Düşük nedir? Belirtileri, Nedenleri

Bazı hamilelikler çeşitli nedenlerden kaynaklı olarak düşükle sonuçlanabilmektedir. Düşük, hamileliğin 24 haftadan önce bitmesine ve bebeğin kaybedilmesine denir. Başka bir tanımla, fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır.

Bilinen gebeliklerin yaklaşık yüzde 10 ila 20’si düşükle sonuçlanmaktadır. Ancak gerçek sayı muhtemelen daha yüksektir, çünkü birçok düşük hamilelikte çok erken gerçekleşir ve kadın hamile olduğunu bile fark etmez.

Düşük eğer ilk üç ayda olursa buna erken düşük denir ve oldukça sık görülen bir durumdur. Hamileliklerin %10-20′si erken düşükle sonuçlanır. Erken düşüklerin çoğunluğu bebeğin kromozomlarının anormal olması nedeniyle gerçekleşir. Üç yada daha fazla düşük yaşanmasına ise tekrarlayan düşükler denir.

Her 100 kadından 1′i tekrarlayan düşük yaşayabilir. Geç düşükse 3 aydan sonra yapılan düşüktür. Bazen tekrarlayan ve geç düşüğün nedeni bulunabilir. Diğerlerinde ise herhangi bir neden bulunamaz. Çiftlerin çoğunda gelecekte başarılı bir hamilelik şansı vardır, özellikle testler normal çıkmışsa. Tekrarlayan ve geç düşük nedeni olabilecek birçok faktör vardır.

Nedenleri;

Çoğu düşük, fetüs normal şekilde gelişmediği için ortaya çıkar. Düşüklerin yaklaşık yüzde 50’si ekstra veya eksik kromozomlarla ilişkilidir. Çoğu zaman, kromozom problemleri, embriyo bölünüp büyüdükçe tesadüfen meydana gelen hatalardan kaynaklanır – ebeveynlerden miras alınan problemlerden değil. Yani siz ve eşiniz kromozomal olarak tamamen normal bir yapıya sahip olsanız bile embriyonun bölünmesi sırasındaki hatalar bebekte kromozom anomalisi olmasına neden olabilir.

Kromozomal anormallikler aşağıdakilere yol açabilir:

  • Blighted ovum. Blighted ovum embriyo oluşmadığında ortaya çıkar.
  • Rahim içi fetal ölüm. Bu durumda, bir embriyo oluşur ancak gelişmeyi durdurur ve herhangi bir gebelik kaybı belirtisi ortaya çıkmadan ölür.
  • Molar gebelik ve kısmi molar gebelik. Molar hamilelikte, her iki kromozom seti babadan gelir. Molar gebelik, plasentanın anormal büyümesi ile ilişkilidir; genellikle fetal gelişme yoktur.

     

  • Kısmi bir molar gebelik, annenin kromozomları kaldığında ortaya çıkar, ancak baba iki set kromozom sağlar. Kısmi molar gebelik genellikle plasentanın anormallikleri ve anormal bir fetus ile ilişkilidir.
  • Molar ve kısmi molar gebelikler, geçerli gebelikler değildir. Molar ve kısmi molar gebelikler bazen plasentanın kanserli değişiklikleri ile ilişkili olabilir.

Anne sağlık koşulları; Bazı durumlarda, annenin sağlık durumu düşüklere yol açabilir.

  • Kontrolsüz diyabet
  • Enfeksiyonlar
  • Hormonal problemler
  • Rahim veya serviks problemleri
  • Tiroid hastalığı

Risk faktörleri; Aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli faktörler düşük yapma riskini artırır…

  • Yaş; 35 yaşından büyük kadınların düşük yapma riski genç kadınlardan daha yüksektir. 35 yaşında yaklaşık yüzde 20 riskiniz var. 40 yaşında, risk yaklaşık yüzde 40’tır. Ve 45 yaşında, yüzde 80 civarında.
  • Önceki düşükler; Art arda iki veya daha fazla düşük yapmış kadınların düşük yapma riski daha yüksektir.
  • Kronik Durumlar; Kontrolsüz diyabet gibi kronik bir durumu olan kadınların düşük yapma riski daha yüksektir.
  • Rahim veya servikal problemler; Bazı uterus anormallikleri veya zayıf servikal dokular (yetersiz serviks) düşük yapma riskini artırabilir.
  • Sigara, alkol ve yasadışı uyuşturucular; Hamilelik sırasında sigara içen kadınların düşük kullanma riski sigara içmeyenlere göre daha fazladır. Ağır alkol kullanımı ve yasadışı uyuşturucu kullanımı da düşük yapma riskini artırır.
  • Ağırlık; Düşük kilolu veya aşırı kilolu olmak düşük yapma riski ile bağlantılıdır.
  • İnvaziv prenatal testler; Koryonik villus örneklemesi ve amniyosentez gibi bazı invaziv prenatal genetik testler hafif düşük riski taşır.

Belirtileri;

  • Vajinal kanama (kanama şiddeti her kadında farklı seyredebilir. Bazen damla damla veya lekelenme şeklinde bazen yoğun ve parlak renkli olabilir.)
  • Karın ağrısı
  • Kahverengi veya pembemsi akıntı
  • Vajinadan parça gelmesi
  • Sırt ağrısı
  • Kasık bölgesinde oluşan kramplar
  • Bulantı ve kusma
  • Ateş
  • Hâlsizlik bu belirtiler arasında sayılabilir.

Her hamile kadının düşük belirtileri hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Bu bulgular her zaman düşüğe işaret etmeyebilir. Ancak ağrı ve kanama birlikte seyrediyorsa hiç vakit kaybetmeden bir sağlık birimine başvurulmalıdır.

Komplikasyonlar;

Düşük yapan bazı kadınlar, septik düşük olarak da adlandırılan uterus enfeksiyonu geliştirir. Bu enfeksiyonun belirtileri ve semptomları şunları içerir:

  • Ateş
  • Titreme
  • Alt karın hassasiyeti

Düşüğe karşı alınabilecek önlemler; 

Hamilelerin düşükten korunmak için alabileceği birtakım önlemler bulunmaktadır…

  • Gebelik planlıyorsanız hamile kalmadan önce alkol ve sigara kullanımını bırakmalısınız.
  • Sağlıklı bir beslenme rutinine geçmeli, vitamin ve mineralce zengin beslenmelisiniz.
  • Gebelik öncesinden başlayarak folik asit kullanımına başlamalısınız.
  • Aşırı kafein tüketiminden kaçınmalısınız.
  • Kronik hastalıklarınız varsa gebe kalmadan önce sağlık kontrolünden geçmeli ve bu rahatsızlıkları kontrol altına almalısınız.
  • Bilinçsizce ilaç kullanımından sakınmalısınız.
  • Çeşitli enfeksiyonlara karşı kendinizi korumalısınız.
  • Ağır egzersiz hareketlerinden kaçınmalı, hamileliğe uygun bir egzersiz programı tercih etmelisiniz.
  • Zararlı kimyasallara maruz kalmamaya özen göstermelisiniz.

Vajinal kanama ve kasılmalar, gebelikte en çok korkutan durumlardır. Eğer böyle bir belirti yaşıyorsanız hamilelikte düşük olasılığını göz önüne getirerek en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalısınız. Unutmayın, her kanama düşük habercisi olmayabilir. Ancak düşük varlığında acil müdahalenin önemi oldukça büyüktür.

 

Paylaşın

Lohusalık nedir? Detaylar

Postpartum dönem veya puerperiyum dönemi olarak da ifade edilen Lohusalık, gebelikte ortaya çıkan değişikliklerin kaybolduğu, vücudun önceki halini aldığı dönemdir. Lohusalık dönemi ortalama 6 hafta sürmektedir.

