Burkulma nedir? Belirtileri, Tedavisi

Tıp dilindeki adı Distorsiyon olan Burkulma, olağandışı bir hareket sonucunda eklem bağlarında oluşan kopma ya da aşırı gerilmedir. Başka bir deyişle, zorlanma sonucu eklemleri bir arada tutan bağlarda meydana gelen esneme, yırtılma veya kopmadır.

En çok el ve ayak bileklerinde ve dizde olur. Belirtileri, burkulan eklemde ağrı, şişme, hareketin güçleşmesi ya da yapılamamasıdır. Eklem içinde kanama da olabilir. Tedavisi için soğuk kompres ve fazla sıkı olmamak koşuluyla eklemi sarmak yararlıdır. Bazı burkulmalarda lokal anestezi gerekebilir.

Nedenleri;

Burkulma yanlış bir hareket sonucu birdenbire olabilir. Buna akut burkulma denir. Yapılan işten dolayı, sürekli tekrarlanan hareketler neticesinde o bölgede zaman içerisinde meydana gelecek olan gerilmeler sonucu ortaya çıkmışsa buna kronik burkulma denir.

Bağdaki lifler elastik bir yapıya sahiptir. Eklemde meydana gelebilecek normalden fazla zorlama veya herhangi bir kaza anında bağların normal esnekliğinin üzerindeki gerilmeler sonucu meydana gelecek hasarlar burkulmaya neden olur. Bu gibi durumlarda liflerle birlikte bazı küçük damarlar kopar. Eklemlerde şişme, ağrı ve morluk meydana gelir. Burkulmalar, ayak ve el bileklerinde, diz ve dirseklerde meydana gelir. Vücuttaki en hareketli bölge olması ve vücudun bütün yükünü taşıması sebebi ile ayak bileği en hassas olan bölgedir.

Belirtileri;

Yumuşak dokularda (kaslar, tendonlar ve lifler) meydana gelecek yaralanmalarda birtakım belirtilerle iltihaplanma süreci başlar. Bu belirtiler kızarma, ağrı, ateş ve şişmedir. Bu belirtilerin her biri iyileşme süreci içinde önemli bir yere sahiptir. Burkulma sonucu meydana gelen hasarın büyüklüğüne göre belirtilerin şiddeti değişir. Sakatlanan bölgede sinir liflerindeki hasar ne kadar büyükse ağrı o kadar fazla olur. Hasara uğrayan dokudan zehirli maddeler çıkar. Bu zehirli maddeler sinirlerin zarar görmesine neden olur. Hasarlı bu bölgede kan akışı artmaya başlar. Artan kan akışı sinir uçlarına baskı yaptığından dolayı ağrılar meydana gelir.

Küçük damarların kopması sebebiyle deride kızarıklıklar oluşur. Bu bölgedeki damarlar, besinleri ve yaralı olan dokuyu iyileştirici maddelerin akışını hızlandırak için genişler. Kan akışı sayesinde yaralı bölgede oluşan zehirli maddeler atılır. Bu olay o bölgenin şişmesine neden olur.

Tedavisi;

Burkulmanın ciddiyetine göre tedavi uygulanır. Eğer burkulma hafif olmuşsa eklem bir süre hareketsiz bırakılarak, eklemin sabit bir şekilde kalmasına özen göstermek gerekir. En çok işe yarayan yöntemlerden biri hasara uğrayan bölgeye soğuk tedavi uygulamaktır. Örneğin bir beze sarılmış buz burkulan yerin üzerine konulmalıdır. Soğuk uygulama sayesinde damarların daralması sağlanır ve o bölgeye olan kan akışı yavaşlatılmış olur. Bu uygulama 15-20 dakikalık aralıklarla tatbik edilebilir.

Sinir uçlarında fazla miktarda sıvı birikimi nedeniyle acı hissedilebilir. Bunun için yaralı olan bölge esnek bir bantla sarılmalıdır. Uygulanacak bandaj işlemi deriye hafif bir şekilde basınç yapacak düzeyde sıkı olmalıdır. Fakat kan dolaşımını engelleyecek kadar fazla sıkılmamalıdır.

Hasara uğrayan bölgenin iyileşmesi için zamana ihtiyaç vardır. Örneğin ciddi bir ayak burkulmasının tedavi süresi bir ya da birkaç ay sürebilir. Burkulma ayak bileğinde meydana gelmişse hasta yatağa uzatılır. Kan birikmesini önlemek amacıyla ayağının altına yastık yerleştirilmelidir. Burkulma bilekte ya da dirsekte meydana gelmişse, kol bir süre hareketsiz kalması için boyuna asılmalıdır. Burkulmadan birkaç gün sonra hasarlı bölgeyi ısıtıp, iyileşme sürecini hızlandırmak için yumuşak masaj yapılabilir. Çok şiddetli durumlarda hastaneye başvurmak gerekir. Zarar gören dokunun tedavisi için cerrahi müdahale gerekebilir.

Paylaşın

Bulimya (Bulimia) Nedir? Teşhisi, Tedavisi

Bulimya (Bulimia); Belirli bir zaman dilimi içerisinde çoğu insanın yiyebileceğinden çok daha fazla yiyeceği yeme durumu ve başka bir deyişle yeme kontrolünün kaybolması durumudur. Bulimya (Bulimia), ileri safhada PEM (Protein Enerji Malnütrüsyonu) gelişir ve hastaneye yatırılması gerekebilir.

