 7 kg kayıp vardır asgari ücretin ilk alındığı ayda. En düşük memur maaşında, 14,5 çeyrek altın alan en düşük memur tam yarısını alıyor. Yarısı da kayıptır. 87 kg dana kıyma alanlar 54 kg alıyor. 33 kg kıyma memurun mutfağından kayıptır.

1.310 çay simit alıyordu. Dur, bunu da şeyden bakalım. Öğrenci kredisinden, altında 3’te 1, kıymada 10’a 4, öğrenci 150 simit alıyordu rahmetli Ecevit’in verdiği KYK kredisiyle, “400 lira veriyor.” diyordu. “Biz geldik.” diyordu, “3.000 lira yaptık.” diyordu. Ecevit’in verdiğiyle 150 simit alınırdı, 36 tane alınabiliyor. 64 çay simit öğrenci için de kayıptır. Şimdi, sözün sonuna gelirken, bu hesapların hepsi Cumhuriyet Halk Partisi’nin 81 ilinde, 973 ilçesindeki örgütlerimize, bugün burayı şereflendiren İstanbul ve İzmir İl Başkanımızın şahsında bütün örgütümüze yollanmıştır.

Yeni asgari ücretle, yeni emekli maaşıyla çeyrek altın hesabı, dana kıyma hesabı, çay simit hesabı. Bütün örgütümüzü önümüzdeki hafta, bu yarından itibaren, deprem gündemi bittikten itibaren, önümüzdeki hafta sonundan itibaren bir tarafı kırmızı kart, bir tarafı bu hesaplar, sokağa çıkmaya, tarlaya gitmeye, bağ bahçeye gitmeye, ev ev, kapı kapı gezmeye, kahvehanelere, işçi servislerine, işçi kantinlerine gitmeye, bu hesabı teker teker anlatmaya, Tayyip Bey’i en sevmediği altın, kıyma ve çay simit hesabını Anadolu’da ve Trakya’da kapı kapı anlatmaya davet ediyorum.

TSK’dan ihraç edilen teğmenler: Bu teğmenler o hayalini gördükleri gün çok sevdikleri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, orduya, bayrağa bağlılıklarını dile getirmek için kılıçlarını çekip ataya, bayrağa ve millete, devlete sadakat yemini etmek istediler. Yıllardır olan bu gelenek, belki de harp okuluna girerken onları oraya çeken o kılıç çatma törenine, izin istediler, ‘Olmaz.’ dediler. ‘Törende olmaz.’ Onlar da dedi ki: ‘Tören bitince, Sayın Cumhurbaşkanı gidince, protokol gidince biz bu töreni birlikte yaparız.’ Gittiler, yeminlerini yaptılar ve ardından ‘Emre itaatsizlik ettiniz.’ diye disiplin kuruluna sevk edildiler.

Aslında ordunun şeref yılıydı bu yıl. Niye? Kurulduğu günden beri ilk kez Kara, Hava, Deniz Harp okullarının üçünün de birincisi bir kadın teğmendi. Bu hem Türk kadınının başarısıydı bu bir cumhuriyet hikâyesiydi ama bunu hazmedemeyen bazı şeriatçı odaklar, bunu hazmedemeyen birtakım tarikatlar, cemaatler 8 gün boyunca sosyal medyadan başta Ebru teğmen, teğmenlere saldırdılar. Selamını gülerek aldığı, hatırını sorduğu, ödülünü verdiği, elini sıktığı Ebru teğmene 8 gün sonra, 8 gün susup ‘Sen kime kılıç çekiyorsun?’ diye çıkışta bulundu Erdoğan. O günden sonra biz itiraz ettik, millet sahip çıktı, Erdoğan suçladı.

Maalesef, o günden sonra teğmenlere soruşturmalar açıldı ve maalesef geçen gün teğmenlerimizden 5’i ve 3 komutanları ordudan ihraç edildi. Birincisi, teğmenlere aylardır sosyal medyadan hakaret edenler, cinsiyetçi küfür edenler, tehdit edenler, açık açık hedef gösterenlere bir soruşturma açılmamışken teğmenler sırf ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ dedikleri için cezalandırılıp atıldılar. Ben şunu söyledim, söylemeye devam edeceğim: Teğmenlerimizle ilgili bir yanda bir cübbeli amirale soruşturmayı aylarca bekletip emekli hakkını verenler onların gençlik hayallerini mahvettiler. Yetmedi, komutanlarının emekliliklerini de vermeden, emeklilik çağındaki komutanlarını yaktılar, teğmenlerin de hayatını kararttılar. 5 teğmen ve 3 komutanı hepimizin onurudur, gururudur. ”

Onlar kendilerini hangi mevkide, makamda görmek istiyorlarsa bunu sağlamak boynumuzun borcudur. İktidar değişene kadar onları misafir edeceğiz. İktidar değişiminden sonra mümkün olan en kısa süre neyse, birkaç hafta, birkaç ay içinde teğmenlerimizi hiçbir kayıpları olmadan, maddi ve manevi, dönem arkadaşlarından asla geri bırakmadan, asla geri bırakmadan teğmenlerimizi, bu kayıplarını telâfi edeceğiz ve onları o şanlı üniformalarına mutlaka karıştıracağız, mutlaka kavuşturacağız.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi tarihinde, daha önce Meclis tarihinde yapılmamış bir şey yapacağız. Biraz önce Sayın Grup Başkanvekilim Cumhuriyet Halk Partisi Grubu’nun oturum sayısını da vererek resmi oturumu açtı, birazdan da kapatacak. Biz kapalı oturumlarda bazı kararlar alıyoruz: Siyasi kararlar ya da maddi konularla ilgili kararlar. Şimdi hem bu teğmenlerimizle hem de Tuzla Piyade Okulu’ndan uzaklaştırılan 7 teğmen vardı, hatırlıyor musunuz? Atatürk’ün resmini yakasına takmayanlara saldırdıkları için, had bildirdikleri için, görev yaptıkları için ordudan atılmışlardı. İkisi yürütmeyi durdurmayla döndü.

Biri ‘Dönmem.’ dedi, yargılandı. Diğer dördü de, 5 teğmenimize orduya girdikleri ilk gün yedikleri ilk lokma ekmekten attıkları kurşuna, giydikleri kıyafetten terliğe kadar bütün yapılan masrafı faiziyle çıkarıp 128’er milyon tazminat belirlemişler bu 5 teğmen için.

Bu 5, bizim bugünkü, bu süreçteki 5 teğmeni de yargılıyorlar, attılar. Onlara da tazminat çıkabilir ya da çıkmaz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu kapalı oturumlarda yaptığı oy­lamayı bugün hiç kimseden gizlemeden, saklamadan burada huzurunuzda yapıyor. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu milletvekillerinin Tuzla Piyade Okulu’ndan atılan 5 teğmenin ve burada, okuldan atılan 5 teğmenin, diğer 5 teğmenin çıkmış tazminatlarını, bu teğmenlerimizin de çıkacak olası tazminatlarını maaşlarından yapacağımız kesintilerle ödemelerini oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler? Etmeyenler? Oy birliğiyle kabul edilmiştir. Teğmenimin yediği ekmek de, yaktığı kurşun da borç bizim borcumuzdur.

Tutuklu CHP’li belediye başkanları: 100 gündür Ahmet Özer’i bir gizli tanıkla içeride tutup bir kişiye 100 gündür bir iddianame yazamamaktadır bir yerde. Sonra oradan bir şey bulamayınca Beşiktaş davasından tutuklamak, buradan bir delil bulamadığı için ve Ahmet Özer’i içeride tutmaktır. Tunceli Ovacık Belediye Başkanı’na 12 yıl önce ‘Bu cenazeyi ailesine sen götür. Askerî araçla giderse çatışma olur, şehit veririz.’ deyip sonra terörist cenazesi götürmekten, cenazede bulunmaktan kayyum atamaktır. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’a, AK Partili belediyelerden, Meclis’ten, Sayıştay’dan, Yargıtay’dan iş alan birisinin, araç kiralayan birisinden araç kiralandı diye onu içeri atmaktır.

Belediye Başkanımızın kendi aracı 400.000 kasko değerinden pahalıya. Kim kasko değerine araç satıyor burada? Satıldı diye suç bulup aynı kişinin Isparta Belediyesi’ne Audi A8 araç hediye etmesini görmezden gelmektir. Çünkü o belediye kendilerindendir ve bir yandan da esas hedefin Ekrem İmamoğlu olarak dört koldan kendisine saldıran, bir yandan Beylikdüzü davasını savcının dördüne rapor alarak, dördünde de ‘Hazır değilim.’ deyip ileriye tarih alarak, sonuncusunda da ta nisan ayına atarak Demokles’in kılıcı gibi tepesinde tutulması, ‘Kendine ahmak diyene ‘Sensin ahmak.’ dedi.’ diye siyasi yasak kararı verilip istinafta bekletilmesi, diğer yandan Gençlik Kolları Genel Başkanımıza ‘Evladım, senin evladına ben yapmayacağım, evladıma yaptım.’ dedi diye yeniden ifadeye çağrılması, her sözünden bir soruşturma başlatılması ne yapılmaya çalışıldığını bize göstermektedir.