Lohusalık döneminde anne ve bebeğin hastalıklardan korunması için özenli bir bakıma ihtiyacı bulunmaktadır.

Sağlıklı anne ve bebek için;

  • Annenin doğumunu hastanede yapması
  • Normal doğumda 24 saatten önce hastaneden taburcu olmaması
  • Sezaryen doğumda ise 48 saatten önce hastaneden taburcu olmaması
  • Annenin doğum sonu izlemlerinin belirtilen aralıklarda 6 kez yapılması gerekmektedir

Lohusanın birinci, ikinci ve üçüncü izlemleri hastanede: doğumu takip eden ilk 0-24 saatleri arasında yapılmalıdır.

  • Birinci izlem; Lohusanın doğumu takip eden ilk 0-1 saatleri arasında
  • İkinci izlem: Lohusanın doğumu takip eden ilk 1-6 saatleri arasında
  • Üçüncü izlem: Lohusanın doğumu takip eden ilk 6-24 saatleri arasında olmalıdır.

Lohusanın İlk 24 saat bakımı çok önemlidir.

İlk 24 Saat;

  • Doğumdan sonra annenin ateş, nabız ve kan basıncı (tansiyon) normal olana kadar çok sık takip edilmelidir
  • Anneye uterus (rahim) masajını nasıl yapması gerektiği ve yararları anlatılmalıdır
  • Anneye bebeğini emzirmesi için yardım edilmelidir. Bebeğini nasıl emzireceği  öğretilmelidir.-Meme bakımı öğretilmeli ve ilk günlerde memelerin acıyabileceği bilmelidir
  • Doğumdan sonra 20-30 dakika içerisinde 2-3’ten fazla peti kirletecek kanaması olması, sürekli kan gelişi, pıhtı çıkışı veya renginin açık/ parlak kırmızıya dönmesi normal olmayan fazla miktardaki kanamaya işaret eder
  • Annenin  idrar yapması kontrol edilmelidir
  • Tuvalete gittiğinde önden arkaya doğru taharet alması, en geç 6 saate bir pet değiştirilmesi gerekir
  • Dolaşımı kolaylaştırmak için hareket etmelidir
  • Bol sıvı ve hafif yiyecekler içeren bir diyetle beslenmelidir
  • Taburcu olmadan once lohusalık süresince yapacaklarınız konusunda mutlaka sağlık personelinden danışmanlık hizmeti alınız
  • 24 saat içinde annenin ateşi 37,5 dereceden yüksek olmamalı, kan basıncı ve nabzı normal olmalı, idrar yapmalı, kanaması belirgin olarak azalmalı ve bebeğini emzirmiş olmalıdır

Anne taburcu olduktan sonra;

  • Doğum sonu izlemine mümkünse özellikle eşiyle birlikte katılmalıdır
  • Dördüncü, beşinci ve altıncı izlemlerinin bir sağlık personeli tarafından  ev veya sağlık kuruluşunda yapılması gerekir
  • Dördüncü izlem; Doğumu takip eden 2.-5. günler arasında
  • Beşinci izlem; Doğumu takip eden 13.-17.günler arasında
  • Altinci izlem; Doğumu takip eden 30-42. günleri arasında yapılmalıdır

Perine bakımı;

  • Eller sık sık yıkanmalı
  • Dikişlere pansuman için (batticon solüsyonu) ilaçlı su kullanılmalı. Temizlik önden arkaya doğru tuvalet kağıdı ile yapılmalı
  • Kullanılan pedler emici, yumuşak, temiz, renksiz ve kokusuz olmalı
  • Pedler sık sık değiştirilmeli, pamuklu iç çamaşırı tercih Normal doğum yapanlarda, dikişli doğumlarda, ilk birkaç gün  bölgede şişlik, gerginlik ve rahatsızlık olabilir, oturmada güçlük yaşanabilir. Dikiş ipleri alınmaz, kendiliğinden düşer. Yara temiz tutulduğunda 1-2 hafta içinde iyileşir.
  • Kanama ortalama 40 gün kadar devam eder. İlk bir hafta, kanama miktarı adet kanaması kadar olabilir. Daha sonra ise, sırayla kahverengi, sarı ve beyaz bir akıntı halinde devam ederek 40 gün sonunda Adet kanamasından daha yoğun bir kanama olması, ateşin yükselmesi veya akıntıdan pis koku gelmesi durumunda sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
  • Sezaryen olan kişilerde, dikiş bölgesinde şişlik kızarıklık ve akıntı olması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Meme bakımı;

  • Meme temizliği için günde 1 kez duş alınmalı,
  • Her emzirme öncesi eller yıkanmalı ve meme başı bir miktar anne sütü ile ıslatılmalı,
  • Emzirme bittikten sonra göğüs pedi kullanılabilir.

Beslenme;

  • Her tür besinden yeterince alınmalı ve öğün atlanmamalı.
  • Doğum sonrasında birkaç kez büyük tuvalete çıkana kadar gaz yapıcı yiyeceklerden (kuru fasulye, nohut, mercimek, gazlı içecekler vd.) kaçınılmalı.
  • Bol sıvı tüketilmesi hem bağırsakların düzenli çalışması hem de sütün artması için faydalıdır. Acılı, ekşili, baharatlı ve gaz yapıcı gıdalar sütle bebeğe geçeceği düşünülerek tüketirken dikkatli olunmalı.
  • Sigara, alkol gibi maddeler kullanılmamalı, fazla çay ve kahve tüketmekten kaçınılmalı.

Doğum sonrası cinsel yaşam;

İster normal doğum, ister sezaryen doğum olsun bebek doğduktan sonraki ilk 6 hafta, yani lohusalık döneminde vajinadan “löşi” denilen akıntı gelir. Rengi önce açık kırmızı, daha sonraki haftalarda giderek açılıp sarıya dönen bu akıntı, bebeğin yerleştiği yer olan uterus yani rahimin kendini toplaması ve iyileşmesi sırasında rahim içinden gelmektedir. Ayrıca normal doğum yapanlarda vajina içinde oluşan yırtıklar veya doğum sırasında bebeğin başının kolay çıkması için yapılan kesiye (epizyotomi) bağlı atılan dikişlerin iyileşmesi de yine bu dönemde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla dikişlerin kolay iyileşmesi ve rahimin enfeksiyona maruz kalmaması için genel olarak lohusalık döneminde cinsel ilişkiye girilmesi pek önerilmemektedir. Lohusalık dönemi boyunca (42 gün) cinsel ilişki ertelenmelidir. İlk ilişkide gebe kalınabileceği unutulmamalıdır. Anne ve bebek sağlığı için 2 yıldan daha kısa sürede gebelik sakıncalıdır.

Uyku ve dinlenme;

Doğum sonrası anne; yorgunluk, ağrılar, bebeğin beslenmesi, bakımı nedeniyle dinlenme ve uykuya yeterince zaman ayıramaz. Ancak uyku anne sağlığı açısından don derece önemli olduğundan:

  • Aile büyüklerinden yardım alınmalı ve ziyaretçiler kısıtlanmalı.
  • Geceleri emzirme nedeni ile uyku sık sık bölündüğünden gün içinde en az 2 saat dinlenme ve uykuya zaman ayrılmalı.
  • Lohusalık döneminde ağır işlerden kaçınılmalı.
  • Dolaşımı artırdığı için sırt üstü istirahat

Postpartum hüzünle baş etme;

Annede, hormonal değişiklikler veya annenin bebek bakımında kendini yetersiz hissetmesi gibi durumlar sonucu ağlama, mutsuzluk ve kaygı görülebilir. Bu durum annelik hüznü olarak tanımlanmakta ve yeni annelerin pek çoğunda yaşanmaktadır. Belirtiler benzerlik gösterse de depresyonla karıştırılmamalıdır. Annelik hüznü, genellikle doğum sonrası 3. veya 4. günde ortaya çıkar, semptomlar geçici olup 1-2 gün veya 1-2 hafta sürer. Duygusal destek bu dönemde önemlidir. Annelik hüznü döneminin 10-14 günden uzun sürmesi halinde post partum depresyon gelişme olasılığı nedeniyle bir uzmana başvurulması gereklidir.

