Özel’den “Kürt Sorunu” Çıkışı: Viking Kafasıyla Çözülmez

CHP Lideri Özgür Özel, Kürt sorununun Viking kafasıyla çözülemeyeceğini belirterek, “Örneğin Vikingler apandisit ameliyatını nasıl yapıyordu? Hastanın karnını yaralım, elimizi sokalım, apandisiti yakalayalım, koparıp çıkaralım! Bugün apandisit ameliyatı böyle mi yapılıyor? Hayır” dedi ve ekledi:

“Ameliyat teknolojisi çok değişti. Bu değişim sosyal ve siyasal sorunların çözümü için de geçerlidir. Bugün Kürt sorununu Viking kafasıyla çözemezsiniz. Devlet Bahçeli’nin Kürt sorununun çözümü için yaptığı öneri Viking döneminin apandisit ameliyatına benziyor. ‘Öcalan Meclis’e gelsin, konuşsun, sorun çözülsün’ demek Viking kafasıdır. Oysa böyle bir sorunun çözülmesi için ifade ettiğim koşulların oluşması gerekir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Kürt sorunu ve Suriye’deki yeni döneme dair Halk TV’den Fikret Bila’ya konuştu. Fikret Bila, Özel ile görüşmesini şöyle aktardı:

CHP Lideri Özgür Özel, Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesi için bazı koşulların bir arada olması gerektiğini vurguladı.

Özel, bu koşulları şöyle sıraladı: “Şehit aileleri ve gazilerin rızası, çözümün TBMM zemininde oluşturulması, çözüm konusunda samimi olunması, çözüm sürecinin açık ve şeffaf yürütülmesi.”

Özel, bu koşulların oluşması halinde CHP’nin çözüm için katkı vereceğini, hatta TBMM’de öncülük edebileceğini söyledi. CHP lideri bir sorunun çözülebilmesi için öncelikle sorunun varlığının kabul edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “eğer sorunun varlığını kabul etmezseniz o sorunu çözemezsiniz” dedi.

“Terör örgütleri sorunu yok sayılmasından beslenir” diyerek şöyle devam etti: “Siz sorunu yok sayarsanız bu terör örgütlerinin işine gelir. Terör örgütleri sorunun yok sayılmasından beslenir. Siz sorunun varlığını kabul eder ve çözüm üretirseniz, terör örgütünün beslendiği kaynağı ortadan kaldırırız.

‘Kürt sorunu yoktur’ demekle Kürt sorunu çözülmez. Önce sorunun varlığını kabul etmek gerekir. Kürt vatandaşlarımız ‘Kürt sorunu var’ diyorlarsa, Kürt sorunu vardır. Önce bunu kabul etmeniz gerekir ki çözüm üretilebilsin. Bu nedenle iktidarın ‘Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır’ söylemi gerçeği yansıtmıyor.”

Özel, dünkü söyleşimizde, Kürt sorununun Viking kafasıyla çözülemeyeceğini belirterek şu benzetmeyi yaptı: “İnsan sağlığından örnek verelim. Eski çağlarda ameliyatlar nasıl yapılıyordu, bugün nasıl yapılıyor? Örneğin Vikingler apandisit ameliyatını nasıl yapıyordu? Hastanın karnını yaralım, elimizi sokalım, apandisiti yakalayalım, koparıp çıkaralım! Bugün apandisit ameliyatı böyle mi yapılıyor? Hayır.

Ameliyat teknolojisi çok değişti. Bu değişim sosyal ve siyasal sorunların çözümü için de geçerlidir. Bugün Kürt sorununu Viking kafasıyla çözemezsiniz. Devlet Bahçeli’nin Kürt sorununun çözümü için yaptığı öneri Viking döneminin apandisit ameliyatına benziyor. ‘Öcalan Meclis’e gelsin, konuşsun, sorun çözülsün’ demek Viking kafasıdır. Oysa böyle bir sorunun çözülmesi için ifade ettiğim koşulların oluşması gerekir.”

Özel, bu konudaki görüşlerini öğrenmek için şehit ailelerinin dernekleriyle, gazilerle görüştüklerini de belirterek şu bilgiyi verdi: “Şehit aileleri dernekleriyle arkadaşlarımız görüşüyorlar. Ben de üç dernekle görüşmeye katıldım. Genel eğilimleri terörün bitmesinden memnunluk duyacakları şeklinde. ‘Biz de başka annelerin, babaların bizim yaşadığımız acıya yaşamalarını istemeyiz’ diyorlar. Ancak bu sürecin iç siyasette istismar edilmemesini, kullanılmamasını da istiyorlar.”

CHP Lideri, iktidarın birinci çözüm sürecinde başarısız olduğunu da vurguladı. Erdoğan, Öcalan ve HDP’nin yürüttüğü sürecin başarısız olmasının nedeninin TBMM’yi devre dışı bırakmak olduğunu belirten Özel şu değerlendirmeyi yaptı:

“İktidar bu süreci yürütürken toplumsal uzlaşmayı TBMM’de aramadı. Meclis’i devre dışı bıraktı. Bir takım heyetler oluşturuldu. Onlar değişik bölgelerde temaslar yürüttüler. Oysa CHP farklı bir okuma yaptı. Dünyada benzer sorunların nasıl çözüldüğünün incelenmesini istedi.

Müzakerelerin TBMM’de mutabakatla yürütülmesini, güven oluşturulmasını önerdi. CHP sürecin TBMM’de yürütülmesi, samimi olması ve şeffaf olması halinde kredi verebileceğini söyledi. Ama Erdoğan ‘al krediyi başına çal’ karşılığını verdi. Ortaya kriz çıkınca siyasi polemik yapıldı. Örneğin Habur’daki görüntüler, çadır mahkemelerinin kurulması, hâkimlerin oraya gitmesi hataydı.”

Özel, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini belirterek, tüm kesimlerin temsil edileceği bir geçiş yönetimi oluşturulmasını önerdi.

Özel, “Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, bütün toplumsal kesimlerin temsil edilmesi gerekir. Tek bayrak altında buluşmaları gerekir. Bu başarılırsa demokrasiye geçişe katkısı olur. İç çatışmalara yol açacak gelişmelerin önlenmesi gerekir. Türkiye de masada olmalı ve demokrasi yönünde katkı vermelidir. Böyle bir yapı oluşturulmalı ve işlemelidir. Yoksa HTŞ ve benzeri örgütlerin kravat takmakla, kıyafet değiştirmekle ıslah olduklarını düşünmüyorum.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Beşar Esad” Yanıtı: Benim İçin Her Zaman Diktatördü

CHP Lideri Özgür Özel, Beşar Esad’ın düşüşü öncesinde yaptığı çağrıyı eleştiren Erdoğan’a yanıt veren, “Benim için Esad her zaman diktatördü. Her zaman Suriye’nin demokratikleşmesini savundum” dedi ve ekledi:

“Esad rejimi 61 yıl artı 12 günde yıkıldı. Cezaevinizde işkence varsa, siz zenginseniz halk yoksulsa, eninde sonunda rejim yıkılır. Esad babasının yaptıklarını da ödedi. Meseleyi Baas rejiminden demokrasiye evriltme noktasında fırsatı yakaladı, Erdoğan gibi çarçur ettiği gibi 13 yıl var. Ben hiçbir zaman Esad’çı olmadım, Esad’a ‘Esed’ demedim.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Habertürk’te gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Cumhurbaşkanlığı sitesinde 6’sında ne söylenmiş. ‘Esad’a çağrımız olmuştu, ne yazık ki olumlu cevap alamadık. İdlib zaten tamam ama Humus muhaliflerin elinde. Bu sıkıntılı yürüyüşler arzu ettiğimiz şekilde değil, gönül bunları istemiyor maalesef bölge sıkıntıda’. Ertesi gün zafer. Erdoğan’ın elinde MİT var, sahada Türkiye Cumhuriyeti’nin birçok elemanı var. Biz ana muhalefet partisiyiz. Sağ olsunlar devletin bilgisi, belgesini kendilerine özel gibi tutuyor. Erdoğan ‘durum hiç istemediğimiz gibi ilerlemiyor, muhalifler Şam’a doğru ilerliyor’ diyor.

Bu sözü ben söylemiş olsam, bugünün 10 katı eleştiri alırdım. Ben ne dediğimin çok farkındayım. O gün değil Pazartesi Şam düşseydi, kimse Özgür Özel bunu dedi demezdi. Kilis’teyim o arada. O konuşmayı yaptıktan 16 saat sonra Esad’ın ülkeyi terk ettiğini öğrendik. Şimdi enteresan durum şu; ben o konuşmayı yaparken dünya kadar akrabası Hatay’da yaşayan Arap Aleviler var. Diplerinden geçip Şam’a gittiler. O gidenler kim? HTŞ. İdlib’den geçtiler. Şam’a gittiler. Lazkiye’nin dibinden geçtiler. 8 yıl önce ne görüntüler vardı. o HTŞ içinde unsurlar var. Şam düşünce neler olabilir?

İçinde dünya kadar selefi unsurların olduğu HTŞ’nin yakıp yıkmayacaklarını, Lazkiye’ye gidip, katliam yapmayacaklarını kim garanti edebilir? Bunu ancak Esad’la temas sağlanabilirse uluslararası güvenceler sağlanırdı. TSK bu noktada üstüne düşeni yapabilirdi. O gün olmayacağını birimiz garanti edebilir miydik? Cihatçılar haldır huldur gidiyor. Erdoğan ‘hiç istediğimiz gibi gitmiyor’ diyor.

Şimdi hepimiz açısından korkulanların olmadığı konuya elverince. Benden bir gün önce adam diyecek ki ‘Her an Şam düşebilir, keşke Esad bizle konuşsaydı’ diyecek, buna kimse bir şey demeyecek! Ben dedim ki ‘Esad’a çağrımdır, Erdoğan’la temas kurulmalı’ diyorum. Ben Erdoğan’la yaptığım görüşmede de KKTC Cumhurbaşkanı, sayın Aliyev’le yaptığım telefon görüşmesinde bir yerinde şunu söylerim ‘CHP şu anda ana muhalefet son seçimin galip, Türkiye’nin birinci partisi; ama yurt dışına gittiğinde Türkiye’nin partisi’ derim.

Biz dış politikaya böyle bakarken, Türkiye’nin çıkarlarını korumak için elimize düşen ne varsa yaparken, böyle meselede dönüp de ‘partisinin içindeki karışıklıklar’ diyorsa nezaketsizlik yapıyorsa, Erdoğan buna tenezzül ediyorsa hakikaten işi zor demektir. Erdoğan’ın bir gün önce ettiği lafı açıp da okuyunca kimsenin savunacak hali yok. Şimdi Erdoğan başardı etti deniyor. 13 yıl önce söylediği sözü sanki bugün onu haklı çıkarmış. Geçen 13 yıl boyunca her şey onu haksız çıkardı. 13 yıl boyunca, daha doğrusu 20 yıl boyunca Suriye’de inanılmaz zigzaglar yaşadı.

Ailecek görüştü Şam’da. O zaman da baskılar vardı Suriye’de. Sonra Esad’a Esed diyerek onu düşmanlaştırdı. Sığınmacı sorunu başımıza bela olunca ‘Esad’la diyalog kur’ deyince ‘Ben eli kanlı diktatörle görüşmem’ dedi. Son 1 yıl içinde ‘Ben de Esad’la görüşeceğim’ dedi. ‘Esad’la görüşme istedim Esad kabul etmedi’ dedi. Bunlar tutarsızlık. 13 yılda Türkiye 200 milyar dolar kaybetti. Resmi rakamlara göre 2 milyon 953 bin sığınmacımız var. Aylan bebekler karaya vurdu. Dünya kadar bebek, kadın öldü. 283 asker şehidimiz var.

Sivil şehitlerimiz var. Türkiye’de bu kadar büyük felaketleri yaşadı. Sonunda dediğim oldu. 13 gün değil 13 yıl. Türkiye’de pekçok siyasetçiye, genel başkana, başbakana nasip olmayan bir iktidar süresini aşan sürede başaramamışsınız. Orada asker kaybetmişsiniz, sonra ‘ben haklı çıktım’. Yok öyle şey. Şu anda yaşananlar, söylenenler, korkulanların daha gerisinde uzak bir tabloya işaret ediyor. Umut edelim aklı selim hakim olur. Bunu konuşuruz.

Ben tatile gitmedim ki yasını tutayım. Benim için Esad her zaman diktatördü. Her zaman Suriye’nin demokratikleşmesini savundum. Esad rejimi 61 yıl artı 12 günde yıkıldı. Cezaevinizde işkence varsa, siz zenginseniz halk yoksulsa, eninde sonunda rejim yıkılır. Esad babasının yaptıklarını da ödedi. Meseleyi Baas rejiminden demokrasiye evriltme noktasında fırsatı yakaladı, Erdoğan gibi çarçur ettiği gibi 13 yıl var. Ben hiçbir zaman Esad’çı olmadım, Esad’a ‘Esed’ demedim.

Dış politikada üçlü sacayağı dedik, komşunun iç işlerine karışma, devlet dışı unsurlarını muhatap alma dedik. Ben Şam’a gitseydim, Esad’la konuşsaydım, bu ülkede bu iktidarın sürmeyeceğini sonunun Irak’tan, Libya’dan, Kaddafi’den, Saddam’dan farklı olmayacağını, geçiş hükümetine iktidarını devretmesini, demokratik olarak Arap Alevilerin, Dürzilerin, Sünnilerin, Arapların, Türkmenlerin, Kürtlerin temsil edileceği demokratik meclisten bahsedecektim. Demokrasi varsa ekonomi iyiye gider. Ben Suriye’ye gidip de Esad’a ‘gel tavla oynayalım’ demeyecektim. Erdoğan da demez.

“Biz Suriye’de demokrasi telkin ettik”

Bu işin sonuna geldiği görülüyordu. Bu işin nereye gittiği görülüyordu. Belki 10 gün 20 gün, 50 günde düşecekti. Bir doğru çıkış planı bulunsaydı, Lazkiye’de onlara otonom bölge sağlanıp, Esad’ın da güvenliği sağladığı bölge temin edilerek iktidarı devretmesini. Suriye’de geçiş hükümetine, demokrasiye adım atsaydı bu hale gelmezdi. Biz Suriye’de demokrasi telkin ettik.

İbrahim Kalın bir devlet memuru. AK Parti’nin temsilcisi değil. Fiilen bunu sekteye uğratacak işler yapsa da. AK Parti’ye sunum yaptı, kendisine mektup yazdım. ‘Ne oluyoruz bize de gelmelisiniz’ dedim. Verilecek bir bilgi AK Parti açısından kıymetli, son seçimlerin birinci partisi açısından ne olabilir dedim. Allah’ı var geldi. 29 Ekim törenlerinde. ‘Sayın Başkan mektubunuzu aldım, hak veriyorum’ dedi.

Gününe karar verdik. İbrahim Kalın’a orada da dedim ‘Biz Türkiye’nin menfaatleri neyi gerektiriyorsa orada dururuz’ diye. Eleştireceğimiz zaman eleştiririz. Kurumları devletin kurumları sayarız. Bu kurumun başkanı Cumhurbaşkanı olabilir bir parti genel başkanı olabilir, bu da arizidir. O kurumun başında milli ismi vardır.

Bize eşit mesafede olması gereken bir kurum olarak görürüm MİT’i. Bugünkü gidişini siyasi şov gibi değerlendirmek istemem. 2012 yılında Erdoğan’ın ağzından ‘Çok yakında Emevi camiine gideceğiz’ demişti. 12 yıl önce. Bu namaz o namaz değil. Şimdi kılarsa da o namaz değil. O kadar şehit, dünya kadar sığınmacı var. O namaz o günkü namazdı. Erdoğan’ın namazının kazasını yapmak da MİT başkanına düşmez.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a: Vatandaş İlk Seçimde Sizi Silkeleyip Atacak

CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’ın CHP’li belediyelerin SGK borçları için verdiği “silkeleyin” talimatına verdiği yanıtta, Tayyip Bey’in de mutlu olması gerekirken hasetlik, kıskançlık yapıyor. Bu başarının bize yeni seçim başarıları, 31 Mart’lar ve iktidar başarıları getireceğini görüyor” dedi ve ekledi:

“Silkeleyin sözü aslında kapalı kapılar ardında CHP’li belediyelerin imkanını daraltın sözüdür. Bunlara nereden para giderse kesin, tamam efendim. Sonra bakıyor belediyeler çalışmaya devam ediyor. Bakana diyor ki biraz daha silkeleyelim. Siz bunu yapmaya devam ederseniz  vatandaş zaten sizden yaka silkiyordu, ilk seçimde de sizi silkeleyip atacak.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Sancaktepe’de temel atma töreninde konuştu. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a, belediyelerin SGK borçlarına yönelik verdiği “Kendilerini daha kararlı bir şekilde silkelemende fayda var” talimatına yanıt veren Özel, şunları söyledi:

“Bu ilçe birilerinin 31 Mart seçimlerinde CHP’nin kazanacağına hiç ihtimal vermedikleri bir ilçe. Bu ilçe halka hizmet etmek için değil de adeta kente karşı suç işlemeyi alışkanlık haline getirmiş yönetim nedeniyle halkta endişelerin yaratıldığı bir ilçeydi.  Birbirinden kıymetli pırıl pırıl, her biri Alper Başkan gibi değerli belediye başkanlarımız burada. Onların takım kaptanı, İstanbul’un kaderini değiştiren ve Türkiye’nin geleceğine umutla bakmasını sağlayan isim Ekrem İmamoğlu aramızda. Belediyelerimizin 7-8 aylık çalışmalarını ölçtürdük. Memnuniyet oranı yüzde 58. Yani bir seçim olsa alacağımız oy yüzde 58.

Tayyip Bey’in de mutlu olması gerekirken hasetlik, kıskançlık yapıyor. Bu başarının bize yeni seçim başarıları, 31 Mart’lar ve iktidar başarıları getireceğini görüyor. Silkeleyin sözü aslında kapalı kapılar ardında CHP’li belediyelerin imkanını daraltın sözüdür. Bunlara nereden para giderse kesin, tamam efendim. Sonra bakıyor belediyeler çalışmaya devam ediyor. Bakana diyor ki biraz daha silkeleyelim. Siz bunu yapmaya devam ederseniz  vatandaş zaten sizden yaka silkiyordu, ilk seçimde de sizi silkeleyip atacak.

Sürekli belediyelerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borçlarından bahsediliyor. Bu borçların toplamı 100 lira, bu paranın 10 lirası belediyelere ait. Bu 10 liranın da içinde AK Partilisi var, MHP’lisi var, DEM’lisi var, CHP’lisi var. Hepsi 10 lira. Toplam borç 100 lira. Bu 10 liranın başında kıyamet koparıp, bu 10 lirayla size zulmetmeye, bize zulmetmeye kalkıyor. Önce bir kanun bunu söylüyor, ‘Sosyal Güvenlik Kurumu’na kimin borcu var, yukarıdan aşağıya bir açıkla bakalım.’ Bunu 6 ayda bir açıklamaları lazım, yıllardır açıklamıyorlar.

Nerede yandaş şirketler var, nerede bunların desteklediği bütün ihaleleri verdiği şirketler var, bu şirketler vergi vermiyorlar, sıfır matrah. 43 şirketleri var bunların 36-37’si hiç vergi vermemiş geçen sene. Ve sigortaya da öldür Allah para ödemiyorlar. Bu 10 lira borcu da geçmişte kendi belediyeleri yaptı. ‘Nasılsa Tayyip Bey af çıkarıyor, yatırırsak boşu boşuna öderiz, bu para dursun, af çıkar faizle silinir, taksitlere bölünür’ diye hesap ettiler de yaptılar.

Şimdi yeniden af gelecek, buradan söylüyorum. Tayyip Erdoğan, Ocak ayı içinde şirketlerin SGK borçlarının faizini silecek, eşit taksitlere bölecek, sırf bundan belediye şirketleri yararlanmasın diye şimdi bu işe tevessül ediyorlar, tenezzül ediyorlar. Bunun için biz bu işi en yakından takip ediyoruz, önümüzdeki günlerde bunu yaptığında, bütün Türkiye’de perdeyi açtığında karşısındaki duvarda görecek. Yolda yürürken yolda görecek. Eline verilen afişte görecek, bütün vatandaşlarımız Tayyip Erdoğan’ın nasıl bu hazımsızlıkla bu güzel hizmetleri engellemek için, bu yatırımları engellemek için, Ekrem Başkan’ın yaptığı işleri engellemek için bu işlere kalkıştığını her yerde görecek.