Saldırı sadece Cumhuriyet Halk Partisi’ne değil, bütün muhalefete birliktedir. Sayın Ümit Özdağ’ın yemek yerken gözaltına alınıp götürülüp Silivri’ye tıkılması da, 12 yıl önceki Gezi eylemlerinden 12 yıl sonra RTÜK eliyle videodan bakıp sanatçılara saldırılması da, İstanbul Barosu’nun kapatılmaya çalışılması ya da 76 yaşındaki bir kadın akademisyenin tweet yüzünden hapse atılması da, Halk TV’den 5 gazetecinin gözaltına alınıp sevgili Suat Toktaş’ın 6 gündür Silivri Cezaevi’nde esir tutulması da, ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz.’ diyen teğmenlerin, komutanların ordudan ihraç edilmesi de bir bütünün parçasıdır. Erdoğan tüm tuşlara aynı anda basmakta. İktidarın sonuna geldiğini gördüğü için kendini kurtarmak için muhalefeti dağıtmaya, şaşırtmaya, sindirmeye çalışmakta, güya kendi için yol temizliği yapmakta, olası rakiplerinden kurtulmaya çalışmaktadır.

‘Tale­bimiz erken seçimdir, hemen seçimdir.’ dedik. Erken seçim isteyen bir partinin her şeyiyle seçime hazır olması gerektiğini söyledik ve bunu pek çok yerde söyledik, pek çok kez söyledik, bir kez daha da buradan tekrar ediyorum: Erken seçimin adayı erken belirlenir. Erkenden yola çıkacağız. Daha düne kadar daha düne kadar ‘CHP iki aday tartışması arasında eziliyor, gündem hep bu oluyor, netleşmelidir.’ diyen bazılarının şimdi ‘Cumhuriyet Halk Partisi niye adayını erken belirliyor?’ demeye başladığını ama bir yandan da sokağın ve örgütün bu mücadeleyi, bu yürüyüşü nasıl sahiplendiğini birlikte görüyoruz.

Bir yandan İbrahim Tatlıses’le düet hâlinde Erdoğan adaylığını açıklamıştır. Devlet Bahçeli’nin adayı balda tuz bulunduğu günden beri artık Erdoğan’dı. DEVA Partisi’nin Sayın Genel Başkanı, Yeniden Refah’ın Sayın Genel Başkanları adaylıklarını ilân etmişlerdir ve süreçte adaylığını ilân etmesi gereken partilerden Cumhuriyet Halk Partisi’nin burada, yola çıkmasına kimse şaşırmamalıdır.

Bugüne kadar sürdürülen tartışmaların maksatlı olarak yoğunlaştırılması maalesef gündeme sis etkisi yapmaktadır. 2014, 2018 ve 2023 yıllarında yapılan seçimlerde adayı geç belirlemenin, yılları aday tartışmasıyla geçirmenin ya da seçime sayılı günler kala krizler yaşamanın bedelini çok ağır ödedik. İşte, bedeli, daha önce gösterdiğim gibi emekliye bedeli, emekçiye bedeli ortadadır.

Bunun için yine geçmişte adayı tek bir kişinin ya da dar bir heyetin, ekibin belirlemesinin sancılarını da çektik, bunlardan da ders aldık. Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak, bir partinin genel başkanı doğal olarak, talebi hâlinde adaydır kabulüne rağmen ben partiyi yerel seçimlerde olduğu gibi genel seçimlerde de, cumhuriyetin 2. yüzyılının ilk genel seçimlerinde iktidar partisi yapmak istemek dışında bu kadar büyük ama kendi açımdan da hiçbir başka siyasi hedefimin olmadığını bir kez daha huzurlarınızda tekrar ediyorum.

Tek başıma bir aday ilan etmek ya da dar bir kadroyla adaya karar vermek yerine Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayının 1 milyon 600 bine yaklaşan kayıtlı üyemizle ve hâlihazırda partiye davet ettiğimiz demokratların katılımıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin bir sonraki cumhurbaşkanını belirleme heyecanı tüm toplumda yaşanmaktadır. Haftalık ulaştırılan ankette, bu hafta sorulan soruda toplumun yüzde 70’i, Cumhuriyet Halk Partililerin yüzde 90’ından üstü, ayrıca tüm muhalif partilerin seçmenleri yüzde 90’a yakın rakamlarla bu yöntemi olumlu, heyecan verici ve sonuç alıcı olarak görmektedir.

Son olarak şunu ifade etmek isteriz ki Cumhuriyet Halk Partisi kendi içindeki demokrasiyi Türkiye’ye örnek gösteren, vaat eden bir partidir. Emin olun bugün Cumhur İttifakı hiçbir yerde tartışılmayan, tek kişi kararlarıyla kendini ve ülkeyi yönetirken Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokratik tutumu önümüzdeki süreçte, 1970’lerde olduğu gibi tüm siyasi partilere ve Türkiye siyasetine örnek olacaktır ve buradan Sayın Erdoğan’ın çok rahatsız olduğu ve maalesef bu bir kötü niyet değilse büyük bir cehaletten kaynaklanan bir ifadeyi hatırlatarak sözlerimi bitirmek istiyorum.

Sayın Erdoğan’ın sandığının aksine ‘Birleşe birleşe kazanacağız.’ ya da ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.’ demek 1970’lerdeki bir Ziraat Bankası soygununun değil, 1940’larda Nazi Almanyası’nda baskı altında ezilen ve açlıktan kırılan Alman halkının sorunlarını dile getirmek, onlara kurtuluş yolunu göstermek için Bertolt Brecht tarafından yazılmış bir şiirdir: Kaynár oda álle.

Bu şiir dünyada 140 dile çevrilmiştir. Türkiye’de de bu şiir Halkın Ekmeği kitabıyla Türkçeye çevrilmiş ve birbirinden kıymetli şiirlerle hepimizin bilgisi dâhilindedir ve Türkiye’nin bugünlerine çokça da ışık tutmaktadır. Almancası 140 dile çevrilen ve bütün dünyanın mücadele edenlerine, sendikacılarına, demokratlarına ilham olan bu şiir Sayın Erdoğan’a gelince “Bir teröristin sloganı” denebilecek kadar cehalete dönüşebilmiştir.

Ya hep beraber ya hiçbirimiz.

Kurtulmak yok tek başına yumruktan ve zincirden,

Ya hep beraber hiç birimiz…. (Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın el ele çekilmiş fotoğrafını açtı. )

Cumhuriyeti ve demokrasiyi bir daha kuracağız. Size güveniyorum. Bu güzel ülkeye güveniyorum. Birleşimimi kapatıyorum.”

Paylaşın

CHP Lideri Özgür Özel: 2025 Yılında Sandık Gelecek

İzmir’de yaptığı açıklamada erken seçim çağrısını tekrarlayan CHP Lideri Özgür Özel,  “2025 yılında sandık gelecek. Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız. Aksi takdirde biz bu milletin önüne bir sandık koyacağız ve bu milletin bu iktidardan artık desteğini çektiğini göstereceğiz. Bunun bir başka yolu yok” dedi.

Haber Merkezi / Aday belirleme sürecine ilişkin de konuşan Özgür Özel, ”Ortak akıl artık bizim adayımızın belli olması yönünde. En geniş katılımla belirleyelim dedik. En geniş katılım kim? Ya sayıları 1 milyon 600 bine yaklaşan Cumhuriyet Halk Partisi üyesi. Burada da şöyle bir süreç tarif ettik. Dedik ki üyelikleri açalım ve cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde söz sahibi olmak isteyen herkesin Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine davet edelim, dedik. Şu anda online üyeliklerde günlük 10-12 kat artış var” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Şimdi zaten bir bilirkişi raporu biliyorsunuz ilk önce ‘korsan’ dedikleri sonra ismiyle cismiyle çalışırken fotoğraflarıyla, görevlendirme yazılarıyla resmi bir bilirkişi raporu var. O bilirkişi raporunu yok edemedikleri için yok saymaya çalıştılar. Ve gözaltıları, tutuklamalara çevirirken bile bilirkişi raporunu dosyaya sunmadılar. Şimdi de bu konuda o bilirkişi raporu gizlenemeyecek, mızrağın çuvala sığmadığını gösteriyordu. Sorumluyu Valilik, İl Özel İdaresi ve Bakanlık olarak ifade ediyordu. ‘Bakanlığı sil, yerine Bolu Belediyesi’ni yaz.’ Bilirkişiler mesleki onurlarına sahip çıktılar, bu baskıya direndiler. Ben de raporu yayınladım. O günlerde rapora ‘korsan’ diyordu, korsan olması için yetkisiz olması lazım. Yetki belgesi de çıktı.