Lohusalık egzersizlerinin yararları;

  • Gebelik süresince gerilmiş olan karın ve perine kaslarını güçlendirir.
  • Gebelikte bozulmuş olan beden imajının düzelmesini sağlar.
  • Bel ağrılarını ve olası damar sorunlarını önler.
  • Fazla yağların yakılmasına yardımcı
  • Göğüs şeklinin muhafaza edilmesini sağlar.
  • Psikolojik durumunun düzelmesine yardım

Lohusalık egzersizleri konusunda bilinmesi gereken önemli noktalar;

  • Egzersiz yaparken oda iyi havalandırılmalı, rahat elbiseler giyilmeli, mesane ve göğüsler boşaltılmalı.
  • Egzersizlere doğumdan 6 hafta sonra başlanmalı.
  • Pelvik taban egzersizlerine (Kegel) 6 hafta sonra başlanabilir.
  • Her egzersize günde en az iki kez (sabah-akşam) olmak üzere iki tekrarla başlanmalı,
  • Egzersizler yavaş ve ani hareketlerden kaçınarak yapılmalı, bir egzersiz aşaması tolere edilince diğerine geçilmeli.

Lohusalık komplikasyonu;

Kanama; Normal bir doğumdan sonra 500 ml kanama anormal kabul edilir. Bu tür kanamanın nedeni atoni denilen, doğumdan sonra rahmin kasılmaması, dolayısıyla da açıkta olan damarların kapanmaması durumudur. Kısa zamanda aşırı kanama olursa bu, çok ciddi ve hayati bir durumdur. Bu durmda acil olarak doktora görünmekte fayda vardır.

Emboli; Lohusalık komplikasyonlarından bir diğeri de amniyon sıvı embolisi. Bebeğin amniyon sıvısının annenin kan dolaşımına geçmesi, oradan da akciğerlere ve beyne giden damarları tıkamasıdır. Tanı ve tedavisi zordur bu yüzden bu dönemde rutin kontroller önemlidir.

Lohusalık humması; Doğumdan sonraki ilk 24 saatte ortaya çıkar. Yüksek ateşle kendini gösterir. Üreme, idrar yolları ve memelerin enfeksiyon kapması nedeniyle olur. En sık görülen enfeksiyon ise endomerit denilen, rahim içi enfeksiyonudur. Genellikle 3. günde meydana gelir, ateş 40 derecenin üstüne çıkar. Löşi kötü kokulu olur. Antibiyotik tedavisi ile birlikte dinlenmek gereklidir.

İdrar yolları enfeksiyonu; Genelde 2. ya da 3. günde belirtiler ortaya çıkar. Vajinada olan yaralar idrar yolu enfeksiyonu için riski arttırır. İdrara çıktığında yanma olması, kasık ve bel ağrıları, yüksek ateş hastalığın en önemli göstergeleridir.

Paylaşın

Disfaji (yutma güçlüğü) nedir? Tedavisi

Yiyecek ve içeceklerin ağızdan mideye geçmesi sırasında yani yutulmasında yaşanan güçlüğü ifade eden Disfaji (yutma güçlüğü), genellikle boğazınız veya yemek borunuzla ilgili bir sorunun işaretidir. Disfaji, her yaşta ortaya çıkabilen bir sağlık sorunudur.

Boğaz veya yemek borusunun düzgün çalışmasını önleyebilecek birçok farklı sorun vardır. Bunlardan bazıları küçük, diğerleri daha ciddidir. Bir veya iki kez yutmakta zorlanıyorsanız, muhtemelen tıbbi bir sorununuz yoktur. Ancak düzenli olarak yutmada sorun yaşıyorsanız, tedaviye ihtiyaç duyan daha ciddi bir sorununuz olabilir.

Nedenleri;

  • Yutma işleminde görev alan ağız, dil, damak, yutak ve yemek borusundan herhangi birini veya birden fazlasını etkileyen enfeksiyonlar, tümörler, metabolik hastalıklar, nörolojik durumlar ve doğumsal faktöler
  • Sağlıksız dişler, uygun olmayan takma dişler,
  • Reflü
  • Beyin ve sinir sistemi hastalıkları,
  • Soğuk algınlığı sayılabilir.

Yutma güçlüğü birkaç aydan daha uzun süredir devam ediyor giderek şiddetleniyorsa ve bu duruma ağrı, ses kısıklığı ve öksürük eşlik ediyorsa yutak bölgesi, dil ve gırtlak bölgesinin iyi huylu ve kötü huylu tümörlerini işaret edebileceğinden asla ihmal edilmemelidir.

Belirtileri;

  • Yiyecek ve içecekleri yutarken boğazda takılması hissi,
  • Boğaz ve göğüste rahatsızlık hissi,
  • Tükürükte artış
  • Boğazda yabancı cisim hissi
  • Öksürük ve boğulma hissi sayılabilir.

Eğer yutma güçlüğü inatçı ise ve nedeni bilinmiyorsa bir kulak burun boğaz uzmanına başvurulmalıdır. Endoskopla yapılan muayenede dilin arka bölümün, boğaz ve larenks incelenir. Sonrasında yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağının incelemesini gerektiren bir durum varsa mide ve barsak hastalıkları uzmanı tarafından muayene gerçekleştirilir.

Teşhisi;

Disfaji ile ilişkili belirtiler yaşanması durumunda, nedeni belirlemek için çeşitli testler yapılabilir. Bu testler şunları içerebilir:

  • Sineradyografi; İç vücut yapılarının kamera yardımıyla görüntülendiği bir görüntüleme testi. Test sırasında, hastanın baryum preparatı yutması istenir. Özel bir röntgen cihazı yardımıyla baryumun yemek borusundaki hareketlerine ait video kaydı oluşturulur. Bu test, genellikle konuşma ve yutma uzmanı bir sağlık profesyoneli rehberliğinde gerçekleştirilir.
  • Üst endoskopi; Endoskop adı verilen ve ucunda ışıklı kamera bulunan esnek, dar bir tüp ağız ve boğaz yoluyla yemek borusuna geçirilir. İşlem sırasında boğaz ve yemek borusunun görüntüleri monitöre yansıtılır.
  • Manometri; Bu test, özofagusa ait kasılmaların ve alt uçtaki kapak gevşemesinin zamanlama ve gücünü ölçer.
  • Reflü testi; Tıbbi adı empedans ve pH testi olan bu yöntem, reflüye bağlı asit geri akışının tespiti için yapılır.

Tedavisi;

Disfaji tedavisi, altta yatan nedene ve problemin tipine bağlı olarak değişiklik gösterir. Yutma güçlüğü bazen herhangi bir tedavi yapılmadan da kendi kendine geçebilir. Karmaşık yutma problemlerinin tedavisi ise bir ya da daha fazla uzman doktor tarafından yönetilir.