“Asgari ücret talebimiz 30, biz bunun altında yokuz”

Ayrıca asgari ücret belirlenmesi için toplandılar. Diyorlar ki, ‘Asgari ücrete zam yaparsak enflasyon artar.’ Hayatımda bu kadar bir yalan görmedim. Geçen yıl 17 bin liralık asgari ücreti, bir yıl boyunca bir kuruş zam yapmadılar. Seçimden önce diyorlardı ki ‘Üç kere zam yapacağız.’ Bir kere bile zam yapmadılar asgari ücrete. Ne oldu? Enflasyon yüzde 50 oldu. Asgari ücreti artırmamakla enflasyon baskılansa, geçen sene bu enflasyon olmazdı. Asgari ücretin enflasyona katkısı, yüzde 1 asgari ücret artırırsan, binde 0.7 enflasyona katkısı var.

Yani hiç alakası yok. Ama sırf bu emekçinin cebinden çalmak için böyle bir yalan uyduruyorlar. Onun için biz asgari ücret diye TÜİK‘in yani Tayyip Erdoğan’ı üzmeyen istatistik kurumunun verileri ile değil, gerçek asgari ücretlinin enflasyon rakamıyla zam istiyoruz. Geçen seneden bugüne bakıldığında asgari ücretlerin enflasyonu yüzde 76’dır. Kirasına, ekmeğe, suya, telefona, elektriğe, süte ve zorunlu mutfak harcamalarına yapılan artış yüzde 76. O yüzden de asgari ücretin en az yüzde 76 zam alması ve sadece enflasyonu telafi etmek için bile 30 bin lira olması lazımdır. Bugün birtakım yamyamlar ‘21 bin lira, 22 bin lira, Tayyip Bey belki yapar 23 bin 500 lira’ diyorlar.

23 bin 500 lirayla bir yıl geçim olmaz. Biz 30 bin lira yapılmasını ve temmuz ayında yeniden enflasyon ayarlanmasını talep ediyoruz. Ve buradan bir kez daha asgari ücret tespit komisyonuna, hükümete ve Tayyip Erdoğan’a sesleniyoruz: Asgari ücret talebimiz 30, biz bunun altında yokuz. Emeklilere de bir asgari ücret verilmeli. ömrünü, gözünün nurunu bu ülke içine akıtmış, elleri bu ülke için nasır olmuş, bu ülke için dirsekleri çürümüş emeklilerin kıymeti bilinmelidir. Emeklimize bir asgari ücret ve asgari ücretlimize 30, biz bunun altında yokuz arkadaşlar.”

Paylaşın

Özgür Özel, İktidara Ekonomi Üzerinden Yüklendi; Erken Seçim Çağrısını Yineledi

TBMM Genel Kurulu’nda konuşan CHP Lideri Özgür Özel, iktidara ekonomi üzerinden yüklendi ve erken seçim çağrısını yineledi: “Artık sandık milletin önüne konmalıdır. Kararı halk vermelidir. Bu millete daha fazla zulüm edilmemelidir.”

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda, 2025 Yılı Bütçe Kanunu Teklifi üzerine CHP Grubu adına konuştu. Özgür Özel, şunları söyledi:

“Daha önce bu kürsüden defalarca dile getirdiğim gibi bütçe hakkı, insanlık ve demokrasi tarihi açısından monarşilere ve tek adam rejimlerine karşı zorlu mücadeleler sonunda ağır bedeller ödenerek edinilmiş en önemli haktır. Bu hak, seçilmişlere vergiyi toplayan sağ el ile gelirleri dağıtan şefkatli sol elin dengesini, adalet ve kendi vicdan terazilerinde kurmanın ağır sorumluluğunu yükleyen bir haktır. Bu nedenledir ki milletten bütçe yapma yetkisini almış olan ve bugün bu salonda bulunan milletvekilleri, egemenlik hakkını temsil ettikleri yurttaşlara karşı hiçbir zaman unutulmayacak bir mesuliyeti taşımaktadırlar.

Dolayısıyla bu çatı altında yapılan bütçe görüşmelerini sadece rakamlardan ibaret görmek, el kaldırıp indirilerek geçilecek rutin bir işlem olarak değerlendirmek milletin beklentilerine ve bu millete verdiği yetkiye açık bir istismar olarak kayıtlara geçecektir. Bugün milletiyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve bu devletin ilk bütçelerini yaparak az zamanda büyük bir kalkınmayı başaran Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak karşınızdayım. Geçen sene bugünlerde yeni seçilmiş bir Genel Başkan olarak bu kürsüdeydim. O gün bugünden farklı olarak ana muhalefet partisi ve son seçimlerin ikinci partisiydik.

Şimdi ise milletin iradesiyle 31 Mart seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak bu kürsüde olmanın hem gururunu hem de sorumluluğunu taşımaktayım. 1980 darbesi tanklarla bütün örgütlenmelerin, bütün siyasi partilerin, bütün sendikaların üstünden geçtiğinden beri siyaset kalesinin başarı kapısı Cumhuriyet Halk Partisi’ne kapalıydı. Biz bu kapıyı, kurucumuzdan aldığımız ilhamla ve onun mirası olan üç anahtarla; yani daha çok kadınla, gençlerle ve bilimle açtık. Kadınların ve gençlerin enerjisini, bilimin gücünü, partimizin 100 yıllık tecrübesiyle birleştirerek açtık.

Cumhuriyet Halk Partisi, devlet kuran bir partidir. Partimizin ve tüm üyelerinin devlete karşı saygısıyla, devlet çağırdığında askere koşmasıyla, vergisini vermesiyle ve devleti zor duruma düşürecek her durumda doğru yerde durmasıyla övünürüz. İlkelerimizden biri de devletçiliktir zaten. Ama ne zaman ki devleti yönetenler iktidarı şahsileştirmiş, devleti liyakatle ve adaletle yönetmek yerine kendi çıkarlarına alet etmiş, devlet ve parti ayrımını ortadan kaldırmışsa o zaman birileri devleti milletin karşısına dikmiş demektir. Eğer devlet ile millet karşı karşıya gelirse her zaman millet kazanır.

Kenan Evren, asker kökenli bir başbakan adayı işaret ettiğinde milletin onu seçmediği gibi, 15 Temmuz akşamı Atatürk’ün değil Fetullah’ın askerleri olanlara milletin göğsünü siper ettiği gibi 31 Mart seçimlerinin hikayesi de bundan ibarettir. Devleti milletin karşısına dikenler için tarih tekerrür etmiştir.

Atatürk’ün cepheden doğru haberler versin diye kurduğu Anadolu Ajansı ile 86 milyonun vergisi ile hayatına devam eden TRT’nin muhalefet kapalı, tek sesli yayın organlarına dönüştürüldüğü, kaymakamların seçim gezilerine katıldığı, valilerden il başkanı performansı beklendiği, AK Parti’nin seçim kaybettiği illerde valilerin başarısız olsun diye görevden alındığı, gözbebeği ordumuzun mensuplarından hiç yaşamadıkları ve hiç yaşamayacakları beldelerde, ilçelerde oy kullanmalarının istendiği bir dönemde devlet ile millet karşı karşıya getirilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi ise böyle bir ortamda yine milletle aynı tarafta durmuş, devlet ile millet yarışmış ve yine millet kazanmıştır. İçinde siyasi partilerin değil; milletin ta kendisinin olduğu, bölünmeyi, kavgayı, çatışmayı değil; birlik ve beraberliği savunan Türkiye ittifakı kazanmıştır.

Türkiye ittifakını bir araya getiren millet ile devleti yerel yönetimlerimizle buluşturan halkçı ve kamucu yönetim anlayışımızdır. Bunu genel siyasete taşıma iddia ve irademizi de samimi bulan yurttaşlarımız, ülke yönetiminden beklediğinin kalkınmacı, dayanışmacı, refah temelli bir yönetim olduğunun en güçlü mesajını yine o gece vermiştir. İşte biz nasıl ki belediyelerimizde, yerel yönetimlerde bu anlayışla kamu hizmetini götürüyor ve bu hizmetleri merkezine alan bütçelerle yurttaşlarımızın karşısına çıkıyorsak, aynı güçteki bir vizyon ve o vizyonun bütçelerini de merkezi düzeyde yapma iddiasındayız. Ama iktidar, seçmenin sandıkta verdiği mesajı almamış, bundan ders çıkarmamıştır.

İktidar, bu Meclis’e getirdiği bütçe ile yine yanlış tarafta durmakta ve yanlış tarafta durmakta ısrar ettiğini 86 milyona göstermektedir. Bu bütçe kalkınmacı değildir, bu bütçe dayanışmacı değildir, bu bütçe refah temelli değildir. Vergi toplarken adaletli değildir. Yine ve ağır vergi yükü yoksulların ve ücretlilerin sırtındadır. Hakça bölüşüm yoktur. Bütçe imkanları bu toplumun büyük bir bölümünü oluşturan yoksulların değil, zengin bir çevrenin lehine kullanılmaktadır. Siyaset öncelik belirleme işidir.

İktidar siyasi tercihinin ne olduğunu, önlerinizdeki bütçe teklifinin maddelerinde ikrar etmektedir. 31 Mart akşamı seçim sonuçlarını değerlendirdiğim konuşmamda, ‘Her türlü ayrımcılığa karşı birlik ve beraberliğimize sahip çıkıyoruz. Kibir değil tevazu kazanmıştır’ demiştim. ‘Bizim başarımız kimsenin hezimeti olmayacaktır’ demiştik. ‘Bu sonuçları, bizlere rehavete sevk edecek bir galibiyet olarak değil, seçmenin bize açtığı bir kredi olarak görüyoruz’ demiştik. Milletin sandıktaki mesajını doğru okumaya gayret ettik. Millet siyasete ‘Kavgayı bırakın, benim derdimi çözün’ dediği için anormal siyaseti normale çevirmek için mücadele verdik.

Bu sene yeni yıla girerken Türkiye’nin ikinci partisi olarak, Sayın Meclis Başkanımızı ve Meclis’te bizden sonra temsil edilen partilerin genel başkanlarını milletvekili sayılarına göre sırasıyla tek tek aradım ve yeni yıllarını tebrik ettim. O gün Genel Başkan seçildiğimde beni aramayan Sayın Erdoğan’ı aramamıştım. Yerel seçimlerden sonra 10 Nisan’da, Ramazan Bayramı’nda bu kez Türkiye’nin birinci partisi olmanın verdiği sorumlulukla, Sayın Erdoğan dahil 16 genel başkanımızı arayarak, bayramlarını kutladım.

2 Mayıs’ta Sayın Erdoğan’ı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Merkezi’nde ziyaret ettim. 11 Haziran’da kendisini partimizde ağırladık. Aynı zamanda diğer siyasi partilerin sayın genel başkalarını, sayın eş genel başkanlarını partimizde ağırladık ya da talep ettiğimiz randevularla onları genel merkezlerinde, Meclis’teki makamlarında ziyaret ettik. Yaptığım her görüşmede elbette güncel, sıcak siyasi konuları da konuştum ama ısrarla emeklilerin, asgari ücretlilerin, çiftçilerin, atanmayan öğretmenlerin, adalet bekleyenlerin sorunlarını gündeme getirdim.

Çünkü normali buydu, normal olan zaten buydu. ‘Normalleşme nedir?’ diye soranlara bir kez daha ifade edeyim. Normalleşme, siyasetin kısır kavgalarından, şahsi tartışmalarından ayrılıp sadece milletin gündemine yoğunlaşmaktır. Normalleşme, anormal siyasetin konforuna kapılarak, ülkeyi kutuplaştırıp yerini sağlamlaştırmak isteyenlere karşı milletin konforunu düşünen bir siyaseti var etmektir. Ancak iktidar bu konfordan kurtulmayı, kendi adına maliyetli gördüğü için attığı her adımda bu konuda bir samimiyet ortaya koymamıştır.

Bu Meclis’in emekliye hakkını vermek için mesai yapması normaldir ama onu konuşmayıp kavga edip bu Genel Kurul salonunun mermerlerine kan dökmek normal değildir. Bu Meclis’te emekçiler için, atanmayan öğretmenler için, kadınlar ve çocuklar için önerge verilmesi normal; bunları görmeyip, duymayıp, el kaldırıp reddetmek ise anormaldir.

Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay’ın bugün burada oturması ve aldığı oyları veren Hatay halkını temsil etmesi normaldir ama cezaevinde bir siyasi esir gibi tutulması normal değildir. Tayfun Kahraman’ın serbest kalması, Vera’nın babasına kavuşması, gezi tutuklularının özgürlüğü hukukun gereği olduğu için normaldir. Biz 86 milyonun tamamı için karşımızda ne yapıyor diye bakmadan, bundan kim siyasi menfaat sağlıyor diye düşünmeden bütün millet için normal olanı yapmaya, talep etmeye bunun için mücadele etmeye devam ediyoruz. Biz artık hiçbir suni gündemin, hiçbir çıkar kavgasının milletin sesini bastırmasına izin vermiyoruz, bundan sonra da vermeyeceğiz.

Biz bu anlayışla yerel seçimlerden hemen sonra, bir yandan iktidarın çaresiz bıraktığı vatandaşlarımıza destek olmak için belediyelerimizde var gücümüzle çalışmaya başladık. Bir diğer yandan da mağdur olan ve hak arayan hangi kesim varsa onlara ses olmak için meydanlara çıktık.

İstanbul’da eğitim mitingi, Ankara’da emekli mitingi, Hayrabolu’da buğday, Rize’de Çay Mitingi, Gebze’de Emek, Giresun’da Fındık, Gaziantep’te Fıstık Mitingi, Manisa’da Çiftçi Mitingi, İstanbul Beşiktaş’ta teröre ve şiddete karşı Yaşam Hakkı Mitingi yaptık. Ama bugün iktidarda olanlar, bu sorunları duymaya, görmeye, konuşmaya yanaşmadılar. Adalet ve Kalkınma Partisi, 22 yıl sonra ilk kez seçim kaybetti. Ama ‘Ben neden kaybettim?’ diye düşünmek, milletin sandıktaki mesajını doğru okumak yerine anormal siyasette ısrarı tercih ettiler. Bugün milletimiz kendi menfaatini, Türkiye’nin menfaatinin üstünde gören bir iktidara ve onun adaletsiz politikalarına muhataptır.

Yerel seçimlerden bu yana tam da bu amaçla hem bize hem de millete suni gündemler dayatılmaktadır. Önce ‘yeni Anayasa’ denilerek, gerçek gündeme sis etkisi yapacak yapay bir tartışma başlatıldı. 86 milyon insan, yalnızca tek bir kişinin siyasi ikbalinin anayasal kılıfa uydurulması için meşgul edildi. Bunun için Anayasanın ilk dört maddesi bile hedef alındı, tartışmaya açılmaya çalışıldı. Bu tartışma ile vatandaşın gerçek gündemi ve gerçek sorunların üzerinde bir sis perdesi çekilmek istendi.

Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi, şekerle kaplanan zehri yutmamış, millete de yutturmamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi, mevcut anayasaya uymayanlarla anayasa masasına oturmamıştır, oturmayacaktır. İktidar bundan sonuç alamayınca millet hayat pahalılığı altında ezilirken, kadınlar, çocuklar, bebekler şiddete uğrarken, dikkatleri başka yöne çekmek için ‘İsrail bize saldıracak’ tartışmasını başlatmayı tercih ettiler. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin nasıl bir tehditle karşı karşıya olduğunun anlatılması için Meclis’te kapalı oturum talep etti. Kamuoyunun bilmediği hiçbir şeyin söylenmediği kapalı oturum ile kurmaca ortaya çıktı. Bu gündem üzerinden vatandaşın sırtına yeni vergiler yüklemeyi de amaçlayan kanun teklifi dahi geri çekildi.

Ardından ‘Türkiye’de Kürt sorunu yoktur’ diyen iktidar, ‘Öcalan gelsin, Meclis’te konuşsun, bu iş çözülsün’ diyerek başka bir tartışmayı başlatmayı tercih etti. ‘Ben yaptım, oldu’ anlayışı ile yeni bir dayatma içine girdiler. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi, tarihsel birikimi ile Kürt sorununun çözümünün doğru tarifini Türkiye’nin önüne koymaktadır. Bu sorun demokratik, barışçıl yollarla mutlaka çözülmelidir. Önerimiz samimi, şeffaf, toplumsal mutabakata dayalı bir sürecin hiçbir aktör dışlanmadan, 86 milyonu temsil eden Meclis zemininde yürütülmesidir. Cumhuriyet Halk Partisi, aynı zamanda şehit aileleri ve gazilerin rızasının alınmadığı, onların ‘evet’ demeyeceği hiçbir sürecin de içinde olmayacağını daha ilk günden ifade etmiştir.

İktidar, hiçbir adımdan istediği sonucu elde edemediği için bu kez milletin seçme hakkını elinden alacak, Türkiye’yi yeni bir karanlığa sürükleyecek bir sürece tamah etmektedir. Sandıkta kazanılamayan belediyeler, masa başı operasyonları ile işgal edilmeye çalışılmaktadır. Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt’un Belediye Başkanımız Ahmet Özer’e bir şafak operasyonu ile FETÖvari kumpas kurulmuştur. Hiçbir suç, delil olmayan soruşturmada ve elde edilen hukuka aykırı aramadaki belgelerin hiçbir tanesi bir iddianameye temel olacak nitelikte olmadığı için bir gizli tanık üretilmiştir. 200 sanıklı davaya dört günde iddianame yazmakla övünen bir savcı, tek sanıklı davada, 40 gündür iddianame yazamamaktadır. Ardından Ovacık Belediyemize kayyum atanmıştır. 12 yıl önce savcının katıldığı bir cenaze töreninin kılıf yaparak kumpas kurulup ceza verilmiştir.

Her iki örnekte de adalet yoktur, demokrasi yoktur. FETÖ taktikleri vardır, kumpaslar vardır, uydurma deliller vardır. Bizim belediyelerimizin yanında DEM Parti belediyelerine de aynı hukuksuzluklar uygulanarak kayyumlar atanmıştır. Bugün, 31 Mart’ta halkın seçtiği 8 belediyeye siyasi hırslarına yenilen, seçim sonuçlarını tanımayan, devlet gücünü kötüye kullanan bir iktidarın işgali vardır. Yani iktidar, yine yanlış tarafta durmaktadır. Milleti karşısına almaktadır. Ama biz kötülüğe teslim olmadık, olmayacağız. Bugüne kadar iktidarın tüm oyunlarını nasıl bozduysak, millet ile birlikte bu oyunları yine yerle bir edeceğiz. Devletin karşısına diktiğinizde millet kazanmıştı, yine millet kazanacaktır. Kayyum hukuksuzlukları üzerine bu Meclis’in çatısı altında demokrasimiz açısından tarihi bir mutabakata varıldığını ise memnuniyetle kayıtlara geçirmeliyim.

Partimiz Cumhuriyet Halk Partisi, DEM Parti, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Yeniden Refah Partisi, Emek Partisi ve Türkiye İşçi Partisi kayyum düzenlemesinin kaldırılması için Meclis’e ortak bir kanun teklifi verdiler. Milliyetçi Hareket Partisi’nin de bu alanda bir düzenleme talebini dile getirmesini çok önemli bulduğumuz ifade etmek isterim. Kanun teklifine verilecek destek ya da amaca matuf yapılacak ortak bir çalışma, bu hukuksuzluğu ortadan kaldıracak ve Türkiye’nin önünü açacaktır. Artık bu demokrasi ayıbına son vermenin zamanı gelmiştir.”