Çalışırkenki fotoğrafları çıktı, isimleri belli. Bir kere Adalet Bakanı’nın benim şahsımdan değil, benden yana haydi sorun yok. Ama manipülasyon yaptığı, kandırdığı ve duygularıyla oynadığı hem o mağdur insanlardan hem de bütün milletimizden özür dilemesi gerekir. İkincisi İçişleri Bakanı söylediğinde kendisini dinledik. ‘Müfettişlerimiz var, kimin sorumlu olduğu ortaya çıkacak’ diye. Niye açıklamıyorlar? Neyi bekliyorlar biliyor musunuz? Nasıl o gün vefat sayısını açıklamak için Ankara il kongresini bekledilerse şimdi de büyük kongrelerini bekliyorlar. Büyük kongrede birkaç bakanla birlikte veya çok sayıda bakanla birlikte, takdir kendilerinin, ama bu bakanı da içine koyup normal bir kabine revizyonuymuş gibi bakan değiştirecek.

Böylelikle bu bakanın yaptığı sorumluluğun partisinin sırtına yük olmamasını istiyor. Ama böyle oyunlarla devlet yönetilmez, bu ciddiyetsizlik. Ve hepimiz biliyoruz ki sorumlu Turizm Bakanı’dır, koca tabelada yazdığı gibi, bütün bilirkişi raporunda yazdığı gibi, bütün kanunlarda yazdığı gibi. Ve bu bakanı atayan da Recep Tayyip Erdoğan’ın ta kendisidir. İyi bir şey olduğunda ‘Ben yaptım, ben’ deyip, kötü bir şey olduğunda susmak ve daha sonra da normal kabine revizyonuyla bakan değiştirme numaraları çekmek olmaz. Çatır çatır istifa etmesi lazım, istifa etmiyorsa görevden alması lazım. Ama maalesef suçluların telaşıyla ve kendisini gizleme amacıyla böyle bir yola giriyor.

“Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız”

2025 yılında sandık gelecek. Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız. Aksi takdirde biz bu milletin önüne bir sandık koyacağız ve bu milletin bu iktidardan artık desteğini çektiğini göstereceğiz. Bunun bir başka yolu yok. Bunun için ön hazırlıklarımızı yaparken aday belirleme sürecine de başlamış durumdayız. Bu benim şahsi kararım değil. Zaten eğer şahsen ‘Ben kendim aday olacağım’ desem bu bir şahsi karardır. Ben ondan feragat etmişim. Bir partinin genel başkanı aday olacaksa aday olur zaten. Ama ben bundan feragat etmişim. ‘Biz belirleyeceğiz, bir grupla’ desek.

Onu yapmıyoruz. ‘Sadece MYK ile’ desek, yapmıyoruz. Ben bunu nasıl yaparım diye partinin bütün seçilmişlerini bir dizi toplantıya çağırdım biliyorsunuz. Tüm milletvekillerimizi çağırdım, Parti Meclisi üyelerimizi, MYK’mızı defalarca topladık. Ortak akıl artık bizim adayımızın belli olması yönünde. ‘Nasıl belirleyelim’de de en geniş katılımla. En geniş katılım kim? Sayıları bir milyon 600 bine yaklaşan Cumhuriyet Halk Partisi üyesi. Burada da şöyle bir süreç tarif ettik. Dedik ki ‘Üyelikleri açalım ve cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde söz sahibi olmak isteyen herkesi Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine davet edelim’ dedik.

Şu anda online üyeliklerde günlük 10-12 kat artış var. Zaten bunun çok üstünde de bütün il ve ilçelerimiz üyelik başvuruları var. Ensar Aytekin ve Selin Sayek Böke imzasıyla gönderdiğimiz talimatla Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilçe ve il başkanlıkları cumartesi-pazar dahil gece 21.00’e kadar üye kaydı için açık tutuluyor, nöbetçiler var. Yoğun bir üye kaydı yapıyoruz. İleride bu rakamlar paylaşılır. Şu anda adeta Türkiye’de bir seçmen kaydı yapılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayının, dolayısıyla geleceğin cumhurbaşkanının aday gösterilmesi sürecinde seçmen olmak isteyen herkes şu anda kayıtlarını yaptırıyorlar.

CHP üyesi iseniz yeniden kayıt yaptırmanıza gerek yok. CHP üyesi değilseniz ama gönlünüzden geçen bir adayı desteklemek istiyorsanız, baba evinin kapıları ardına kadar açık. O sürecin içindeyiz. Partinin bütün seçilmişlerine danıştığımız, görüşlerini aldığımızı ve ekseriyete uyduğumuz bir sürecin içindeyiz. Bazı farklı görüşler elbette olabilir, her konuda olabilir. Onlara da saygı duyuyoruz. Ama bu organlardaki toplantılardaki genel eğilimin bu olduğunu zaten bu organlardaki herkes biliyor.

Önce Suat Bey’i çıkaracağız, sonra kapatacağız. Yani Suat Bey’i Silivri’nin kapatılmasını bekleyene kadar bekletemeyiz. En kısa zamanda, itiraz dilekçesinin sonucunu hızlı alacağımızı düşünüyoruz. En kısa zamanda Suat Bey’in aramıza dönmesini bekliyoruz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, talimatlandırılmış yargının ön infaz yöntemi terk edilecek. Herkesin tutuklanması, tutuklu yargılanması değil, tutuklama çok istisnai bir durum olacak. Hızlı ve adil yargılamalar yapılacak.

“Kimseye düşman hukuku uygulanmayacak”

Kimseye düşman hukuku uygulanmayacak. Zaten kimseye düşman gözüyle bakılmayacak. O zaman da Silivri gibi devasa yapılara değil, daha mütevazi ve mahkum yakınlarının da daha rahat gidip gelebilecekleri, daha mütevazi binalara ihtiyaç olacak. Bizim büyük binalara üniversiteler için, araştırma, Ar-Ge merkezleri için, silikon vadileri için ihtiyacımız var. Silivri‘deki o binalar yıkılmayacak sadece tabelası değişecek. Bilime hizmet eden, insanlığa hizmet eden bir yer olacak. Mansur Bey’in dün ifade ettiği, Sevgili Ekrem İmamoğlu‘nun sahiplendiği konu Cumhuriyet Halk Partililerin hepsinin geleceği ilişkin umududur, beklentisidir. Bunları mutlaka hep birlikte omuz omuza, el ele, kol kola gerçekleştireceğiz.

Şimdi Tuncay Özkan bir iddia ortaya koymuş ve kendisi yaşadığını bunu söylüyor. Bu iddiaya soruşturma açmak yerine Tuncay Özkan’a soruşturma açıyorlar. Tuncay Özkan ne diyor? Bize de geçmişte anlattı. ‘Ben böyle böyle böyle süreçler oldu. Gittim işte tahlillerimde şu ağır metaller çıktı, karaciğerim şu zararları gördü, şu tedavileri gördüm.’ Aklı başında bir savcı, yani burada çok kıymetli hukukçular var, belediye başkanlarımız, il ilçe yöneticilerimiz içinde. Bana düşmez ama, aklı başında bir savcı bu durumda Tuncay Özkan’a soruşturma açmak yerine Tuncay Özkan’ı bilgi vermek üzere, bu konuyu tahkik etmek üzere bilgisine başvurması lazım Tuncay Özkan’ın. Tuncay Özkan’dan yapacakları basit.

Tahlillerini isteyecekler, hangi süreçte, ne saptanmış. Bilirkişi tayin edecekler, bu kişinin vücudunda bu nasıl bulunabilir? Tuncay Özkan’ın iddiasını bilirkişilere soracaklar ve bir soruşturma başlatacaklar. Bir kere Tuncay Özkan’ın söylediğinin yalan olduğunu nereden biliyor? Diyor ki ‘Gerçek olmayan bilgiyi alenen yayma suçu.’ Bilgi daha bugün sabah söylendi. ‘Beni zehirlediler’ diyor. Önce bir bak bakalım zehirlemişler mi zehirlememişler mi? Zehirledilerse zehirleyenleri yargılarsın. Yok zehirlemedilerse o zaman ‘Gerçek olmayan bilgi’ dersin.