Oral ya da faringeal disfaji genellikle nörolojik problemlerden kaynaklandığı için, başarılı bir tedavi sağlamak zordur. Bununla birlikte parkinson hastalığı nedeniyle disfajisi olan hastalarda, ilaçlara iyi yanıt alınabilir. Oral ve faringeal yutma güçlüğü tedavisinde şu yöntemler kullanılır:

  • Yutma terapisi; Yutma terapisi, bir konuşma ve dil terapisti rehberliğinde yapılır. Hastaya etkili yutma için yeni yollar öğretilir. Ayrıca fizik tedavi ile zayıf kasların güçlendirilmesi hedeflenir.
  • Diyet; Bazı yiyecek ve sıvıların veya kombinasyonlarının yutulması kolaydır. Yutması en kolay yiyecekler tercih edilir. Bu esnada dengeli bir diyet yapılması önemlidir.
  • Tüpten besleme; Hastada zatürre, yetersiz beslenme veya sıvı – elektrolit dengesizliği riski varsa, bir burun tüpü (nazogastrik tüp) veya PEG (perkütan endoskopik gastrostomi) ile beslenmesi gerekebilir. PEG tüpleri doğrudan mideye cerrahi yolla takılır ve karına açılan küçük bir delikten geçer.

Genel olarak özofageal disfaji için ise cerrahi girişim gerekir. Bu amaçla kullanılan yöntemler şunlardır:

  • Dilatasyon; Yemek borusunda darlık varsa küçük bir balon yardımıyla dilatasyon adı verilen genişletme işlemi uygulanır. Uygulama, balonun yemek borusuna yerleştirilip şişirilmesiyle gerçekleştirilir.
  • Botoks (Botulinum toksini) enjeksiyonları; Yemek borusundaki kaslarda gevşeyememe sorunu varsa (Akalazya) botoks tedavisi kullanılabilir. Botulinum, kasılmış kasları felç ederek daralmayı azaltan güçlü bir toksindir.

Disfaji kanserden kaynaklanıyorsa, hasta tedavi için onkoloğa yönlendirilir. Tedavide tümörün cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir.

Paylaşın

Dermabrazyon nedir, ne işe yarar, nasıl yapılır?

Plastik rekonstrüktif cerrahide çok uzun yıllardan beri uygulanan Dermabrazyon, yani zımpara yöntemi, derideki düzensizliklerin, dikiş izlerinin ve kırışıklıkların azaltılması amacıyla özel bir motora bağlı olarak çalışan zımpara uçlar ile derinin mekanik olarak soyulması işlemidir.

Dermabrazyonda yapılan soyma işlemi derin bir soymadır ve derinin üst tabakasının (epidermis)  tamamı,  alt tabakasının (dermis) ise bir kısmı mekanik olarak soyulmaktadır. Alt tabakanın kalan kısmındaki hücreler vasıtasıyla deride yenilenme gerçekleşir.  Böylece yeni oluşan deri daha pürüzsüz ve homojen renge sahip olur.

Dermabrazyon uygulamaları;

Mikrodermabrazyon Uygulaması; Mikrodermabrazyon, alüminyum oksit mikrokristalleri püskürten yüksek basınçlı cihazlarla cildin üst tabakasının soyulması işlemidir. Bu süreçte derinin altındaki sağlıklı doku aşama aşama ortaya çıkarılır. Böylece çok daha sağlıklı ve canlı bir cilt elde edilir. Birer hafta ara ile yapılması gereken seansların sayısı derinin durumuna göre değişiklik gösterir.

Salabrazyon Uygulaması; Salabrazyon, vücuttaki bir dövmenin çıkarılması amacıyla dövme üzerinde Dermabrazyon uygulanarak bu bölgenin üzerine sofra tuzu bırakılması ve boyanın çıkarılması işlemidir. Bu süreçte tuz bu bölge üzerinde ne kadar uzun süre kalırsa işlem o kadar başarılı olur. Ancak yara izi kalma riski arttığı için işlemin muhakkak bir uzman tarafından yapılması gerekir.

Dermabrazyon öncesi öneriler nelerdir?

  • İşlemden en az 7-10 gün önce sigara kesilmelidir
  • İşlemden 7-10 gün önce aspirin gibi kanı sulandırıcı ilaçlar kesilmelidir. Sürekli ilaç kullananlar kardiyoloji hekimlerine danışmalıdır
  • İsoTretinoin ( A vit) kullanan kişiler, en az 6 ay öncesinde ilaç tedavisini kesmiş olmalıdır
  • İşlem lokal veya bazen genel anestezi altında yapılacağından doktorunuzdan ameliyat öncesi hazırlıkları sorunuz
  • Yüzünde uçuk (herpes simplex enfeksiyonu) öyküsü bulunanlar, günde üçe bölünmüş halde 2400 mg toplam doz asiklovir tedavisine başlamalıdırlar

Dermabrazyon kimlere yapılmamalıdır?

  • Dermabrazyon her yaş gurubunda uygulanabilir
  • Yaşlılarda iyileşme daha zor ve geç olur
  • Koyun tenli kişilerde iz kalma riski daha yüksek olur. Dikkatli olunmalıdır
  • Yüzünde veya işlem uygulanacak bir başka bölgede cilt enfeksiyonu, şüpheli cilt lezyonu, cilt kanseri,uçuk gibi patolojiler olan kişilerde uygulanılmamalıdır
  • Aktif sivilceleri olan kişilerde uygulanmamalıdır
  • İsotretinoin kullananlarda kullanılmamalıdır
  • Güneşe ya da çeşitli maddelere alerjisi olanlarda dikkatli olunmalıdır
  • Yaz aylarında uygulanması genelde tercih edilmemelidir. İstenmeyen izler bırakabili.

Dermabrazyon işlemi nasıl yapılır?

Dermabrazyon, uygulanacak alanın genişliğine bağlı olarak lokal veya genel anestezi altında yapılabilir. Genellikle sadece problemli bölge değil, problemli bölgeyi içeren yüz bölümünün tümüne dermabrazyon uygulanır. Örneğin, alında küçük bir iz için tüm alına dermabrazyon uygulanması gerekir. Bundaki amaç ton farkı oluşmasının önlenmesi ve homojen bir görünüm sağlanmasıdır.  İşlem yaklaşık 1-1.5 saate kadar sürer. Birden fazla seans uygulama gerekebilir.

Uygulama, ucunda elmas veya tel zımpara bulunan taşı hızla çeviren bir motor yardımıyla yapılır. Uygulamadan sonra deride şişlik oluşabilir. Hasta özellikle sert gıdaları çiğnerken ağrı duyabilir. Şişlikler birkaç günle bir hafta arasında geriler. Uygulama alanında kabuklanma olabilir. Erkeklerde, birkaç gün tıraş olunmaz. Yara iyileştikten sonra da ilk günlerde makine ile tıraş tavsiye edilir.

Dermabrazyon sonrası iyileşme nasıl olur?

İşlem sonrasında, işlem uygulanan alanda özel pomadlar içeren nemli bezler bulunur. Oluşan şişlik ve ağrı için çeşitli ilaç ve pomadlar kullanılır. Cilt yenilemesi gerçekleşince, 7-14 gün içinde bu bez kaldırılır ya da kendi düşer. Açığa çıkan tam iyileşmemiş olan cilt daha hassas ve kızarık renkli bir cilttir. Bu kızarıklık 4-6 hafta, bazen daha uzun sürebilir. Yeni cildin oluşması 3 ayı bulabilir. Bu süre içinde ve sonrasında 1 yıla yakın süre güneşten korunmak çok önemlidir. Birkaç seans halinde tedavi tekrarı gerekebilir.

Dermabrazyon sonrası öneriler nelerdir?