Kişide aşırı bir iştah, fakat aynı zamanda aşırı bir kilo alma korkusu vardır. Kişi çok fazla yemek tükettikten hemen sonra kendisini kusturarak yada diüretik ve laksatifler kullanarak yediklerinden kurtulmaya çalışır. Çoğunlukla bulimik kişi, birkaç gün çok fazla yemek tüketir. Sonra karın ağrısı ve uyku düzensizliği başlayınca kendisini kusturmaya başlar. Zorlama ile yapılan bu kusmalar diş çürüklükleri, özefajit , metabolik alkaloz, dehidratasyon, hipokalemi ve diğer elektrolit bozukluklarına yol açar.

Bulimia ne sıklıkta görülür?

Her 100 kişiden bir ila ikisi bulimia hastalığına yakalanır. Ancak bulimianın ayrı ayrı semptomları (hastalık belirtileri) daha sık görülür ve her 100 kişiden yaklaşık 5’inde bulunur.

Bu hastalık özellikle kadınlarda ve genç kızlarda görülür. Her 100 bulimikten 90’ı genç kız ve kadınlardan oluşur. Ancak son zamanlarda giderek daha çok genç erkek de şişmanlamaktan korktuğunu, yeme davranışını kontrol ettiğini, aşırı açlık krizlerine girdiğini, yediklerini çıkardığını, giderek daha çok spor yaptığını veya kilolarını korumak için müshil ilaçlarına yöneldiğini bildirmektedir.

Bulimia hastalığı kimlerde görülür?

  • Düşük özgüvenli kişiler
  • Depresif belirtileri olan kişiler (mutsuzluğa eğilimli, pekçok şeye karşı isteksizliği olan, bunlara ek olarak uyku,iştah, konsantrasyon, enerji sorunları, değersizlik düşünceleri yaşayanlar)  -sosyal anksiyete bozukluğu yaşayan kişiler
  • Çcuklukta aşırı düzeylerde kaygı belirtileri olan kişiler
  • Zayıf vücut idealinin içselleştirilmesi
  • Çocukluk çağlarında cinsel ve fiziksel istismar yaşayanlar
  • Çocuklukta obezitenin (şişmanlık) varolması, erken yaşlarda ergenliğe giriş
  • Ebeveynin aşırı veya yetersiz düzeyde müdahaleleri risk etmenleri arasında sayılmaktadır

Bulimia hastası olup olmadığınızı nasıl anlarsınız?

Bulimia hastalığı hemen bir günde oluşmaz. Mağdurların erkenden yardım aramaları çok önemlidir zira hastalığın sonlandırılması esasen tedaviye çabuk başlanmasına bağlıdır.

Bir yeme bozukluğu başlangıcının belirtileri şunlar olabilir:

  • Kendi yeme davranışından memnun olmama
  • Kişinin kilosu ve beslenmesiyle ilgili endişelenmesi
  • Kişinin vücuduyla ilgili endişelenmesi
  • Gizli yemek yemek
  • Kusma veya yeme krizleri

Çoğunlukla ilk olarak aile hekimiyle görüşülür. Mağdurun bir bulimia hastası olup olmadığı ise, ancak bir uzman hekim veya psikoterapistin kapsamlı teşhisiyle ortaya çıkar. Bunun için detaylı bir bedensel muayenenin yanısıra, hastanın yeme davranışı ve buna karşı önlemler hakkında ayrıntılı bir görüşme de yapılır.
Muayene sonucuna göre hangi tedavi şeklinin tavsiye edileceğine karar verilir.

Esas itibariyle, bulimia ne kadar erken teşhis edilirse, başarılı bir tedavi şansının da o kadar yüksek olacağı kabul edilir.

Bulimianın sonuçları nelerdir?

  • Amenore (adet görememe) ya da adet düzensizlikleri görülebilir
  • Kusma davranışları sonucu vücut su-tuz-mineral düzensizlikleri ciddi sorunlara yol açabilir
  • Yemek borusunda kusmalar sonrası yırtılma, midede delinmeler, kalp ritim bozuklukları gibi nadir ama ölümcül sonuçlar ortaya çıkabilmektedir
  • Laksatif (dışkılamayı arttırıcı, kolaylaştırıcı) ilaçların uygunsuz kullanımı ile barsak hareketleri olumsuz etkilenir ve bunlar olmadan dışkılayamama gelişebilir, diğer mide-barsak sorunları, rektal prolapsus (barsağın anüsten sarkması) görülebilir
  • Duygu durum bozuklukları, kaygı bozuklukları, alkol, madde, uyarıcı nitelikte yasadışı ilaç kullanımı ve kişilik bozukluğu ile birlikte görülebilir

Nasıl Tedavi Edilir?

Bilişsel davranış terapisi esasına göre yapılan bir psikoterapinin özellikle etkili olduğu gözlemlenmiştir. Eğer bir davranış terapisi mümkün değilse, psikodinamik yaklaşıma göre bir tedavi de düşünülebilir. Yaklaşık her üç bulimik hastadan biri, psikoterapi ile kalıcı olarak iyileştirilebiliyor. Önemli olan, tedaviyi yapan terapistlerin yeme bozuklukları alanında hususi bilgilerinin ve önemli tecrübelerinin olmasıdır. Yaşı küçük hastalarda çoğunlukla, hastaların da görüşü alınarak hasta yakınları zaman zaman terapiye dahil edilir.