Kötü niyet buradan belli yani. Beş dakika içinde sen bunu gerçek olmayan bilgi.. Tuncay Özkan’ın da elinde kapı gibi Almanya’da tedavi gördüğü, ağır metalden vücudunu arındırdığı, efendim daha öncesinde tahlilleri var. Bana kendisi bunları bir uçak yolculuğumuzda uzun uzun anlatmıştı. ‘Böyle şeyler yaşandı bu ülkede’ dedi. Tabii ki ispata muhtaç. Ama Tuncay Özkan’ı çağır, bir bilgisine başvur bakalım. Yalan olduğunu nereden biliyorsun? Sen buna direkt yalan diyorsan kendin gerçeğe kapalısın zaten. Öyle bir durum var ortada. Araştırılır, ortaya çıkar ama yaklaşım son derece yanlış.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Yargı” Yanıtı: Kimseyi Tehdit Etmedik, Etmeyiz

Erdoğan’ın “Yargı mensuplarını kimse tehdit edemez, mahkemeler üzerinde baskı kuramaz, yargı mensuplarına parmak sallayamaz” sözlerine yanıt veren CHP Lideri Özgür Özel, “Biz kimseyi hedefe koymadık, tehdit etmedik, etmeyiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Ümit Özdağ’ın tutuklanması nedeniyle Zafer Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret etti. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Ziyaret sonrası gazetecilere açıklamada bulunan Özel, “Türkiye’de hukuk devletinin çökertilmesi, yargı bağımsızlığının ayaklar altına alınması, yargının ve yargıda görevli olan kişilerin iktidar partisinin siyasi amaçlarına uygun hareket eden birer aparata dönüştürülmelerinin sonuçlarını yaşıyoruz” dedi.

“Biz bütün Türkiye’ye şunu ifade etmek durumundayız” diyen Özel, “AK Parti dedi diye kimse terörist olmaz. AK Parti dedi diye kimse hırsız değildir. AK Parti dedi diye kimse halkı infiale sevk eden değildir. Bunları AK parti diyor. Gerçekte bunların tamamı, AK Partili değilsin diye sana yakıştırılanlar, atılan iftiralardır. Buradan AK Parti’ye ve MHP’ye oy veren çok değerli seçmenlere seslenmek isterim ki mesele mertçe mücadele etmek yerine, mesele rakibinle gerçekten siyasi bir mücadele vermek yerine arkadan çelme çakmak. Bir futbol müsabakasında hakeme kendi formasını giydirmek. Tarafsız olması gereken hakem, iki takım sahaya çıktığında takımlardan birinin formasını giyip çıkarsa ne hissederseniz, bugün Türkiye’de bu savcıların yaptıklarını, bu hakimlerin yaptıklarını gördüğümüzde bunu hissediyoruz. Ayıptır, yazıktır, günahtır” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘Yargı mensuplarının tehdit edilemeyeceği’ hakkındaki ifadelerine ilişkin soruya Özel, şu yanıtı verdi: “Akın Gürlek İstanbul’a Ankara’dan giderken, Ankara’ya geldiğinde İstanbul’da siyasi davalarda, hem de hakimler bir mahkemede dururlar, bunu mahkeme mahkeme gezdirdiler. Dünyanın en mobilize hakimiydi. Hareketliliği en yüksek hakimiydi. Ben ona boşuna ‘seyyar giyotin’ demedim. Kızıyorlar ama tanımın tam yerine oturduğunu kendileri de biliyorlar.

Uçaklarda yanımıza, arkadaşlarımızın yanına oturan AK Parti mensuplarının telefonları kapalıyken, uçaklar havadayken, AK Partililerin de bu durumdan ne kadar rahatsız olduğunu ya da bir yargı mensubunun bu kadar mobilize olmasının olağan dışı olduğunu herkesin gördüğünü AK Partililer de konuşuyor. Bir gün öncesinde işte hemen yanımda olan, bugün buraya gelen Gençlik Kolları Genel Başkanım sabah imza atıyor, öğleden sonra Ankara’ya gelip Gençlik Kolları Genel Başkanlığı denetimli serbestlikle bırakıldı. Ondan bir gün önce aynı gün Ekrem İmamoğlu‘na, bir hafta önce bana, yine dün benimle ilgili işte yolladıkları fezlekeler. Bir gün durmuyor.

Yapılan iş yargı tacizidir, başka bir şey değildir. Muhalefete yargı tacizidir. O yüzden bir de ondan sonra ‘Kimse tehdit edemez.’ Kimsenin kimseyi tehdit ettiği yok. Hele hele aileyi karıştıran kimse yok. Biz bize yapılanı, biz size, ailelerimize yapılanı sizin ailelerinize yapmayacağız. ‘Cem bizim evladımız, sizin evlatlarınızın dahi bu muameleyle karşılaşmaması için bu düzen değişecek’ lafında ne aile tehdidi var? O aileye bir tehdit diye gördüğü kendi bilinç altındaki mesele, onu kendi kendi ile ve kendi vicdanıyla hesaplaşacak. İktidar değişirse aileme tehdit olur mu diye. Biz kimseye birinin ailesi diye hedefe koymadık, tehdit etmedik, etmeyiz.”

“Algı yönetimi ile karşı karşıyayız”

Kartalkaya faciası soruşturması hakkındaki soruya da yanıt veren Özel, şöyle devam etti: “Diğer husus Bolu. Vallahi insan bakıyor da şunu söylüyor. ‘Olur da bu kadar mı pişkinlik olur’ diyor başka bir şey demiyor. Ruhsatı veren belli, ruhsatı verenin denetlemesi gerektiği belli. Belediyenin ilçe sınırlarında dahi değil. Kaldı ki ilçe sınırında da olsa mücavir alan sınırlarında olmadıktan sonra, yani bir milli parka. Örneğin dün Kadirli Belediye Başkanı geldi anlatıyor. ‘Kadirli‘deki milli parkta yangın çıktı, izinsiz giremedik’ diyor. Milli parka girmek izne tabii. Yangını söndürmeye gitmek bile iznine tabiidir.

‘Sen oteli niye denetlemedin?’ Kardeşim 2007 yılında AK Parti Belediyesi bu otele uygunluk vermiş. Bu haline, daha bile kötü haline. 2019’a kadar da yönetmişsiniz, 12 yıl. 12 yıl boyunca neden denetlememiş? Sorarsan, yetkisinde değil. O günden sonra, 2019’dan sonra ilçemizde olmayan otel nasıl gideceksin denetleyeceksin? Yanındaki oteli kim denetlemiş? AK Partili il belediyeleri hangi oteli şehirlerinde, illerinde, ilçe belediyeleri sınırları dışındaki hangi oteli denetlemiş? Böyle abuk sabuk iş mi olur? Algı yönetimi başka bir şey, hakikatler başka bir şey. Otelin dışında, otelle bağı olmayan 70 metrekarelik kafeteryanın başvuru üzerine verilmiş belgesini otelin dördüncü katındaki bütün katı kaplayan yangının çıktığı yerin belgesi gibi göstermeye çalışan bir algı yönetimi ile karşı karşıyayız.

Doğrular er ya da geç ortaya çıkar. Yağıyor elime, Bolu’daki bilirkişilere. ‘Muğlak ifade yazın, dördüncü kat diye belirtmeyin.’ ‘Dördüncü katta yangın çıkmış’ yazıyor. ‘Kat diye belirtmeyin lokanta yazın’ diye mobbing, baskı yapıyorlar. ‘O bilirkişi heyeti eğer yazmazsa başka bilirkişi heyeti isteyelim’ diyorlar. O bilirkişi heyetini canlı yayına çıkartırım. Bu kadar söylüyorum size. Orada direnen namuslu bilirkişi, ‘Biz yazmak durumundayız, dördüncü kattan çıktı diye’ diyor.

‘Tamam sen lokanta yaz, kat yazma.’ Neden? Aşağıdaki kafeteryayı Bolu Belediyesi ya. Sanki oymuş gibi anlaşılsın. Ya bu kadar olmaz. O yüzden bu işlerde eninde sonunda bu rezillikler ortaya çıkacak, Bolu faciasına kimse sebebiyet verdi, kimin kusuru varsa cezasını çeksin, çekecek. Bu facianın üstüne AK Parti’yi bu işten sıyırmak için kim ne yapıyorsa onun davası da ayrı görülecek. Bunu da söyleyeyim. Onun davası bu iktidar değişince şahitleriyle, tanıklarıyla, yapılanlarla ayrı görülecek. Bolu otel yangını davası ayrı görülecek, Bolu otel yangını davasında adaleti karartma, vicdanları yakma davası ayrı görülecek. Bu kadar söylüyorum.”