“Bu siyası hazımsızlıktır”

Belediyelerimize yapılan saldırıların en ağırı şüphesiz kayyumlardır ama bununla sınırlı değildir. Milletin gönlünden düşen iktidar, belediyelerimize karşı her alanda topyekun bir saldırı başlatmıştır. Seçim gecesi, 22 yıl sonra ilk defa kaybeden Sayın Erdoğan, balkona çıkıp ‘Dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz’ dese de milletin bu beklemediği davranışı ile dikleşmeden bir an bile durmamaktadır. Bu bir siyasi hazımsızlıktır. İktidar bu hastalığını tedavi etmek yerine kendine oy vermeyen seçmenleri cezalandırmayı, millete adeta meydan okumayı tercih etmektedir. Milletin gönlünden düşerseniz geri kazanmanın yolu çalışmaktır. Milletin gönül kapısı, kendini anlayana, çalışana, anlamaya çalışana açıktır. Ama milleti yok sayarsanız, onun kararlarına direnirseniz, gözünden düşersiniz. İşte bunun çaresi yoktur. AK Parti bu yaptıkları ile milletin gözünden düşmüştür.

Geçen hafta Tayyip Bey, ‘Cumhuriyet Halk Partisi nasıl oluyor da bu kadar oy alabiliyor, bu kadar belediye kazanabiliyor?’ demekteydi. Nasıl bu kadar belediye kazandığımızı söylerken derin bir sorgulama içinde olduğunu samimiyetle ortaya koymuştur. Haksız da değildir. Sayın Erdoğan da ölçmektedir, biz de ölçmekteyiz. Tayyip Bey’in şaşırdığı 31 Mart sonuçları değil, 31 Ekim sonuçlarıdır. Vatandaşın belediyelerimizden ortalama memnuniyeti, 7 ayın sonunda yüzde 58’e yükselmiş durumdadır. Çünkü Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları, iyi hizmet ediyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi, son seçimlerin birincisi olduğu gibi Sayın Erdoğan’ın önündeki anketlerde de bizdeki anketlerde de açık farkla Türkiye’nin birinci partisidir. Sayın Erdoğan esas buna isyan etmektedir.

Bu isyanın arkasında iktidarın durduramadığı icraatlarımız vardır. 81 ilde sayısı 653’e çıkan, 2025’te bine yükseltme hedefini koyduğumuz kreşlerimiz vardır. Bu kreşler; şehit, gazi çocuklarına ücretsiz, yoksul ailelerin evlatlarına özel sektörün onda biri fiyata hizmet vermektedir. Bunu görüp o kreşleri kapatmak isteyenler suçüstü yakalanmıştır. ‘Hodri meydan’ dedik. Kadınlar, çocuklar, aileler tepki gösterince, ‘Kreşleri kapatın, yoksa gelip biz kapatırız’ diyenler gönderdikleri yazıları inkar edip, geri adım atmak zorunda kaldılar. Buradan bir kez daha söylüyorum: Biz kreş yapmaya devam edeceğiz. Gelin bir garibanın evladını o kreşlerden çıkarın da görelim.

Sayın Erdoğan’ın isyanının arkasında elbette sadece kreşler yoktur. Sayın Erdoğan’ın isyanın arkasında, yurt genelinde dört çeşit yemeği yarım çorba fiyatına sunan, sayısı 76’ya yükselen kent lokantalarımız vardır. Sayın Erdoğan’ın isyanının arkasında, sayıları 70’i bulan öğrenci yurtlarımız vardır. Çünkü iktidar Türkiye’deki öğrencilerin sadece yüzde 13’üne yetecek kadar yurt yapmıştır. Bu rakam İstanbul özelinde yüzde 2.6’dır. Yurt yapma sorumluluğu iktidardadır. Ama belediyelerimiz evlatlarımız tarikatların, cemaatlerin kucağına itilmesin diye sorumluluk almış, ellerini taşın altına koymuştur.

Sayın Erdoğan’ın isyanının arkasında ‘CHP gelirse sosyal yardımlar kesilir’ kara propagandasına karşı, belediyelerimizin sosyal yardımları tam 4.8 kat artıran şefkatli sol elleri vardır. Sayın Erdoğan’ın isyanının arkasında, üreticilere her türlü desteği veren, tarlada kalan ürünleri satın alıp yoksul vatandaşlara dağıtan belediyelerimizin hizmetleri vardır. Sayın Erdoğan’ın isyanının arkasında temelde bir düzenin sona ermiş olması vardır. Sayın Erdoğan, Ankara‘yı parsel parsel satanların, İstanbul’da helikopterle kupon arsaları bulup Arap şeyhlerine pazarlayanların, İstanbul’a ihanet edenlerin düzeninin sona ermiş olmasına isyan etmektedir.

Bugün SGK borçları tartışması adı altında yıllarca AK Partili belediyelerin yediği ve hesaplarını ödemedikleri bu yemeğin faturasını faiziyle ve bir seferde CHP’li belediyelere ödetme gayretinin girişimidir. Belediye şirketlerinin borçlarını, sözde kaynağında kesecek bir işe tenezzül edilmektedir. Cümle alem bilmektedir ki, bu gelirler kesildikten hemen sonra Plan ve Bütçe Komisyonu’na sevk edilecek bir kanun teklifi ile şirketlerin faizleri affedilecek, anapara borçları taksitlere bölünecektir. Burada yapılacak düzenlemeden belediye şirketleri yararlanamasın diye belediyelerin birikmiş, kendi döneminizde de yükseltilmiş, yüksek faizli borçları bir seferde kaynağından kesilmeye çalışılmaktadır.

Milletimiz bilsin ki, iktidarın kastettiği para, belediye işçilerinin çocuklarının rızkıdır. Kastedilen para yoksulların kent lokantasında yedigi yemek, kastedilen para kreşlerde hizmetlerimizdir. Öğrencinin bursu, garibanın sosyal yardımıdır. Yani kastedilen para, milletin parasıdır. Bugün karşımıza milletin parasını milletten kesip millete zulmetmeye çalışan bir anlayış dikilmiştir. Bizim iktidarımızın bütçesinin görüşüldüğü günlerde bırakın var olan kreşlere, yurtlara, kent lokantalarına saldırmayı bunları genel bütçeden yatırım planını alacak ve her mahalleye yayılacak bir büyük dayanışmacı ve kalkınmacı bütçeyi bu salonda hep birlikte görüşeceğiz.

Evet AK Parti yıllarca seçim kazanmış ve kazanmaya alışmıştır. Ama AK Parti’nin zaafı, alışık olmadığı, bilmediği şey seçim kaybetmektir. Kaybetmek aslında hazmetmektir. Bir sonraki seçimi kazanmak için hatayı kendinde aramaktır. Rakibine çelme çakmak, tuzak kurmak, belediye hizmet aracının tekerini geceleyin sinsice indirmek değildir. Bugün yapılan iş siyasi hazımsızlıkla millete meydan okumak, yine milletin karşısında durmaktır.

Millet bunu asla affetmeyecektir. İktidar tüm bu hukuksuzlukları hem muhalefeti sindirmek hem de ülkenin gerçek gündemini konuşturmamak için yapıyor. Ama biz gerçek gündemi konuşmaya inatla devam edeceğiz. Bugün Genel Kurul’da bütçe görüşmelerini gerçekleştiriyoruz. Ancak asgari ücretle çalışan milyonlar, yarın başlayacak Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısına kilitlenmiş durumdadır. Asgari ücretlilerin Avrupa Birliği ülkelerindeki toplam çalışana oranı yüzde 9’dur. Almanya’da bu oran yüzde 6‘dır. Çünkü asgari ücret, çalışanın bir yıl kıdem aldıktan sonra hızla uzaklaşması gereken bir ücrettir. Oysa ülkemizde 10 yıl önce asgari ücretle çalışanların oranı yüzde 38’ken, bugün yüzde 57’ye yükselmiştir.

Asgari ücret, kıdemle hızla uzaklaşılması gereken bir ücretken, maalesef tüm emekçileri yutmaya çalışan bir canavar haline gelmiş, asgari ücret temel ücrete dönüşmüştür. Bugün 17 bin 2 lira olan asgari ücret vatandaşın girdiği 1 Şubat gününde, açlık sınırı 16 bin 257 liraydı ve asgari ücret açlık sınırından sadece 745 lira fazlaydı. Seçimden önce ‘Asgari ücrete yılda 3-4 kez enflasyon ayarlaması yapacağız’ diyenler bir yılda bir kuruş zam yapmadılar. Bugün asgari ücretin alım gücü, verildiği güne göre 6 bin lira düşmüş, Ocak ayının 11 bin 4 lirasına gerilemiştir. Bugün asgari ücret açlık sınırının 3 bin 500 lira altındadır. Bir işçinin açlık sınırında maaş alabilmesi için 30 gün değil, ayda 40 gün çalışması gerekmektedir.

11 ay önce asgari ücret 42,5 kilo dana kıyma alırken şimdi 26 kilo almaktadır. Yapılmayan zam nedeniyle her ay 16,5 kilo kıyma asgari ücretlinin sofrasından çalınmaktadır. 11 ay önce asgari ücret 5.5 çeyrek altın alırken, bugün 3 çeyrek altın almaktadır. Hele hele iktidarınızın başına dönersek 2002’de 7 çeyrek altın alan asgari ücret şimdi 3 çeyrek altın almaktadır. Bir emekli bir sefer bir çeyrek altını cebinden düşürse, dönüp bütün gün altını arayacak durumdadır. Ama iktidarınızın 22 yılının sonunda bir emekli değil her emekli, bir kez değil her ay, bir altın değil 5.5 altın kaybetmiştir. Bir şey kaybedildiği yerde bulunur, emekliler kaybettiklerini bir sandıkta, 3 Kasım 2002 sandığında kaybettiklerini bilmekte, önlerinde bulacakları ilk sandıkta kaybettiklerini geri alacaklardır.

Diğer yandan asgari ücrete adaletli bir zam talebi, üç büyük işçi sendikalarının konfederasyonun ortak talebidir. DİSK’in, TÜRK-İŞ’in, HAK-İŞ’in söyledikleri, artık alın terinin daha fazla sömürülmemesine yöneliktir. Bugün için asgari ücretlinin gerçek enflasyonu yüzde 80’i aşmışken, yani bir asgari ücretlinin standart harcamaları bir yıl öncesine göre yüzde 80 artmışken, TÜİK enflasyonuyla bile yüzde 47’yken, işçiye yüzde 25-30 zammın makul olduğunu ifade eden insafsızlar vardır. Aç kalan asgari ücretli, bu rakamlara alıştırılmaya çalışılmaktadır. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2025 yılının sadece ilk yarısı için asgari ücret önerisi 30 bin liradır. Bizim asgari ücret teklifimiz 30, bunun altında yokuz demekteyiz.

Asgari ücretle ilgili 2016 yılından bugüne, yani toplumdan bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen dengesiz, denetimsiz sisteme bahane olan süreçten bugüne, dünyada asgari ücret ne olmuş, bugün ne olmuş diye bakarsanız: 2016’dan 2024’e kadar Euro bazında Yunanistan’da asgari ücret 693 Euro’dan 969 Euro’ya çıkmış, yüzde 41 zam almıştır. Almanya’da 8 yıllık asgari ücret zammı yüzde 42’dir. Estonya‘da asgari ücret zammı yüzde 91’dir. Savaştaki Ukrayna’da yüzde 250, asgari ücrette en çok kazanç yaşayan Moldova‘da yüzde 474’tür. Almanya gibi sistemi tam oturmuş bir ülkede yüzde 42’lik asgari ücret Euro bazında artarken, Türkiye’deki artış yüzde 6.8’dir.

Euro’nun nasıl baskılandığı düşünülürse gerçek anlamda asgari ücretin dünyada Euro bazında gerileyen tek asgari ücret olduğunu utançla ifade etmek durumundayım. Bir de yıllardır ‘Asgari ücretliyi enflasyona ezdirmedik hamdolsun’ propagandasını yapanlara soruyorum: Hangi enflasyona ezdirmediniz? 2021-2024 arası sadece son üç yılda, asgari ücretin brüt artışı yüzde 459’ken, dana etinin enflasyonu yüzde 738. Kuzu eti enflasyonu yüzde 719. İlaç enflasyonu yüzde 669, kira enflasyonu yüzde 580. Ve bu üç yıldaki karma gıda enflasyonu yüzde 509’dur. Bu durumda sizin asgari ücretliyi hangi enflasyona ezdirmediğinizi TÜİK verilerinden bulup çıkarmanızı bekliyoruz. Benim gördüğüm sadece pinpon topu vardır. Pinpon topu dışında tüm enflasyonlara emekli ezdirilmiştir.

Tabii Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişte, her şeyin yetkilisi olan Erdoğan’ın önemli bir ekonomik tespiti vardı. ‘Faiz sebep, enflasyon sonuç’ diyordu. Birazdan eleştirilerimizi yanıtlamak üzere bu kürsüye gelecek olan Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’a soruyorum: Siz hangisine katılıyorsunuz? ‘Faiz sebep, enflasyon sonuçtur’ deyip, bütün dünya enflasyonla mücadele için makul faiz artışları yaparken, inadına faizleri indirip enflasyonu bu noktaya getiren Erdoğan’a mı katılıyorsunuz? Yoksa biraz önce yanınızda oturan Mehmet Şimşek’in ‘Biz geldik bu irrasyonel işleri bıraktık, rasyonaliteye döndük’ demesine mi inanıyorsunuz? Erdoğan mı irrasyoneldir, Mehmet Şimşek mi gerçekleri çarpıtmaktadır? Buradan bu iki tezden hangisine katıldığınızı duymak hepimiz için önemlidir.

Akla ve bilime aykırı bu politika sayesinde bir yandan da seçimler yaklaşırken, tüketici güven endeksini 90’ın üzerine çıkarabilmek, piyasaya para pompalama noktasında bu parayı kredi garanti fonu üzerinden yüzde 8 faizle öyle fevkalade selektif bir şekilde, övündüğünüz bir seçicilikle yandaşlara ve zenginlere dağıttınız. Yatlar alındı, kotralar alındı. Hepiniz biliyorsunuz, her türlü lüks harcamaya gitti bu para. O para şu anda halen yüzde 8’le ödeniyor.

Aynı günlerde zor durumda kalan esnaf, esnaf kefalet kooperatifinden yüzde 9’la kredi kullandı. Taksitleri ödenirken ‘Faizler arttı arkadaşlar’ dendi. Yüzde 9’la alınan esnaf kefalet kredisi yüzde 25’le ödeniyor. Yüzde 8’le alınan kredi garanti fonu, kotra marinada duruyor, yüzde 8 ile geri ödeniyor. İşte bu yapılan büyük bir insafsızlıktır. Bu yapılan, siyaset açısından tercih belirleme işidir. Siz kotracıların, siz zenginlerin tarafındasınız, biz esnafın, gariban vatandaşın tarafındayız.

“Asgari ücret 2025 yılının ilk yarısı için 30 bin lira olmalıdır”

Esnaf demişken, seçimlerden önce meydanlara çıkıp esnafa dönüp ‘9 bin iş günü olan prim gün sayısı sorunuzu biliyorum, inşallah ilk iş 7 bin 200 güne indireceğiz’ diyen Erdoğan’ın o sözünü bir kez daha tüm esnaflar adına size hatırlatmak isterim. Asgari ücret 2025 yılının ilk yarısı için 30 bin lira olmalıdır. Fakat bu, bu parayı ödeyecek olan küçük esnafın sırtına bırakılamaz, KOBİ’lerin sırtına bırakılamaz. Bunun için bir kanun teklifimiz var. Malum, eğer asgari ücret 30 bin liraya çıkarsa SGK‘nın prim tahsilatı bir trilyon lira artacaktır.

Bu bir trilyonun dörtte birini biraz aşan bir tutarda bir teşvik sistemi getirirseniz. Yani 1-10 arası çalışanlar için çalışan başına 6 bin lira, 10-50 arası için 3 bin lira olmak üzere artan noktada azalan bir teşvik sistemiyle bu yük, küçük esnafa yük olmaktan çıkar. Asgari ücretin berberde çalışan kardeşim için 30 bin lira, onu berberde çalıştıran ustası için 24 bin lira olmasını, asgari ücretin lokantada çalışan garson için 30 bin lira, lokantayı işleten küçük esnaf için 24 bin lira olmasını ve bu paranın da devletin cebinden çıkmamasını öneriyoruz. Önerimiz meclis kayıtlarındadır, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin değerli mensuplarına emanettir.

Biz, kamu yararı yaratacak yatırımlarla canlandırıp kalkındıracağımız bir ekonomide, çalışanlar asgari ücrete mahkum olmasınlar, geçim sıkıntısı yaşamasınlar, asgari ücret temel ücret olmasın diye bir büyük mücadelenin içindeyiz. Ciddi bir hazırlığın içindeyiz. Sayın Erdoğan 2024 yılını emekliler yılı ilan etmişti. Etmez olaydı. Emekliye ilk darbe daha yılın ilk başında vuruldu. En düşük emekli maaşı 7 bin 500 lirayken 10 bin liraya çıkarıldı. TÜİK’in 2023 enflasyonu yüzde 64’ken, emekliye yüzde 33 zam yapıldı. Emekliler bu oranla, daha yılın başında enflasyona ezdirildiler. Milyonlarca emekli, altı ay boyunca 10 bin lira maaş aldı.

Yurt dışındaki temaslarımızda Türkiye’de en düşük emekli maaşının 280 Euro olduğunu söylediğimde yabancı liderler, birlikte görev yaptığımız diğer ülkelerin liderleri, yanlış telaffuz ettiğimi düşünüp 2 bin 800 diye düzeltmeye kalktılar. Dedim ki ‘Hayır 280 Euro Türkiye’de en düşük emekli maaşı.’ Bana Alman mevkidaşım ‘2 bin 800 olmasın’ diye soruyor. Aynı şey Sosyalist Enternasyonal’in bir konsey toplantısında ‘280 Euro’ya Türkiye’de emekliler geçinmek zorunda kalıyorlar’ dendiğinde simultane tercümana itiraz yapılarak dile getirildi. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, emeklileri geçen yılın ilk 6 ayında mahkum ettiğiniz 280 Euro emekli maaşının yabancı dile, Almanca’ya, İngilizce’ye tercümesi yoktur. Bunu yapmaya hiçbirinizin hakkı yoktur.

İkinci altı ayda ise emeklilerin en düşük emekli maaşı 12 bin 500 liraya çıkarıldı. Sadece yüzde 25 zam yapıldı. Bugün 4 milyon emekli 12 bin 500 lira alıyor. 16 milyon emeklinin ortalama maaşı ise 15 bin liradır. Bu maaşla emekli kira öderse aç kalmaktadır, karnını doyurursa sokakta kalmaktadır. 2002’de en düşük emekli maaşı 1.5 asgari ücretken, şimdi 0.7 asgari ücrettir. Asgari ücretin yüzde 70’indedir. Yani hiç dokunmasanız yılbaşında emekli maaşı 25 bin 500 lira olacaktı.

En düşük emekli maaşı 2002’de 8 çeyrek altın alırken, bugün sadece 2.5 çeyrek altın alabilmektedir. 5.5 çeyrek altın kayıptır. Şimdi emeklilerimize karşı yeni bir ihanet planının içinde olanlar var. En düşük emekli maaşının 13 bin 500 ila 15 bin lira arasında olmasını dillendirmeye kalkıyorlar. 2025 yılında da açlık sınırının altında kalsın istiyorlar. Torununa harçlık veremeyen, yılda bir kez memleketine bile gidemeyen, pazarda dağıldıktan sonra ezilmiş sebze meyveleri toplarken yüzünü kapatan emeklileri görmüyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi olarak tartışmasız talebimiz şudur: Emekliye geçim haktır, bir asgari ücret şarttır.

Güzel ülkemiz ne yazık ki her alanda çöküş yaşıyor. Tarımda kendi kendine yetebilen 7 ülkeden bir tanesi olan Türkiye, bugün ithalata bağımlı hale gelmiştir. Mercimek, nohut, kuru fasulye bile tarihimizde ilk kez ithal edilmektedir. Çiftçi sayımız 20 yılda 2.8 milyondan, 2.3 milyona düşmüştür. 20 milyon nüfus artarken, oransal olarak 500 bin çiftçinin artması gerekirken, bırakın artmasını, 500 bin çiftçi kayıptır. 500 bin çiftçi yılmıştır, bırakmıştır. Bugün Türkiye’de çiftçilerin yaş ortalaması 58’e tırmanmıştır.