  • İşlem sonrası çeşitli ağrı kesici, kaşıntı giderici, nemlendirici ilaç ve pomadlar verilir
  • 2-3 hafta boyunca içki ve sigara kullanılmamalıdır (yara iyileşmesi bozulmaması ve kızarıklığın artmaması için)
  • Yüz bölgesi uygulamalarında erkekler birkaç gün tıraş olmamalı ve takibinde makine kullanmalıdır
  • Güneşten korunma ve güneşten koruyucu krem kullanımı en az 1 yıl boyunca önemlidir.
Paylaşın

Demans (Bunama) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Yaşlılarda sık görülen Demans ya da yaygın adıyla Bunama, kişinin bilişsel işlevlerinde, daha önce edindiği işlev düzeyine göre kötüleşme durumudur. Ayrıca, davranış bozuklukları, sosyal ve mesleki aktivitelerde bozulmalar. Demans, ilerleyici ve ölümcül bir hastalıktır.

Demansın en sık görülen nedeni, tüm demans hastaların en an yarısının muzdarip olduğu Alzheimer hastalığıdır. Bununla birlikte, beyni zayıflattığı için demans hastalığına yol açan 200 farklı hastalık vardır. Alzheimer hastalığının yanı sıra vasküler / kan dolaşımına bağlı demans hastalığı sıklıkla görülürken örneğin Lewy body demans hastalığı, Parkinson’a bağlı demans hastalığı ve frontotemporal demans hastalığı nadir görülür.

Demans riski yaşlılıkla birlikte artar ve bir hastalıktan kaynaklanmaktadır. Demansın yaşlılığın doğal bir sonucu olduğu bir efsanedir. Demans hastalığı belirtileri olan hastalıklardan sadece pek azı tedavi edilebilmektedir. Ancak hastalıklardan bazıları önemli veya daha az derecede tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle, demansa hangi hastalığın yol açtığı ve tedavi için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğinin tam olarak açıklanması önemlidir.

Belirtileri;

Demans hastalığı olan insanların çoğu unutkanlık ve hafıza sorunlarından muzdariptir; ancak diğer zihinsel beceriler de etkilenmektedir. Bunlara örnekler:

  • Girişim ve eylem gücü
  • Kelimeleri bulma ve cisimleri adlandırma kabiliyeti
  • Yol bulma kabiliyeti (yön kestirme yeteneği)
  • Hesap yapma kabiliyeti
  • Kavrama ve sorun çözme
  • Kişilerin adını hatırlama kabiliyeti

Demans hastalığında diğer insanlarla karşılıklı etkileşim de değişebilir. Sosyal beceriler ve duygusal yaşam değişebilir ve kişilik etkilenebilir. Bu, demans hastası bir kişinin diğer insanlarla karşılıklı etkileşimi kavramada zorluk çekmesi ve başkalarıyla empati kurma yeteneğini kaybetmesi anlamına gelmektedir. Çoğu kez durum bilinci de azalır. Tüm insanlar zaman zaman hafızalarının çalışmaması veya bir olayı ilk bakışta kavrayamama durumu ile karşı karşıya gelebilirler. Ancak sorunlar, demans hastalığı şüphesi için neden ortaya çıkmadan, günlük yaşamı kendi kendine yürütebilmesi için gerekli becerileri etkileyecektir.

Demansın evrelere göre belirtileri;

Demans hastaları genel olarak erken, orta ve ileri olmak üzere üç evreye ayrılır. Hastalar zaman içerisinde erken evreden ileri evreye ilerlerler.

Erken evre; Demansın erken evresi genellikle göz ardı edilir çünkü çok yavaş ilerler. Yaygın semptomlar aşağıdakiler gibidir:

  • Unutkanlık
  • Zamanı takip edememek,
  • Tanıdık yerlerde kaybolmak

Orta evre; Demans orta aşamaya ilerledikçe, işaretler ve semptomlar daha belirgin ve kısıtlayıcı hale gelir. Bu semptomlar

  • Son olayları ve insanların isimlerini unutmak
  • Evde kaybolmak
  • İletişim konusunda artan zorluklarla karşılaşmak
  • Kişisel bakım konusunda yardıma ihtiyaç duymak
  • Gezinme ve tekrarlayan sorgulama dahil olmak üzere davranış değişikliklerinin yaşanması olarak sıralanabilir

Geç evre; Demansın geç evresi toplam bağımlılığa ve hareketsizliğe yakındır. Hafıza bozuklukları ciddi ve fiziksel belirti ve semptomlar daha belirgin hale gelir. Belirtiler şunları içerir:

  • Zaman ve mekandan habersiz olmak
  • Akrabaları ve arkadaşları tanımakta güçlük çekmek
  • Kişisel bakımda yardımsız yapamamak
  • Yürüme zorluğu
  • Saldırganlığı artırabilen davranış değişikliklerinin yaşanması

Teşhisi;

Demans tanısı, hastanın iyi bir mental ve fiziksel muayenesi ve yakın bir akraba ya da arkadaşından kişinin geçmişi ile ilgili bilgi alınması sonrasında muayene eden doktorun deneyimini ve diğer verileri (MR, BT görüntüleri, nöropsikolojik testler, gerekirse beyin omurilik sıvısının incelenmesi) kullanarak koyduğu klinik bir tanıdır. Demans tanısı konduktan sonra da hangi tip demans olduğunun ayırıcı tanısının yapılması hem hastalığın gidişi hem de tedavisi açısından önem taşımaktadır.

Tedavisi;

Tedavi olanakları, demansa hangi hastalığın neden olduğuna bağlıdır. Hasta ve yakınlarının bilgilendirilmesi ile birlikte pratik destek ve hafifletme tedavinin en önemli unsurlarıdır. Doktorlar 90’lı yılların sonlarından itibaren, diğerlerinin yanı sıra Alzheimer hastalığı semptomlarını da geçici olarak azaltan ilaçları yazabilmektedir. Beyinde kan pıhtılaşmasına neden olabilecek vasküler demans hastalığında tedavi, daha fazla kan pıhtısının oluşmasının önlenmesine yöneliktir.

Önlemleri;

  • Düzenli egzersiz
  • Diğer medikal hastalıkların takibi
  • Yıllık influenza aşısı, 5 yılda bir pnömokok aşısı
  • Ağız ve diş hijyeni
  • Gözlük gereksinimi
  • İşitme problemleriyle başa çıkma
  • Beslenme desteği
  • Su ihtiyacının karşılanması
  • Deri bakımı
Paylaşın

Dehidrasyon nedir? Belirtileri, Tedavisi

Sıvı kaybı olarak da tanımlanan dehidrasyon, son derece önemli, ciddiye alınması gereken ve vücut sağlığını riske atabilecek sonuçlar doğuran bir problemdir. Hafif boyutta seyreden dehidrasyon kolaylıkla telafi edilebilir. Ancak şiddetli boyutlara ulaşan dehidrasyon organ yetmezliği ve bilinç kaybı gibi ciddi sorunlara yol açabilir.

Genel geçer bilgilere baktığımızda, her insanın günde yaklaşık 2,5 – 3 litre su tüketmesinin tavsiye edildiğini görüyoruz. Ancak esasen bu miktar, her insanın vücut ağırlığına ve beden kitle endeksine göre farklılık gösterebilir. Beslenme uzmanları, kişilerin sahip olduğu her bir kilo için 25 – 30 ml su tüketmesini tavsiye eder. Örneğin 80 kilo ağırlığında bir insanın günlük tüketmesi gereken su miktarı ortalama 2,4 litredir.