Paylaşın

Özgür Özel’den “Aday” Açıklaması: Süreci Başlatacağız

“Seçime hazırız, adayımız hazır” sözlerine ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Özgür Özel, “Bizim adayı belirleme irademiz kesindir ve bu süreci başlatacağız ama aday bir kişinin, kurumun ağzından çıkacak sözle belirlenmeyecek. En katılımcı şekilde, 2024 demokrasisine uygun şekilde adayımızı belirleyeceğiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Modern Hukuk ve Yargının Siyasallaşması Paneli sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Özel, Şamil Tayyar’ın “Turpun büyüğü İmamoğlu’dur” açıklaması ve “‘Seçime hazırız, adayımız hazır’ dediniz ama isim açıklamadınız” sorularına şu yanıtı verdi:

“Biraz önce yargının siyasallaşması ile ilgili bir panelin açılış konuşmalarını yaptık. Tam gününde bunu tartışıyorken yargının siyasallaşması noktasında dünya rekorunu kırdı. Denedi ve kırdı. Ekrem İmamoğlu, değerli başkanımız kürsüden 15 adım uzaklaştı, konuşmayı yaptığı kürsüden 15 adım ötedeyken hakkında soruşturma açtı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın işi gücü olmaz mı? Pazartesi günü sabah bu vakitte açıp Ekrem İmamoğlu’nu izliyor. Bir yerde bir konuşma yapılır, içinde suç unsuru varsa bile haberdar olur, sonra onu izler, inceler. Canlı yayında soruşturma açmak ne demek? Bütün dikkati burada ve şu çok belli. Özel yetkili savcılar olur ya özel yetkili mahkemeler, özel yetkili savcılar.

Özel görevli, İstanbul’u karıştırmaktan, Ekrem İmamoğlu ile uğraşmaktan özel sorumlu, yetkili bir başsavcı ile muhatabız. Şizofrenik bir halle karşı karşıyayız. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, ‘İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tehdit edildi’ diye soruşturma başlatıyor. Bırak onu da bir başkası başlatacaksa başlatsın. İçinde evlat lafı geçiyor diye, ailesinin üstüne çekip… Dinlemeyen, duyan, oradan buradan okuyan da sanacak ki Akın Gürlek’in evladı tehdit edilmiş. Biz o duygunun insanları değiliz ki. Biz o kötülüğün insanları değiliz. Senin bizim evladımıza yaptığına bizim elimiz senin evladına yapmaya varmaz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu süreci bize bir savaş ilanı olarak gördük. ‘Bunu görüyoruz’ dedik. Kimseye savaş ilan ettiğimiz yok, ama bize savaş ilan edildi. Bu şartlar altında 2025 yılının bir seçim yılı olacağını söyledik. Biz hazırız. Programımız yazılıyordu biliyorsunuz, o artık bir hükümet programına, bir iktidar programına evrilmek durumundadır. Hızla yapılıyor. Sandık görevlilerini çalışıyoruz. Mesela Ensar Aytekin, 81 ile ‘Sandık görevlilerini hazırlayın’ talimatı verdi. Sandık güvenliğini çalışıyoruz. Her şeyle hazırken bir de aday olacak. Bizim adayı belirleme irademiz kesindir. Bu süreci başlatacağız.

Ama aday bir kişinin, bir kurumun ağzından çıkacak, öyle karar verilecek değil. Ben koltuğa oturduğum ilk gün orada da söylemiştim. En adil, en açık, en şeffaf ve en katılımcı şekilde, öyle bir yöntemle belirleyeceğiz adayı. Tek başına genel başkan belirleyecek olsa ya da bir kurul ile dar bir yerde belirleyecek olsa bizim onlardan farkımız kalmaz. Bu konuda çok netiz ama irademiz kesin, yol yürüyüşümüz kesin. Çok güçlü bir süreç hazırlıyoruz ve tarif ediyoruz. Bunun için de el ele, omuz omuza, kol kola kimseyi dışlamadan, kimseyi dışarıda bırakmadan, bir kişiyi arkada bırakmadan Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yürüyüşünü gerçekleştiriyoruz. Biz hazırız, onlar da iktidarı devretmeye hazır olsunlar.”

Özel, “CHP’nin eylem planı nedir, detaylar nasıl olacak?” sorusuna, “Normal bir olaya tepki verecek olursanız bir eyleme ya da eylemlere, eylemlilik planına ihtiyaç olabilir. Gün o gün değil. Bize savaş ilan ettiler ve bu şartlar altında kimsenin bu vakitten sonra hiçbir güvencesi yok. Görüyorsunuz savcı neler yapıyor. O yüzden biz iktidarı devralacağımız bir süreci planlıyoruz. Bu süreç, bütün bir süreç. O yüzden şu gün şurada bu miting, bugün burada bu… Bunun çok ötesinde bir süreç tarif ediyoruz. Olgunlaştıkça haberdar olacaksınız. Yürüdükçe heyecanla takip edeceksiniz. Tarihin akışına bu yıl hep birlikte tanıklık edeceksiniz. Bu yıl bu iktidarın defterini pazara çıkarmak, sandığı ortaya koymak, millete sormak için üstümüze düşen her şeyi yapacağız. Bundan sonra uzun ve güçlü bir sürecin içindeyiz. Teker teker, vaka bazında bunlarla mücadele etmenin artık normal siyasi zeminde bir karşılığı kalmadı, tükendi” yanıtını verdi.

Özel son olarak, “Parti Meclisi toplantısında ‘Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı konuşuldu’ yönündeki kulis bilgileri” hakkında, “Kulis bilgilerini doğrulatma mercii, Genel Başkan olmaz. O yüzden Ekrem İmamoğlu‘nun adı her toplantıda her yönüyle geçiyor. Bu kadar ağır bir saldırı varken isminin geçmesi kadar da normal bir şey yok. Biraz önce verdiğim cevapta olduğu gibi tüm yönleriyle ve çok güçlü bir sürecin içindeyiz. Bunu hep birlikte yaşayacağız, göreceğiz. Kötülük ne kadar yüksek ve büyükse cesaretimiz ve kararlılığımız da o kadar o kadar yüksek” ifadelerini kullandı.

“Seçime hazırız, adayımız hazır”

Özgür Özel, Gençlik Kolları Başkanı Cem Aydın’a soruşturma açılmasının ardından açıklamalarda bulunmuştu. Akın Gürlek’e tepki gösteren Özel, “AKP’nin o zaman ki taşeronunun sonraları terör örgütü olarak anılacak FETÖ’dü. Ergenekon, Balyoz, askeri casusluk, şike davaları… Bu milletin en iyi yetişmiş, Atatürkçü subaylarına, şahsi namuslarına fuhuş, mesleki namuslarına askeri casusluk lekesi sürecek kadar gözleri dönmüştü. Sonradan öğrenildi ki, o iddianameyi yazanlar Silivri’de, o iddianame yazılırken çatıda olan kişi, sıçanlar gibi yurtdışına kaçtı. Esas kötülük iktidarda ve başımızda… Kendi korkusunu görünmez kılmak için bizi sindirmeye çalışıyor” demişti.

Özel, “CHP Gençlik Kolları kurumsal hesabından yapılan bir paylaşım, paylaşımda da benim bu süreçle ilgili söylediğim sözleri, videoyu editlemişler. O paylaşım kondu diye sabah 8 polis gitti kapısına. ‘İfadeye çağırdık’ diyorlar. O zaman niye 8 polis kapısına gönderiyorsun. Yani hata falan değil, zihniyet polis devleti zihniyeti. Tek adamdan Cem’e iki talimatlık iş var. Alın onu, Akın’a. Akın diyor, alın onu. Polisler çıkıyor akına. Demiyor ki benim elimde gözaltı kararı yok nasıl giderim nasıl alırım? Oluyor, bitiyor. Laf olsun diye bir gözaltı kararı bile yazmıyor” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan’a tepki gösteren Özel, sözlerini şöyle tamamlamıştı: “Doğrudan ülkeyi yok etmeye ve çökertmeye çalışana şunu söylüyorum; Aracıyı aradan çıkar. Akın’ı çek biz buradayız. Hesaplaşacaksan, korkun yoksa getir sandığı, milletten al cevabını. Millet ne diyorsa o olsun. Hodri meydan. Benim partim hazır, ben hazırım, adaylarımız, adayımız hazır. Çıkarsın karşıma alırsın cevabını. Seni orada Akın Gürlek kurtaramaz.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Özel’e “Normalleşme” Göndermesi

Özgür Özel’e göndermede bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, “Onlarla mücadele etmezsen, şirin gözükmeye çalışırsan, normalleşirsen asıl hesap vermesi gerekenler dönüp senden hesap sorarlar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından “Akrep ve Kurbağa…” başlıklı bir video paylaştı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e göndermede bulunan Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili dostlar, hepinizin bildiği çok meşhur bir akrep kurbağa hikayesi vardır. Malumunuz olduğu üzere, yüzmeyi bilmeyen akrep kendisini nehrin karşısına geçirmeye ikna ettiği kurbağayı sokarak öldürür ve cevaben “Ben akrebim, tabiatım bu.” der.