Bugün her genç dört çiftçiden üçü, ‘Gelecek sene asgari ücretle bir iş bulursam, bu işi bırakmayı düşünüyorum’ demektedir. Bugün Türkiye’de her üç çiftçiden ikisi döndüremez, borçlara sahiptir. Çünkü iktidar yıllardır çiftçinin hakkını vermemektedir. 2025 yılı için öngörülen gayrisafi milli hasıla 61 trilyondur. Kanuna göre yüzde 1’i çiftçiye verilmelidir. Bu para 615 milyar liradır. Bu kanun 2006 yılında Cumhuriyet Halk Partisi ile AK Parti’nin müşterek oylarıyla çıkmıştır.

Ama bugün getirdiğiniz bütçede bu desteklere 135 milyar lira ayrılmıştır. Yani kanun yüzde 1’ken, binde 2 reva görülmekte, çiftçiye hakkının 5’te 1’i verilmektedir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bütçe yaptığımızda yasalara uyan bir hukuk devletini var edecek ve çiftçilere hakları olan yüzde 1’lik desteklemeyi mutlaka vereceğiz. Uyarıyoruz, çiftçi yok sayılırsa millet aç kalır. Fiyatlar çiftçi için ucuz, tüketici için pahalıdır. Burdur’da bizzat girdiğim fasulye tarlasında, sabah kopardığımız fasulye 8 liraya satılmakta, öğleden sonra gittiğim Bursa pazarında 80 liraya satılmaktadır. Aynı fasulye o gün İstanbul’da 120 lira, Bodrum’da 200 liradır.

Çiftçimiz kan ağlarken, besicimiz de adeta can çekişmektedir. Dana etinin kilosu besiciden 345 liraya alınmakta, markette 650 liraya satılmaktadır. Sayın Erdoğan Türkiye’de kırmızı etin pahalı olduğunu fark etmiş, çare olarak da Güney Amerika’dan hayvan ithalatını bulmuştur. Bu yıl 520 baş sığır ithal edilecektir. Bu ithalatlar zaten 2010’dan beri yapılmaktadır. Bu yüzden üretici üretimden kopmakta ve sorun esas olarak buradan kaynaklanmaktadır. Üreticiye destek için kurulan Et ve Süt Kurumu’nu bir ithalat kurumuna dönüştürenleri milletimize şikayet ediyoruz. Biz Et ve Süt Kurumu‘nu gerçek işlevine kavuşturacağız. Kamuya düşen, vatandaşın sağlıklı beslenmesini ve gıdaya erişimini güven altına almaktır. Bunun için de kurumlara ve kurallara ihtiyaç vardır. İktidar o kurumları yıkmıştır, biz kurumları da kuralları da ayağa kaldırmaya kararlıyız.

Çiftçilere hakkını vermeyen iktidar, çocuklara da acımamaktadır. Ülkemizde yaklaşık 10 milyon çocuk yoksulluk içinde, 2 milyon çocuk derin yoksulluk içindedir. Bir et çeşidini günde bir kez tüketebilen çocukların oranı sadece yüzde 12’dir. Türkiye’de üç öğrenciden biri kahvaltı yapmadan okula gitmekte, beş öğrenciden biri okulda hiçbir şey yiyememektedir. Öğrencilere ücretsiz bir öğün yemek verilmesi teklifimizi, seçimlerde sahiplenip seçim sonrası vazgeçmiştiniz. Ama burada Cumhur İttifakı milletvekilleri olarak bu konuda verdiğimiz kanun teklifini de sizler reddettiniz.

Her yandaşa kaynak bulan iktidar, nedense çocuklarımızın karnını doyurmak için kaynak bulamamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Türkiye İttifakı’nın ilk bütçesinde o kaynağı bulduğumuzu da, çocuklarımızı doyurduğumuzu da sizler gözlerinizle göreceksiniz. Okul kantinlerindeki fiyatlar çocuklarımızın beslenme sorununu gerçek gündemlerimizden biri olarak önümüze koymaktadır. İstanbul Yenibosna’da pazar yerinde çalışan çocuklar ‘Harçlık için çalışıyorum’ dediler bana. Simit fiyatı kantinde 20 lira, küçük su 10 lira, çay 20 lira, tost 50 lira. Öğrenci su alsa aç kalıyor, simit alsa susuz kalıyor. Hele hele bir öğrenci sabahleyin bir çay, bir simit alsa, öğlen de o tostu değil ayranla, kolayla, suyla kakıtsa toplam verdiği para 100 liradır. Ayda 2 bin 500 liradır.

Sayın Erdoğan’ı dinleyip 3 çocuk yapan babanın, su ile tost yiyen çocuğuna vereceği toplam harçlık 7 bin 500 liradır. Bugün kantinlerde veresiye defteri vardır. İktidarımızda günde 3 kap sıcak yemeği öğrencilerimize verecek bir bütçeyi bu Meclis’ten geçireceğiz. Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı eğer buradan bir talimatınız olursa, Cumhuriyet Halk Partili belediyeler bölgelerindeki, hatta yakınlarındaki tüm okullarda öğrencilere sıcak yemek vermek ve ücretsiz sağlıklı su vermek için göreve hazırdır. Sadece buradan bir talimatınızı bekliyoruz. Bunu yapmak isteyen belediyelerimizin okul kapılarında engellendiğini de milletimize şikayet etmek isterim.

Çocuklara gelecek kuramayan iktidar, gençlere de umut verememektedir. Tüm dünyada NEET kavramı ile ifade edilen ev gençleri vardır. Bu gençler ne eğitimde, ne istihdamdadırlar. Buna Avrupa çok dertlenmektedir; Almanya bu sorun ile çalkalanmaktadır. Almanya’da ne işte, ne eğitimde olan genç oranı yüzde 6’dır. Avrupa’nın kara kara tasalandığı oran yüzde 9’dur. Türkiye’de bu oran yüzde 25’tir. Dört gençten bir tanesi ne eğitimdedir, ne istihdamdadır. Bugün her dört gençten üçü ‘İmkanım olsa yurtdışında yaşamak isterim’ demektedir. Deyim yerindeyse gençlerimizin yüzde 75’i valizleri kafada toplamış durumdadır.

Meclisimizde bazı Sayın Genel Başkanlarımız farklı beka sorunları tarif etmektedir. Şöyle demektediler: Dünyanın gelişmiş ülkeleri üzerimizde hesap yapıyorlar, hayal kuruyorlar. Kursunlar. Bu beka sorununu 100 yıl önce nasıl bertaraf ettiysek, onu bertaraf etmek, bu ülkenin toprakları üzerinde hesap yapanlara haddini bildirmek boynumuzun borcudur. Ama esas beka sorunu gelişmiş ülkelerin bu topraklarda hayal kurması değil, bu ülkenin evlatlarını dörtte üçünün gelişmiş ülkelerde hayal kurmasıdır. İktidarımızda bu ülkenin her görüşten gençlerine Anadolu’da ve Trakya’da hayal kurdurmayı taahhüt ediyoruz, söz veriyoruz.

Öyle bir adaletsiz düzenin içindeyiz ki artık toplumun canına tak etmiştir. Vergide adaletsizlik, bunun doruk noktasıdır. 2025 bütçesi olarak getirdiğiniz bütçede, dolaylı vergilerin oranı yüzde 65’tir. Dolaylı vergiler dünyanın en adaletsiz vergisidir. Zengin ve fakir ayırt etmeyen vergi türüdür. Fabrikatör ile o fabrikada çalışan işçinin, bekçinin mandıraya gidip peynire aynı vergiyi vermesidir. Türkiye’nin en pahalı jeepine binen ile 30 yıllık yorgun bir traktörü sürenin mazota aynı vergiyi vermesidir. Bu oran yüzde 65’tir. Vergilerin yüzde 20’si de kesinti yoluyla maaş alanların eline bile değmeden kesilmektedir. Gerçekten para kazananlardan alınması planlanan vergi, bu bütçede yüzde 14,5’tir. Gerçekleşmelerin ise yüzde 11’lerde olduğunu geçen seneden tecrübe etmiş durumdayız.

Türkiye’nin kaynaklarını emen, hükümetin övündüğü projelerin müteahhidi 44 firmanın 37’si geçen sene hiç vergi vermemiştir. Matrahsız beyannameler bu 37 şirkete aittir. ‘Kırk haramiler’ elini cebine atmamakta ama devlet elini çalışanların, mavi, beyaz, gri yakalıların ceplerinden çıkarmamaktadır. Bu vergi düzeni yoksulu ezen, zengini kollayan bir düzendir. Yine bu bütçede 701 milyar liralık kurumlar vergisi istisnası getirilmektedir. ‘Kaynak, kaynak, kaynak’ diyorsunuz. Sadece beşte biri etkin teşvike giden, beşte dördü birilerinin cebinde kalan yerde aradığınız kaynağı bulabilirsiniz. Biz yaptığımız bütçelerde, yapacağımız etki analizleriyle doğru teşvikleri devam ettirip kalkınacağız, yanlış yapılanları ise doğru alanlara kaydırıp hep birlikte büyüyecek ve zenginleşeceğiz.

Konuşmamın başında Cumhuriyet’in ilk bütçesine atıf yapıp 1924’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk bütçesinin görüşmelerini hatırlatmıştım. Maliye Vekili Abdülhalik Bey kürsüden şu açıklamayı yapmıştı: ‘Halkı ezen aşar vergisini hızla kaldıracağız.’ Daha bir yıl olmadan sözlerini tuttular. Üreticinin ürettiğinden onda birini alan aşar vergisini kaldırdılar.

Bugün aşar vergisini kaldırmış bu Meclis’in 100’üncü yılında öyle adaletsiz bir vergi sistemi vardır ki 12 maaş alan beyaz yakalıların 3 ila 4 maaş kadar vergi ödediklerini biliyoruz. 33 bin lira maaş alan bir çalışan, yıl boyunca 3 net maaşını vergi vermektedir. 66 bin lira maaş alan yani yoksulluk sınırında maaş alan bir beyaz yakalı, 4 maaşını vergiye veriyor. Eskiden beyaz yakalılar, ‘Maaşım bu kadar ama 16 maaş alacağım’ derken, bugün 12 maaş alan beyaz yakalı, maaşının 4 tanesini de vergiye vermektedir. Bu Meclis aşarı kaldırmıştır ama çalışanlar Erdoğan’ın aşırı vergisine muhataptırlar. Eskiden 16 maaş alanlar 8 maaşa çalışmakta, 4 maaşlarını Erdoğan’ın aşar vergisine ödemektedirler. Bu vergiye isyan ediyoruz.

Diğer yandan da kaynak dediğimizde kaynak bulamayanlar, kanunda görev kanunun çıktığı günden beri tam 18 yıldır, 2006’dan beri Sayın Erdoğan’da; bir dönem Sayın Binali Yıldırım’da; son 7 yıldır yine Sayın Erdoğan’da olduğu halde vergi cennetlerinin listesini bir türlü yayınlamamaktadır. Oysa kanun açıktır; vergi cennetleri bellidir. Yarın sabah eğer Resmi Gazete’de vergi cennetleri yayınlanırsa o cennetlere giden ve gelen paradan yüzde 30 vergi alınacaktır. Bermuda’ya, Lüksemburg’a, Virjin Adaları’na, Man Adaları’na, Cayman’a, Seyşeller’e kim para gönderiyorsa 18 yıldır kayırdığınız odur. Siz yapmıyorsunuz. İktidarımızın ilk üç kararnamesinde; bakanları atadıktan, üst düzey devlet yetkililerini atadıktan sonra çıkacak ilk kararnamede bu listeyi yayınlayacağız, sizinkileri vergiye bağlayacağız.

İktidar hem alacağı vergiyi almıyor, hem de yoksulluklardan adaletsizce toplanan vergiyi birilerinin cebine aktarıyor. ‘Vatandaşın cebinden bir kuruş çıkmayacak’ dediğiniz kamu – özel işbirliklerine; köprülere, otoyollara, tünellere maalesef bu bütçede 204 milyar lira yatırdınız. ‘Bunların hiçbirine bir kuruş çıkmıyor’ diyenler, onların yerinde yeller esiyor. Yerine oturanlar 204 milyar lira bu yıl için, 3 yıl için 678 milyar lirayı ayırmışlardır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak asla bu yatırımlara karşı değiliz. Alasını yapacağız, daniskasını yapacağız ama bunu birilerini zengin etmek için bu modelle yapmayacağız.

Siz değil misiniz 10 bin liralık emekli maaşını 12 bin 500 liraya getirirken öfleyen, pöfleyen? 33 milyar lirayı zor bulanlar, vergi ödemeyen yandaşlarına 204 milyar lira kaynak ayırmışlar. Bir diğer yandan da bunlara ödeme yaparken dolar bazında, euro bazında, kendi ülkelerinin enflasyonu da etkilenerek, bir seferde. Ama Çayırhan’daki termik santral; 20 yıl birileri işletmiş, dünyanın parasını kazanmış. Bir mucize olmuş, kesilen altın yumurtlayan tavuk dirilmiş. Bizim küsmese geri gelmiş, ‘Bir daha keselim’ diyorsunuz.

Onu verdiğiniz kişiye kömürü veriyorsunuz, onu verdiğiniz kişiye santrali veriyorsunuz, alım garantisini veriyorsunuz, ‘Parayı öderken TL öde, altı taksitte öde’ diyorsunuz. Utanmasaydınız, bir de üstüne kırmızı fiyonk yapaydınız. Kime veriyorsunuz Çayırhan’ı, kimin malını kime veriyorsunuz? Bu yüzden şu kadarını söyleyeyim ki bu projelerde hem Türk lirasına döneceğiz iktidarımızın ilk gününde. Hukuk gözetilerek buraya kamu yararı gözüyle yeniden bakacağız. Bu kısmı Selin Hanım yazdı. Eğitimli hanımefendi, utanmış diyememiş. Kamulaştıracağız, kamulaştıracağız, kamulaştıracağız.

Ekonomide durum kötüyken, yönetimden ne beklenir? Elbette tasarrufa kendisinden başlaması. Yaptınız bir Tasarruf Genelgesi. Genelgeye göre araçlar sınırlanacak, pek çok sınırlama gelecekti. Bir örneğe değineyim. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, 120 bin araca yazı yazdınız; ‘İhtiyaç fazlalarını belirleyin, kiralamayın, geri kalanı da satın’ diye. Belirlenen ihtiyaç fazlası bin araç arkadaşlar, bin araç. 120 bin araçtan 119 bini lazım, bini ihtiyaç fazlası. Bu bin araç daha elden çıkarılmadan bu bütçeye 3 bin 544 yeni araç satın alımı konulmuş durumdadır.

Yani sizler o araçlarla, o uçaklarla, o şatafatlarla devam eder ve tasarruf etmezken Devlet Su İşleri’nden emekli Mithat Amca, bankadan emekli Emel Teyze, asgari ücretli kardeşim Muammer, babadan kalan maaşla idare etmeye çalışan Leyla kardeşim boş buzdolabına bakacak, akşam pazarında ezik ürünler toplayacak. Böyle adalet olmaz. İktidar, tasarrufu yoksuldan ve işçilerden yapıyor. 2 bin 500 engelli öğretmeni atamıyorlar. ‘Tasarruf ettik’ diye övünüyorlar. Zaten iktidarın derdi halka refah sağlamak da değil. Öyle olsaydı Varlık Fonu’na kamu bankalarını, sigorta şirketlerini, limanları, Türk Hava Yolları’nı devredip, sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan Varlık Fonu’nun başına kendisini atayıp, ondan sonra da Varlık Fonu’nu Sayıştay denetiminden çıkarmazdınız. Biz geldiğimizde Sayıştay, Varlık Fonu başta olmak üzere denetimden kaçırılan tüm kurumları denetleyecektir.

Ekonomik kriz derinleşirken iktidar, ülkeyi herkes için güvensiz hale getirdi. Bugün çocuklarımız güvende değil. Yapılan araştırmalarda toplumun yüzde 86’sı çocukların güvende olmadığını söylüyor. Henüz 8’inde bir kız çocuğu, Narin kaybolduktan 19 gün sonra derede bir çuval içinde taşların altında bulundu. ‘Dicle’nin kenarında bir koyunu kurt kapsa sorumlusu benim’ diyen bir kamu yönetim anlayışından geliyoruz. Hz. Ömer’den vasiyettir. 8 yaşında bir kız çocuğunu koruyamadık, katillerini tespit edemedik ama bütün köyün bildiği, ‘O köyde dostlarımız var konuşamam’ diyen milletvekilinizin bildiğini savcılar bilemiyor, bulamıyor. Araştırmalara göre 2 buçuk yılda 64 çocuk Narin gibi yaşamını yitirmiştir.”

“Bu ülkede kadın ve bebekler güvende değil”

Bugün çocukların ve gençlerin karşı karşıya kaldığı bir diğer büyük tehdit ise hepimizin bildiği gibi uyuşturucudur. Emniyetin resmi raporlarına göre 2023’te ele geçirilen kristal denilen metamfetamin miktarı 2019’a oranla yüzde 2 bin artmıştır. Uyuşturucu ne yazık ki okul önlerine kadar inmiştir. Anneler babalar iktidar olsun muhalefet olsun gördüğü her milletvekiline, ulaştığı her siyasetçiye ‘Evlatlarımızı bu beladan kurtarın, uzak tutun’ diye feryat etmektedir. Zaman zaman birbirini çekemeyen sayın Erdoğan’ın sevgisini paylaşamayan halef-selef iki bakanı dört yılda yüzde 2 bin artan uyuşturucu miktarının sorumluluğunu paylaşmaya davet ediyorum. Uyuşturucu kullanımındaki bu artışın sebepleri araştırılmalıdır. Ama yapılan araştırmaların pek çoğunda alkoldeki astronomik ve adı konmamış düşmanca uygulanan, yaşam tarzı vergisinin yüksekliğinin de etkili olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Çocuklar gibi kadınlar da güvende değildir. OECD’ye göre kadına karşı şiddette Avrupa’ya göre maalesef birinci sıradayız. Neredeyse dört kadından biri şiddete maruz kalıyor. Kadınların yüzde 70’i geceleyin sokaklarda güvende yürüyemediklerini söylüyorlar. Ve bu iktidar emeklilere, emekçilere, madencilere, esnafa, çiftçiye verdiği sözleri tutamamıştır. Depremzedelere ‘Bir yılda 650 bin konut yapacağız’ diye seçime iki gün kala ‘Bir yıl sonra hepiniz evlerinize kavuşacaksınız’ deyip iki yıl dolarken sadece yüzde 25, 4 depremzededen 3’ü, örneğin Hatay’da sadece yüzde 12’si.

Dört depremzededen üçü konteynırda, dört depremzededen üçü çadırda ya da gurbettedir Türkiye’de. Hatay’da ise evine kavuşanların oranı sadece yüzde 12’dir. Hiçbir söz tutulmamıştır. Ama bir tek söz tutulmuş, tutulmaya devam edilmiştir. Sadece HÜDA-PAR’a verdiğiniz İstanbul Sözleşmesi’ne dönmeme sözü ısrarla tutulmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilk iktidar haftasında İstanbul Sözleşmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeniden kanunlaşacaktır.

Bu ülkede bebekler de güvende değil. En az 12 yeni doğan yavrumuz ihmalin, denetimsizliğin, para için gözü dönmüşlüğün kurbanı oldu. 19 ay önce bilinen ama bebekler ölmeye devam ederken tedbir alınmayan bir ihmalden bahsediyoruz. Bugün bir kamu görevlisinin dahi ifadesi alınmıyor. Mahkemelerde adeta bir tiyatro oynanıyor. Sistem biliyor ki, sarı öküzü verirsem ucu bize kadar geliyor. Bugün yeni doğanları öldüren, bilmediğimiz yeni doğanların ölümüne sebep olmuş olan, ya da herhangi birimizin yakınlarını, büyüklerini yoğun bakımlarda telef eden sistem, bu iktidarın sağlığı ticarileştiren, denetimsizleştiren sistemidir.