Dehidrasyon genellikle yaşlılarda ve çocuklarda görülmektedir. Bu kişiler dehidrasyona karşı daha hassastır. Olası bir riski önlemek adına gerekli tedbirler alınmalıdır. Yaz ayları geldiğinde daha sık görülen dehidrasyon, açık hava sporlarında da yaşanabilir. Bu durumu tetikleyen birçok faktör vardır. Pek çok kişi sadece terleme ile su kaybedildiğini düşünse de dehidrasyonu oluşturan çeşitli nedenler vardır.

Gebelikte dehidrasyon oluşması anne adayını endişeye düşürmektedir. Anne için su çok önemli bir maddedir. Bebeğin gelişimi su ile desteklenmektedir. Amniyotik kese için de önem arz eden su, plasentanın gelişmesinde etkilidir. Anne adaylarının stresli günler yaşamaması için günlük su tüketimine önem vermesi tavsiye edilir.

Aşağıdaki durumlarda sıvı kaybı meydana gelir;

  • Urinasyon
  • Kusma veya diyare
  • Terleme
  • Solunum, özellikle hızlı hızlı nefes alıp verme
  • Sıcak veya nemli havalarda aşırı yorulmak
  • Ateş

Belirtileri;

  • Azalan kan hacminden dolayı hızlı kalp atışı yaşanır
  • Deri gözenekleri kapandığından vücut ısısı artar
  • Ciddi şekilde yorgunluk hissedilir
  • Sporcularda kramplar meydana gelir
  • Ağızda oluşan kuruluk ve dilin yapışması
  • Koyu renkli idrar, beraberinde yaşanan kabızlık
  • Şiddetli şekilde hissedilen baş ağrısı
  • Uyku hali, baş dönmesi ve gergin ruh hali
  • Tansiyon düşüklüğü dehidrasyon belirtileri arasındadır

Sıvı kaybı nasıl önlenir?

Bedeninizi sağlık sorunlarından korumak için beslenmenize dikkat etmelisiniz. Hangi doktora giderseniz gidin tüm rahatsızlıkların tedavisi için öncelikle size bol su içmenizi önerecektir. Çünkü su vücudunuzu aktif hale getiren ve enerji veren bir maddedir. Dehidrasyonu önlemek için yola bol su tüketerek çıkabilirsiniz.

  • Eğer hastalık nedeniyle sıvı kaybı yaşıyorsanız, bu günlerde asitli ve şekerli gıdalardan uzak durmalısınız
  • Yürüyüş ve spor öncesinde su tüketmelisiniz. Gideceğiniz ortama uygun kıyafetler seçerek sıvı kaybını önleyebilirsiniz
  • Çanta taşımanız gerekiyorsa, ağırlığı en az seviyeye getirmelisiniz
  • Her öğünde mutlaka sağlıklı sıvılar tüketmelisiniz. Ayran, çorba, taze meyve suyu ve su olabilir
  • Güneşin etkilerinden kendinizi korumayı unutmayın. Çok rüzgarda ve güneşte kalırsanız su kaybı daha yoğun hissedilir
  • Hamilelik döneminde yaşanan bulantılar, sıvı kaybını tetikler. Kusma sonrasında su içmelisiniz. Bu dönemde gün içinde mutlaka süt içmelisiniz. Süt hem bebeğin hem de sizin için önemli bir sıvı olmaktadır

Tedavisi;

Dehidrasyon tedavisine başlayan bir hastada öncelikle kaybedilen sıvı ve elektrolitler karşılanır. Çok şiddetli yaşanan dehidrasyon durumunda vakit kaybetmeden önlem alınır. Bu noktada aile hekiminiz veya dahiliye uzmanı ile görüşebilirsiniz. Kaybedilen sıvı, hastaya damar yoluyla verilir ve bir süre gözlem altında tutulur. Hastanın sıvı değeri normal rakamlara ulaştığında hasta taburcu edilir.

Dehidrasyonun şiddeti yapılan kan ve idrar testinin sonucuna göre belirlenir. Sonuç doğrultusunda doktorun uygun gördüğü tedavi yöntemi uygulanır. Bebek ve çocuklarda yaşanan dehidrasyon için içilebilen sıvı takviyeleri uygulanır. Bu takviyeler eczanelerde de satılmaktadır. Bebeklerde emzirme de etkili sonuç verecektir. Anne sütü ile sıvı kaybı önlenebilir.

 

Paylaşın

Zeka Geriliği (Debilite) nedir? Tedavisi

Zihinsel süreç dediğimiz, akıl yürütme, dikkat, algı, hafıza, problem çözme, muhakeme gibi becerilerde ortalamanın oldukça altında kalma durumuna Zeka Geriliği (Debilite) denilmektedir. Zeka Geriliğinin görülme sıklığı tüm toplumda % 1’dir.

Farklı bir tanımla, Zeka Geriliği, kişinin zihinsel becerilerinin yaş ortalamasının altında olması, buna bağlı olarak standart eğitim sisteminin beklentilerini karşılama konusunda sıkıntı yaşaması durumudur. Zeka geriliği herhangi bir konudaki beceriksizliğe verilen isim değil; zeka katsayısının düşük olması durumudur.

Belirtileri;

Zeka geriliği ilk yıllardan itibaren düzeyine (hafif, orta, ağır) bağlı olarak farklı yoğunlukta belirtiler gösterir. Gelişim basamaklarında gecikmeler görülür. Zeka geriliği olan çocuklar, yaşlarına uygun düzeyde öğrenmeleri gereken şeyleri öğrenmekte, öğrendikten sonra hatırlamakta, dikkatlerini yaşlarına uygun düzeyde odaklamakta zorlanırlar. Sosyal yaşamda kendilerinden yaşça daha küçük çocuklarla iletişim kurmayı, oynamayı tercih ederler. Bazılarında önemli uyum ve davranış problemleri görülebilir. Başka bir deyişle bilişsel, dil, motor ve sosyal yetilerde yaşın gerisinde gelişim söz konusudur.

Nedenleri;

  • Doğum öncesi nedenler: Kalıtım en önemli etkendir. Ailede zekâ geriliği tanısı olan bir bireyin varlılığı riski artırır. Buna ek olarak kromozomal bozukluklar (Down Sendromu gibi), metabolik bozukluklar (hipotiroidi gibi), annenin gebelikte geçirdiği enfeksiyonlar (kızamıkçık, toksoplazmosis gibi) veya diğer gebelik faktörleri (alkol ve madde kullanımı, yetersiz beslenme, plasenta sorunları gibi) zekâ geriliğine neden olabilmektedir.
  • Doğum sırasındaki nedenler: Erken doğum, düşük doğum kilosu, doğum travmaları (mor doğum gibi), doğum sırasında bulaşan enfeksiyonlar zekâ geriliğine neden olabilmektedir.
  • Doğum sonrasındaki nedenler: Travma, doğum sonrası enfeksiyonlar, uyaran eksikliği, yetersiz beslenme zekâ geriliğinin nedenleri arasında sayılmaktadır.

Türleri;

DSM 5 Tanı Ölçütleri El Kitabı’na göre,  hafif, orta, ağır ve ileri derecede zeka geriliği türleri vardır.

Hafif (IQ 50-55’ten 70’e kadar); Zeka geriliği olan insanların % 85’i hafif kategorisindedir.

Kavramsal alan: soyut düşünme, işlevsel beceriler, bilişsel esneklik ve kısa süreli hafıza az miktarda etkilenir.

Sosyal alan: kişiyi manipüle edilme riski altında bırakan olgun olmayan sosyal etkileşim gerçekleşir.

Pratik alan: günlük işler sırasında izleme, rehberlik ve yardıma ihtiyaç duyulur. Bu yardım, özellikle stresli durumlarda çok önemlidir.

Biraz daha yaşları büyüyene kadar ortalama bir çocuktan farksızmış gibi görünebilirler.