Ayakta psikoterapide mağdurlar genelde psikoterapistle haftalık görüşmeler yapar. Tedaviyi yapan hekimle anlaşarak tedaviyi tamamlaması açısından bazı durumlarda ilaç alınması da anlamlı olabilir.

Paylaşın

Diş Gıcırdatma (Bruxism) Nedir? Nedenleri, Tedavisi

Diş Gıcırdatma (Bruxism); Bruksizm, diş gıcırdatma veya diş sıkma ile kendini gösteren güçlü çene hareketlerinin neden olduğu anormal bir aktivite olarak tanımlanan ve oldukça fazla görülen bir bozukluktur.

Halk arasında daha çok diş sıkma ya da gıcırdatma olarak bilinen Bruksizm, tedavi edilmeden bırakılmaması gereken bir ağız hastalığıdır.

Belirtileri ve semptomları;

Bruksizm, başka rahatsızlıklara benzer birçok belirtiye sahiptir. Bu tür rahatsızlıklar yaşıyorsanız diş hekiminize başvurun:

  • Aşınmış diş minesi ve artan diş hassasiyeti.
  • Çene ağrısı veya sıkı çene kasları.
  • Uyku partnerinizi uyandırmak için yeterince yüksek olabilecek seviyede dişleri gıcırdatma veya kenetleme.
  • Düzleşmiş, kırık, yontulmuş veya gevşemiş dişler
  • Şakaklarınızda başlayan hafif bir baş ağrısı.

Uyku sorunları;

Bruksizme neyin yol açtığı kesin olarak bilinmese de, hem fiziksel hem de psikolojik nedenler genellikle diş gıcırdatma ile bağlantılıdır. Uyku sorunları en yaygın nedenlerden bazılarıdır.

Araştırmalar horlama ve uyku apnesi gibi durumların dişlerini gıcırdatan kişilerde daha çok görüldüğünü gösteriyor. Uyku apnesi, solunum işlemini etkileyen benzersiz bir durumdur; teşhis ve tedavi için doktorunuza göründüğünüzden emin olun.

Önlemler ve tedavisi;

Bruksizmden muzdarip olduğunuzu düşünüyorsanız, işe belirtileri kaydederek başlayın ve bir sonraki randevunuzda bunlara dikkat çekin. Diş hekiminiz herhangi bir belirtiyi veya semptomu tam olarak teyit etmek için kapsamlı bir muayene yapmak ve ardından bunların nedenlerini belirlemek isteyebilir.

Aradaki zamanda, gıcırdatma işleminden kaynaklanan herhangi bir hasarı hafifletmek amacıyla bir ağız koruyucusu reçete edebilir veya dişlerin hizalanmasıyla ilgili sorunları gidermek için bir diş çalışması gerçekleştirebilir. Henüz yapmadıysanız stresi azaltma yöntemlerini ele almak başka bir seçenektir.

Her zaman olduğu gibi, ağız bakımı evde başlar. Bu rahatsızlığın bir sonucu olarak aşınan diş minesini güçlendirmek amacıyla dişlerinizi düzenli olarak fırçalamayı ihmal etmeyin.

İlaçlar ve hastalıklar;

Bruksizm nedenleri, Huntington Hastalığı ve Parkinson Hastalığı gibi nörolojik rahatsızlıkların yanı sıra psikiyatrik ilaçların ve antidepresanların yan etkileri ile de ilişkilendirilmiştir. Bu tür durumlarda doktorunuza başvurun.

Yaşam tarzı;

Tütün kullanımı, alkol tüketimi ve hatta çok fazla kafein gibi madde kaynaklı alışkanlıklar bruksizm yaşama riskinizi artırabilir. Hatta, sağlık uzmanınız gerektiğinde uygun bir bağımlılık tedavisi yöntemi önerebilir. Bruksizm çocuklarda ergenlerden daha yaygın olduğu için, yaşın da önemli bir etken olduğunu unutmayın.

Paylaşın

RSV (Respiratuar Sinsityal Virus) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Tüm yaş gruplarında özellikle bebekler ve yaşlılarda yaşamı tehdit eden solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan RSV (Respiratuar Sinsityal Virus); Grip ve soğuk algınlığına benzer şikayetlere neden olurken, tedavisinde gecikildiğinde akciğerleri tehdit ediyor.

Çocukların tümü 2 yaşına kadar en az bir kez RSV ile hastalanmakta ve hayat boyu bu enfeksiyonun tekrarı sık olarak görülmektedir. Büyük çocuk ve erişkinlerde RSV genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu; bebek ve küçük çocuklar ile prematüre doğanlarda, bağışıklık yetmezliği olanlarda ve yaşlılarda ciddi alt solunum yolu enfeksiyonları geliştirebilmektedir.