Bu sistemde özel hastaneler ruhsatlar almakta, bonservisler gibi ruhsatlar almakta. İnanabiliyor musunuz, sadece yeni doğan ünitesini istediği birine kiralamakta, o kirayı çıkarmak isteyenler çeteleşmekte, kendi aralarında paslaşmakta, devleti soymakta, bebekleri öldürmektedirler. Sağlığı ticarileştiren, bu vicdansızlığın bu denetimsizliğin hepinizin yüreğini yaktığını biliyorum. Susuyorsunuz, susuyorsunuz ama hepimiz gerçek sorumluları biliyoruz. Sarı öküzü bırakın, vicdanınıza sarılın.

Dış politika üzerinde ciddiyetle durmamız gereken, Türkiye’nin ana meselelerinden bir tanesi. Ülkemizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm dünyada bilinen ‘Yurtta barış, dünyada barış’ sözünü hatırlamanın tam da zamanı. Atatürk’ün dış politikada bize nasıl bir miras bıraktığını biliyoruz. ‘Yurtta barış, cihanda barış’ vizyonunu bıraktı. Komşularla iyi ilişkiler bıraktı. Devam eden yıllarda hem Cumhuriyet Halk Partisi hükümetleri ve diğer pek çok hükümet bu vizyona uygun hareket etti. Komşuların iç tartışmalardan uzak durdu. Komşudaki devlet dışı unsurlarla muhatap olmadı. Komşunun toprak bütünlüğünü savundu.

Ancak AK Parti iktidarları, bunun tam tersini yaptı. Dış politikada kurumlar dışlandı, bu parlamento dışlandı. En önemlisi Dışişleri Bakanlığı kadrolarıyla, birikimi ve geleneğiyle dışlandı. Kıbrıs Barış Harekatı sırasında dönemin Başbakan Yardımcısı Erbakan 18 Temmuz günü dönemin Başbakanı Bülent Ecevit 20 Temmuz günü harekat hakkında ilk bilgilendirmeyi kapalı oturumda bu salonda yaptılar. Oysa Suriye’de olan bu kadar olay karşısında parlamento tamamen görmezden gelindi. Suriye’deki maceracı yaklaşım, 2011 yılından itibaren vatandaşlarımızın canına kasteden büyük bir güvenlik tehdidini yarattı. Ve bizi büyük bir göç sorunuyla karşı karşıya bıraktı. Türkiye’nin ödediği maliyeti görmezden gelemeyiz. 13 yılda hiçbir şey olmamış gibi tüm hataların bedelini halkımız ödememiş gibi Aylan bebekler ölmemiş, Ege’de boğulmamış gibi hareket edemeyiz.

Öncelikle geçmişteki hatalardan ders almalıyız, maceracı dış politika yaklaşımından hızla uzaklaşmalıyız. Komşumuz Suriye’yi senelerdir otoriterlikle yöneten Esad dün devrildi. Tıpkı Irak’ta, tıpkı Libya’da olduğu gibi. Atatürk’ün bir tek adam rejimi değil, otoriter bir rejim değil de bizlere demokratik bir cumhuriyet bırakmasının, her ne kadar yıpratılsa, aşındırılsa da ayakta olan kurumları ve kurallarıyla bir demokrasiyi bize emanet etmiş olmasının önemini bir kez daha hatırlamakta fayda var. Yanı başımızda bir ülke paramparça hale geldi. Her parça bir başka küresel gücün elinde oyuncak olma riskiyle karşı karşıya.

Şimdi artık Suriye’de daha fazla kan dökülmeden iç savaşı kesin bir şekilde sonlandırmanın, tüm Suriyelileri temsil eden bir geçiş hükümeti kurmanın zamanıdır. Suriye’de şimdi yaraları sarmanın, demokrasiyi inşa etmenin, insanca bir rejim kurmanın zamanıdır. Biz Suriye halkı için iyi olanın yanındayız. Biz Suriye’nin komşularını, bölgedeki uluslararası aktörleri, iç savaşın bitirilmesine katkı vermeye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı, tüm Suriye’yi temsil edecek demokratik bir rejimin kurulmasına yardımcı olmaya çağırıyoruz.

Biz Türkiye’de ana muhalefet partisiyiz, yurt dışına çıktığımızda Türkiye’nin partisiyiz. Temsil edildiğimiz tüm uluslararası kuruluşlarda, kurumlarda Türkiye’nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Azerbaycan’ın haklarını savunduk, savunmaya devam ediyoruz. Biz doğruya ‘doğru’, yanlışa ‘yanlış’ diyen bir noktadayız. Örneğin Rusya – Ukrayna ile ilişkilerinde taraf olunmayıp denge politikası izlenmesini doğru bulduğumuzu her platformda ifade ettik. Suriye ile ilgili dünden beri yapılan açıklamalarda, Suriye’nin toprak bütünlüğüne yapılan vurgu, demokratik ve özgür seçimler noktasındaki sağduyulu açıklamaları dikkatle takip ediyoruz. Bizim de iktidara çağrımızdır.

Türkiye, Suriye’ye maceracılıktan uzak, fetih heveslerinden uzak bir pozisyondan, barışçıl bir pencereden bakmalıdır. Türkiye’nin Suriye politikası, siyasi propagandaların malzemesi olmayacak kadar önemlidir. Trollerin akıl dışı heyecanları olabilir. Sözde yorumcular, sözde uzmanlar, sırtında yumurta küfesi taşımayanlar macera peşinde koşabilirler. Ancak devlet, ciddi olmak zorundadır; soğukkanlı olmak zorundadır. Suriye’de demokratik, kapsayıcı, hukukun üstünlüğüne dayalı bir rejimden yana olmayan kesimlerden uzak durulmalı, terör ve şiddetin son bulması için çözümler üretilmelidir.

Ülkemizdeki Suriyelilerin evlerine dönmelerine yardımcı olacak kapsamlı bir geri dönüş programı hazırlanmalıdır. Bugün ülkemizdeki sığınmacılar, meydanlarda sevinç gösterilerinde bulunuyorlar. Bu sevinç, dönüş sevinci ise buna iştirak ediyoruz. Ancak iktidarın bir an önce yanıtlaması gereken; ‘Meydanlarımızda gösteri yapan bu kadar sığınmacının nasıl gönderileceği?’ sorusudur. Bizim Suriye’ye dair önceliğimiz; oradaki askerlerimizin güvenliği, Türkiye’nin ve yurttaşlarımızın güvenliği, Türkiye’nin çıkarları ve huzurudur.

Ne kimsenin maşası olmayı kabul ederiz, ne de başka memleketlerde yangına maşa ile müdahaleyi doğru buluruz. Cumhuriyet Halk Partisi, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanadır; demokrasi, barış ve istikrar ortamından yanadır; Suriye halkından ve iradesinden yanadır. Aksi halde yanı başımızda istikrarsızlık üretecek, Afganistan gibi bir yapıyla yaşama riskimiz ortadadır. Böyle bir ülkeye Türkiye’deki Suriyeliler dönmeyecektir. Aksine Türkiye, yeni göç dalgalarına da maruz kalabilecektir.

Buradan Türkiye’nin birinci partisinin genel başkanı olarak, Avrupa’ya da sesleniyorum. Cumhuriyet Halk Partisi ilk seçimlerde iktidar olacaktır ve Cumhuriyet Halk Partisi yalnızca sınır komşularıyla değil, Avrupayla da iyi ilişkiler içinde olmayı istemektedir. Cumhuriyet Halk Partisi, yurttaşların esenliğini ve güvenliğini sizden gelecek hiçbir teklife değişmeyecektir, hakkaniyetli olmayan hiçbir pazarlığa oturmayacaktır. İktidarımızda Türkiye komşularının yanında duracak hem de Avrupa sisteminin parçası olduğunu ısrarla savunacaktır. Türkiye, doğu ile batı arasındaki barışçıl köprüdür, öyle olmalıdır.

Kurucumuzun gösterdiği hedef, milletimizi muasır medeniyetler seviyesine ulaşmasıdır. Onun işaret ettiği yerde güçlü parlamentolar, hukukun üstünlüğü, mütevazi liderler, zengin halklar, kişi başına 45 – 50 – 55 bin dolar milli gelirler vardır. Birilerinin gözünü diktiği tarafta ise zengin liderler, fakir halklar, kişi başına 4 bin 500 dolar milli gelir var. Bizim rotamız Atatürk’ün koyduğu hedeftir, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmaktır, Avrupa Birliği’dir. 32’si Avrupa’da, toplam 81 siyasi partinin üyesi olduğu, Başkan Yardımcısı olduğum Sosyalist Enternasyonel; partimizin Avrupa Birliği üyeliği mücadelesine tam desteğini açıklamış, 85 siyasi parti bu konuda imza atmıştır.

Biz söylediğimiz sözlerin vatandaşa ne etki oluşturduğunu ölçtüğümüz gibi milletin beklentilerini de ölçüyoruz. Bu kürsüye çıkmadan önce halka ‘Bütçe yapma yetkisi doğrudan sizde olsa bu parayı nereye ayırırdınız?’ diye sorduk. Yüzde 37’si tarıma önem vereceğini, yüzde 28,5’i eğitime para harcanacağını, yüzde 19’u sanayiye ve savunma sanayiine, yüzde 14,2’si sağlığa, yüzde 1,7’si çevreye, yüzde 0,3’ü de Diyanet’e para harcayacağını ifade etmiştir. Halkımız tarımı, sağlığı, eğitimi öncelerken; iktidar ise faizi, garanti ödemelerini ve vergi alınmayan zenginleri öncelemektedir. İşte önümüze konulan bütçenin rakamları bunlardır.

Bütçe geliri 12,8 trilyon, gideri 14,7, açık 1,9 trilyon liradır. Ve hükümetin bu bütçeye koyduğu faiz gideri 1,9 trilyon liradır. Uygulanan akıl dışı politikalarla bütçemiz faize rehin verilmiştir. Vatandaş boşuna mı ‘En önemli sorunum ekonomi’ diyor? Cebindeki 200 lira basıldığı ilk gün, tedavüle girdiği ilk gün 1 Ocak 2019’da 132 Dolar alıyordu. Bugün en büyük banknotumuz 6 Dolar etmiyor. 200 lira 2009’da 76 litre benzin alıyordu, bugün 5 litre almıyor. 4.5 litre benzin alıyor. 76 litre, 4.5 litre. 200 lira 2009’da 500 ekmek alıyorken, bugün 20 ekmek alıyor. Bugün PTT’nin sattığı posta pulu 175 lira. Ancak en büyük banknotla bir tane pul alınabiliyor. Paramız pul olmuştur.

“Bu bütçe zenginlerin bütçesidir”

Ve gelelim bütçenin kimin için hazırlandığına. Bu bütçe kimin bütçesi biliyor musunuz? Bu bütçe maaşları asgari ücretle eşitlensin diye 66 milyar bulunamayan emeklilerin değil, 701 milyar lira vergisi silinen zenginlerin bütçesidir. Bu bütçe atanmayan öğretmenler için kaynak yaratma bütçesi değil, ihalelere servet transfer etme bütçesidir. Bu bütçe sözde tasarruf yapmak için bir öğün yemek verilmeyen yoksul öğrencilerin değil, lüks araçların yanı sıra artık uçaklardan konvoy yapanların bütçesidir. Bu bütçe açlık sınırının altında maaşla geçinen emeklinin, asgari ücretlinin değil, bugüne kadar Kur Korumalı Mevduat’tan 1.8 trilyon lira ödenenlerin bütçesidir. Bu bütçe staj ve çıraklık mağdurlarının, emeklilikte adalet isteyenlerin değil, kamuda 3-4 kıyak maaş alanların, yönetim kurulu üyeliği kapanların bütçesidir.

Bu bütçe hakkı olan desteği alamadığı için ürünü tarlada kalanların, ürününü yola dökenlerin değil, adrese teslim ihaleler verilenlerin, teşviklerle semirtilenlerin bütçesidir. Bu bütçe ekmek parası için yerin yüzlerce metre altında ter döken madencilerin değil, ‘Madencilerin fıtratında ölüm var’ diyenlerin bütçesidir. Bu bütçe yoksulluk nedeniyle derme çatma bir barakada yanarak ölen beş kardeşin değil, ‘Yoksulluğa isyan etmeyin, sabredin’ derken lüks makam arabalarından sıra sıra dizenlerin bütçesidir. Bu bütçe depremzedelerin bütçesi değil, rezerv alan uygulamasıyla rant peşinde koşanların, tevazunun değil kibrin ve şatafatın bütçesidir.

Millet 31 Mart seçimlerinde Türkiye’de bir iktidar değişim sürecini başlatmıştır. İktidara düşen, milletin iradesine saygı duymaktır. Saygı duymamanın iktidara da, millete de hiçbir faydası yoktur. Bu yanlış yoldan bir an önce dönülmeli, kayyum atayarak, hukuktan uzaklaşarak, yoksulları ezerek bu ülkeye daha fazla zarar verilmemelidir. Bu ülkenin insanına daha fazla yazık edilmemeli, Türkiye hızla hukuka dönmeli, adalet hakim kılınmalı, Meclis’in seçilmiş bir milletvekili daha fazla hapiste tutulmamalı, gençler konuşmalı, itiraz edebilmeli, kayırmacılığa son verilmeli, mülakat derhal kaldırılmalı, eğitimde bilim esas alınıp her ne kadar ihtiyaç varsa o kadar öğretmen atanmalı, emekli, asgari ücretli, memur artık hakkını almalıdır.

Demokratik bir ülkede iktidardan bunları yapması beklenir. Ama bu iktidar, ilk seçimde tecelli edecek milletin kararına hukuk dışı yöntemlerle direnmeyi amaçlamaktadır. Bu şahsi beka direnişi tarihin hiçbir döneminde başarılı olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Bu yüzden artık sandık milletin önüne konulmalıdır, kararı halk vermelidir. Kararı millet vermelidir. Bu millete daha fazla zulüm edilmemelidir. Biz bunları yapmaya geliyoruz. Gülmeyen yüzleri güldürmeye, doymayan karınları doyurmaya, olmayan adaleti getirmeye, eşitliği getirmeye geliyoruz. Bu ülkeyi ayağa kaldırmaya geliyoruz. Yüzyıl önce olduğu gibi yine kurtarmaya, yine halkın iktidarını kurmaya geliyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

Özel’den “Suriye” Çağrısı: Hatalar Tekrarlanmamalı

Suriye’deki gelişmelere ilişkin açıklamada bulunan CHP Lideri Özgür, “Suriye’nin tüm dostlarını, tüm Suriyelileri temsil edecek bir geçiş hükümetinin, ardından insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir rejimin kurulmasına destek vermeye çağırıyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Özgür Özel açıklamasında ayrıca, “Suriye’de tüm Suriyelileri temsil eden bir geçiş hükümeti kurulması elzemdir. Cumhuriyet Halk Partisi, Suriye’nin toprak bütünlüğünden, Suriye’de demokrasi, barış ve istikrar ortamından yanadır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Suriye’de yönetimin Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki silahlı gruplara geçmesine ilişkin açıklamada bulundu. Özgür Özel, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Suriye’yi yıllardır otoriterlikle yöneten Esad rejimi, bugün itibarıyla son buldu. Şimdi Suriye’de tüm Suriyelileri temsil eden bir geçiş hükümeti kurulması elzemdir. Cumhuriyet Halk Partisi, Suriye’nin toprak bütünlüğünden, Suriye’de demokrasi, barış ve istikrar ortamından yanadır.

“Kapsamlı bir program derhal ortaya konulmalı”

Bizim Suriye’ye dair önceliğimiz, yurttaşlarımızın güvenliği ve huzurudur. Yıllardır Türkiye’de çeşitli statülerle bulunan Suriyelilerin evlerine dönüşlerini mümkün kılabilecek kapsamlı bir program derhal ortaya konulmalıdır.

Suriye’nin tüm dostlarını, Irak’ta ve Libya’daki hataların tekrarlanmaması adına, tüm Suriyelileri temsil edecek bir geçiş hükümetinin, ardından insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir rejimin kurulmasına destek vermeye çağırıyoruz.”

Paylaşın

Özgür Özel, “30 Bin Lira” Asgari Ücret Talebini Yineledi

CHP Lideri Özgür Özel, asgari ücret talebini yineleyerek “Asgari ücret talebimiz 30, bunun altına da yokuz” dedi. Özel, “Bunlar asgari ücrete yüzde 25-30 zam yapmanın hesabındalar” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Bilecik Belediyesi’nin toplu açılış ve temel atma töreninde açıklamalarda bulundu. Açıklamasında ekonomiye yönelik mesajlar veren Özel, şunları söyledi: “Bugün Türkiye’de bu iktidar gelmeden önce asgari ücret tam 7 çeyrek altın alıyordu. Bugün geldiğimiz noktada 3 çeyrek altın alınabiliyor asgari ücretle. Hesap ortada… Her asgari ücretlinin cebinden 4 çeyrek altın kayıp. Bakın Bilecik’e gelirken hesaplattık. Bilecik’te daha bu yılbaşında 8 lira olan simit şimdi olmuş 12 lira. Bir bardak çay yılbaşında 5 lirayken olmuş; 10 lira. Asgari ücretli Bilecik’te bu sene 1 Ocak‘ta bir çay ve bir simit aldığında, asgari ücreti 1300 tane çay ve simit alıyormuş.

Şu anda 770’e düşmüş, 1300’ün neredeyse yarısı. Yani paranın satın alma gücü, çay – simit hesabıyla Bilecik’te yarı yarıya gerilemiş durumda. Ama çıkmışlar; ‘Biz asgari ücrete gerçekleşen enflasyon oranında değil hedeflediğimiz enflasyon oranında zam yapacağız.’ Bilecik’te asgari ücretlinin enflasyonu yüzde 90, Türkiye’de asgari ücretlinin ortalama enflasyonu yüzde 80. TÜİK’e, Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu’nun baş harfleri TÜİK’e göre bile enflasyon yüzde 50. Ama bunlar asgari ücrete yüzde 25 – 30 zam yapmanın hesabındalar.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bir büyük kampanyayı başlattık ve sürdürüyoruz: ‘Asgari ücret talebimiz 30, bunun altında yokuz’ diyoruz. Ayrıca 30 bin liralık asgari ücret devletin sosyal güvenlik priminde de büyük bir artışa sebebiyet veriyor. Bu artışın bir kısmını küçük esnafa döndürmek zorundayız. Çünkü yanında bir kişi çalıştıran berber veya iki kişi çalıştıran eczacı, üç garson, bir bulaşıkçı, bir aşçı çalıştıran esnaf lokantasının 30 lira asgari ücret verecek mecali yoktur.

Çünkü asgari ücret, alan için düşüktür, veren için çok yüksektir. Bunun için CHP hazırlığını yaptı, kanun teklifini verdi. Bir ile 10 arası asgari ücretli çalıştıranlara asgari ücretli başına 6 bin lira sosyal güvenlik prim desteği vermeyi öneriyoruz. Yani asgari ücret alan için 30 lira olunca, veren için 24 lira olacak. Bu iktidar zaten asgari ücreti 22, 23, 24 lira yapacak. Yani esnafa dokunmadan asgari ücreti 30 liraya çıkarmanın yolu ortadadır. Biz bu noktadaki çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.

Ve emekliler, canım emekliler… 2002 yılında bu iktidar geldiğinde 1,5 asgari ücret alıyorlardı. Yani Tayyip Bey hiç ellemese, hiç ilişmese, ‘Sizi enflasyona ezdirmeyeceğim, enflasyon oranında zam vereceğim’ deyip olmadık işlere girişmese bugün en düşük emekli maaşı 25 bin 500 lira olacaktı. Ama başka işlere girişte, sizi 12 bin 500 lira emekli maaşına mahkum etti. Şimdi biz 2002’de 8 çeyrek altın alan, bugün 2,5 çeyrek altına düşmüş en düşük emekli maaşına itiraz ediyoruz.