Orta (IQ 35-40’tan 50-55’e kadar); Zeka geriliği olan insanların % 10’unu oluşturur.

Kavramsal alan: günlük aktiviteleri tamamlamak için devamlı olarak yardıma ihtiyaç duyulur. Bazı sorumluluklarının diğer insanlar tarafından yerine getirilmesi gerekebilir. Orta dercede bir izleme ile kendi bakımları için ne yapmaları gerektiğini öğrenebilirler. Beceri gerektirmeyen işleri yapabilirler ama yine de her zaman gözlenmeleri gerekir.

Sosyal alan: sözel olarak iletişim kurarken dilleri engeli olmayan insanlara göre daha az zengindir. Bu da sosyal alt mesajları doğru yorumlayamadıkları ve yeni ilişkiler kurmada başarısız oldukları anlamına gelir.

Pratik alan: destek ve devamlı yol gösterme ile bazı becerilerini geliştirebilirler.

Ağır (IQ 20-25’den 35-40’a kadar); Zeka geriliğine sahip insanların % 3 – % 4’ü ağır zeka geriliğine sahiptir.

Kavramsal alan: özellikle rakamsal kavramları anlamaları çok sınırlıdır. Birçok alanda sürekli desteğe ihtiyaç duyarlar.

Sosyal alan: sözel anlatımları çok temeldir, cümlelerinin yapısı çok basittir ve kısıtlı bir kelime dağarcıkları vardır. Çok basit bir iletişim kurarlar ve sadece şimdiki zamanla sınırlıdırlar.

Pratik alan: günlük işler için sürekli olarak gözlemlenmeleri gerekir.

Şiddetli (IQ 20-25); Bu grup çok azınlıkta olsa da (% 1 – % 2), birçoğu tanımlanmış nörolojik bir hastalıkla ilişkilidir.

Kavramsal alan: net olarak etki altındadır. Sadece fiziksel dünyayı anlarlar ve sembolik şeyleri anlamazlar. Yol gösterme ile, bir şeyi işaret etme gibi temel beceriler kazanabilirler. İlgili motor ve duyusal zorluklar nedeniyle objelerin işlevsel kullanımı sağlanamaz.

Sosyal alan: sözel ve jeste bağlı iletişimleri tutarsızdır. Kendilerini çok temel, basit ve çoğunlukla sözsüz bir şekilde ifade ederler.

Pratik alan: tüm alanlarda tamamen başkasına bağlıdırlar. Eğer hiç motor ya da duyusal bozuklukları yoksa çok temel bazı aktivitelerde bulunabilirler.

Eğer zeka geriliğine sahip insanlar için daha kolay ve ulaşılabilir bir çevre yaratmak istiyorsak herkesin bu konuya destek vermesi gereklidir. Aksi taktirde, bu çevresel sınırlamalar sadece onların halihazırda sahip olduğu kısıtları artırmaktan başka bir şey yapmayacaktır.

Her şeyden önce karşımızdaki insanın engelinden çok bir insan olduğunu unutmamalıyız. Bu engele sahip olan insanların da duyguları hayalleri ve tıpkı bizim gibi topluma katacakları bir şeyler vardır.

Tedavisi;

Zeka geriliğini gidermeye yönelik doğrudan bir tedavi yoktur ancak zeka geriliğinin sebep olabileceği olumsuzlukları aza indirmenin çeşitli yöntemleri vardır. Bunlardan en önemlisi de özel eğitimdir. Erken uyaran eğitimi ve kişiselleştirilmiş özel eğitimlerle zeka geriliği olan çocuğun desteklenmesi gerekmektedir.

Yaşama dair temel ihtiyaçların karşılanabilmesi konusunda, zeka geriliğinin derecesi göz önünde bulundurularak kişiselleştirilmiş eğitimler tercih edilmelidir. Varsa ruhsal bozukluklara karşı psikolojik tedavi ve zeka geriliği ile birlikte görülme olasılığı yüksek olan dikkat eksikliği tedavisi uygulanabilir. Elbette tüm bunlar zeka geriliğini tedavi etmez; zeka geriliği ile birlikte görülen diğer problemleri tedavi eder.

Unutmayın: Normal zeka, parlak zeka veya üstün zekalı insanlar da zeka potansiyelinin tamamını kullanamamaktadırlar. Dolayısıyla, zeka geriliği olan birisi de tıpkı normal veya üstün zekalılar gibi beyin egzersizleri yaparak potansiyelini en iyi şekilde kullanmayı hedefleyebilir. Beyin egzersizleri, zeka oyunları, özel eğitim ve benzeri çalışmalarla zeka geriliği olan çocukların hayata tutunmaları desteklenebilir.

 

 

Paylaşın

Renk Körlüğü (Daltonizm) nedir? Belirtileri, Tedavisi

Renk Körlüğü (Daltonizm), görme merkezinde bulunan özel bir pigment molekülünün olmaması veya gerektiğinden az olması durumudur. Bu eksiklik sebebiyle, hasta çevresindeki renkleri doğru bir şekilde ayırt edemez. Renk Körlüğü olan kişiler, kırmızı, yeşil ve mavi renklerden bir veya birkaçını ayırt edememektedir.

Kadınlardan fazla erkeklerde görülen, oldukça yaygın bir durumdur. Kadınlarda yüzde 0,6–0,8 oranında rastlanılmasına rağmen bu oran erkeklerde yaklaşık yüzde 10 dur. Her 20 erkekten ve her 200 kadından birinde vardır. Çoğu renk körü olduğunu kendiliğinden fark etmez.

Belirtileri;

Renk körlüğünün yaygın türü olan kalıtsal renk körlüğünde yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı, aynı biçimde algılanır ve ayrı renkler ancak yoğunluklarıyla ayırt edilebilir. Bu bozukluk doğuştan geldiğinden renk körleri zamanla belirli tonları ayıracak hale gelebilirler. Renk körlüğünün ender görülen ve ciddi olan türünde ise görüş bozukluğu ilerleyicidir ve hasta her şeyi siyah – beyaz görür.

Renk körlüğü günlük yaşamda önemli bir sorun oluşturmaz, ama hasta, renklerle ilgili belirli işlerde çalışamaz. Kırmızı – yeşil renkler bütün dünyanın kara ve deniz işaretlerinde yaygın olarak kullanıldığından, renk körleri sürücülük ve denizcilik yapamazlar. Bu renklerde önemli uyarılar yapıldığından, görülmemeleri yaşamsal tehlike oluşturabilir.

Teşhisi;

Renk körlüğünün teşhisinde kullanılan birçok yöntem bulunmaktadır. Kullanılacak yöntemler, hastanın renk körlüğünü açığa çıkarmaya ve renk görme eksikliğinin ne seviyede olduğunun belirlenmesine yardımcı olacaktır.

Ishihara testi, Farnsworth testi, Munsell D-15 testi, Farnsworth Lantern testi gibi birçok test, renk körlüğünün teşhisinde kullanılmaktadır. Renk körlüğünü saptamak için özel olarak hazırlanmış İshihara Testi, en yaygın kullanılan teşhis yöntemidir.

Aydınlatması iyi olan bir yerde, hastadan testte gördüğü şekil ve sayıları anlamlandırması istenir. Eğer bir renkte eksiklik tespit edilirse, daha detaylı testlerin yapılması da gerekmektedir. Bu testlerin göz doktorları tarafından yapılması, daha doğru bir tanı konmasına yardımcı olacaktır.