Kıssadan hisse: Eğer akreplere inanırsan, onlarla mücadele etmezsen, şirin gözükmeye çalışırsan, normalleşirsen, asıl hesap vermesi gerekenler dönüp senden hesap sorar ve sonunda nehrin ortasında boğulursun.

Sevgili kardeşlerim, unutmayalım ki gecenin en karanlık anı şafağa en yakın andır. Kuruluştan ve kurtuluştan aldığımız güçle hiçbir Cumhuriyet Halk Partili’nin umutsuzluğa kapılma ve karanlığa teslim olma hakkı yoktur. Adalet kavgamız devam edecek.”

Kılıçdaroğlu’nun konuşma yaptığı masada ‘Adalet’ ve ‘Yürüyüş’ kitapları yer aldı. Masada aynı zamanda siyasi yasak istemi ile yargılandığı davadaki savunması yer aldı.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a Yanıt: Savaş İlanını Görüyoruz Ve Kabul Ediyoruz

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanmasına ilişkin Erdoğan’ın “Daha turpların büyüğü heybede” sözlerine yanıt veren Özel, “AK Parti’nin bugün yaptığı iş CHP’ye düpedüz savaş ilanıdır, bunu görüyoruz” dedi ve ekledi:

“Bundan sonra kendilerine oy veren seçmene saygımızdan dolayı onlara daha ne kadar bu düşmanlıklarına karşı siyaset çerçevesi içinde ve saygı dili ile cevap verebiliriz ondan emin değiliz. Bu savaş ilanını görüyoruz ve kabul ediyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanmasının ardından MYK’yı İstanbul’da topladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; MYK toplantısı sonrası AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Daha turpların büyüğü heybede” sözlerine yanıt veren Özel, “AK Parti’nin bugün yaptığı iş CHP’ye düpedüz savaş ilanıdır, bunu görüyoruz. Bundan sonra kendilerine oy veren seçmene saygımızdan dolayı onlara daha ne kadar bu düşmanlıklarına karşı siyaset çerçevesi içinde ve saygı dili ile cevap verebiliriz ondan emin değiliz. Bu savaş ilanını görüyoruz ve kabul ediyoruz” dedi.

“Yarın öğlen saatlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul’a davet edilmiş olan milletvekilleri ile birlikte kapalı grup toplantımızı gerçekleştireceğiz” diyen Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Pazar günü Parti Meclisi toplantımız var. Her gün günde en az bir tane Merkez Yönetim Kurulu toplantımız var. Pazartesi sabahı da İstanbul sürecindeki bütün kararları değerlendireceğimiz belki son, belki sondan bir önceki Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yapacağız. Bu süreçlerin sonunda savaş ilan edilen bir taraf ne yapıyorsa onu yapacağız. Elbette bundan sonraki süreçte Tayyip Erdoğan ve Cumhur ittifakı bileşenleri bizden, gördükleri cevaptan, aldıkları yanıttan memnun olmayacaklar. 2025 yılı içinde o sandık bu milletin önüne gelecek. Bu yaptıklarının hesabını millete verecekler. Ama verdikleri kanunsuz emirlerin hesabını günü geldiğinde adalete de verecekler. Onların kanunsuz emirlerine uyanlar da bunların hesabını verecekler.”

“Bir eylemlilik sürecinden bahsetmiyorum” diyen Özel, sözlerine şöyle devam etti: “Bir protesto sürecinden bahsetmiyorum. İktidarı devralma sürecinden bahsediyorum. ‘Bundan sonra seçimlere hazırlansınlar’ demiyorum. Elbette bir seçimden sonra gidecekler ama iktidarı devretmeye hazırlansınlar. Bu memleket onların insafına terk edilemeyecek kadar kutsal. Bu ülkenin insanları; bu ülkenin insanlarının onurları, şerefleri, haysiyetleri bundan sonra daha fazla onların kontrolünde olacak bir yargıya emanet edilemez. Bugün ‘Turpun büyüğü heybede’ demiş. Türkçesi ne bunun? Bunu ben mi açmalıyım?

Türkçesi şu; başta yargı, devletin bütün organları, emir ve talimatlarımın altında. Ne demek ‘turpun büyüğü heybede?’ Dün bir belediye başkanım tutuklandı benim. ‘Bundan daha büyük şeyler var, bilmediğiniz’ diyor. Biz biliyoruz, sen biliyorsan… Örneğin bir soruşturma Beşiktaş için var, o büyük turp için yoksa ama sen biliyorsan demek ki bu devlet, devlet gibi işlemiyor. Senin şahsi istihbarat örgütün gibi işliyor. Ya bir suç var, sen biliyorsun ama soruşturması yok, haberimiz yok, hiçbir şey yok. Bu da suç. Suçu bilip de Tayyip Erdoğan emriyle gizleniyorsa ve zamanı bekleniyorsa bu da suç ya da sen suç icat ettiriyorsun.”

“Hafta sonu ve pazartesi – salıya kadar tüm seçilmişlerimiz burada” diyen Özel, şu ifadelere yer verdi: “Görüşü alınması gereken herkesten görüş alınacak. Bir süreç yönetimiyle ilgili ortak ve cesur kararlar alınacak. Günü geldiğinde bilmesi gereken herkesin o kararlardan haberi olacak. Bir eylemlilik sürecinden, bir protesto sürecinden, bir mitingden, bir yürüyüşten filan değil bir sürecin yönetiminden ve sonunda; seçim sonunda iktidarın devralınmasından bahsediyorum. Bunların daha fazla oturdukları koltuklarda oturtmanın, bu ülkedeki herkesin malına, canına, kişisel onuruna, aile babalarının, annelerin onur ve haysiyetlerine yapılacak en büyük kötülük olduğunun artık farkındayız. Daha da söyleyecek bir şey kalmamıştır.”

Erdoğan ne demişti?

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanmasına ilişkin konuşan Erdoğan, “Sayın Özel, siz dahil kimsenin kanunları çiğneme hakkı yok. Sağa sola sataşmaktan artık vazgeçin, biz işte buradayız. Gelin millet önünde kara kaplı defterleri ortaya serelim. Bakalım kimin yüzü kızaracak. Sayın Özel başka yerlerde harami arayacağına kendisini fazla yormasın yanında yöresindeki şahıslara baksın. Dosyalardaki iddialara verecek cevapları olmadığı, yapılan hırsızlıklar dün gibi aşikar olduğu için sürekli topu taca atıyorlar. Halbuki onlar da çok iyi biliyor, daha turpların büyüğü heybede. Paniklemelerinin sebebi de budur. Birkaç yıla sokağa çıkacak, hatta milletin yüzüne bakacak halleri kalmayacak” demişti.

Paylaşın

CHP’den Beşiktaş’ta Tepki Mitingi; Özel’den Dikkat Çeken Açıklamalar

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınmasına tepki mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Beşiktaş’a milletin helal oylarıyla giremeyenler yargı yoluyla girmeye çalışıyor. Bu bir tükenmişliğin eseridir” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise, ”Bu millet zulme karşı boyun eğmez, hep birlikte direneceğiz. Hukuk ve demokrasinin dışına çıkmış bir iktidar sadece bir partinin meselesi değildir. Şu an yaşadığımız milletin meselesidir. Bugün sana yarın bana” ifadelerini kullandı.

İhaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla 4 gün önce yapılan operasyonla gözaltına alınan 40 kişi arasında bulunan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın İstanbul Adliyesi’ne sevk edilmesinin ardından Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Örgütü Beşiktaş Belediyesi önünde tepki mitingi düzenledi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, mitinge gelen partililere seslendiler. İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: Bugün olan biten sadece Cumhuriyet Halk Partisinin meselesi değildir. Milletin meselesidir. Bugün bana yarın sana. Bu işin sonu yok. İstanbul’da bu operasyonları yürüten aklı dün tek tek anlattım. biz siyasiyiz ama kamu görevi yapıyoruz. Bugün siyasileşmeye çalıştırdıkları yargı sisteminde ne yazık ki uyguladıkları hukukun sözde hukuk olduğunu bize yaşatıyorlar.