“Kaybettiğimiz altını, kaybettiğimiz yerde bulacağız”

Bilecik’te bir emekli, bir çeyrek altın kaybetse aklı çıkar, bütün gün gezdiği yerleri dolaşır ve o kaybettiği altını arar. Ama bugün Bilecik’te bir emekli değil, her emekli; bir çeyrek altın değil, 5,5 çeyrek altın; bir sefer değil, her ay kaybetmektedir. Bu emeklilerin Tayyip Erdoğan’a verdikleri Erdoğan vergisidir. Erdoğan’ın iktidarda olmasının, onun zenginin dostu ama garibanın dostu olmamasının bedelini sizler ödüyorsunuz. İşte kaybettiğimiz altını, kaybettiğimiz yerde bulacağız. Emeklilere çağrımdır: İlk seçimde sandığa konuşacağız, kaybettiklerimizi o sandıkta bulacağız.

Bundan sonra da hem emekliler için hem emekçiler için hem Bilecik’teki tarımla uğraşanlar, hayvancılıkla uğraşanlar için hem de bu güzel esnafımız için var gücümüzle çalışmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün burada nasıl bir Cumhuriyet kadını, Bilecik’in bir evladı Melek Mızrak Subaşı sizin oylarınızla, size hizmet ediyorsa, memnunsanız yarın da Ankara’ya yolladığınız milletvekilleri, iktidar partisinin milletvekilleri olacak. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olacak. Cumhuriyet Halk Partili bir cumhurbaşkanı, bakanlar olacak.

Bu bakanlar mevcut bakanlar gibi kendi işlerine bakmayacak, kendi şirketlerine bakmayacak, yandaş şirketlere bakmayacak. Kendilerinin işine – gücüne değil, vatandaşın işine bakacak, emekliyi kollayacak, emekçiyi kollayacak, çiftçiyi kollayacak, esnafı kollayacak. İşte o zaman halkın iktidarını kurduğunuza emin olacaksınız. O güne kadar sizleri düşünmeyen bu iktidarı gönlünüzden düşürdünüz, gözünüzden düştüler. Artık hep beraber erken seçimi istemenin, sandığı kurmanın, bunları yollamanın ve halkın iktidarını kurmanın zamanı geldi. Hepinizi bu büyük iktidar yürüyüşüne bugün olduğu gibi destek vermeye davet ediyorum.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den Partisine “Doğru Zemin” Uyarısı

CHP’de “Kurultay talep edenler” olarak değerlendirilen bazı isimlerin toplantı talebine yanıt veren Özgür Özel’in, “Eleştiriye açığız. Ayrıca yapılacak kapı bir toplantıda saatlerce eleştirilerinizi dile getirebilirsiniz. Yeter ki doğru yerde konuşulsun” dedi ifade edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi’nde milletvekilleriyle gerçekleştirilen kapalı toplantıda, komisyon aşaması tamamlanan 2025 yılı bütçesi ve TBMM Genel Kurul’daki bütçe görüşmeleri ele alındı. BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; Milletvekillerine saha görevlendirmelerinin de yapıldığı toplantıda, “Kurultay tartışmalarının başka bir toplantıda” değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

CHP TBMM Grubu, CHP lideri Özgür Özel başkanlığında gerçekleşen kapalı toplantıda bir araya geldi. 2025 yılı merkezi yönetim bütçesinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda tamamlanan görüşmelerinin değerlendirildiği toplantıda, milletvekillerine saha görevlendirmeleri de gerçekleştirildi.

TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerinin başlayacağı 9 Aralık’ta CHP’nin, tam kadro Genel Kurul salonunda olması kararlaştırıldı. CHP milletvekillerinin, devam edecek bütçe görüşmelerinde ise ikiye bölünerek tüm oturumlara katılacağı kaydedildi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de bütçenin komisyon sürecindeki görüşmelerindeki katkılarından dolayı teşekkür ederek, “Genel Kurul sürecinde de etkili bir muhalefet yapın” talimatını verdiği bildirildi.

CHP adına ilk sözün CHP lideri Özel tarafından kullanılacağı TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerinde, özellikle icracı bakanlıklara yönelik protestoların gerçekleştirileceği aktarıldı. CHP milletvekilleri, “Yalnızca muhalefet etmeyecek, Genel Kurul’daki söz hakkımızı, ‘CHP Türkiye’yi yönetmeye hazır’ mesajını vermek için de kullanacağız” dedi.

Milletvekillerine öte yandan, 7-8 Aralık’ta sahada olmaları yönünde görevlendirmeler yapıldığı belirtildi. CHP Genel Başkan Yardımcıları ve milletvekillerinden oluşan heyetin, sokak sokak gezerek Türkiye’deki ekonomik krizin sonuçlarını ve CHP’nin çözüme yönelik yol haritasını yurttaşlara anlatacağı dile getirildi.

CHP kaynaklarından edinilen bilgiye göre, kapalı toplantıda parti içi tartışmalar gündeme gelmedi. Parti içine yönelik eleştirileri bulunan ve “Kurultay talep edenler” olarak değerlendirilen bazı isimlerin sözlerini, “Bazı eleştirilerimiz var ancak bunun yeri burası değil. Ayrı bir toplantı talep ediyoruz” dediği savunuldu. Edinilen bilgiye göre, CHP lideri Özel de tartışmalara yönelik ayrı toplantı talebini, “Eleştiriye açığız. Ayrıca yapılacak kapı bir toplantıda saatlerce eleştirilerinizi dile getirebilirsiniz. Yeter ki doğru yerde konuşulsun” ifadeleriyle karşıladı.

Milletvekillerine sosyal medya uyarısı

Milletvekillerinin, sosyal medya hesapları üzerinden CHP içi tartışmalara yönelik verdiği mesajlarla ilgili uyarılar yapıldığı da öne sürüldü. CHP kaynaklarından bilgiye göre, bazı milletvekilleri, “Partiye zarar vermeyin. Sosyal medya paylaşımlarına dikkat edin” şeklinde uyarıldı.

Toplantıda parti içi tartışmaları gündeme getirdiği belirtilen ve parti yönetimi eleştiren milletvekilleri, şunları söyledi: “Özellikle Ekrem Bey’in bir belediye başkanı olarak parti içi tartışmalara bu kadar fazla girmesinden rahatsız olan arkadaşlarımız var. Ancak bu konuları başka bir toplantıda konuşmayı istiyoruz. Şu an için kurultay için imza toplama girişimimiz yok. Eleştirilerimiz partinin iyiliği için. Tek amacımız CHP’yi daha iyi bir notaya çekmek.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Suriye” Uyarısı: Bu Maceradan Vazgeçin

Partisinin grup toplantısında, Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan’ı uyarıyorum, çökmüş Suriye politikanızın üzerinde yıkıntılarla yeni bir siyaset kurmaya çalışmayın. Bu maceradan vazgeçin, bu maceradan geri dönün” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle:

“En düşük engelli aylığı söylemeye utanıyorum 280 lira, en fazlası da 5 bin lira. birileri engellilerin 280 lirayla dezavantajlarını ortadan kaldırdıklarını iddia ediyor. Güçlü ve icracı bir Engelli Bakanlığı, iktidarımızın ilk günlerinde hayata geçecek. Dün engellilerle bir araya geldiğimde hiç korkmadan ‘Belediyelerinden memnun musunuz’ diye sordum. Memnuniyetlerini anlattılar. İktidara geldiğimizde de ‘İktidarınızdan memnun musunuz’ diye soracağım ve onları memnun  edecek uygulamaları hayata geçireceğiz.

2002’den bugüne kadar, AK Parti döneminde 2 bin 79 madenci hayatını kaybetti, Soma’nın üzerine tam 6 Soma daha yaşandı. Ölürken bile teker teker ölünce madenciler haklarını alamıyor. Bütün madencilere ve emekçilere sesleniyorum; en kötü örgüt örgütsüzlükten daha iyidir. Özrgütlenin, sendikalaşın, haklarınıza sahip çıkın.

Belediyelerimizin çoğunda örgütlü olan Genel-İş Sendikası’nın Genel Başkanı Remzi Çalışkan, emek mücadelesinin önemli isimlerinden biri. Remzi başkanı ‘gizli tanık’ ile tutukladılar. Ahmet Özer’de de var gizli tanık. Kişinin üzerine atılan suçun adı oldu gizli tanık, söylediği doğru mu değil mi belli değil. Remzi Çalışkan yalnız değil, hepimiz arkasındayız. Nasuh Mahruki tutuklu. Görüşlerini beyan etmiş, Cumhurbaşkanına hakaretten tutuklu. Böyle birisinin hapiste tutulması saray rejiminin ayıbıdır. ‘Gemiler Hayfa’ya değil, Gazze’ye’ diyen çocukları yaka paça dışarı attılar. Demokrasi protestoları güvece altına alır. 9 arkadaşımızı Cumhurbaşkanına hakaret suçuyla tutukladılar. Bunun neresi Cumhurbaşkanına hakaret. Bunu hakaret olarak kabul ediyorsa tarafı bu taraf zaten.

Ahmet Özer Silivri Cezaevinde tutuluyor. Kendisini ziyaret ettim, selamlarını getirdim. Kayyım siyasetinin Akın Gürlek denilen adalet celladınca yürütüldüğünü biliyoruz. Ona ‘Bırak bu mesleği, git avukatlık yap’ dedim. Bundan bazı avukatlar alınmış. Cümlem tamamen yanlış yere çekildi. İstanbul Barosu’nun açıklamasını okurken çok önemli bir eksiklik yaptığımı fark ettim. Akın Gürlek bir gün avukatlık yapmaya kalkarsa bu kadar ayıp sırtındayken gelip baroya da kayıt olamaz. bunu hatırlattıkları için teşekkür ediyorum.

Bütün Türkiye’de 10 kişiden 8’i konteynerda, çadırda, gurbette. Yaptım diyeceğine dönüyor CHP’ye sataşıyor. Sen depremzedelere, sırf seçim kazanmak için attığın yalanın altında kaldın. Bu evler teslim edilene kadar her hafta depremzedelerin hakkını savunacağız. Mücbir sebep hali uygulaması 30 Kasım’da bitti, ama hayat normale dönmedi. Esnafımızın arkasındayız, mücbir sebep uygulaması yeniden hayata geçirilmeli.

Esat’a çağrı, Erdoğan’a uyarı

Biz Türkiye’nin 1. partisiyiz ve bu ülkenin de bu partinin de kurucusu bize bir dış politika mirası bıraktı. 2010’lardan itibaren Emevi camiinde namaza gitmeler, selefi grupları getirip eğit, donat, savaştır gibi işler yapmalar… Atatürk ne dediyse tersini yaptılar. Milyonlarca sığınmacı ülkeye geldi, ne huzurları var ne huzur veriyorlar. Bu bölgenin en önemli aktörü Türkiye’dir. İlk seçimde iktidara gelecek partisi olarak kayıtsız kalamayız. Dış politikaya yaz boz tahtası gibi bakamayız. Şeffaf samimi bir iletişimin partilerle kurulmasını TBMM’nin bilgilendirilmesini istiyoruz.

Suriye’nin istikrarsız hali en çok Türkiye’ye Suriye’de istikrarın sağlanması, terör tehdidinin son bulmasıdır. HTŞ gibi terör örgütlerinin Suriye’yi geriletme çabalarına temkinli yaklaşılmalıdır. İran’ın bölgede zayıflatılması mezhep savaşlarının körüklenmesi, İsrail’in hakimiyetinin artması ve güvenliğinin sağlanması Ankara’nın önceliği olmamalıdır. Öte yandan, Rusya’nın mevzi kaybetmemesi, İran’ın yeniden toparlanması da Ankara’nın oyun planı olamaz. Bizim safımız vatandaşımızın güvenliği neredeyse o taraftır. Bizim safımız yurttaşlarımızın güvenliği ve esenliğinin tarafıdır. Bu macerada feda edilecek 1 tane bile Mehmet’imiz yoktur.

Bir elinde HTŞ’yi bir elinde YPG’yi tutanların planının parçası olamaz. Suriye’yi bölmeye yönelik planlardan uzak durun. Tüm komşularımızla iyi ilişkide olması zorunludur. ne BOP’un eş başkanı gibi hareket edebiliriz ne de batıdaki yurttaşlarımızın zor durumda kalacağı angajmanlara yedeklenebiliriz. Sayın Esat’a da çağrımızdır, herkes gittiğimde biz burada olmaya devam edeceğiz. Suriye ve Türkiye haklarının kardeşliği için yeni bir sayfa açılmalı, diyalog başlatılmalıdır. Erdoğan’ı da uyarıyorum, çökmüş Suriye politikanızın üzerinde yıkıntılarla yeni bir siyaset kurmaya çalışmayın. 10 Ekim katliamını hatırlayın, sınırın zafiyete uğramasının neye mal olduğunu hatırlayın. Bu maceradan vazgeçin, bu maceradan geri dönün.

“Kendi düştüğü durma bakmaz neler söylüyor neler”

Geldik konuşmanın en kritik kısmına. Sayın Bahçeli’nin bana söyledikleri… Hakaretler hakaretler hakaretler. Kendi düştüğü durma bakmaz neler söylüyor neler…  Devlet Bey istiyor ki bunları konuşayım. Senin istediğin zaman senin istediğin şeylerin konuşulması çok gerilerde kaldı.

Bu milletin gündemi ekonomi. Önümüzdeki hafta bütçe görüşmeleri asgari ücret toplantıları başlıyor. Türkiye’de asgari ücret ücretlilerin yüzde 57’sine ulaşmış durumda. Seçim öncesi asgari ücrete 3-4 kez enflasyon iyileştirmesi yapacağız diyenler 1 yıl zam yapmadı. 17 bin lira, yıl sonunda 10 bin liraya düşmüş olacak. 11 aydır zam yapmıyorsun, enflasyon düşüyor mu? Asgari ücrete yapılacak zam enflasyonu binde 0.7 etkiliyor. ‘Enflasyonu artırır’ demek kandırmacadan ibaret.

Emekçiye kazık atmaya çalışıyorlar. Asgari ücret talebimiz 30 bunun altında biz yokuz. TÜİK hesabına göre bile hedef yine tutmayacak. Yüzde 47’lik zam yerine yüzde 25-30 vermeye çalışıyorlar. Asgari ücretlinin gerçek enflasyonu yüzde 78 artış var. Onu verirseniz 30 oluyor, vermezseniz yoksulluk oluyor. Devletin kasasına 1 trilyon fazladan SGK prim geliri giriyor. Asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek bir noktaya geldi, desteklenmesi lazım.

Birileri diyor ki, ‘Emekli maaşları ve altın hesabı AK Parti’nin kimyasını bozmuş’, bozsun. Hep sen mi milletin kimyasını bozacaksın. Kırk haramilere bütçe yapmayın, emekçilere bütçe yapın. Emekliye geçim haktır, 1 asgari ücret şarttır.

Ekonomide en kötü gündeler geride kaldı dediler. Yüzde 48 enflasyon hiçbir düşme eğilimi göstermiyor. Bu gördüğünüz 200 liralık banknot.  Çıktığı 1 Ocak 2009 günü Erdoğan ‘Para tıpkı bayrak gibidir’ diyordu. Çıktığı gün 132 dolar ediyordu, bugün 6 dolar etmiyor. Parayı pul ettiler.  Devlet Bey arabalara meraklı. Bu da Devlet Bey’e hediyem olsun, 2019 yılı Bursa’da yerli bir firma 2009’da 26 bin TL idi, şimdi Devlet Bey’e hediyem olsun… Bizi bu hale getirenler bizi kendi istedikleri gündeme getiremezler. Devlet Bey’in değil, Tayyip Bey’in değil halkın gündemini konuşuyoruz.”

Paylaşın

Özel’den İktidara Sert Sözler: Pandemide Beş Maske Dağıtamayanlar…

Halkın Belediyesi Halkın İradesi Belediye Başkanları Toplantısı’nda konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Pandemide vatandaşa 5 maske dağıtamayan iktidar, CHP’li belediyeleri engellemenin derdine düştü” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen Halkın Belediyesi Halkın İradesi Belediye Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Özel’in konuşması şöyle:

“Aralık ayının sonuna doğru hem başkanlarımızın kendilerine hem genel merkezimize üzerinde konuşacağımız, tartışacağımız, eksikliklerimizi gidereceğimiz, iyi yaptığımız işleri ortaklaştıracağımız bir süreci müzakere edeceğiz. Büyükşehirlerimiz, 21 il belediyemiz, yüksek nüfuslu çoğu ilçemiz tamamlandı; 50 bin nüfusun üzerindeki ilçelerimizde ölçümler devam ediyor. O süreçlerden aralık ayının sonunu beklemeden bana ifade edilen şudur: Şu ana kadar ölçülen belediye başkanlarımızdan memnuniyet oranının ortalamadaki artışı seçim gününe göre yüzde 8,5’tur.

Hepinizi yürekten tebrik ediyorum. Seçim günü ortalamamız yüzde 38’di Türkiye’de, şu anda ortalamamız yüzde 46’ya gelmiş durumdadır. 8 puanlık artışla ‘bugün seçim olsa bu belediye başkanına oy veririm’ diyenlerin toplamı bizim açımızdan yüzde 46’ya ulaşmış durumda. O gün elde ettiğimiz büyük başarı, gelecekteki büyük başarılar için kendimize sorumluluk yüklediğimiz o gecenin çok ilerisinde olduğumuzu, ayrıca sizlerin illerinizde, ilçelerinizde partiyi de yukarı çektiğiniz ve birinci parti olmasında emeklerinizin ne kadar yüksek olduğunu rakamlar gösteriyor.

Seçim gecesi otobüsün üstünden 2019’da Cumhur İttifakı’ndan devraldığımız İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlarımıza daha önceden bizde olup AK Parti’den bu belediyeleri devralmamıza vesile olmuş halkçı belediyecilik uygulamalarını sürdüren İzmir, Muğla, Tekirdağ, Aydın ve Eskişehir’e ve ‘artık ben de israf istemiyorum, hizmet istiyorum’ diyen ve AK Parti’nin, MHP’nin belediyeciliği yerine halkçı belediyeciliği tercih edenlere önerdiğimiz ve hemşerileri tarafından bağırlarına basılan Manisa, Denizli, Balıkesir ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlarımıza otobüsün üstünden teşekkür etmiştim.

Deprem bölgesinden Adıyaman’ı, Kastamonu’yu, Kırıkkale’yi ve seçim gecesi sevindiğimiz, kimine şaşırdığımız ama bütün Türkiye’yi şaşkına çeviren Kilis’i, adını anamayacağım 400’ün üzerindeki belediyeyi her biriniz adına kutluyorum. Yenisiyle eskisiyle Türkiye nüfusunun yüzde 65’ini, Türkiye ekonomisinin yüzde 78’ini, Türkiye’de turistin ayak bastığı toprakların yüzde 91’ini CHP’li belediyeler yönetiyor. Bu yaptığımız ölçümler, parti seçmen kırılımları, 2019’daki iki İstanbul seçiminde AK Parti’ye oy verip bu seçimde CHP’ye oy veren kadın seçmenin durumuna baktığımızda ya da geçmişte CHP’ye hiç oy vermemiş Ankara’da milliyetçi-muhafazakar seçmenin oy davranış değişiminde ya da Türkiye’de ilk kez 7 bölgede birden il belediyesi olan tek parti olduğumuzun gerçeğiyle… AK Parti’nin Ege’de il belediyesi yoktur çünkü kusura bakmasınlar hepsini siz kazandınız.

Ege’de ilk kez CHP’ye oy vermiş seçmenlere bakarak bu seçmenlerin oy verme davranışını ne değiştirdi ve şimdi ne durumdalar diye baktığımızda ortaya bir şey çıkıyor: Vatandaşa dokunan, özellikle kadına, çocuklu kadına dokunan, evlerin içine gönül bağıyla giren, o evdeki yoksulluğa bir nebze çare olabilen, ayda 1-2 kere de olsa eve et sokabilen, doğal gazı kesilmiş evin faturasına omuz veren, evdeki çocuğu hiçbir yere bırakamadı diye çocuğunu kreşe kabul eden, dolayısıyla kadını istihdama yönlendiren, 1 yerine 2 asgari ücretin eve taşınmasına sebebiyet veren kreşleri açanlar ve Anne Kart verip çocuğunu annesine, kardeşine bırakacak ve işe koşacak kadına ya da evde ayrı ayrı doğal gaz yakmak yerine kardeşlerin bir araya gelebildiği ücretsiz ulaşımla ve gündüz doğal gaz faturasından tasarruf edebilmek gibi tahayyül dahi edemeyeceğimiz katkıları gören kadın seçmenler ilk kez CHP’ye yoğunlaşan ve CHP’nin AKP Parti’yi en açık şekilde geçtiği seçmen gruplarından bir tanesi oldular.