Belirtileri;

RSV tıpkı grip ve nezle bulgularına benzer şikayetlere neden olurken prematüre doğanlarda veya bebeklerde huzursuzluk, beslenmeme, sık nefes alma ya da solunum düzensizliklerine neden olmakla birlikte virüsün tek kaynağının insanlardır. Çevreden yada yakınlarındaki bu bulguları sergileyenlerden bireye çabucak bulaşır. RSV virüsünün bulaşması enfekte salgılar ile doğrudan ve yakın temasla oluşurken, virüs çevre yüzeylerce saatlerce, ellerde ise yarım saatten fazla canlı kalabiliyor.

RSV enfeksiyonunun tanısı solunum yolu sekresyonlarında RSV antijenine bakılarak konulur. Bu yaygın olarak kullanılan, hızlı sonuç veren ve % 90 oranında doğru sonuç veren bir yöntemdir. RSV virüsü genellikle kış ve erken ilkbahar aylarında yıllık salgınlar şeklinde görülmektedir. Hastalık genellikle Kasım- Aralık aylarında başlamakta, Ocak ve Şubat ayında zirveye ulaşmakta, Nisan ayı sonunda da sona ermektedir.

Tedavisi;

RSV enfeskiyonlar özellikle hassas yaş gurupları olan bebekler ve yaşlılar ile özellikli altta yatan hastalığı olanlarda ağır seyirlidir. Bu hastalarda oral alım bozulacağından hastalıkta ilk tedaviyi destek tedavisi oluşturur.  Sıvı kaybının yerine konması, solunumun dikkatle değerlendirilmesi ve oksijen desteği, üst solunum yolu aspirasyonu ve gerekirse solunum cihazına bağlanma uygulanması gerekebilir. RSV bronşiti sonrasında kulak iltihabı veya bakteriyel akciğer enfeksiyonu gelişirse antibiyotik kullanılır, bubnun dışında antibiotik etkisi söz konusu değildir. Ağır seyirli vakalarda hastane yatışı ile takip sıkça uygulanan bir durumdur. Özellikle 6 aylıktan küçük bebeklere tanı durumunda hastane yatışı önerilmektedir.

RSV’den korunmak münkün mü?

Anne sütünün desteklenmesi, sigara maruziyetinin engellenmesi, standart enfeksiyon kontrol önlemleri, risk gruplarının belirlenmesi, kalabalık ortamlardan uzak durulması, rutin aşılama programına uyulması, hastanede yeni olguların hızla saptanması ve temas izolasyonu RSV’den korunma esastır. Hastalığın bulaşması hasta kişinin solunum sekresyonlarıyla kontamine olmuş yüzeylere dokunmakla veya öksürdüğü havadaki damlacıklar yoluyla olur. Hasta kişiyle kontağın sınırlandırılması, maske kullanımı ve el yıkama yayılımı azaltabilir.

RSV için kullanılabilir rutin bir aşı bulunmamaktadır; ancak 29 haftadan küçük doğan yüksek riskli prematürelerde, doğumsal kalp hastalığı ya da kronik akciğer hastalığı olan çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonunu önlemek için pasif immünizasyon yani RSV antikoru içeren Palivizumab(RSV monoklonal antikor)isminde yalnızca uzman hekim önerisiyle ve rapor çıkartılarak kullanılan bir ilaç mevcuttur.

RSV virüsünden korunmak için yüksek riskli bebeklere pasif immunizasyon yani ayda bir antikor verilmesi(palivizumab) önerilmektedir. Pasif immunizasyon uygulanması gereken hastalar şunlardır:

  • Gebelik haftası 29 haftadan küçük ve 1 yaşından küçük bebekler
  • Kronik akciğer hastalığı olan ve 2 yaşından küçük bebekler
  • Tedavi gerektiren kalp hastalığı olan 2 yaşından küçük bebekler

İlaç uygulaması RSV sezonu denilen Ekim-Mart ayları arasında ayda bir kez yapılmaktadır. Bu uygulamanın sezonda tam ve düzenli olarak yapılması ile ağır hastalık gelişimi ve hastaneye yatışlar azalmaktadır.

(Kaynak: medicalpark.com.tr)

Paylaşın

Atkins Diyeti Nedir, Nasıl Yapılır? Faydaları, Zararları

Dünyanın birçok yerinde oldukça popüler olan Atkins Diyeti, protein ve yağı yüksek, karbonhidratı düşük ketojenik bir diyettir. Atkins diyeti aslında 1972 yılında en çok satan kitaplardan biri olan doktor Dr. Robert C. Atkins tarafından tanıtılmıştır.

Bu diyetin savunucuları, karbonhidratlı gıdalardan uzak durduğunuz sürece, istediğiniz kadar protein ve yağ tüketirken kilo verebileceğinizi iddia ediyor.

Son 12 yılda, 20’den fazla çalışma, kalori sayımına ihtiyaç duymadan düşük karbonhidratlı diyetlerin kilo kaybı için etkili olduğunu ve çeşitli sağlık faydalarına yol açabileceğini göstermiştir.

Diyet esas olarak sağlıksız ve yaygın olarak kullanılan yüksek doymuş yağ içeriği nedeniyle, ana akım sağlık yetkilileri tarafından kötülenmiştir. Bununla birlikte, yeni çalışmalar doymuş yağın zararsız olduğunu göstermektedir.

Atkins diyeti nasıl yapılır?