Bu operasyonları yapmak için görevlendiren Cumhuriyet başsavcısının siyasi kariyerine bakan herkes yapılan operasyonu görür. Bu başsavcı siyasi bir kişidir.  Siyasi bir kişiliktir, talimatları yerine getirir. Siyasi bir kişiliktir. Bakan Yardımcısı olan bir kişi Sayın Cumhurbaşkanı ifadesiyle siyasi müsteşar olmuştur. Taraf olmuştur.

Söyleyeyim; tuz koktu. Ben adalet istiyorum diyorsanız hepimiz için  bir dönüm noktasındayız. Zaman millet iradesini baskılamaya çalışanlara karşı hep birlikte sesimizi yükseltme vaktidir. Siyaset mertçe rekabet işidir. Yasak getirerek yetkileri elinden alarak değil. Meydan burası gelin yarışalım. Bu kadar net. Hakem de millettir. Sandığı dizayn etmelerine izin  vermeyeceğiz. Sanmasınlar ki seçime böyle girecekler. Sanmasınlar ki rakiplerini kendileri belirleyecek.

Cümlelerimi bitirirken bir kez daha sesleniyorum. Bu ülkenin kadim yargı kurumları bu ülkenin kadim yargı kurumlarının çok saygıdeğer savcıları, hakimleri, mensupları lütfen istirham ediyorum. O kutsal mesleğinizi yerle bir eden bir avuç insana asla müsaade etmeyin. Yoksa bu millet hakkını helal etmez size.

Biz size güveniyoruz. Yargının yargının güzel insanları, saygıdeğer mensupları bu haksız, bu hukuksuz, bu pervasız, pişkin şehvetiyle beraber sadece bir kişiyi mutlu etme çabasını önüne koyan aklın bu yaptıklarına müsaade etmeyin. Tepkinizi gösterin. Yargımızı, adaletimizi sarsmalarına müsaade etmeyin. Bunu istiyoruz ve bunu diliyoruz. Kıymetli hemşehrilerim inşallah bu günlerden kurtulacağız.”

“Talimatlara teslim olmayın”

İmamoğlu’nun ardından konuşan Özgür Özel ise şunları söyledi: “31 Mart tarihinde Beşiktaş, İstanbul, Türkiye bir karar verdi. 22 yıldır yenilmedim, yenilmeyeceğim, kibrin esiri olmuş, gücünün esiri olmuş ve geldiği sokaklarda artık dolaşmayan geldiği yeri unutup millete tepeden bakan birisi, ele geçirdiği güçle geçmişte kendi yaşadığı yargı mağduriyetlerini dile getire getire bir yerlere gelen birisi kendisine yapılan ve yapamayan bütün kötülükleri rakiplerine yapmaya başladı. İşte bizi buraya taşıyan süreç tam da böyle bir hazımsızlığın, milleti tanımamanın sonucudur.

Yargı oyunlarıyla cumhuriyet halk partili belediyeleri girmeye çalışma demokrasinin işi değildir. Bu aslında bir tükenmişliğin eseridir. Buna ‘iyi oldu’ diyen AK Partili iyi niyetli seçmenlerin, MHP’li seçmenlerin olduğuna inanmıyorum. Bu Cumhurbaşkanına verilen desteğe de yok sayıyoruz derlerse bu ülkenin sonu ne olur?

Erdoğan, şunu hatırla senin ne istediyse verdiklerin, sırtını sıvazladıkların, birlikte yol yürüdüklerin, bir gün altlarına çektiğin tankla karşına çıktılar. O gün muhalefet partisi olarak biz, kapalı Meclis’i açtırdık. Ve dedik ki seçimler yapılıp, milletimiz farklı bir karar verene kadar, ülkenin ana muhalefet partisiyiz. Seçilmiş parlamentonun arkasında darbecilerin karşısındayız dedik. Millete güvenme, millete inanmak, kararına saygılı olmak darbe günü muhalefet bile olsanız seçilmişlerin yanında yer almak demektir biz böyle bir partiyiz.

İhsan Aktaş kimin nesi diye baktık. Aktaş’ın şirketleri her yerde var. Yerel ya da merkezi, her yerde şirketleri var. Sayıştay’da THY’de, belediyede de var parti ayırmadan. Araç, temizlik ihalelerinde bu şirketler de var. Bu belediyede de var. Her ihalede bu şirket var. Bu şirketin ya da ismin en CHP ne de başkanımızla bir alakası yok.

İhsan Aktaş üzerinden hem Esenyurt hem Beşiktaş’ı ilişkilendirmeye kalktılar. Aslında kayyum döneminin içinde olunca o plan çöktü. Rıza bey kötü bir şey yapmadı. Dört gündür onu -3. katta tutanlar, sandalyede oturttular. Bugün ifadesi dahi alınmadan adliyeye götürdüler. Madem bugün alacaksın niye dört gün bekletiyorsun. Eminim birkaç saat sonra burada olacak. Kötülük yapanlara gücünüzü gösterin biz sadece size güveniyoruz.

Biz Türk yargısının namuslu, şerefli, vicdanına ve kanuna bağlı, gayrısından tamamen bağımsız olması gereken savcılarının, hakimlerinin olduğunu biliyoruz. Bugün kararı verecek kişiye soruyorum. O dosya siyasi bir dosyaysa suçsuz günahsız insanlara kara çalmak için hazırlanmış bir dosya ise sakın karışmayın. O dosyada bir haksızlık varsa eninde sonunda hesap sorulur. Bunu kimse unutmasın. Kanunsuz emirlere, usulsüz taleplere, siyasete alet edilmek üzere size iletilen talimatlara teslim olmayın.

Buradan yollayana ve koşa koşa buraya gelene değil ama bugün verecekleri kararla, kararlarla tarihleri boyunca, mesleki hayatları boyunca bugünkü kararı sırtına yük etmek istemeyen yargı mensuplarına, bugün verecekleri kararla akşam yatağa başlarını koyduklarında vicdan azabı çekmemesi gereken yargı mensuplarına, onların da birer anne, baba, evlat, eş olduklarını hatırlatarak, ortada bir suç varsa kimseye acımayın ama olmayan bir suçu üretiyorlarsa, size ürettirmeye çalışıyorlarsa, masum insanları siyaseten itibarsızlaştırmak için okuduğunuz güzel mesleğinize, içtiğiniz yemine, vicdanınıza karşı başka bir şey yapmak isteniyorsa sakın ha sakın.”

Paylaşın

Özgür Özel’den Kırmızı Kartlı “Erken Seçim” Çağrısı

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Biz CHP olarak ellerimizdeki kırmızı kartları sefalete karşı kaldırıyoruz. Kırmızı kart bu ülkenin ezilenlerin eylemidir. CHP tüm emekçileri ayağa davet ediyor. Ayağa kalkın ve kırmızı kartı gösterin. Senden son istek sandıktır. Getir sandığı göreceksin kırmızı kartı” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Özgür Özel’in konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

Arkadaşlarımız dün önerdiler, grup toplantısını Beşiktaş Belediyesi önünde mi yapsak diye. Fena öneri değil. Ama belediye başkanımıza karşı haksız, hukuksuz soruşturma başlatanlar zaten bunu istemiyor mu? Şimdi o konuşulmasını istemediklerini konuşmaya geldim.

Beşiktaş operasyonu ile acaba geçim sıkıntısının zamların üzerini örtebilir miyiz diye düşünenlere inat elbette yargının siyasallaşmasını, MHP’nin bu işteki yerini, Beşiktaş’ı da konuşacağız. Ama köprü ücretlerine yapılan zammı da konuşacağız, Erdoğan’ın zamlarını da konuşacağız.

Kendisi salon adamı, içerisinin sıcaklığı 27 derece değilse kızıyorlar. Devletin uçan saraylarıyla uçuyor. Ne sokaktan, çarşıdan, pazardan haberi var. Ben yılbaşından beri 11 günde 11 şehre gitmişim hesap yapmışım bana laf atıyor, o işleri bırak bu işlere bak diye. Senin dediğin yere değil, milletin bağrının yandığı yere bakıyorum ben.

Sınıf arkadaşı dedi ki ‘benim arkadaşım bu pazara gelemez’. Bana diyor ki ‘Özgür Özel beni pazara davet etmiş, onunla harcayacak vaktim yok.’ Yahu ben benimle gel demedim. Bir araştırdım Tayyip Bey 21 yıl önce pazara çıkmış. 1 kilo çilek, 2 kilo salatalık, 5 kilo karpuz, 1 koli yumurta, 10 tane simit almış. Fileye 29 lira 90 kuruş ödemiş, bugün aynı file bin 44 TL. 21 yılda 40 kat zamlanmış.