“Rakamların bize gösterdiği tabloyu saray da görüyor”

Öyle bir noktadayız ki bizim gördüğümüzü onlar da görüyor. İstanbul sokaklarında bir kolunda çocuğu, çantasından bir şey çıkarana kadar otobüsün önünü kesen Anne Kart çıkarıp Ekrem Başkan’a kalp yapan kadını sokakta görmeyenler, bugün ankette görüyorlar. Ya da veresiye defterinin pandemide Ankara’da kapatılmasını sadece reklam için koyduğumuz bir şey gibi görenler aslında o gün ‘defter kapandı, ABB’nin organizasyonuyla birisi geldi borcunuzu kapattı’ dendiğinde gırtlağı düğümlenen amcanın sandıkta ne yapacağını göremeyenler anketlere bakınca ne yaptığımızı ve samimi duygularımızın karşı tarafa nasıl geçtiğini çok iyi görüyorlar.

Halk Et’inden okul sütüne kadar, Hoş geldin Bebek’ten okulun ilk haftası verilen, sonra da ara ara içi doldurulan kırtasiye kitlerine kadar, okuldan çeşmeden su içilemezken parası olmayanın tuvalet çeşmesine yönelmemesi için okul sebiline kadar ya da üç kap sıcak yemeğine, üniversite öğrencisine dağıtılmasına bile zorluk çıkarılmaya çalışılan sabah çorbasına kadar her birisi buralarda oturan sizlerin eseri olan bu işlerin ne yaptığını vatandaş hissediyor ama artık saray da ölçümlerde görüyor. Geçen seçimin başarısında büyük pay sahibiydi bu, bu seçimde Sosyal Demokrat Belediyeler Eşgüdüm Konseyi’nde çalıştığımız Yılmaz Büyükerşen’in başında olduğu ve belediyerimiz eğittiğimiz, denetimlere hazır hale getirdiğimiz ve aralarındaki eşgüdümü sağladığımız çalışmaların yeni yeni meyvelerini aldığımız noktada rakamların bize gösterdiği bu tabloyu saray da görüyor.

‘Ne oldu da bunlar birden bu hale geldi’ derseniz, ilk 6 ayın belediye anket sonuçlarını gördüler ve bunun üzerine iki şeye kalkıştılar: Bir tanesini yapıyorlardı, artırdılar. CHP’yi kendi içindeki sorunlarıyla boğuşan, her an kurultay tartışmaları yaşayan, kurultaylarında kavgalar yaşayan, tartışmaların bitmediği bir parti gibi göstermek. Buna gerçekten emek, troll verdiler, bütçe ayırdılar. Bu konuda bir iki tane çatlak sesi büyüttüler ama bu konuda haklarını teslim etmek lazım, 81 il başkanı Tüzük Kurultayı’na gelirken dediler ki; ‘Bir yıl önce bize ve örgüte verilen bütün sözler tutuldu.

Sokakta kavga yok, sokakta olmayan kavgayı bu salona taşımayız.’ 81 il başkanı, 1 yıl önce yaşanan Cumhuriyet tarihin tek genel başkanının seçimle değiştiği o süreçten üzerinden daha 10 ay geçmişken hep birlikte durdular ve sahiplendiler, birliktelik mesajı verdiler. Biz partiyi nasıl yöneteceğimize büyük bir mutabakatla karar verdik. Ardından birkaç başka sözü de yayınladıkları bir deklarasyonla sokakta CHP’nin iktidara yürüyüşünün ayak sesleri var, sokakta işsizlik, yoksulluk, güvencesizlik, hayat pahalılığı konuşuluyor ve bunlara CHP’nin çağrı olabileceği konuşuluyor, bunun dışında bir şey konuşmayı doğru bulmuyoruz’ diyerek sarayın oyununu boşa çıkardılar ve CHP’nin hiç yaşamaması gereken ve gerçekte yaşadığı ama sosyal medyada köpürtülen tartışmalarına noktayı koydular.

Bu salondaki sizleri her türlü iftirayla itibarsızlaştırmak, ekonomik olarak zorda bırakmak, başaramıyor gibi göstermek ve bir yandan da size iftira atarak haksızlık ve hukuksuzluklarla CHP’nin belediyeciliğinin ilk 8 ayda yazdığı destanı gölgelemek. Bununla mücadele ettiğimiz zorlu, ağır bir süreçteyiz. Onun için buradayız, biriz ve beraberiz. 2019 seçimlerinden önce biraz önce bahsettiğim İstanbul’la, Ankara’yla, Mersin’le, Adana’yla, Antalya’yla Cumhur İttifakı’ndan büyükşehirlerin kiminin 25-30 yıl sonra alındığı sürecin yaklaşmakta olduğunu gördüklerinde, o günlerde artık o seçim onlar için çantada keklik değilken o karalamalara rağmen kazandık. Pandemide vatandaşa 5 maske dağıtamayan iktidar, CHP’li belediyeleri engellemenin derdine düştü.

Vatandaşın yaptığı bağışlara el koyarak, aşevi hesaplarına el koyarak pandemide vatandaşı aç bırakmayı göze aldı. CHP’li belediyelerin maske üretmesine engel olarak vatandaşı koruyacak maskesinden etmeyi göze aldı. Dayanışma hesaplarındaki milyonlarca lira, dakikalar içinde toplanan paralara el koydu ve hizmetlerin yapılmasına engel oldu ve sürecin sonunda seçimlere gittiğinde gördük ki bunu yaptığı belediyelerden Hatay’ı istisna tutarak hiçbir tanesini kaybetmediğimizi, üstüne yenilerini eklediğimizi ve inanılmaz bir başarı elde ettiğimizi gördü. O gün biz kazanmayı öğrenirken Tayyip Bey belki bu sefer kaybetmeyi öğrenmiştir dedik -yaptığı bütün engellemeler ve kötülükler hatırlatıldı- ama görüyoruz ki Tayyip Bey kaybettiğinde hazmetmeyi öğrenemiyor ama emin olsun ki böyle küçük sınavlarla öğrenemiyorsa sınavın büyüğü gelecek, o nasıl kaybediyormuş millet ona ilk seçimde gösterecek.

Biz hiç şüphesiz kadınlara, gençlere, bilime güvenerek oluşturduğumuz her yapıda kadın-erkek eşitliğine doğru adımlar atarak; kadınları, gençleri daha çok adaylaştırarak ve halkımızın bunu istediğini düşünerek buna çok olumlu karşılıklar aldık. Buna devam edeceğiz. Belediye başkanlarımızdan tüm süreçlerde yaklaşmakta olan CHP iktidarına ihtiyaç duyacağımız insan gücüne yönelik olarak tasarruflar yapmalarını hep istedim ama bundan sonraki dönemde gençlere ve kadınlara daha da fazla önem verilmesini ve bu konuda gayret gösterilmesini de size emanet ediyorum.

‘Seçim gecesi 22 yıl sonra ilk defa yenilen Erdoğan, balkona çıkıp dedi ki, ‘Dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz.’ Bire bir aynı ifadeyi 2019’da da kullanmıştı, bu sefer milletle dikleşmeden 3 ay durabildi. İlk günlerde Meclis’te kendi grubuna bir talimat verdi, o talimat: ‘Türkiye Belediyeler Birliği, Tarihi Kentler Birliği, Marmara Belediyeler Birliği seçimlerinde belde belediyeleri de oy kullanabilsin.’ Doğu ve İç Anadolu’da yoğun olarak onda olan belde belediyelerinden istifade etmek suretiyle bu yapıların başkanlıklarını bize vermemeyi göze alıyorlardı ama o günlerde hem CHP’nin takındığı tutum hem milletimizin bize göstermiş olduğu güven ve o konuda kendilerine yaptığımız net ve sert uyarılar buna yeltenmemelerini sağladı.

3 ay dayanabildiler ve çok yönlü saldırıyı başlattılar. Temmuz ayı yaklaşırken SGK ve vergi borçları açısından belediyelerin tüzel kişiliklerine geçmişten birikmiş -şunu hepimiz biliyoruz ki her seçim döneminde af çıktığı için ve bu af çıktığında borcu olmayan belediyeler, yani SGK ve vergi borcunu ödemiş olan belediyeler diğerleri tarafından ‘Bizim gibi ödemeseydin, o faizi oraya vereceğine millete hizmet ederdin’ öğrenilmişliğiyle çok sayıda belediyede ama bilhassa AK Partili belediyelerin tamamında SGK ve vergi borçları dağ gibi bekliyordu.

CHP’li belediyelerin çoğunda meclis çoğunluğu olmadığı için, borçlanma yetkisini de meclis vermediği için, millete hizmet vermek için bankadan borç dahi alamadıkları için vergiyi ve SGK’yı ödemek yerine onu ileriye bırakarak acil hizmetleri görmeyi tercih ettiler. Bunun böyle olduğunu benden daha iyi Tayyip Bey biliyor. Bunun böyle olduğunu benden daha iyi Tayyip Bey biliyor. En borçlu belediyelerin AK Parti’li belediyeler olduğunu, CHP’de bulunan büyükşehirlerin de borç stoğunun AK Parti döneminden geldiğini hepimiz biliyoruz zaten. Tuttu bunu yaparak belediyelerin özellikle AK Parti döneminde borçlar birikmiş…

Yani yemeği AK Parti yemiş, hesabı faiziyle birlikte CHP’den bir kere daha alacak. Bu talimatı verdi, gerçekten zorlandık. Gerçekten kapalı oturumda ifade edilen rakamlar, yapılandırılsaydı, faizleri kaldırılsaydı, eşit taksitlere bölünseydi inanılmaz hizmetlere dönüşecekti. Bugün yapılanların fevkinde hizmetler yapılacaktı. Ama mazeret bilip de hizmeti durdurmadık. Arkadaşlar, güçlü mali disiplinleriyle bu işleri aştılar. Şimdi geldi belediye iştiraklerinde de kanunen yapamaz. Kanun çıkarması lazım. Meclis’e getirdi, geri püşkürttük. Cumhurbaşkanlığı Kararı’yla… Adım gibi biliyorum, Anayasa Mahkemesi bozar kanun yapsa.

Kanun yapmıyor, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi de yapmıyor. Karar yapıyor ki Danıştay’dan bozduramayalım diye. Böyle uyanıklıklarla belediye şirketlerine yöneliyor. Temel amaç, belediye şirketleri çalışana maaş ödeyemesin. Çöp aksasın. Biraz önce övündüğümüz sosyal yardımlar aksasın. Sanıyor ki bu olunca CHP, milletin gönlünde edindiği yerden düşecek. Sayın Erdoğan açıkça söylüyorum. Bunu yaptığında milletin gönlünden biz düşmeyiz. Biz geçmişte de nasıl bu işlere kalkıştığınızda kocaman afişlerle tam sizi şikayet edecekken, son gece korkup da geri çektiğini uygulamaları hatırlatırım. Bu yaptığınızı Türkiye’de duymayan bir kişi bile kalmayana kadar milletimize en güçlü şekilde anlatırız. Sizin bu yaptığınız döner yine sizi vurur.

CHP, hizmet aksarsa, aksatanın siz olduğunu anlatacak kabiliyette okuduğunu anlayan, duyduğunu anlayan, bunu çok iyi anlatabilen bir örgüte, üyelere ve seçmen yapısına sahiptir. Türk milleti de bir iş aksıyorsa, o işi gerçek aksatanın kim olduğunu görürse onu gönlünden düşürür. Siz 31 Mart’ta milletin gönlünden düştünüz. Milletin gönlünü kazanmanın yolu çelme çakmak, çirkef atmak, tekere çomak sokmak olamaz. Millet sizi bu hareketlerle tekrar dönlüne koymaz. Ama bu hareketler yerine hizmette yarışmak, mesela ‘Kreş mi yapıyorlar? Biz de bütün mahallelere kreş yapalım’ deseniz.

‘Yurt mu yapıyorlar? Bütün öğrencilere yurt yapalım’ deseniz veya ‘Sosyal yardım mı? En alasını yapalım’ deseniz, ‘Asgari ücreti 35-40 bin yapalım’ deseniz o zaman milletin gönlüne girmek mümkün olur. Biz milletin gönlünden düşmeyiz ama siz bu sefer gözünden de düşerseniz. Gönülden düşenin, gönüle girme ihtimali vardır. Ama bu millet gözünden düşene dönüp bir daha bakmaz. Bunları yapın. Kötülüğü yapın. Milletin gözünden düşün. Bir daha da millet dönüp size bakmasın. Ben bu yaptıklarınızın hepsinin arkasındayım.

Yapın Tayyip Bey. Milet görmüyor mu? Tekirdağ’da Süleymanpaşa Belediyesi bizdeyken, borçlara karşı yapılandırmayı reddet, bir dönem kendi hatamızdan size kaybettik. Borçların hepsi ödenmiş. Ne kadar iyi dedik. ‘Dört tane arsa vermişler’ dediler. Dedim helal olsun belediye başkanına. Arsayı vermiş, borcu sildirmiş. Dediler ki ‘üstünde cami de var ama’. Eğer belediye AK Parti’li ise belediyeye üstünde cami olan arsayı, arsa bedeli üzerinden borçlardan düşen ama CHP olunca tüm tekliflere karşı ‘Aman ha bunlara yağmurlu havada su vermeycektik.

Saray’dan talimat böyle’ diyen bir kamu yönetimi anlayışı var. Şimdi arkadaşlarımız bundan sonraki dönemde bütün yapıcılıklarıyla, bütün iyi niyetleriyle, kamu görevlilerinin devlet memuru olduğuna inaçlarını muhafaza ederek, bir partinin memuru olduklarını asla onlara yakıştırmadan, AK Parti ve MHP’li belediyelere yapılanların bir benzerlerini talep ederek, en iyi diyalog zeminini sürdürmeye devam edecekler. CHP’nin belediye başkanları kavga eden, sorun çıkaran, inatlaşan değil, diyalog kuran, sorun çözen ve kamu yöneticileridir.

Bu çizgimizin dışına çıkmaya, Tayyip Erdoğan’ın yaptıklarının hiç bir tanesi ve bize yaptıklarının hiç bir tanesi bu çizginin dışına çıkmamıza sebebiyet vermeyecektir. Kapalı oturumda da belediye başkanlarımızın sıkça ortaya koyduğu bu irade, benim açımdan da son derece kıymetlidir. Milletimiz bilsin ki SGK ve vergide birikmiş yıllardır faizi birikmiş ve şimdi CHP’li belediyelerde alacaklarından keserek yani vereceği maaştan, yapacağı kreşten keserek, dağıtacağı etten, sütten, çocuk bezinden keserek, CHP’den kesilenlerin aslında iflahı kesilmiş milletin gırtlağından, sofrasından, evladından ve huzurunda kesilmeye çalışıldığını görmek gerekiyor.

”İğrenç bir iftirayı, kirli ellerle üzerimize sürmeye çalıştılar”

Bu tartışmalar yetmezmiş gibi bir de CHP belediyeciliği sandığınız gibi şeffaf, sandığınız gibi temiz bir belediyecilik değilmiş algısını yerleştirmek için bir kumpasın içerisinde girdiler ama çıkamadılar. Kendilerine bir dönem nasıl kazanıyorlar diye sorulduğunda ‘Çalıyor ama çalışıyor’ diye lakap bile takılmasına bıyık altından gülüyordu bunlar. Millet o çalmaların çalışma ile örtülmediğini ve artık o arsız yaklaşımların hizmetleri nasıl aksattığını görünce bunları gerekli cevabı vermişti. Şimdi ‘biz temiziz’ diyemeyenler, ‘tencere dibin kara, seninki benden kara, CHP’de bizim gibi. Onlar da aslında temiz belediyecilik yapmıyor’ gibi iğrenç bir iftirayı, kirli ellerle üzerimize sürmeye çalıştılar.

Bu tartışmanın adı geçtiğimiz aylarda konser tartışmasıydı. Bilmiyor mu elimizdedir, bizden daha pahalıya konser yapan 46 tane AK Parti belediyesi vardır. Bilmiyor mu onları söyleyeceğimizi? Ama dediği, ‘Biz yapıyoruz ama onlar da yapıyor’ Oysa şunu ifade etmek isterim ki aramızda fark şudur, AK Parti’nin de güvendiği şudur; Kirlenirken birinciliği beyaza verdiler. Bütün renkler kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler. Bu CHP’nin beyaz olduğunu kabul edip, kendisinin kir tutmadığı gerçeğini de içselleştirmiş bir anlayış.

Bembeyaz bir A4’e kurşun kalemle bir nokta koysam yüz metreden görünür. Bizim zaten gri kağıdımız. Üzerine yazsam ismini, o bile okunmaz mantığıyla bize kara çalmaya çalıştılar. Bunlar ispatlandı ve net olarak söylendi ki biz ne teftişten korkarız ne de yaptığımız işten şüphemiz var. Son derece açık, son derece şeffaf. Karşılaştırıldığında AK Parti’nin yaptıklarından kıyaslanmayacak kadar ve hem ölçeği açısından hem de yapılan iş açısından, hizmet açısından belediye başkanlarımızın veremeyeceği hiçbir hesabın olmadığı ortaya çıktı o yüzden sustular. Yoksa susar mı? Altı ay konuşması lazım.

Sayın Erdoğan’a bizim millete veremeyeceğimiz hiçbir hesabın olmadığını söyleyerek şunu söylüyorum; Biz hesap sorduracaksanız, ilk önce çok güçlü delilleriniz ve çok temiz, özgüveni yüksek ekibinizin olması lazım. Ben bunu yapabiliyorum. Bunu yapamadığınızı, konser meselesi ortaya çıktıktan bir hafta sonra hep beraber gördük. Bir hesap soracaksanız, Bülent Arınç’ın deyimiyle ‘Ankara’yı parsel parsel satanlardan ya da kendi ifadenizle İstanbul’a ihanet edenlerden’ sormaya başlayabilirsiniz. Siz sormazsanız, biz soracağız. Önceki dönemlerdeki yolsuzluklarıyla ilgili İstanbul Büyükşehir’in 36, Ankara Büyükşehir’in 40, memleketim Manisa’yı sadece örneklendiriyorum; 8 dosyayı dört başı mamur hazır ettiklerini ama bu konuda ne savcıların ne de kamudaki yargı organlarının parmak bile kıpırtatmadığını bir kez daha ifade etmek isterim.

Baktılar ne yaparlarsa yapsınlar olmuyor. Bu kez seçimle kazanamadıkları belediyeleri masada çalmak için harekete geçtiler. Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atamaya kalktılar. Bir şafak operasyonunda kamu kurumu olan belediyenin kapısını balyoz ile kırıp, eş zamanlı olarak belediye başkanımız olan Ahmet Özer’in evine çilingir ile balyozla gidip, sese uyanıp kapıyı açan eşini ittirip, uyandırılmasına bile izin vermeyerek, onurunu kırmaya çalışarak kendisini gözaltına alanlar ve o gözaltıyı FETÖ’nün ilk döneminde olduğu gibi avukatsız yapanlar, oradan sözde topladıkları sözde delillerle yalandan tutuklama yapanlar, tutuklamasına yapılan itirazın diğer mahkemede ‘bunda tutuklanacak bir şey yok ama bir gizli tanık var’ demesiyle yeni bir faza girdiler.

Attıkları yalanların arkasından çekildiler, sürdürmediler. Şimdi bir gizli tanık eliyle tek sanıkta bir aydır, 200 sanığa dört günde iddianame yazdım’ diye böbürlenen bir savcı, tek bir sanığa bir aydır iddianame yazamıyor. Ben buradan Ahmet Özer’i selamlayacağım ama Ahmet Özer‘i şöyle selamlayalım. Sevgili kızı Serap ve değerli oğlu Serhan aramızda. Onların şahsında Ahmet Başkan’a bu salondan selam yolluyoruz. Ahmet Başkanımızın arkasındayız, Ahmet Özer suçsuzdur, evlatları da ailesi de Cumhuriyet Halk Partisi ailesi de Ahmet Özer‘le gurur duymaktadır.