Atkins diyetine uygun beslenme şekli 4 aşamadan oluşmaktadır. Ancak bu süreçlerin uygulanması karışık olduğundan 4 aşamanın da uygulanması zorunlu değildir. Diyet süresince tüketilmemesi ve uzak durulması gereken bazı besinler vardır. Tüketilecek besinlerin çeşitlerine dikkat edilmesi gerekir. Bu besinlere dikkat edildiği taktirde aşamaların tek tek uygulanma şartı yoktur.

Bu beslenme düzenine göre günde 2 veya 3 öğün beslenilebilir ve aralarda az miktarda atıştırmalıklar yapılabilir. Atkins diyeti listesi uygularken mutlaka günde 8-10 bardak su içilmesi önerilir. Diyette karbonhidrat kaynakları sınırlı olduğu için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta tüketilecek karbonhidratın miktarıdır. Her aşamaya geçildikçe gün içerisinde tüketilebilecek karbonhidrat miktarı da artış gösterir. Dördüncü aşama olan koruma evresinde günlük tolere edilebilecek karbonhidrat miktarı da artık belirlenmiş olur.

Atkins diyeti aşamaları nelerdir?

Daha öncede bahsedildiği gibi Atkins diyeti 4 aşamadan oluşmaktadır.

1. Aşama: İlk aşamanın 20 gün uygulanması ve günde 20 gramın altında karbonhidrat tüketilmesi gerektiği belirtilmektedir. Atkins diyetini uygulayan bireyler ilk aşamayı çoğunlukla 2 hafta uygulamayı tercih etmektedir. Bu süreçte yeşil yapraklı sebzelerin tüketilmesine izin verilir. Yüksek yağlı ve proteinden zengin besinlerin tüketilmesi önerilir. Ortalama olarak günlük enerjinin %25’inin proteinden, %70’inin yağdan, %5’inin ise karbonhidrattan alınması gerektiğine dikkat çekilir.

2. Aşama: Azar azar ve tek tek olmak kaydıyla diyete fındık, düşük karbonhidratlı sebze ve az miktarda meyve eklenmesi önerilir.

3. Aşama: Bu süreçte hedef ağırlığı yaklaşılmış olunur. Kilo kaybı yavaşlayana kadar diyete karbonhidrat kaynaklarının eklenebileceği belirtilir.

4.Aşama: Bu aşama koruma evresi gibi düşünülebilir. Bu süreçte vücudun kilo kaybetmeden tükebileceği miktar kadar karbonhidrata izin verilir.

Atkins diyetinde yenilebilecek besinler;

Atkins diyeti listesi sağlıklı yiyeceklerin etrafına şekillenmektedir.

Etler: Sığır eti, kuzu, tavuk, pastırma ve diğerleri.
Yağlı balık ve deniz ürünleri: Somon, alabalık, sardalya vb.
Yumurta: Bıldırcın, tavuk yumurtası
Düşük karbonhidratlı sebzeler: Lahana, ıspanak, brokoli, kuşkonmaz ve diğerleri.
Tam yağlı süt ürünleri: Tereyağı, peynir, krema, tam yağlı yoğurt.
Kuruyemiş ve tohumlar: Badem, fındık, ceviz, ayçiçeği çekirdeği vb.
Sağlıklı yağlar: Sızma zeytinyağı, hindistancevizi yağı, avokado ve fındık yağı.

Yemeklere sebze, kuruyemiş ve bazı sağlıklı yağların eşlik etmesi kilo verme hızını artırabilmektedir. Bu kadar basit bir yöntem ile hızlı kilo vermek mümkün olabilmektedir.

Atkins diyetinde tüketilebilen içecekler;

Atkins diyeti listesi kapsamında tüketilebilecek bazı içecekler şu şekilde belirlenmiştir;

Su: Her zaman olduğu gibi, su içmek bu diyette de çok önemlidir.
Kahve: Birçok çalışma, kahvenin antioksidanlardan olduğunu göstermiştir ve oldukça sağlıklı olduğu da kanıtlanmıştır.
Yeşil çay: Çok sağlıklı içecekler arasında yer almaktadır.

Yüksek karbonhidratlı içecekler bu diyetin gizli düşmanları arasındadır, Atkins Diyeti yapanlar için tüm programın verimli sonlanabilmesi bu içeceklerden ve karbonhidratlı yiyeceklerden kaçınmaya bağlıdır.

Diyette dikkat edilmesi gerekenler;

Süt ürünleri arasında yer alan krema günde maksimum 45 ml, peynir ise 115 gr tüketilmelidir.
Kilo kaybının gerçekleşmesi için kadınların günde ortalama 1500-1800 kalori, erkeklerin ise 1800-2000 kalori almaları gerektiği belirtilir.
Bu beslenme şeklinde tüketilecek protein miktarının sayılmasına gerek yoktur. Dikkat edilmesi gereken karbonhidrat gramının hesaplanmasıdır.

Paylaşın

Çocuklarda Ateşli Havale Nedir, Neden Olur?

Ateş nedeniyle oluşan havale, 6 ay – 6 yaş arası çocuklarda kasılmalarla görülen bir nöbet durumudur; herhangi bir ateşli hastalık sonucu vücut sıcaklığının 38 derecenin üstüne çıkmasıyla meydana gelir.