Tedavisi;

2009 yılında ABD’de gerçekleştirilen bir çalışma ile maymunlarda renk körlüğü problemi gen tedavisiyle düzeltilmiştir. Ancak insanlarda henüz gen tedavisi gerçekleştirilememektedir. Grafik tasarımı, ince elektronik işler, cerrahi gibi meslekleri icra etmede renk körleri zorluklar yaşayacaklardır. Ama bunun dışındaki mesleklerde ve günlük hayatta renk körleri fazla zorluk çekmezler.

Renk körleri için üretilmiş renkli kontakt lensler ve gözlükler mevcuttur. Göz doktorunuz size bu kontakt lens ve gözlüklerin deneme setinden farklı renkleri denetir. Hangi renge sahip kontakt lens veya gözlükle renkleri daha iyi ayırt edebildiğiniz saptanır. Sonra da bu renkteki kontakt lens ve gözlüğü kullanmaya başlayabilirsiniz.

Paylaşın

Dakriyoadenit nedir? Belirtileri, Tedavisi

Yözyaşı kanallarının tıkanması durumunda Gözyaşı Kesesi iltihabı meydana gelebilmektedir. Dakriyoadenit, göz yaşı bezinin iltihaplanmasına verilen bilimsel isimdir. Hastalığın etkeni viral olabileceği gibi bakteriyel de olabilir.

Gözyaşı kanalları gözyaşlarının gözden burun boşluğuna iletilmesi işlevini yerine getirmektedir. Gözyaşı kesesi iltihabı durumunun sıkça çocuklarda görüldüğü bilinmektedir. Gözyaşı kesesi iltihabı genel olarak burun, burun polipleri ve sinüs enfeksiyonları sonucunda meydana gelmektedir. Tüm bunların yanı sıra gözyaşı kesesi iltihabı genetik nedenler sonucunda da meydana gelebilmektedir.

Gözyaşı kesesi iltihabının her yaştan kişilerde görülebildiği bilinmektedir. Başlıca hijyen problemleri nedeniyle meydana gelebilmekte olan gözyaşı kesesi iltihabı özellikle çocuklarda sıkça görülmektedir. Göz ve göz çevresinin temiz tutulması gözyaşı kesesi iltihabına yakalanmamak için oldukça önemlidir.

Belirtileri;

Gözyaşı kesesi iltihabının bazı belirtileri dışarıdan görülebilecek durumda olmaktadır. Bu durum meydana geldiğinde çoğu kişide ortak belirtiler görülmektedir. Gözyaşı kesesi iltihabının başlıca belirtileri şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Göz kenarlarında şişme
  • Göz kenarlarında aşırı duyarlılık
  • Göz kenarlarında hissedilen şiddetli ağrı
  • Gözde kızarıklık

Gözyaşı kesesi iltihabı durumunu yaşamasına rağmen herhangi bir belirtinin görülmediği hastalar da olabilmektedir. Hiçbir belirtinin görülmemesi durumu oldukça tehlikelidir. Hiçbir belirti görülmediği için kişi muayene edilme gereksinimi duymaz ve iltihap önlenemez. Aynı zamanda belirtinin görülmediği durumlarda gözyaşı kesesi iltihabı durumu normalden daha şiddetli bir şekilde görülmektedir. Bu durumun görüldüğü hastalarda gözyaşı kesesi iltihabının kronik bir hale geldiği dahi görülebilmektedir. Bu nedenle hastaların çok ciddi belirtiler görmeseler dahi sürekli tetikte olmaları ve düzenli göz muayenelerine devam etmeleri önerilmektedir. Gözyaşı kesesi iltihabı erken teşhis edilip müdahale edilmediği takdirde cerrahi müdahale gerekebilmektedir.

Tedavisi;

Hiçbir belirtinin kesin bir şekilde görülmediği gözyaşı kesesi iltihabına sahip kişilerde, bu durum kronik bir hale gelebilmektedir ve tedavisi zorlaşabilmektedir. Bu sebeple kişinin sürekli kontrol halinde olması tavsiye edilmektedir. Göz bölgesinin hijyenik olması birtakım rahatsızlıklardan korunmanın en sık önerilen yoludur.  Burun veya solunum enfeksiyonuna yakalanan kişilerin ise göz çevresinin hijyeni konusunda çok daha fazla dikkatli olması gerekmektedir. Burun veya solunum enfeksiyonuyla birlikte yaşanması durumunda kişilerin gözyaşı kesesi iltihabının yaşandığını fark etmeleri oldukça zordur.

Gözyaşı kesesi iltihabı için uygulanmakta olan birçok tedavi yöntemi bulunmaktadır. Göz üzerine sıcak suya bastırılmış pamuk uygulaması uzmanlar tarafından tavsiye edilmektedir. Hastanın durumuna göre doktor tarafından antibiyotik kullanımı da önerilebilmektedir. Genel olarak doktor tarafından önerilen tedavi yöntemlerinin gözyaşı kesesi iltihabı üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Tedavi yöntemlerinin etkili olmaması durumunda ise gözde yağ kistleri oluştuğu takdirde cerrahi işlem uygulanması gerekebilmektedir. Cerrahi operasyonlar çok zorlu geçmemesine rağmen uzmanlara tarafından kişiye erken teşhisle diğer yöntemlerin uygulanması tercih edilmektedir. Bu nedenle kişinin gözünde herhangi bir belirtiyle karşılaşması durumunda mutlaka bir uzmana danışması gerekmektedir.

(Kaynak: esencanhastanesi.com.tr)

Paylaşın

Dupuytrens nedir? Belirtileri, Tedavisi

Genellikle 40 yaş üzeri erkeklerde rastlanan ve tüm parmakları etkileyebilen Dupuytrens, avuç iç derisinin hemen altında yer alan ve altından geçen tendon sinir ve damar yapıları için koruma görevi üstlenen yapının (fasya) anormal kalınlaşması ile meydana gelen bir durumdur. 

Genellikle ağrısız olmasına rağmen bazı kişilerde hafif sızı ve kaşıntı şeklinde yakınmalar görülebilir. Her ne kadar kesin olarak nedenleri kanıtlanamamış olsa da bazı etkenler suçlanmaktadır. Bunlar arasında alkol, şeker hastalığı, sigara, sistemik diğer hastalıklar, genetik geçiş, sürekli el travması olan bir işte çalışma sayılabilir.

Semptomları nelerdir?

Başlangıç sinsidir, avuç içinde özellikle 4 ve 5. parmaklar hizasında, oluşan ağrısız şişliklerle başlar. Giderek şişlik artarak bir bant şeklinde kalınlaşmaya başlar. Ciltte oluşan şişlik ve sertleşme arttıkça parmakların esnekliği etkilenir. Hasta avuç içini düz zemine koyduğunda , el ayası yere temas etmez ve kubbe şeklini alır.

Hastalık ilerledikçe tendonları, komşu damar ve sinirleride etkileyebilir. Hastanın parmağını açması giderek zorlaşır. Bu nedenle elini yıkaması, eldiven giymesi, alkışlaması ve nesneleri kavraması bozulur.

Tedavi seçenekleri nelerdir?

Parmakta gerginliğe ve hareket kısıtlılığına neden olmayan nodullere cerrahi gereksizdir. İlerlemeyi azaltmak için uygun hastalarda kortizon enjeksiyonu yapılabilir. Ama mutlaka doktor kontrolunde olunmalı ve parmakta açamama başladığı anda uygun cerrahi işlemle müdahale edilmelidir.

Hangi cerrahi yöntem en başarılıdır?

Birçok cerrahi yöntem tanımlanmış olup cerraha ve hastaya göre uygulanacak yöntem değişebilmektedir. Cerrahi müdehalede  geç kalındıkça, uygulanan cerrahi müdehaleden sonra hareketli parmak elde etme şansıda azalmaktadır.

Paylaşın