Ardından biraz önce bu kürsüde olan Ovacık Belediye Başkanı. Üç dönemdir kazanır, üç dönemdir. Tunceli’ye giden bilir, bir elinde parti bayrağı bir elinde Türk Bayrağı olan, ağzından gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü düşürmeyen, en zorlu dönemlerde hizmet vermiş ve hep ama hep mağdurun yanında olmuş garibanın yanında olmuş, çalışkan, namuslu hepimizin gözbebeği biridir Mustafa Sarıgül. Ve bu Mustafa Sarıgül bundan 12 yıl önce, savcının ricasıyla, ‘Biz götürürsek askerlerimiz şehit olur, sen bir konuş.

Zaten aile CHP’li, sen bir konuş, siz götürün’ dedikleri bir cenazeyi belediyemiz götürdüğü için CHP’li aileye taziye yaptığı için ve ölenin suçu üzerinden anası, babası, taziye yapan komşularının sorumlu tutulduğu bir süreç bundan iki yıl önce akıllarına geldi. On yıl sonra dava açtılar. Yargıladıkları hemen herkes beraat etti. Elinde belediyesi var diye, kayyum atamaya bahane olabilir diye Mustafa Sarıgül’e ceza verdiler. Ona ne ceza verirlerse versinler, o kendi ailesinin de Ovacık’ın da Tunceli’nin de Cumhuriyet Halk Partililerin de vicdanında suçsuzdur, tertemizdir, bu partinin bir evladıdır. Onu da saygı ile selamlıyorum.

Buradan bir teşekkür, hep eleştirilerde bulunduk, bir teşekkür: Çok büyük bir kısmı muhalefete, bir kısmı da iktidarın küçük ortağına gelecek. Bu yaşananların hepsi OHAL’de çıkarılmış bir kanun hükmünde kararnamenin ürünüdür. Külliyen kanunsuzdur, hukuksuzdur, Anayasa’ya aykırıdır. Daha soruşturma açılırken, yani içinizden herhangi birine bir terör örgütünün adını anarak soruşturma açıldığı gün kayyum atamayı meşrulaştırır. Belediye meclisini ‘Hepiniz teröristsiniz, vekili de oradan seçmeyeceğim’ der ve bunu iki ayda bir sürdürürler. Buna, zaman zaman kavga eden, bir birinden ayrı düşünen, bugüne kadar hiçbir konuda bir araya gelmemiş Meclis’teki bütün partiler bir araya geldiler.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin yanında DEM’in, İYİ Parti’nin, Saadet’in, Gelecek’in, DEVA’nın, Demokrat Parti’nin, Yeniden Refah’ın, Emek Partisi’nin ve Türkiye İşçi Partisi’nin birlikte imza attıkları bir teklifle, bu kayyum uygulamasına son verecek teklifimizi Meclis’e ilettik. Evveli gün de Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı bir kanun yoluyla bu kayyum işinin ortadan kaldırılabileceğini söyledi. Ben bu kadar olumsuzluk içinde saray bütün hesaplarıyla muhalefeti parçalamaya çalışırken, hele hele kayyum meselesinden muhalefeti birbirine düşürmeye hesap ve kitap kurulmuşken, bu hesabı bozan tüm siyasi partilerin genel başkanlarının şahsında kurumsal kimliklerine, üyelerine yürekten teşekkür ediyorum oyunu bozdukları için.

Milliyetçi Hareket Partisi’ne de diyoruz ki bu sefer bu değerlendirme, samimiyse ve eğer ittifak ortağınızın her dediğine, her yaptığına bugüne kadar verdiğiniz kayıtsız ve Meclis tarihi için takdire şayan desteğe bu sefer iktidar partisinden bir seferlik istediğiniz bu yaklaşıma destek bulabilirseniz, Türkiye’yi büyük bir ayıptan, demokrasimizi büyük bir cendereden kurtarmış olursunuz. Milliyetçi Hareket Partisi’nin o yaklaşımını da kıymetlendirdiğimi ve dikkatle takip edeceğimizi, bu hafta içinde de kendileriyle temas kuracağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Hiçbir hamleden sonuç alamayanlar, bu işlere kalkıştılar, bugün de bir benzer durumla karşı karşıyayız. Aldılar, hiçbir şey dememişler. Dün tutukladılar, ‘Gizli tanık var’ demişler.

Burada yaşanan, Ahmet Özer’in yaşadığından ya da daha önce gizli tanık iftiraları ile görevinden alınan belediye başkanlarının yaşadıklarından farklı değil. Örneğin, Diyarbakır Belediye Başkanı, doktordu, bir yıldır milletvekiliydi. Bir yıl önce temiz kağıdı almıştı. Bir kez daha temiz kağıdı aldı, belediye başkan adayı oldu. Seçim gecesi soruşturma başlattılar, ‘Gizli tanık var’ diye. Gizli tanık ifade verdi, ‘Bir teröristi şu özel hastanede ameliyat etti’ diye. Ceza verdiler. Ceza istinaftan da onaylanıp Yargıtay’a gitti. Yargıtay’a savunma avukatları, o ifadeyi veren kadın gizli tanığın o akşam İstanbul’da bir başka özel hastanede kamera altında altı kere koridordan gelip gidip bir ameliyathanede bir başka hastanın ameliyatına eşlik ettiğini ispatladılar.

O kadar berraktı ki görüntüler, o kadar netti ki Selçuk Mızraklı’nın o dakika serbest bırakılmasını beklersiniz. Kararı bozdu Yargıtay ama tutukluluk haline devam ettirdi. Ameliyathaneden başka bir gizli tanık buldular arkadaşlar. O gizli tanıkla şimdi dosya tekrar Yargıtay’a yollandı. O kadın ve o ifade yalanmış ama ‘Paspas yapan birini bulduk. Selçuk Mızraklı bu ameliyatı yapmış’ diyorlar. Gizli tanık böyle bir ahlakın ürünüdür. O yüzden Ahmet Özer’i de Remzi Çalışkan’ı da ve onların şahsında aslında onların hizmet etmek, yüzünü güldürmek zorunda olduğu hem Esenyurtluları, hem Genel İş’in emekçilerini bir kez daha buradan onların şahsında saygı ile selamlıyoruz.

Biraz önce kreşlere nasıl saldırdıklarını ifade etmiştim. Bir tane kreş açmamışlar, 653 kreş açtık. Yazı yollamışlar, ‘Kapatın’ diye. Millete şikayet ettik. Kadınlar geldi, İstanbul’da isyan ettiler. Ekrem Başkan’ın karşısına geçmiş diyor ki, ‘Siz bu kreşi açtınız, ben 20 bin lira kreş parası bulamıyordum. Çocuğu kreşe verdim, işe gittim. Allah sizden razı olsun’. İşte o kadın ile uğraşan bir akıl var. O akıl ‘Kreşleri kapatın’ dedi. O kadın onun ağzını kapatınca ‘Biz kreş demedik, ilkokul dedik’ dedi. Yazıya rağmen. ‘Zaten bu CHP kandırıyor.

Kreş ve gündüz bakım evi diye bir şey olmaz’ dediler en son. Ben de öğrendim ki en son Cumhurbaşkanlığında, sarayda, külliyede kreş ve bakımevi varmış tabelası kocaman, önünde de Emine Hanım’ın resmi var. ‘Milli Eğitim Bakanlığı bu sefer aynı yazıyı Cumhurbaşkanlığına yollasın’ derken ‘İki nüsha yazsın’ dediler. Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kreş ve çocuk bakım evi var, önünde de Murat Kurum’un fotoğrafı var. Bir tane de oraya yollasın. Ama Murat Kurum kreşe karşı değil ki. ‘Ben İstanbul’a belediye başkanı olursam her mahalleye bir kreş açacağım’ diye billboard asıyordu. Şimdi ‘Kreş olmaz, gündüz bakımevi olmaz, hiçbiri olmaz. Vatandaşı memnun etmeniz olmaz, baş edemiyoruz. Size de yaptırmayız’ bakış açısı var.

Ama şunu söyleyelim. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler şu anda 653 olan kreş sayısını en kısa zamanda, birkaç ay içinde 1000’e çıkaracaklar, milletimize müjdeler olsun. Biz buradan ülkenin üzerine kabus gibi çökmeye çalışan bu kötülük şebekesine karşı açıkça meydan okuyoruz. Meclis toplantılarını, ihalelerini canlı yayınlayan belediyelerimiz tertemizdir, kir tutmaz. Devletten temiz kağıdı alıp, milletin oyu ile seçilen belediye başkanlarımıza uydurduğunuz suçlamalar yapışmaz. Sizin döneminizde, sizin döneminize göre 4-5 kat artan sosyal yardımlarımız ilaç gibidir; milletin dertlerine derman olur.

Kapatmak istediğiniz kreşleriniz ana kucağı gibidir, sarar sarmalar. Kent lokantalarımız Halil İbrahim sofrasıdır; paylaştıkça, bölüştükçe büyür. ‘Anne Kartımız’ fedakar annelere rahat bir nefes aldırır; kaygıları, dertleri hafifletir. Tarikatların kucağına ittiğiniz gençler için açtığımız öğrenci yurtlarımız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün baba ocaklarıdır, baba evidir; kapısından girene güven verir. Öğrencilerimize karşılıksız verdiğimiz burslar, yardımlar hızır gibidir; zor zamanda imdada yetişir. Yaşlılara verdiğimiz evde bakım hizmetleri hayırlı evlat gibidir; her gün gelir, düzenli gelir.

Emekli evlerimiz güçten düşen yaşlılarımız için evladının evidir; kapıda elleri öpülür, sımsıcak bir sarılma ile buyur edilir, hep birlikte çaylar ve kahveler içilir. Çiftçiye, besiciye verdiğimiz destekler toprağa düşen bir tohum gibidir; yeşerir, büyür, serpilir ve mahsule dönüşür. Dalında kalan mahsulü üreticiden alıp, yoksula dağıtan belediyelerimizin yaptığı şey iyilikte yarışmaktır. Bizim sosyal belediyecilik anlayışımız coşkun bir ırmak gibidir; hem yatağına, hem çevresine hayat ve bereket taşır. Bunu milletimize taşıyanlar, yüreğinde sadece gurur taşır. Onlara atılan iftiralar vız gelir, tırıs gider. Hepinizle gurur duyuyoruz çok değerli belediye başkanlarımız.

Millet bize 31 Mart’ta bembeyaz sayfalar açtı. Eskisinden memnundu, yenisini açtı. Kimimize ilk sefer açtı. Bizim belediyelerimiz bembeyaz kağıt gibi. Ama AK Parti’nin belediyeciliği kir kaldırıyor, koyu, gri bir kağıt gibi. Bütün renkler kirlenirken, birinciliği beyaza verirler. AK Parti buna güveniyor. Bizim bu konudaki özenimizi, dikkatimizi en üst düzeyde tutmamız lazım. Bugüne kadarki gibi en üst düzey dikkatle devam etmemiz gerekiyor. Çünkü sizler Türkiye ittifakının belediye başkalarısınız. Her görüşten seçmenden oy aldınız. Herkese ayrımsız hizmet veriyorsunuz. Ama iktidar bu salona kayyumla saldırmaya çalışıyor. Belediyelerin gelirlerini keserek saldırmaya çalışıyor. Mallarına haciz getirerek saldırmaya.

Kumpasla, iftira ile saldırmaya çalışıyor. Bir topyekun saldırı başlattıklarına göre milletin temsilcilerinin yanıtı da topyekun olmalıdır, topyekun olacaktır. Bugün olduğu gibi buna karşı topyekun mücadele verilecektir.Önemli olan bu iftiralardan yılmamak, bunların yaptığı iftiralara aldırmamak ve bunlara karşı büyük bir dirençle ayakta durmak, dosta güven, olmayana kaygı vermek. Bugün bu yüzden burada toplandık hep beraber. Hem Ahmet Özer’e hem Mustafa Sarıgül’e sahip çıkmak için. Ya da Selçuk Belediyesi’ndeki örnek gibi yarın her birinize size özel saldırılara niyetlenenlere karşı hep bir arada durduğumuzu göstermek için.

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatan toprağıdır.’ Madem ki vatan toprağının şimdilik yüzde 65’i size emanettir, o toprağı ve üzerinde yaşayanların haklarını vatanı savunurcasına savunmaya devam edeceğiz. Unutmayın ki bu kürsüden söylemiştik, tekrar ediyorum, 31 Mart‘ta çok önemli bir sınav oldu, devletle millet yarıştı, millet kazandı. Bu millet, devlet kurmuş millettir, kurdukları tüm devletlerle gurur duyuyoruz ve kurulmuş son devlettir, ilelebet yaşatmaya kararlıyız. Ama zaman zaman devleti yönetenler, bu onurlu göreve sahip olanlar, güçten zehirleniyorlar.

Ve bazen devletin başına geçip millete buyruk veriyorlar Kenan Evren’in yaptığı gibi. Kenan Evren yaptı millet dinlemedi, Kenan Evren dediğini değil, kendi bildiğini seçti. Zaman zaman 28 Şubat sürecinde bütün haksızlıklara rağmen ama bazen de devlet gücünü kullananlar o süreçte, gerçekten haksızlıklar yaptılar. O süreçte yapılanlardan anneanneler ve nineler zarar gördü. Orada millet, emri verenlere değil kapıdan ordu evinin kapısından sokulmayan ninelere sahip çıktı. 15 Temmuz günü devletin kılcal damarlarından ilerleyen Tayyip Bey’le farklı yollardan aynı menzile ilerleyenler vardıkları yerden bu milletin üstüne tank sürdüler, F-16 ile Meclisi bombaladılar. Millet onlara karşı da direndi ve kazandı. 31 Mart’a gittiğimizde bu kez aynı kibre Tayyip Bey kapıldı. Gazi’nin savaş meydanlarından bilgi geçsin diye kurduğu Anadolu Ajansını bir ittifakın ajansı yaptı.

”Türkiye İttifakı karşınıza dikilecek”

Hepimizin vergileriyle ayakta tuttuğu TRT televizyonunu AK Parti’nin televizyonu yaptılar. Devletin kaymakamının ilçe başkanı, valisini il başkanı kıldılar. Milletin karşısına geçip ‘Bunları seçeceksiniz’ dediler. Millet onların karşısına geçti, ‘Bunları seçeceğim’ dedi. Şimdi milletin tercihine ama kayyumla ama para keserek ama iftira ederek yine istikamet dayatmaya çalışıyorlar. Önümüzde bir kez daha buna hiç şüphe yok ki bir kez daha çok daha acımasızca, çok daha sert, çok daha gözü dönmüş bir şekilde, karşımıza devleti tüm kurumlarıyla dikecekler. Biz devlet çağırınca askere gidenleriz, biz devlet çağırınca vergisini verenleriz, biz bu devlet kurulsun diye dedeleri can verenleriz, biz bu devlet ayakta kalsın diye gerekirse can verecek olanlarız. Ama madem ki bu güçle devletin başına geçtiniz ve milletle inatlaşırsınız, milletin partisi halkın partisi, kurduğu ittifakı güçlendirerek, Türkiye İttifakı ile bir kez daha karşınıza dikilecek ve sizi hiç şüpheniz olmasın ki bir kez daha ve son kez yenecektir.

Türkiye İttifakı, gücünün milletinden, renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Kırmızı beyaz renkleri ile bu ülkenin bütün renklerini kuşatır. Türkiye İttifakı ki 31 Mart’taki o zaferi, zafer değil sorumluluk görmüştür. Bunu omzunda sorumluluk görüp Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini ikinci yüzyılın ilk seçimlerinde iktidar yapmak üzere bir yürüyüşe başlamıştır. Biz, hep birlikte o yolda yürüyoruz. Cebinizdeki anahtar, belediyelerinizin değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin ikinci yüzyıldaki iktidarının anahtarıdır. Yürüyün arkadaşlar, arkanızda millet var, yürüyün arkadaşlar yanınızda millet var. Yürüyün arkadaşlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi, iktidara yürüyor. Hep birlikteyiz, dosta güven, olmayana kaygı olsun ki Gazinin partisi birdir, ayaktadır, iktidara yürümektedir. Hepinizle gurur duyuyorum, hepinizle gurur duyuyorum.”

Paylaşın

CHP Ve Dem Parti’den Ortak Açıklama: Herkesin Eşit Hissettiği Bir Ülke İstiyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile basın toplantısı düzenleyen CHP Lideri Özgür Özel, Biz  yaşayan herkesin eşit hissettiği bir ülke istiyoruz” dedi ve ekledi:

“Bunun için de üzerimize düşen adımları atmaya hazırız. Tüm siyasi partilerin birbirleriyle diyalog kurabilidiği bir süreci hep beraber yaşamak isteriz. Bu konuda geçmişten gelen tüm kötü tecrübelere rağmen tarihsel tutarlılığımızdan farklı bir noktada değiliz”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

DEM  Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, beraberindeki heyet ile CHP Genel Merkezi’ne geldi. CHP Yurtiçi ve Yurtdışı Örgütlemeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin, Eş Genel Başkanları kapıda karşıladı.

Hatimoğulları ve Bakırhan daha sonra CHP’nin toplantı salonuna geçti. Özgür Özel’e Genel Sekreter Selin Sayek Böke ve Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen de eşlik etti. Basına verilen fotoğraf ve görüntünün ardından görüşme başladı. Görüşmenin ardından ortak basın toplantısı da düzenlendi.

Burada konuşan Bakırhan, “Kayyum, yönetim biçimine doğru ilerliyor. Bu mesele sadece DEM Parti’nin değil, hepimizin meselesidir. Yasal düzenlemeler yapılarak bu kayyum sorunundan kurturulur. CHP’nin bu konuda ortaya koyduğu pratik değerliydi. Bu ülkeyi umarım bu ayıptan kurtarabiliriz” dedi.

Bakırhan, PKK lideri Abdullah Öcalan ve DEM Parti’nin görüşmesine ilişkin Adalet Bakanlığı’na yapılan başvuruya ilişkin kendisine sorulan soruyu yanıtladı. Bakırhan, “Başvurumuzu yaptık ama henüz resmi bir yanıt gelmedi. Olumlu bir yanıt gelmesini umuyoruz. Önemli olan oraya kimin gittiği değil, orada ne söylenildiği ve ne düşünüldüğüdür. Bekliyoruz” diye konuştu.

Ardından CHP lideri Özgür Özel konuştu. Özel, yeni süreç hakkında “Samimiyetle ve şeffaflıkla davranılırsa Türkiye 40 yıldır çözemediği ve hepimize çok acılar yaşatmış bir sürecin toplumsal barış sürecine dönmesi Türkiye’deki herkese kazandırır. Türkiye’yi çok sayıda riskten de kurtarır” ifadelerine yer verdi.

“Herkesin eşit hissettiği bir ülke istiyoruz”

Kayyum atamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye genelinden ilk günler yaratılan algının oldukça değiştiğini ve anket değerlendirmelerinde kayyum atamanın hoş karşılanmadığını hep birlikte görüyoruz.

Bu günlerde Meclis’teki 10 muhalefet partisi bir araya geldi ve kanun teklifi verdi. Yargı süreci tamamlanmamış olanlar için yargı süreci işler. Ama görevine devam eder.

Biz yaşayan herkesin eşit hissettiği bir ülke istiyoruz. Bunun için de üzerimize düşen adımları atmaya hazırız. Tüm siyasi partilerin birbirleriyle diyalog kurabilidiği bir süreci hep beraber yaşamak isteriz. Bu konuda geçmişten gelen tüm kötü tecrübelere rağmen tarihsel tutarlılığımızdan farklı bir noktada değiliz”

Özel, bir gazetecinin Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle kendisi hakkında başlatılan soruşturmayla ilgili sorusunu yanıtladı. Özel, “Kendisine görevi ile ilgili hakaret ettiğimi söylüyor. Sabahın köründe bir eve gitmek senin görevin mi? Öyle aynayla konuşan başsavcıdan bize de kendisine de faydası yok” dedi.

Paylaşın