Özellikle ateşi çıkmaya duyarlı ve ailesel yatkınlığı olan çocuklarda meydana gelir. Anne babalar için ateşli havale endişe verici bir sorundur ancak her zaman tehlikeli değildir. 0-3 aylık bebeklerde yüksek ateşte mutlaka doktora görünülmesi gerekir.

Ateşli havale neden olur?

Ateşe genellikle çocuğun geçirdiği viral ya da bakteriyel enfeksiyonlar neden olur. Bademcik ve orta kulak iltihapları, bağırsak ve idrar yolu enfeksiyonları, tüberküloz, menenjit, zatürre de ateşe yol açar. Ayrıca lösemi, lenfoma ve bağışıklık sistemi hastalıkları da ateşin sorgulanması gereken durumlardır.

Çocuklarda ateşi havale belirtileri;

Yüksek ateş
Bilinç kaybı
Vücudun kilitlenmesi
Kasılmalar
Göz kayması
Solgunluk
Nöbet sonrası baygınlık hali

Ateşli havale nasıl tedavi edilir?

Ateşli havalede önemli olan, ateşe yol açan nedeni bulmak ve hastalığın tedavi edilmesidir. Havale nöbetini durduracak ilaçlar da kullanılabilir.

Ateşli havale kalıcı sorunlara neden olur mu?

Korkulanın aksine ateşli havale kalıcı hasar yaratmaz. Tekrarlanabilir ve havale geçirme oranı yaş ilerledikçe düşer.

Paylaşın

Aspartam Nedir, Hangi Gıdalarda Bulunur?

Sofra şekerinden yaklaşık 200 kat daha tatlı olan Aspartam, binlerce farklı gıda ürününde ve ilaçlarda bulunan düşük kalorili yapay bir tatlandırıcıdır. Piyasadaki en popüler tatlandırıcılardan biridir.

Yaygın olarak hazır yiyecek ve içeceklerde, diyet olarak etiketlenmiş ürünlerde, ısı gerektirmeyen tariflerde kullanılır. Aspartamın bileşenleri aspartik asit ve fenilalanindir.

Aspartik asit; (yüzde 40) insan vücudunda doğal olarak bulunmayan, vücut tarafından üretilen bir aminoasittir. Vücut hormonları oluşturmak ve sinir sisteminin normal işlevini desteklemek için kullanılır. Bakliyat, kabuklu yemişler, et, yumurta ve somonda bulunur.

Fenilalanin; (yüzde 50) vücutta doğal olarak üretilmeyen, yiyeceklerden alınan önemli bir aminoasittir. Vücut proteinleri, beyin kimyasallarını ve hormonları yapmak için kullanır. Et, balık, yumurta, süt ürünleri ve fındıkta bulunur.

Aspartam güvenli midir?

Aspartamın gıdalardaki yaygın kullanımı, kısa zamanda herkesçe tanınmasına ve bununla birlikte bu bileşen hakkında çok çeşitli sorulara yol açmıştır. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) aspartamın toz karışımlarda ve düşük kalorili sofra tatlandırıcılarında kullanımına 1981 ‘de onay vermiş ve bunu takiben 1983’te aspartamın karbonatlı içeceklerde kullanımı da onaylanmıştır, Aynı yıl, Avrupa Gıda Güvenliği Makamı da (EFSA) aspartam kullanımına onay vermiştir.

Aspartam zararlı mıdır?

Aspartam piyasaya sürülmeden önce her sentetik ürün gibi birçok testten geçmiş ve insan sağlığı üzerinde herhangi bir kötü etkisi olmadığı belirlenmiştir. Ancak aspartam gıdalarda kullanılmaya başlandıktan sonra aspartamın zararsız olmadığı yönünde itirazlar gelmiştir. Yapılan çalışmalarda aspartamın günlük doz sınırında fazla kullanılması durumunda insanlarda toksikolojik ve kanserojenik etki gösterebileceği görülmüştür.

Aspartam yan etkileri;

Uyuşma, Bulantı
Kas spazmları, Tat kaybı
Deri döküntüleri, Eklem ağrıları
Uykusuzluk, Çarpıntı
İşitme kaybı, Görme bozuklukları
Nefes zorluğu, Baş dönmesi
Vertigo, Kulak çınlaması

Aspartam içeren yiyecekler;

Alkolsüz İçecekler: Aspartam diyet kola gibi birçok diyet içecek ürününde bulunmaktadır. Çünkü şeker kamışı ve yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi diğer tatlandırıcılara göre daha az kalori içerir. Tadı normal şekerle benzeştiğinden dolayı, şeker alımını azaltmak veya kilo vermek isteyen çoğu insan diyet meşrubatlardan yararlanmaktdır. Aspartam içeren diğer meşrubatlar; aromalı su ürünleri, tatlandırılmış ice tea, toz içecek karışımları, protein beslenme içecekleri, meyvesebze suları ve kahvelere koyulan aromalı şuruplardır.

Sakızlar ve Şekerlemeler: En popüler markalar özellikle paketlerinde ”şekersiz” yazanlar çoğu zaman aspartam içerir. Normal şekerlermelerin yanı sıra naneli sakızlar, sert ve yumuşak şekerler gibi ürünlerde yaygın olarak kullanılan ortak madde/tatlandırıcıdır. Aspartam alımını orta derecede tutmak için normal şekersiz sakızlar ve şekerlemeler seçtiğinizden emin olun.