Türkiye’deki emeklilerin maaşlarını 1 asgari ücret yapmak için en çok 400 milyar para lazım. Türkiye’deki emekliler bir yana kırk haramiler bir yana. Onlara bulduğunun yarısını size bulmuyor. Asgari ücret net üzerinden alana 30, verene 22 olsa bunun maliyeti 300 milyar. Bütün emekli ve asgari ücretlinin yüzünün gülmesi içi gereken parayı müteahhitlere veriyor. Bu ülkenin parası var ama yanında duracak bir Cumhurbaşkanı yok.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez, Devlet aldığı bir kararla zam günü cebe para koymak yerine cepten para çalmıştır. Yaşlılık aylığı 483 TL zamla 4 bin 664 lira oldu. 3 bin 723 lira oldu emekli aylığı. Dul ve yetim aylığı 3 bin 647 TL oldu. İğneden ipliğe her şeye gelen zamlar ortada. Maaşlara yaptığı günlük zam ekmeğe gelen zammı telafi etmiyor. Her ne kadar gelecek seçimlerde iktidarı almaya ortak olsak da bu zamlar benim bile yüzümü kızartıyor. Yazıklar olsun.

“Hadsiz bakan emekli aylıkları için açıklama yaptı”

Hadsiz bakan emekli aylıkları için açıklama yaptı. Oysa bunun için kanuni değişiklik gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı sistemini eleştirince ‘güçlü Meclis’ dediler. Şimdi Bakan milletvekillerinin önüne kağıt koyuyor, onlar da imzalıyor. Hem Meclis’in hem emeklilerin insanlık onuru için bu zamlara karşı çıkacağız. AK Parti’nin grup başkanına sesleniyorum; bu Meclis’in itibarı o bakanın sözlerinin altında ezilecek mi göreceğiz.

66 ülkede faaliyet gösteren Kültür Bakanı’nın de mütevelli heyeti başkanı olduğu Yunus Emre Vakfı’nda yolsuzluk gündemde. 700 milyon TL’ye karşılık geliyor. Vakıf Başkanı Şeref Ateş kaçtı. Aile Bakanı’nın eşi Rahmi Göktaş ve MHP’li Semih Yalçın’ın oğlu Kutalmış Yalçın suç duyurusundan hemen sonra istifa edip kaçtılar. Yargı Semih Yalçın’ın oğlunun, bakanın eşinin peşinde değil. İş yapılırken bunların imzası var, yolsuzluk çıkınca istifa etmişler, soruşturmada sorumlu görülmüyorlar.

Soruşturmada 6 milyon naylon fatura görülüyor. Sayın Bahçeli, mangalda kül bırakmayan Bahçeli, Sinan Ateş’in eşi ve annesinin söylediği o iki kişi, Sinan Ateş’in benim kalemimi kırdı o ikisi dediği o ikisinden birinin eşini gözümüzün önünde Sayıştay’a seçtiniz, diğerinin oğlunu Yunus Emre Vakfı’na koydunuz. Bu dosyaları bugün Bahçeli’ye yolluyorum. Bu şu demek; ‘sen MHP’li ise yolsuzluğa bulaş devletimiz dokunmaz’. Bu mu Türk’ün ahlakı.

MEB, Ülkü Ocakları ile protokol yaptı. Soylu kendi kurtaramadı ama sıkıştıkça MHP’ye yanlardı. Bu Milli Eğitim Bakanı da her gün ortaya çıkan rezilliklere karşı MHP’ye yanlıyor. Bir yandan da her gün okullara tarikatları, cemaatleri sokuyorlar, bu da yetmez Ülkü Ocaklarını sokuyorlar. Bir siyasi partinin genel başkanına tehditler savuranlar, ne işlere karıştıkları bilinenler ne diyecek gençlere? Hırsızlığa susmayı, AK Parti’yi kurtarmayı mı öğretecekler. Çocuklar aç onlar ülkücü nesil yetiştirecekmiş. Okula, kışlaya siyaset girmeyecek.

Yenilmeyeceğini sanan Erdoğan’ın 22 yıl sonra yüzde 38 oyla yendik. O günden bu güne hazmedemediği bu seçim başarısının üzerinden CHP’li belediyelere zorluklar çıkararak, kamu gücünü kullanarak CHP’yi başarısız yapıp bunun kendisine yarayacağını düşünüyordu. Başkanlarımız soğuk evi ısıtıp boş tencereyi dolduruyor. Belediyeleri silkeleyelim, haciz edelim, kaynaklarını keselim diyerek çelme çakmaya devam ediyor.

Dün sabah Rıza Akpolat’ın evinin kapısı çalındı. Maksat Rıza Başkan şahsında partinin belediyeciliğini itibarsızlaştırmak. Bu yarışta kendini rakipsiz kılmak istiyor. Erdoğan yıllarca 1 tane ihaleden ifadeye çağırılmadı. Çünkü belediye başkanı ihaleden sorumlu değildir. Öyle olsa her sabah 300 belediye başkanı ifadeye gider. Ama Rıza Akpolat’ı aldılar. Masumiyet karinesi diye bir şey var.

Beşiktaş, 31’de 31 belediye meclisini CHP’ye vermiş. 31’de sıfırı çekmişsin, kafanda muhasebe yapacağına gelmiş Rıza Akpolat’a başarılı olmanın hesabını soruyor. Bu firma dün sabaha kadar İhsan Aktaş adından devlet katında itibarlı TBMM’nin KİT’lerin, Yargıtay’ın dünya kadar AK Partili belediyenin işini yapan İhsan Aktaş, en son Bahçelievler Belediyesi’nin ihalesini 564 milyon TL’ye yeni almış.

Esenyurt Belediyesi de soruşturmanın içinde, ama yeni gelen kayyım ihaleyi onaylamış hizmete başlatmış. Akın Gürlek dün sabah 5’te 6’da basına metin geçti, ‘suç örgütü lideri İhsan Aktaş’ diyor. Bizim bir belediye TBMM’ye sormuş bu kişinin terör iltisakı var mı diye, şimdi bunun üzerinden bize yürüyorlar.

İhsan Aktaş’ın şirketi 1 ihaleye giriyor. Bu ihalede yapmak istedikleri iş ‘Ortadoğu ve balkanların en büyük benzin istasyonunu açmak.’ Şirketin adı Güven-Elif Otoyol İşletmeleri, Elif LPG. Bir benzin istasyonu açılıyor ama istediğini alamıyor. Çünkü ilçe belediyesinden, İBB’den, AVM’ler, araç yıkama istasyonları, eğlence alanları için izin alamıyor.

İhsan Aktaş burayı açmak için belediyeleri ikna edemeyince AK Parti’den birilerini buluyor. 12 Aralık 2024’te Resmi Gazete’de yayımlanmış. Köy Kanunu görüşülürken araya bir madde eklemişler. İhsan Aktaş istediği yerin etrafına İstanbul’da belediyelerden izin alamadığı için hangi kapıyı çaldıysa Köy Kanunu’na paraşütle bu maddeyi ilave ettirmiş.

“Bükemedikleri bileği polisin balyozuyla kırmaya çalışıyorlar”

Bunu bu ülkede ancak en tepede oturan 1 kişi yapabilir. Tencere dibin kara seninki benden kara demiyoruz. Suçlu, yolsuz varsa bizden ayrı dursun. Ne Rıza Akpolat’ın ne Ahmet Özer’in siyasi kumpas dışında hiçbir suçu yok. Bükemedikleri bileği polisin balyozuyla kırmaya çalışıyorlar.

Adana Yüreyir Belediyesi’ni AK Parti’nin elinden almışız. Sen Ömer Bey’e o kavgalı olduğun kadın milletvekili çağırmış. Neden sivil araçla gidiliyor, senin korkundan öyle gidiliyormuş. ‘Sen bize gel’ ne demek, olacak şey mi? ‘Burada rahat edersin’ ne demek? AK Parti’nin Adana’daki şifresi Da Vinci’nin şifresinden karışık.

Dün Sanayi ve Teknoloji Bakanı bana yeşil kart göstermiş. Bu bakanlar da bir tuhaf akıl tutulması oluyor. Varank da TOGG’un anahtarını sallıyordu. KAAN da TOGG’da gururumuz, onlara benden de yeşil kart ama emekliyi, yoksulu aç bırakanlara kırmızı kart. Kırmızı kart CHP’nin değil, bu ülkenin ezilenlerinin eylemidir. Tayyip Bey işte sana kırmızı kart. Bu milletin sesini duymazsan görüp göreceğin budur. Bu milletin senden son istediği sandıktır, getir sandığı göreceksin kırmızı kartı.”

Paylaşın