Lezzet Artırıcılar: Akçaağaç şurubu, reçeller, jöle, meyve tozları, ketçap, barbekü sos ve şekersiz çikolata gibi aspartam içeren maddeler, beslenmenizde istenmedik kalori alımını önlemek için kullandıklarınızdır. Aspartam bu yiyeceklere kalori alımını riske atmadan lezzetli bir tat katar.

Tatlılar: Şekersiz kurabiye, şeker içermeyen kekler, mus, dondurma ve dondurma sosları gibi tatlılar çoğunlukla aspartam içerir. Bu yiyeceklere kalori alımını önlerken normal tatlarının korunması için aspartam eklenir.

Yoğurt: Şekersiz, yağsız ve içilebilir yoğurt katkılı içecekler aspartam içeren süt ürünleridir. Normalda yoğurt veya süt gibi yağsız veya az yağlı süt ürünleri sıklıkla aspartam gibi kalorisiz veya düşük kalorili yapay tatlandırıcılarla tatlandırılır.

Paylaşın

Asidoz Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Asidoz, kan ve vücut sıvılarının aşırı asitli olması durumudur. Daha geniş bir tanımla, Asidoz, organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

Haber Merkezi / Metabolik süreçlerin doğru biçimde çalışması ve dokulara uygun miktarda oksijen sevki için kan pH’sının 7.35 ila 7.45 gibi dar bir aralıkta tutulması gerekmektedir.

Asidoz pH’nın 7.35 altına düşmesine neden olan kanda aşırı miktarda asit, alkaloz ise pH’nın 7.45 üstüne yükselmesine neden olan kanda aşırı miktarda alkali bulunmasıdır. Asidoz, solunum veya metabolik asidoz olarak sınıflandırılır.

Solunum asidozunun nedenleri şunlardır:

Kifoz gibi göğüs deformiteleri
Göğüs yaralanmaları
Göğüs kaslarında güçsüzlük
Uzun süreli (kronik) akciğer hastalığı
Miyastenia gravis, amiyotrofik lateral skleroz veya kas distrofisi gibi nöromüsküler bozukluklar
Sedatif ilaçların aşırı kullanımı solunumun azalmasına neden olur
Şiddetli zatürre veya şiddetli tıbbi hastalıkla ilişkili akut solunum sıkıntısı sendromu gibi akut akciğer hastalığı

Metabolik asidoz, vücutta çok fazla asit üretildiğinde gelişir. Böbrekler vücuttan yeterli asidi çıkaramadığında da ortaya çıkabilir. Metabolik asidozun birkaç türü vardır:

Diyabetik asidoz (diyabetik ketoasidoz ve DKA olarak da bilinir), kontrolsüz diyabet (genellikle tip 1 diyabet) sırasında keton cisimleri adı verilen maddelerin (asidik olan) birikmesiyle gelişir .
Hiperkloremik asidoz, vücuttan çok fazla sodyum bikarbonat kaybı nedeniyle oluşur ve şiddetli ishalle birlikte ortaya çıkabilir.
Böbrek hastalığı (üremi, distal renal tübüler asidoz veya proksimal renal tübüler asidoz ).
Laktik asidoz.
Aspirin, etilen glikol (antifrizde bulunur) veya metanol zehirlenmesi.
Şiddetli susuzluk.

Laktik asidoz, laktik asit birikmesidir . Laktik asit esas olarak kas hücrelerinde ve kırmızı kan hücrelerinde üretilir. Oksijen seviyeleri düşük olduğunda vücut enerji için kullanmak üzere karbonhidratları parçaladığında oluşur.

Belirtileri:

Metabolik asidoz belirtileri altta yatan hastalığa veya duruma bağlıdır. Metabolik asidozun kendisi vücudunuz bunu telafi etmeye çalışırken hızlı ve derin nefes almaya neden olur.

Kafa karışıklığı veya uyuşukluk da oluşabilir. Şiddetli metabolik asidoz şoka veya ölüme yol açabilir. Bazı durumlarda, metabolik asidoz hafif, devam eden (kronik) bir durum olabilir.

Solunum asidozu belirtileri şunları içerebilir:

Bilinç bulanıklığı, konfüzyon
Tükenmişlik
Letarji
Nefes darlığı
Uyku hali

Tedavisi:

Tedavi, asidoza neden olan sağlık sorununa yöneliktir. Bazı durumlarda, kanın asitliğini azaltmak için sodyum bikarbonat (kabartma tozundaki kimyasal) verilebilir.

Paylaşın

Höşmerim, Malzemeleri, Hazırlanışı

Höşmerim; Herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın!

Haber Merkezi / Ortalama 60 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

1 lt. Süt
150 gr. tereyağı
2 adet yumurta
1 su bardağı şeker
½ (yarım) çay bardağı sıvıyağ
Aldığı kadar un

Üzeri için:

Ceviz içi, Kayısı içi veya Badem içi
Aldığı kadar şeker

Hazırlanış;

Karıştırma kasesine tuz ve iki yumurta kırılır ve çırpmaya başlanır. Kaseye süt ilave edilir. Kase sürekli karıştırılarak unu dökülür. Bir tavada iki iri top tereyağı eritilir ve çırpılarak sıvı kıvama gelen hamur, eriyen yağa dökülür.

Bir bardak şeker, pişen höşmerimin üzerine yavaş yavaş gezdirilerek karıştırmaya devam edilir. Bardakta az bir miktar şeker bırakılır. Höşmerim karıştırılıp kıvam verilirken kalan şeker de ilave edilir.

Helva kıvamına gelen höşmerim servis tepsisine güzelce yayılır. Tepsinin üzerine şekeri ve ceviz içi (badem içi, kayısı içi de olabilir) gezdirilir. Höşmerim sunulmaya hazırdır.

Paylaşın

Akondroplazi Nedir? Teşhisi Ve Tedavisi

Yaklaşık 15 bin ile 40 bin doğumda 1 görülen Akondroplazi,  sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Tanısı anne karnında iken veya bebeklikte kan testi ile genetik uzmanları tarafından rahatlıkla koyulabilir.

Doğum sırasında boy normaldir. Çocuk büyüdükçe yaşıtlarından boy olarak geri kalmaya başlar ve iskelet sistemindeki anormallikler belirginleşir.

Enkondral ossifikasyon dediğimiz kollar ve bacaklar gibi uzun kemiklerin büyümesini sağlayan kemikleşme şekli etkilenmiştir. Enkondral kemikleşme bozukluğu özellikle büyüme plaklarının orta kısımlarını etkiler. Böylece enkondral kemikleşme ile gelişen kemiklerden büyüme plağı geniş olanlar (humerus, tibia) en fazla etkilenirler. Gövde yüksekliği normaldir.

Diğer kemiklerden leğen kemiği ve kafatası normal gelişim gösterir. Bu durum kol ve bacaklarda kısalık oluşturmakla beraber gövdeye yakın kemiklerin daha da kısa olmasına yol açar, orantısız ve ‘rizomelik mikromelik’ kısalık olarak adlandırılır.

Maksimum boy erkeklerde 131 cm, kadınlarda 124 cm olur. Alın çıkıntılı, elmacık kemikleri ve çene kemiği küçük olur. Eller kısa ve geniş, orta parmak normalden daha kısadır. Sıklıkla ‘O’ bacak görülür. Dirsek eklemi tam olarak açılmaz (fleksiyon kontraktürü). Zekaları normaldir, şişmanlık birçok hastada önemli bir sorundur. Omurga kemiklerindeki gelişmeye bağlı olarak 20’li yaşlarda omurga problemleri ortaya çıkabilir.

Akondroplazinin nedenleri;

İnsan vücudunda FGFR3 adı verilen bir gen vardır. Bu gen, kemiklerin büyümesi ve korunması için çalışır. Bu genlerdeki mutasyonlar kemik kıkırdak değişiklikleri rahatsızlığına neden olur. Bozulmuş kemik büyümesi, hastanın cüceliklendirilmesine neden olur.

Akondroplazi Kimlerde Görülür?

Normal bir ebeveynin çocuğu bu tip bir hastalığa sahipse, diğer çocuklarda tekrarlama olasılığı oldukça düşüktür. Ancak ebeveynlerden biri otomozal dominant olması nedeniyle bu hastalığa sahip ise çocuğunda bu hastalığın olması ihtimali yarı yarıyadır. Her iki ebeveynde de bu hastalık aynı şekilde bulunuyorsa yine çocuklarda bu hastalığın olma ihtimali yarı yarıyadır. Ancak normal boya sahip olma durumu ise %25 şeklinde seyretmektedir. Bu durumda kişiler gebelik esnasında testler yaptırarak bu durumu öğrenebilirler.

Akondroplazi nasıl tedavi edilir?

Tedavide amaç deformiteleri düzelterek kişinin boyunu toplumdaki normal boyun alt sınırına kadar uzatmaktır. Kolların uzatılması ve düzeltilmesi ayrı bir tek seans ile yapılır.

İlk uzatma 5 – 7 yaşlarında

5 yaşından sonraki bu ilk 1-2 yıl çok önemlidir. Bu dönemde kemiklerin iyileşme potansiyeli çok iyidir. En fazla uzatma bu dönemde gerçekleştirilebilir. Bu seansta eksternal fiksatör ile uzatma ameliyatları gerçekleştirilir. Bu ilk seans iki ameliyattan oluşur.

Hastanın sorunlarına göre değişmekle beraber her iki femur (uyluk kemiği) veya her iki tibia (kaval kemiği) uzatılır. Bu iki seans ile 20-25 cm boy uzaması elde edilir. Kemik eğrilikleri bu seansta düzeltilmelidir ve kemikler olması gereken oranlara getirilir.

İkinci seans uzatma ameliyatları 10 -11 yaşında uygulanır. Bu aşamada uzayabilen manyetik uzatma rodları ile iki aşamada 14 cm kadar femur (uyluk kemiği) uzatması sağlanabilir. Üçüncü seans uzatmalar ise 14-16 yaşlarında gerçekleştirilir. Bu aşamada ise her iki tibia (kaval kemiği) 5-7 cm uzatılarak femur ve tibia boyları oranlı hale getirilir. Ayrıca kol kısalığı ameliyatıda bu yaş grubunda uzatılır.

Paylaşın